ABD Ulusal Film Arşivi’nin 'Yeni Hazineleri' Açıklandı
Yıl sonu listeleri arasında kaybolurken ABD Ulusal Film Arşivi (National Film Registry)’den Ulusal Film Koruma Heyeti (National Film Preservetion Board) Kongre Kütüphanesinde (Library of Congress)’de saklamak üzere seçtikleri filmleri açıkladı. Her yıl olduğu gibi minimum 10 yıllık bir süreyi aşmış 25 filmi kültürel miras olarak koruduğunu açıklayan kurulun bu seneki seçkisi oldukça ilginç ama daha önceki yıllarda da bilindiği üzere de kurulun yelpazesi oldukça geniş:Klasik Hollywood filmlerinden, deneysel filmlere, kısa filmlere kadar bağımsız yapımlar, televizyon filmleri de koruma altına alınabiliyor.Bu senenin seçkisinde ilk göze çarpan yapımlardan biri Joel ve Ethan Coen’lerin The Big Lebowski (1998)’si, Roman Polanski’nin Rosemary’s Baby (1968) ’ si, Howard Hawks’ın Rio Bravo (1959)’su ve Samuel Fuller’in V-E + 1 (1945)’i popüler klasik yapımlardan ise Steven Spielberg’in Saving Private Ryan (1998)’ı ve Mel Stuart’ın Willy Wonka and the Chocolate Factory (1971)’si listede yerini alıyor. Kurulun listesine giren en eski yapımlar ise; Bert Williams Lime Klin Club Field Day filmi (1913), Lois Weber’in Shoes (1916), William Worthington’ın The Dragon Painter (1919), Grace Cunard ve Francis Ford’un Unmasked (1917)’ı. Kurulun yine koruma altına alıp kütüphanesine eklediği en yeni yapımlar ise Mark Jonathan Harris’in Into the Arms of Strangers: Stories of the Kindertransport (2000) ve James Benning’in 13 Lakes (2004) filmleri.Kurulun listesine giren filmlerin tamamı şöyle:James Benning, 13 Lakes (2004).Bert Williams Lime Kiln Club Field Day (1913).Joel ve Ethan Coen , The Big Lebowski (1998).Irving Cummings, Down Argentine Way (1940).William Worthington, The Dragon Painter (1919).Trevor Greenwood, Robert Dickson ve Alan Gorg, Felicia (1965).John Hughes ve Ferris Bueller, Day Off (1986).Busby Berkeley, The Gang’s All Here (1943).André de Toth, House of Wax (1953).Mark Jonathan Harris, Into the Arms of Strangers: Stories of the Kindertransport (2000).Arthur Penn, Little Big Man (1970).John Lasseter, Luxo Jr . (1986).Lisze Bechtold, Moon Breath Beat (1980).Efraín Gutiérrez, Please Don’t Bury Me Alive! (1976).Preston Sturges ve William K. Howard, The Power and the Glory (1933).Howard Hawks, Rio Bravo (1959).Roman Polanski, Rosemary’s Baby (1968).Leo McCarey, Ruggles of Red Gap (1935).Steven Spielberg, Saving Private Ryan (1998).Lois Weber, Shoes (1916).Henry King, State Fair (1933).Grace Cunard ve Francis Ford, Unmasked (1917).Samuel Fuller, V-E + 1 (1945).Frank Tashlin, The Way of Peace (1947).Mel Stuart, Willy Wonka and the Chocolate Factory (1971).Bant Mag
12 Madde ile Osmanlı'dan Bugüne İstanbul'un Elektriğe Karşı İmtihanı
Günümüze kadar ulaşmış 'Gece gözü : kör gözü' söyleminden uzandığımız Osmanlı Devleti dönemindeki aydınlatma bilindiği üzere daha ilkel düzeylerdeydi. Hava gazı Osmanlı'ya gelene kadar en çok kullanılan  aydınlatma şekilleri hepimizin aşina olduğu üzere meşale, çerağ, kandil, mum ve yağ lambasıydı. Halk, evlerinde ve dışarı çıktıklarında aydınlatma ihtiyaçlarını bu araçlarla gideriyorlardı.
Polonya'dan Dolapdere'ye Bir Şairin Öyküsü
Yüz yıldan uzun bir süre önce yolu İstanbul'a düşmüş Polonyalı 'milli' şair o... Polonya'yı her yönüyle tanıtan bazı listelerde bile adını göremeyeceğiniz bir kahraman, Adam Mickiewicz.Mickiewicz'in Dolapdere'de yaşadığı ev artık artık şairin anılarıyla dolu bir müze.Bundan 160 yıl önce bir sabah, ülkesinin bağımsızlık mücadelesini örgütlemek için, güneş altın ışınlarıyla ortalığı aydınlatırken ayak basmış 'mucizevi' İstanbul'a. Ve iki ay sonra Beyoğlu'nun çamurlu yolları arasında, bir çift öküzün çektiği sade bir tabut içinde veda etmiş hayata...'Beyoğlu'nun çamurlu yolları arasında, bir çift öküzün çektiği, sade bir tabut vardı. Polonyalılar'dan başka kimse yok sanıyordum. Yanılmış olduğumu biraz sonra anladım. Arkamızda, sokağı kaplamış, başlarına siyahlar sarmış, sel gibi bir kalabalık akıyordu. Cenaze alayında her ulusu temsil eden kişiler vardı. Sırplar, Dalmaçyalılar, Karadağlılar, Arnavutlar, İtalyanlar, özellikle Bulgarlar çoğunluktaydı. Siyahlar giyinmiş Müslümanlar da vardı kalabalık arasında. Ölenin şahsında, Slav şairin dehasına duydukları saygıyı böylece gösterdiler.'Tarihçi arkadaşı T.T. Jez, şairin ölümünü böyle anlatıyor. 'Beyoğlu'nun çamurlu yolları' sözleriyle anlattığı yer Dolapdere. 'Siyahlar giyinmiş Müslümanların' bile hüzünlü çehrelerle katıldığı bu sessiz cenaze töreni sırasında takvimler bundan yaklaşık 160 yıl öncesini, 28 Kasım 1855'i işaret ediyor. Gösterişsiz tabuttaki 'dahi şair' ise Polonyalıların milli şairi ve kahramanı Adam Mickiewicz.
'Kış Uykusu' Oscar'da Yarışamayacak
Nuri Bilge Ceylan'ın 'Kış Uykusu' filmi 87'nci Oscar Ödülleri'nden elendi.87'nci Oscar adayları için yapılan ön elemede belirlenen 9 yabancı film Los Angeles'ta açıklandı.Kazanan adaylar arasında, Yabancı Film katagorisinde Osacar'da aday gösterilen Nuri Bilge Ceylan'ın Cannes'da büyük ödül Altın Palmiye kazanan Kış Uykusu filmi yer alamadı.Oscar'da yarışacak 9 yabancı film şunlar (Alfabetik sırayla):Arjantin'den 'Wild Tales', Damián Szifrón (Yönetmen).Estonya'dan 'Tangerines,' Zaza Urushadze, (Yönetmen).Gürcistan'dan 'Corn Island,' George Ovashvili, (Yönetmen).Moritanya'dan 'Timbuktu,' Abderrahmane Sissako, (Yönetmen).Hollanda 'Accused,' Paula van der Oest, (Yönetmen).Polonya'dan 'Ida' Paweł Pawlikowski, (Yönetmen).Rusya'dan 'Leviathan' Andrey Zvyagintsev, (Yönetmen).İsveç'ten 'Force Majeure' Ruben Östlund, (Yönetmen).Venezuela'dan 'The Liberator', Alberto Arvelo (Yönetmen).Oscar'da yarışacak adaylar 5 Ocak'ta Los Angeles'taki Samuel Goldwyn Tiyatrosu'nda canlı olarak duyurulacak.87'nci Oscar Ödülleri 22 Şubat 2015 Hollywood'taki Dolby Tiyatrosu'nda yapılacak törenle sahiplerini bulurken, 225 ülkede ve bölgede televizyondan canlı yayınlanacak.AA
Reklam
2014 Yılının En Beğenilen 11 Edebi Eseri
2014 yılı da geçen yıllar gibi edebi anlamda oldukça zengin geçti,bu yıl yabancı ve yerli romanlar okurları kendine bağladı hatta kimisi okurların hayatını bile değiştirdi,bu konuda 2014 yılının okurlar ve otoritelerce beğenilen kitaplarını bulacaksınız.
Reklam
İkinci Yeni Şairlerinden Seçmeler
İkinci Yeni, 1950'li yıllarda Edip Cansever, İlhan Berk, Cemal Süreya, Turgut Uyar, Sezai Karakoç, Ece Ayhan ve Ülkü Tamer gibi şairlerin oluşturduğu bir topluluktur.Garipçiler ve 1940 Toplumcu Gercekçi Kuşağı'nın etkilerinin yoğun olarak hissedildiği bir dönemde ortaya çıkmıştır. İsim babası Muzaffer İlhan Erdost'tur. Akımın öncü şairi Ece Ayhan'a göre ise az kullanılan adıyla 'Sivil Şiir'dir.İkinci Yeni'nin doğuşunu sağlayan kitap ise Cemal Süreya'nın Üvercinka'sıdır.İlk örnekleri 1951-1959 tarihleri arasında Pazar Postası gazetesinde yayımlanmıştır. Gazete aynı zamanda İkinci Yeni şiirine beşiklik de etmiştir.Türk şiirinde değişik imge, çağrışım ve soyutlamalarla yeni bir söyleyiş bulma amacında olan bir akımdır.Ortak özellikleri; dilin alışılmış kalıplarını yıkmak, sözdizimini zorlamak, değiştirmek ya da bozmak oldu.Şiirde hayal gücüne ve duyguya ağırlık verdiler. Bireyin yalnızlığı, sıkıntıları, çevreye uyumsuzlukları gibi temaları sıklıkla işlediler. Söylemek istediklerini soyut bir dille anlatmaya çabaladılar. Amaçları verilmek istenilen duyguyu anlatmaktan ziyade hissettirmektir.
Çerkeslerin Sofra Adetleri
Sofraya oturma kuralları;Sofraya yaş sırasıyla oturulur ve sofranın başında Thamade(Тхьэмадэ;yani en büyük olan, grubu yöneten kişi) oturur. Ancak bu Thamade misafir değil ev sahibidir.Thamade nin sağında misafir olarak gelen grubun Thamade'si bulunur.Thamadenin(ev sahibi olanın) sol tarafında ise ev halkının ikinci en büyüğü(yaşça) oturur.İki misafir yan yana oturmazYemek yiyenlere hizmet eden iki kişi bulunur. Genelde evin genci.Hizmet eden gençler sofra düzeniyle sorumludur ve sofraya oturmazlar.
Reklam
Günümüzde Benzeri Görülmeyen Aşklarıyla Ünlü Şairler
Ahmed Arif'in tek kitabı olan 'Hasretinden Prangalar Eskittim' şiirinin son mısraları ;'Yokluğun, Cehennemin öbür adıdırÜşüyorum, kapama gözlerini..'Sadece bu şiir değil bir çok şiire ilham olan kadın ünlü yazar Leyla Erbil.////Leylâ, Canım,Kayb, berbat ve sessizim... Sessiz ve dolu: Allahtan ki sen varsın. Yoksa halim korkunçtu. Burası bir köy! Yakınlarımın bütün ısrar ve gayretine rağmen, hemen anneme gideceğim. Pazartesiye trendeyim. Eve gidince senin mektubunu bulmalıyım. Anneme ilk sorum o olacak zaten.Sen nasılsın ömrüm? Son telefonda canını sıktım mı? Ben artık annenden korkmuyorum. Aksine onu, kendi annemmiş gibi seviyorum. Buna ne dersin?Hınca hınç mısra doluyum. Kara ve yeşil fon, hepsinde hâkim. Biraz kendime geleyim, mendillerine, bluzlarına, yastığına mısralar serpeyim. Ha?Fotoğrafındaki “halbuki...”yi hâlâ anlayabilmiş değilim. Anlatır mısın?Bütün bunlar, beyhude biliyorum. Şaheser olan, benim uçakla oraya gelebilmemdir. Allah kahretsin, bu hastalık, bu rezaletler ve bu aile mecburiyetleri... Ne yapsam?Gözlerinden öperim canım. En çok da burnundan. Gülme, ciddi söylüyorum. Yarı parçan   /// 15 Mayıs 1954 - AnkaraMektuplaşmaların başladığı zamanlar Ahmed Arif 27, Leyla Erbil ise 23 yaşındadır, başından kısa süren bir evlilik geçer.Şiirleri yayımladığı dergilerde büyük bir ilgiyle karşılanır.İlk mektup 5 Mayıs 1954 yılında Bismil'den gönderilmiş, 'Leyla Zalım Leyla' diye başlar ve 'Senin' diye bitirir Ahmed Arif.İlk mektuplarda Leyla Erbil ya da 'Leyli' sevgilidir. Ahmed Arif ise kör kütük aşık. Aşkına karşılık bulma umuduyla ya da hayata tutunabilme güdüsüyle yazılmıştır..Leyla Erbil ise bu mektuplarda dostluk sınırlarını çizmiş ve bu sınırı gün geçtikçe derinleştirmişti.Ahmed Arif’in de bu konumu kabullendiği mektuplardan anlaşılıyor. “İlk sen mağlûp ettin beni” diyerek yenilgiyi kabullenmiştir şair ve Leyli’sine şöyle seslenmektedir: “Sen ister dostum ol ister sevgilim, yeter ki hayatımda ol. Sen bana geldikçe sana ihtiyacım olacak. Senden başka hiçbir isteğim yok.”//'Gözlerinden, gözlerinden öperim - Bir umudum sende- Anlıyor musun?'Kaynak
'Hobbit: Beş Ordunun Savaşı' İlk Günden Rekor Kırdı
Hobbit serisinin yeni filmi gösterime girmesinden 24 saat geçmeden bir rekor kırdı. 'Hobbit: Beş Ordunun Savaşı', Türkiye'de ilk günde hafta içi en çok izlenen yabancı filmi oldu.Oscar ödüllü yönetmen Peter Jackson'ın İngiliz yazar John Ronald Reuel Tolkien'ın 'The Hobbit' romanından uyarladığı üçlemenin son filmi 'Hobbit: Beş Ordunun Savaşı'nı gösterime girdiği ilk gün 109 bin kişi izledi.Warner Bros'tan yapılan açıklamaya göre, New Line Cinema ve Metro-Goldwyn-Mayer Pictures (MGM) yapımı olan 'Hobbit: Beş Ordunun Savaşı', dünyada ve Türkiye'de 17 Aralık'ta vizyona girdi.İlk gün 109 bin kişi tarafından izlenen film, tüm zamanların en iyi hafta içi yabancı film açılışına imza attı. Ian McKellen'ın 'Gri Gandalf', Martin Freeman'ın 'Bilbo Baggins', Richard Armitage'ın ise 'Thorin Meşekalkan' rollerini üstlendiği filmin senaryosunu Fran Walsh, Philippa Boyens, Peter Jackson ve Guillermo del Toro yazdı.'Hobbit: Beklenmedik Yolculuk' ve 'Hobbit: Smaug'un Çorak Toprakları'nın ardından gelen final filmi, Miramar-Wellington'daki tesisler ile Yeni Zelanda'da çekildi.AA
Reklam
!f İstanbul’un İlk Tanıtım Filmi Yayınlandı
14. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nin teaser’ı bugün yayınlandı.Festivalin 2015 yılı ilk reklam filmi “Kalbine bak, yerinde mi?”adını taşıyan ve parçalanan bir kalbin hikâyesini anlatan filmin aynı zamanda !f İstanbul’un 2015 kampanyasına dair de ipuçları içerdiği belirtildi.
Reklam
4 Dakika 45 Saniyede Hızlandırılmış J.R.R. Tolkien Kursu
The Hobbit serisinin son filmi The Battle of the Five Armies gösterime girdi. 3 saatlik bir sinema deneyimi için aylardır ısınma turları atan, Lord of The Rings serisini ve ilk iki Hobbit filmini hafızaları tazelemek için tekrar izleyen herkes şu sıralar sinema salonlarının yolunu tutuyor. Kimileri sevgilisinin hatrı için daha önce hiç tanık olmadığı Orta Dünya'ya zoraki adım atıyor, kimileri ise 'Önceki filmleri izlemediysem anlar mıyım?' sorusunu kendisine sorup duruyor. İşte tam burada CGP Grey tarafından hazırlanmış The Lord of The Rings Mythology Explained videosu devreye giriyor.4 dakika 45 saniyede J.R.R. Tolkien'in tapu sahibi olduğu Orta Dünya hakkında donanımlı hale gelmek için birebir olan bu video sayesinde yeni Hobbit filmine muzaffer komutan edasıyla gidebilirsiniz. Ortamlarda Lord of The Rings serisi, Hobbit ve Silmarillion konuşulduğunda sizlerin de edecek iki çift lafı olabilir.Kaynak: Play Tuşu
Ken Loach’tan Caferağa’ya Destek: 'Caferağa Benim de Evim'
Kadıköy’de 9 Aralık’ta polisin boşalttığı Caferağa Dayanışma Evi’ne yönetmen Ken Loach’tan destek geldi: 'Caferağa benim de evim'Caferağa Dayanışma Evi’nin 9 Aralık’ta polis tarafından boşaltılmasının ardından yönetmen Ken Loach’tan destek geldi. Filmlerinin yapımcısı olan Rebecca O’Brien ile birlikte üzerinde “Caferağa İşgal Evi benim de evim” yazılı döviz tutarak fotoğraf çeken Ken Loach, Caferağa Dayanışması’na gönderdi.
İstanbul'un Kaybolan Eserleri Kitaplaştırıldı
“İstanbul’un 100 Kaybolan Eseri” isimli kitap, deprem, yangın ve insan unsurunun tahribatı sonucunda günümüze ulaşamamış 100 nadide eserin kısa hikâyelerini anlatıyor.İBB Kültür A.Ş., İstanbul’da çeşitli sebeplerle ortadan kaldırılmış ya da bakımsızlıktan harap olmuş 100 tarihî eseri, “İstanbul’un Yüzleri Serisi” kapsamında kitaplaştırdı.“İstanbul’un 100 Kaybolan Eseri” isimli kitap, bir zamanlar İstanbul’un süsleri sayılan fakat deprem, yangın ve insan unsurunun tahribatı sonucunda günümüze ulaşamamış 100 nadide eserin kısa hikâyelerini arşivlerden çıkarılan eski fotoğraflarıyla birlikte okuyucunun dikkatine sunuyor.Araştırmacı yazar Fatih Güldal tarafından hazırlanan kitap, İstanbul envanterinin tamamını görmek isteyenler için kılavuz niteliğinde.İstanbul’un kopan, koparılan eksik parçalarını hatırlamak ve hatırlatmak amacını taşıyan kitapta, Evliya Çelebi’nin İstanbul’un en ekabir takımının uğrak yeri olarak tarif ettiği hamamlardan, Sezai Karakoç’un “su yerine süs akıyor” dediği çeşmelere; Fatih Sultan Mehmed’in hocasının da ders verdiği Ayasofya medreselerinden, yol geçecek diye yanlışlıkla yıkılan camilere; Otuzdan fazla locası bulunan Osmanlı’nın ilk saray tiyatrosundan, işgal günlerinde Fransız askerlerine Cumhuriyet sonrasında ise futbol müsabakalarına ev sahipliği yapan Topçu Kışlası’na kadar günümüze ulaşamamış ama tarihimizde iz bırakmış 100 eser yer alıyor.
Cüneyt Arkın'ın Karate Hocası, Son Dönem Dizi ve Filmlerdeki Dövüş Sahnelerini Beğenmiyor
Beyaz perdede dövüş sanatları deyince akla gelen ilk isimlerden Cüneyt Arkın'ın karate hocası Osman Betin, son dönem dizi ve filmlerdeki dövüş sahnelerinin 'gerçekçi' olmadığını söyledi.Betin, beyaz perde ve ekranlardaki kavga ve aksiyon sahnelerini AA muhabirine değerlendirdi.Sinemaya film setlerinde çalışan öğrencisinin aracılığıyla Cüneyt Arkın ile tanışmasının ardından başladığını anlatırken, 'Cüneyt Arkın'ın hayranıydım, tanıştığımızda gözüme dev gibi göründü, elim ayağım titredi. Çalışmaya başladık, bir daha hiç ayrılmadık' diyen Betin, bu 30 yılı aşkın sürede 35 film çektiklerini bildirdi.Osman Betin, 'karateye aşık' olan Cüneyt Arkın'ın aynı zamanda çok disiplinli çalıştığını ve her filmde dövüş sahnelerine birlikte hazırlandıklarını bildirdi.Sahnelerin gerçekçi olması için her filmde mutlaka karate öğrencilerinin de rol aldığını kaydeden Betin, gözlemlerini paylaşırken şunları söyledi:'Mesela ikinci kattan aşağı atla deyince bizim sporcular atlıyor ama bir oyuncuya söylersen 'önce parayı konuşalım' diyor. Biz gözü karaydık ama eğitimliydik de... Bu iş yapılacaksa oyuncu ilk önce eğitmeniyle çekimlerden önce çalışacak. Mesela Angelina Jolie, bir role bürünmeden en az 6 ay önce, eğitmenleriyle, spor hocasıyla, doktoruyla beraber yaşıyor, bizde böyle bir şey yok. O zaman yapmacık kalıyor.''Dizilerdeki dövüş sahneleri işe yaramaz'Betin, televizyonun son yıllarına damga vuran 'Kurtlar Vadisi', Muhteşem Yüzyıl' ve 'Diriliş Ertuğrul' dizilerindeki dövüş sahnelerine dikkati çekerek, 'Hepsi işe yaramaz. Oyuncular gerçek kavga imajı oluşturamıyor. Halbuki piyasada binlerce karate hocası var, mutlaka onlardan faydalanılmalı. Tabii sinema biraz esneklik istiyor çünkü sinema yumruğu ile karate vuruş tarzı farklı. Bu ikisini birleştiren uzman sayısı ise çok az' değerlendirmesinde bulundu.Japon ve Osmanlı kılıçları üzerine de eğitimi bulunduğuna işaret eden Betin, Muhteşem Yüzyıl'ın ilk bölümlerinde davet edildiğini ancak oyuncuları 15 gün eğitme talebinin kabul edilmediğini, üçüncü gün setten ayrıldığını anlattı.'Dövüş sahnelerimiz Çin de bile kullanıldı'Betin, Yeşilçam'da dövüş sahneleriyle ilgili ise şu değerlendirmelerde bulundu:'Biz Nuri Alço ile bir kavga sahnesi çektik. Nuri'ye, 'Sen bana yumrukla vursan, hatta seni benim üzerime atsalar beni yine deviremezsin. Sen bana kafa at. Ben sersemleyip düşeyim, sen kaç' dedim. Kamerayı amorsa koyduk, Nuri, tam göğsümün yanına vurdu, ben darbeyi aldım ve düştüm. Yönetmen de birden panikledi ve kamerayı bırakıp koştu. 'Yok bir şey, rol yapıyoruz' dedim, inanamadı. Sahneyi çekememiş, tekrarladık. Böyle sahici yapıyorduk.'Betin, rol aldığı pek çok dövüş sahnesinin Çin de bile kullanıldığını kaydederek, 'Çin yapımı bir kungfu filminde kendimi gördüm. Bizim filmden sahne almışlardı' dedi.Yılmaz Kanat'ın yönettiği Doruk filminde Cüneyt Arkın'ın camı kırarak geçme sahnesinde görev aldığını bildiren Osman Betin, 'Tesadüfen aynı yerde belgesel çeken Japonlar vardı. Bizim ne yapacağımızı anlayınca yanımıza geldiler. Bizimle röportaj yapıp belgesellerinde yer verdiler ve sonucunu görene kadar da beklediler. 4 milimetre cam, şeker değil, gerçek cam. En az 30 kilometre hızla geleceksin dirsekle vuracaksın ve düşünce hemen kalkmayacaksın. Çektik, hiçbir şey olmadı; sigorta yok, para yok, aşk var' diye konuştu.Tuğba Özgür Durmaz, AA
Reklam