'IŞİD, Militanlarla Evlenmeyi Kabul Etmeyen 150 Kadını İdam Etti'
Irak'ın Felluce kentinde terör örgütü IŞİD'in, 'militanlarla evlenmeyi kabul etmeyen 150 kadını idam ettiği' ileri sürüldü.Irak İnsan Hakları Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, IŞİD örgütünün, Felluce kentinde çok sayıda cinayet operasyonlarını gerçekleştirdiği ve öldürülenlerin Saklaviyye Nahiyesi ile el-Cavlan Mahallesi'nde toplu mezarlara defnettiği belirtildi.Örgütün, kentteki El-Hadra El-Muhammediyye Camisi'ni hapishaneye çevirerek, kadın ve erkeklerden oluşan çok sayıda kişiyi tutukladığı aktarılan açıklamada, 'Felluce'de terör örgütü IŞİD militanlarıyla 'cihad nikahını' kabul etmeyen bazıları hamile 150 kadının, Ebu Enes el-Libi adındaki militan tarafından idam edildiği' belirtildi.Açıklamada IŞİD örgütünün, Enbar vilayetine bağlı Hadise ilçesinin kuzeyindeki el-Vefa nahiyesi sakinlerinden yüzlerce kişiyi ölümle tehdit ederek göçe zorladığı öne sürülerek, 'Söz konusu aileler, evlerini terk ederek çölde mahsur kaldı. Göçün zor şartları altında onlarca çocuk hayatını kaybetti' ifadesine yer verildi.AA
Koray Aydın: 'Hiçbir MHP'li Türkiye'nin Bölünmesine Kayıtsız Kalmaz'
MHP’li Koray Aydın, çözüm sürecinin Türkiye’yi bölünmeye götüreceğini düşünüyor. Son seçimlerde MHP’nin 5.5 milyon oy aldığını hatırlatan Aydın, 'Türkiye’nin bölünmesinin el sıkışıldığı gün, hiçbir MHP’li buna kayıtsız kalmayacaktır' dedi.Muhabir: Gonca ŞenayBir dönem partinin genel başkanlığı için Devlet Bahçeli ile yarışan MHP’li Koray Aydın, son olarak Meclis Genel Kurulu’nda yolsuzluk iddiaları ile ilgili yaptığı konuşmayla yeniden gündemde. Yolsuzluk iddiaları ve çözüm sürecine bakışını Al Jazeera’ye anlatan Aydın, “Devlete isyan eden varsa onu yerli yerine oturtacaksın” diye konuştu. Çözüm sürecinin Türkiye’yi bölünmeye götüreceğini de savunan Aydın, hükümeti şu sözlerle uyardı, “5.5 milyon oyun dinamizmini, herkes bunun ne manaya geleceğini düşünüp taşınacak. 5.5 milyon oy şuurlu, gözü kara, ne yapacağını bilen, oy verirken makarnaya, dağıtılan kömürlere oy vermiş insanlar değil bunlar.”Türkiye gündeminin önemli konularından biri çözüm süreci. Seçim dönemine kadar bu konuda somut adımlar atılması bekleniyor. Bu sene yapılan iki seçimde alınan sonuçlar “çözüm sürecine destek” olarak da okundu. Siz ne düşünüyorsunuz?Çözüm süreci bir AKP projesi değildir. Kendisinin alıp ortaya çıkardığı bir proje değildir. Dışarıdan Türkiye’ye bastırılan bir süreçtir. Tek hegemonik gücün bu işin arkasında olduğunu da hepimiz biliyoruz. Bölge yeniden şekilleniyor, buna uygun bir yapının Türkiye’de de tesis edilmesi, olacak o yapılara Türkiye’nin bir hamilik görevi yaparak, o yeni yapıların yaşatılması için bunu bir mecburiyet olarak görüyorlar. Sözcükler tılsımlı, halkın hoşuna gidecek cümleler.Çözüm süreci, anaların gözyaşı akmasın deyince bunlar insanın benimseyebileceği, detaya girmediği takdirde de kabul edebileceği takdimler. İnananların ilk bakışta bundan fayda umması yadırganacak bir durum değil. Müthiş bir propaganda gücü var zaten, bir de haram medyası var. Halkın böyle görmesinde ben bir anormallik görmüyorum ama 6-7 Ekim’de yaşananlar da bu tılsımı bozmuştur. Bu işin sonunda Türkiye’yi nelerin beklediğinin anlaşılması için, bu yaşananlar Türk milletini kendisine getirmiştir. Karşı tezlerin doğruluğunun anlaşılması bakımından. Karşı tez MHP’nin görüşüdür. Çünkü MHP herkes gibi değildir. Bu konuda net. Biz diyoruz ki, bu sürecin sonunda ülkeyi kan, gözyaşı, çözülme bekliyor. İştahı bu kadar kabartılmış, beklentisi bu kadar yükseltilmiş bir örgüt, masa başında umduğunu bulamadığı halde, Türkiye’nin girdiği çatışma ortamında akacak kan ve gözyaşı miktarı misliyle fazla olacaktır.Bir yandan da diğer yöntem çok uzun zaman denendi ve çözümü beraberinde getirmedi. Nasıl bitecek bu sorun sizce?Çözümden ne anladığınıza bağlı. 2002’de seçimler olup bunlar iktidara geldiğinde PKK terörü yoktu, PKK’nın da ayağa kalkıp bir şey yapacak dermanı yoktu. Örgüt lideri de Türkiye Cumhuriyeti devletine yalvar yakar haldeydi. AKP’nin olaya bakış açısı ve kendisine dayatılanlar ile beraber bölgede her şeyin önünü açan, örgütü kutsayan, ona yeniden bir kimlik ve güç veren ve bu gücü kullanabilmesi için de ona imkân veren yeni bir anlayış geldi.Şimdi insanlar “ben bağımsız da olurum, devletimi de kurarım” havasında. Kabaran bir iştah var. Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar iştahı kabarmış bir örgütle hiçbir devlet oturup çözüm adı altında müzakere yapmaz. Dolayısıyla Türkiye bir felakete götürülüyor. Her an hükümete kafa tutan insanlarla siz neyi çözeceksiniz? “Kobani düşerse Türkiye çöker” diyen anlayışla siz neyi çözeceksiniz? Kobani düşerse Türkiye niye çöküyormuş? Sen Türkiye’yi ne zannediyorsun? Türkiye kocaman bir devlet. Gücünü kullanmak gerekiyorsa, kullanır, bir şey de olmaz. Ama devleti tehdit eden, kafa tutan, hâlâ sokakları bir kılıç gibi ülkeyi yönetenlerin üzerinde tutan bir anlayışla yapılan görüşmelerden bir sonuç çıkmayacağını görüyoruz.Devlete kafa tutan, isyan eden varsa, ona daha önce nasıl yaptıysan aynısını yapacaksın. Onu yerli yerine bir oturtacaksın. Eğer yapacağın bir açılım, gasp edilmiş bir hak, hukuk varsa, onu normalleşmiş bir zamanda yaparsın. Kaldı ki Türkiye’nin bu konuda hiçbir şey yapmadığını söylemek de doğru değildir. Şu haliyle yürütülen bir sürecin sonunda, Türkiye’yi kan ve gözyaşının beklediği de kesindir.Talepler var; eğitim, anayasal vatandaşlık, Kürtçe hizmetler gibi. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?Şimdi bu kadar yapılan şey var. Saymaya kalksak 15 kalem olur; bunların durumlarında, örgütün taleplerinin bitmesi durumunda bir değişiklik yarattı mı? Ben 10, 15 sene öncesini hatırlıyorum, “Şunları şunları versek, bunları görmezlikten gelemeyiz”, ben bu sözleri hatırlıyorum. O zaman talep olarak söylenenler yapıldı. Peki durdu mu? Bu işin sonu belli, bunlar bağımsızlık istiyor. Türkiye bunu verecek mi, vermeyecek mi? Kürtçe eğitim hakkı verirsek biteceğini mi sanıyoruz? Hayır bitmeyecek. Evet demeyeceksek yolu belli, demeyeceksek de yolu belli. O zaman oturup el sıkışacaksın, savaşmadan ülkenin bir bölümünü bir yere teslim edeceksin. Ben ayrışmayı istediklerini, buna göre kurgulandıklarını görüyorum. Devlet meselelerinde saflığa gerek yoktur. Kesinlikle olmaz. Bunlar arkalarına ABD’yi aldıklarını düşünüyorlar, ayrı bir yapıya kavuşalım diyorlar. Biz buna evet demeyeceğimize göre, konuşacak da bir şey yok.Kim durdurabilecek peki, bu olacağını düşündüğünüz ayrışmayı? Özellikle seçim sonuçları, partinizin aldığı oy oranı da düşünülürse…Halk dur diyecek. Bir de Türkiye’de kaçınılmaz bir son var, bunu herkesin görmesi lazım. Genel Başkanımız bütçe görüşmelerinde buna dikkati çekti. Söylediği sözler çok net. Dedi ki, “Türkiye’de saflar netleşti. Bir bölmek isteyenler, bir de biz böldürmeyiz diyenler var. Yarın bunlar karşı karşıya geldiklerinde Türkiye’de neler olabileceğini, bu işi düşünenler bir B planı olarak düşündüler mi?”. Bunun cevabını da bu işe kalkışanlar verecek. Çünkü bu ülkeyi böldürmem diyenler, bu ülkeyi seven insanlar biz ülkemizin bölünmesini istemiyoruz.Ama bu karşılık buluyor mu? Bunları savunan partinizin aldığı oy oranı yeterli değil.Her şey oy oranıyla mı çözülüyor? MHP 5.5 milyon oy almış. 5.5 milyon oyun dinamizminin, herkes onun ne manaya geleceğini onlar düşünüp taşınacak. 5.5 milyon oy şuurlu, gözü kara, ne yapacağını bilen; oy verirken makarnaya, dağıtılan kömürlere oy vermiş insanlar değil bunlar. Bunlar bir fikre, bir ideale oy vermiş insanlar. 5.5 milyon insanı küçümseyerek Türkiye’de hiç kimse hesap yapamaz. Bu artacak da yapılacak seçimde. MHP yüzde 20 oy alırsa ne olur Türkiye’de? Bu ciddi bir oy olur, 5 kişiden biri olur ve Türkiye’de hiçbir parti tek başına iktidar olamaz. Çözüm süreci de devam etmez.Gözü kara sözü ile tam olarak ne kastediyorsunuz?Ülkeyi seven insanlar şu anda sabırlı. Devleti yöneten insanların samimiyetine inanarak, inanmak isteyerek o günü bekliyorlar. Türkiye’nin bölünmesinin el sıkışıldığı gün hiçbir MHP’li buna kayıtsız kalmayacaktır. Zaten Devlet Bey de onu işaret etti.Şu anda Genel Başkan MHP’lilerin sokaklara çıkmasını engelliyor. Ama böyle bir durumda olmaz mı diyorsunuz?Evet, o zamanı da işte Genel Başkan da hükümete soruyor. “Senin o güne dair planın var mı?” diyor. Burada böyle bir büyük gücün varlığını da bilecekler. Şu anda hiçbir şey yapmayan, ülkesine olan sevgisi, muhabbeti aşkı için çok şeyi sineye çeken, izleyen ama işler sarpa sardığında da bir irade beyanında bulunabilecek şuurlu bir kesimin olduğunu da hatırlatıyorum.Partinin izlediği politika ve söylemleri itibarıyla siz oy oranının artacağını düşünüyor musunuz?Kesin yükselecek. Bir önceki döneme göre inanılmaz bir fark var. Bu 6-7 Ekim olaylarının anlattığı çok şey var. Biz anlatsak bu kadar etkili olamazdı; o olaylar vatandaşın gözünü açtı, perdeyi indirdi. Bunu sorgulayan geniş bir kesim var. Bu da seçimin neticesini değiştirecek. Az önce İzmir Dikili'den bir arkadaş ile görüştüm. “Köylüler geldi, 6-7 Ekim’i de konuştuk. ‘İç savaş çıkacak, biz MHP’ye oy vereceğiz dediler’ diyor.”Her seçim öncesi bu beklentiler dile getiriliyor ama ya bu seçimde de olmazsa? Ya da az önce dile getirdiğiniz yüzde 20 oranında oyu almak bir başarı mıdır?Ben 20’yi bir çıta olsun diye söylemedim. Bence bu seçim farklı olacak. Bu seçimde ben AKP’nin tek başına iktidar olamayacağını söylüyorum.17-25 aralık soruşturmasının yıldönümü geldi, konu yeniden tartışılıyor. Sizin döneminiz de hatırlatılıyor bu süreçte. Bugün yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz?İktidar için çok zor bir süreç, kendimi onların yerine koyuyorum, çok zor. Normalde bu yaşananlar, bir iktidar değişikliğine neden olması gereken bir süreç. İktidar bu süreci kendini kurtararak atlattı. Belki de büyük bir olay, dünyanın neresinde olursa olsun, sonu böyle bitmezdi. Onlar açısından başarıyla bitti.Neden sizce? Çok mu güçlü iktidar?Hayır, Türkiye’de demokratik rejimi yerinden oynatarak, bütün kurumlarıyla oynayarak, bunu da kendilerini kurtarma uğruna yaparak, Türkiye’de uygulanan sistemi her yönden bozdular. Yasama, yürütme erkinden adalet erki, yani üçüncü erk Türkiye’de yok oldu. Bu üçüncü erk üzerinde baskı oluşturmak, ona kumanda etmek için yapılması gereken ne varsa hepsi yapıldı. Bunu yaparken de gözlerini kararttılar, sonucu ne olursa olsun diye düşündüler ve bunu yaptılar. Ama bu başarı geçici bir başarıdır. Bu pislik, Türkiye’nin yaşadıkları hazmedilecek şeyler değildir. Kimse bunlar olmamış gibi davranamaz, böyle bir davranış içine girerse kendini kandırır. Daha sonra yüzleştiğinde de kafasını duvara çarpar.Bir siyasi parti için gerçekle yüzleşmenin aracı seçim olabilir. Bu 17-25 Aralık sürecinin üzerinden iki seçim geçti ve AKP başarıyla çıktı bu seçimlerden. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz, vatandaşa inandırıcı gelmedi mi?Şimdi, bir, 17-25 Aralık’ta olanlar kesindir, doğrudur. Tapeler gerçektir. En son soruşturma komisyonuna gelen rapor bunu kesin hale dönüştürmüştür, bu konuda bir tartışma yoktur. Zaten iktidar tarafı da artık bu tartışmayı bırakmış vaziyette. Bu sadece dört bakan ile sınırlı değil. İşin en tepesinde olan kişiden, onun eteklerindekilere sıçramış, cıvık cıvık olmuş bir ilişkiler ağı. Bu işe muhatap olanların, istifa etmesi gerekirken bunun olmamış olması da ayrı bir gerçeklik olarak ortada duruyor. Bu işin üzerini seçimle de kapatamazsınız. Çünkü 17-25 Aralık bir şok oldu. “Bu kadar da yapılır mı?” sorusu, iktidarın 'Bu montajdır” diyerek kendini izah etme çabası vardı. Ama şimdi bu sindire sindire topluma oturdu. Artık yavaş yavaş bunu kabullenme oldu.Devamında Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na yapılan harcama, lükse, ihtişama, şatafata dayalı yeni bir hayat algısının ortaya çıkmış olması, insanların artık 'bu kadar da olmaz' denecek bir noktaya doğru evrildiğini görüyorum. Yolsuzluk ve rüşvet ile ilgili iddialar bir temel olmuştur. Zaman içerisinde AKP’nin bundan zarar göreceğine ben yürekten inanıyorum ama bu hemen olmaz. Ben Mart’ta söylemiştim, kimse o kadar çok bir şey beklemesin diye. Çünkü insanlar aşıklar, kara sevdaya tutulmuşlar. Ama şimdi gerçeklerle yüzleşme dönemi başladı.İnsanlar etrafına bakıyor ve AKP yöneticisinin nasıl zenginleştiğini sorgulamaya başlıyor. Daha bunlar dün kuru soğana muhtaçken, bu hanlar, hamamlar nereden çıktı diye sorgulamaya başlıyor. Bir sorgu zincirlemesi başladı. AKP bunun zararlarını süreç içinde kademeli olarak hissedecek. Aynı şey ANAP döneminde de yaşandı. Seçimde birinci parti oluyordu ama birikti birikti sonunda da patladı. İşin içinde temel olgu olarak kullanılan din olgusu var. Halk Bankası Genel Müdürü’nün evinde bulunan paraları siz “Hayır için topluyordum” derseniz, insanların aklıyla, zekâsıyla alay etmiş olursunuz. İnsanlar o an sevgisi nedeniyle o yalanı benimser ama bir müddet sonra o asılı durmaz, düşer. Şu anda dini hassasiyeti olan kesimin sorgulaması var, onlar dini değerlerin bu işe bulaştırılarak bu işin izah edilmeye çalışılmasından büyük rahatsızlık duyuyorlar. Çünkü en büyük darbeyi de bunun içinde yüce dinimiz İslamiyet yiyor.Kaynak: Al Jazeera
AFAD'dan İstanbullulara Özel Uygulama
İstanbul Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD) tarafından İstanbullulara özel İOS ve Android işletim sistemine sahip akıllı telefonlar için ücretsiz afet uygulaması başlatıldı.AFAD tarafından Afete Hazırlık ve Deprem Eğitimi Derneği (AHDER) ortaklığı ile İstanbul halkının afetlere karşı bilinçlendirme çalışmaları kapsamında hazırlanan 'AFADist Bireysel Mobil Cihaz Uygulaması', müdürlük binasında tanıtıldı.İstanbul İl Afet ve Acil Durum Müdürü Gökay Atilla Bostan, burada yaptığı konuşmada, kenti, kişileri, aile ve kurumları, daha önce edinilen tecrübeler doğrultusunda, afetlere karşı hazırlamak için çalışmalarını sürdürdüklerini söyledi.Afet risklerini azaltılmasına yönelik faaliyetlerin, tek bir kurumun eliyle yapılamayacağını, toplumsal bir olgu olan afetlerin, toplumdan bağımsız düşünülemeyeceğini dile getiren Bostan, önlem ve hazırlıkların, toplumun kabul ettiği, benimsediği ve katıldığı kadarıyla başarılı alabileceğini anlattı.Bostan, 'Hem toplumdaki afet bilincini artırmak hem toplumun gönüllü olarak afete hazırlık çalışmalarına katılımını sağlamak üzere hazırlanan eğitim programlarını, toplum genelinde yaygınlaştırmak amacıyla bireylerden kurumlara kadar geniş bir hedef kitleyi kapsayan çeşitlilikte hazırladık. Burada afete hazırlık ve afet sonrasında toplumla etkin bir iletişim sağlanmasına yönelik bir araca daha sahip olmak için geliştirilen uygulama sunulacaktır' diye konuştu.Konuşmaların ardından projenin tanıtım gösterimi gerçekleştirildi.'AFADİst'İstanbul'da afet yönetimi faaliyetlerine yönelik kurumsal kapasitenin artırılması amacıyla AFAD İstanbul tarafından hazırlanan 'AFADİst' akıllı telefon uygulaması Apple ve Android işletim sistemi hayata geçirildi.İstanbul Kalkınma Ajansı'nın desteğiyle 8 aylık çalışması sonucunda oluşturulan sistemden, afet öncesi ve sonrası, İstanbul'da mobil kapsama alanına giren tüm akıllı telefon kullanıcıları faydalanabilecek. Uygulamayla kullanıcılar afet hazırlıklarını cep telefonları üzerinden yapabilecek.Uygulama özellikleriyle yapısal ve yapısal olmayan riskleri azaltma, aile afet planı hazırlama, ev ve iş yeri konumunu kaydederek, bir afet anında en yakın AFAD hizmetlerinden haberdar olma, afet sonrası toplanma alanlarını belirleme ve sağlıkdurumunu bildirme, afet acil durum çantasının envanterini uygulama üzerinden takip ederek, içindeki malzemelerin son kullanma tarihi yaklaşanları yenisiyle değiştirme gibi işlemler gerçekleştiriliyor. Ayrıca uygulama içerisinde İstanbul genelinde yer alan Afet İstasyonu (AFİS) konteynerlerinin harita üzerindeki yerleri de görülebilecek.Herhangi bir afet sonrasında İstanbulluların en doğru bilgiye ulaşması amacıyla yayına geçen 103.0 frekansından yayın yapan afet radyosu da uygulama üzerinden dinlenebilecek.İstanbul'da bu uygulamayı cep telefonlarına indirerek, afete hazırlık konusunda farkındalık kazanan bir milyondan fazla kişiye ulaşılması hedefleniyor. Uygulama afet sonrasında bireylerin ve ailelerinin afet bilgilerine doğrudan ulaşabilmesi, afet sonrasında bireylerin ve ailelerinin uygun toplanma alanlarına, yardım merkezlerine, toplu barınma, toplu bakım merkezlerine düzenli ve koordineli bir şekilde yönlendirilmesi, afetler sonrasında oluşacak bilgi kirliliğinin ve kaos ortamının önlenmesi için de önem taşıyor.Uygulamayla ilgili detaylı bilgi için;  'AFADist Cep telefonu uygulaması' AA
AB ile Türkiye Arasındaki Gerilim Devam Ediyor: 'Müzakerelerin Devamı Hukukun Üstünlüğüyle Mümkündür'
Avrupa Birliği, nihai sonuç bildirgesinin Türkiye’yle ilgili paragraflarını 'uyarı niteliğinde hatırlatma'lar ekleyerek sertleştirdiAvrupa Birliği dışişleri bakanları, Birlik liderlerinin 18-19 Aralık’taki zirvede nihai onay vereceği sonuç bildirisinin Türkiye’yle ilgili paragraflarını, ilişkilerin geleceğine yönelik “uyarı niteliğinde hatırlatma” ekleyerek sertleştirdi.Bazı medya kuruluşlarına yönelik son operasyonun “demokrasinin çekirdek ilkelerinden olan medya özgürlüğüne saygı konusunda şüphe uyanmasına neden olduğunu” belirten AB, “Konsey, katılım müzakerelerinde ilerleme sağlamanın hukukun üstünlüğüne ve temel haklara saygıya bağlı olduğunu hatırlatır” ifadelerini metne dahil etti.Güven Özalp'ın Hürriyet'te yer alan haberine göre, 14 Aralık operasyonu sonrasında AB’den gelen açıklamaların ardından Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “ AB bizi alır mı, almaz mı, bizim böyle bir derdimiz yok, lütfen siz kendi aklınızı kendinize saklayın” derken, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ' bu kadar ağır eleştiriyi kabul edemeyiz' açıklamasında bulunmuştu.Operasyonun hemen ardından AB Komisyonu tarafından yapılan açıklamadan esinlenerek sonuç bildirisine eklenen bu ifade, ilgili alanlarda AB ilke ve standartlarına aykırı adım atılması halinde “son dönemde rayına oturma ve yeni başlangıç sinyali veren” süreçte ilerleme sağlamanın mümkün olmayacağının sinyalini içermesi ve bu konuda üye ülkeler arasındaki rahatsızlığın belli bir düzeye ulaştığını göstermesi açısından önem taşıyor.- İlk taslakta yer almasına karşın ikinci taslakta Rum engeline takılan Türkiye lehine başlık vurguları konusunda beklendiği gibi herhangi bir olumlu gelişme yaşanmadı. Üçüncü belge olan sonuç bildirisinde “Yargı ve Temel Haklar” (23) ve “Adalet, Özgürlük ve Güvenlik” (24) başlıklarına yönelik herhangi bir atıf yer almadı.- Buna karşın Türkiye ile AB arasında üst düzey ekonomik diyalog çağrısı yapılan belgede, Fransa’nın bloke ettiği “Ekonomik ve Parasal Politika” (17) başlığının açılmasının yararlı olacağına yönelik vurgu korundu.- Ankara’nın “Tanımayız” dediği ve Türkiye’nin 1974 Barış Harekatı nedeniyle 90 milyon Euro tazminat ödemeye mahkum edildiği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararına atfen yapılan “taraf ülkelerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46. maddesi gereği AİHM tarafından alınan kararlara uyma zorunluluğuna” yönelik hatırlatma da metnin önemli unsurlarından birini oluşturuyor.- Konsey, hükümetin Aralık 2013’teki yolsuzluk iddialarına verdiği yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda ciddi endişe uyandıran ve siyasi muhalefete, kamuoyu protestolarına ve eleştirel basına yönelik artan tahammülsüzlüğü gösteren cevabını üzüntüyle karşılar.- Bu bağlamda Konsey, Anayasa Mahkemesi’nin önemli rolünü vurgular ve daha fazla desteklenmesi ve meşru bir paydaş olarak teşvik edilmesi gereken büyüyen ve aktif sivil toplumun varlığını olumlu şekilde not eder.- AB, yürütmenin yargıya yersiz müdahalesinden ve önemli yasal düzenlemelerde paydaşlara danışılmadan yapılan sık değişikliklerden ve bilgiye erişime yönelik kısıtlamalardan endişe duymayı sürdürüyor.- Konsey, AB’nin Türkiye ile ilişkilere verdiği önemi tekrar teyit eder. Türkiye, bir aday ülke ve AB için kilit önemde bir ortaktır. Dinamik ekonomisi Avrupa kıtasının refahına değerli katkı sağlıyor.- Konsey, Türkiye’nin önemli bölgesel rolünü anımsatır. Konsey, Suriye ve Irak’ta şiddetten kaçan bir milyonun çok üstündeki mültecinin Türkiye tarafından kabul edilip barındırılmasını memnuniyetle karşılar.- IŞİD’e karşı daha yakın işbirliği oluşturmak için siyasi diyalog kullanılmalı.- Konsey, PKK’nın AB’nin terörist örgütler listesinde yer aldığını hatırlatır.- AB, Kürt sorunun barışçıl çözümü için yenilenen çabaları güçlü şekilde destekler.- Konsey, AB-Türkiye enerji işbirliğinin daha fazla güçlendirilmesi çağrısı yapar.- AB, Kıbrıs konusunda ise geleneksel çağrılarını yaparken Türkiye’ye bir AB ülkesine karşı her tür tehdit ve eylemden kaçınmasını güçlü şekilde tavsiye ediyor. Taslak belgede, son dönemde tartışma yaratan münhasır ekonomik bölgedeki gelişmeler konusunda da Türkiye’nin itidal göstermesi ve Kıbrıs’ın bu bölgedeki ve karasularındaki egemenliğine saygı göstermesi istendi.T24
Gezi Eylemlerinde Orantısız Güç Kullanan Polis: 'Ben Bile Kendime Şaşırdım'
Antalya'da Taksim Gezi Parkı protestolarına destek eylemlerinde Erdem Kara'ya orantısız güç uyguladıkları iddiasıyla 6 polisin yargılanmasına başlandı. Sanıklardan polis B.A, 'Görüntüleri izleyince ben bile kendi halime şaşırdım' dedi.Antalya'da Gezi Parkı protestolarına destek eylemlerinde 25 yaşındaki Erdem Kara'ya orantısız güç uyguladıkları iddiasıyla yargılanan 6 polisten B.A., “Görüntüleri izleyince ben bile kendi halime şaşırdım. Olayın psikolojisi ile günlerce istirahat etmeden, bu kadar saat nasıl sağlıklı görev yapılır?' diye konuştu. Antalya'da Taksim Gezi Parkı protestolarına destek eylemlerinde Erdem Kara'ya orantısız güç uyguladıkları iddiasıyla 6 polisin yargılanmasına başlandı. Polisler hakkında 4.5 yıla kadar hapis istemiyle açılan davada Erdem Kara'yı Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Başkan Yardımcısı Münip Ermiş ve ÇHD Antalya Şube Başkanı Nusret Gürgöz savundu. Antalya 28'inci Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya 6 polis katıldı. Polisler savunmalarında kanunda kendilerine tanınan 'zor kullanma' yetkisini kullandıklarını belirterek suçlamaları reddetti. Sanık polis memuru B.A. ise Antalya'da başlayan Gezi Parkı olayları ve devam eden günlerde 8-10 gün istirahat etmeden, yemek yemeden, eve bile gitmeden, uyumadan görev yaptıklarını belirterek, olaylar sırasında refüjlerdeki çimlerde uyuyarak dinlendiklerini anlattı. Antalya'daki olaylarda Cumhuriyet Meydanı'nda binlerce kişi demokratik şekilde protestolarını yaparken, Gazi Bulvarı'nda Ak Parti il binasına yakın noktada toplanan grubun ortalığı yakıp yıktığını anlatan sanık polis memuru, “Görüntüleri izleyince ben bile kendi halime şaşırdım. Olayın psikolojisi ile günlerce istirahat etmeden olayları kontrol etmek için çalıştık. O psikoloji ile bu kadar saat nasıl sağlıklı görev yapılır, bunu da mahkemenin takdirine bırakıyorum' diye konuştu. SUÇ İŞKENCE SUÇUDUR Gezi Parkı olayları sırasında polis şiddetiyle karşılaşan Erdem Kara ise sanık polislerin olayı masumlaştırmak istediğini savundu. Şikayetçi olduğunu tekrarlayan Kara, “Sanıkların diğer göstericilerin hıncını benden almaları masumane bir hareket değildir' dedi. Kara'nın avukatı Gürgöz, dava dosyası bir bütün olarak incelendiğinde polislerin eylemlerinin 'işkence' ve 'kasten adam öldürmeye teşebbüs' kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savunarak mahkemenin görevsizlik kararı vermesini istedi. Gürgöz, davanın Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülmesi gerektiğini savundu. Mahkeme heyeti polislerin fiillerinin işkence kapsamına girecek nitelikte ve yoğunlukta olmadığına karar vererek görevsizlik istemini reddetti. Avukat Münip Ermiş, mahkemenin bu kararına itiraz ederek, yoğunluk ve niteliğin işkencenin belirlenmesi konusunda kriter olamayacağını savunarak, “Bir hareketle de işkence oluşabilir. Önemli olan sanığın kastıdır. Sanık yakalama kastıyla değil yaralama, cezalandırma kastıyla hareket ediyorsa suç oluşmuştur' dedi. Ermiş, Ali İsmail Korkmaz davasını örnek göstererek, “Bizim olayımız da benzer bir olaydır' dedi. BİR YILDIR TAKİPTE Sanık polislerin avukatı Pınar Hakimoğlu ise polis şiddetine maruz kalan Kara'nın ifadelerinde samimi olmadığını belirterek, Antalya'daki Gezi protestoları sırasında çekilmiş fotoğraflarıyla birlikte Aralık ayının başında Antalya Sanatçılar Derneği'nin (ANSAN) boşaltılması sırasında çıkan olaylarda çekildiği iddia edilen fotoğrafları mahkemeye delil olarak sundu. Avukat Ermiş, ANSAN fotoğraflarına itiraz ederek, “Bunlar herhangi bir dava açılmamış bir olaya ilişkin fotoğraflardır. Bu fotoğrafların çekilmesine ilişkin bir mahkeme kararı yok ise bu suçtur' dedi, Ermiş, fotoğraflarla ilgili avukatlar hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını söyledi. Avukat Gürgöz ise mahkemede 12 Eylül mantığıyla savunma yapıldığını belirterek mahkemeye sunulan delillerden Erdem Kara'nın olaylar öncesi ve sonrasında ve hatta bu yılın Aralık ayına kadar uzanan bir süreçte takip edildiğinin anlaşıldığını söyledi. Konuşmaların ardından mahkeme, Kara'nın avukatlarının görevsizlik kararının reddine itiraz edeceklerini belirttiği gerekçesiyle itiraz sonucu gelene kadar beklenmesine karar vererek davayı 7 Nisan 2015 tarihine erteledi. DAVA ÇIKIŞI GERGİNLİK Dava çıkışında Erdem Kara'nın yakınları ve polis memurları arasında gerginlik yaşandı. Duruşmayı izleyen Erdem Kara'nın annesi polislere tepki gösterince adliye koridorları bir anda gerildi. Polis memurları ve Kara'nın yakınları arasında yaşanan sözlü tartışma avukatların araya girmesiyle yatıştırılırken taraflar adliyenin farklı kapılarından dışarıya çıkarıldı. DHA
Reklam
Gezi Filmi Gösterime Girmeye Hazırlanıyor
Gezi parkı eylemlerini konu alan “Acı” filminin çekimleri tamamlandı. Semir Aslanyürek’in yönettiği filmin Şubat ayında vizyona girmesi planlanıyorÖzgür Bergüzar Büyüksaraç’ın senaryosunu kaleme aldığı ve Semir Aslanyürek’in yönettiği filmde, Erkan Can, Haluk Bilginer, Maral Büyüksaraç, Esme Madra, Settar Tanrıöğen gibi oyuncular rol aldı.Mahir’in öğrencilerinin, hayalini kurdukları plakçı dükkanının açılışının ertesi günü Gezi Parkı eylemlerinde gözaltına alınmasıyla başlayan film, Mahir’in 12 Eylül deneyimine de değinen bir öyküyü anlatıyor.Filmin Şubat ayında vizyona girmesi planlanıyor.Taraf
Reklam
Davutoğlu: 'Gülen İçin Yargı Gereğini Yapacak'
Başbakan Davutoğlu, 14 Aralık operasyonunun siyasi direktifle değil, yargı süreci ile yürütüldüğünü söylediBaşbakan Ahmet Davutoğlu , Fethullah Gülen ile ilgili soruşturma neyi gerektiriyorsa yargının onu yapacağını belirterek, 'Kırmızı bülten ya da herhangi ne uygulama gerekiyorsa o yapılır' diye konuştu.Başbakan Davutoğlu, Çad Başbakanı ile yaptığı görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında konuştu.Davutoğlu'nun açıklamalarından satır başları şöyle:'Yargı bir süreçtir. Hukuk devletinde nasıl yürüyorsa öyle sürüyor. Maalesef bu konularda işin özünden çok bunu siyasi konu yapılarak istismar ediliyor. Tamamıyla mağdur olan bir grup adına şikayetle başlatılan bir süreç. Bu konuyla ilgili yürütülen birçok soruşturmamız.Zamanı geldikçe bunla uygulanacak. Bir dönüm noktası olacak nitelikte bir davadan söz ediyoruz. Bir grup vatandaşımız tamamen temelsiz deliller üretilerek, silahlı terör örgütü ilan edilip 17 ay haksız yere hapiste yattı 4 yıl önce. Bu şikayet de yargıya intikal etti.Siyasi direktifle kısıtlayıcı bir faaliyet değil. Yürütülen süreç basın özgürlüğü ile alakalı değildir. Yargıda bu çalışmayı yürüten, yetkililere söylemek isterim ki, bu hukuki bir süreçtir. Yapılması gereken ne ise yapılacaktır. Yargı sürecine herkes saygı gösterecek.Savcı iddiananeyi hazırlar. Yorumlar sonradan yapılır. Suç işleyen birinin gazeteci ya da siyasetçi olması o suçun gereğinin yapılmamasını gerektirmez. Basın özgürlüğüne karşı bir tavır olursa da ona da karşı dururuz.En ağır ifadelerle hükümete yönelik hakaretler de bulunuldu. Herhangi bir kısıtlama mı getirildi? Burada mesele basın özgürlüğü değil, bir grup vatandaşımızın mağduriyetinin sonucu.Fethullah Gülen ile ilgili soruşturma neyi gerektiriyorsa yargı onu yapacak. Kırmızı bülten ya da herhangi ne uygulama gerekiyorsa o yapılır.'T24
Hatipoğlu'na Ait Otelin Kaçak Olduğu Tescillendi
Ramazan programlarında aldığı astronomik ücretlerle gündeme gelen Nihat Hatipoğlu’na ait Sultanahmet’teki Aya Sultan otelinin kaçak olduğu İstanbul 4 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından doğrulandı.Hatipoğlu’nun 4.5 milyon TL’ye satın aldığı binayı üç yıllık yenileme çalışmasının ardından hizmete açtığı ve yapılan inşaat çalışmalarının Koruma Kurulu’ndan izin alınmadan yapıldığı kısa süre önce basına yansımıştı.Hatipoğlu ise ilk günden itibaren oteline dair iddiaların ‘iftira’ olduğunu öne sürmüştü.Hatipoğlu son olarak ‘havuz medyası’ olarak adlandırılan Sabah’ta yayımlanan yazısında şöyle demişti: “Vicdanınız yok mu, bu iftiralardan ne beklersiniz diyoruz utanmadan sırıtıyorlar. Çünkü kendi iradeleriyle değil, talimatla saldırıyor ve çamur atıyorlar. Mahkeme-i Kübra’da bu iftiracıların imanına talip olacağım. Bu yalan ve iftira haberlerini yapan, yayan, vesile olan kim varsa, asla hakkımı helal etmeyeceğim.”Radikal'den Ömer Erbil’in haberine göre İstanbul 4 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bir bilgi notu göndererek Hatipoğlu’nun binayı Koruma Kurulu’ndan izin almadan yenilediğini ve 1/1000 ölçekli Tarihi Yarımada İmar Planı’na aykırı işlem yaptığını bildirdi.Koruma Kurulu, binanın kentsel sit alanı içinde kaldığını, ancak binanın korunması gerekli kültür varlığı tescil kaydının yapılmadığını açıkladı.Fatih Belediyesi’nin de kurula kesinlikle inşaatla ilgili bilgi vermediğine dikkat çekilen notta, güçlendirme faaliyetinin ancak ilgili belediye ve koruma kurulunca onay verildikten sonra yapılabileceği vurgulandı.Bilgi notunda binanın bulunduğu alanın imar planında 2’nci derece koruma bölgesi olduğu belirtildi. Bu bölgede yükseklik izninin 12.5 metre olduğuna dikkat çekildi.Hatipoğlu’nun izin alınmadan restore ettiği ve Aya Sultan adıyla hizmete açtığı binanın yüksekliği ise 15.5 metreye yükseltilmişti.Cumhuriyet
Reklam
Kadınların Yüzde 26’sı Çocuk Yaşta Gelin Oldu
Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü, Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması 2013 sonuçlarına göre 15-49 yaş grubundaki kadınların yüzde 26’sı çocuk yaşta gelin oldu.Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması’nın (TNSA) 2013 sonuçları açıklandı.Beş yılda bir yapılan araştırma Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü (HÜNEE) tarafından Sağlık Bakanlığı ve Devlet Planlama Teşkilatı işbirliği ile TÜBİTAK projesi olarak yürütülüyor.Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü’nden İlknur Yüksel TNSA-2013 ve TNSA-2008 araştırmalarında çocuk yaşta evliliklere dair sonuçları Uçan Süpürge için değerlendirdi.Yüksel, TNS 2013 verilerine göre ülke genelinde 15-49 yaş grubundaki kadınların yüzde 26’sı çocuk yaşta gelin olduğunu söyledi.“Aynı yaş grubu TNSA-2008 araştırmasında yüzde 28 idi. Bu sonuç, aradan geçen beş yıl içinde erken yaşta evlenmiş 15-49 yaş grubundaki kadınların çocuk yaşta gelin olmalarında çok önemli bir fark olmadığına dikkat çekmesi açısından önemli.“TNSA-2013 araştırmasının bir başka verisi ise, 15-19 yaş grubundaki kadınların yüzde yedisinin araştırma sırasında evli olduğu. Aynı, aynı yaş grubu TNSA-2008 araştırmasında ise yüzde 9.6 idi.”TNSA ülke genelini temsil edecek düzeyde temelde sağlık göstergeleri olmak üzere birçok konuda istatistik üreten araştırma serisinin parçası. TNSA-2013 ise Türkiye’de 1968 yılından beri her beş yılda bir HÜNEE tarafından yürütülen demografik araştırmaların onuncusu. Bu araştırmalardan elde edilen istatistikler, sadece ulusal düzeyde değil, uluslararası düzeyde de güvenilir istatistikler olarak kabul ediliyor.2013 TNSA’nın örneklemi, ülke geneli, kent/kır, beş bölge ve 12 bölge düzeyinde istatistik üretiyor. Araştırmanın örneklemi ağırlıklı, çok aşamalı, tabakalı, küme örneklemesi. Hanehalkı araştırması olan bu araştırmanın örneklem seçiminin ilk aşamasında belirlenen tabakalardan (kent/kır ve bölge düzeyinde) blokların seçimi TÜİK tarafından yapılıyor. İkinci aşamada ise, bloklardan tesadüfi örneklem yoluyla sabit sayıda hanehalkı seçiliyor. Seçilen hanehalklarındaki 15-49 yaş grubundaki üreme çağındaki tüm kadınlar ile görüşülüyor.TNSA-2013 araştırması kapsamında 11 bin 794 hanehalkı görüşmesi yapılmış ve bu hanelerde yaşayan 15-49 yaş grubundaki 9 bin 746 kadın ile yüz yüze görüşmeler tamamlanmış.Araştırmalarda üniversite öğrencisi ya da mezunu çoğunluğu sosyal bilimler kökenli olan kadın görüşmeciler kadınlar ile yüz yüze görüşmeler yapıyorlar. Saha öncesinde HÜNEE akademik personeli tarafından verilen üç haftalık bir eğitime katılan görüşmeciler sadece soru kağıdındaki soruları öğrenmiyorlar.Görüşme teknikleri ve iletişim konularında sınıf içi eğitimin yanı sıra pilot uygulama imkanı da bulan kadın görüşmeciler, araştırma sahasında gittikleri hanelerde iyi iletişim kuruyorlar. TNSA-2013 araştırmasında kadın görüşmelerinde cevaplama oranının yüzde 90 olması bunu destekliyor.Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırmaları’nın anne ve çocuk sağlığı ile çocuklar ve kadınlarla ilgili birçok konuda istatistik üretmeyi hedefliyor. Sağlıkla ilgili bilgiler ile sosyo-ekonomik özellikler arasında ilişki kurmak için kadınların temel özellikleri, evlilikleri ve çalışmaları konusunda da ayrıntılı bilgi alınıyor. Özellikle evlilik bölümü, kadınların tüm evlilikleri hakkında detaylı bilgi toplanmasına olanak sağlıyor.Evlilik konusunda TNSA’yı resmi istatistiklerden ayıran en önemli özellik, sadece resmi nikah ile yapılan evlilikler ile sınırlı olmayan evlilik tanımının kullanılması. Bu nedenle, özellikle çocuk yaşta dini nikahla yapılan evlilikler konusunda bilgi elde etmemizi sağlıyor.Evlilik bölümünde, ilk evlenme yaşından, evlilik kararını kimin verdiği, evlilik kararını ailelerin verdiği durumlarda kadınların onayının alınıp alınmadığı, hangi nikahın daha önce kıyıldığı, nikahlar arasında geçen süre ve eşler arasında akrabalık ilişkisi olup olmadığı konularına ilişkin sorular soruluyor. Çocuk yaşta evliliklerin yaygınlığı ile çocuk yaşta evlenen kadınların özellikleri konusunda elde edilen bu bilgilerin Türkiye genelinin yanı sıra kent/kır ve bölgeler düzeyinden temsil edici olması önemli bir bilgi kaynağı sunuyor bizlere.Nüfus ve Sağlık Araştırmaları kapsamında elde edilen betimleyici istatistikler, çocuk yaşta evliliklerin yaygınlığı konusunda yeterli bilgi sunuyor, ancak bu alanda özellikle nitel araştırmaların yapılmasına ihtiyaç var.Yasal olmadığını bilmesine rağmen, ailelerin ve yakın çevrenin halen erken yaşta evlilikleri desteklemesinin nedenleri, çocuk gelinlerin toplum tarafından kabul edilmesini sağlayan mekanizmaların neler olduğu gibi erken yaşta evliliğin halen devam etmesinin altındaki nedenleri anlamayı sağlayacak nitel araştırmaların tasarlanması gerekiyor. Selen Doğan / Bianet
ABD'lilerin Yarısı CIA'i Haklı Buldu
ABD Senatosu'nun geçen hafta açıkladığı ve CIA'in 11 Eylül sonrasındaki tartışmalı sorgulama yöntemlerini 'işkenceye varan uygulamamalar' olarak tanımlayan raporun ardından ABD'lilerden CIA'e destek geldi.Pew araştırma merkezinin yürüttüğü ankete katılanların yüzde 51'i CIA'in kullandığı sorgulama yöntemlerini desteklerken karşı çıkan grup yüzde 29'da kaldı.Senato raporunun kamuoyu ile paylaşılmasının doğru olup olmadığı konusunda ise yanıtlar birbirine oldukça yakın çıktı. Ankete katılan 1000 kişinin yüzde 42'si raporun açıklanmasını doğru bulurkeni yüzde 43'lük bölüm rapor yüzünden ulusal çıkarların zarar görmüş olabileceğini söyledi.Geçtiğimiz hafta açıklanan raporun ardından aralarından Almanya'dan Afganistan'a kadar birçok ülke CIA'in tutumunu eleştirmişti.Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier , 'Radikal İslamcı terörizm ile mücadele adına yapılan ve doğru bulunan yöntemler kabul edilemez hatalardı' demişti.Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani Ahmetzai ise, CIA'in insan haklarını ihlal ettiğini söyleyerek, sorgulamalarda işkenceye maruz kalan Afganistan vatandaşlarına dair bilgi talep etmişti.BBC Türkçe
Merkez Bankası'ndan Dolara Sınırlama Hamlesi
Doların 2.41 TL'ye yükselerek yeni rekor kırması üzerine Merkez Bankası'ndan flaş bir karar geldi. Buna göre enerji ithalatçısı kamu kuruluşlarının döviz ihtiyaçları Hazine ve Merkez Bankası tarafından karşılanacak.Soluksuz yükselerek rekorlar kıran dövize karşı, ihalelerde miktar artıran merkez bankası, bunun yetersiz kalması üzerine yeni bir adım attı.Merkez Bankası, enerji ithalatçısı kamu kuruluşlarının döviz ihtiyaçlarının Hazine ve Merkez Bankası tarafından karşılanacağını açıkladı.Merkez Bankası'ndan yapılan açıklamada, 'Enerji ithalatçısı kamu iktisadi teşebbüslerinin döviz ihtiyacının gerekli görülen kısmının Hazine Müsteşarlığı ve Merkez Bankası tarafından doğrudan karşılanması uygun görülmüştür. Uygulama 17 Aralık 2014 tarihinden itibaren başlayacaktır' denildi.Öte yandan  Merkez Bankası yetkilileri bu hamlenin piyasadaki döviz talebini sınırlama amacı taşıdığını belirtirken ilk kez tüm KİT'leri kapsayan bir adım atıldığına dikkat çekti.Analistler kamunun aylık dolar talebinin 1.5 milyar doları bulduğunu belirtirken bu talebin çekilmesi ile dolardaki yükselişin önüne bir süre geçebileceğini belirtiyor. DHA 
Reklam
CHP'li Vekilden Meclis'te Çarşı Eylemi
CHP İstanbul Milletvekili Melda Onur, TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada bir anda üzerindeki ceketi çıkartıp yere fırlattı.Ardından da Beşiktaş'ın ünlü taraftar grubu Çarşı'ya destek vermek için giydiği üzerinde Kartal resmi olan ve 'Asi Ruhumuz Burda' yazılı tişörtü de çıkarttıktan sonra beyaz renkli Ali İsmail Korkmaz'ın fotoğrafının bulunduğu tişörtle kaldı. 'Size üçlü çektireyim' diyen Onur, elini havaya kaldırarak, 'Ali İsmail Korkmaz' ve 'Çarşı vicdandır, yargılanamaz' sloganı attı. Ardından da çeketini ve tişörtü alarak yerine geçti.TBMM Genel Kurulunda, 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısının 5'nci tur görüşmelerinde kürsüye çıkan CHP İstanbul Milletvekili Melda Onur, Beşiktaş taraftar grubu Çarşı'ya yönelik yargılamayı eleştirdi. Onur, “Çarşı'nın darbe yapacağına inandırmaya çalışmak tamda bir yalancı çobanlıktır. Çarşı toplumsal muhalefette sizden önce de vardı'dedi.CEKETİNİ ÇIKARTIP YERE FIRLATTIDaha sonra bir anda kürsüdeyken önce ceketini çıkartıp yere fırlattı. Ardından da üzerinde Kartal resmi olan ve 'Asi Ruhumuz Burda' yazılı tişörtle kaldı. Bu tişörtü de çıkartıp kürsüye bırakan Onur, gezi olayları sırasında hayatını kaybeden Ali İsmail Korkmaz'ın fotoğrafının bulunduğu tişörtle kaldı.'ÜÇLÜ ÇEKTİREYİM''Size üçlü çektireyim' diyen Onur, elini havaya kaldırarak, 'Ali İsmail Korkmaz' ve 'Çarşı vicdandır, yargılanamaz' sloganı attı. Ardından da çeketini ve tişörtü alarak yerine geçti.Fırat Keskinkılıç, DHA
Reklam
New York Times'tan Erdoğan'a 'Dönerci' Karikatürü
Amerikan gazetesi New York Times (NYT), 14 Aralık operasyonu kapsamında Fethullah Gülen Cemaati’nin yayın organlarına düzenlenen operasyonu ve gözaltı kararlarını, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı 'dönerci' olarak karikatürize ederek hiciv yoluyla eleştirdi.NYT'ın Erdoğan'ı eleştirdiği karikatürde, Cumhurbaşkanı bir döner olarak resmedilen 'Türkiye demokrasisi'ni keserken resmedilmiş. Karikatürde ayrıca, Avrupa Birliği'nin (AB) Erdoğan'ı dışardan izliyor. Karikatürde yer alan AB figürü, 14 Aralık operasyonu sonrası basın özgürlüğü eleştirisi getirdikten sonra Erdoğan tarafından ”AB bizi alır mı almaz mı, bizim böyle bir derdimiz yok… Siz kendi aklınızı kendinize saklayın” sözünü temsil ediyor.
‘Anaokulunda Din’ Dersinin İçeriği Belli
19. Milli Eğitim Şûrası'nda alınan 'anaokullarında değerler eğitimi verilmesi' yönündeki tavsiye kararı, Osmaniye Kadirli İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından 'acil' olarak hayata geçirildi. İlçedeki okullara gönderilen programda, 'Derse besmeleyle başlanacak, dua pekiştirme günleri yapılacak' gibi başlıklar yer alıyor.Milliyet Gazetesi'nden Ayşegül Kahvecioğlu'nun haberine göre İlçe Milli Eğitim , anaokullarında değerler eğitiminin nasıl verilmesi gerektiğine ilişkin 21 sayfalık bir program hazırlayıp ilçedeki okullara gönderirken, programda dikkat çekici başlıklar yer aldı.Buna göre, 3-6 yaş arası anaokulu öğrencileri, derse besmeleyle başlayacak, dua ve sureleri tecvit kurallarıyla öğrenecek. Çocuklara okulda Kuran-ı Kerim dersi de verilecek. Buna göre öğrenciye Kuran-ı Kerim’le ilgili genel bilgiler verilecek, Kuran’dan bölümler okunacak, Kuran alfabesinin ilk 5 harfi tekerlemelerle mahreçli olarak çalıştırılacak.Programa göre anaokulu öğrencilerine şunlar anlatılacak:Öğrenciler derse selam ve besmele ile başlayacak.Çocuklara öğretilecek dualar önce öğretici tarafından yüksek sesle tane tane okunacak. Daha sonra duayı önce öğretici sonra çocuklar okuyacak.Dua pekiştirme günleri yapılacak. Öğrenciye öğrendiği duaları tekrar etme alışkanlığı kazandırılacak.Haftalık dua çizelgesi oluşturulacak.Besmele ve ‘Allahuekber’ hareketli bir şekilde öğretilecek. Çocuk, besmeleyi hecelerken sağa sola, öne arkaya dönecek, ellerini şaplatacak. “Allahuekber” derken, “Kim daha sesli söyleyecek?” gibi sorularla öğrenci motive edilecek.Kuran öğretiminde masal hikaye anlatımı, etkinlik ve konuya geçiş tekerlemeleri mutlaka kullanılacak.Çocuğa dua etmenin adabı ve önemi öğretilecek.Dua ve sureler tecvit kurallarıyla öğretilecek.Tecvit kuralları (tutma-uzatma-çekme vb) parmak oyunları ya da drama gibi oyunlarla öğretilecek.AYŞEGÜL KAHVECİOĞLU | Milliyet
Sungurlar Dizisinin Yapımcısından Kurtulmuş ve Arınç'a: 'Bugün Ne Değişti?'
Eskişehir'de yönetmen Engin Koç ile birlikte pazar sabahı gözaltına alınan ve dün gece İstanbul'da serbest bırakılan Samanyolu Televizyonu'nda (STV) yayınlanan 'Sungurlar' dizi filmin yapımcısı Salih Asan, 'Vazifemizi sürdürmeye devam edeceğiz. 'Sungurlar' dizimizle yine milletimize, ülkemize hizmet etmeye devam edeceğiz' dedi.Özgür Hukuk Platformu tarafından bugün öğle saatlerinde Eskişehir Adalet Sarayı önünde 14 Aralık Operasyonu ile ilgili basın açıklaması yapıldı. Yaklaşık 300 kişinin katıldığı basın açıklamasına önceki gün Eskişehir'de gözaltına alınıp İstanbul'a götürülen ve dün gece serbest bırakılan STV yapımcısı Salih Asan da katıldı. Basın açıklamasını STV yönetmeni Engin Koç'un avukatı Turgay Balaban okudu. Balaban, 14 Aralık'ta gözdağı ve yolsuzluk iddialarını örtme operasyonu yapıldığını öne sürürken, şöyle dedi:'Torba Yasa ile kabul edilen makul şüphe rejiminin her bireyin hürriyet, konut dokunulmazlığı, mülkiyet ve haberleşmenin gizliliği hakkına açık ve ağır bir saldırı olduğunu, kapalı devre sulh ceza hakimliği sisteminin gerekçesiz ve keyfi tutuklamaları kurumsallaştırdığını, avukatların dosya incelemesi hakkının kısıtlanmasının 77 milyon vatandaşımızın savunma hakkına saldırı teşkil ettiğini haykırmak için buradayız. Torbadan çıkan şüpheli ve avukatların soruşturma dosyasını incelemesi ve dosyadan örnek almasının kısıtlanmasına dair değişiklik de 14 Aralık'ta ilk kez uygulanmıştır. Belirtmek isteriz ki, Hitler'e karşı çıkıp engel olmaya çalışan vatan hainlerinin, asıl vatansever olduğunu sonra anlaşılmıştır. Kim ne derse desin, bu topluluk, dün nasıl doğrunun yanında yer aldı ise, bugün de yanlışın karşısında duracak ve demokratik bir zeminde yakmadan, yıkmadan mağduriyetini haykıracak, zalimlere asla biat etmeyecektir.'BUGÜN NE DEĞİŞTİ?Yapımcı Salih Asan da yaptığı konuşmada yaklaşık 40 saat gözaltında tutulduklarını, 'Sungurlar' dizi filmini çekmeye devam edeceklerini söyledi. Asan, bir terör örgütüne yönelik operasyon kapsamında başka bir terör örgütü icat etmek maksadıyla ve gayesiyle gözaltına alındıklarını iddia ederken şöyle konuştu:'Hiçbir anlam veremediğimiz şekilde bundan 7 sene önce bugün Türkiye'yi idare eden siyasi iktidarın Başbakan Yardımcısı konumundaki insanların dahi 'Takdir ve ibretle izliyoruz. Ülkemiz, birlik, beraberlik, kardeşliğimize çok hizmetler ediyorsunuz' dediği bu dizinin 2 bölümünde geçen 2 kelime üzerinden bir algı ve intikam operasyonu yapılıyor. HAS Parti Genel Başkanı şuanda Başbakan Yardımcısı olan Numan Kurtulmuş beyefendiyle tanışma şerefine eriştiğimde İstanbul-Konya uçuşunda bana; dizimizi çok seyredemediğini ancak etraftan, eşinden, dostundan duyduğunu ve çok yararlı işler işlediğimizi, çok yararlı projelerle bu milletin birlik harcına katkı sağladığımızı o gün söyleyen Sayın Numan Kurtulmuş Beyefendi bugün ne değişti? Bir terör üyesi yaftasıyla bizi terörle mücadele şubelerinde bekletiyorsunuz. Sayın Başbakan Yardımcımız Bülent Arınç; Konya programlarınızda 'Tek Türkiye' dizisi oyuncularımızla sizi tanıştırdığımızda eşi hanımefendinin ve kendinizin bu diziyi hayranlıkla ve ibretle izlediğinizi, bu ülkeye, bu millete ciddi katkılar da bulunduğunu söylediğiniz o günden bugüne ne değişti? Biz halen durduğumuz yerdeyiz. Tek Türkiye, tek devlet ve tek bayrak diyoruz. Vazifemizi sürdürmeye devam edeceğiz. Sungurlar dizimizle yine milletimize, ülkemize hizmet etmeye devam edeceğiz.'Salih Asan gözaltındayken kendilerine çeşitli sorular yöneltildiğini anlattı. Kaç yıldan bu yana bu şirkette çalıştığı ve görevinin tam olarak ne olduğuna dair sorularla karşılaştığını anlatırken, şöyle konuştu;'2009 yıllarında soruşturma ve kovuşturmaya konu olan örgütün adını sordular. 'Biz bir dizi de yapımcıyız' dedim. Dizinin son bölümünde yayınlanan bir kısımda bu örgütün adı zikredilmiş. Zaten basına yansımış. Böyle bir örgüt adı var. Zaten bu dizi, dizi kurmaca. Kurmacalar var. Yazarlarımız tabi ki gündemle ilgili, gazete köşelerinden, haberlerinden, şundan bundan ilham alarak hikayeler oluşturuyorlar. Bunun ötesi yok. Netice itibariyle bir örgüt, örgütse örgüttür. Değilse değildir. Bunun soruşturmasını, kovuşturmasını yapacak dizi senaristleri, dizi yapımcıları, dizi yönetmenleri değil ki. Böyle anlam veremediğimiz garip garip sorularla karşılaştık.'Basın açıklamasına katılanlar çeşitli sloganlar attıktan sonra Adalet Sarayı önünden sessizce ayrıldı.Kemal Atlan, DHA
Reklam