Kübera arasında her türlü süs eşyasına gösterilen rağbet bir zamanlar aşırı bir düşkünlük ve iptila derecesine kadar varmıştı. Bu isteklere uyarak kullanılan kahve fincan zarflarının da birçok çeşidi yapılmış ve çok pahalıya satılan cinsleri ortaya çıkmıştır. Küberadan kimseler akranlarında gördüklerine kendilerinin de sahip olabilmelerini bir haysiyet meselesi yaptıklarından bunların aynını tedarik etmek âdeta bir mecburiyet haline gelmişti. Bunlar birçok söylentilere yol açmaktaydı. Bir kısmı da akranına üstün gelebilmek için yeni bir şeyler yapmaya kalkışmış ve bu suretle ortada her şeyin pek çok nevi çoğalmıştır. Bu gibi eşya bir taraftan zerafetin, bir taraftan da servetin bir deliliydi.Kahve fincan zarflarının eskiden mevcut olan nevileri şunlardır: Altın üzerine mine ve mücevherli, altın ve çiçekli mineli, sırf altından üzeri oyma çiçekli, gümüş ve üzeri oyma çiçekli, Manastır ve Prizrenkâri gümüş tel örme, yıldız taşından, yeşim taşından, kan taşından, Gergedan boynuzundan, abanozdan üzeri gümüş kakmalı, safi abanozdan, Saksonyadan, tombak denen, altı bakır üstü altın yaldız kaplamalı ve kabartma çiçekli cinsleri, kuka denilen ağaçtan, ödağacından, bakırdan üzeri soğuk mineli.Adi dökme pirinçten yapılmış olanlar yanı sıra murassa ve mineli tarafların içine ufak boyda mızıka konmuş, kahve içildiği zaman altındaki düğmesi çevrilip kurulan ve elde tutulduğu sırada mızıka çalan cinsleri de vardı. Böyle değerli zarfların minelileri daima çift çift alınır, satılırdı.Kahve fincanlarına gelince en makbulu eski madenden, Saksonyadan düz beyaz veya beyaz üstüne çiçekli, kahverengi ve devetüyü renginde olanlardı. Zehir tutmaz diye meşhur Gergedan boynuzundan, billûrdan fincanlar da vardır. Adi kahve fincanlarını da bu arada eklemek lazımdır.
Barındırdığı yaklaşık %35 tuz oranıyla, Dünya’nın en tuzlu gölü olan Ölü Deniz’ bu sebeple su üzerinde kendiliğinden kalabilmektesiniz. Bu gölün küresel ısınma ve bazı endüstrileşmeler sebebiyle önümüzdeki 50 yıl içerisinde yok olacağını biliyor muydunuz? Artık bu gölden çıkartılan Magnezium, Potasyum, Bromin ve Sülfat gibi çok değerli maddeleri bulamayacağız.
Muş’un tarihi Kale Mahallesi’nin kentsel dönüşüm alanı ilanı edilmesiyle birlikte, Ermeni Kilisesi’nin yıkılabileceği gündeme geldi. Muş Belediyesi, kilisenin bulunduğu arazinin kamulaştırılmasını isterken kilise arazisinin sahipleri, kamulaştırma kararına karşı dava açtı. Muş’un en eski yerleşim yerlerinden biri olan ve Ermenilerin soykırım öncesinde uzun yıllar yaşadığı Kale Mahallesi’nde, kentsel dönüşüm süreci devam ediyor. Mahallede bulunan ve şu anda kullanılmaz durumda olan Ermeni Kilisesi de kentsel dönüşüm çerçevesinde gündeme gelen yıkım sürecine direniyor. Muş Belediyesi TOKİ’yle yaptığı anlaşma sonrasında, Bakanlar Kurulu kararıyla mahalleyi kentsel dönüşüm alanı ilan etmişti. Agos’un tarihi mahallenin yıkılmak istenmesini kamuoyunun dikkatine sunmasından sonra, mahallede bir ev ve Ermeni Kilisesi, Muş’un bağlı bulunduğu Erzurum Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından tescillenmişti. Ancak belediye, bu arada kilise için kamulaştırma davası açtı ve davayı kazandı. Agos gazetesinden Uygar Gültekin'in haberine göre, Yapılan itirazlar sonrasında ise Muş 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, kamulaştırmaya tedbir kararı koydu. Van İdare Mahkemesi’ne ise kamulaştırmanın iptali için dava açıldı. Tarihi kilise, şimdilerde de yıkıma karşı direniyor. Muş Meryem Ana Ermeni Kilisesi, 1958 yılında kadar kamu mülküydü. 1958’de İl Özel İdaresi açık arttırmayla kilisenin bulunduğu araziyi sattı ve arazi, 1958’den itibaren Söylemez Ailesi’ne geçti. Cemaatsiz kalan kilise, yıllar içinde bakımsızlıktan çürüdü ve çatısı çöktü. Tarihi yapının şu an sadece dört duvarı ayakta. Kilisenin bulunduğu Kale Mahallesi, 21 Ekim 2012’de Bakanlar Kurulu kararıyla kentsel dönüşüm alanı ilanı edildi. TOKİ ile belediye arasında 2 Temmuz tarihinde imzalanan protokolle, 11 hektarlık alan için kentsel dönüşüm süreci işlemeye başladı. Belediye, konut sahipleriyle anlaşmaya vardı. Anlaşmaya varamadığı yerler için ise kamulaştırma yoluna gitti. Muş Belediyesi, Muş 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne açtığı davada Kale Mahallesi’nde yürütülen kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamında inşa edilecek kalıcı konut ve sosyal donatı sahalarıyla ilgili projelerin uygulanması için, kilisenin bulunduğu arazinin kamulaştırılmasını istedi. Belediye, Bakanlar Kurulu’nun aldığı karara da dikkat çekti. Kamulaştırma kararının ardından kilise arazisinin sahipleri, kamulaştırma kararına karşı dava açtı. Muş Asliye Hukuk Mahkemesi, kamulaştırma kararına tedbir koydu. Karar uyarınca kilise üzerinde hiçbir işlem yapılmayacak. Aile, ayrıca Van İdare Mahkemesi’ne kamulaştırma kararının iptali için dava açtı.Uygar Gültekin | Agos
Perseus Medusa'yı, Herkül Hydra'yı öldürmüş, Tuğrul ve Çağrı beyler Dandanakan Savaşı'nda Gazneli Mahmut'un ordularını silip süpürmüş olabilir. Bütün bunlar Plesiadapis'in başarısı yanında minik bir ayrıntı sayılır. Sadece 2,1 kiloluk bu küçücük canlı, döneminin bütün memelilerinden daha zekiydi. Çok zor şartlar altında, inanılmaz işler yaparak bütün primatların atası oldu. Ataları 65 milyon yıl önce dinozorların ve dünyadaki bütün türlerin yüzde 75'ini yok eden büyük bir kozmik soykırımdan sağ çıkmayı başarmıştı. Kendisi bu soykırımdan 10 milyon yıl kadar sonra, yani 55 milyon yıl önce Kuzey Amerika'da dünyaya geldi. Talihsizlik, onun da başından bela eksik olmadı. Paleosen dönemde hiç suçu olmadığı halde küresel ısınmayla uğraşıyor, denizler taşıp kıtaları su altında bırakırken hayatını idame ettirmeye çalışıyordu. Başarılı oldu. Çocukları Kuzey Amerika'dan Avrupa'ya sonra Afrika'ya geçiş yaptılar. Büyüdüler, serpildiler, küresel ısınma nedeniyle oluşan tropik atmosferde ortalığı saran ağaçların birinden birine atlayıp günlerini gün ettiler. Yavruları arasından primatlar, onların arasından da Homo sülalesine mensup Homo Sapiens'ler çıkacak, akıllı telefonu, dijital kol saatlerini ve zamanlarını bir masanın önünde oturarak geçirmeyi öğrenecek, görünürde canlıların soyunu tüketecek kozmik bir olay olmadığı için de can sıkıntısından küresel ısınma çıkartıp, bunun hakkında pek düşünmeden hayatlarına devam edecek, Dandandakan savaşının tarihini ezberlemelerini isteyen tarih hocalarının kötü hatırasını unutmaya çalışacaklardı. Pek başarılı olamadılar. (1040)
İnsanlığın ortadan kalkması bilim kurgu gibi görülebilir. Ama uzmanlar insanların yeryüzünde yürümediği bir günün geldiğinde dünyayı nelerin beklediği planladı. İnsanlar birdenbire ortadan kaybolursa, Dünya nasıl bir yer olur. İşte Alan Weismann 'The World Without Us' (Bizsiz bir Dünya) adlı kitabında bu konuya değinmiş. Arizona Üniversitesi profesörü olan Weismann, kitabı ile ilgili araştırmaları için Türkiye'ye de gelmiş. Weismann'ın Bizsiz bir Dünya adlı kitabı, Türkiye'de Altın Kitaplar Yayınevi tarafından satışa sunuldu. Kurguya göre gezegendeki insanlığın yok oluşundan saatler sonra dünyada ki ışıklar sönmeye başlayacak.
İTSO’dan Yine İznik Tanıtımına Muhteşem Katkıİznik İçin Muhteşem Bir Videoya İmza Atıyorlarİznik Ticaret ve Sanayi Odası İznik’in tanıtımı için dev bir katkı daha gerçekleştirdi. İTSO Başkanı Mahmut Dede, İznik’in tanıtım filmi ile yurt dışında ve değişik platformlarda İznik’in tanıtımı için destek oldu.İTSO Başkanı Mahmut Dede “ Değişik platformlarda İznik’in tanıtımı amaçlı olan projede Boğaziçi Üniversitesinden gelen arkadaşlar ile Tarihi eserlerimizi müzik ve beraberindeki ekip ile İznik’i tanıtmak düşüncesindeyiz. İnşallah kısa zamanda gösterime girer ve başarılı olur, ekipteki tüm arkadaşlara ve bu projesini bizim ile paylaşan İznikli olan Uğur kardeşime teşekkür ediyoruz.” Dedi. Boğaziçi Üniversitesi dans kulubu ve 9 kisilik orkestra ile birlikte İznik’in değişik yerlerinde çekimler yaparak müzik eşliğinde bir İznik Tanıtım Video projesine İTSO Başkanı Mahmut Dede’nin desteği ile başladığını belirten İstanbul Teknik Üniversitesi 2.sınıf öğrencisi İznikli Uğur Evin “ Projemiz İTSO sponsorluğunda gerçekleşiyor. Amacımız İznik’i, tarihi eserlerimizi, Türkiye’ye, dünyaya duyurmak ve tanıtmak, yurt dışında eğitim alırken projelendirdiğim ve kendi bestemin olduğu bir müzik ile hayata geçirmeye başladığımız bu fikrimi desteklediği için başkanımız Mahmut Dede’ye teşekkür ederim.” Dedi.
VAN'ın Gevaş İlçesi'nde bulunan ve Selçuklular tarafından 700 yıl önce yaptırılan Halime Hatun Kümbeti'nin arkasına 7 yıl önce yaptırılan yurt binasına tepkiler sürüyor. Gevaş Belediye Başkanı Sinan Hakan da, 'Bu görüntü tarihi katleden bir görüntüdür. Bana göre bir cinayettir. Bunun mutlaka ortadan kaldırılması lazım' dedi. Gevaş İlçesi'nin önemli tarihi yerlerinden olan Selçuklu Mezarlığı ve hemen yanında bulunan Melik İzeddin tarafından 700 yıl önce kızı Halime Hatun için yaptırılan kümbet turistlerin büyük ilgisini çekiyor. Fakat Halime Hatun Kümbeti'nin hemen arkasına 2007 yılında yaptırılan yurt binası, tarihi dokuya görüntü açısından zarar verdiği için tepkiye neden oluyor. Yıllardır dile getirilen konu yakın zamanda tekrar gündeme gelince Gevaş Belediye Başkanı AK Partili Sinan Hakan tarafından da gündeme alındı. Tepkilerin kendilerini mutlu ettiğini belirten Başkan Hakan şunları söyledi: 'Künbetin arkasında yurt binası yapılmış. Ve bunun gündeme gelmesi beni mutlu etti. Zira ben her gördüğümde içimi acıtan bir manzaradır. Buranın eski halini de hatırlayan biri olarak bunun çok yanlış birşey olduğunu söylemekte fayda görüyorum. Çok büyük ve güzel bir yatırım yapılmış. Fakat bu yatırım yereldeki bazı yöneticilerin yanlış kararlarıyla çok yanlış bir yere yapılmış. Bu görüntü bu tarihi katleden bir görüntüdür. Bana göre bir cinayettir. Bunun düzeltilmesi için kafamızda bir düşünce vardı. Bununla ilgili önümüzdeki günlerde çalışmalarımız devam edecek. Bunun mutlaka ortadan kaldırılması lazım. Kendi kültürel değerlerimize sahip çıkıp, bunu turizme kazandırmamız gerekiyor. Buraya gelen turistlerin ortak sitemi var bu konuda. İnşallah bunu el birliğiyle ortadan kaldıracağız. DHA
Türkiye’de Roma döneminden kalma 206 antik tiyatronun hali içler acısı. Son örnek Kaş’taki Antiphellos. Bu eşsiz yapının zeminine beton döküldü.Türkiye’de çoğu Roma döneminden kalma 206 antik tiyatro var. Bu rakam, dünyanın pek çok ülkesinden kat kat fazla. Roma’nın ve Bizans’ın yayıldığı topraklarda bulunan Türkiye, bu nedenle antik tiyatro zengini sayılıyor. Ancak son zamanlarda antik tiyatrolarda restorasyon adı altında yapılan çalışmalar gören herkesin tepkisini çekiyor. Kaş’ta bulunan Antiphellos antik tiyatrosuna yapılanlar tepki çeken işlerden biri. taraf'tan Murat Erdin'in haberine göre, binlerce yıllık antik tiyatronun zeminine beton dökülmüş. Etkinlikler için kullanılan tiyatronun zeminine kimler hangi otoriteden izin alarak beton dökmüş belli değil. Kültür ve Turizm Bakanlığı bu konuda sessizliğini koruyor. TOKİ TİYATROYA GÖZ KOYDUMuğla’daki Telmessos Antik Tiyatrosu da “restorasyon nasıl yapılmaz” konusuna bir örnek teşkil ediyor. 2012 eylül ayında başlayan restorasyon çalışmaları halen devam ediyor. Telmessos’a ait fotoğraflarda tiyatronun tarihi dokusunu kaybettiğine dikkat çekiliyor. Yaklaşık 2300 yıllık, Helenistik dönemin en önemli yapıtlarından biri olan Troas Antik Kenti’ndeki Apollon Tapınağı’nın üzerine tonlarca ağırlıktaki kamyon çıkarılmıştı. Geçtiğimiz aylarda da İstanbul’da ilk Hitit izlerinin ortaya çıkarıldığı Küçükçekmece Gölü kenarındaki Bathonea Antik Kenti kazılarının yapıldığı araziye TOKİ’nin konut yapmak istediği ortaya çıktı. Kültür ve Turizm Bakanlığı 2013 yılındaki kazı sonuçlarını görünce araziyi kamusallaştırarak ören yeri statüsüne almaya çalışmıştı. NE YAPMALI?Peki ne yapılmalı, restorasyonlar nasıl denetlenmeli? Uzmanlar bu konuda şu husulara dikkat çekiyorlar: Resmi kurumlar restorasyon yapılacak tarihi mekanlar için açtıkları ihalelerde mutlaka yeterlilik belgelerini daha önce yaptıkları restorasyonlar gözönüne alarak kabul etmeliler. Mutlaka bir bilim heyeti oluşturulmalı ve o heyet tarafından restorasyonlar her aşamada denetlenmeli. Restorasyon bittikten sonra hak ediş denetlemesi yapmanın, bir de bu denetimlerin ehli olmayan memurlara bırakılması daha çok restorasyon rezaleti görmemize neden olacak. Koruma Kurulları bir an evvel özerk bir yapıya kavuşmalı, siyasi baskılardan uzak tutulmalı. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Kültür Varlıkları Koruma kurulları ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlı Tabiat Varlıkları Komisyonları üniversitelere bırakılmalı, kurul üyeleri siyasetten uzak durmalı. Karar alınırken kişisel ilişkilerden çok bilimsellik ön plana çıkmalı MURAT ERDİN | Taraf
Kayseri'de 1948 yılından bu yana kazı çalışmalarının sürdüğü ve Anadolu'nun en eski yazılı belgelerinin bulunduğu Kültepe Kaniş-Karum ticaret kolonisinde, çocuk çıngırağı bulundu. Tarihi kentin yaşam alanlarını gün yüzüne çıkarmaya çalışan Prof.Dr. Fikri Kulakoğlu başkanlığındaki Ankara Üniversitesi Arkeoloji Bölümünden ekip, M.Ö. 4 bin yıllarına ait çocuk çingırağı buldu. Prof.Dr. Fikri Kulakoğlu, Kültepe Kaniş-Karum Bölgesindeki kazı çalışmalarının 69uncu yılında olduğunu belirterek, şöyle dedi: '1948 yılından itibaren Kültepede bilimsel kazılar yapılıyor. Bugün bir evin içerisinde ne var ise, onları bulmak mümkün. Kap kacağı, bardağı, ocağı, bunun yanında oturacağı yerler bunların hepsini 70 yıldır devam eden kazılarda görüyoruz. Çok ilginç ilginç objeler var. Bugün bile Anadolu'daki bir evde Kayseri evinde karşılaşacağımız objeler de var. 4 bin yıl öncesine ait ve dünyanın en eskisi olduğunu düşündüğümüz bir oyuncak bulduk.' Kültepe'de 4 bin yıl önce 50 binden fazla kişinin yaşadığının anlaşıldığını vurgulayan Prof.Dr. Kulakoğlu, şöyle devam etti: 'Büyük bir metropolden kalmış çok güzel objeler var. Zaman zaman 70 bin kişinin üzerine çıktığı düşünülüyor nüfusun. Bir kısmı Asurdan gelmiş insanlar ama büyük çoğunluğu Anadolulu, yerli insanlar. Tabii bunların hepsi yetişkin değil. Aralarında gençler, çocuklar, bebekler var. Doğal olarak bebeklerin dahi oynayabildiği ya da bebeklerle ilişkilendirebileceğimiz eserler buluyoruz, mesela onlardan biri çıngıraktır. İçinde çakıl tanecikleri olan, kilden yapılmış; bugün bildiğimiz gibi elde sallanınca ses çıkaran ve eminim o dönemdeki bir bebeğin de hoşuna gidebilecek şeyler var. Onlar da diğer eşyaların arasında karşımıza çıkıyor. Bu da çok hoş bir şey. Rahatlıkla söyleyebiliriz daha eskisi de var elimizde ama şu an elimizde somut olarak 4 bin yıl öncesine ait çıngıraklar var, onun tahtaları var.' Faruk ÇUHADAROĞLU/ KAYSERİ, (DHA)
İstanbul, yoğun şehir hayatı, işimiz ve koşturmacalı günlerimiz ile bizi zaman zaman bunaltıyor. Motorunuz ile birlikte, en fazla iki saat uzaklıkta olan cennet parçalarını merak edenler için harika bir liste hazırladık. Trafiğe takılmadan ve gündoğumuna doğru rüzgar eşliğinde gidebileceğiniz bu yerleri görmeden bu dünyadan gitmeyin. :)
Antik Mısır, insanoğlunun binlerce yıl önce kurduğu sanat ve bilim yönünden en etkileyici medeniyetlerden bir tanesidir. Eski Mısırlılar, ilkel bir toplumun devamı olamayacak kadar engin bir tecrübeye ve bilgi birikimine sahiptiler.
İstanbul Yarımburgaz Mağaraları, Konya Çatalhöyük’ten sonra Türkiye’nin en eski yerleşim yeri. Tarihin her devrinde insanlara ev sahipliği yapan mağaraların şu andaki durumu ise içler acısı. Zira arkeologların yıllardır sürdürdüğü çalışmalara rağmen arkeolojik parka dönüştürülemedi. 2001’de 1. dereceden arkeolojik-doğal sit alanı ilan edilen mağaralar uyuşturucu ve alkol kullanıcıları tarafından mesken tutulmuş vaziyette. Mağaralarda 1986 yılında kazılar yapan İstanbul Üniversitesi Prehistorya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Özdoğan, mağaraların arkeolojik park olması için birkaç kez proje yapıldığını fakat bir türlü hayata geçirilmediğini söylüyor. Nur Muhammed Tarhan'ın haberine göre, mağaraların yer aldığı Altınşehir Mahallesi Muhtarı Seyfettin Balki de, “Mağaralarda içki de içiyorlar uyuşturucu da kullanıyorlar. Buranın turizme açılması mahallemiz açısından da çok faydalı olacak.” diye konuşuyor. Mehmet Özdoğan, demir parmaklıklarla korunmaya çalışılan arkeolojik alanda 20 yıldır büyük tahribat yapıldığını belirtiyor. Özdoğan, uluslararası alanda da çok iyi bilinen mağaraların üzerinde çok sayıda konutun büyüdüğünü aktarıyor ve bu noktadan sonra kurtulmasının biraz zor olduğunu belirtiyor. 400 bin yıllık tarihiyle sadece Türkiye’nin değil aynı zamanda Avrupa’nın da tarihine tanıklık eden mağaraların arkeolojik park olması için yıllarca çabaladığını kaydeden Özdoğan, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin açık hava müzesi projesine sıcak bakmasına rağmen bu hayalin gerçekleşmediğini söylüyor. Özdoğan, “Burada ilk tahribat 1980 yılında başladı, yani üzerinden otuz sene geçti ve hâlâ gerekli önlemler alınmadı.” ifadelerini kullanıyor. Mağaraların bulunduğu alana bir de toplu konut ve viyadük projesinin yapılmak istendiği iddia edildi. Bölgede hem inşaat hem müze yapılamayacağını söyleyen Özdoğan, mağaraların bulunduğu alana yapılacak binaların mağara tavanlarını çökerteceğini anlatıyor. Bizans döneminde manastır olarak kullanılan ve Osmanlılardan da izler taşıyan mağaralardan çıkan buluntular ise İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor. NUR MUHAMMED TARHAN | Zaman