onedio
Selanik'teki Tükiye Başkonsolosluğu'na Molotof kokteylli Saldırı
Yunanistan'ın Selanik kentindeki Türk Başkonsolosluğu’na yüzleri maskeli kişiler tarafından molotofkokteylli saldırı düzenlendi.Atatürk’ün doğduğu evin de bulunduğu başkonsolosluk binasının önündeki polis kulübesi ile yine aynı bölgedeki bir polis otobüsüne, yüzleri maskeli kişiler tarafından molotofkokteyli atıldı.AA muhabirinin başkonsolosluk yetkililerinden aldığı bilgiye göre, saldırganlar, 20 dakika içinde en az 5 molotofkokteyli attı. Polisin, ses ve gaz bombalarıyla karşılık verdiği saldırganlar, Aristo Üniversitesi'ne doğru koşarak kaçtı. Saldırganlar, yol üzerindeki çöp bidonlarını da ateşe verdi. Saldırıda can kaybı ya da yaralanma olmazken, caddede park halindeki bazı araçlarda maddi hasar meydana geldi.Selanik'te Türk başkonsolosluğunun önündeki polis kulübesi, daha önce de birçok kez saldırıya uğramıştı.AA
"Prens Charles'ın Taç Giyme Töreninde Kur'an Okunmalı"
Dail Mail gazetesindeki habere göre, Eski Oxford Piskoposu Lord Harries, Lordlar Kamarası'nda yaptığı konuşmada, İngiltere'deki Müslümanların toplum tarafından benimsendiklerini hissettirmek amacıyla taç giyme töreninin Kur'an okunarak başlamasının yaratıcı bir davranış olacağını söyledi.Piskoposun açıklamaları ise Anglikan Kilisesi'nin kendi gelenekleri ve kurumları içerisinde güveni kaybettiği gerekçesiyle sert bir dille eleştirildi.Lord Harries, Lordlara yaptığı öneride, Kilise'nin kendi tarihi konumunda konukseverliği yerine getirmeye önderlik etmesi gerektiğini aktardı. Harries, geçen yıl Bristol Katedrali'nde dindar bir Müslüman olan yüksek rütbeli bir yetkilinin talebi üzerine Kur'an'dan ayetler okunduğu örneğini vererek 'Bu Müslümanları içtenlikle kucaklayacak harika, yaratıcı bir uzlaşma davranışıydı” dedi.Eski Piskopos, konukseverliğin prensibinin bir sonraki taç giyme töreni dahil olmak üzere tüm kamusal seremonilere etki etmesi gerektiğine inandığını söyledi.Kraliçe 2. Elizabeth'in oğlu ve kraliyetin birinci varisi Prens Charles, bundan 20 yıl önce 'İngiliz monarşisinin inanç savunucusu' olmaktan çok 'inançların savunucusu' olarak görülmeyi istediğini açıklamıştı. Prens Charles, 2006 yılında da daha 'odaklı ve merkezi' olacağını düşündüğü çok inançlı bir taç giyme töreni istediğini söylemişti.Geleneksel Hristiyanlardan ise Lord Harries'in açıklamalarına kınama geldi. Hristiyan Enstitüsü Düşünce Kuruluşu'ndan Simon Calvert, bir çok insanın Hristiyan bir liderin, Hristiyan bir manastırda Hristiyan bir törende Kuran okunması fikrine şaşıracaklarını söylerken, Spectator dergisinin yardımcı editörü Douglas Murray, Lord Harries'in fikrini yanlış bulduğunu söyleyerek 'Eğer taç giyme törenine Müslümanlar eklenecekse o zaman Hinduların ve ateistlerin de eklenmesi gerekir. Böyle bir törende Kuran okunacaksa o zaman İngiltere'deki camilerde cuma namazlarında Kral ve Silahlı Kuvvetler için dua edilmeli' diye konuştu.DHA
En Pahalı Caddeler İstiklal ve Bağdat
İstanbul'da İstiklal ve Bağdat caddelerinde dükkân kiraları bir önceki yıla göre yüzde 6, 67 artış gösterdi. İstiklâl Caddesi’nde 100 metrekarelik bir mağazanın aylık kirası ortalama 24 bin euroya ulaştı.ABD merkezli gayrimenkul ve yatırım danışmanlık firması Jones Lang LaSalle’in (JLL) açıkladığı Türkiye Perakende Pazarı Raporu’na göre yedi lokasyonda dükkân açmak neredeyse imkânsız hale geldi. En pahalı üç lokasyon ise İstiklâl Caddesi, Bağdat Caddesi ve Nişantaşı olarak belirlendi.2014 yılı üçüncü çeyrek sonu itibariyle İstiklal ve Bağdat caddelerinde kira bedelleri bir önceki yıla göre yüzde 6,67 artış gösterdi. Bu iki caddede birincil kira arzında metrekare fiyat ortalaması 240 euro oldu. Yani yüz metrekarelik bir mağazanın aylık kira bedeli 24 bin euro.Ortalama kira bedelinin metrekare başına 200 euro civarında olduğu Nişantaşı’nda kira bedellerinin, artan perakende talebiyle birlikte 2015 yılında da yükselmesi bekleniyor.JLL raporuna göre, 2015 yılında Bahariye Caddesi ve Beşiktaş Çarşı’da da kira bedellerinde yükseliş trendi sürecek. Alemdağ ve Nispetiye caddelerinde ise fiyatların mevcut seviyelerini koruması bekleniyor.Kaynak: AA
25 Yıl Boyunca Elleriyle Kazdığı Mağarayı İnanılmaz Bir Sanat Eserine Dönüştüren Adam
Kendi kendini eğitmiş olan sanatkar Ra Paulette, hayatının son 25 yılını New Mexico Eyaleti'ndeki dağlık bir alanda bulduğu bir mağarayı kazarak harcadı. 67 yaşındaki bu adam, normal kazı çalışmalarında kullanılan aletleri ve makineleri kullanmıyor. Yalnızca küçük el aletleri ve çoğu zaman hiçbir şey kullanmadan sadece elleriyle kazı çalışmalarını yürütüyor. Peki ortaya ne mi çıktı? İşte o inanılmaz mağaradan görüntüler;
Dalgalardan Elektrik Üretilecek
Dalgaların yönü fark etmeksizin her şekilde çalışabilen sistemde ilk olarak dalga enerjisi mekanik enerjiye çevriliyor. Daha sonra ise bu mekanik enerji hidroliğe dönüştürülüyor ve pompa modülleri sayesinde enerji depolanıyor.Sonunda bu enerji elektrik enerjisine dönüştürülüyor ve kullanılmak istenen yere aktarılıyor. Uzaktan denizdeki dubaları andıran sistem büyük bir görüntü kirliliği yaratmıyor ve bu özelliğiyle turistik bölgelerde dahi rahatlıkla kullanılabiliyor.İhtiyaca göre farklı modülleri bulunan sistem 7 kilowattan 750 kilowatta kadar enerji üretebiliyor. Ancak şu anlık sadece 7 kilowatt enerji üretebilen sistemin yapımı tamamlanmış durumda. Daha yüksek miktarlarda enerji üretmek içinse çalışmalar sürüyor. Sistemin üreticisi Albatern’in açıklamasına göre önümüzdeki 10 yıl içerisinde 100 megawatt enerji üreten WaveNET’ler üretmek mümkün hale gelecek.Megawatt başına 160 ile 235 dolar arasında fiyatı bulunan sistem şu an için yenilenebilen enerjiler arasında pahalı olarak gözükse de ilerideki yıllarda daha makul fiyatlara satılması bekleniyor.teknolojioku
Reklam
Fethullah Gülen'in Acı Günü
FETHULLAH Gülen'in kalp ve solunum yetmezliğinden 72 yaşında vefat eden kardeşi Seyfullah Gülen, Erzurum'da binlerce kişinin kıldığı cenaze namazı ardından toprağa verildi.Merkez Yakutiye İlçesi'ndeki Lalapaşa Camii'nde öğleyin kılınan ve hiçbir protokol üyesinin katılmadığı cenaze namazına Seyfullah Gülen'in, Samanyolu TV ana haber spikeri oğlu Kemal Gülen, kardeşleri, yakınları ve çok sayıda kişi katıldı. Samanyolu TV'nin canlı yayınladığı cenaze namazını Fethullah Gülen'in medrese arkadaşı ve Erzurum'un kanaat önderlerinden Hatem Bilge kıldırdı. Cenaze namazının kılınması ardından Seyfullah Gülen'in cenazesi ambulansa konularak defnedilmek üzere Pasinler ilçesine bağlı Korucuk köyüne götürüldü.Seyfullah Gülen, 2'si kız 8 çocuklu ailenin en büyüğü Fethullan Gülen'den sonra ikinci çocuğuydu. Atatürk Üniversitesi'nden işçi emeklisi Seyfullah Gülen, 4 ay önce geçirdiği kalp krizi nedeniyle Erzurum'daki Özel Şifa Hastanesi'nde tedavi altına alındı. Kalp ve solunum yetmezliği bulunan Gülen, 1 ay önce de beyinde pıhtı atması nedeniyle yoğun bakıma alındı. Geçirdiği kısmi felç sonrası yaşam destek ünitesine bağlanan Seyfullah Gülen, 28 Kasım günü saat 07.30 sıralarında vefat etti. Gülen, evli ve 9 çocuk babasıydı.DHA
Hamza Hamzaoğlu Yarın Galatasaray'a İmzayı Atıyor
Galatasaray, yeni teknik direktörü Hamza Hamzaoğlu'nun yarın resmi imzayı atacağını açıkladı.Sarı kırmızılı takımın resmi internet sitesinden yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi;'Kulübümüzün Futbol Takım Teknik Direktörlüğü için görüşmelerini sürdürdüğü Hamza Hamzaoğlu ile, 1 Aralık 2014 Pazartesi günü saat 14.00'te Florya Metin Oktay Tesisleri'nde bir imza töreni gerçekleştirilecektir.'eurosport
Reklam
"Davutoğlu'nu Eleştirince Milliyet'ten Kovuldum"
Gazeteci-yazar Pelin Batu, Milliyet gazetesinden ayrılması hakkında, 'Ben Ahmet Davutoğlu yazılarım yüzünden olduğunu düşünüyorum. Son birkaç aydır özellikle Ortadoğu’daki kepazeliklerden dolayı ben Davutoğlu'na takmıştım. Yazılarımda da kendisini sık sık eleştiriyordum' dedi. Batu, hükümeti eleştirerek 'Sadece etraflarında onları poh pohlayacak ve 'Padişahım çok yaşa!' diyecek insanlara ihtiyaçları var' diye konuştu.Pelin Batu, medya patronlarına 'kara liste' gönderildiğini iddia ederek, 'Çok sevdiğim bir medya büyüğü bana şöyle dedi: 'Bize bazı listeler geliyor ve ‘Burada yazılı isimleri işe almayın’ deniyor.' Kısacası kara listeleri var. Benim işe alınmamam önemli değil ancak bir süre sonra sistem bu şekilde yürümeyecek zaten' dedi.İşte Bugün gazetesinden Dilara Tahmaz’a konuşan Pelin Batu röportajındaki ilgili bölümTürk medyasının son dönemdeki duruşunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Gezi’den sonra iktidara yakın bilinen yayın organlarının itibar kaybı yaşadığı, sosyal medyanın daha güvenilir bir hal aldığı söylendi. Sizce medyadaki son durum nedir?Türkiye’de bence birçok gazetenin hiçbir güvenilirliği kalmadı. Medya patronları işadamı oldukları için hükümetle aralarında bir danışıklı dövüş durumu var. Haliyle korkuyorlar. Otokontrol devreye giriyor ve yazarlarını işten atıyorlar. Sonuçta beni de attılar bu sebeplerle.İHALE KAYBETME KORKUSU VARBu insanlar ne gazetelerden, ne de televizyon kanallarından doğru dürüst para kazanmıyorlar. Öbür tarafta patronun ihale kaybetme korkusu iktidarın dediğini yapmalarına neden oluyor. Aslında bu iş adamlarının çoğu medya sektörüne girmek bile istemiyor. Adeta kucaklarında buluyorlar gazete ve TV kanallarını.Ethem Sancak örneğindeki gibi mi?Evet, kesinlikle. Resmen, 'Sen bu medya grubunu satın alacaksın kardeşim' dayatması var. Medya grubunu alıyorlar, sonra büyükler ne servis ederse onu basıyorlar. Bunun adı da nasıl oluyorsa 'gazetecilik' oluyor. Gezi’de yerel basının 11 gazetesi aynı başlıkla çıktı. Türk gazeteciliğinin nereye geldiğine dair bir milattır bu.Medyanın itibar kaybını patronların ödediği bir bedel olarak değerlendirir misiniz?Bence bu bizim ödediğimiz bir bedel. Onların kâr meselesinden, arsızlıklarından dolayı ülkede güvenilecek bir medya kalmadı. Herkes para kaybından dolayı iktidara yanaşıyor ki yukarıdaki kızmasın. Belki Aydın Doğan çıkıp, 'Sizler yüzünden servetimi kaybettim' açıklaması yapıyor ama insanlar da onlar yüzünden haber alma özgürlüklerini kaybetti.DAVUTOĞLU'NU ELEŞTİRDİM DİYE MİLLİYET'TEN KOVULDUMMilliyet’ten kovulma sürecinize gelelim. Beklediğiniz bir şey miydi?Aslına bakarsanız son 1 yıldır her yazım için 'Bu son olacak' diyordum. O yüzden de bana müthiş bir özgürlük duygusu gelmişti. Hiç otosansür uygulamadan çok rahat bir şekilde yazdım. Kimse de bir şey demedi. Kısacası ben kovulmayı bekliyordum, ama aslında bir o kadar da beklemiyordum. Neticede iki yıldır her istediğimi yazmışım demek ki ya birileri okumuyor ya da bir tane de göstermelik muhalif kişi orada dursun, diye düşünüyorlardı. 'Bakın biz, ne kadar özgürlükçüyüz, değişik seslere yer veriyoruz' diyebilmek için benim gibi isimleri çalıştırdıklarını zannediyordum.Peki, bu durumu değiştiren neydi sizce? Neden işten çıkarıldınız?Ben Ahmet Davutoğlu yazılarım yüzünden olduğunu düşünüyorum. Son birkaç aydır özellikle Ortadoğu’daki kepazeliklerden dolayı ben Davutoğlu'na takmıştım. Yazılarımda da kendisini sık sık eleştiriyordum.Ama sizin kovulma döneminizde henüz başbakan olmamıştı…Evet, hatta ben kovulduktan 2 hafta sonra başbakan oldu.Öyle görünüyor. Davutoğlu'yla şahsi bir meselem yok. Ama dış politika dediğiniz, ben doğduğumdan beri bizim evimizde tartışılan bir durumdur. Rahmetli babam Davutoğlu’nun dış politikasını çok başarısız buluyordu. Etrafımızda kelleler kesilirken Ortadoğu’yu bir video oyunu izler gibi izliyoruz. İster istemez nedenlerinden biri de biziz. Bunu da biliyoruz ama sanki odada dev bir fil var ve bizler o dev file karşı sessiz, korkak kalıyoruz. Ayrıca Davutoğlu’nun Pantürkizm üzerine hayalleri ve Enver Paşa’yı andıran tavırları çok ilginç.Kendisi bütün Türki cumhuriyetler birleşecek, Osmanlı yeniden gelecek hayalleri kuruyordu. 'Stratejik Derinlik' isimli kitabında bulabilirsiniz bu hayallere dair söylemlerini. Son aylarda IŞİD’in de patlak vermesiyle yazılarımda sık sık eleştirdim kendisini, ancak onların eleştiriye tahammülleri yok. Sadece etraflarında onları poh pohlayacak ve 'Padişahım çok yaşa!' diyecek insanlara ihtiyaçları var.DARBE DÖNEMİ GAZETECİLİĞİ BİLE BUNDAN İYİDİRBahsettiğiniz havuz medya son dönemde fazlasıyla yıldızlaştırıldı. Türkiye'de muhalif basının bu kadar susturulduğu dönemler olmuş muydu sizce?Bence kesinlikle yoktu. Geçenlerde Oya Baydar’la konuştuk. Şöyle bir cümle kurdu: 'Darbe döneminde bile gazetecilik bundan daha iyiydi!'. Kesinlikle katılıyorum. Darbe dönemi ve askeri dikta korkunç bir şey elbette ama o dönemin gazeteciliği bile bundan daha özgür, düşünebiliyor musunuz? Çetin Emeç ve benzer görüşteki isimler, istedikleri gibi gazete çıkarmışlar. Evet, belli dönemlerde sansür olmuş, ancak o sansüre rağmen seslerini çıkarmışlarSizce Derya Sazak Milliyet’te devam etseydi, siz de devam ediyor olur muydunuz?Derya Sazak gazeteyi bambaşka bir boyuta taşımayı düşünüyordu. 'Medyada gençler ve kadınlar olmalı' diyordu. O kalsaydı, bir süre daha devam ederdik ama yukarıdan sürekli telefon gelip, 'O gazeteciyi işe al, şu kadar para ver' gibi uyarılar geldiğinde genel yayın yönetmeni ne yapsın?PATRON OTOSANSÜR UYGULUYORSizi istemeyen medya patronu muydu, hükümet miydi? Kişisel fikriniz nedir?Açıkçası bilmiyorum. Ama kraldan çok kralcıların olduğu bir dönemdeyiz. Hükümetten siyasi figürlerin benden çok memnun olmadıklarını zaten biliyordum. Ancak artık onların telefon edip 'Bu kızı işten çıkar' demesine gerek kalmıyor. Medya patronu otosansürü kendine uygulayıp, 'Bu bizim canımızı sıkabilir, kovalım gitsin' diyor. Zaten başka herhangi bir gazetede olsaydım, mesela Habertürk'te devam etseydim de pekala bu durum başıma gelebilirdi.FATİH SARAÇ'IN ERDOĞAN'LA YAKIN İLİŞKİSİ ÇOK BELLİYDİHabertürk'te herhangi bir sansür vakasıyla karşılaştınız mı?Habertürk’teki programım, tam Gezi döneminde yaz tatiline girmişti. Ben eylülde aynı programa devam edecektim. Görüşme için gittiğimde bana, 'Dış politika programı yapar mısınız' diye sordular. Ben de 'Yaparım, ama siz benim yaptığım programı yayınlamak istemezsiniz' dedim. Çünkü ben dış politika programı yaparsam çok eleştirel bir program olur. Haliyle onlar da öyle bir program istemezlerdi.Kiminle yapmıştınız bu konuşmayı?Fatih Saraç'la.Dinlemeler ortaya çıktıktan sonra karşılıklı diyaloğunuz olan Fatih Saraç’a karşı bakış açınız değişti mi?Benim için yeni bir şey değildi. Odanın ortasındaki o malum fili ben hep görüyordum. Dinlemeler sadece bunları kanıtladı.Mesela, Habertürk'te Kemal Kılıçdaroğlu'nun da katıldığı bir programa çıkmıştık. O sırada Fatih Saraç da oradaydı ve dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'dan program boyunca sürekli kendisine telefon geliyordu. Hepimiz de görüyorduk Saraç'ın Başbakan’la konuşmalarını. Alt yazılara karışan Başbakan her şeyi yapabilir zaten.Yani hiç şaşırmadınız?Hem de hiç! Ben, Saraç'ı hayatımda iki defa gördüm. Ama aldığım intiba Erdoğan'la çok yakın ilişkileri olduğu yönündeydi. Beni şaşırtan ülkede bu kadar problem varken, alt yazıya müdahale etmeye tenezzül etmeleri.Medyanın içinde bulunduğu baskı ortamı size kendiliğinden istifa etmeyi hiç düşündürdü mü?Hayır, çünkü ne olursa olsun en azından orada ya da burada bir kalem var ve onu bırakmamalıyım. Dinlemelerde Demirören'in ağlamalarını duyduğumda çok üzülmüştüm. Ama ben korkmuyorum! O gazete olmaz başkası olur ama bir şekilde düşündüklerimi söyleme gibi bir hastalığım var. Ve buna devam edeceğim. Benim Arnavut damarım var. Benim önümü kapamaya çalışır, işten kovar, sansürleseler ben daha güçlenerek geri dönerim.İnternet Haber
Salih Uçan'ın Yeni Adresi Belli Oluyor
Sezon başında Fenerbahçe'den Roma'ya transfer olan Salih Uçan'ın, devre arası forma giyebileceği bir takıma kiralanması bekleniyor.Ersun Yanal döneminde fazla forma şansı bulamadığı gerekçesiyle sezon başında İtalya'nın Roma takımının yolunu tutan Salih, orada da aradığını bulamamış gibi görünüyor.Roma'nın sezon başından bu yana oynadığı maçlarda sadece 3 dakika süre alabilen genç futbolcunun devre arasında forma şansı bulabileceği bir takıma gitmesine kesin gözüyle bakılıyor.İtalyan basınının önde gelen spor gazetelerinden Corriere dello Sport'un haberine göre Salih'i kadrosuna katmak isteyen ekipler arasında Atalanta, Sassuolo ve bir dönem Fenerbahçe'yi de çalıştıran Zdenek Zeman'ın ekibi Cagliari bulunuyor. Özellikle genç futbolcuları geliştirme konusunda dünyaca ünlü bir isim olan Zeman'ın Roma kulübüne yakınlığı da düşünüldüğünde Salih transferinde Cagliari bir adım önde görünürken, her fırsatta Salih'i göndermek istemediğini belirten başkan Aziz Yıldırım'ın genç futbolcunun geri dönüşü için bir adım atıp atmaycağı merak konusu.eurosport
Deniz Canlılarını İsimlendirirken Çok Hoyrat Davranıldığının 10 Bariz Kanıtı
Deniz fili, deniz atı, deniz kestanesi, deniz ineği, deniz yıldızı, deniz kaplumbağası, vs. Neden deniz canlıları isimlendirilirken onların karada yaşayan benzerlerinin başına 'deniz' kelimesi getirilerek isimlendirilir? Bu kolaycılık neden? Tamam kaplumbağayı falan anlıyorum da, deniz fili, deniz atı, deniz kestanesi falan nedir? Mesela neden hiç kara hamsisi, hava ıstakozu gibi hayvan isimleri yok? Neden deniz canlıları ikinci sınıf muamele görüyor? Bu vurdumduymazlık, bu hoyratlık düpedüz haksızlıktır. Baktın hayvan iri o zaman adı deniz fili olsun, bu mudur bilim? Bu mudur sınıflama? Gerçekten bilim insanları çok ayıp ediyorlar, buna derhal bir son versinler ve deniz canlılarına daha akıllıca isim bulsunlar. Olmuyor mu o zaman kara midyesi, ağaç istavriti gibi isimler de kullansınlar.
Reklam
Uzaylılar Hakkında Sıkıntı Yaratan 7 Konu
Yıllardır gelip gidiyorlar, uçuyorlar, insan kaçırıp çip takıyorlar, peki ne faydalarını gördük? Bir selam vermişlikleri mi var? Merhaba deyip, bir çayımızı içmişlikleri mi var? Nedir bu uzaylıların derdi, uçup uçup gidiyorlar, görünüp kayboluyorlar. Nedir sıkıntıları, nedir problemleri, ne istiyorlar? Nereden buluyor bu uzaylılar biz mutsuzken gülünecek şeyleri ?
İsviçre'de "Altın" Referandumu Yapılıyor
İsviçreliler, Merkez Bankası'nın altın rezervlerini tüm rezervlerinin yüzde 20 seviyesinde tutmasını içeren teklif, bugün referandumda oylanıyor.'İsviçre altınımızı biriktir' sloganıyla düzenlenen referandumda halk 'evet' oyu kullanırsa Merkez Bankası, rezervlerinin en az yüzde 20'sini altın olarak tutmakla yükümlü olacak.Son anketlere göre, 'evet' oyu vereceğini söyleyenler bir ay öncesine nazaran 6 puan düşerek yüzde 38'de kaldı.Ankette 'hayır' cevabı verenler yüzde 39'dan yüzde 47'ye çıktı. Teklifin kabul edilmesi için kararsızların neredeyse tamamının 'evet' demesi gerekiyor. Bu nedenle teklifin reddedilmesi bekleniyor.Teklifin referandumda kabul edilmesi durumunda Merkez Bankası, beş yıl içinde piyasadan yaklaşık bin 600 ton altın satın almak zorunda kalacak. Dünya genelinde bir senede üretilen altın miktarının yaklaşık 2 bin 700 ton olduğu düşünülürse İsviçre'nin piyasadan beş yılda bin 600 ton altın almasının altın fiyatlarında büyük artışa yol açacağı tahmin ediliyor. Merkez Bankası'nın altın rezervi şu anda yüzde 6-7 seviyelerinde bulunuyor.Halk Partisi tarafından sunulan teklife hükümet, Merkez Bankası ve birçok siyasi parti karşı çıkıyor. Maliye Bakanı Eveline Widmer-Schlumpf, Merkez Bankası'nın bin 40 tonla gereğinden fazla altını olduğunu ve teklifi destekleyenlerin istikrarsız ve riskli bir metal olan altını olduğundan daha önemli gösterdiğini söylemişti.Yarınki referandumda altın rezervleri dışında ülkeye göçün sınırlanması ve İsviçre'deki zengin yabancıların daha fazla vergi vermesine yönelik teklif de oylanacak. İsviçrelilerin bu iki teklif için de daha çok 'hayır' oyu kullanması bekleniyor.İstatistiklere göre, İsviçre'nin nüfusu 8,2 milyon ve 2 milyonu İsviçre vatandaşı değil. Yılda 80 binden fazla Avrupa Birliği (AB) üyesi ülke vatandaşı İsviçre'ye göç ediyor. İsviçreli çevreciler, ülkeye göçmen girişinin yılda 16 bin kişiyle sınırlandırılmasını teklif etmişti. İsviçre halkı, teklifin kabul edilmesi halinde AB ile ilişkilerin olumsuz etkilenmesinden çekiniyor.Üçüncü teklifte ise hedefte ülkedeki zengin yabancılar var. Bu teklifle zengin yabancılara uygulanan vergi oranının artırılması isteniyor. Teklif kabul edilirse gelir ve mal varlığına göre vergilendirme yapılacak.AA
Reklam
Sovyetler Tarafından Terk Edilmiş 7 Çok Etkileyici Hayalet Mekan
2013 yılında Carpet Bombing Culture tarafından, Eski Sovyetler Birliği ve uydu devletlerinin terk edilmiş binalarını ve alanlarını fotoğraflamak üzere görevlendirilen Rebecca Litchfield'in bu görevi, 10 ülkeden yolunun geçeceği bir serüven haline geliyor. Sovyetler Birliği'nin çöküşünden kalan ne varsa yakalamak ve fotoğraflamak adına çıkılan bu yolculuk, 'Soviet Ghosts' adında, araya denemeler ve makalelerin de serpiştirildiği ciltli bir fotoğraf kitabına dönüştürüldü.İşte bu serüvenden bazı kareler ve Litchfield'in notları;
Reklam
Ersun Yanal: 'Bizi En Çok Beşiktaş Zorlar'
Trabzonspor Teknik Direktörü Ersun Yanal, şampiyonluk yolunda kendilerini en çok Beşiktaş'ın zorlayacağını söyledi.Daha göreve yeni geldi ama kısa sürede takımda çok şey değişti… Sergilenen futboldan, özgüvenden, hedeften ve taraftarın bakışına kadar pozitif bir akım oldu… Trabzonspor’da Ersun Yanal, G.Saray ve Metalist galibiyetleri sonrası iddialı ve bir o kadar da güven dolu mesajlar verdi.Millet Gazetesi'nin haberine göre; lig hakkında durum değerlendirmesinde bulunan Ersun Yanal “Hem ligde hem Avrupa’da mücadele etmek dezavantaj gibi görünse de kaliteli bir kadromuz var. Sezon sonunda şampiyon Trabzonspor olur. Zirve yarışında ise bizi Beşiktaş zorlar” diye konuştu.Trabzonspor’un Medya Merkezi’nde görev yapan bazı çalışanlar, Metalits maçı sonrası kağıttan yaptıkları uzun kaşlarla Jose Bosingwa’ya gönderme yapıp “Kaşlarına kurban Bosingwa” diye paylaşım yaptılar.skorer
"Güngör Silahlı Saldırı Sonucu Yaralanmadı"
Bingöl Valiliğinden, Çevik Kuvvet Şube Müdürü Ali İhsan Güngör'ün silahlı saldırı sonucu değil kazara yaralandığını bildirildi.Bingöl Valiliğinden yapılan açıklamada, Bingöl Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet Şube Müdürü Ali İhsan Güngör'ün yaralanmasına ilişkin olayın 'saldırı' olarak verilmesinin asılsız olduğu, olayın kaza sonucu meydana geldiği kaydedildi.Açıklamada şu ifadelere yer verildi:'Bingöl merkez Recep Tayip Erdoğan Mahallesi'nde dün akşam saat 19:15 sıralarında Çevik Kuvvet Şube Müdürü Ali İhsan Güngör yaralanması olayı terör nitelikli bir saldırı olmayıp, olay kazaen meydana gelmiştir.'Güngör'ün sağlık durumunun iyi olduğu belirtilen açıklamada, soruşturmanın devam ettiği kaydedildi.AA
Uzaya Ateşlenen DNA Hayatta Kaldı
Bilim insanları, canlıların temel yapı taşı DNA'nın uzayda hayatta kalıp kalamadığını görmek için bir roketin yüzeyine DNA koyarak ateşledi. DNA, ateşleme sonrasında hayatta kaldı.Hayatın uzaydan gelip gelmediği sorusundan yola çıkarak birçok soruyu yanıtlamaya çalışan bilim insanları, bu kapsamda ilginç bir deneye imza attı. Biyomoleküllerin ve tüm organizmaların uzayda hayatta kalıp kalamayacağını merak eden araştırmacılar, yüzeyine DNA yerleştirdikleri bir roketi uzaya gönderdi. DNA'nın hayatta kalmayı başarması, Dünya'daki yaşamın uzaydan mnı geldiği yoksa gezegenimizde mi oluştuğu sorusuna yeni bilgiler sunacak.Uluslararası bir araştırma ekibinin gerçekleştirdiği deneyde, Brezilya'da üretilen VSB-30 iki aşamalı katı yakıt kullanan roket kullanıldı. Bilim insanları, 29 Mart 2011'de İsveç'in Kiruna kentindeki ESRANGE Uzay Merkezi'nde yapılan ateşmele öncesinde, roketin yüzeyine, talıma yükünü koruyan kısmın dışına ve aynı bölümün altına DNA yerleştirdi. Ateşleme toplam 780 saniye sürerken, roket 378 saniye yerçekimsiz ortamda kaldı.Biri bakterilere karşı antibiyotik sağlayan, diğeri de spesifik bir proteinin şifreleme özelliğine sahip iki geni taşıyan roket, 268 kilometre irtifaya ulaştı ve 13 dakika sonra Dünya'ya döndü. Yüzeyindeki sıcaklık ortalama 1000 dereceye ulaşan roketin yüzeyi özel bir solüsyonla temizlendikten sonra, DNA'nın halen var olduğu görüldü.Düşünüldüğünden daha dayanıklıPLOS ONE dergisinde 26 Kasım'da yayımlanan araştırmaya göre, antibiyotik özelliği sunan gen, bağışıklık sağladığı bakteriye nakledildiğinde bu özelliğini ortaya koymayı başardı. Yeşil floresan protein geni ise laboratuvar ortamında yetiştirilen insan hücrelerine aktarıldığında yeşil renk ortaya çıkardı.Sonuçlar, DNA'nın düşünüldüğünden daha dayanıklı bir molekül olduğunu gösterirken, donanımlar üzerinden temzilenmesi için özel olarak steril edilmesi gerekildiğini ortaya koydu. Bilim insanları, roketlerin DNA deneyleri için kullanılması için ideal olduğuna dikkat çekerken, atmosfden çıkış ve giriş esnasında hayatta kalabilen DNA üzerinde yeni deneyler yapılacağını belirtti.Kaynak: Al Jazeera
Ebola'da Son Üç Günde 1.250'yi Aşkın Ölüm!
Eboladan yaşamını yitirenlerin sayısındaki ani artışının birçok ölüm vakasının kayıtlara geçmemiş olmasından kaynaklandığı sanılıyorBatı Afrika’da yayılmaya devam eden ebola virüsünden ölümlerin sayısı her geçen gün artıyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, sadece Çarşamba gününden bu yana bin 250’yi aşkın kişi yaşamını yitirdi.WHO tarafından yayınlanan son ebola bilançosunda, çoğunluğu Liberya, Sierra Leone ve Gine’de olmak üzere 16 bin 169 kişinin ebola virüsüne yakalandığı, bu kişilerden 6 bin 928’inin ise yaşamını yitirdiği kaydedildi. WHO, Çarşamba günü açıklanan son verilere göre, bin 250’yi aşkın kişinin daha hayatını kaybettiğine dikkat çekti.WHO tarafından Çarşamba günü açıklanan bir önceki rapora göre, Liberya, Sierra Leone ve Gine’de ebola virüsüne yakalananların sayısı 15 bin 935, yaşamını yitirenlerin sayısı ise 5 bin 674 olarak verilmişti.Eboladan yaşamını yitirenlerin sayısının iki gün içerisinde ani artışının birçok ölüm vakasının kayıtlara geçmemiş olmasından kaynaklandığı sanılıyor.1976’dan bu yana Afrika’da görülen en ölümcül ebola salgını bu yıl görülüyor. Mart ayında Batı Afrika’da yayılmaya başladığı tespit edilen ebola salgınının ilk kurbanının Gine’de geçtiğimiz Aralık ayında yaşamını yitiren 2 aylık bir bebek olduğu tahmin ediliyor.Ebolanın henüz kesin bir tedavisi bulunmazken, virüsün bulaştığı kişilerin yüzde 50 ila 60 kadarının ölebileceği varsayılıyor. Şimdiye kadar yaşamını yitirenler arasında Batı Afrika’daki salgınla mücadele eden yüzlerce sağlık ve insani yardım görevlisi de bulunuyor.Demokrat Haber
Reklam