onedio
Steve Jobs Filminin Çekimlerine Başlandı
Apple'ın efsane kurucusu Steve Jobs'un hayatını anlatan ve hazırlık aşaması yılan hikayesine dönen yeni filminin çekimlerine California'da başlandı.Teknoloji firması Apple'ın 2011 yılında hayatını kaybeden kurucusu ve CEO'su Steve Jobs'un Aaron Sorkin'in senaryosunu yazdığı filmin çekimlerine başlandı. California Berkeley'de başlayan filmin birkaç sahnesi aynı anda çekiliyor. Michael Fassbender, Seth Rogen, Kate Winslet ve Katherine Waterston'un başrollerinde olduğu film, ilk başlarda Sony Pictures tarafından yapılacaktı. Ancak Sony filmi yapmaktan vazgeçince yerine Universal Studios geçti.Aynı anda 3 sahnesinin çekimlerinin yapıldığı filmde geriye dönüşlerle Steve Jobs'un hayatı konu ediliyor. Filmin senaryosu Steve Jobs'un kendi tarafından onaylanan ve Walter Isaacson tarafından yazılan resmi biyografisini temel alarak hazırlandı.Daha önce de bir Steve Jobs filmi yapılmıştı. 2013 yılında gösterime giren 'Jobs' isimli filmde Steve Jobs'u Asthon Kutcher canlandırmıştı. Yeni filmin ne zaman gösterime gireceği ise şimdilik belli değil.Al Jazeera Turk
Bu Kış Sinemaya Gitmeyi Düşünenler İçin 15 Film Önerisi
Ali (Burak Özçivit), Ege'de bir balıkçı kasabasında aile yadigarı restoranı kaybetmemek için büyük bir mücadele vermektedir. Bir gün nereden geldiği, nereye gideceği belli olmayan bir kız gelir kasabaya: Deniz (Fahriye Evcen)Geçmişinden kaçan Deniz ve Ali arasında büyük bir aşk başlar. Kasabanın sakinleri dondurmacı Nebahat, manav Ayhan, balıkçı Yaşar, Saadet ve Yusuf Baba bu büyük aşkın şahididir. Ancak Deniz'in karanlık geçmişi mutlu olmalarının önünde en büyük engeldir.Vizyon tarihi:23 Ocak 2015
Emre Kınay: 'Korkumuzdan Fikrimizi Beyan Edemiyoruz'
Duru Tiyatrosu'nun sahibi Emre Kınay, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.'Sayın Cumhurbaşkanımızdan korkumuzdan fikrimizi beyan edemiyoruz, korkuyoruz. Halk bile bu korku silsilesi için hikayeler uyduruyor' diyen Emre Kınay, Millet Gazetesi'nden Başak Çokan’a yaptığı açıklamalarda Türkiye'de 'kraldan çok kralcılık' sisteminin sona ermesi gerektiğini söyledi.1980 dönemi dahil böyle bir baskı yaşanmadı*Türkiye’de sanat baskı altında. Bu kadar bir sessizlik, ‘Biz karışmıyoruz bir şey yapmıyoruz’ diyerek baskı altında olunan bir dönem daha yaşanmadı. Buna 1980 dönemi de dahildir.Yavuz Bingöl özgür mü?*Mesela Yavuz Bingöl özgür mü? Yavuz’un beni arayıp neler söylediğini hatırlıyorum. Bir ülkede oto sansür gelişmişse orada demokrasiden bahsedemeyiz. Madem Yavuz Bingöl özgür, o zaman çıkıp neden şimdi Ermeni türküleri söylemiyor. Anadolu’da 19 aksanın bir arada olduğu bir konser yapsın. Yapamaz çünkü baskı altında.Erdoğan’ın en büyük düşmanı etrafındakiler*Türkiye’de artık ‘kraldan çok kralcılık’ sisteminin sona ermesi gerek. Benim bu açıklamalarımdan sonra insanlar şimdi belki bana sahnelerini kiraya vermeyecekler. İnsanlar cumhurbaşkanı ve başbakana yaranmak için hamlelerde bulunuyor. Erdoğan’nın en büyük düşmanı etrafındakiler. Onun arkadaşları dostları ve yönlendiren akıl verenleri.Tıpkı 1938-1940’lardaki Hitler Almanya’sı gibi*Sayın Cumhurbaşkanımızdan korkumuzdan fikrimizi beyan edemiyoruz, korkuyoruz. Halk bile bu korku silsilesi için hikayeler uyduruyor. Yaşlı bir amca kahvede Cumhurbaşkanı konvoyuna elle işaret yaptığı için bir adamın apar topar götürüldüğünü anlatıyor. Herkes evinden alınmaktan korkuyor. Tıpkı 1938-1940’lardaki Hitler Almanya’sındaki gibi…‘Köşk’ün sevmediği biri olmak benim için bir gurur vesilesi*Bir kere, Abdullah Gül’ün döneminde resepsiyona davet  edilmiştim. Sonra pişman oldu sanırım edenler, geri aldılar daveti. Çok heyecanlanmıştım. Fakat sonra düşündüm Köşk’ün sevmediği biri olmak benim için bir gurur vesilesidir. Özal, Demirel ve Ecevit zamanında da çağırılmadığım için sorun yok yani.Cumhurbaşkanı ve hükümetin gözünde değersiziz*Ben ve bir çok tiyatrocu arkadaşım cumhurbaşkanı ve hükümetin gözünde son derece kıymetsiz ve değersiz olduğumuzu düşünüyoruz. Benim için cumhurbaşkanlığı makamı önemlidir, saygıda kusur etmedim, etmem de. Ayrıcalık istemiyorum ama değersiz olduğumu biliyorum. Bu da insana kendisini kötü hissettiriyor.Büyük Türkiye’yi  bertaraf ederek mi kuracaksınız?*Büyük Türkiye nasıl kurulacak? Fikirleri sizinle uyuşmayanları bertaraf ederek mi kuracaksınız? Büyük Türkiye demokrat haklarla kurulacak. İftira atmakla veya sosyal paylaşım sitesinde iktidara yakın vatandaşların ölmüş anneme küfür etmesiyle mi kuracaklar. Bu nasıl Müslümanlık?Yasama ile yargı tepişiyor, benim davam eziliyor*Hakim gibidir sanatçı. Ancak yargı da tarafsız olmalıdır. Bir örnek vereyim; Kültür Bakanlığı’nın yardım yönetmenliğine itiraz etmek için Genco Erkal ve ben aynı şikayet maddeleriyle dava açtık. Ancak, ben kaybettim. Genco Erkal kazandı. Bana fikir beyan etme diyenler var ya ben beyan ettim. Yani, hakkımı aradım. Ve sonuçta o kazandı ben kaybettim. Yahu aynı durum üzerine aynı maddelerle şikayet ettik. Bu nasıl çelişki. Ürktükleri için bu kararı verdiklerini düşünüyorum. Yasama ile yargı tepişiyor, arada benim davam eziliyor. Filler tepişirken altta çimenler yani bizler eziliyoruz.Kaynak: Millet Gazetesi
15 Tarihi Siyah Beyaz Fotoğrafın Nasıl Renklendirildiğine Bir de Bu Açıdan Bakın
Teknolojideki gelişmeler sayesinde geçmişten günüme ulaşmış siyah beyaz tarihi fotoğraflar artık kolayca renklendirilebiliyor. Hatta günümüzde bunun da ötesinde Şahane Hayat / It's a Wonderful Life (1946) gibi sonradan renklendirilmiş filmlere bile rastlamak mümkün. Bu galerinin tek önemli farkı aslında küçük bir hileden yola çıkılarak büyüleyen bir çalışmaya imza atmış olmaları. Dijital bir ortamda üst üste koyulmuş orjinal ve renklendirilmiş fotoğraf basit bir silme aracıyla silinirken yapılan eylem bir gif olarak kaydedilmiş. Bu görüntüler de silme işlemi yapılırken sanki o an renklendiriliyormuş hissi bırakmış.
Şaşırtan, Sorgulayan ve Eleştiren 17 Görselle 'What The F.ck?'
Arjantin orijinli bir şirket olan 'Minga', kendilerini kısaca 'fikir laboratuvarı' olarak tanımlıyor. Şirket, birçok farklı disiplinden gelen çalışanlarıyla, müşterilerine; yenilikçi, kışkırtıcı ve hızlı çözümler bulmasıyla tüm dünyaya nam salmış.  Aşağıdaki galerideki görseller Minga'nın  t-shirt ve afiş olarak satışa sunduğu görsellerden oluşuyor.
Sinemanın Efsaneleşmiş Kötülerini Yine Ünlü Oyuncuların Canlandırdığı 13 Kısa Film
Gary Oldman, Brad Pitt, Glenn Close ve George Clooney gibi 13 başarılı oyuncu The New York Times'ın 'Sinematik Kötülüğün Video Galerisi' için bir araya gelerek Alex Pragar yönetmenliğinde kısa filmlere konuk olmuşlar. 30 ve 60 saniye arasında değişen uzunluğa sahip bu kısa filmlerin her biri hemen aşağıdaki resimde görebileceğiniz sinema tarihindeki önemli kötü karakterlerden ilham alınarak çekilmiş.
Yüzlerini Daima Merak Ettiğimiz Gizli Oyuncuların, El Modellerinin 10 Fotoğrafı
Sabun, el kremi, oje, yüzük gibi bilimum ürün reklamlarında görmeye alışık olduğumuz eller vardır. Çoğu zaman yüzlerini göremeyiz. Hiç düşündük mü acaba, bu ellerin sahibi nasıl birisi? Bunu merak eden, İngiltere'den Oli Kellet  ve Alex Holder, el modellerinin yüzlerini fotoğraflamak gibi ilginç bir projeye giriştiler. Uzun zamandır reklamcılıkla uğraşan bu ikili, bu zamana kadar birçok el modeliyle çalıştıklarını ama hiçbir zaman yüzlerini yansıtmadıklarını söylediler. Eğlenceli bir girişim olarak da, böyle bir projeye imza attılar.
Hangi Quentin Tarantino Filmi Seni Anlatıyor?
Quentin Tarantino filmlerini kimisi sever baş tacı yapar, kimisi sevmez yerden yere vurur. Bu tartışmaları göz ardı ederek sinemaya büyük katkısı bulunan bu önemli yönetmenin hangi filmi seni anlatıyor hiç merak ettin mi?Sonucu öğrenmeye hazırsan, başlayalım.
Devlet Tiyatroları 'Yas' Nedeniyle Oyunları İptal Etti
Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, Suudi Arabistan Kralı Abdullah için ilan edilen 'milli yas' nedeniyle sanatsal faaliyetlere bir gün ara verildiğini açıkladı.Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü (DTGM), web sitesinden yayımladığı açıklamada hayatını kaybeden Suudi Arabistan Kralı Abdullah için ilan edilen 'yas' nedeniyle bir günlüğüne sanatsal faaliyetlerine ara verildiğini duyurdu.
14. !f İstanbul'un Programı Açıklandı
14. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nin programı açıklandı!Her sene olduğu gibi bu yıl da dopdolu bir programı sinefillerle buluşturmaya hazırlanan !f’in bu yılki sloganı “Kalbine Bak, Yerinde Mi?” olarak belirlenmişti. 42 ülkeden 115 filmin gösterileceği festivalin İstanbul ayağı 12 Şubat’ta, Ankara ve İzmir ayakları ise 26 Şubat’ta başlıyor.Tim Burton’ın Big Eyes‘ıyla açılışı yapacak !f’in tüm programına göz atmak için buraya tıklamanız yeterli.Bantmag
'Hala 450 Yıl Öncesini Yaşıyor Olmak Üzüyor'
Bülent Emin Yarar’ı kimileri Öğretmen Kemal olarak, kimileri de Reha Erdem filmleriyle hatırlıyor. Şimdilerdeyse Devlet Tiyatrosu’ndaki Hamlet ve Profesyonel oyunlarıyla ismi hafızalara kazınmış durumda. Her iki oyundaki performansıyla göz dolduran oyuncuyla buluştuk. Yarar, tiyatroya nasıl başladığını, oyunlarını, ailesini anlattı.Hamlet oyunuyla iki sezondur sahnelerdesiniz. Shakespeare’i ve eserlerini değişmez kılan ne?Shakespeare tarafından 450 yıl önce yazılmış metinde ne yazık ki hiçbir şey değişmeyen dünyanın resmini görüyoruz. Sadece Danimarka Krallığı’nın değil, dünyanın çürümüşlüğünün belki de. Shakespeare’in başta Hamlet olmak üzere tüm eserleri bugün yerini buluyor. Üstelik aynı güzellikte ve aynı samimiyette karşılığını buluyor. Shakespeare’in de tek arzusunun bu olduğunu biliyoruz.Türkiye’de Hamlet’i tek başına ilk kez oynayan sizmişsiniz…Daha önce Fransa’da tek kişiyle oynanmış ama Türkiye’de ilk olduğunu öğrendim ben de.Bütün karakterleri oynamak zor olmuyor mu?En son konservatuvarda, öğrencilik yıllarımda şöyle bir kafamı uzatmıştım Hamlet’e. Bu oyunu altı kişiyle yapabileceğimi düşündüm. Hatta kendime partner aramaya başladım. Oyunun dramaturjisi geliştikçe, metin oluştuktan sonra yönetmen Işıl Kasapoğlu aradı ve ‘Okuyorum, okuyorum tek kişilik okuyorum. Sen tek başına oynarsın.’ dedi. ‘Yapamam, hazırlıklarım tek kişilik değil.’ dedim. Çünkü bütün yaz boyunca sadece kendi metnime hazırlanmıştım ama nafile! Bu kez tek kişilik okumaya başladım metni, aradan zaman geçti, yazın sezon sonu bir araya geldik. Metni tek başıma okudum ve herkes ‘İşte oldu’ dedi. Tek kişilik oynamak zor olabilirdi ama ben Hamlet ile arkadaş oldum resmen. Bu işimi kolaylaştırdı. Böylece başlamış olduk Hamlet’e. Tabii en önemlisi prova dönemiydi. Korkular olsa da çok keyifli geçti.Hamlet’i Hamlet yapan şeylerden biri politika diyebilir miyiz?Hamlet’in hep mutlu bir çocuk olduğunu düşündüm. Her şeyden habersiz bir çocuk. Gülen, ağlayan, duyguları olan. Shakespeare’in diğer bütün karakterleri gibi. Saraydaki entrikalardan uzak duran Hamlet’i hep böyle hayal ettim. Ta ki babası ölüp de onun hayaletiyle karşılaşana kadar. Hesaplaşmaya ve yüzleşmeye başlar. Kendi hisleriyle kendi gözünden gördüğü bir yelpaze açılır. İşte Shakespeare öyle bir usta ki, bu küçücük hikâyeden ve böyle bir baba hayaletinden yola çıkarak günümüze kadar yaşanan bütün entrikaları, politikayı, aşkı, kini, nefreti, hareketsizliği hepsini çok büyük bir başarıyla yansıtır. Yani Hamlet babasının ölümüne kadar küçük bir çocukken, babası öldükten sonra her şeyi görmeye başlar. Politikayı da entrikayı da o zaman görür.Aslında her toplumda haksızlığa uğrayan Hamlet’ler, Claudius gibi entrikacı politikacılar, politikacıları alkışlayan Rosencrantz ve Guildenstern gibi çıkarcılar yok mu?Olmaz olur mu.. Her dönemde, her ülke ve toplumda böyle insanlar olmuş. Shakespeare zaten sadece bir oyun yazmamış. Kendi döneminin toplumunu, siyasi, sosyal yapısını anlatmış. Bugünleri yazmış aslında. Oyundaki kadınlara benzeyen kadınlar, benzeri düşünen babalar, iktidar sahipleri kendini görebilir oyunda. Eğer gerçekten bu oyun hayatın ta kendisi olmasa, izleyen ‘bu ben değilim’ der geçer. Tek başıma sahnede, bir saat 25 dakika boyunca bütün bu karakterleri oynarken, hiç sıkılmıyorum. Çünkü oyunu yaşıyorum.Profesyonel oyununun bu yıl beşinci sezonu. Sıkılmadınız mı aynı karakter ve metinden?Valla öyle sıkılma gibi bir durum olmuyor. Buna bir kere yazanın kalemi izin vermiyor. O kadar muazzam bir eser bırakmış ki Duşan Kovaçeviç. Günlük hayatımızda her gün değişen şeylere cevap veriyor. Dolayısıyla hayat ne kadar tazeyse, oyun da o kadar taze kalıyor. Ve yeni sezonda oyunu ilk kez izleyecek olan seyirciyi düşününce sıkılmaya fırsat kalmıyor.Profesyonel’de bir yazarla, emekli polisin hikâyesini anlatıyorsunuz. Sanatçılar, aydınlar sizce hâlâ fildişi kulelerinde gizleniyor mu?Sıradan insan ile entelektüel arasında bilinçli duvarlar örülmeye çalışılıyor. Ama sanat buna izin vermiyor. Bakın yıllar önce Shakespeare çıkmış, Çehov çıkmış. Bugün Haldun Dormen diye bir usta çıkmış ve çıkacak da. Bence aradaki duvar giderek kırılıyor, daha da kırılıp büyük kitlelere ulaşmalı. Ödenekli tiyatrolar çok önemli. Bana ‘Sen Profesyonel’e özel tiyatro açıp oynasaydın, şimdiye neler olurdu, neler!’ diyorlar. Ben işin o tarafında değilim. 5-6 liraya Türkiye’nin dört bir tarafına taşıyoruz oyunu. Bu benim için daha anlamlı. Sanat öyle bir şey ki, samimi bir iş ya da sanat sizi özgürleştirir, güzelleştirir, besler, birbirimizi anlamamızı, çoklu bakmamızı sağlar.Uzun yıllar çocuk oyunlarında oynamışsınız. Oyunculuğunuza nasıl katkıları oldu?Tiyatro bölümüne girmemiştim daha, o zamanlar başlamıştım. Opera, şan bölümündeydim. Bir müzikal çocuk oyununda başrol oynadım. Kendiliğinden oldu her şey, ben pek anlayamadım. Şimdi adını koyabiliyorum bunun. Samimi olduğunuzda, sadece oyun oynadığınız zaman değil, kendi çocuğunuza ya da bir başka çocuğa çocuk muamelesi yapmadığınızda, onu kandırmadığınızda ve ‘mış gibi’ yapmadığınızda, çocuğu da bir birey olarak gördüğünüzde onların gelişimine ne kadar büyük bir katkıda bulunabileceğimi gördüm. Çocuk oyunlarımda bunu yakaladım.Yeter ki hepimiz biraz daha özgür ve eşit alanlar bulalımSon dönemde sizi Onur Ünlü filmlerinde görsek de, genelde Reha Erdem filmleriyle hatırlanıyorsunuz. Var mı yeni bir film projeniz?Yeni bir film olacak ama Reha ya da Onur ile değil. Söylemek için erken olabilir çünkü yeni konuşuldu. İlk projesini yapacak genç bir arkadaşın filmi olacak.Şehir Tiyatroları’nda oynanan Cibali Karakolu oyunu, bir karakter sebebiyle sansürlendi. Oyunların sansürlenmesi yeni olan şeyler mi, hep var mıydı?Hep yaşandı bunlar. İşin üzen tarafı, hâlâ 450 yıl öncesini yaşıyor ve konuşuyor olmak. Niye bir arpa boyu yol gidememiş insanoğlu? Buna hayıflanıp durmak da yetmiyor bir süre sonra. İnsanın kendini daha iyi hissetmesi, çoğalması mümkün. Yeter ki hepimiz biraz daha özgür ve eşit alanlar bulalım. Bir gün daha özgür olacağımıza inanmasam burada, sahnede durmam.Özgürlüğün bu denli kısıtlandığı bir toplumdayız. Sanata etkisi nasıl oluyor?Sanat etkilenmiş ki, bu eserler çıkıyor ve yenileri de çıkacak. Böyle güzel eserler baskı dönemlerinde ortaya çıkar zaten. Mesela ‘Profesyonel’de 18 yıl boyunca bir polisin bir aydını, yazarı takip etmesine kimse şaşırmıyor. Çünkü bunlar oldu ve olmaya devam ediyor.Kızımın ve eşimin ikili dünyasını kıskanıyorumEşiniz Bennu Yıldırımlar da oyuncu. Magazin programlarında hiç boy göstermiyorsunuz!İkimiz de yoğun çalışıyor ve birbirimize vakit ayırıyoruz. 15 yaşında bir kızımız var Ada. Zaman iyi kullanınca o kadar bereketli ki, ‘Çok yoğunum, eşimi, kızımı, annemi görmeye vaktim yok.’ deme lüksüm yok.Kızınızla nasıl bir iletişiminiz var?Çocuk oyunları oynarken gördüğüm taktiği uyguluyorum. Taktik değil de, orada kavradığım şekilde iletişim kuruyorum Ada ile. Ada kendisini iyi biliyordu ve kendimizi anlatmak için ayrı bir çaba harcamadık. Çocuk olduğunun farkındaydı. Şimdi ise genç kız olduğunun farkında.Genelde kız çocukları babaya düşkün dense de, anneyle bir başka bağı vardır. Öyle mi sizde de?Mutlaka. Onların ikili ayrı bir dünyası var.Kıskanmıyor musunuz?Tabii kıskanıyorum. Öyle zamanlarda, hepimiz evde olmamıza rağmen ben tek başıma kalıyorum. (Gülüyor)Anne-babası oyuncu olanların çocuklara sorulan kaçınılmaz soru. Ne olacak Ada?O da aynı yolun yolcusu bence. Keşke oyuncu olsa. Mutlu olacağı alanı seçsin istiyorum, onun hayatı sonuçta. Bir ara keman eğitimi aldı. Ama şu aralar kafasında müzikal okumak var. Oyunlara gidiyor seyrediyor. Şarkılar söylüyor, film seyrediyor.Babamın beni sahnede görmesini çok isterdimSizin konsantre alanınız şu an tiyatro. Ama 23 yaşıma kadar bunu bilmiyordum diyorsunuz…Küçükken resim, müzik ve beden benim için en önemli ve en iyi olduğum derslerdi. Ne yazık ki itilip kakılmış derslerdi. Şimdi de aynı. Babam konservatuvar okumamı istemedi. Kendisi maden mühendisiydi. Hobi olarak enstrüman çalardı. Akordeon, mandolin, keman çok şamata bir adamdı. Babam isteseydi çok iyi bir tiyatrocu olurdu. Beni sahnede izlemesini çok isterdim. Ne yazık ki çok erken ayrıldı bu dünyadan.20 Dakika dizisinden sonra televizyonda görünmediniz…Geliyor bazı projeler. Geçen sezon Hamlet’e başladım diye kapattım dizi defterini. Bu sezonda film var. Televizyon çok yoruyor beni. İnsanlar görmek istiyor ama şartlar biraz daha iyi olsa keşke.Zaman
“Hayatınızı Değiştiren Yirmi Kitap”
Fransız televizyonlarının en çok izlenen edebiyat programları arasında özel bir yeri olan La Grande Librairie, France 5 kanalının 20. kuruluş yılı nedeniyle ilginç bir araştırma gerçekleştirmiş. 2008’den beri yayınlanan program sözü izleyicilere vererek “Hayatınızı hangi kitap değiştirdi?” sorusunu sormuş. Gelen binlerce cevaba göre en fazla oy alan yirmi kitabı 11 Aralık günkü yayında açıklayan programda açıklandığı üzere Fransızların hayatlarını en fazla değiştiren kitaplar aşağıdakiler.Peki sizin hayatınızı değiştiren kitap hangisi?1- Küçük Prens – Antoine de Saint-Exupéry2- Yabancı – Albert Camus3- Gecenin Sonuna Yolculuk – Louis-Ferdinand Céline4- Günlerin Köpüğü – Boris Vian5- Kayıp Zamanın İzinde – Marcel Proust6- Adsız Ülke – Alain Fournier7- Simyacı – Paulo Coelho8- Yüz Yıllık Yalnızlık – Gabriel Garcia Marquez9- Belle du Seigneur – Albert Cohen10- Kötülük Çiçekleri – Charles Baudelaire11- Veba – Albert Camus12- Harry Potter – J.K. Rowling13- 1984 – George Orwell14- The World According to Garp – John Irving15- Suç ve Ceza – Dostoyevski16- Yüzüklerin Efendisi – JRR Tolkien17- Koku – Patrick Süskind18- Anne Frank’ın Günlüğü – Anne Frank19- Madam Bovary – Gustave Flaubert20- Sefiller – Victor Hugonotosoloji
Kendini İmha Eden İlk Kitap
ABD'li gerilim romanı yazarı James Patterson, dünyanın kendini imha eden ilk romanını hazırladı. 1000 kopyası bedava dağıtalacak olan Private Vegas adlı roman, okunmaya başlandıktan 24 saat sonra kendini imha edecek.ABD'li ünlü yazar James Patterson, kreatif bir ajansla işbirliğine giderek dijital kitap tecrübesini çok yeni bir boyuta taşıdı. Yazarın Private Vegas adını verdiği son romanı, kendini imha edecek şekilde tasarlandı.24 saat içinde yanarak yok olan kitap, Patterson'ın sayfasından başvuru yapan 1000 okuyucuya bedava dağıtılacak. Kitabın bir kopyası da 294 bin 38 dolardan satışa çıkarılacak. Bu bedeli ödemeyi kabul eden hayranı, Patterson ile beş akşam yemeği yiyeceği bir gezi de kazanacak.Patterson, Mother adlı ajansla ortak gerçekleştirdiği projenin kendi fikri olmadığını ancak 'televizyon ve sinema gibi her türlü yayın türüyle rekabetin zorunlu olduğunu' belirtti. Günümüzde geçmişi anımsatan kitapçıların kalmadığını söyleyen Patterson, bakılabilen kitap sayısının kısıtlandığını ve bu tür projeyi bu yüzden beğendini ifade etti.
En Şirin Sevgililer Günü Hediyesi
Türkiye’nin en büyük fotokitap markası Lukapu, eğlenceli ve bir o kadar da pratik iPhone uygulaması LukaBUKA’da da sevgilileri unutmadı: 5 Şubat’a kadar iPhone’unuzdaki en romantik fotoğrafları seçin, fotokitap hazırlayın ve yüzde 25 indirimi kaçırmayın.iPhone uygulaması LukaBUKA’yı bugüne kadar yaklaşık 25 bin kişi indirdi. LukaBUKA sayesinde akıllı telefonunuzdaki ya da sosyal medya hesaplarınızdaki 20 fotoğrafı seçip birkaç dakika içinde albümünüzü tasarlayıp sipariş verebiliyorsunuz.  Hemen https://itunes.apple.com/app/lukabuka-fotograf-albumu/id814349208?l=tr&ls=1&mt=8 adresinden ücretsiz olarak LukaBUKA’yı indirip kolayca iPhone’unuzda sevgilinize hediyenizi tasarlayabilirsiniz. Hem de hediyenize yüzde 25 indirimli sahip olacaksınız.Bunları biliyor muydunuz?- Tüm işletim sistemlerinde çalışan Lukapu Türkiye’nin 81 iliyle de tanıştı.- En çok Lukapu büyük kare fotokitap tercih ediliyor.- Lukapu tasarlamak için siteye her gün ortalama 7 bin fotoğraf yükleniyor.- Her gün ortalama 20 bin kişi lukapu.com’u ziyaret ediyor.