Tunç Akkoç Yazio: Ülkemden Aşı Manzaraları
Shakespeare’in Hamlet oyununda ölüm ile yaşam arasındaki ince çizgiyi ifade eden trajedisinin dillerden düşmeyen ve belki de birçok yerde kullandığımız o meşhur tiradı “olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu”…
14 Şubat Hangi Güne Denk Geliyor? Sevgililer Günü Sokağa Çıkma Yasağı Var Mı?
Her yıl 14 Şubat, 'Sevgililer Günü' olarak tüm dünyada kutlanıyor. Yüz yıllar önce kutlanmaya başlanan Sevgililer Günü'nün kökeni Roma’ya kadar devam ediyor. 14 Şubat 2021 Sevgililer Günü, bu yıl pandemi kısıtlamaları nedeniyle önceki yıllara göre buruk kutlanacak. Sevgililer Günü'nü kutlamak isteyenler 14 Şubat'ın hangi güne geldiğini merak ediyor. Peki, 14 Şubat Hangi Güne Denk Geliyor? Sevgililer Günü Sokağa Çıkma Yasağı Var Mı? İşte merak edilenler...
Kovid-19 Laboratuvarında Virüsün Tespiti İçin Zamanla Yarışıyorlar
ANTALYA (AA) - AYŞE YILDIZ - Türkiye'de yeni tip koronavirüsün görülmeye başlanmasıyla Sağlık Bakanlığı tarafından akredite edilen ilk merkezler arasında yer alan Akdeniz Üniversitesi Kovid-19 Laboratuvarı'nda çalışmalar titizlikle yürütülüyor.Akdeniz Üniversitesi Kovid-19 Laboratuvarı'nda, hastalığın önüne geçmek ve bulaş riskini en aza düşürmek için gece gündüz demeden verilen mücadele, Anadolu Ajansı (AA) ekibi tarafından görüntülendi.Hastalardan alınan numuneler, merkez laboratuvarına getirilip farklı odalarda işlemlerden geçiriliyor. Ardından ilgili cihaza konulan numunelerin sonuçları, 50 dakika sonra grafikler şeklinde çıkıyor. Uzman doktorlar grafikler üzerinde çalışarak, kişinin test sonucunun negatif ya da pozitif olduğunu belirliyor.Sonuçlanan işlemler sisteme yüklenerek hastaya ulaştırılıyor. Pozitif çıkan örnekler ileride tekrar üzerinde çalışmak için saklama dolaplarında muhafaza ediliyor. Mutasyon taramasına başlayacaklarAkdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Kovid-19 Laboratuvar sorumlusu Prof. Dr. Derya Mutlu, AA muhabirine, salgının seyrinin arttığı dönemlerde günlük test sayısının 450 civarına çıktığını söyledi.Şu anda bu sayının 200 bandında seyrettiğini anlatan Mutlu, Türkiye'de mutasyonları saptamak ve izole etmek adına önemli bir çaba olduğunu vurguladı.Mutlu, ülke genelinde akredite olan tüm laboratuvarlara mutasyonları taramak için kitler gönderileceğini belirterek, şöyle konuştu: 'Bir iki gün içinde bizim de elimize ulaşacak, mutasyon taramasına başlayacağız. İlk etapta, özellikle yabancı uyruklu kişilerden ya da yurt dışından dönen ve pozitif çıkan örnekleri taramayı planlıyoruz. Dünyanın farklı bölgelerinde farklı mutasyonlar ortaya çıktı. Kitlerle çalışma yaparak İngiltere, Güney Afrika ve Brezilya'da ortaya çıkan mutasyonlar olup olmadığını belirleyebileceğiz. Mutasyonun normal virüse göre farklı bir belirtisi yok, sadece laboratuvar ortamında analiz edilebilecek. Laboratuvarda her test sonucu pozitif çıktığında hasta kadar üzülüyoruz.'Çalışmaların titizlikle sürdürülmesi için fedakarca görev yapıldığını aktaran Mutlu, tedbirlere uyulması konusunda herkesin elinden gelenin en iyisini yapması gerektiğini kaydetti.Tedbir uyarısı Merkez laboratuvarındaki sağlık teknisyenlerinden Erdem Metin de pozitif çıkan örneklerin hepsini ayırdıklarını, üzerinde mutasyon testleri yapacaklarını bildirdi.Erdem, salgının ilk gününden bu yana yoğun çalıştıklarını dile getirerek, 'Biz sağlık çalışanları yeterince yorulduk. Bunun için insanlarımız elinden geldiği kadar maskesini taksın, mesafesini korusun, kurallara özen göstersin.' dedi.Sağlık çalışanı Zübeyde Ok ise test sonuçlarının bir an önce çıkması için canla başla çalıştıklarını, negatif sonucu görünce mutlu olduklarını ifade etti.Sağlık çalışanı Yasin Gün de çok kötü günlerden geçtiklerini, yorulduklarını, bunun için tedbirlere uymak gerektiğini kaydetti.
Fetö'nün "7 Şubat MİT Kumpası" Üzerinden 9 Yıl Geçti
İSTANBUL (AA) - ENES CAN - İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, 'Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ne karşı açıktan giriştiği ilk operasyon' olarak tanımlanan ve MİT Başkanı Hakan Fidan'ın da aralarında bulunduğu bazı kamu görevlilerinin ifadeye çağrıldığı 7 Şubat 2012'deki 'MİT kumpası'nın üzerinden 9 yıl geçti.Emniyet ve yargı kurumlarının içine sızan FETÖ'cülerin, Türkiye Cumhuriyeti'nin çözüm sürecinde yürüttüğü politikalardan dolayı, MİT'i, terör örgütü PKK/KCK ile ilişki içindeymiş gibi göstererek 7 Şubat 2012'de, MİT Başkanı Hakan Fidan'ın da aralarında bulunduğu bazı görevlileri ifadeye çağırma ve yakalama kararı çıkarma şeklinde kurguladıkları kumpasa ilişkin 15'i firari 34 sanık hakkında açılan dava, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesinde görülüyor.Haklarında dava açılan sanıklardan FETÖ elebaşı Fetullah Gülen, olay tarihinde örgütün 'yargı imamı' olan İlyas Şahin, 'emniyet imamı' Çetin Özgür, 'MİT mahrem hizmetler imamı' Murat Karabulut, 'Marmara bölge imamı' Ali Rıza Tekinkaya, dönemin İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdür Yardımcısı Serdar Bayraktutan, 'emniyet mahrem imamları' Murat Tokay, Bekir Kalağası, Hüseyin Civan, Muhammet Bekar, Ramazan Yılmaz, MİT mahrem imamlarından Sunay Elmas, 'Türkiye polis memurları ülke imamı' Kamil Bayram ve eski komiser Hüseyin Özkan ve avukat Murat Karkın 'firari' durumda buluyor.Dava kapsamında sanıklar eski emniyet müdürleri Yurt Atayün, Erol Demirhan, Ali Fuat Yılmazer, gazeteci Mustafa Gökkılıç ile Faik Şaşmaz, Kazım Aksoy, Nuh Mehmet Damacı, Ayhan Albayrak ise tutuklu bulunuyor. Davada, ayrıca başka suçtan tutuklu 5 sanık yer alıyor.İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi, iddianame ekinde yer alan belgelerin milli savunmaya ve milli güvenliğe ilişkin devlet sırrı olabilecek nitelikte belgeler olma ihtimali bulunduğundan devlet sırrı sayılmasına karar verip bu evrakın incelenmesinin ve belgelerden örnek alınmasının mahkeme heyeti haricinde kalan kişiler yönünden yasaklanmasına karar verdi.Davanın 22 Haziran 2020'deki ilk duruşmasında MİT'i temsilen katılan avukat, yargılamanın kapalı oturumlarda yapılmasını talep etti. Mahkeme heyeti, kamu güvenliğini tehlikeye sokabilecek belge ve bilgilerin ortaya çıkma ihtimali nedeniyle ilgili yasa gereği duruşmaların kapalı yapılmasına, duruşma içeriğiyle ilgili yayın yasağı getirilmesine, ayrıca MİT Başkanlığına 'müşteki' sıfatıyla davetiye tebliğine oy birliğiyle hükmetti.32 kişi 'mağdur', 1 kişi 'müşteki' olarak yer alıyorİstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, 'mağdur' olarak şu isimler yer alıyor.'61. Hükümet Başbakanı olan Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 61. Hükümetin Başbakan yardımcıları Bülent Arınç, Ali Babacan, Beşir Atalay, Bekir Bozdağ, Emrullah İşler, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker, Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, İçişleri Bakanı Muammer Güler, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, o dönem MİT Müsteşarı olan MİT Başkanı Hakan Fidan, eski MİT Müsteşarı Emre Taner, eski MİT Müsteşar Yardımcısı Fatma Afet Güneş, eski MİT personelleri Yaşar Hakan Yıldırım ve Hüseyin Emre Kuzuoğlu.'İddianamede, MİT personeli M.Ö. ise 'müşteki' olarak bulunuyor.'FETÖ/PDY'nin, hükümete karşı açıktan giriştiği ilk operasyon'İddianamede, 15 Temmuz darbe kalkışmasına kadar geçen sürece bakıldığında, FETÖ/PDY'nin nihai hedefe ulaşmak için Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile güç mücadelesine girdiği anlatılıyor.Bu kapsamda FETÖ'nün bazı kumpas davalarından örnekler verilen iddianamede, şu ifadeler yer alıyor:'(Örgütün) Nihai hedefe ulaşmak için başlatılan eylemlerin ilk aşamasının Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, İzmir Askeri Casusluk, Tahşiye, Selam Tevhid, MİT tırları ve 17-25 Aralık gibi kurgu ve kumpas soruşturmalarla geçildiği, örgüt tarafından gerçekleştirilen bu eylemlere 7 Şubat 2012'de MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın ifadeye çağrılması ile hız verildiği anlaşılmıştır. MİT soruşturması aslında FETÖ'nün seçilmiş Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni yıkmaya yönelik ilk teşebbüstür.'Türkiye Cumhuriyeti'nin çözüm sürecinde yürüttüğü politikalardan dolayı, MİT'i, PKK/KCK ile ilişki içindeymiş gibi göstererek MİT görevlilerinin ifadeye çağrılması, evlerinde arama yapılması ve haklarında yakalama kararı çıkarılmasının o tarihte Başbakan olan Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ameliyat olacağı güne denk getirildiğine vurgu yapılan iddianamede, 'Bu şekilde kurgulanan operasyon, nihai hedefi seçilmiş meşru hükümeti devirmek olan emniyet, MİT ve yargı organlarına sızarak yerleşmiş olan FETÖ/PDY'nin, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ne karşı açıktan giriştiği ilk operasyondur.' değerlendirmesine yer veriliyor.FETÖ/PDY'nin, karşı olduğu çözüm sürecini engellemeye çalıştığı bildirilen iddianamede, bu doğrultuda, kapatılan İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığında savcı olarak görev yapan, sonraki süreçte FETÖ kapsamında ihraç edilen Bilal Bayraktar ve Sadrettin Sarıkaya'nın, PKK/KCK soruşturması yürüttüklerine vurgu yapılıyor. İddianamede, Bayraktar ve Sarıkaya'nın, soruşturma kapsamında birden fazla şüpheli ile beraber dönemin MİT Müsteşarı olan MİT Başkanı Hakan Fidan, eski MİT Müsteşarı Emre Taner, eski MİT Müsteşar Yardımcısı Fatma Afet Güneş, eski MİT personeli Hüseyin Emre Kuzuoğlu ve Yaşar Hakan Yıldırım ile Mustafa Özer hakkında 'PKK/KCK'ya bilerek yardım etme ve soruşturmanın gizliliğini ihlal' suçlarından soruşturma başlattıkları hatırlatılıyor.İddianamede, 13 Eylül 2011'de kamuoyunda 'Oslo görüşmeleri' olarak bilinen ses kayıtlarının basına sızdırıldığı belirtilerek, 20 Aralık 2011'de müşteki M.Ö.'nün soruşturma kapsamında MİT adına çalıştığı bilindiği halde evinde arama yapılarak gözaltına alındığı, sanık Bilal Bayraktar tarafından 23 Aralık 2011'de ifadesi alınan müştekinin aynı gün salıverildiği aktarılıyor.Hakkında yurt dışına çıkış yasağı konulan M.Ö.'nin savcılık ifadesinin soruşturma dosyasında gizlilik kararı bulunduğu halde basına sızdırıldığı, hatta Taraf gazetesi web sitesinde müştekinin isim ve soy ismiyle birlikte fotoğrafının yayımlandığı anımsatılan iddianamede, bu şekilde M.Ö.'nün MİT adına çalıştığı deşifre edilerek PKK/KCK'ya hedef gösterildiği, can güvenliğinin tehlike altına girdiği kaydediliyor.'Başbakan'ın ameliyata geç girmesi ile kumpas bozuldu'Söz konusu kumpas soruşturma ile örgüt mensuplarının, MİT ile ilgili kamuoyunda 'PKK ile organize hareket eden teşkilat' algısı oluşturdukları, 7 Şubat 2012'de MİT soruşturmasıyla yargıyı kullanarak, bir yandan kendilerinden olmayan MİT yönetimini bertaraf etmek, MİT'i ele geçirmek, bir yandan da aynı soruşturmayla hükümetin terör sorununu çözmek amacıyla başlattığı çözüm sürecini durdurmak için harekete geçtiğine dikkat çekilen iddianamede, 7 Şubat 2012'de saat 17.00'de MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı ve 4 MİT görevlisini telefonla arayan savcının, 'İfade vermek üzere makamıma bekliyorum.' dediği belirtiliyor.İddianamede, MİT yöneticilerinin, hükümetin ve Başbakan'ın 'terör örgütüne yardım'la suçlanmak istendiği, Hakan Fidan'ın gözaltına alınması maksadıyla gayret gösterildiği, gözaltına alınmasıyla birlikte, 'emri Başbakan'dan aldığı' algısıyla o zaman Başbakan olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ve hükümetin istifaya zorlanması ve hatta devrilmesinin planlandığı anlatılarak, bu kurgu ve kumpas soruşturmasının, istihbarat görevlileri hakkında soruşturmaların izne bağlanması sistemine geçilmesi ve Başbakan'ın ameliyata geç girmesiyle bozulduğu ve önlendiğine işaret ediliyor.-'7 Şubat MİT kumpası' için ABD'ye gittiler akabinde Ankara'da toplandılarÖrgütün kumpasa ilişkin yaptığı toplantı ve toplantı öncesinde iki FETÖ'cü mahrem imamın Amerika'ya gittiğinin tespit edildiğine yer verilen iddianamede, 15 Temmuz darbe girişiminde olduğu gibi örgütün emniyet imamı 'Kozanlı Ömer' kod adlı Osman Hilmi Özdil'in yardımcısı konumunda bulunan ve elebaşı Fetullah Gülen'le doğrudan görüşen firari sanıklar Çetin Özgür ve İlyas Şahin'in talimatı alma ve örgüt üyelerine iletmek üzere ABD'ye gittiklerinin belirlendiği anlatılıyor.İddianamede, örgüt elebaşından doğrudan alınan talimat sonrası örgütün emniyet ve yargı imamlarının ülkeye geri dönüşlerinin akabinde Ankara Kızılcahamam'da toplantı tertip edildiği belirtilerek, örgüt hiyerarşisi gereği FETÖ elebaşının talimatının emniyet birimlerine iletilmesinin örgütün 'Marmara Bölge İmamı' olan 'Arif' kod adlı sanık Ali Rıza Tekinkaya tarafından organize edildiği ifade ediliyor.İddianamede, söz konusu toplantıya örgütün sözde emniyet, yargı ile MİT imamlarının katıldığının ve toplantıya katılanlar arasında Rus Büyükelçi Andrey Karlov suikastine ilişkin davada firari sanık olan Murat Tokay ve Ahmet Kılınçarslan ile ABD'deki Hakan Atilla davasının hakimi Richard Berckman'ı 2014 yılında İstanbul'da ağırlayan hukuk bürosunun ortağı Murat Karkın'ın da olduğunun belirlendiği aktarılıyor.İddianamede yer alan bilirkişi raporunda, '13 Ocak 2012'de Diyarbakır DTP il binasında yapılan aramada ele geçirildiği iddia edilen Oslo'daki görüşmelere ait ses kayıtlarının olduğu harddiskleri FETÖ'nün yerleştirdiği' belirtiliyor.Eski polis memuru Ş.E.'nin ifadesiDosya kapsamında eski polis memuru Ş.E. hakkında da ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildi. Kararda, Ş.E.'nin şu ifadeleri yer buldu: '... Ancak tam kesin tarihini bilmemekle birlikte şubatın ortalarında büro amir yardımcısı Ayhan Albayrak (sanık) bir konuşmasında 'Hakan Fidan ifadeye gelseydi Sadrettin Savcı tarafından kesin tutuklanacaktı.' dediğini hatırlıyorum.'Meslekten ihraç edilen ve '7 Şubat MİT Kumpası' soruşturmasını yürüten savcılar Bilal Bayraktar ve Sadrettin Sarıkaya hakkında ise Yargıtay'da aynı konuyla ilgili yargılandıkları için kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar verildi. Mütalaada istenen cezalarİstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi, firari sanıklar FETÖ elebaşı Fetullah Gülen, olay tarihinde örgütün 'yargı imamı' İlyas Şahin, 'emniyet imamı' Çetin Özgür, 'MİT mahrem hizmetler imamı' Murat Karabulut, 'Marmara bölge imamı' Ali Rıza Tekinkaya, dönemin İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdür Yardımcısı Serdar Bayraktutan, 'emniyet mahrem imamları' Murat Tokay, Bekir Kalağası, Hüseyin Civan, Muhammet Bekar, Ramazan Yılmaz, MİT mahrem imamlarından Sunay Elmas, 'Türkiye polis memurları ülke imamı' olan Kamil Bayram ve eski komiser Hüseyin Özkan ve avukat Murat Karkın ile 1 tutuksuz sanığın dosyasını ayırdı.Yargılama sürecinde duruşma savcısı 15 Ocak'ta davaya ilişkin esas hakkındaki mütalaasını mahkemeye sundu.Mütalaada, sanıklardan eski emniyet müdürleri Yurt Atayün, Ali Fuat Yılmazer, Kazım Aksoy, Erol Demirhan, Nuh Mehmet Damgacı, Ayhan Albayrak, Oğuzhan Ceylan ve Erkan Ünal'ın, 'cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs', 'görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte düzenlemek' ve 'soruşturmanın gizliliğini ihlal' suçlarından ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet ile 4 yıl 6 aydan 12 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılmaları istendi.Mütalaada gazeteci sanık Mustafa Gökkılıç'ın 'cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs' ve 'soruşturmanın gizliliğini ihlal' suçlarından ağırlaştırılmış müebbet ve 1,5 yıldan 4,5 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildiSanıklar Faik Şaşmaz, Fazıl Adnan İzgi, Mehmet Deveci ve Veli Tuluy'un 'silahlı terör örgütüne üye olmak' suçundan 7,5 yıldan 15'er yıla kadar hapis cezalarına çarptırılmaları istenen mütalaada, sanık Aykut Güçlü'nün 'cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs' suçundan, diğer sanıklar Sebahattin Kaplan, Musa Metin, Bilal İrice ve Ahmet Kılınçarslan'ın 'Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs', 'soruşturmanın gizliliğini ihlal' ve 'resmi bir belgeyi sahte olarak düzenlemek' suçlarından beraatleri yönünde karar verilmesi istendi.Sanıklar ve avukatları ilerleyen günlerde yapılacak duruşmalarda mütalaaya karşı savunmalarını yapacak. Savunmaların ardından mahkeme heyetinin dosyayı karara bağlaması bekleniyor.
İran, Kovid-19'A Karşı Rus "Sputnik V" Aşısını Salı Günü Uygulamaya Başlayacak
TAHRAN - (AA) - İran Sağlık Bakanı Said Nemeki, ülkesinin Rusya'dan aldığı, yeni tip koronavirüse (Kovid-19) karşı geliştirilen 'Sputnik V' aşısının salı günü öncelikli olarak yoğun bakım ünitesinde çalışan sağlık çalışanlarına yapılacağını söyledi.İran'ın resmi haber ajansı IRNA'ya göre, Sağlık Bakanlığı binasında düzenlenen, İran yapımı Razi Cov Pars aşısının tanıtım töreninde konuşan Nemeki, 'Rusya'dan getirilen Kovid-19 aşıları, 9 Şubat Salı günü ilk olarak yoğun bakım çalışanı sağlık personeline uygulanacaktır.' dedi.Aşı programının risk derecesine göre sağlık çalışanları, huzur evlerinde kalan ve 65 yaş üstü yaşlılar şeklinde devam edeceğini dile getiren Nemeki, söz konusu aşıyı satın almak için Rus makamlarla en önde görüşmeler yapmalarına rağmen ancak 15'inci sırada aşıyı uygulamaya başladıklarını belirtti.İran'ın Rusya'dan aldığı 'Sputnik V' aşısının 500 bin dozdan oluşan ilk partisi 4 Şubat'ta başkent Tahran'a ulaşmıştı.Cumhurbaşkanlığı Ofisi Başkanı Mahmud Vaizi 27 Ocak'ta yaptığı açıklamada, 'Rusya'dan yaklaşık 2 milyon doz aşı siparişi için anlaşmanın bugün ya da yarın imzalanacağını umuyorum. Rus aşılarının ilk sevkiyatı 22 Behmen'den (10 Şubat'tan) önce ülkeye ulaşacak.' ifadelerini kullanmıştı.İran'da aşı üretimi çalışmaları devam ediyor İran Cumhurbaşkanı Bilim ve Teknolojiden Sorumlu Yardımcısı Sorena Settari'nin katıldığı törende, Razi Cov Pars'ın insanlar üzerindeki ilk denemesinin yarın 100 gönüllü üzerinde yapılacağı açıklandı. İran, ilk yerli aşısı 'COVIRAN Bereket'i klinik deneme aşamasında 29 Aralık 2020'de ilk defa insan üzerinde test etmiş ve başarılı sonuçlar alındığını açıklamıştı. Bilim adamları heyetinin başında yer alan Muhammed Muhbir'in kızı Tayyibe Muhbir, aşıyı vurulan ilk gönüllü kişi olmuştu.
Reklam
Toplu Ulaşımda Bulaş Riski Acil Servislerden Fazla
Hastane ve acil servislerde bulaş riskinin dışarıya göre düşük olduğunu belirten İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa- Cerrahpaşa Tıp Fakültesi  Acil Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Seda Özkan,  “Toplu araçlar, toplu taşımalar şu anda kapalı ama toplu kahvehane ve restoranlar, bulaş riski çok fazla' dedi.
Reklam
Reklam
Türkiye'nin Koronavirüsle Mücadelesinde Son 24 Saatte Yaşananlar
ANKARA (AA) - Türkiye'de son 24 saatte 137 bin 649 Kovid-19 testi yapıldı, 7 bin 897 kişinin testi pozitif çıktı, 108 kişi yaşamını yitirdi, 8 bin 89 kişinin tedavisinin veya karantinasının sona ermesiyle iyileşen sayısı 2 milyon 412 bin 505'e ulaştı. Türkiye Günlük Koronavirüs Tablosu, 'covid19.saglik.gov.tr' adresinden paylaşıldı.Buna göre, son 24 saatte 137 bin 649 Kovid-19 testi yapıldı, 7 bin 897 kişinin testi pozitif çıktı, 108 kişi hayatını kaybetti. Hasta sayısı 618 olarak açıklandı.Son 24 saatte 8 bin 89 kişinin Kovid-19 tedavisi ya da karantinasının sona ermesiyle iyileşen sayısı 2 milyon 412 bin 505'e yükseldi.Test sayısı 30 milyon 486 bin 691'e ulaştı. Vaka sayısı 2 milyon 524 bin 786, vefat sayısı 26 bin 685, ağır hasta sayısı 1337 oldu.Haftalık verilere göre, bu hafta hastalarda zatürre oranı yüzde 4,9, yatak doluluk oranı yüzde 45,4, erişkin yoğun bakım doluluk oranı yüzde 59,1, ventilatör doluluk oranı yüzde 27,1, ortalama temaslı tespit süresi 6 saat, filyasyon oranı ise yüzde 99,9 olarak kayda geçti.Sözleşmeli kamu personelinin izinleri devredilebilecekAile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, yazılı açıklamasında, kamu kurumlarında 4B'li olarak çalışan ve çeşitli sebeplerle yıllık izinlerini kullanamayan sözleşmeli personele ilişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine değinerek, 'Sözleşmeli kamu personelimiz yıllık izinlerini devredebilecek. Böylece Kovid-19 salgını ile mücadele sürecinde gecesini gündüzüne katarak çalışan sözleşmeli personelimizin yıllık izin haklarını korumuş olduk.' ifadelerini kullandı.CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, yazılı açıklama yaparak, 'Kovid-19 salgınıyla mücadelede gelinen nokta, aşı tedarikinde yaşanan sorunlar ve mutasyonla ilgili alınması gereken önlemler' konusunda TBMM'de genel görüşme açılmasını istediğini bildirdi. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı ve Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Yeşim Taşova, AA'ya yaptığı açıklamada, 'Aşılama ve uzun süre izolasyonda kalmanın vermiş olduğu sıkıntı, aşılamanın vermiş olduğu rehavet ile maske, mesafe ve hijyen kurallarının ihmal edilmesi özellikle o beklediğimiz üçüncü dalganın oluşmasına neden olabilir.' dedi.Yurt genelindeki Kovid-19 ile ilgili gelişmelerKocaeli, Adana, Eskişehir, Adıyaman, Antalya, Samsun, Sakarya ve Edirne'de Kovid-19 tedbirlerini ihlal eden 490 kişi hakkında adli ve idari işlem yapıldı.TFF 1. Lig ekiplerinden Bursaspor'da 8 futbolcu, 1 teknik heyet ve 2 A takım personelinin Kovid-19 test sonucunun pozitif rapor edildiği açıklandı.
İngilizler Karantinanın Işık Kirliliğini Azaltıp Azaltmadığının Tespiti İçin Yıldızları Sayacak
ANKARA (AA) - İngiltere’de kırsal alanlarda yaşayan halka, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) nedeniyle uygulanan karantinanın ışık kirliliğini azaltıp azaltmadığını belirleyebilmek için yıldızları sayma çağrısı yapıldı.The Guardian’ın haberine göre, Kırsal Bölge Vakfı (CRPE) ve İngiliz Astronomi Derneğinden yapılan ortak açıklamada, Kovid-19 nedeniyle uygulanan karantinanın gece gökyüzündeki ışık kirliliğini azaltıp azaltmadığını tespit etmek için halktan 6-14 Şubat'ta bulutsuz bir gecede bahçelerinden, balkonlarından, kapı eşiğinden ve hatta yatak odalarından yukarı bakmaları ve Orion takımyıldızı içinde kaç yıldız görebileceklerini saymaları istendi.Açıklamada, bu uygulamadan elde edilecek verilerin daha karanlık bir gökyüzünü güvence altına alma, vahşi yaşamı koruma ve insanların gökyüzündeki yıldızları daha net şekilde görebilmelerini sağlama amacıyla kullanılacağı belirtildi.Uygulamaya katılanlara 'vatandaş bilim adamları' nitelendirmesinde bulunulan açıklamada, katılımcıların bir taraftan Orion takımyıldızındaki yıldızları sayarak gökyüzünün tadını çıkarırken diğer yandan İngiltere'de gece karanlığı açısından en iyi ve en kötü yerlerin haritasını çıkarmaya yardımcı olacağının altı çizildi.Açıklamada, bu yıl elde edilecek verilerin karantinanın ne tür bir etki yarattığını görmek için 2020'nin bulgularıyla karşılaştırılacağı kaydedildi.Kovid-19 kısıtlamalarından önce 2020’de yapılan sayımda, katılımcıların yüzde 61’inin şiddetli ışık kirliliği yaşadığı bildirilmişti.Açıklamada görüşlerine yer verilen Kırsal Bölge Vakfı Yöneticisi Crispin Truman organizasyonun önemine değindi. Truman, 'Karanlık gökyüzü, sağlığımız ve vahşi yaşam için çok önemli. Kovid-19 nedeniyle maruz kaldığımız karantina kırsalın bizim için ne kadar kıymetli olabileceğini hatırlattı. İnsanlar yıldız sayımına katılarak çoğu zaman gözden kaçan ama hayati önem taşıyan kırsal alanların daha fazla korunması için hükümete karşı kampanya yapmamıza yardım edecek.' ifadesini kullandı.
Reklam
Matrix Konusu Nedir? Matrix Filmi Oyuncuları Kimlerdir?
Herkes tarafından sevilen ve eskimeyen kült filmler arasında olan Matrix film serisi Matrix, Matrix Reloaded, Matrix Revolutions ve Matrix 4 olmak üzere 4 sinema filminden oluşur. Derin anlamlar çıkarabileceğimiz, sanal bir dünyada geçen Matrix, bilim kurgu ve aksiyon sahneleriyle adeta seyircisini hipnoz ediyor. Peki Matrix filmi konusu nedir? Matrix oyuncu kadrosunda kimler var? Detayları haberimizde sizler için derledik...
Fas, İsrail İle Normalleşmeden Kârlı Mı Çıkacak, Yoksa Zarar Mı Edecek?
RABAT (AA) - AHMED BİN ET-TAHİR - Fas'ın İsrail ile ilişkileri normalleştirme anlaşması imzalamakla kârlı mı çıkacağı yoksa bundan zarar mı göreceği tartışılıyor.Uzmanlar normalleşme anlaşması sonrası kâr-zarar hesabı yapmak için henüz yeterli veri olmamakla birlikte ortada birbirinden çok farklı ekonomiler olduğuna dikkati çekiyor.Fas Kralı 6. Muhammed 10 Aralık 2020'de İsrail ile ilişkilerin 'en yakın zamanda' kurulacağını açıklamış, ardından Fas ile İsrail, 22 Aralık 2020'de diplomatik ilişkilerin normalleştirilmesi kapsamında 4 anlaşma imzalamıştı.Faslı ekonomist Necib Aksabi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Fas ile İsrail arasında bugüne kadar resmi bir ekonomik ilişki olmadığını söyledi.Kâr ve zararı tahmin edebilmek için henüz yeni verilerin netleşmediğini ifade eden Aksabi, şu an sadece istişareler ve temasların olduğunu, uluslararası kabul gören bir anlaşma bulunmadığını ve Rabat'ta imzalananın sadece genel yönelimler ve iyi niyet beyanından ibaret olduğunu dile getirdi.Aksabi, 'Fas ile İsrail arasında ticari ilişkiler olduğunu herkes biliyor, ancak bunlar açıklanmıyor. Örneğin tarımda 1980'lerin başından beri iş birliği var. Fas, İsrail ürünlerini ithal ediyor.' diye konuştu.Birbirinden çok farklı ekonomilerKâr ve zararla ilgili ise Aksabi, 'Fiili olarak karşılaştırdığımızda kendimizi tamamen farklı iki ekonomi ile karşı karşıya buluyoruz. İsrail ekonomisi büyüklük olarak Fas ekonomisinin dört katını temsil ediyor.' dedi.İsrail'in yaklaşık 400 milyar dolar, Fas'ın ise 115 milyar dolar gayrisafi yurtiçi hasılaya (GSYİH) sahip olduğunu aktaran Aksabi, kişi başına düşen GSYİH'nin de İsrail'de 40-45 bin dolar, Fas'ta ise yaklaşık 3 bin dolar olduğunu söyledi.Aksabi, bu göstergelerin, iki taraf arasında ekonomik ilişki gerçekleşmesi halinde gelişmiş bir ülkenin gelişmemiş bir ülkeyle ilişkisi örneğiyle karşılaşılacağını ortaya koyduğunu ifade etti.'Fas, İsrail'in pazarı haline gelecek'Faslı ekonomist, 'İsrail'in Fas'a ihraç edecek malı var. İsrail, bilgi ve bilim açısından katma değeri yüksek ihracata ve önemli ticari değere sahip. Ama Fas'ın İsrail'e ihraç edecek malı yok. Dolayısıyla Fas, İsrail'in pazarı haline gelecek, başka bir şey değil. Fas'ın İsrail ile kârlı bir ekonomik ilişkisinin hayalini kurmamalıyız, çünkü gerçek durum İsrail ile ticaretin bir tedarikçi ve bir müşteri ilişkisi olacağını gösteriyor.' ifadelerini kullandı.Aksabi, sözlerini şöyle tamamladı:'Turizmin canlanacağını söylüyorlar. Tabii ki bu mümkün ve zaten daha önce de vardı. Ancak şimdi İsraillilerin Fas'a gelişleri kolaylaşacak. Önceden Fas'a 70 bin turist geliyordu, bu rakam 200 bine ulaşabilir.''İlişkiler bazı alanlarda deneyimlerin aktarımının ötesine geçmeyebilir'Faslı ekonomist El-Mehdi Ofakir de İsrail ile tam teşekküllü ekonomik ilişkiler hakkında konuşmak için henüz erken olduğunu dile getirdi.Mevcut koşullar göz önüne alındığında iki ülke arasında ekonomik ilişkilerin ufkundan söz etmenin zor olduğunu kaydeden Ofakir, biraz beklemek gerektiğini ve daha büyük bir çözüme götürebilecek güçlü siyasi sinyaller olabileceğini aktardı.Ofakir, 'Coğrafi uzaklık açısından tam ekonomik ilişkilerin varlığına inanmaktan kaçınmalıyız. İlişkiler bazı alanlarda deneyimlerin aktarımının ötesine geçmeyebilir.' diye konuştu.'Beklenen kâra güvenmiyorum'Rabat'taki 5. Muhammed Üniversitesinde öğretim görevlisi Ömer el-Kettani ise Fas için zararın kârdan daha önemli olduğunu belirtti.İlk olarak Fas'ın İsrail'i tanımama ilkesini kaybedeceğini, kazancının ise ABD'nin Batı Sahra'yı tanıması olduğunu ve bunun ülkeye ekonomik, siyasi ve belki de askeri faydası olabileceğini kaydeden Kettani, şunları söyledi:'Ekonomik kazanç çok basit olacak, ancak büyük yatırımların Fas'ın Batı Sahrasına ulaşacağına dair bir tür gururlanma ve inanç var. Ama beklenen kâra güvenmiyorum. Çünkü onlarca yıl önce tarım alanında Fas-İsrail iş birliği gerçekleştiğinde Fas domatesine zarar veren kötü bir hastalığı ithal ettik. Fas domatesi hâlâ İsrail'in bize ithal ettiği hastalığın sorunlarını yaşıyor, bu nedenle ülke dışında birçok pazarı kaybettik.'Eski ABD Başkanı Donald Trump, Fas ile İsrail'in ilişkileri normalleştirme anlaşmasına vardığının açıklanmasıyla eş zamanlı olarak Batı Sahra'da Fas'ın hakimiyetini tanıdıklarına dair bir bildirge imzaladığını duyurmuştu.
Reklam
Sbü, Suriye Çobanbey'de Tıp Fakültesi İle Yüksekokul Kurmak İçin Kolları Sıvıyor
İSTANBUL (AA) - Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Rektörü Prof. Dr. Cevdet Erdöl, Suriye'nin kuzeyindeki Çobanbey beldesinde tıp fakültesi ve sağlık hizmetleri meslek yüksekokulu kurulması için çalışmalara başladıklarını bildirdi.Prof. Dr. Erdöl, yaptığı yazılı açıklamada, Çobanbey'de SBÜ'ye bağlı tıp fakültesi ve sağlık hizmetleri meslek yüksekokulu kurulmasına ilişkin Cumhurbaşkanı kararının Resmi Gazete'de yayımlanmasından dolayı duyduğu memnuniyeti belirtti.Erdöl, bu kararın, 'kendisine uzanan kardeş eli ile güçlenen, kendine açılan yaralarla meşgulken artık yaralar sarmaya memur olan sağlık ve insanlık hadimi genç yarınların geciktirilmiş dünlerine atılan kutlu ve mukaddes bir adım' olduğunu kaydetti.Üniversitelerinin sağlık profesyonelleri yetiştirmek amacıyla 1903'te 2. Abdülhamid Han tarafından kurulan Mekteb-i Tıbbiyye-i Şahane'nin bugünkü imkanlarla daha ileriye taşınmasına müteveccih bir uygulama olduğunu aktaran Erdöl, yakın zamanda Somali, Sudan, Özbekistan ve Bangsomoro'da fakülte ile yüksekokullar açtıklarını ifade etti.Prof. Dr. Erdöl, Türkiye'nin hiçbir çıkar gözetmeden Suriye halklarının her zaman yanında olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:'Suriye'nin kuzeyindeki Çobanbey beldesinde tıp fakültesi ve sağlık hizmetleri meslek yüksekokulu kurulması için kolları sıvadık. Suriyeli kardeşlerimizin sağlık eğitimi alanında ihtiyaç duydukları programları belirleyip yüksekokullarımızı açacağız. Sınırlarını kürre-i arz, bilim ve eğitim önderliğini de insanlığın tamamı olarak ifade eden Büyük Türkiye var olsun. Bilvesile, Resmi Gazetede yayımlanan SBÜ Çobanbey Tıp Fakültesi ve Meslek Yüksekokulu kararı için; Sayın Cumhurbaşkanımız, YÖK Başkanımız ve emeği geçen herkese teşekkür ve saygılarımı arz ediyorum. Suriyeli öğrencilerimiz Sayın Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın destek ve teveccühleriyle küllerinden doğan bu üniversitede, kuruluş misyonuna uygun olarak eğitim görmenin ömür boyu gururunu yaşayacaklardır. Üniversitemizin banisi 2. Abdülhamid Han’ı açtığı bu kapı ve kapılar için rahmet ve minnet ile yad ederken bunun bir başlangıç olduğunu ve ecdadımızın ardında attığımız ve dahi atacağımız adımların mütevazı ama elzem bir adımı olarak büyüyerek devam ettirme gayretinde olacağımızın bilinmesini isterim.Biz kollarımızı açmaya, karşılıksız sevmenin adresi olmaya devam edeceğiz. Susuz coğrafyalara su kuyusu açarak susuzlukları giderdiğimiz gibi ilim ve bilim yuvaları açtıkça da susamış dimağları hapsedildikleri kuyulardan çıkaracağız.'
Prof. Dr. Rahimov: "Bir Millet, İki Devlet" Anlayışının Artık "Bir Millet, Bir Devlet" Seviyesine Yükselmesi Gerek
İSTANBUL (AA) - GÜLSÜM İNCEKAYA - Karadeniz ve Hazar Denizi Hukukçular Birliği Başkanı Prof. Dr. İlham Rahimov, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki 'Bir millet, iki devlet' anlayışını artık 'Bir millet, bir devlet' seviyesine yükseltilme zamanının geldiğini belirterek Orta Asya Türk devletlerini de içine alan, Avrupa Birliği'ne benzer bir yapının kurulması için bu adımın gerekli olduğunu söyledi. Azerbaycan’ın onursal bilim insanı ve hukuk profesörü Rahimov, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, Türkiye ile Azerbaycan arasında iktisadi, askeri ve siyasi birçok iş birliğinin devam ettiğini, bu ilişkilerin bölge ülkeleri için de model teşkil edebileceğini söyledi.Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin Rusya ile askeri, siyasi ve ekonomik ilişkilerinin çok gelişmiş düzeyde olduğunu vurgulayan Rahimov, 'Ancak Rusya ile ilişkileri çok iyi olsa da Azerbaycan, Rusya'nın liderliğindeki 'Kolektif Güvenlik Teşkilatı'nda ve 'Ekonomik İşbirliği Teşkilatı'nda yer almıyor.' diye konuştu. Rahimov, Türkiye ile Azerbaycan arasında birtakım askeri, siyasi ve ekonomik iş birlikleri olsa da iki devlet arasında bu ilişkilerin toplandığı bir çatı kurum ve bir format bulunmadığına dikkati çekerek böyle bir teşkilatlanma olduğunda diğer Türk devletlerine de buna dahil olmaları konusunda teklif götürülebileceğini kaydetti.'Orta Asya Türk devletlerini de içine alan Avrupa Birliği'ne benzer bir yapı için önce Bakü ve Ankara'nın bir ittifak kurması gerekiyor.'​​​​​​​ diyen Rahimov şöyle devam etti:'Böylece ikili ilişkiler en yüksek seviyeye çıkarılabilir. Gelecekte böyle bir yapılanma gerçekleştirebilmek için şimdiden bilim insanları, siyasiler ve devlet adamları ittifak modelleri üzerine tartışmalıdır. Biz 'İki devlet, bir millet' diyoruz ama henüz ortada bunu destekleyen bir kuruluş, teşkilat yok. O sebeple Orta Asya Türk devletleri, Azerbaycan’dan farklı olarak Rusya’nın teşkil ettiği siyasi, askeri ve ekonomik ortaklık içindedir.'Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Azerbaycan'ın Türkiye ile yakınlaşmasının Rusya tarafında pek hoş karşılanmadığını belirten Rahimov, Karabağ zaferinden sonra bu yakınlaşmanın önüne geçemeyeceklerini anladıklarını aktardı.Rahimov, Rusya'nın Azerbaycan ile her yakınlaşmasında Ermenistan'ın sorun çıkardığını, son Karabağ savaşında da bunun net bir şekilde anlaşıldığını belirterek 'Rusya, bölge dengelerini bozacak şekilde Ermenistan'a yakınlık gösterdiğinde de Azerbaycan, Türkiye ile yakınlaşmıştır. Moskova ise bunu yakından takip etmektedir.' dedi.Dağlık Karabağ konusunda Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin, Ermenistan'a karşı Azerbaycan'ı yeterince desteklemediklerini ifade eden Rahimov, çünkü Rusya'nın bu meselede tarafsız kalmalarını istediğini, oysa manevi desteklerinin bile Azerbaycan için yeterli olacağını dile getirdi.'Bütün dünya bir millet olduğumuzu öğrendi'Rahimov, Türkiye ile Azerbaycan'ın 30 yıl önce 'Bir millet iki devlet' anlayışını geliştirdiğini, bu sürede yaşananların iki halkın da bir millet olduğu gerçeğini ispat ettiğini belirtti.'Bunu en son Karabağ savaşında da gördük.' diyen Rahimov, 'Azerbaycan Türkleri ile Türkiye Türklerinin aynı etnik kökenden olup olmadığı konusu Rusya'da uzunca süre tartışıldı. Geçtiğimiz 30 yılda Türkiye ile Azerbaycan arasında yaşananlar bu iki halkın tek bir millet olduğunu ortaya koydu. Biz zaten emindik, şimdi onlar da emin oldu.' ifadelerini kullandı.Karabağ savaşında Türkiye'nin Azerbaycan'a sağladığı askeri, siyasi ve manevi desteğinin bir yandan Rusları rahatsız ederken, bir yandan da bu iki halkın tek bir millet olduğuna kanaat getirmesine sebep olduğunu kaydeden Rahimov, 'Ermeniler bunun böyle olduğunu zaten biliyordu. Artık Avrupa ülkeleri ve bütün dünya bir millet olduğumuzu öğrendi.' dedi.Rahimov, Azerbaycan ile Türkiye arasındaki başta enerji hatları, ulaşım ve askeri iş birliklerinin diğer Türk cumhuriyetleri ile bölge ülkeleri için de örnek teşkil ettiğine vurgu yaptı.'Türkiye ile Azerbaycan arasında 30 yıldır devam eden 'Bir millet, iki devlet' anlayışının artık 'Bir millet, bir devlet' seviyesine yükseltilme zamanı geldi' diyen Rahimov, 'Bunun gelecek için zaruri bir format olduğunu düşünüyorum. Çünkü gelecekte bizi neyin beklediğini bilmiyoruz. Kuzey komşumuzla ilişkilerin gelecekte nasıl olacağından emin değiliz.' diye konuştu. Rahimov şöyle devam etti:'Şimdi Rusya ile Türkiye münasebetleri çok iyi durumda. Fakat 20-30 yıl sonra bu ilişkilerin nasıl şekilleneceğini bilemeyiz. Şimdiden 'Azerbaycan Türkleri yalnız değildir' mesajı vermeliyiz. Son 30 yıldır yaşananlardan hareketle belki bundan sonraki 30 yılda bu yol bizi 'Bir millet bir devlet' modeline götürecektir. Bu hem bizim düşmanlarımız için hem komşularımız hem de dostlarımız için gereklidir. Bu Azerbaycan'ın geleceği için lazımdır. Er ya da geç bunun gerçekleşeceğine inanıyorum.' -'Türkiye-Rusya ilişkileri 100 yaşında'Rahimov, Türkiye-Rusya yakınlaşmasının sadece bugüne ait bir mesele olmadığını, mart ayında bir asrı dolduracağını belirtti.Türkiye ile Sovyet Rusya arasında ilk anlaşmanın 1921 yılında yapıldığını hatırlatan Rahimov, Türkiye Cumhuriyeti devletini ilk tanıyan ülkenin de Rusya olduğunu söyledi.İki ülke ilişkilerinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında zirve noktasına ulaştığını ifade eden Rahimov, 'Putin, Türkiye'ye resmi ziyarette bulunan ilk Rus devlet başkanıdır. Bu da iki ülke arasında yeni bir sayfa açıldığının göstergesi olmuştur. Bundan dolayıdır ki son yıllarda Rusya ile Türkiye arasında bazı provokatif olaylar yaşanmasına rağmen iki ülke ilişkileri bu sorunları aşmayı başarabilmiştir.' değerlendirmesinde bulundu.
Reklam