onedio
Doğum Sonrası Koca Şiddeti Spiker Kübra Eken'i Felç Etti
Gazeteci Kübra Eken doğum yaptıktan iki gün sonra beyin kanaması sonucunda felç kaldı. Eken, ifadesinde eşinin yumrukla kafasına vurduğunu ve bu yüzden beyin kanaması geçirdiğini söylediBaşarılı ekonomi gazetecisi Kübra Eken (30) doğum sonrası beyin kanamasına bağlı olarak felç geçirdi. Bilinci açılan Eken, ilk ifadesinde eşinden gördüğü şiddet sonucu beyin kanaması geçirdiğini söyledi. Eken, alfabedeki harfleri göstererek verdiği ilk ifadesinde eşinin başına yumrukla vurduğunu anlattı. Adli Tıp da darbı doğruladı. Bilgi Üniversitesi Psikoloji bölümünü bitiren Kübra Eken, İngiltere Bournemouth’da Uluslararası Gazetecilik dalında yüksek lisans yaptı. Beş dil bilen Eken, Londra’da Bloomberg TV’de işe başladı. Eken, 2010 yılında da Türkiye’de faaliyet gösteren bir televizyon kanalının Londra temsilciliğini üstlendi.Başarılı gazeteci Eken, 2011 yılında evlendikten sonra İstanbul’a yerleşti. Ancak Kübra’nın hayatı evlendikten sonra değişti. Kocasıyla sorunları olduğu için boşanmak isteyen Kübra hamile kalınca bu düşüncesinden vazgeçti. Sezaryanla bir kız çocuğu dünyaya getiren Kübra doğumdan iki gün sonra kocası Neptün Bülent Eken tarafından hastaneye kaldırıldı.İddiaya göre Eken herkese eşinin sezaryan sonucu beyin kanaması geçirdiğini söyledi. Kübra’nın annesi Nuran Yelkenci’nin anlatımlarına göre ise gerçek iki ay sonra ortaya çıktı. İddiaya göre, Kübra’yı ameliyat eden doktorun, Yelkenci ailesine, “Kızınız darp edilmiş, haberiniz yok mu?” demesi üzerine aile durumdan haberdar oldu. Doktorun hazırladığı darp raporu nedeniyle savcılık tarafından bir soruşturma yürütüldüğünü öğrenen aile hemen davaya müdahil oldu.‘Kafama vurdu’ dediYaklaşık 6 ay yoğun bakımda kalan Kübra bilinci kapalı olduğu için ilk duruşmada ifade veremedi. Doktorların “Yaşama ümidi çok az” dediği Kübra hayata tutundu ve bilinci açıldı. Yatağa mahkum olmasına rağmen ellerini kıpırdatmaya başlayan Kübra bir alfabe yardımıyla ailesiyle konuşmaya da başladı. Kübra ailesiyle yazışarak iletişim kurduğu alfabeyle duruşmaya katıldı ve yazarak ifade verdi.İlk olarak mahkeme başkanının, “Olay nasıl oldu” sorusuna cevap veren Kübra tek tek harflere dokunarak, “Kafama vurdu” yazdı. Hakimin, “Kim vurdu” sorusuna ise, “Neptün” yazan Kübra, “Neyle vurdu” sorusuna ise, “Yumrukla” cevabını verdi. Kübra daha önce darp edilip edilmediği sorusuna ise, “Hayır” cevabını verdi.Sanık koca Neptün Eken ise mahkemede verdiği ifadede suçlamaları kabul etmeyerek, “Mağdureyi darp etmem için hiçbir sebep yoktur” dedi.Epilepsi krizi savunmasıEşinin başka bir odada yattığını ve ara ara kendisine gidip baktığını anlatan Eken, “Çok başım ağrıyor hastaneye mi gitsek dedikten sonra saçlarından tutarak epilepsi krizi geçirir gibi titremeye ve kafasını sallamaya başladı. Ben hemen 112’yi aradım. Dilinin dönmemesi için sürekli dilini dışarı çıkarıyordum. Kübra’nın yanında bulunduğum sırada kafasını hiçbir yere çarptığını görmedim” dedi. Ancak Adli Tıp Kurumu, Kübra’nın darp sonucu felç kaldığını belirtti.‘Çocuğu kaçırıldı’Kardeşinin çocuğunu 7 aydır kucağına alamadığını söyleyen Kübra’nın ağabeyi Önder Yelkenci, mahkeme kararıyla haftada iki gün Kübra’nın çocuğunu görebilme hakkı olmasına rağmen çocuğun kaçırıldığını iddia etti. Psikologların Kübra’nın daha hızlı iyileşmesi için çocuğuna ihtiyacı olduğunu vurguladığını anlatan Önder Yelkenci, “Sistematik bir uzaklaştırma durumuna girdiler. Damadın kız kardeşi bana ‘Kübra çocuğu görmek istiyorsa ifadesini değiştirsin’” dedi.Damla Güler | Milliyet
Meltem Ünal Erzen Anadolu Partisi’ne Katıldı
Eski Bakırköy Belediye Başkanı Ateş Ünal Erzen’in eşi Meltem Ünal Erzen de ANA – PARTİ’nin kurucuları arasında yer aldı.Yrd.Doç.Dr. Meltem Ünal Erzen halen İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Ve Tanıtım Ana Bilim Dalında öğretim üyesi olarak görev alıyor.
5 Bin Yıl Öncesine Ait Ayak İzleri
Danimarkalı arkeologlar Baltık Denizi'nde balık tutan ilk insanlara delil sunan en eski ayak izlerine ulaştı. Ayak izleri ilk insanların Kuzey Avrupa'daki günlük yaşamları hakkında yeni bulgular sundu.Bilim insanları Baltık Denizi'nin güneyinde yapılan araştırmalarda 3 bin yıl öncesine uzanan ayak izleri ve balık yakalamak için kullanılan bir düzenek ortaya çıkardı.Araştırmada yer alan arkeolog Terje Stafseth, bugüne kadar yapılan kazılarda eski insanlara ait çanak çömlek ve el araçları bulduklarını, ancak ayak izlerinin bir ilk olduğunu belirtti.Arkeologlar, Danimarka'nın Lolland Adası'nı Almanya ile birleştirecek sualtı tünelinin inşası öncesinde bölgedeki antik kalıntıları kurtarmak için zamanla yarışıyor. İnşa edilecek tünel, ayak izlerinin bulunduğu suları çekilmiş birçok fiyortla beraber muhtemelen binlerce yıldır gün yüzü görmeyen kalıntıları da ortadan kaldıracak.Livescience sitesine konuşan arkeolog Lars Ewald Jensen, kurumuş olan fiyortların tarihi eser aramak için çok ideal olduğunu, Taç Çağı'nda insanların günlük faaliyetlerini gerçekleştirmek için fiyortları sıkça kullandığını söyledi.Ağı kurtarmak için suya atladılarArkeologlar, Taş Çağı'nda yaşamış iki balıkçıya ait ayak izinin M.Ö 5000 ile 2000 yılları arasında oluştuğuna inanıyor. Söz konusu zamanda, Baltık Denizi'nin suları Arktik'te eriyen buzullar nedeniyle yükseliyordu ve insanlar fiyortları balık tutmak için kullanıyordu.Balıkçılar, ağaçlardan yonttukları kafes benzeri bir düzeneği sığ sularda balık yakalamak için kullanıyor ve gerektiğinde fiyortların kaygan yüzeyinde bu düzeneği kaydırıyorlardı. Ayak izlerinin de, yaklaşan bir fırtına öncesi av düzeneğini kaldırmak isterken geride kaldığı düşünülüyor.Arkeologlar, insanlara ait kalıntıların yanı sıra bir zamanlar suların kapladığı bölgede birçok hayvana ait kafatası ve kemik buldu. Hayvanların, 4 bin yıl öncesine uzanan dönemde bölgede yaşamış insanlar tarafından suya kurban edildiği tahmin ediliyor.Kaynak: Al Jazeera
Sahte Baz İstasyonları Havada Geziniyor
Perşembe günü ortaya çıkan bir habere göre ABD'nin Adalet Bakanlığı, Cessna tipi hava araçlarına yerleştirdiği, baz istasyonu taklidi yapan cihazları kullanarak suçluları hedef alan ancak binlerce ABD vatandaşını da etkileyen bir yöntem ile cep telefonlarının bulundukları yerleri belirliyor.Wall Street Journal'ın isimsiz iki kaynak göstererek belirttiğine göre program, ABD Adalet Bakanlığının 'U.S. Marshals Service' bölümü tarafından yönetilmekte ve bilindiği kadarıyla en azından 2007'den beri aktif durumda. Habere göre hava araçları en az beş havalimanından havalandı ve ABD nüfusunun büyük çoğunluğunu kontrol edebilmekte.Cep telefonları, yakın baz istasyonlarından en güçlü sinyali hangisi sağlıyorsa ona bağlanmak üzerine programlanıyor. Hava aracındaki sahte baz istasyonu cihazları, telefonları kandırarak kendilerini en güçlü sinyal sahibiymiş gibi gösteriyor ve telefondan gelen sinyal ile telefonun kendine özel olan kayıt numarasını edinebiliyor. Amaç, uyuşturucu satmak gibi suçlara sahip kişiler ile bağlantısı olan cep telefonlarını takip etmek ancak bu işlem sırasında suçsuz olan pek çok kişi hakkında da veri toplanmakta. Sahte baz istasyonları, hangi telefonların suçlulara ait olduğunu ayırıyor ve geri kalan telefonları 'serbest bırakıyor.'Bu istasyonların yan etkisi ise, cep telefonu görüşmelerinin durup dururken kesilmesi. Söylenenlere göre, otoriteler meydana gelen hasarın en aza indirgenmesi için uğraşmaktalar ve acil numaralara bu sahte kuleler üzerinden de ulaşılabilmekte...CHIP
Google Glass'a İlgi Azalıyor
Google tarafından geliştirilen ve henüz resmî olarak dünya çapında satılmayan akıllı gözlük Glass'a olan ilgi azalmaya başladı. Yazılım geliştiriciler gözlükle ilgili çalışmalarını iptal etmeye başladı.Google'ın 2012 yılında duyurduğu ve önceleri seçilmiş, sonradan isteyen herkese 1500 dolar karşılığında sattığı teknolojik gözlüğü Glass'a ilgi azalmaya başladı.Reuters'ın haberine göre, Glass için uygulama geliştirmek üzere anlaşma yapan 16 geliştiricinin dokuzu operasyonlarını durdurdu. Çalışmalarının durmasının temelinde ise kullanıcıların ilgisinin olmamaması ve cihazla ilgili kısıtlamalar yatıyor. Halen Glass için uygulama geliştirmeye çalışan firmalar ise ağırlıklı olarak kurumsal tarafa yönelmeye başladılar.Sadece uygulama geliştirme tarafından değil, aynı zamanda Google'da da Glass'a faydalı olabilecek kişiler işten ayrıldı. Bunlar arasında gözlüğü geliştiren ekibin başındaki kişi Babak Parviz, Adrian Wong ve Ossama Alami gibi isimler yer alıyor.Resmî olarak ne zaman satılacağı belli değilGlass ilk piyasaya çıktığında firmanın seçtiği kişilere satıldı. Ardından isteyen herkes tarafından bir form doldurup talep etmek kaydıyla satılmaya devam edilen Glass'ın son kullanıcıya resmî olarak ne zaman ulaşacağı konusunda bir bilgi bulunmuyor. Google da bu konuda resmî bir açıklama yapmıyor.Birçok uygulama varGoogle Glass için sayısı yüzü aşan birçok uygulama geliştirildi. Ancak bunlar resmî bir mağaza üzerinden değil, APK uzantılı dosyalar yardımı ile yükleniyor. Kullanıcılara ek bir yük getiren bu durum cihazın yaygınlaşmamasının bir diğer nedeni. Gözlükle ilgili bir ekosistem oluşmadığı için geliştiriciler de ürüne mesafeli duruyor.Hediyesi 1500 dolarGiyilebilir bir bilgisayar olarak tanımlanabilen Google Glass'ın fiyatı 1500 dolar. Sesli komutlarla ve dokunarak kullanılan Google Glass akıllı telefon üzerinden internete de girebiliyor.Kaynak: Reuters ve Al Jazeera
Reklam
Japon Devi, 736 PPI QHD Ekranını Duyurdu
Cep telefonlarında yükselen trend olan Quad HD ekranlar için bir iyi haber daha geldi!Hem telefon hem tablet tarafında son zamanlarda yeni bir trend haline gelen QHD ekranlar bilindiği üzere 2560x1440 piksel görüntü sunuyorlar. Özellikle son dönemde LG G3 'ün ve Samsung Galaxy Note 4 'ün QHD çözünürlükle gelmesi, cep telefonlarındaki görüntü kalitesine yeni bir soluk getirmişti. Bu modeller öte yandan sundukları ekran piksel yoğunluklarıyla da dikkat çekiyorlardı. 515ppi ve 538ppi gibi seviyelerden sonra sanıyoruz önümüzdeki dönemde bu çıtayı daha yukarılarda göreceğiz. Zira Sharp, 736ppi 'lık ekranlarını tanıttı.Sharp'ın IGZO adını verdiği yeni ekranı 4.1 inç boyuta 2560x1600 piksel çözünürlüğü getiriyor. Öte yandan bu yeni ekran bizlere 736ppi piksel yoğunluğu sunacak. Bu yeni ekranlar henüz geliştirilme aşamasında ve 2015 yılı içinde ilk örneklerini görebileceğiz. Ekranların 2016 yılında ise yeni tanıtılacak olan modellerde yer alacağına ilişkin bilgiler de mevcut durumda. Bekleyip göreceğiz.
Yerli Elektrikli Otomobil 2016'da Seri Üretime Geçecek
Eskişehir bulanan Teknoloji Geliştirme Bölgesi'ndeki bir firma, birçok üniversiteden 30'dan fazla akademisyenle yürüttüğü çalışmayla ortaya çıkarttığı Türkiye'nin elektrikli yerli otomobilini 2016 yılında seri üretimle piyasaya sürecek.BEGLER AŞ Yönetim Kurulu Üyesi ve Ar-Ge Projeleri Sorumlusu Melih Yıldız, AA muhabirine yaptığı açıklamada, firmanın 2013 yılında elektrikli araçlar konusunda çeşitli çalışmalar yapmak amacıyla kurulduğunu bildirdi.Bir ulusal elektrikli otomobil markası oluşturmak için yola çıktıklarını ifade eden Yıldız, şöyle konuştu:'Bugüne kadar yaptığımız çalışmalarla alt sistemler bazında ve alan konularında iyi bir yol kat ettik. Farklı model çalışmaları da yapıyoruz. Devam eden iki farklı elektrikli araç modelimiz var. Alt sistemlere yönelik çalışmalarımız da devam ediyor. Elektrikli araçların kritik denebilecek teknolojileriyle ilgili alan çalışmaları yaptık. Modellerimiz kendi pazarını oluşturabilecek nitelikte araçlar. Elektrikli araçlarımızı 2015 yılının sonunda prototip olarak yürüteceğiz. 2016 yılında seri üretime başlamayı düşünüyoruz. Modeli tamamladıktan sonra 2016 senesinde müşterilerimize ve vatandaşlarımıza araç satışına başlayacağız.''Devrim'in Eskişehir'de yapılması motivasyon veriyor'Yıldız, pazardaki araçlarla rekabet edip, onların pazarını kapmayı değil mevcut ihtiyaçtan doğan boşluğu tamamlamayı amaçladıklarını vurguladı.Şarj istasyonunun elektrikli araçların en önemli parçalarından biri olduğunu anlatan Yıldız, şunları söyledi:'Şarj istasyonlarında hazırladığımız üç modelle çalışmalarımızı yürütüyoruz. Gelecek yıl endüstriyelleşmesini tamamlayıp, ürün olarak satışına başlayacağız. Bu konuda 3 farklı üniversiteyle çalışıyoruz ve iyi yol aldık. Türkiye'nin ilk yerli otomobili Devrim'in Eskişehir'de yapılması bize motivasyon veriyoruz. Devrim'in kaldığı yerden bayrağı alıp, bu kez devam ettirmeyi istiyoruz.'AA
Reklam
Bütçede Emniyet'in Payı Artıyor
Türkiye'de askeri harcamaların milli gelire oranı yıllar içinde gerilirken, iç güvenlik harcamalarının payı artıyor. İç güvenlikte en yüksek pay Emniyet Genel Müdürlüğü'nün. Personel harcamaları da hızla artıyor.Türkiye’nin iç güvenliğe harcadığı para, 2006-2014 yılları arasında iki buçuk kattan fazla artarak 6 milyar 651 milyon TL’den 22 milyar 262 milyon TL’ye çıktı. 2016’da bu rakamın 26 milyar 77 milyon TL’yi bulması öngörülüyor. İç güvenlik harcamaları sadece miktar olarak değil, ulusal gelirdeki payı itibariyle de arttı. 2006 yılında gayrisafi milli gelirin yüzde 0.88’i iç güvenliğe giderken, 2013 yılında bu oran yüzde 1.36 oldu. Bu miktarın 2016’da yüzde 1,24’e düşürülmesi hedefleniyor.Al Jazeera'den Melis Kobal'ın haberine göre, İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Milli İstihbarat Teşkilatı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı iç güvenlik harcaması yapan kurumlar ve bu kapsamda pastada en büyük pay Emniyet Genel Müdürlüğü’nün. 2013 yılında yüzde 70 olan Emniyet Müdürlüğü’nün iç güvenlik harcamalarının içindeki payı, 2014, 2015 ve 2016 bütçelerinde yüzde 74’e çıkıyor.'En hızlı artış personele yönelik'Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi ve aynı zamanda Kamu Harcamalarını İzleme Platformu Sözcüsü Prof. Dr. Nurhan Yentürk, iç güvenlik harcamalarında en hızlı artışın personele yönelik olduğunu söylüyor; “Emniyet Genel Müdürlüğü ve MİT harcamaları içinde de personel harcamaları hızla artmakta. Demek ki polis büyüyecek” diyor.Rakamlar da Türkiye’nin, Rusya’dan sonra, nüfusuna oranla en fazla polise sahip ikinci ülke olduğunu gösteriyor. Türkiye, her 100 bin kişiye 474,8 polis düşüyor.Türkiye yıllar içinde askeri harcamaların gayrisafi milli hasılaya oranını düşürürken, iç güvenlik harcamalarının payı arttı. Peki Türkiye’de böyle bir ihtiyaç var mı?'Bölgesel gelişmeler güvenlik ihtiyacını artırdı'SETA Güvenlik Araştırmaları Direktörü Murat Yeşiltaş’a göre bölgesel gelişmeler güvenliğe olan ihtiyacı çeşitlendirdi. Al Jazeera’ye konuşan Yeşiltaş, Türkiye’nin risk tahminini yüzde 70’lerden 90’lara çıkarmış olabileceğini, bütçedeki artışı da bu bağlamda değerlendirmek gerektiğini söylüyor. Yeşiltaş’a göre bu bütçe artışında üç başlık öne çıkıyor: Politik riskin yeniden değerlendirilmesi, teknolojik ekipman ihtiyacı ve yeni aktörlerin ortaya çıkma riski.“Arap Baharı ve sonrasında güvenlik riskleri de arttı. Türkiye’de toplumsal olayların farklılaşması ve buna yönelik bir risk tahmini ile bütçede artış olabilir. Güvenliği sağlayacak ekipman ve bu kapasite artışının getirdiği masraflar olabilir. Bunun yanı sıra Türkiye’de hem bölgesel hem de Kürt sorununa ilişkin gelişmelere bağlı olarak devlet dışı silahlı aktörler ortaya çıkabilir. Kobani olaylarında gördük, farklı Kürt grupların birbirleriyle çatışmaları da olabiliyor.”Yeşiltaş, Türkiye’de polis sayısının fazla olması konusunda ise “Her ülkenin kendi dinamikleri içinde değerlendirilmesi gerektiği” yorumunu yapıyor:“İngiltere’de sayı Türkiye’den azdır. Türkiye’de fazladır. Her ülkeyi siyasi konjonktürü, güvenlik tehditleri ve çatışma eksenleri üzerinde değerlendirmek lazım. Her ülkenin güvenlik tehditleri birbirinden çok farklı. Mesela İsrail’deki polis sayısı Türkiye’den az görünebilir çünkü birçok olayda orada polis değil, asker müdahale ediyor. Bugün Mescid-i Aksa’da polis değil asker müdahale ediyor.”En pahalı polis eğitimi Türkiye'deStratejik Düşünce Enstitüsü Savunma ve Güvenlik Koordinatörü Doç Dr. Erkan Koca’ya göre ise, iç güvenlik konusunda emniyete ayrılan payın yüksek oluşu kendi içinde belli sorunlar taşıyor:'Askeri harcamaların tersine polise ayrılan pay AB ülkelerine kıyasla fazla. Bunun siyasal ve toplumsal pek çok nedeni var. Bir kere Türkiye gibi büyük ölçekli, bölgesel farklılıkları yüksek, çatışmalı toplumlarda güvenlik maliyeti yükseliyor ve kamu düzenini sağlamak daha pahalı hale geliyor. Buna adalet mekanizmasının iyi işlememesi, demokratik düzenin ve özgürlük ortamının yeterince derinleşememesi de katkıda bulunuyor. 100 bin kişiye düşen polis sayısı, Türkiye’de AB ülkelerine göre çok daha fazla. Bunda bir diğer neden polisle bağlantılı olarak etkin bir gider-maliyet analizin uzun yıllardır yapılmıyor oluşu.”Koca ayrıca Emniyet’in masraflarında eğitimin de önemli bir payı olduğunu vurguluyor.Dünyanın en pahalı polis eğitimi Türkiye’de. Polis memuru yetiştiren iki farklı okul var. Bunlardan biri, Polis Meslek Yüksek Okulları (PMYO) liseden sonra iki yıllık önlisans eğitimi veriyor, diğeri Polis Meslek Eğitim Merkezi (POMEM) ise 4 yıllık üniversite eğitimi sonrası 6 aylık bir eğitim veriyor. Bu okullara yıllık toplam 10 bin öğrenci alınıyor. Buna ilaveten Polis Akademisi de amir yetiştiriyor ve buraya da yıllık 300-400 öğrenci alınıyor. Emniyet Genel Müdürlüğü'nün 2009-2023 Stratejik Planı'na göre yıllık yaklaşık 11 bin polis memuru alımı öngörüldü.Koca’ya göre maliyetin yüksek olmasında polis yetiştiren okulların yatılı olması ve fazla personelle işletilmesi önemli rol oynuyor:“ Emniyet bürokrasisinde gider-maliyet ve etkinlik ilişkisine dayalı hesaplamalara dair yerleşik bir kültürden söz etmek zor. Her yıl maliyeti artan bir güvenlik bürokrasisi ve polislik hizmeti söz konusu. Polis eğitimi masraflı, bunun sebeplerinin başında da polis eğitiminin organizasyon şekli ve işleyişinin 'militer' bir yapıda biçimlendirilmiş olması ve bunun doğurduğu katı hiyerarşi içerisinde ekonomik verimlilik konusuna dönük bir çalışma kültürü ve yönetimin olmayışı geliyor. İngiltere'de örneğin polislik hizmetinin maliyeti oldukça önemli ve partiler arasındaki başlıca tartışma maddelerinden birini oluştururken Türkiye'de bu türden tartışmalara pek rastlamıyoruz. Tartışma genellikle polisin partizanlaşması ve 'hükümet-yanlısı' olması gibi konular üzerinden döner.'Emniyet Teşkilatı Kanunu değişiyorEmniyet teşkilatının yapısında değişiklik hükümetin de gündeminde. 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu’nda yapılacak düzenlemelerin bu ay içinde yasalaşması bekleniyor. Bu tasarıda, polis eğitimi de yeniden yapılandırılıyor. Koca’ya göre, bu tasarıyla verimlilik amaçlandı:'Buna göre hiyerarşik yapı daha verimli hale getiriliyor ama belki de en önemlisi idari ve mali işler dairelerinde çalışacak kişilerin emniyet dışından profesyonellerden atanması maddesi. Bunun nedeni elbette yönetimin verimlilik temelinde düşünülmeye başlanması.'SETA Güvenlik Araştırmaları Direktörü Yeşiltaş da bu tasarı ile Polis Akademisi’nin kapatılacağını anlatıyor:“Polis olmak isteyenler, Polis Akademisi yerine normal devlet üniversitelerinde eğitim görüp, 5-6 aylık polis eğitimi alacaklar. Bu, hem ekonomik verimlilik olarak katkı yapabilir hem de politik olarak ortaya çıkan örgütlenmelere engel olunabilir.”Kaynak: Al Jazeera
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Küçümsenen, yeterince net olunmadığı gerekçesiyle politik olarak aşağılanan bir duruşu simgelerdi. Eskilerin “her şeyin aşırısı zarar” dedikleri bir itidali içerir ama “Ne İsa’ya Ne Musa’ya* yaranamadığı için itibar görmezdi.Ilımlı “ılıktı.” Ne ısıtır ne de soğuturdu. Herkes o iklimde olmayı ister ama ne yüzülür, ne de kardan adam yapılırdı. Hal böyle olunca da gündelik yaşamda bunaltmadığı için üzerinde konuşulmazdı.Ilımlı siyasi yaşamda aslında statükonun sigortasıydı. Kıbleleri değil, ihtiyaç duyulduğunda insanın içini ısıtan bir aklı selimin adresiydi. Varlığı konuşulmazdı ama yokluğunun yarattığı boşluk aslında o ülkenin insanın içini donduran ya da “ısınan” siyasetin habercisiydi. Uçlarda yaşanan bir siyaset dili belki -zaman zaman- heyecan verebilirdi ama “uç” olanın statükoya dönüşmesi halinde, gündelik yaşamda aranan huzur ve istikrar hasreti çekilen bir nimete dönüşürdü.
Reklam
Metrobüs ile Minibüs Çarpıştı: 1 Ölü
E-5 Karayolu'nun Merter kesiminde, kontrolden çıkan bir metrobüs, bariyerleri parçalayarak yola çıktı. Metrobüsün çarptığı minibüsün sürücüsü ile metrobüs sürücüsü ağır yaralandı. Hastaneye kaldırılan minibüsün şoförü tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Metrobüsteki yolculardan 12'si de çeşitli yerlerinden hafif yaralandı.Kaza saat 00.15 sıralarında meydana geldi. Topkapı'dan Avcılar yönüne giden 34 TP 2277 plakalı metrobüs, kontrolden çıkarak bariyerleri parçaladı ve E-5 Karayolu'na çıktı. Metrobüs, bu sırada yolda seyir halinde olan 34 MTT 12 plakalı servis minibüsüyle çarpıştı. Kazada her iki aracın sürücüsü de ağır yaralanırken, metrobüste bulunan 12 yolcu da çeşitli yerlerinden hafif şekilde yaralandı. Yolcular, ambulansların gelmesini beklemeden, kendi imkanlarıyla hastanelere gitti. Metrobüs sürücüsü ambulansla hastaneye kaldırılırken, araç içinde sıkışan minibüs sürücüsünün kurtarılması için de itfaiye ekibi seferber oldu. Yaralı sürücü, ekiplerin 1 saati aşkın süren çabası sonucu kurtarılarak ambulansla hastaneye kaldırıldı. MİNİBÜS ŞOFÖRÜ HAYATINI KAYBETTİYaralı minibüs sürücüsü Salih Doğan'ın, kaldırıldığı İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybettiği öğrenildi. Metrobüs sürücüsü Yasin Yıldırım'ın ise Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yoğun bakım ünitesindeki tedavisi sürüyor.E-5 SAATLER SONRA TRAFİĞE AÇILDIÖte yandan E-5 Karayolu, kazaya karışan araçların vinçlerle bulundukları yerden kaldırılmasının ardından  trafiğe açıldı.Soner HASIRCIOĞLU - Ozan URAL - Uzay KESMEN / İstanbul DHA
Ahmet Çakar, Aziz Yıldırım'a Sert Çıktı! "Sen Kimsin Lan"
Ahmet Çakar, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'ın basın mensuplarına ''Siz kimsiniz lan'' diye hitap etmesine 'Sen kimsin lan' diyerek çıkıştı.Ertem Şener'in moderatörlüğünü yaptığı Rasim Ozan Kütahyalı, Sinan Engin, Ahmet Çakar ve Abdülkerim Durmaz'ın gündemdeki spor olaylarını değerlendirdiği Beyaz Futbol programında Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'ın açıklamaları masaya yatırıldı.Aziz Yıldırım'ın geçtiğimiz hafta yaptığı basın açıklamasına canlı yayında cevap veren Çakar, sert ifadeler kullandı.İŞTE AHMET ÇAKAR'IN YILDIRIM'A VERDİĞİ YANIT;Başkan, benim de içinde bulunduğum bir gruba 'Siz Kimsiniz Lan' dediya ona cevap vereyim mi? Sen kimsin lan.. Sen kimsin.. Sen kimsin.. Eski hakemiz burada çıkmaya hakkımız var. Sen mütahitsin 10-20 yıldır takım yönetiyosun. Bir de Fenerbahçe'nin başını derde soktun.. Yeniden yargılanırsın aklanırsın ona hiç bir lafım yok saygım var. Siz kimsiniz lan dediği basın mensuplarının başında ben kendi üzerime alıyorum. Sen kimsin lan..'BAŞKANLIĞINA SAYGIM VAR'Tekrar söylüyorum bana ve meslektaşlarıma 'Siz kimsiniz lan' diyen adama 'Sen kimsin lan'. Fenerbahçe Başkanısın F.Bahçe konusunda saygı duyarım ama sakın bir daha 'lan' falan deme yeniden söylüyorum 'Sen kimsin lan'..'SEVİLDİĞİNİ BİL'Sevildiğini bil yalnış yapma, eleştirebilirsin ama 'lan' falan dersen 'lan' aynen sana geliyor.Eurosport 
Reklam
Türkiye - Kazakistan Maçı İçin Yazılmış En İyi 10 Köşe Yazısı
Her bakımdan o kadar utanılacak durumdayız ki nereden başlamak daha uygun olur kestiremiyorum. Yakın zamanlarda deplasmanda 6, içeride 4 olmak üzere iki maçta 10 gol attığımız rakip karşısında Milli Takım’ın çıkış aradığı haberleri mi dersiniz, Galatasaray stadında Fenerbahçeli Volkan Demirel’e küfür etmek üzere gelmiş kişiye hiçbirşey yapılamayışı mı içinizi kanatır, yoksa milli kalecinin bu nedenle maçı ve stadı terkedebilmesi gibi akılalmaz bir davranış üzerine mi yoğunlaşırsınız, size bırakıyorum.Devamı...
Facebook İş Yerinin de Sosyal Ağı Olmak İstiyor
Financial Times’ın haberine göre Facebook iş odaklı sosyal ağ alanından bir parça koparmak için “Facebook at Work” isimli bir servis sunmayı planlıyor.Yayınlanan habere göre Facebook at Work ana servise oldukça benzeyecek ancak kullanıcılar kişisel profillerinin yanı sıra bir kurumsal profile de sahip olabilecek. Facebook’un servisi en az bir senedir geliştiriyor olduğu ve çıkış tarihinin yakınlaşması sebebiyle bazı şirketler ile test yapmaya başladığı belirtiliyor.Slack ve Yammer gibi güçlü oyuncuların olduğu kurumsal sosyal ağlarda Facebook da etkili bir oyuncu olmaya hazırlanıyor. Şirketlerin geneli çalışanlarının mesai saatleri içerisinde Facebook’a girmeyi yasaklamasından ötürü böyle bir adım attığı düşünülüyor.
Reklam
Emlak Drone’u Bir Kadını Üstsüz Yakaladı!
Avustralya’nın Melbourne şehrinde bir kadın, evinin arka bahçesinde üstsüz bir şekilde güneşlenirken bir emlak ofisinin drone’una yakalandı. Komşusunun satılık olan evinin resmini çekme amacıyla uçan drone pozun içerisine Mandy Lingard isimli kadını da aldı ve evin ilan panolarında kadın da yer aldı. News Limited’e konuşan kadın güneşlenirken etrafta uçan garip bir cisim gördüğünü ancak bir çocuk oyuncağı sandığını söyledi. Birkaç hafta sonra evinden çıkmasıyla ilan panosunu gören kadın drone’un esas amacının fotoğraf çekmek olduğunu o zaman anlamış.Eview Emlak tarafından hazırlanan ilan panosu kaldırıldı ve olayın basit bir hata olduğu söylendi. Şirket yaptığı açıklamada drone’ların emlak endüstrisinde sıkça kullanıldığını ve tüm bir yapının etkileyici resimlerinin bu model uçaklar sayesinde çekilebildiği kaydedildi.
Gazetelerde Bugün | 17 Kasım Pazartesi
Hürriyet: Enkazda kalan karar Milliyet: Dövizzedenin umudu söndüSabah: Paralel kıyağa mühür vurduVatan: Baba-oğul, Onur'u diri diri gömdüler! Taraf: Tek adam bakanlığıBirgün: Bu görüntüye daha ne kadar seyirci kalacaksın ey halk?Akşam: Paralel darbe Şemdinli'‘de başladıCumhuriyet: Veresiye SarayStar: Paralel teknik takibi otomatiğe bağlamış Zaman: 290 milyon TL'ye ihale edildi, 3 kez el değiştirdi, 1 milyar harcandı, asrın projesi yarım kaldıYeni Şafak: Filipinler ile yeni dönemEvrensel: Köleliğe ‘toplum yararı’ kılıfı Bugün: Filistin ambargosunu AK Parti hükümeti yasal hale getirdiSözcü: Emeklinin sağlık parası Tayyip'in köşküne gitti 
'Kahraman Suriyeli Çocuk' Videosu Kurgu Çıktı
Suriye'de kurşunlar havada uçuşurken, bir otomobilin arkasındaki kız çocuğunu kurtarmak için çatışmaların ortasına dalan çocuğun videosunun sahte olduğu ortaya çıktı.Video Youtube'da milyonlarca kişi tarafından izlenmişti.BBC'nin sosyal medyadan haber derleyen özel programı #BBCTrending'in araştırmasına göre, video kaydı Malta'da bir grup Norveçli film yapımcısı tarafından çekildi.Suriye'deki çatışmaları izledikten sonra senaryoyu yazdığını kaydeden 34 yaşındaki yönetmen Lars Klevberg, savaş bölgelerindeki çocukların yaşadıklarına dikkat çekebilmek için videoyu kasten gerçekmiş gibi sunduklarını söyledi.Klevberg, ''Gerçekmiş gibi davranacağımız bir film çekersek, insanlar da umutla yaklaşacaklar ve paylaşacaklardı. Çekimleri Mayıs ayında Malta'da Truva ve Gladyatör gibi filmlerin çekildiği setlerde yaptık. Küçük kız ve erkek çocuklar Malta'dan profesyonel oyuncular, arka plandaki Arapça sesler de Malta'da yaşayan Suriyeli mülteciler'' dedi.'Niyet dürüstçe'Peki milyonlarca insanı yanıltma potansiyeli olan filmi çekerken nasıl hissettiler? Klevgerg, çok da rahatsız olmadıklarını söylüyor ve şöyle devam ediyor:''Filmin dikkat çekip çekmeyeceğini, özellikle de çocuklar ve savaş konusunda tartışma yaratıp yaratmayacağını; ayrıca medyanın bu video kaydına nasıl tepki göstereceğini de görmek istedik.Filme, 2013'te Norveç Film Enstitüsü (NFI) ile Norveç Sanat Konseyi'nden maddi kaynak sağlandığı bildiriliyor.Filmin yapımcıları, fon başvurusu sırasında video kaydını internete gerçek ya da kurgu olduğu yönünde herhangi bir açıklama yapmadan internete yükleyeceklerini belirttiklerini de söylüyor.Yapımcılar, bu nedenle, filme kaynak sağlayanların, bu niyetlerin farkında olduklarını ve desteklediklerini de kaydediyor.'Filme 30 bin euro kaynak'MFI'den Ase Meyer ise, amacın alay etmek ya da dikkat çekmek olmadığını, yapımcıların dürüst bir niyetle hareket ettiklerini belirterek, ''İnsanların bunun gerçek olduğunu düşünmesine şaşırdım. Filmi izlediğimde, küçük çocuğun vurulduğunu ama koşmaya devam ettiğini de gördük. Üzerinde kan da yoktu'' dedi.NFI filme yaklaşık 30 bin euro kaynak sağlamış. Meyer, filmin düşük bütçeli olduğunu, aslında genelde daha büyük bütçeler için başvuru yapıldığını söylüyor.Ancak Meyer, videonun internette yayılmakta olduğunu duyunca filmin yapımcılarıyla temas kurarak, kaydın kurgu olduğunu açıklamaya teşvik etmiş.Meyer, kaydın gerçek olmadığını açıklamanın filmin yapımcılarının sorumluluğu olduğunu söylüyor.Peki film internette nasıl böylesine yayıldı?Klevberg, filmi youtube'a bir kaç hafta önce yüklediklerini ancak kullandıkları algoritmanın kendilerine videonun trend edenler arasında olmayacağını ortaya koyduğunu belirterek, ''Biz de sildik, sonra yeniden yükledik'' diyor.Başlığa 'kahraman' ifadesini eklemişler, ardından Twitter'da da konuşulmasını sağlamaya çalışmışlar.Asıl sıçrama ise, video Orta Doğu'dan görsel malzemeleri yayınlayan Shaam Network'te yayınlanınca yaşanmış ve video uluslararası ilgi görmeye başlamış.Pazartesi günü Youtube'a yüklenen video beş milyondan fazla kişi tarafından izlendi ve yorumlarda da gerçek olup olmadığı sorgulandı.İzleyicilerin, filmin kurgu olduğunu öğrenince nasıl tepki gösterecekleri henüz bilinmiyor. Ancak filmin yönetmeni Klevberg, memnun; ''Tartışma yarattı film'' diyor.BBC Türkçe
Volkan Demirel Olayı Dünya Basınında
Türkiye A Milli Futbol Takımı'nın Kazakistan'ı 3-1 mağlup ettiği 2016 Avrupa Şampiyonası Elemeleri A Grubu maçı öncesi kaleci Volkan Demirel'in kendisine edilen küfürlerden dolayı maça çıkmayıp sahayı terk etmesi, dünya basınında da büyük yankı buldu.Dünya'nın tanınmış haber ajansları ve spor basını, Volkan Demirel'in sahayı terk etmesini birinci haber olarak gündemlerine taşıdı. Milli kalecinin maç öncesi ısınma hareketleri sırasında sahayı terk etmesi olayına en değişik bakış ise İspanya'nın ünlü gazetesi AS'tan geldi.AS: 'VOLKAN DEMİREL'E IRKÇI SALDIRI'Gazetenin internet sitesinde manşette yer alan haber, 'Volkan Demirel'e ırkçı saldırı' başlığıyla verildi.MARCA: 'VOLKAN DEMİREL SAHAYI TERK ETTİ'İspanya'nın Marca gazetesi de, 'Kendi taraftarı tarafından kendisine küfür edilen Volkan Demirel sahayı terk etti' ifadesini kullandı.REUTERS: 'TÜRK MİLLİ TAKIMI KALECİSİ MAÇTAN ÖNCE SAHAYI TERK ETTİ'Reuters Haber Ajansı ise Fenerbahçeli Volkan Demirel'in yaşadığı olayın, sarı-lacivertli takımın en büyük rakibi olan Galatasaray'ın stadyumunda gerçekleştiğini haberinde vurguladı.DHA
Reklam