20 TL’ye İstanbul’da Yapılabilecek 20 Güzel Şey
Hayat pahalı, İstanbul desen daha da pahalı… Cebimde fazla param yoksa kapıdan dışarı çıkmam, oturur evde dizimi seyrederim diyorsan okumaya devam et. Çünkü sana öğrencilik günlerindeki yaratıcılığa taş çıkartacak fikirlerle geliyoruz.  Geziko.com blogunda Gizem Telci'nin hazırladığı 40 öneriden seçtiğimiz 20 tanesi sizlerle...
Osman Hamdi Bey'in Sır Tablosu Rekor Fiyatla Satışta
Türk resminin en önemli isimlerinden Osman Hamdi Bey'in 1882'den günümüze gizli kalmış bir başyapıtı 10 milyon liraya satışa çıktı. Türk resminin en önemli isimlerinden Osman Hamdi Bey’in 1882’den günümüze gizli kalmış bir başyapıtı ortaya çıktı. 2004’te ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’ isimli eseri 5.5 milyon liraya satılarak rekor kıran Osman Hamdi’nin ‘Cami Önü’ konulu eserinin bu kez müzeyedeye çıkış fiyatı 10 milyon lira ile satış rekorunun üzerinde. 132 YILDIR GİZLİ KALMIŞ Tam 132 yıldır gizli kalmış bir Osman Hamdi tablosu kalın kadife bir perdenin arkasından gün ışığına çıkmak için gün sayıyor şu günlerde. Antik AŞ’nin 24 Mayıs Cumartesi günü Shangri-La Otel’de gerçekleştireceği müzayedesinde yer alacak tablo bugüne kadar satışa sunulan en önemli Osman Hamdi Bey eserlerinden biri olarak gösteriliyor. ‘Cami Önü’ konulu eser tuval üzerine yağlıboya, imzalı ve 1882 tarihli. Osman Hamdi Bey’in Mekteb-i Sanayi-i Nefise-i Şahane’yi, bugünkü adıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ni kurduğu yıl olan 1882’de tamamladığı eser, eski Gebze Belediye Başkanı Mustafa Zeki Bey koleksiyonundan günümüze gelmiş. Duvarında asılı olduğu köşkte, ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’nin kırdığı fiyat rekorundan sonra genelde üzeri kadife bir perdeyle kapalı olarak saklanmış. Şimdi ilk kez müzayede salonuna gelerek sanatseverlerle buluşacak tablo, 12 ve 24 Mayıs tarihleri arasında Antik AŞ’de sergilenecek. 16 İNSAN FİGÜRÜ ‘Cami Önü’ adlı eserinde Osmanlı mimarisinin ince işçiliği ve süslemelerdeki detaycılığını tuvale yerleştirdiği 16 insan figürü ile zenginleştiren Osman Hamdi Bey, eski Osmanlı günlük yaşamının ruhunu etkileyici bir kompozisyonla anlatmış. Tuval üzerine yağlıboya eser, 185 x 100 cm ebatları ile ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’ adlı tablosundan sonra bilinen en büyük Osman Hamdi Bey eserlerinden biri. Antik AŞ müzayedesinde satışa sunulacak eser 10 milyon lira açılış rakamı ile müzayedeye çıkıyor. HER ESER BİR REKOR Pera Müzesi’nin 2004’te o dönemin rakamlarıyla 5.5 trilyon liraya (3.9 milyon dolar) satın aldığından beri Türkiye’nin en değerli eseri olan ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’ müzayede sonrasında Türkiye’nin en çok tanınan tablosu olmuştu. 2008’de Londra’da satılan ‘İstanbul Hanımefendisi’ 8 milyon lirayla (6.5 milyon dolar) rekor kırdı. 2012 yılında Sotheby’s ‘Kuran Okuyan Adam’ isimli eseri 3 milyon pounda sattığını açıklarken yine 2012 yılında Antik A.Ş. müzayedesinde ‘Vazo Yerleştiren Kız’ konulu tablo 3.2 milyon liraya satıldı. 2010 yılında Dr. McRae tarafından Pennsylvania’da müze arşivinde bulunan ‘Cami Kapısı’ konulu tablo Pera Müzesi’nde sergilenerek sanatseverlere sunulmuştu. UZMANLARIN YORUMLARI Prof. Edhem Eldem: “Eser 1882 tarihli olması nedeniyle önemlidir. Bursa Yeşil Cami’nin Taç kapısını ve önünü tasvir etmiştir. Benzer eserlerinde olduğu gibi bu tuvalde de Osman Hamdi Bey camin önüne gerçekte bulunmayan basamakları ustalıkla koyarak figürlerine hareketli bir sahne oluşturmuştur. Osmanlı mimarisini kullanarak, ön planda feraceli, yaşmaklı ve şemsiyeli kadınlar, erkekler, satıcılar ve dilenciler gibi ‘tipik’ Osmanlı karakterlerini sahneye koyan bu tablo, sanatçının kendine özgün tarzını yansıtan önemli eserlerindendir.” İhsan Yılmaz | Hürriyet
Dini İnancı En Az Önemseyen 10 Ülke
İnanç konusu tarih boyunca savaşlara, çatışmalara, en olmadı tartışmalara sebep olmuş bir konu. Bir çok insanın benlik tanımında mensubu olduğu din ilk sıralarda yer alıyor. Dinler arası tartışmalar olduğu gibi, bir dinin içerisinde de yapılması ve yapılmaması gerekenler zaman zaman anlaşmazlıklara sebep olabiliyor. Farklı mezhepler, aynı mezhebin farklı yorumları, dini önem atfedilen kültürel objeler (örneğin nazar boncuğu) derken konu iyice dallanıp budaklanıyor. Peki din konusunun hayatımızdaki önemi nedir? ABD merkezli performans yönetimi ve danışmanlık şirketi Gallup, Inc., 155 ülkeyi kapsayan bir istatistik araştırma yapmış. Yöntem oldukça basit, “Din, hayatınızda önemli bir yer tutar mı?” diye soruluyor katılımcılara, “Hayır” cevapları listeleniyor. Ortaya da aşağıdaki sonuç çıkıyor.
31 Fotoğraf İle Sokaktaki Şair
Bursa'da faaliyet gösteren kim olduğu bilinmeyen ama Bursa'daki çoğu duvarı şiirleriyle süsleyen kişidir. Bu kişinin Tumblr ,Twitter ve Facebook hesaplarına yazılara tıklayarak ulaşabilirsiniz.
Reklam
Titanik'ten Son Mektup Satıldı
Titanik gemisinin hayatta kalan bir yolcunun gemi batmadan birkaç saat önce yazdığı mektup, İngiltere’nin “Henry Aldridge & Son” Müzayede Evi’nin düzenlediği açık artırmayla 101 bin pound (yaklaşık 170 bin dolar) karşılığında satıldı.Titanik gemisinin hayatta kalan bir yolcunun gemi batmadan birkaç saat önce yazdığı mektup, İngiltere’nin “Henry Aldridge & Son” Müzayede Evi’nin düzenlediği açık artırmayla 101 bin pound (yaklaşık 170 bin dolar) karşılığında satıldı.BBC’nin verdiği habere göre açık artırma, dün İngiltere’nin güneyindeki Wiltshire’de yapıldı. Açık artırmaya, Titanik’in yolcusu Esther Hart’ın Londra’da yaşayan annesine yazdığı bir mektup sunuldu. Mektup, gemi yolcularına ait bilenen mektupların sonuncusu olarak gösteriliyor. Titanik’in buzdağına çarparak batmadan sekiz saat önce yazıldığı ifade ediliyor.Müzayede Evi, mektubu 80-100 bin pounda satmayı planlıyordu. Mektubun sıra dışı olduğunu belirten müzayedeci Andrew Aldridge, “Bu, geminin Atlantik’te battığı gün yazılan tek mektup” dedi.Birgün
Edebiyat Tarihinin En İyi 25 Giriş Cümlesi
Yazarlar puslu zamanların büyülü namelerini bize söylerken, içimize dokunan kelimeler beğendikleri bir yere geçip oturmaktaydı. Serçelerin şarkısı, ulusların yıkılışı, medeniyetin hançerleri, melankoliye meyilli kahraman veya anti-kahramanlar bize kulaklarımızı dört açmamızı söylüyorlardı. Bulundukları yerlerden... PS: Eğer bu galeriyi okumaya niyetliyseniz devam edin. Birkaç satır okuduktan sonra burada daha fazla olmak isteyeceksiniz. Bu yüzden devam edin. Burada kalmaya devam edin. Kendinize bakın, hala tek parçaysanız o zaman bu haberi okumanız için bir sorun yok demektir.
Reklam
Diane Keaton'dan Sevgilerle
Oscarlı oyuncu Diane Keaton’ın kaleme aldığı Let’s Just Say It Wasn’t Pretty adlı kitap, Salı günü Random House etiketiyle ABD’de satışa sunulacak. Keaton, “güzellik takıntısı olan bir endüstride” ayakta kalmanın zorluklarını ve yaşlanmayla mücadelesini anlattığı kitapta, özel hayatına dair de çarpıcı açıklamalarda bulunuyor. Oyuncu, hayatında kimse olmadığını ve “evlilik fikrinden iyiden iyiye vazgeçtiğini” söylüyor. Sadece duvarındaki fotoğraflarda erkeklere yer olduğunu vurguluyor Keaton. Fotoğrafların arasında Elvis Presley, John Wayne, Gary Cooper, James Dean ve bir dönem âşık olduğu Sam Shepard da bulunuyor. “Sadece hayallerimde gerçekleşebilecek bir ev fikri için bana umut veriyor bu fotoğraflar” yazıyor Keaton. Keaton, bir dönem birlikte olduğu Warren Beatty için “müstesna bir parça” dese de, oyuncuyu sadece “sağ profilden yakışıklı bulduğunu” söylüyor. Jack Nicholson içinse “Onun arkadaşı olmak istemedim. Beni öpmesini istiyordum, o da olmadı” yazıyor Keaton. Diane Keaton, The Godfather/ Baba filminde tanıştığı Al Pacino ile “evlenmeyi takıntı hâline getirdiğini” yazıyor. “O, asla benim olamadı” yazıyor Keaton, “Sonraki 20 yıl boyunca, hiç sahip olamadığım bir adamı kaybetmeye devam ettim. Al’den sonra, kırılganlığımın üzerine bir duvar ördüm. Daha çok şapka takmaya başladım, uzun kollu kıyafetler giymeye başladım.” Döneminin en büyük oyuncularından biri olarak kabul edilen Keaton, Woody Allen’a “çok çektirdiğini” de yazıyor. Büyük bir filmde rol alıp alamayacağı gibi kaygılar, “eğri burnu”nun neden olduğu güvensizlik yüzünden Allen’ın “başının etini yediğini” söylüyor Keaton: “Şimdi dönüp bakınca, bana nasıl katlandı bilemiyorum.” AŞKIN HAYALİ BİLE YETİYOR 68 yaşındaki oyuncu, özgüven eksikliğinin çocukluk yaşlarında başladığını ve “bugüne dek” kalıcı bir çözüm bulamadığını ifade ediyor kitabında. Diane Keaton, son zamanlarda akupunktur hocasının tavsiyesi üzerine demans tehlikesini en aza indirgemek için geri geri yürüyor, boş zamanlarını Pinterest’e bakarak geçiriyor. “Bir daha âşık olamayacağından korksa da”, aşkın hayali bile onu ayakta tutmaya yetiyor. Taraf
Chris Hondros'ın Objektifinden 10 Çarpıcı Savaş Fotoğrafı
Nisan 2011'de Libya'da öldürülünceye kadar Hondros yerküredeki en tehlikeli yerlerde fotoğraf çekti. Onun hayatını riske atarak çektiği fotoğrafları New York Times, LA Times, Washington Post gibi gazetelerde,veya The Economist, Newsweek, veParis Match gibi dergilerde gözlerin önüne serildi. Bu fotoğraflar bize yakın veya uzak olan ülkelerde, kisacası dünyada neler oluyor sorusuna cevap olması ve ilgimizi o bölgelere kaydırması açısından çok önemli.
Reklam
Cahit Berkay: 'Politik Şarkılarla Kimse İlgilenmiyor, Sevgiyi Silah Olarak Kullanacağım'
180 film için müzik yapan Cahit Berkay, klasikleşmiş müziklerini bugüne uyarlayıp tekrar dinleyicilerinin beğenisine sunmayı planlıyor Bugüne kadar aralarında Çiçek Abbas, Selvi Boylum Al Yazmalım, Güler misin Ağlar mısın'ın da aralarında bulunduğu 180 film için müzik yapan Moğollar'ın kurucularından sanatçı Cahit Berkay yeni bir proje hazırlığında. Proje kapsamında Berkay'ın klasikleşmiş film müzikleri, senfoni orkestrasıyla sahnede yeniden çalınacak. Senfoniye darbuka, bağlama gibi enstürmanlar eşlik edecek. Cem Karaca ve Barış Manço ile birlikte söylediği şarkıları bugüne uyarlayıp Emrah Karaca solistliğinde dinleyicisi ile buluşturmayı planlıyor. Hem rock hem de aşk için 'içi boşaldı' yorumu yapan Berkay, siyasetin de müziğin değişimini tetiklediğini ifade ediyor. Kenan Evren 'e kadar analog olan müziğin onun ardından soğuklaştığına dikkat çekti. Berkay 'Politik içerikli şarkılarla kimse ilgilenmiyor. Sevgiyi silah olarak kullanıp bunu yapacağım.' diyerek Gezi olaylarının kendisini olağanüstü umutlandırdığını söyledi. Ayşegül Akyarlı Güven ’in The Wall Street Journal’da yer alan söyleşisinin bir kısmı şöyle: Kaç filmin müziğinde imzanız var bugüne kadar? Bugüne kadar birebir yaptığım 180 tane film müziği var. Uzunca bir dönem yaşamım yurtdışında geçti. Ama yaptığım film müziklerini başka filmlere de döşediler. 250 film kadar vardır herhalde onlar bir arada olunca. Şimdi bunları bir araya getirecek bir projeniz var. Biraz anlatır mısınız? Proje herşeyden önce 70'li yılları 2014'de tekrar yaşamak tekrar çalıp söylemek, nostaljiden öte dönemin müzikal yaşanmışlığını tekrar yaşamak için. bugünkü kuşaklarla paylaşmak için. Ne yapılacak bu kapsamda? İki farklı formatımız var. Birinde benim hit olmuş film müziklerinin çalınması. Bunu senfoni ile çalacağız. Şu an 12 parça var. 18-20'ye de çıkabilir sayı. Selvi Boylum Al Yazmalım, Çiçek Abbas gibi parçaları çalacağız. Tamamen batı formülünde bir senfoni resmi oluşabilir hayalinizde. Ama öyle oluşmasın. Sonuçta ben bu parçaları Anadolu'dan beslenerek yaptım. Bu nedenle Anadolu'da varolan seslerin de senfoni enstürmanlarıyla güzel bir harmanlamasını oluşturduk. Mesela zurna var, ney var, darbuka var. İki tane böyle konser yaptık. Çok başarılı geçti. Cemal Reşit Rey'de merdivenler bile doldu. Altın Portakal'da da yaptık. O Yeşilçam filmleri zaten 70'lerde kalmadı. Özel kanallar sayesinde bugünün gençleri de onları iyi tanıyor. İkinci formatınız nasıl? Biliyorsunuz biz Cem Karaca ile 45'likler artı albümler yaptık. Barış ile de 1 albüm yaptık. Emrah Karaca'nın solistliğinde bunların bugünkü yorumunu sergilemeyi düşünüyoruz. Bazılarını bugüne uyarlıyoruz. Bazılarınıysa aynı bırakıyoruz. Mesela Dağlar Dağlar. Ona hiç dokunmuyoruz. 70'li yıllarla 2014'ün enerjisinin harmanlandığı bir pozitif kurgu hazırlığındayız. Sinema için müzik nasıl yapılır? Pratikte neler değişir? Senaryo gelir. Okursun. Beğenirsen işi kabul edersin. Filmi çekip kaba montajını yaparlar. Oturup yönetmenle birlikte o kaba montajı izlersin. O sırada elinde kronometre ile filmin neresinde müzik olacağını kararlaştırırsın. Sonra stüdyoda müziği kaydedersin. Biz kaydederken stüdyoda da o film döner. Zamanın yönetmene göre değişir. Mesela Ömer Kavur ve Atıf Yılmaz'ın 'filmi bitireceğiz aman şu tarihte vizyona gireceğiz' gibi bir dertleri olmazdı. O film onların istediği olgunluğa ulaşıncaya kadar ne emek gerekiyorsa o vakti ayırırdı. Ama genelde motor dendikten 1 ay sonra film vizyona girerdi. Ama işin beste boyutu başka.. Nasıl başka? Mesela Selvi Boylum Al Yazmalım'ın müziğini nasıl bestelediğinizi anlatır mısınız? Bazı filmlerde ana temanın yanısıra ikinci bir tema da gerektirir. Mesela bir duygusal müzik olur. sonra o müziğin mutluluk hali olur, dramatik hali olur, işkilli gerilimli hali de olur. Kötü adam takibi için bir müzik gerekir. Ortalama en az 4-5 çeşit tema gerekir. Ben oturdum önce Selvi Boylum Al Yazmalım için tema oluşturmaya. İlk olarak gitar aldım elime. Ama gitarla olmadı. Bağlamayla da olmadı. 3-4 saat kara kara düşündükten sonra evdeki cura aklıma geldi. İlk curam... Telleri yok, toz içinde. O curayı indirdim. Eski telleri temizledim, akordunu yaptım. Yarım saat sonra o müziğin tamamı çıkmıştı. Çünkü filme müzik yapmak hayaldir. Önce o müzikal kurguyu hayal edeceksin. Notalarını hayalinde duyacaksın. New York'ta geçen filme davul zurnayla, Anadolu'da geçen filme saksafonla müzik yapamazsın. Hiç kaybettiğiniz iş oldu mu mesela? Hayır kaybettiğim olmadı. Ama rötuş yaptığım oldu. Ses yükselterek kavgalar etmedik. Çünkü müzikte kavga olmaz. Ama münakaşa olur. Mesela benim asla çalışmayacağım 2 tane yönetmen vardır. Ama isimlerini açıklamam. Atıf Yılmaz ve Ömer Kavur ile çalışmaksa bir ayrıcalıktır. Ne istediğini bilmeyen adamla işi çözmek çok zor. Bu coğrafyada yaşayan insanlara müzik yapıyorsan buradaki kültürü ıskalamayacaksın. Öğrenip kendini onunla donatacaksın. Pir Sultan Abdal'ı da bileceksin, Yaşar Kemal'i de. 70'lerden bugüne 10 yıllık süreçleri düşünecek olursak, neler değişti ve biz nasıl bir etki altına girdik ki bizim dinlediğimiz müzikler değişti? Siyasi açıdan bir etkilenme oldu bir kere. Ama daha da önemlisi 60-70'li yıllar analog dönemdi. Elle dokunup koklayabildiğin bir müzik vardı. Şimdi dijital. Karşı değilim hayat böyle gelişti. Ama analog filmin sıcaklığı ile dijital arasında nasıl bir fark varsa bu fark müzikte de kendini belli eder. Biri sıcaktır, diğeri soğuktur. Kenan Evren'e kadar olan dönemde hayat analogdu. Hatta bir dönem var ki taş plak dönemleri, analog bile yoktu. Sevgi, aşk, bunlar farklı yaşanıyordu. Sevgilinin elini tutmak için yanıp tutuşuyordun. Zırt diye elini tutamıyordun. Uzaktan bakıyordun, mektup yazıyordun falan filan. O zaman şarkı çıkıyordu. Şimdi çıkmıyor. Aşk için emek yok ki. 'Merhaba, naber' hooop yatağa. Maymun iştahlılık var. Aşklar 2 günde bitiyor. Yaşasalar onun da şarkısı çıkacak aslında. Siyaset çok etkiler mi müziği? Bizi etkiliyor. Mesela ben çok etkilenen bir kuşaktan geliyorum. Şimdi de var etkilenenler birkaç tane. Popçulara diyecek birşeyim yok. Onların derdi başka. Ama rock müzik yapıyorsan bunu yapamazsın. Rock'ta bunu yemez. Ama yedirdiler maalesef. İçi boş. Kendi yaşadığı ortamdan bahsetmiyor. Sen menfaatini nasıl koruyacaksın? Kendi şarkını yapmazsan bir gün sıra sana da gelir. 70'lerde her gün 25 kişi ölüyordu ortalama. Sonra büyük çoğunluk çocuklarını uzak tutmaya çalıştı haklı olarak. Kenan Evren ve şülekasının en büyük 'başarısı' kuşaklar arasındaki kültür akışını kestiler. Siyasetle ilgilenenler ya mahkemelerde hapis cezaları aldılar, ya da işkencede öldüler. Turgut Özal da sonra gelip tüy dikti üzerine. Nazım Hikmet'i bile tanımıyorlar şimdi.. Yazık. Onlar özellikle böyle yapıldılar. Son 10 yılda tek parti iktidarı var. Bu nasıl yanısıdı müziğe Genelde yok ama sistem sanata akıllı dokonuşlar yapıyor yavaş yavaş. son günlerde profesör lakaplı admalar müzikte kadın sesi haramdır, enstürman haramdır, telefonda bekleme yaparken size çalınan şarkılar haramdır gibi sözler söyler oldu. 10 yıllık bir süreçte gerçekten ciddi bir müdahale oldu mu sizce müziğe? Özgürlükleriniz gerçekten kısıtlandı mı? Gösterişte kısıtlamadılar ama polisiye devlet durumuna girdik ve bundan sonra ne yapacaklarını bilemiyorum. Gezi olayları beni olağanüstü umutlandırdı. Çünkü Gezi'ye kadar siyasetle ilgilenmeyen bir profil çiziyordu gençler. Ben yoruldum demeyeceğim ama, o kadar çok yapılmış şarkılarım var ki.. Iskaladılar. Politik içerikli şarkılarla kimse ilgilenmiyor. Sevgiyi silah olarak kullanıp bunu yapacağım. Solcuyum demenin bir anlamı kalmadı. Ama ben hala solcuyum, komunistim. Bunu söyleyecek dönem değil ama aklını kullanacak dönemdeyiz. T24
Reklam
Eskimeyen 40 Hollywood Güzeli
Güzellikleriyle baştan çıkaran 40 Hollywood aktrisi sizler için Onedio'da. Bu liste Onedio'ya özeldir, başka yerde bulamazsınız! Alfabetik sıraladım kriterlendirmek istemedim.
Yıldız Savaşları Hayranları İçin 23 Orjinal İllüstrasyon
Ralph McQuarrie,  1975 yılında George Lucas tarafından Star Wars senaryosunu görselleştirmek için görevlendirildi.Star Wars efsanesinin doğmasında belki de en büyük rollerden birisine sahip olan McQuarrie, Darth Vader, Chewbacca, R2-D2, C-3PO gibi karakterlerin yanısıra bir çok sahnenin ve setin de tasarımında rol aldı.İşte McQuarrie'nin kaleminden Star Wars illustrasyonlarıkaynak:http://www.buzzfeed.com/ kaynak:http://dreamsandvisionspress.com/
Reklam
Orwell Ödülü'nün Adayları Açıklandı
George Orwell adına verilen ve Britanya’nın en prestijli edebiyat ödüllerinden biri olarak kabul edilen Orwell Ödülü’nün adayları açıklandı. Sue MacGregor, Robert McCrum ve Trevor Phillips’ten oluşan seçici kurul, ödüle başvuran 235 kitap arasından altı ödülü kısa liste için seçti. Margaret Thatcher’ın biyografisini kaleme alan Charles Moore, This Boy adlı kitabında yetiştiği dönemi anlatan Alan Johnson, kitlesel göçlerin Britanya’ya “zarar verdiğini” öne sürdüğü kitabıyla epey tartışa çıkaran David Goodhart, Gaiutra Bahadur, Frank Dikötter ve James Fergusson ödüle aday gösterildi. Kazanan, aynı zamanda üç bin sterlin tutarındaki para ödülünün de sahibi olacak. Orwell Ödülü, Georger Orwell’in “siyasî metni, sanat eserine dönüştürme” görüşüne paralellik gösteren eserlere veriliyor. Ödül, uzun listesine muhafazakâr yazarları da eklediği için eleştirilmişti. Ödülün direktörü ve tarihçi Jean Seaton, “İnsanlar kaç kere ‘Orwell mezarında ters döndü’ dediler, ben bile ipin ucunu kaçırdım artık” dedi. Ödülün kazananı, 21 Mayıs’ta Londra’da düzenlenecek törenle açıklanacak. Thatcher biyografisi de aday » Coolie Woman, Gaiutra Bahadur » The Tragedy of Liberation, Frank Dikötter » The World’s Most Dangerous Place, James Fergusson » The British Dream, David Goodhart » Margaret Thatcher: The Authorised Biography, Charles Moore Taraf
“The Human Body” Sergisi, İstanbul Akvaryum Bilim Merkezi'nde
“İstanbul Akvaryum Bilim Merkezi” ’nde Gforce Exhibitions’ ın heyecan verici, tam ve kısmi insan vücudu örnekleriyle, Haziran sonuna kadar devam edecek olan “The Human Body” sergisi, diğer sergilerden farklı olarak kendinize bakış açışınızı değiştirecek! Dünyanın çeşitli yerlerinde milyonlarca insanın ziyaret ettiği “The Human Body” sergisi adeta kusursuz bir makina olarak işleyen insan vücuduna çarpıcı bir yolculuğa çıkarıyor. İnsan bedeninin mucizevi işlevlerini üç boyutlu olarak sunan sergi, insan anatomisinin dinamik tam vücut örnekleri ile merak ettiğiniz tüm sorulara somut şekilde cevap veriyor. Sergi, bölümler halinde dokuz kısımdan oluşuyor. Giriş bölümünde vücuda genel bakışı izlerken, 2. bölümde vücudu destekleyen iskelet yapısı ve onunla iş birliğinde çalışan kaslar sergileniyor. Solunum sisteminin yer aldığı 3. galeride, vücuttaki tüm hücrelere hava taşıyan ve konuşmayı sağlayan sistemi inceleyebileceksiniz. 10 metrelik sindirim yolu boyunca yiyeceklerin taşındığı bölümlerin sergilendiği bir diğer bölümde, yaşam için besinlerin ayrıştığı, mucizevi işleyişe de tanık olacaksınız. İnsanların en çok merak ettiği bilincin merkezi beyin ve beyine ışık hızında komutlar gönderen omurilik sistemi, dolaşım sistemi ve 145.000 km uzunluğundaki kalbe ve tüm vücudumuza kan taşıyan damarlar, insanın kendi kendisiyle karşı karşıya kalmasını sağlayan unutulmaz bir deneyim sağlıyor. Etkileyici bölümler arasında olan üreme ve boşalma sistemleri, yaşamın gelişim aşamasını gözler önüne seriyor. Vücudunuzu daha önce hiç düşünmediğiniz, anlamadığınız kadar düşündüren ve anlatan bu sergide sağlıklı bir akciğerle, sigaradan zarar görmüş bir akciğeri yakından gördüğünüzde hayatınızla ilgili yeni kararlar alacaksınız.Açılmış olduğu 31 Ocak 2014 tarihinden itibaren yaklaşık 2500 kişinin ziyaret ettiği “The Human Body” sergisi, sahip olduğu bedenin gizemini merak eden herkesi 30 Haziran 2014 tarihinde son bulacak bu keşif serüvenine, İstanbul Akvaryum Bilim Merkezi’ ne bekliyor.Milliyet
Duvar Kağıdı Yapmalık 16 Harika Makro Fotoğraf Örneği
Japon fotoğrafçı Miki Asai kendi evinin bahçesindeki minyatür dünyaları keşfetmeye koyulmuş. Çektiği bu eşsiz fotoğraflar insanı profesyonel bir fotoğraf makinesi ve makro lens almaya teşvik eder cinsten. Eğer bu çok maliyetli olur ya da benim tarzım değil diyorsanız, bu fotoğrafları duvar kağıdı yapıp masa üstünüzü renklendirebilirsiniz.İyi eğlenceler dileriz...
19 Film Karakterinin Konsept Halindeki Çizimleri
Görmeye alıştığımız birçok film veya animasyon karakterlerinin konsept halindeki çizimleri oldukça şaşırtıcı. Belki konsept çizimleri kullanılsaydı bize şu an alıştığımız görünümleri ilginç gelebilirdi.
Reklam