onedio
Gençlik Ve Spor Bakanı Kasapoğlu, Van'da Temaslarda Bulundu:
VAN (AA) - Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu, Van'da bir dizi ziyaret ve temaslarda bulundu.Bakan Kasapoğlu, Tuşba Belediyesi ziyaretinin ardından Atatürk Şehir Stadı'nı inceleyip, Spor Hizmetleri Genel Müdürü Mehmet Baykan'dan çalışmalarla ilgili bilgi aldı.Tekerlekli kayak sporcuları ile yörede 'topa garane' adıyla bilinen beyzbol oyununu oynayan gençleri izleyen Kasapoğlu, ardından Ferdi Sporlar Merkezi'ne geçti.Judo, jimnastik, tekvando ve güreşte müsabakalarına hazırlanan sporcularla bir araya gelen Kasapoğlu, ardından kentteki bir otelde düzenlenen Gençlik ve Spor Buluşmaları programına katıldı. Burada gençlere hitap eden Kasapoğlu, hayata geçirecekleri yatırımlarla Van için yeni bir sayfa açacaklarını belirterek, 'Yüzme, bireysel sporlar ve takım sporlarıyla pek çok tesisi kent merkezine, ilçelere, hatta köylere kazandıracağız. Ciddi bir tesisleşmemiz var ama bunu yeni bir seviyeye taşıyacağız. Bununla birlikte Van, çok dinamik bir genç nüfusa sahip. Bu dinamizme en güçlü şekilde ayak uydurmamız lazım. Hamdolsun bugün bununla ilgili yeni çalışmalarımız var. Sizler için her imkanı ortaya koymaya devam edeceğiz.' ifadelerini kullandı.'Van'da yatırımlar konusunda yeni bir dönem başlatıyoruz'Daha sonra aynı otelde düzenlenen Gençlik ve Spor Yatırımları Protokol Töreni'ne katılan Bakan Kasapoğlu, Van gençliğinin her zaman gündemlerinde olduğunu aktardı. Hem milletvekilleri hem de teşkilatlarıyla, Van'ın ilçelerini, köylerini, gençlerini, kadınlarını nasıl daha fazla destekleyebileceklerinin, yatırımları nasıl daha yukarı taşıyabileceklerinin gayretini gösterdiklerini dile getiren Kasapoğlu, '2020 yılında hem yeni tesisleri kazandırdık hem bakım onarım gerektiren tesislerimizi yeniledik. Yapabileceğimiz çalışmaları da değerlendirdik. Van'ın sporda bir marka şehir olması noktasında önemli bir adımı bugün gerçekleştiriyoruz. Van'daki gençlik ve spor yatırımlarında yeni bir dönemi başlatıyoruz. Bu yeni dönemin Van halkı için hayırlı olmasını diliyorum.' diye konuştu.Türkiye'nin, dünyada gıptayla bakılan bir ülke olduğunu kaydeden Kasapoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 19 yıllık yönetimi sürecinde her alanda ilerlediklerini, amaçlarının yeni bir vizyonla sanayide, ekonomide, ticarette, sağlıkta, eğitimde daha ileriye gitmek olduğunu vurguladı. '2023, 2071 hedeflerimiz doğrultusunda gençliğimiz ve sporumuz bizler için çok önemli iki alan.' diyen Kasapoğlu, şöyle devam etti:'Bakanlık olarak bu alanları en güçlü şekilde hazırlama ve tüm halkımızı destekleme noktasında heyecanla, gayretle gece gündüz demeden çalışıyoruz, çalışmaya devam edeceğiz. Van'da yetişen ve kendini ispatlayan sporcularımızla bir araya geldik. Onlar bizim gurur ve heyecan kaynağımız, en büyük umudumuz. Onların sayısını arttırmak için buradayız. Bu çalışmalarımızla ve bundan sonraki çalışmalarla Türkiye'nin, her alanda olduğu gibi İstiklal Marşı'mızı, şanlı bayrağımızı gururla dalgalandıracak sporcularımızın sayısının artmasıyla çok daha güçlü yarınları olacak. Biz de gençlerimizle gurur duymaya devam edeceğiz. AK Parti olarak tüm kadrolarımızla hiçbir zaman yıkanlardan, yakanlardan olmadık. Bilakis inşa ve ihya edenlerden olduk, olmaya devam edeceğiz. Kalbi temiz, cesur gençlerimizle, kardeşlerimizle aramıza kimsenin girmesine asla müsaade etmeyeceğiz. Umudumuz, en değerli varlığımız olan gençlerimiz, yarının değerli bilim insanları olarak her alanda yetenekleriyle, kişilikleriyle, ahlaklarıyla, erdemleriyle bu milletin aziz evlatları olarak, ecdatlarından aldıkları kutsal emaneti daha güçlü şekilde daha yukarılara taşıyacaklar. Biz de onlar için bu yatırımları bir bir hazırlamaya, geliştirmeye ve inşa etmeye devam edeceğiz.''Van'ın her yerinde yeni tesisleri halkımızla buluşturacağız'Bakan Kasapoğlu, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin, süreçlerin hızlandırılması, kurumlar arası iş birliğinin artırılması adına ülkeye vizyon kazandıran bir süreç olduğunu dile getirdi.Bu vesileyle her zaman vatandaşların yanında olmaya devam edeceklerini belirten Kasapoğlu, 'Stadımızı adeta yeniden inşa ettik. Stadımızın tüm alanlarının yenilenmesinden, bireysel spor alanlarıyla sporcularımızın hizmetinde olmasından gurur ve heyecan duydum. Bugün gerçekleştireceğimiz imzalarla Van'ın her yerinde yeni tesisleri halkımızla buluşturacağız. Van'da gençlik merkezi, spor salonu olmayan ilçemiz kalmayacak. Bu projeler en kısa zamanda tamamlanacak. Güçlü bir sinerjiyle buraları dolu dolu yaşatacağız. Her alanda halkımıza hizmet edecek 50'den fazla semt sahasını Van'ımıza kazandırıyoruz. Spor yapmak isteyen herkese, sporu erişilir kılma adına her tür imkanı sunmaya devam edeceğiz. Bu bir şaha kalkma dönemi ve bu da onun başlangıcı. Spor birleştiren, kaynaştıran bir olgu. Protokollerin gençlerimiz, halkımız, kadınlarımız için hayırlı olmasını diliyorum.' şeklinde konuştu.Van Valisi ve Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Mehmet Emin Bilmez, AK Parti Van Milletvekilleri Osman Nuri Gülaçar, Abdulahat Arvas ve İrfan Kartal'ın da birer konuşma yaptığı tören, fotoğraf çekimiyle sona erdi.Bakan Kasapoğlu, daha sonra Edremit Millet Kıraathanesi'ni ziyaret edip, ilçe meydanına getirilen atları sevdi.
Kovid-19'Dan Korunmak İçin "Kapalı Ortam" Uyarısı
İSTANBUL (AA) - Türk Toraks Derneği (TTD) Çevre Sorunları ve Akciğer Sağlığı Çalışma Grubu Yürütme Kurulu Üyesi Doç. Dr. Haluk Çalışır, yeni tip koronavirüsten (Kovid-19) korunmada özellikle kapalı mekanlarda maskeli olunsa da belirli sürelerin üzerinde bulunmaktan kaçınma ve az sayıda insan bulunmasına özen göstermenin önemli olduğunu bildirdi.Dernekten yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Doç. Dr. Çalışır, dünya ile Türkiye'yi de etkisine alan Kovid-19 salgınında bireysel korumada şimdiye kadar maske, mesafe ve el yıkamanın yoğun olarak önerildiğini belirtti.Doç. Dr. Çalışır, araştırmaların hastalığın en yoğun şekilde iç ortamlarda yayıldığını gösterdiğini, virüs içeren solunum yolları sekresyonlarından kaynaklanan çok daha küçük damlacıklar vasıtasıyla da havada uzun süre kalabildiğini belirterek, 'Bu nedenle hastalıktan korunmak için, fiziksel mesafeyi korumak, sık el yıkamak ve usulüne uygun şekilde maske takmak yeterli olmamaktadır. Çin Halk Cumhuriyeti'nde yapılan bir araştırmada, 7 bin 324, Kovid-19 vakasının incelenmesinde, sadece bir hastaya dış ortamda bulaş olduğu, geri kalanların tümünde hastalığın iç ortamlarda bulaştığı gösterilmiştir. Özellikle kapalı mekanlarda maskeli dahi olsa belirli sürelerin üzerinde bulunmaktan kaçınmak, az sayıda insan bulunmasına özen göstermek oldukça önemlidir.' ifadelerini kullandı. Restoranlar ve benzeri ortamlarındaki bulaşmaya dikkati çeken Çalışır, şöyle devam etti:'Bulaşma yolu konusunda özellikle 239 bilim insanın ortak bir deklarasyon ile yaptıkları açıklama sonrasında, bilinenin aksine 1,5-2 metre mesafe bırakmanın bulaşmayı yeterince önlemediği, havada uzun süre kalma özelliğine sahip çok daha küçük parçacıkların kapalı alanlarda uzun sürebilecek bulaşmadan sorumlu olduğu görüşü ağırlık kazanmaktadır. Gerek Diamond Princess Gemisi'ndeki hastalığın yayılma dinamiklerinden öğrendiklerimiz, gerekse medyada yaygın olarak haberleştirilen restoranlarda bulaşma olaylarının ve benzer kapalı ortam salgınlarının analizleri de bu görüşleri desteklemektedir.''Kapalı ortamlarda bulunan insan sayısı kısıtlanmalı'Türk Toraks Derneği 2. Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Bahriye Oya İtil de hastalar ve hasta olmayanların ağız ile burunlarını kapatacak şekilde uygun materyalden yapılmış maske takması gerektiğini belirtti.Özellikle yüzeylere temaslardan sonra ellerin temizliğine dikkat edilmesi gerektiğini kaydeden İtil, fiziksel mesafenin korunması gerektiğini kaydetti.Prof. Dr. İtil, kapalı alanlarda önlemlere rağmen bulaşma söz konusu olduğundan pencerenin hava koşullarına göre açık tutulması ya da sık sık açılarak ortamın havalandırılması gerektiğini vurgulayarak, 'Merkezi havalandırması olan binaların havalandırma sistemlerinin taze hava ile uygun çevrim sayısıyla sürekli çalıştırılmalı. Kapalı ortamlarda bulunan insan sayısı kısıtlanmalı. Kapalı ortamlarda yemek sırasında maskelerin çıkarılması risk yaratacağından toplu yemek yemekten kaçınılmalı. Sağlık Bakanlığının 1 Ekim 2020'de yayınladığı Kovid-19 Salgın Yönetimi ve Çalışma Rehberinde belirtildiği gibi kent içi ulaşım araçlarında bulaşıcı damlacık oluşturabileceği için konuşulmamalı ve bağırılmamalıdır.' değerlendirmesini yaptı.Prof. Dr. İtil, bağışıklamanın toplumda bulaşmayı önleyecek düzeye ulaşmasının daha uzun zaman alacağını kaydederek, kapalı alanlarda ortam havasının temiz olmasına yönelik havalandırma, uygun filtrasyon ve oda üstü ultraviyole C ile desteklenen yöntemlerin kullanılması gerektiğini bildirdi.
Uzmanından, "Özel Gereksinimli Çocuklara Ve Ailelerine Hassas Yaklaşın" Uyarısı
ANTALYA (AA) - GÜLSEM ADAM - Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Serhat Nasıroğlu, özel gereksinimli çocuklara ve ailelerine hassas yaklaşılması gerektiğini belirterek, 'Yanlış ifadeler ve yaklaşımlar özel gereksinimli çocuklar ve ailelerini sosyal, eğitim ve sağlık hayatında ciddi sorunlarla karşı karşıya bırakıyor.'dedi.Nasıroğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bir çocuğun özel gereksinimli olarak dünya gelmesinde büyük oranda genetik faktörlerin etkisi bulunduğunu söyledi. Buna rağmen toplumun yanlış yaklaşımı nedeniyle bu çocuklar ve ailelerinde kaygı düzeyinin artabildiğini aktaran Nasıroğlu, bu ailelere yönelik 'Çocuğuna nasıl sahip çıkamıyorsun, nasıl bir annesin' gibi sözlerin yanlış olduğunu dile getirdi.Anne ve babaların kendisini suçlu hissedebildiğini, bu durumun da doğrudan çocuğa yansıtıldığını anlatan Nasıroğlu, 'Özel gereksiminli çocuklar kendilerine yönelik olumsuz bakış açılarını hissedebiliyor. Yanlış yaklaşım çocuklarda ruhsal sorunlara yol açıyor. 'Bunlar anlamıyor zaten' gibi bir düşünceye girdiğimiz zaman çocuk gerçekten ötekileştirmiş oluyor. Bu çocuklara hassas yaklaşılmalı.' ifadelerini kullandı.'Engelli ve özürlü ifadelerinin çok kullanılmasını istemiyoruz'Nasıroğlu, özel gereksinimli çocuk ve ailelerinin suçluluk duygusuna itilmesinin doğru bir yaklaşım olmadığını belirterek, şöyle konuştu:'Bir çocuk farklı şekilde doğduğunda biz buna 'özel gereksinimli çocuk' ifadesini kullanıyoruz. Olumsuzluklar nedeniyle çocuk, okul ortamından uzaklaşmak isteyebiliyor. Yanlış ifadeler ve yaklaşımlar özel gereksinimli çocuklar ve ailelerini sosyal, eğitim ve sağlık hayatında ciddi sorunlarla karşı karşıya bırakıyor. Çocuklar ve aileleri ciddi bir ötekileştirme ve damgalanmayla karşı karşıya kalabiliyor. Artık engelli ve özürlü ifadelerinin çok kullanılmasını istemiyoruz. Örneğin görmeyle ilgili sorunu varsa görme gereksinimli çocuk, işitmeyle ilgiliyse işitme gereksinimli denilebilir. Aileler ve çocuklar gerektiğinde uzmanlardan destek almalıdır.'
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Sertoğullarından, Şubat'ta Kovid-19 Vakalarında Artış Yaşanabileceği Uyarısı:
İZMİR (AA) - TEZCAN EKİZLER - İzmir Katip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Bünyamin Sertoğullarından, artan aile ziyaretleri ve konaklamalı tatil nedeniyle Kovid-19 vakalarında şubat ortalarından itibaren yeniden 'pik' yaşanabileceğini belirtti.Sertoğullarından, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kovid-19 vaka sayılarında alınan tedbirlerle önemli düşüş ivmesi yakalanmasına rağmen son günlerde yeniden bir hareketlilik görüldüğüne dikkati çekti.Geçen hafta başlayan yarıyıl tatilinin rakamları doğrudan etkilediğini belirten Sertoğullarından, 'Özellikle son 4 gündür 5 bin seviyelerinde olan vaka sayısı 7 binlere ulaştı. Bu durum insanların yarıyıl tatilinde tedbirlere uymayarak sokağa çıktığı, akraba ziyaretleri yaptığının göstergesi. Bu korktuğumuz bir tablo. Virüs son günlerde yine aramızda dolaşmaya ve yayılmaya başladı.' dedi.Sertoğullarından, hasta sayısı ve yoğun bakım doluluk oranlarındaki azalmanın kimseyi aldatmaması gerektiğini, bu rakamların tedbirlere uyulmaması durumunda hızla yeniden yükselebileceğini söyledi.Bu süreçte özellikle gençlere çok büyük görevler düştüğünü ifade eden Sertoğullarından, şunları kaydetti:'Yarıyıl tatili nedeniyle hareketliliğin olduğu kesim daha çok genç nesil. Hastalık riskleri daha az, çoğu bu hastalığı semptom yaşamadan geçiriyor. Bu grubun hastalığı, kronik rahatsızlığı olanlara ve yaşlı aile fertlerine bulaştırma riski oldukça yüksek. Bu da düşen ağır hasta sayımızın yeniden yükselmesine neden olur.Artan aile ziyaretleri ve konaklamalı tatil nedeniyle vaka sayısında artış var. Virüsün yayılımının birkaç hafta sonra belirgin olacağını düşünecek olursak şubat ayının ortalarından itibaren yeni bir pik yaşanabilir. Özellikle alışveriş ve kayak merkezlerindeki yoğun insan hareketliliği bizi endişelendiriyor.'Tedbirlere uymadan seyahat edenlerin tatil dönüşü kendilerini gönüllü karantinaya almasının önemli olduğunu belirten Sertoğullarından, herkesin Kovid-19 ile yaşamayı öğrenmesi ve aşılama olsa bile bir süre daha maske, mesafe ve hijyen kurallarına dikkat edilmesi gerektiğini kaydetti.Aşıyla ilgili yanlış düşüncelerSağlık Bakanlığı tarafından yürütülen aşı çalışmalarının hızlı şekilde devam ettiğini de dile getiren Sertoğullarından, sözlerini şöyle sürdürdü:'Sağlık çalışanları başta olmak üzere belli bir yaş üzerindeki vatandaşlara aşı yapılınca koruma sağlanmış gibi toplumda yanlış bir düşünce var. Aşının etkisinin görülmesi için 2. dozunun uygulandıktan sonra 3 hafta geçmesi lazım. Türkiye'de 1,5 milyondan fazla aşı yapıldı. Toplumun aşıyla korunması için yüzde 60'ının aşılanması lazım.'
Reklam
Uluslararası Balkan Üniversitesi, Balkanlar'ın Akademik Eğitim Merkezlerinden Biri Haline Geldi
ANKARA (AA) - SEFA ŞAHİN - Kuzey Makedonya'daki Uluslararası Balkan Üniversitesi (IBU), dünyanın dört bir yanından gelen öğrencilere eğitim imkanı sunmasının yanı sıra sosyal bilimler ve mühendislik alanında yayımladığı 13 dergiyle de Balkanlar'ın akademik eğitim merkezlerinden biri halinde geldi.Türk hayırseverlerin desteğiyle Üsküp'te Sultan 2. Abdülhamid dönemine ait tarihi bir binada faaliyet gösteren IBU, özellikle Makedonya ve Balkanlar'daki öğrencilere eğitim öğretim fırsatı sunmak amacıyla 2006'da açıldı.Aynı şehirde Sultan 2. Abdülhamid döneminde topçu kışlası olarak kullanılan binanın kampüs yapılmasıyla eğitim faaliyetlerine devam eden üniversite, Avrupa'nın farklı ülkelerinden gelen öğrencilerle uluslararası üniversite kimliğine sahip oldu.Üniversite bugün 9 fakülte, 14 alanda akredite edilmiş yüksek lisans ve 2 doktora programıyla 3 bin civarındaki öğrencisine yüzde 100 İngilizce eğitim verirken, sosyal bilimler ve mühendislik alanında yayımladığı 13 akademik dergiyle de bilim dünyasına katkı sağlıyor.'8 öğrenciyle başlayan eğitim 3 bin öğrenciyle devam ediyor'IBU Rektörü Prof. Dr. Mehmet Dursun Erdem, AA muhabirine yaptığı açıklamada, üniversitenin özellikle Makedonya ve Balkanlar'daki öğrencilere eğitim imkanı sunulması amacıyla 2006'da kurulduğunu belirtti.Üniversite bünyesinde sağlık yüksekokulu, hukuk, mimarlık, mühendislik, eğitim, insan ve toplum bilimleri, iktisadi idari bilimler, sanat tasarım ve diş hekimliği fakültelerinin bulunduğunu kaydeden Erdem, kuruluşunda 8 öğrenciyle başlayan eğitim serüveninin bugün 3 bin civarındaki öğrenciyle sürdüğünü söyledi.Erdem, bunların yüzde 70'ten fazlasının Makedonya ve Balkanlar'daki öğrenciler olduğuna işaret ederek üniversitede şu anda ABD'den Katar'a, Türkiye'den Türkmenistan'a kadar 20 ülkeden öğrencinin de bulunduğunu bildirdi.Üniversiteden mezun olanların Balkanlar'da devlet, siyaset ve idari birimlerde görev aldığını dile getiren Erdem, 'Bu öğrencilerin hepsi Türkiye sevdalısı. Çünkü orada devlet üniversiteleri bile ücretlidir. Bizde bunların yüzde 90'ı neredeyse sıfır ücretle okuyor. Yüzde 10'luk kısmı da çok temsili rakamlarla okuyorlar. Mezun olup hayata atılınca bunun kıymetini çok iyi anlıyorlar.' diye konuştu.'Bölgenin akademisyenini, bilim adamı ve entelektüelini yetiştirmeye başladı'Üniversitede İstanbul ve Ankara'dan gelen akademisyenlerin de eğitim verdiğini anlatan Erdem, şunları kaydetti:'Şangay kriterlerine göre Makedonya'nın en iyi eğitim veren üniversitesi seçildik. Bizim Makedonya'daki algımız, Türkiye'de mesela birinci ve ikinci sıradaki üniversitelerin algısı neyse bize de öyle bakılıyor. 2 yıldır Hristiyan öğrenci akımına uğradık. Biz birinci seçilince artık Hristiyan öğrenciler de üniversitemize girmek için kontenjanları zorlamaya başladılar.'Erdem, Türkçe dil eğitimi haricinde derslerin yüzde 100 İngilizce ile yapıldığını hatırlatarak şöyle devam etti: 'Üniversite bünyesinde sosyal bilimler alanında yayımlanan 8 dergi İngilizce, Türkçe ve Rusça dillerinde karışık yayımlar yapıyor. Özellikle 5 mühendis dergisi de yüzde 100 İngilizce yayın yapıyor. Bunlar uluslararası indekslere sahip ciddi yayınlar. Mesela sosyal bilimler alanında yayınlanan 'Turkish Studies' dergisi geçen yıl TÜBİTAK Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi (ULAKBİM) verilerine göre en çok atıf alan ikinci dergi, en fazla görüntülenen birinci dergi seçildi. Ayrıca Web of Science indeksinde binlerce atıf aldığı görüldü.'Üniversitede 4 yıldan beri 14 alanda yüksek lisans programı uygulandığını bildiren Erdem, 'Bu sene itibarıyla da doktora programlarımızı açtık. Ekonomi ve Türk Dili Edebiyatı programı ile başladık. Makedonya'da Türkler yaşıyor ve Türk Dili Edebiyatı programında doktora yapacakları herhangi bir üniversite yoktu, ilk defa biz açtık. Kontenjanlar ağzına kadar dolu. Diyelim 6 kontenjan ilan etmişsek 20 kişi başvurdu. Uluslararası Balkan Üniversitesi bölgenin akademisyenini, bilim adamı ve entelektüelini yetiştirmeye başladı.' ifadelerini kullandı.'Balkanlar'da yaşayan öğrenciler üniversitelere sınavsız giriyor'Erdem, üniversiteye yönelik son günlerde basında yer alan 'sınav veya diploma notu kriteri olmadan lise diplomasıyla öğrenci aldığı' iddialarına değinerek, Türkiye'de eğitim gören 200 bin uluslararası öğrencinin sınavsız ve diplomayla üniversitelere kayıt olduğunu belirtti.Erdem, İngiltere veya Batı'daki birçok üniversitede de yapıldığı gibi dil ve genel kültür yetenek sınavındaki başarı durumuna göre öğrencileri aldıklarını belirterek şu ifadeleri kullandı:'Sınavsız üniversite deniliyor. Balkan coğrafyasında hangi üniversiteye giderseniz gidin hepsine diplomayla girersiniz. Bu durum Avrupa ve Amerika'da da öyle. Avrupa'da, Amerika'da bazı çok kayıt alan üniversiteler var. Bunların kontenjan aşım durumları vardır. Özel ölçüler koymuşlardır. Özel öğrencileri seçerler, not ortalamasını belli seviyede isterler. Biz bu kriterleri kontenjan aşımı durumunda uygularız. Kontenjan dolmadan hangi ölçüyü uygulayabileceksiniz? Makedonya'nın en iyi kurumunu sınavsız üniversite olmakla suçluyorlar. Hangi üniversite uluslararası öğrenciyi sınavla alıyor ki? Bunlar tamamen algı oluşturmaya yönelik ve garanti ediyorum kökü FETÖ'ye dayanan çalışmalar.''Üniversitemizde çok zor bir eğitim var'Erdem, IBU'ya girmenin kolay ancak mezun olmanın zor olduğunu dile getirerek 'Bugün özellikle algı oluşturmaya yönelik 'diplomayla sınavsız hukuk' diye bize saldırdılar. Bizim şu an hukuk dördüncü sınıfta mezun olabilecek 4 öğrencimiz var. Bizim üniversiteye giren öğrencilerin daha ilk sene yarısı eleniyor. Zor bir eğitim var.' dedi.Üniversite hakkındaki iddiaların Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) kaynaklı ya da bu zihniyetten etkilenerek yapılan haberler olduğunu vurgulayan Erdem, sözlerini şöyle sürdürdü:'Bu coğrafyada FETÖ çok yaygın, 'Acaba iddialar oradan mı geliyor?' diyorum. Aynı iddialarla karşılaşıyoruz. Bu yıl Türkiye'de okuyan bir kısım öğrencimiz var. Bunun üzerinden üzerimize çok gelmeye çalışıyor. Dünyada hemen hemen her üniversite anlaştığı bir başka üniversiteye misafir öğrenci gönderebilir. Bugün sadece biz değil, dünyadaki birçok üniversitede okuyan Türk öğrenci pandemi sebebiyle misafir öğrenci başvurularında bulunmuştur. Programları uyuyorsa ve uygunsa kabul edilmiştir. Bunu kendileri de bildikleri halde üniversitenin aleyhine çok ciddi bir algı oluşturulmaya çalışıyorlar.Uluslararası öğrenci dünyanın her tarafındaki bir başka ülkenin üniversitesine sınavsız gider. Bu bilindiği halde bu özellikle vurgulanarak bir algı oluşturulmaya çalışılıyor. Bu algı konularında FETÖ profesyoneldir. Uluslararası Balkan Üniversitesi Makedonya'da ve Balkanlar'da FETÖ yapılanması için öncesinde de şimdi de çok önemli bir engel olmuştur. Hala uğraşmaya devam ediyorlar. Ben bu kapsam içerisinde değerlendiriyorum. Bizi dinleyen ve okuyanlardan şunu istiyorum, herhangi bir haber ve durum çıkarıldığı zaman bizi arasınlar. Biz gerekli bütün cevapları veririz.'Erdem, İBU'nın Kovid-19 sürecinde Makedonya'da uzaktan eğitimi uygulayabilen ve sistemli yapabilen tek üniversite olduğunu da sözlerine ekledi.
Grafikli - "Aşılama Rehaveti" Ve "Kapalı Ortamlarda Bir Araya Gelinmesi" Günlük Kovid-19 Vaka Sayısını Artırıyor
ANKARA (AA) - AHMET SERTAN USUL - Sağlık Bakanlığı Toplum Bilimleri Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mustafa Necmi İlhan, son günlerde yükselen günlük Kovid-19 vaka sayılarının, vatandaşların özellikle hafta sonunu geçirmek için yakınlarına yaptıkları ziyaretlerden kaynaklandığını belirtti.Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 8 Aralık 2020'de 33 bin 198'e yükselen günlük Kovid-19 vaka sayısı, tedbirlerin etkisini göstermesiyle 1 Ocak'ta 12 bin 203'e düştü.10 Ocak'ta 9 bin 138, 20 Ocak'ta 6 bin 435 olarak kayıtlara geçen vaka sayısı, 24 Ocak'ta 5 bin 277, 25 Ocak'ta 5 bin 642'ye indi.Daha sonra tekrar 7 binlere yükselen sayı, 26 Ocak'ta 7 bin 103, 27 Ocak'ta 7 bin 489, 28 Ocak'ta 7 bin 279 ve dün 6 bin 912 olarak kaydedildi.Prof. Dr. İlhan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 17 Kasım ve 1 Aralık'ta uygulamaya konulan hafta içi ve hafta sonuna yönelik sokağa çıkma kısıtlamalarının, lokanta ve restoran gibi iş yerlerinin gel-al ve paket servis şeklinde faaliyetini sürdürmesinin Kovid-19 vaka ve hasta sayılarında ciddi düşüşler sağladığını belirtti.Son günlerdeki vaka artışlarının benzerinin yılbaşındaki sokağa çıkma kısıtlamasının ardından da yaşandığını hatırlatan İlhan, 'Vatandaşların bir araya geldiği zamanın akabinde, hafta sonunun peşi sıra, örneğin salı, çarşamba günleri vaka sayısında artış oluyor. Yılbaşının peşi sıra da bunu gördük, son bir haftadır da bunu gözlemekteyiz.' dedi.İlhan, öğrencilerin sömestir tatiline girmesiyle vatandaşların daha fazla bir arada bulunmaya başladığını, bunun da vaka sayılarını yükselttiğini dile getirerek, 'Son dönemde evlerde ya da tatil beldelerinde bulaş daha fazla oluyor. Filyasyon sonuçlarına baktığımızda, bir arada, kalabalıkta bulunulan yerlerde bulaşın çok olduğunu gözlemliyoruz.' bilgisini paylaştı.Hafta sonu uygulanan sokağa çıkma kısıtlaması öncesinde bazı vatandaşların yakınlarına ziyarete gittiğini söyleyen İlhan, şöyle konuştu:'Vatandaşlarımız daha çok cuma akşamı bir yere gitme yaklaşımı benimsiyor. Örneğin cuma akşamı aileler veya arkadaşlar bir araya geliyor, pazartesi sabaha kadar bir arada bulunuyor. Yani kapalı mekanlarda, daha dar alanlarda daha fazla sayıda kişinin bulunmasıyla koronavirüsün içerideki yoğunluğu artıyor. Yoğunluk arttıkça da bulaş artıyor, bulaş arttıkça da hemen salı, çarşamba günü bu rakamlara yansıyor. O yüzden vatandaşların seyahat etmemesi, olabildiğince, zorunluluk dışında evlerinde kalması ve kendi çekirdek aileleriyle zaman geçirmesi, hafta sonu kısıtlamalarına uyması en doğru yaklaşım olacak.''Mutasyonlu virüsün bulaşıcılığı yüksek'İlhan, bazı illerde mutasyonlu Kovid-19'un görüldüğünü anımsatarak, 'Bu mutasyonlu virüsün bulaşıcılığının yüksek olduğunu biliyoruz. Öldürücülüğünün yüksekliğiyle ilgili farklı açıklamalar var. Ülkemizde henüz mutasyonlu virüsün öldürücülüğünün yüksek olup olmadığıyla ilgili bir kanıt yok. Ancak İngiltere'deki Bilim Kurulu üyeleri, İngiltere'deki Sağlık Bakanlığı yetkilileri, bu virüsün öldürücülüğünün de daha fazla olabileceğiyle ilgili bir açıklama yaptı. O yüzden şu an mutasyonlu virüsü takip edip bulaşıcılığı fazla ama öldürücülüğü de fazla mı diye izlememiz gerekiyor.' değerlendirmesinde bulundu.Vatandaşların, mevcut tedbirlere titizlikle uyduğunda mutasyonlu virüsten de korunacağını ifade eden İlhan, 'Kovid-19'un mutasyona uğramış hali de bulaşma yöntemi olarak aynı yolu kullanıyor. Yine havada asılı partiküller aracılığıyla bulaşıyor. Dolayısıyla önlemler de aynı. Fiziksel mesafeye, maske ve hijyene, kapalı ortamda bir araya gelmemeye dikkat ettiğimiz takdirde mutasyonlu virüsten de korunmak mümkün olacaktır.' şeklinde konuştu.Aşılama sürecinde rehavete kapılmamak gerekiyorİlhan, Kovid-19 aşısının birinci dozunun uygulanmasının ardından hemen koruma sağlamadığını hatırlatarak, 'Aşının en iyi antikor oluşturduğu süre, 2 aya yakın bir süre. O da ikinci dozun yapılmasından sonra. Bugün aşının ilk dozunu, 4 hafta sonra da ikinci dozunu olduysak, ondan 3 hafta sonra en yüksek antikor seviyesi oluşmaya başlıyor. Bir başka ifadeyle, birinci aşıdan 7-8 hafta sonra en yüksek antikor düzeyi oluşmaya başlıyor.' dedi.Aşı olanların bu süreyi tamamladıktan sonra da fiziksel mesafe, maske, hijyen, kapalı ortamlarda bir araya gelmeme gibi kurallara uyması gerektiğine işaret eden İlhan, şunları kaydetti:'Çünkü aşı, bizim mücadelemize ciddi bir destek. Aşının bulaşı engellemekten öte, hasta olursak ağır hastalıktan bizi koruyacağını, koronavirüs hastalığını hafif geçirmemizi sağlayacağını bilmemiz gerekiyor. Bu nedenle aşı da olsak yine önlemlere dikkat etmemiz gerekiyor.Vatandaşlarımızda, aşılamayla ilgili olumlu bakış söz konusu olduğu için daha çok rehavete kapılma, daha çok kurallara uymama, kapalı yerlerde bir araya gelme, daha çok seyahat etme gibi bir durum var. Bunun yanında hafta sonu bulaşlar, hem turistik mekanlarda hem de aile içi bulaşlar çok fazla görülmeye başlandı. Bu yüzden dikkatli ve tedbirli olmalıyız. Bir kazanım sağlamışken, aşılamaya başlamış ve bu kadar vatandaşımızı aşılamışken daha dikkatli olup bu süreci bir an önce tamamlamak tüm millet olarak en önemli gayemiz olmalı.'Kovid-19 vaka sayılarının artmamasının sağlanmasında mevcut kısıtlamaların önemini vurgulayan İlhan, şu değerlendirmelerde bulundu:'En azından en çok risk altında olan büyüklerimizin ikinci doz aşısını olmasını, sağlık çalışanlarımızın ikinci doz aşısının tamamlanmasını bekleyip ondan sonra belki kısıtlamaların yavaş yavaş azaltılmasını konuşmak daha doğru olacaktır. Bir hesap yapmak gerekirse, ocak ayının ortasında aşılamaya başladığımızı düşündüğümüzde, bunun 2 ay sonrasında, 15 Mart'tan sonra kısıtlamaları tekrar konuşabiliriz.'
Reklam
Lepranın Erken Teşhis Ve Tedavisi Uzuv Kayıplarını Önlüyor
İSTANBUL (AA) - ELİF KÜÇÜK - Uzmanlar, cilt, çevresel sinirler, üst solunum yolu mukozası ve gözleri tahrip eden, bazı organlarda fonksiyon kayıplarına neden olabilen lepranın erken teşhis ve tedavisiyle hastalarda uzuv kayıplarının önüne geçilebileceğini belirtiyor. Halk arasında 'cüzzam' ismiyle bilinen lepra, rahatsızlığa neden olan 'mycobacterium leprae' adlı bakterinin 1873'te Norveçli bilim insanı Gerhard Armauer Hansen tarafından keşfedilmesi dolayısıyla 'Hansen' ismiyle de anılıyor. Kronik bir enfeksiyon hastalığı olarak her yaştan insanı etkileyebilen lepra, özellikle cilt, çevresel sinirler, üst solunum yolu mukozası ve gözleri tahrip edebiliyor, el ve ayak gibi bazı organlarda fonksiyon kayıplarına neden olabiliyor. Geçmişte korkulan bir rahatsızlık olan, bilgi eksikliği nedeniyle sosyal statü kaybına ve dışlanmalara yol açan lepra, bugün erken tanıyla tamamen tedavi edilebiliyor. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğüne göre, lepra Türkiye'de bildirimi zorunlu bulaşıcı hastalıklar kapsamında yer alıyor ve hala 'Lepra Eradikasyon Programı' uygulanıyor. Türkiye'de hastalığın görülme sıklığı 10 binde 1 vakanın altında, kayıtlı lepra hasta sayısı 518, geçen yıl tespit edilen yeni vaka sayısı ise 1 olarak kayıtlara geçti. Tanının geç konulması hasarı kalıcı hale getirebilir Cüzzamla Savaş Derneği Başkanı Prof. Dr. Ayşe Yüksel, AA muhabirine yaptığı açıklamada, lepranın solunum yoluyla bulaştığını ve deri, periferik sinir sistemi, mukoza, üst solunum yolları ile gözlere etki ettiğini aktardı.Göz, el ve ayaklarda gelişebilecek periferik sinir harabiyeti nedeniyle oluşan duyu ve motor fonksiyon kayıplarının erken tanı ve tedaviyle önlenebileceğini belirten Yüksel, 'Böylelikle yerleşmiş duyu kaybına bağlı travmatik yaralanmalar, acı duyulmaması nedeniyle ihmal, enfeksiyon ve uzuv kayıpları olmaz. Geçmişte bir ilaçla ömür boyu tedavi yapılırken bugün birden fazla ilacın bir arada kullanılmasıyla tam tedavi mümkündür. Düzenli tedavi de en fazla 2 yıl sürer.' dedi. Kişiye lepra tanısının geç konulması, bu nedenle tedavinin gecikmesi ve hastanın sağlık durumunun yakından takip edilmemesi durumunda el ve ayaklardaki duyu ve hareket kayıplarının kalıcı olabileceğine dikkati çeken Yüksel, şöyle devam etti: 'Bu durumda kişi yaşamı boyunca el ve ayaklarını, yanık, kesik, çarpma, batma gibi travmalardan korumak durumundadır. Yaşanan travma sonrası gelişen açık yara, kişiye acı vermediği için ihmal edilir, yara yeri mikrop kapar, mikrop ilerler, kemiğe kadar gidebilir. O durumda da kemik, cerrahi olarak çıkarılır ve el ya da ayağın doğal şekli bozulabilir. Önemli olan hastalara henüz sakatlıklar oluşmadan tanı koymak, tedavi ve takiplerine başlamaktır. Sakatlık durumu derecelendirilmiştir. Hastalarda sakatlıkları derece olarak olumsuz hale getirmemek önemlidir. Ne yazık ki dünyada yeni tanı konduğu anda 2. derece sakatlığı olan hasta sayısı, yüzde 5,3'tür. Yani en etkili yöntem erken tanı, hemen tedaviye başlamak, hastayı izlemek, sosyal destek sağlamaktır.''Lepra, Türkiye'de artık önemli bir sağlık sorunu değil'Prof. Dr. Ayşe Yüksel, lepra hastalığının 120 ülke için önemli bir sağlık sorunu olduğunu, bu ülkeler arasında yer alan Hindistan, Brezilya ve Endonezya'nın ise dünyadaki cüzzam hastası sayısının yüzde 79'una sahip olduğunu aktardı. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) kayıtlarına göre 2019'da dünyada 202 bin 185 kişinin cüzzam teşhisi aldığına işaret eden Yüksel, her gün lepra tanısı konan yaklaşık 600 hastadan 50'sinin çocuk olduğunu dile getirdi. Ayşe Yüksel, DSÖ'nün son 20 yıl içerisinde tedavisi tamamlanan kişileri lepra hastası olarak görmediğini, bu nedenle kendilerinin 'lepradan etkilenmiş kişi' olarak anılmasını önerdiğini belirtti. 'Lepra, Türkiye'de artık önemli bir sağlık sorunu değil.' diyen Yüksel, hastaların geçmiş yıllardaki gibi çok yönlü bakım almasının önem taşıdığını vurguladı. Klinik bulgulardaki çeşitlilik lepradan şüphe duyulmasını engelliyor İstanbul Lepra Deri ve Zührevi Hastalıkları Hastanesi Lepra Kliniği Deri ve Zührevi Hastalıkları Uzmanı Uzman Dr. Ümmühan Kaya da lepranın toplumda yayılmasının yakın temas ve kişinin buna gösterdiği dirence bağlı olduğunu aktardı. Özellikle ailedeki lepra hastasıyla sürekli ve yakın temasta bulunan çocukların hastalığa yakalanma ihtimallerinin yüksek olduğunu belirten Kaya, erişkin ve normal düzeyde bağışıklığa sahip bir bireyde ise hastalık bulgularının genellikle oluşmadığını dile getirdi. Uzman Dr. Kaya, lepranın farklı semptomlarla seyredebildiğini, bu belirtilerden bazılarının deride soluk ya da hafif kırmızı alanlar, kaşlarda dökülme, kol ve bacaklarda ağrı, burun tıkanıklığı veya burun kanaması, el ve ayaklarda ödem, cilt altında yumru şeklinde şişlik olduğunu aktardı. Klinik bulgulardaki bu çeşitliliğin lepra hastalığından şüphe duyulmasını engelleyebildiğini, bu nedenle tanı aşamasında geç kalınabildiğini anlatan Kaya, uzuvlardaki duyu kaybı ve fark edilmeden oluşan yanıkların bazen hastayı doktora sevk ettiğini kaydetti. Tedavi süreci 6 ay ila 2 yıl arasında değişiyor Uzm. Dr. Ümmühan Kaya, hastalığın tanısının konulmasını sağlayan yöntemleri, 'hastalığın akla getirilmesi, doktor tarafından periferdeki sinirlerin elle muayene edilerek kalınlığının kontrolü, derideki bulguların incelenmesi ve duyu muayeneleri' şeklinde sıralayarak, bu yöntemler sayesinde teşhisin kolay ve süratli olduğunu ifade etti. Lepranın 'üçlü tedavi (multidrug therapy)' yöntemiyle tedavi edildiğini anlatan Kaya, şöyle devam etti: 'Bu yöntem hala en etkilisidir. Hastalığın klinik alt sınıfına göre 6 ay ila 2 yıl arasında planladığımız bu tedavide hasta uyumu ve eğitimi oldukça önem arz eder. Aslında hastanın basit yoğunluğunu tedaviye başladıktan en geç 2 ay sonra tamamen azaltmış oluruz. Hasta bu 2 ayın ardından artık evine, işine, okuluna dönebilir. Önemli olan hastanın uç sinirlerinin azami ölçüde korunması ve hasarlanmasına izin vermeden tedavinin tamamlanmasıdır. Bu sağlanamadığı halde, hasta el, ayak ve gözlerinde oluşacak sekellerle baş etmek zorunda kalır. Tedaviye doğru zamanda başlamak, hasta ile etkili ve yakın iletişim kurmak, hastayı uzuvlarını koruyabilmesi için eğitmek tedavide başarı getirir. Toplumun ön yargılarını değiştirmek, tedavisi aslında oldukça kolay ve yüz güldürücü olan bu hastalıkta belki de en önemli konudur. Çünkü çözümünü yıllardır bildiğimiz leprayla mücadele bu yolla mümkün olacaktır.'
Reklam
İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tolunay'dan İklim Değişikliğin Nedeniyle Yağışlarda Azalma Yaşanabileceği Uyarısı:
EDİRNE (AA) - İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Toprak İlmi ve Ekoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay, iklim değişikliğine bağlı olarak Türkiye'nin önemli kısmında 2040'a kadar ilkbahar yağışlarında yüzde 20 civarında azalma yaşanabileceğini söyledi. Prof. Dr. Tolunay, Temiz Enerji Vakfı (TEMEV) ve Küresel Denge Derneği iş birliğinde çevrim içi düzenlenen Yerelden Ulusala İklim Ağı Trakya Eğitim toplantısında, küresel ısınmaya bağlı olarak yaşanan iklim değişikliğinin ortalama sıcaklık ve yağış dengelerini değiştirdiğini söyledi.Tolunay, araştırma ve projeksiyon çalışmalarına göre iklim değişikliği nedeniyle Türkiye'de ortalama sıcaklıkların artmasının öngörüldüğünü belirtti.Dünya genelinde olduğu gibi Türkiye'de de ortalama sıcaklık değerlerinde yükseliş gözlendiğine dikkati çeken Tolunay, '2016-2040 döneminde sıcaklık artışının özellikle ilkbahar ve yaz mevsimlerinde 3 derece civarında olacağı, 2041-2070 döneminde kış aylarında 2-3 derece, ilkbaharda 3-4 derece, yazın ise 5 dereceye çıkan artış yaşanabileceği öngörülmektedir. 2071-2099 döneminde ise sıcaklıklarda özellikle yazın 6 dereceye yakın artışlar beklenmektedir.' ifadelerini kullandı.Tolunay, iklim değişikliğine bağlı yaşanan olumsuzluklardan Türkiye'deki yağış rejiminin de etkileneceğinin altını çizdi.Ege kıyıları, Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgelerinde 2040'a kadar kış yağışlarında artış beklendiğini aktaran Tolunay, 'İlkbaharda ise Ege kıyıları ve Doğu Anadolu'nun doğusu hariç Türkiye'nin önemli bir kısmında yağışlarda yüzde 20 civarında azalmaların görüleceği projekte edilmektedir.' dedi.Prof. Dr. Tolunay, 2040'dan sonra yağışlarda genel bir azalma öngörüldüğünü belirterek, şunları kaydetti:'2041-2070 döneminde yağışlarda Doğu ve Güney Doğu Anadolu ile Orta ve Doğu Akdeniz bölgelerinde kış yağışlarında yüzde 20 civarında azalışlar olacağı öngörülmektedir. Yaz aylarında yağışların önem taşıdığı Doğu Anadolu'da yüzde 30 civarında azalış olacağı, sonbahar yağışlarında Ege kıyıları ve İç Anadolu'nun küçük bir bölümü hariç azalmalar olacağı tahmin edilmektedir. 2071-2099 döneminde ilkbaharda Kıyı Ege, Orta Karadeniz ve Kuzey Doğu Anadolu bölgeleri hariç yüzde 20 civarında azalmalar olabilir. Ege, Marmara ve Karadeniz kıyıları hariç yaz yağışlarında yüzde 40'lara varan azalmalar olacağı tahmin ediliyor.'
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan 2021 Yılının "Yunus Emre Ve Türkçe Yılı" Olarak Kutlanmasına İlişkin Genelge:
ANKARA (AA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2021 yılının 'Yunus Emre ve Türkçe Yılı' olarak kutlanmasına ilişkin genelge yayımladı.Erdoğan, Resmi Gazete'de yer alan genelgede, Türk dili ve medeniyetinin temel taşlarından biri olan Yunus Emre'nin vefatının 700. yılı nedeniyle 2021 yılının, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından anma ve kutlama yıl dönümleri arasına alındığını hatırlattı.Yunus Emre'nin şiirlerinde insan ve doğa sevgisini, hoşgörü, kardeşlik ve barış kavramlarını en duru Türkçe ile işlediğini ve bu şiirlerle din, dil ve ırk ayrımı gözetmeksizin tüm insanlığa seslendiğini belirten Erdoğan, şunları kaydetti:'Yunus 'yetmiş iki millete bir göz ile bakmak' ilkesi ve evrensel insani değerler üzerine inşa edilmiş felsefesiyle dünya hümanizmine katkılar sağlayarak insanları ortak değerler etrafında birleştiren, çağının çok ötesinde bir şair olmayı başarmıştır.Yunus Emre'nin hem dünya beşeriyetine ortak bir değer olarak takdim edilmesi hem de ülkemize bir kez daha hatırlatılması maksadıyla 2021 yılının 'Bizim Yunus' olarak anılması, Yunus Emre'nin mirası olan Türkçenin öneminin vurgulanması, medeniyet dili kimliğiyle bilinçli ve doğru kullanımının sağlanması amacıyla 'Dünya Dili Türkçe' adıyla yurt genelinde ve yurt dışında bir kampanyanın tertiplenmesine karar verilmiştir.'Etkinlikler Cumhurbaşkanlığı himayesinde yapılabilecekCumhurbaşkanı Erdoğan, bu kapsamda düzenlenecek etkinliklerin Kültür ve Turizm Bakanlığı koordinasyonunda ilgili kamu kurum ve kuruluşlarıyla yürütüleceğini ifade ederek söz konusu etkinliklerden Cumhurbaşkanlığınca belirleneceklerin Cumhurbaşkanlığı himayesinde yapılabileceğini duyurdu.Etkinliklere ilişkin logo, afiş, duyuru, davetiye, ilan ve benzeri belge ve görsel dokümanların Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından ilgili kurumlarla belirleneceğini ve kurumsal kimliğe uygun şekilde kullanılacağını belirten Erdoğan, 'Gerçekleştirilecek proje ve etkinliklere ait giderler ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca karşılanacaktır. Bu çerçevede yıl boyunca tertiplenecek etkinliklerin en iyi şekilde gerçekleştirilebilmesi için ihtiyaç duyulacak her türlü destek, yardım ve kolaylığın tüm kamu kurum ve kuruluşlarınca geciktirilmeksizin öncelikli olarak yerine getirilmesi hususunda bilgilerini ve gereğini rica ederim.' ifadelerini kullandı.
Reklam
Tarım Ve Orman Bakanı Pakdemirli, "Sütaş Bingöl Hayvancılık Entegre Tesisi Etki Analizi Lansmanı"Nda Konuştu:
BİNGÖL (AA) - Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, 'Sözleşmeli üretim modelini özellikle hayvancılık alanında kullanmamız gerekiyor. Mutlaka bu tesislerin oluşmasına kırsal kalkınma destekleriyle katkı vereceğiz.' dedi.Bakan Pakdemirli, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın çağrısı üzerine SÜTAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz'ın aldığı yatırım kararı çerçevesinde 'SÜTAŞ Doğu-Güneydoğu Anadolu Sütçülük Projesi Bingöl Entegre Teknik Hayvancılık ve İmalat Sanayi Yatırımı' kapsamındaki Çeltiksuyu köyünde yapımı süren tesislerde düzenlenen 'SÜTAŞ Bingöl Hayvancılık Entegre Tesisi Etki Analizi Lansmanı'na katıldı.Burada konuşan Pakdemirli, Bingöl başta olmak üzere, bölgeye önemli katkılar sağlayacak, hayvancılık sektörüne değer katacak bu projenin ülkeye hayırlar getirmesini diledi.1,1 milyar lira gibi büyük bütçeli bu yatırımın, istihdam başta olmak üzere, tarımsal sanayinin gelişmesine, göçün önlenmesine ve bölgenin kalkınmasına büyük bir ivme kazandıracağına yürekten inandığını ifade eden Pakdemirli, Tarım ve Orman Bakanlığı olarak, yetiştiricinin emeğini, özel sektörün yatırım gücüyle birleştirerek bu sektörü daha çok üretime ve daha çok katma değere dönüştürmeye gayret ettiklerini bildirdi.18 yılda hayvancılığa 73 milyar lira destek verdik' 'Son 18 yılda hayvancılığa reel rakamlarla 73 milyar lira destek verdik. Son 2,5 yılda ise Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemiyle hayvancılıkta, yerli, yeterli ve kaliteli üretim anlayışıyla çalışmalarımıza hız kattık. Son 3 yılda hayvancılığa verdiğimiz desteği 2 kattan fazla artırarak, 7,8 milyar Liraya çıkardık.' diyen Pakdemirli, kaliteli süt temini için çiğ süt üretimine önemli miktarda destek sağladıklarını belirtti.Pakdemirli son 3 yılda çiğ süt prim desteğini 2,3 kat artışla 695 milyon liradan 1,6 milyar liraya çıkardıklarını aktararak, '25 Ocak 2020'de çiğ inek sütünün sınıflandırılmasına ilişkin tebliğ yayımlandı. Bu kapsamda sanayi için önemli olan sınıflandırılmış çiğ süte ilave pirim veriyoruz. Geçen yıl pilot olarak 3 ilimizde başlattığımız bu çalışmayı, önümüzdeki yıl 81 ilimize yaygınlaştırmayı planlıyoruz. Ayrıca geçen yıl sonbahar döneminde çiğ süt fiyatını yüzde 22 artışla litre başına 2,8 liraya yükselttik.' diye konuştu.Süt üretiminin yanında, kırsal kalkınma hibeleriyle ülkedeki modern hayvancılık tesislerinin artmasını da teşvik ettiklerine işaret eden Pakdemirli, bu kapsamda son 2,5 yılda toplam 160 milyon lira hibe ödediklerini aktardı.'Son yıllarda hayvan varlığında çok ciddi artışlar yaşanıyor' 'Tüm destekler ve etkin politikalar sayesinde son yıllarda hayvan varlığında çok ciddi artışlar yaşanıyor. Son iki yılda büyükbaş hayvan varlığımızı yüzde 8 artışla 18,6 milyon başa, küçükbaş hayvan varlığımızı ise yüzde 20 artışla, 55,1 milyon başa çıkardık. Gururla söylüyorum ki; bugün Türkiye küçükbaş hayvan sayısında Avrupa'da birinci, büyükbaş sayısında ikinci sırada. Yürüttüğümüz etkin ıslah projeleri ile verimi yüksek kültür ırkı sığır sayısının toplam sığır varlığı içerisindeki payı yüzde 19'dan yüzde 48,4'e yükseldi.' ifadelerini kullanan Pakdemirli, geçen yıl büyükbaş damızlıklardan 250 bin ilave buzağı aldıklarını kaydetti.Pakdemirli verim artışına yönelik bu çalışmaların hayvansal üretime de doğrudan yansıdığına dikkati çekerek, 2020'nin ilk 11 ayında, bir önceki yılın aynı dönemine göre toplanan inek sütü miktarının yüzde 4, içme sütü miktarının yüzde 11 artış gösterdiğini belirtti.Süt ürünleri bazında ise inek peynirinin yüzde 10, kaymağın yüzde 8, tereyağı miktarının yüzde 6 arttığını bildiren Pakdemirli, 2019'da 23 milyon tona yükselen toplam süt üretiminin 2020 verileri açıklandığında bu rakamın üzerine çıkacağını aktardı.Bitkisel üretimimiz Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırdı'Pakdemirli, '2020'de toplam bitkisel üretimimiz bir önceki yıla göre 7 milyon ton artışla 124 milyon tona ulaşarak, Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırdı. Bu vesileyle buradan bütün üreticilerimize, çiftçilerimize, yetiştiricilerimize teşekkür ediyor, ellerine emeklerine sağlık diyorum.' şeklinde konuştu.Salgının geçen yıl tüm dünyada tarım ve gıda sektörünü olumsuz etkilediğini ifade eden Pakdemirli Türkiye olarak bu süreci Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde başarıyla yürüttüklerini, yürütmeye de devam ettiklerini belirtti.'Gıda arzı ile ilgili hiçbir sorunla karşılaşmadık'Pakdemirli, 'Bakanlık olarak aldığımız 101 tedbir sayesinde gıda arzı ile ilgili hiçbir sorunla karşılaşmadık. Gıda tedarik ve lojistik zincirlerini doğru yönlendirdik, tarımsal üretimin kesintisiz devamını sağladık ve pandeminin bu olumsuz atmosferine rağmen, sağladığımız destekler ve yeni projelerimizle tarım ve hayvancılık sektörümüz büyümeye ve gelişmeye devam etti.' ifadelerini kullandı.2020 yılının ilk 3 çeyrek ortalamasında yüzde 5,3 büyüyen tarım sektörünün ekonomiye önemli katkılar sağladığını dile getiren Pakdemirli 2020 yılının ilk 11 ayında tarım ve gıda ürünleri ihracatının bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 4 artış gösterdiğini kaydetti.Canlı hayvan ve hayvansal ürün dış ticaret fazlasının 2019 yılında 585 milyon dolar iken, 2020 yılının ilk 11 ayında 2019 yılının tamamını geçerek 712 milyon dolara ulaştığını anlatan Pakdemirli ayrıca geçen yıl Çin'e süt ve süt ürünleri ihracatını başlattıklarını hatırlattı.'25 yıla ışık tutacak bir yol haritası hazırladık'Pakdemirli 2019'da Cumhurbaşkanı himayelerinde 15 yıl aradan sonra 3. Tarım ve Orman Şurasını düzenlediklerini dile getirerek, '5 yıllık planlarımızı oluşturduk ve 25 yıla ışık tutacak bir yol haritası hazırladık. Ardından vakit geçirmeden eylem planımızı hazırladık ve uygulamaya geçtik. Hayvancılık bu şuranın ana konularının başında geliyor. Geçen yıl pandemiye rağmen şura sonucunda belirlediğimiz projeleri birbir hayata geçirdik.' dedi.İlk olarak nisan ayında Dijital Tarım Pazarını (DİTAP) uygulamaya aldıklarını, hayvansal ürünleri eylül ayı gibi sisteme dahil etmeye başladıklarını, Cumhurbaşkanının imzası ile yayımlanan kararda artık DİTAP'ın da tarımsal destekleme kalemleri arasına alındığını hatırlatan Pakdemirli, Bakanlığın belirlediği hayvan ve hayvansal ürünleri, DİTAP üzerinden sözleşmeli usulde pazarlayan yetiştiricilere destek verdiklerini aktardı.'Sözleşmeli üretim modelini özellikle hayvancılık alanında kullanmamız gerekiyor'Pakdemirli, 'Sözleşmeli üretim modelini özellikle hayvancılık alanında kullanmamız gerekiyor. Mutlaka bu tesislerin oluşmasına kırsal kalkınma destekleriyle katkı vereceğiz. 650 ihtiyacımız var dediğiniz çiftlikleri, mevzuat açısından bir problemimiz yoksa yüzde 70'in üzerinde katkı ile bu bölgede yaptıracağız. Önemli olan bu çiftliklerde sözleşmeli üretimin başlaması ve devam etmesi. Bu çalışmayı birlikte yürütüyor olacağız.' diye konuştu.Pakdemirli SÜTAŞ'ın Hayvancılık Eğitim Merkezleri ile sektördeki bilgi kapasitesini artırmak için sağladığı katkıyı da yakından takip ettiğini dile getirerek, hayvancılığı daha fazla teknoloji ve inovasyonla buluşturmayı hedeflediklerini söyledi.Bingöl'e sağladıkları tarımsal desteği anlatan Pakdemirli, kente 18 yılda 6,8 milyar Lira tarımsal destek sağladıklarını, kırsal kalkınma destekleri kapsamında 69 milyon lira hibe desteği ödediklerini bildirdi.Pakdemirli Bingöl'ün son 18 yılda bitkisel üretim değerini 5 kat artışla 136 milyon liraya; hayvansal üretim değerini de 13 kat artışla 2 milyar liraya çıkardığını ifade ederek, SÜTAŞ yatırımının da ayrıca hem Bingöl hem de bölgede tarım ve hayvancılık alanında farklı bir iklim oluşturacağından emin olduğunu dile getirdi.'İnşallah Bingöl bu sayede bölgenin parlayan yıldızı olacak.' diyen Pakdemirli SÜTAŞ'ın Bingöl'de yapacağı entegre tesis yatırımı ile günlük 1063 ton süt işleneceğini, günlük 600 ton yem üretileceğini belirtti.Bütün tesislerin tam kapasite üretime geçmesiyle bölge hayvan varlığına ilave 95 bin baş katkı sağlayacağına dikkati çeken Pakdemirli, SÜTAŞ tarafından Bingöl başta olmak üzere 250 kilometre çapta yer alan Elazığ, Malatya, Diyarbakır, Muş, Erzurum, Tunceli ve Erzincan'dan da çiğ süt tedarik edileceğini, bu illerdeki yetiştiricilerle sözleşmeli bitkisel üretim yapılacağını kaydetti.Pakdemirli, şöyle konuştu:'Bingöl ve çevresinde yem bitkileri üretimi ve hayvancılık faaliyetleri açısından önemli bir dönüşüm sağlanacak. Bu yatırım bünyesindeki arıtma ve biogaz tesisinde, çiftliklerden ve fabrikadan çıkan organik atıklar işlenerek 6,4 megawatt elektrik üretilecek. Üretilen elektrik enerjisi 50 bin kişinin günlük elektrik enerjisi ihtiyacını karşılayabilecek kapasitede olacak. Yatırım kapsamında Ar-Ge, inovasyon ve eğitim faaliyetleri de gerçekleştirilecek. Bingöl'ü Türkiye'de hayvancılığın önemli bir merkezi yapacak olan Süt Hayvancılığı Eğitim Merkezi ve Çiftliği, Teşhis Laboratuvarı ve Sağlık Merkezi, Genomik Seleksiyon Laboratuvarı, Embriyo Çalışmaları Laboratuvarı ve Genomik Boğa Yetiştirme Merkezinin yatırım projesi arasında yer alması bizi memnun ediyor.''SÜTAŞ'ın bu yatırımının bölgeye katkısını çok net olarak görüyoruz'Bu tesisler tamamlandığında SÜTAŞ'ın en büyük ve en kapsamlı yatırımı olacağını ifade eden Pakdemirli, 'Bu tesisi diğer SÜTAŞ tesislerinden ayıran en önemli özellik içinde genomik seleksiyon ve embriyo üretim merkezini barındıracak olması. Bu merkezlerde Anadolu'ya özgü hayvan ırklarının geliştirilmesi planlanmakta. Burada yapılacak çalışmalar sayesinde ülkemizdeki hayvan ırklarının verimliliğine katkı sağlanmış olacak. Bu yatırımlar, Bingöl'de ziraat ve veteriner fakültelerinin olması tarım ve hayvancılıkta yeni bilim üssümüz olacağını göstermektedir.' diye konuştu.Pakdemirli bu yatırımların bölgede, makine ekipmandan ambalaj sanayisine, inşaat sektöründen lojistik hizmetlere kadar birçok sektöre de katkı sağlayacağına işaret etti.SÜTAŞ'ın yatırımının Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin kalkınma anlayışının en güzel örneği olduğuna dikkati çeken Pakdemirli, ülkenin bundan sonra da kaliteli üretimi ve artan ihracatıyla, tarım ve orman sektöründe dünyada lider ülkeler arasındayer almaya devam edeceğini vurguladı.Pakdemirli, SÜTAŞ'ın yatırımına öncülük edenlere teşekkür etti, yatırımın hayırlı olması dileğinde bulundu.TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Cevdet Yılmaz da bu projenin kamu-özel işbirliği modeli için önemli bir örnek olduğunu söyledi.Ülkenin büyümesi için gelişmesi için bu yatırımın çok özel ve istisnai olduğuna değinen Yılmaz, 'Bakanımızın da söylediği gibi bu etki değerlendirme işleri maalesef Türkiye'de çok fazla yapılmıyor. Bu güzel bir örnek oldu. Başka çalışmalara da inşallah vesile olsun. Attığımız taşın nereye gittiğini görmemiz açısından çok önemli. Kaynaklarımızı daha verimli kullanmak, politikalarımızı daha etkili hale getirme için çok önemli.' ifadelerini kullandı.Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli ile beraberlerindeki heyet daha sonra SÜTAŞ tesislerinde incelemelerde bulundu, yetkililerden bilgi aldı.Programa, Vali Kadir Ekinci, Belediye Başkanı Erdal Arıkan, AK Parti Bingöl Milletvekili Feyzi Berdibek, AK Parti İl Başkanı Haşim Sağlar ve diğer ilgililer katıldı.
Sanayi Ve Teknoloji Bakanı Varank, "Sütaş Bingöl Hayvancılık Entegre Tesisi Etki Analizi Lansmanı"Nda Konuştu:
BİNGÖL (AA) - Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, 'Tüm dünyayı etkisi altına alan salgından medet umup hükümetimizin, devletimizin aciz duruma düşmesini dört gözle bekleyenler var. Tüm bu beklentilere inat, bizler sanayicimizin, üreticimizin, esnafımızın yanında durmaya devam ediyoruz.' dedi.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın çağrısı üzerine SÜTAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz'ın aldığı yatırım kararı çerçevesinde 'SÜTAŞ Doğu-Güneydoğu Anadolu Sütçülük Projesi Bingöl Entegre Teknik Hayvancılık ve İmalat Sanayi Yatırımı' kapsamındaki Çeltiksuyu köyünde yapımı süren tesislerde 'SÜTAŞ Bingöl Hayvancılık Entegre Tesisi Etki Analizi Lansmanı' gerçekleştirildi.Bakan Varank, burada yaptığı konuşmada, SÜTAŞ tarafından hızla tamamlanma aşamasına gelen Bingöl entegre teknik hayvancılık ve imalat sanayi yatırımının, bölgede oluşturacağı sosyo ekonomik etkinin analiz edildiği değerli bir çalışmanın yapıldığını söyledi. Bakanlığın uzmanları tarafından yapılan bu değerli çalışmanın kamuoyu ile paylaşılacağını aktaran Varank, Bingöl'e uzun zamandır gelmek istediğini, gecikmiş ziyaretini Bingöl için tarihi bir yatırım vesilesiyle gerçekleştirdiklerini belirtti.Bingöl'ü bölgenin marka şehirlerinden biri olarak gördüğünü, bu değeri daha da yükseltmek için kentte bulunduklarını anlatan Varank, AK Parti iktidarlarından önce, bölgedeki diğer şehirler gibi Bingöl'ün de yatırımlar noktasında unutulmuş, kaderine terk edilmiş bir halde olduğunu, bunu tersine çevirdiklerini bildirdi.Varank, 'Cumhurbaşkanımızla birlikte açılışlar ve yatırımlar için Bingöl'e kaç defa geldiğimizi inanın hatırlamıyorum. AK Parti hükümetleri döneminde Bingöl'e kazandırdığımız hizmetlerin en yakın şahitleri Bingöllü kardeşlerimizdir. Tabii Bingöl'ün yeri bizde bambaşka. Bu yiğit şehir Sayın Cumhurbaşkanımızı hiç yalnız bırakmadı. Terör örgütlerine, hain darbe girişimlerine ve bu topraklarda emelleri olan uluslararası güçlere karşı verdiğimiz savaşta hep yanımızda oldu.' diye konuştu.'Yerli ve yabancı yatırımcıların güveni tazelendi'Türlü tuzaklara, sınır ülkelerindeki istikrarsızlıklara, içerden ve dışardan önlerine konulmak istenen engellere rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde milletin refahını artırmak, ülkenin muasır medeniyetler seviyesinin üzerine taşımak için gece gündüz çalıştıklarını dile getiren Varank, şöyle devam etti:'Tüm dünyayı etkisi altına alan salgından medet umup hükümetimizin, devletimizin aciz duruma düşmesini dört gözle bekleyenler var. Tüm bu beklentilere inat, bizler sanayicimizin, üreticimizin, esnafımızın yanında durmaya devam ediyoruz. Tüm dünyada tedarik zincirlerinin alt üst olduğu, hijyenden gıda ürünlerine ciddi arz sıkıntılarının yaşandığı bir dönemi, hızlı karar alma süreçlerimiz ve üreticilerimizin üstün gayretiyle arz kıtlığı yaşamadan geçiriyoruz. Tüm dünyada tedarik zincirlerinin alt üst olduğu, hijyenden gıda ürünlerine ciddi arz sıkıntılarının yaşandığı bir dönemi, hızlı karar alma süreçlerimiz ve üreticilerimizin üstün gayretiyle arz kıtlığı yaşamadan geçiriyoruz. Tüm imkanlarımızı seferber ederek salgının çalışanlarımız ve işletmelerimiz üzerindeki mali etkisini asgari düzeyde tutmaya gayret ediyoruz. Hamdolsun bu gayretler neticesinde ülkemiz diğer ülkelerden pozitif anlamda ayrıştı, yerli ve yabancı yatırımcıların güveni tazelendi. 2020 yılında yatırım talebi salgına rağmen yaklaşık yüzde 25 artış gösterdi. Sadece geçtiğimiz aralık ayında 28 milyar lira değerindeki 1181 yatırım için teşvik belgesi düzenledik. Hizmet sektörüne yönelik mecburi kısıtlamalara karşın sanayi üretimimiz güçlü seyrini sürdürüyor. Birileri devletimizin köklü kurumlarının rakamlarını kabul etmek istemese de, otel köşelerinde görüştükleri IMF bu hafta açıkladığı büyüme tahminleriyle Türkiye'nin büyüme rakamlarını teyit etti. Pandemi başlangıcındaki yüzde 5 küçülme tahminlerini bu hafta başında yüzde 1,2 büyüme olarak güncellediler.'Yoğun aşılamayla salgının etkilerini geride bırakarak 2021'de Türkiye'nin rotasını üretim, istihdam ve ihracatta tutmaya devam edeceklerine dikkati çeken Varank, hukuk ve ekonomi alanındaki reform paketinin hayata geçmesiyle bu ivmenin daha da artacağını vurguladı.'Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi başta olmak üzere ülkemiz terörden çok çekti. Bingöl'ümüz de bu anlamda uzun yıllar büyük bedeller ödedi. Şükürler olsun, sınır ötesinde ve sınırlarımız içinde terör örgütlerine artık göz açtırmıyoruz. Bu bölgelerimizin terörle anılma dönemi artık bitmiştir. Yatırım ve üretimle şahlanma, hak ettiği refaha kavuşma dönemi başlamıştır.' diyen Varank, hükümet olarak bölgenin altyapısına son 19 yılda çok büyük yatırımlar yaptıklarını dile getirdi.'Bu dev yatırım, Bingöl için bir dönüm noktası olacak'Ulaşımda, sağlıkta, eğitimde ve tüm kamu hizmetlerinde bölgeler arası farklılığı en aza indirdiklerine işaret eden Varank, geldikleri noktada, bölgedeki her bir şehrin sahip olduğu dinamik nüfusu ve ekonomik potansiyeliyle yerli yabancı yatırımcılara çok önemli fırsatlar sunduğunu aktardı.Tekstilden ayakkabı üretimine, enerjiden tarıma dayalı sanayiye, mobilyadan makine sektörüne, turizmden sağlığa kadar birçok alanda kazançlı yatırım fırsatlarının mevcut olduğuna dikkati çeken Varank, şöyle konuştu:'Buradan yatırımcılarımıza sesleniyorum. Gelin bu fırsatları değerlendirin. Hem siz hem bölge halkı hem de ülkemiz kazansın. Biz hazırladığımız altyapıyla, sağladığımız desteklerle her zaman yanınızdayız. İşte SÜTAŞ'ın Bingöl'de faaliyete geçireceği yatırım bunun en somut örneği. Gelin bu örnekleri hep birlikte çoğaltalım ve hep birlikte üreterek büyüyelim. Bugün tanıtımını yaptığımız ve inşallah mayıs ayında Sayın Cumhurbaşkanımızın bizzat açılışını yapmasını istediğimiz bu dev yatırım, Bingöl için bir dönüm noktası olacak. Tarımla sanayinin buluştuğu bu modern yatırımla Bingöl artık göç veren değil, göç alan bir Anadolu kaplanı şehri olacak. 1,1 milyar lira değerindeki bu entegre yatırım, büyükbaş hayvan yetiştiriciliğinden süt işlemeye, yem üretiminden elektrik üretimine kadar birçok sektörü doğrudan ya da dolaylı harekete geçirecek. Sadece Bingöl'ün değil çevre illerin yani bölgenin ekonomisini de canlandıracak. Bu nedenle biz bu projeyi çok önemli bir bölgesel kalkınma projesi olarak değerlendiriyoruz.'Bölgesel kalkınma politikalarındaki temel vizyonun, daha dengeli ve topyekun kalkınmış bir Türkiye oluşturmak olduğunu bildiren Varank, bu vizyonu gerçekleştirmek için de bölgelerin sahip olduğu potansiyellerin azami düzeyde değerlendirilmesine ve rekabet güçlerinin artırılmasına odaklandıklarını anlattı.Tesis, göçün önüne geçecekBölgeler ne kadar güçlü olursa ülke ekonomisinin de o derece güçlü olacağını dile getiren Varank, Bingöl ve komşu illeri Muş, Erzurum, Erzincan, Tunceli, Elazığ, Diyarbakır'ın tarımsal üretim bakımından çok büyük bir potansiyele sahip olduğu, bu şehirlerin toplam gayrisafi yurtiçi hasılasında tarımın payı yüzde 16, kişi başına canlı hayvan değeri ve hayvansal ürün üretiminde de 81 il arasında en üst sıralarda yer aldığına dikkati çekti.Bingöl'e ve 250 kilometre çapındaki tüm bölgelere hizmet edecek tesisin, yerel üreticilerin ürünlerini kullanacağını, katma değerini yükselterek ekonomiye kazandıracağını ifade eden Varank, tesisin 1012 kişiye doğrudan, 7 bin 600 kişiye dolaylı ilave istihdam sağlayacağını belirtti.Çiftçilerin oluşturduğu düzenli gelir modeliyle birçok ailenin artık geleceğe daha güvenle bakacağını dile getiren Varank, oluşturacağı taleple bölge halkının gelirini yükselterek göçün önüne geçeceğini, bölgesel gelişmişlik farklarını azaltacağını ifade etti.Tesisin etki analizi raporunun da bu beklentiyi doğrular nitelikte sonuçları ortaya koyduğunu bildiren Varank, konuşmasını şöyle sürdürdü:'Rapordaki tahminlere göre 12 yıllık projeksiyon sonunda bu tesis, pozitif dışsal etkileriyle birlikte Bingöl ekonomisine yıllık ilave 1 milyar 375 milyon dolar katkı sağlayacak. Dışarıya verilen göçün azalmasıyla il nüfusunu 48 bin kişi artıracak. İl düzeyinde kişi başı gelirin yüzde 40 daha fazla artmasına ve bu sayede ülke ortalamasına yakınsamasına vesile olacak. Hükümet olarak bu topraklara değer katan tüm yatırımcılarımızın her zaman yanında olduk, olmaya devam ediyoruz. SÜTAŞ'ın bu yatırımını 2018'de proje bazlı teşvik kapsamına aldık. Düzenlediğimiz teşvik belgesi ile vergi, enerji, altyapı, nitelikli personel ve yatırım yeri konularında destekler sağlıyoruz. Bu yatırımın sağladığımız destekleri sonuna kadar hak ettiğini düşünüyorum. SÜTAŞ yatırımı Bingöl ve çevresi için çok önemli. Ama bizim Bingöl'e sağladığımız destekler bununla sınırlı değil.''1 birim yatırım, ekonomiye misliyle katma değer olarak geri dönüyor'Varank, 2007'de 16,3 milyon lira kredi desteği sağlayarak Bingöl OSB'yi tamamladıklarını, 53 parselin 50'sinin tahsis edildiği OSB'de şu anda 858 kişiye istihdam sağlandığını söyleyerek 2021 yatırım programına dahil ettikleri 92 hektar büyüklüğündeki ilave alan projesi ile OSB'nin kapasitesini artıracaklarını, tamamlandığında 2 bin kişilik ilave istihdam sağlayacağını kaydetti.OSB'lerin yanında 60 milyon lira kredi desteği ile Genç ve Solhan ilçelerinde küçük sanayi siteleri kurduklarını, Bingöl merkez 3. kısım küçük sanayi sitesinin yapımının da tüm hızıyla devam ettiğini bildiren Varank, 501 işyerine sahip olacak olan bu sanayi sitesinin 2 bin 500 kişilik ilave istihdam sağlayacağını bildirdi.Sanayi altyapısına verdiğimiz desteklerin yanında işletmelerimize ve Bingöl'e yatırım yapmayı planlayan yatırımcılara önemli kolaylıklar sağladıklarını vurgulayan Varank, 2002'den bu yana 5,4 milyar lira ve yaklaşık 7 bin kişiye istihdam sağlayan 186 yatırım projesine teşvik belgesi düzenlediklerini belirtti.Aynı dönemde, KOSGEB aracılığıyla Bingöl'deki 1564 işletmeye yaklaşık 48 milyon hibe desteği, 1263 işletmeye de 19.5 milyon lira faiz desteği sağladıklarını anlatan Varank, TÜBİTAK'ın sanayiye, akademiye ve bilim insanlarına yönelik destekleri kapsamında 23 proje ve 54 bilim insanına yaklaşık 6 milyon lira katkıda bulunduklarını söyledi.Doğu Anadolu Bölge Kalkınma İdaresi aracılığıyla tarım, hayvancılık, sanayi ve kültür konularında 192 projeye 131 milyon lira kaynak aktardıklarını dile getiren Varank, şunları kaydetti:'Fırat Kalkınma Ajansımız ile Bingöl'deki kamu, özel sektör ve sivil toplum kurumlarının 160 projesine 92 milyon lira katkıda bulunarak 1000 kişilik ilave istihdamın önünü açtık. Kalkınma Ajansımız ve Doğu Anadolu Bölge Kalkınma İdaremiz aracılığıyla geliştirdiğimiz projelerle modern hayvancılık, yem bitkilerinin üretimi ve süt toplama tesislerinin kurulmasına ön ayak olduk. SÜTAŞ'ın yatırım kararı sonrasında projenin altyapı ihtiyaçlarının karşılanması konusunda da ajans ve DAP büyük gayret sarf etti. Bu çalışmalarla, SÜTAŞ tesisi kurulmadan önce bölgeyi bu yatırıma hazırladılar, üreticilerin arz yeteneklerini artırarak projeden faydalanma potansiyellerini yükselttiler. Merkezi hükümet, yerel idare ve özel sektör iş birliğinin çok güzel bir örneğinin sergilendiği bu dev yatırım, model bir proje olarak tarihe geçecek. Tarım ve hayvancılık ürünlerinin sanayileştirilmesi, sahip olduğu ileri ve geri bağlantılar nedeniyle bölgesel kalkınma açısından kritik bir öneme sahip. Dolayısıyla yapılan 1 birim yatırım, ekonomiye misliyle katma değer olarak geri dönüyor. SÜTAŞ'ı bu tarihi yatırım kararı dolayısıyla tebrik ediyorum. Tesisin Bingöl'e ve tüm bölge illerine hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.'
Reklam
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cuma Namazının Ardından Gazetecilerin Sorularını Yanıtladı:
İSTANBUL (AA) - Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 'Maalesef özellikle de esnafımızın gerek sebzede, gerek meyvede vesaire, hatta hatta bakliyatta çok ciddi fiyat farklarının olduğunu görüyoruz. Bunun için de Ticaret Bakanlığımız yoğun bir çalışmanın içerisinde. Öyle zannediyorum ki şu önümüzdeki bir ay içerisinde biz bu işi çok daha kontrollü bir şekilde yürüteceğiz. Çünkü vatandaşın bu noktada ezilmesine tahammül edemeyiz.' dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, cuma namazını kıldığı Hz. Ali Camisi'nin çıkışında, basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.Bazı ülkelerin mutasyonlu virüse karşı ek tedbirler aldığı, Türkiye'nin de bu noktada yeni tedbirler alıp almayacağının sorulması üzerine Erdoğan, vaka sayılarında azalma olduğunu belirtti.Her şeyden önce bu konuda kendisi için Bilim Kurulu'nun ifadelerinin, açıklamalarının önem arz ettiğini ifade eden Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:'Ama ben daha çok değerlendirmeleri vefatla ilgili yapıyorum. Vefat sayılarındaki düşüş beni ciddi manada ümitlendiriyor. Bundan dolayı da ben ümitliyim. Mutasyonla ilgili bazı olumsuz gelişmeler var doğru, fakat onu da inşallah aşacağımıza inanıyorum. Gerek okullarla alakalı, gerekse son dönemde bu restoranlarla ilgili, bunun yanında bütün bu açık mekanlarla ilgili bazı ekonomik gelişmeleri de göz önüne alarak adımlar atmaya gayret ettik. Bu konuda şu anda lokantalarımızı vesaire, biraz gözetleme gibi bir düşüncemiz var. Bunun için de son açıklamalarımda mali destekler noktasında 1000 lirayla, 750 ve 500 lira gibi bir desteği 3 ay süreyle verme kararı aldık ve bu adımı atmakla da çok ciddi bir yükü üzerimize almış durumdayız. Çünkü şu anda küçük esnafımızı yalnız bırakamayız onlara da gerekli desteği verdik, veriyoruz.''Vatandaşımıza da zulmetmeyin'Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:'Fakat bu süreç içerisinde maalesef özellikle de esnafımızın gerek sebzede, gerek meyvede vesaire, hatta hatta bakliyatta çok ciddi fiyat farklarının olduğunu görüyoruz. Bunun için de Ticaret Bakanlığımız yoğun bir çalışmanın içerisinde. Öyle zannediyorum ki şu önümüzdeki bir ay içerisinde biz bu işi çok daha kontrollü bir şekilde yürüteceğiz. Çünkü vatandaşın bu noktada ezilmesine tahammül edemeyiz. Bu tabii beyaz ette, kırmızı ette aynı şekilde bu süreci takipte tutuyoruz, takipte tutmaya da devam edeceğiz. Ben buradan tabii bütün bu esnafıma da sesleniyorum; yani eğer siz bu süreci böyle devam ettirecek olursanız, çok ağır cezalar sizleri bulabilir. Bunun için de lütfen yaptığınız işi hakkıyla yapın, vatandaşımıza da zulmetmeyin.'Elon Musk ile telefon görüşmesiCumhurbaşkanı Erdoğan, Tesla ve SpaceX'in Kurucusu Elon Musk ile yaptığı telefon görüşmesine ilişkin, daha önce Elon Musk ile Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde görüştüğünü hatırlatırken, uzayla ilgili konularda Elon Musk ile müşterek çalıştıklarını vurguladı.Erdoğan, görevlendirdiği bir kişinin 'Başka neler yapılabilir?' diyerek Elon Musk ile sürekli irtibatta olduğunu aktardı.Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2020 itibarıyla dünyanın en zengin kişisi olan Elon Musk'un kendisine, 'Çok çalışıyorum, çok çalışınca da çok kazanıyorum.' dediğini ifade etti.Hayvan haklarına ilişkin yasa tasarısı Hayvan haklarına yönelik yasa tasarı için çalışmaların yapıldığına dikkati çeken Erdoğan, 'Şu anda Meclis Grubumuz özellikle takvimi belirliyor. Meclis Grubumuzun, grup yönetimimizin gündeminde. Takvime göre her an Meclis'e gelebilir. Meclis'te komisyonlar, ondan sonra genel kurulda tartışması yapılabilir.' diye konuştu.Erdoğan, İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif ile bugün yapacağı görüşmede, iki ülke arasındaki ticaret durumunun da görüşüleceğini sözlerine ekledi.
Fener Rum Patriği Bartholomeos Kovid-19 Aşısı Oldu
İSTANBUL (AA) - Fener Rum Patriği Bartholomeos, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla mücadele kapsamında Kovid-19 aşısı oldu. 80 yaşındaki Bartholomeos'a, İstanbul Üniversitesi (İÜ) İstanbul Tıp Fakültesinde CoronaVac aşısı yapıldı. İÜ İstanbul Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tufan Tükek, Bartholomeos'un aşı yaptırmasına ilişkin Twitter hesabından, 'İstanbul Tıp Fakültesine gelerek koronavirüs aşısı yaptıran ve topluma örnek olan Ortodoksların ruhani lideri İstanbul Fener-Rum Patriği Sayın Bartholomeos'a teşekkür ediyorum.' paylaşımında bulundu. Prof. Dr. Tükek, paylaşımında Bartholomeos'un aşı yaptırmaya gittiğinde beraber çekildikleri fotoğraflara da yer verdi. Koronavirüs Bilim Kurulu'nun tavsiyeleri doğrultusunda Sağlık Bakanlığınca belirlenen 'Kovid-19 Aşısı Ulusal Uygulama Stratejisi'ne göre 80 yaş üzeri vatandaşlara aşı yapılmasına 25 Ocak'ta başlanmıştı.
Tbmm'nin Himayesinde Misak-I Milli Anma Programı Düzenlendi
İSTANBUL (AA) - TBMM'nin himayesinde Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) ve İstanbul Üniversitesi (İÜ) iş birliğinde 'Bir Asrı Geçen Birikimle Misak-ı Milli'ye Yeniden Bakmak' temasıyla Misak-ı Milli Anma Programı düzenlendi. Program, TBMM Başkanı Mustafa Şentop'un da katılımıyla MSGSÜ Fındıklı Yerleşkesinde yapıldı.MSGSÜ Rektörü Prof. Dr. Handan İnci Elçi, programın açılışında yaptığı konuşmada, üniversitenin Misak-ı Milli kararları açısından tarihi öneminden gurur duyduklarını ifade etti. 'Türkiye'nin milletiyle coğrafi sınırlarıyla bölünmez bir bütün olduğu' anlamına gelen Misak-ı Milli kararının, Meclisi Mebusan tarafından bugün programın yapıldığı salonda alındığını kaydeden Elçi, 'Sultan Abdülmecid'in kızları için 1850'nin sonunda inşa ettirdiği çifte saraylardan oluşan üniversitemizin Fındıklı Kampüsünün Cemile Sultan Sarayı'nı oluşturan bölümündeki bu salon, uzun süre Osmanlı Parlamentosu olarak kullanılmasının yanı sıra Milli Mücadele'nin resmi ağızdan ilk kez dillendirildiği mekan olması bakımından da yakın dönem Türkiye tarihinde çok önemli bir yere sahiptir. 1908'de 2. Meşrutiyetin ilanıyla açılan Osmanlı Meclisi Mebusan da 1913'tan 1920'de kapatılıncaya kadar burada toplanmış ve Ahd-ı Milli olarak da anılan Misak-ı Milli Beyannamesi 28 Ocak 1920'de burada Meclisi Mebusan'da kabul edilmiştir.' diye konuştu.Prof. Dr. Elçi, milli mücadelenin temel dayanağı olan beyannamenin kabulünden sonra İstanbul'un itilaf devletleri tarafından işgal edildiğini, Meclisi Mebusan'ın basıldığını, bazı mebusların toplandığını ve Meclisin feshedildiğini anlattı. Cumhuriyetin temelini atmak üzere 23 Nisan 1920'de meclisin Ankara'da yeniden açıldığını belirten Elçi, 'O günden bugüne sıkı sıkıya sahip çıktığımız özgür ve bağımsız Türkiye düşüncesini, şimdilerde daha gür bir ses ve inançla dillendiriyor, bağımsız ve güçlü bir Türkiye için Misak-ı Milli'nin önemini de her zamankinden daha fazla idrak ediyoruz.' dedi. Elçi, milli mücadelenin ateşleyici gücü Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere özgürce yaşanabilecek bir ülke bırakmak için mücadele eden silah arkadaşlarını, Misak-ı Milli'yi canıyla kanıyla çizmiş şehit ve gazileri minnet, şükran ve rahmetle andığını söyledi.'Misak-ı Milli, uluslararası zeminde tam bağımsızlık hedefini açıkça ilan etmiştir'İÜ Rektörü Prof. Dr. Mahmut Ak da Osmanlı Mebusan Meclisi'nde 28 Ocak 1920'de son şekli verilen ve 17 Şubat 1920'de dünya kamuoyuna ilan edilen Misak-ı Milli'nin, eşsiz mücadelenin dönüm noktasını oluşturduğunu belirtti. Ak, 1919 yılının son çeyreğinde gerçekleştirilen Osmanlı Mebusan Meclisi seçimlerinin, itilaf devletlerinin işgalcilerle daha olumlu bir siyasal platform kurulacağı beklentilerinin aksine, milli mücadeleyi savunan bir meclis birleşimi ortaya çıkardığını kaydeden Ak, şöyle devam etti:'Meclis, işgalcilerin istedikleri düzenlemeleri yapmadığı gibi onların baskı ve zulümlerinin protesto edildiği, dünya kamuoyuna duyurulduğu bir meşru zemin hüviyeti kazanmıştır. Bu tarihi arka planda ilan edilen Misak-ı Milli Beyannamesi, parçalanmak istenen vatan topraklarında Türk milletinin hangi şartlarda barış içinde yaşayabileceğini, içeride Hakimiyet-i Milliye, uluslararası zeminde ise tam bağımsızlık hedefini açık bir şekilde ilan etmiştir. Misak-ı Milli Beyannamesi, milli mücadelenin milli ve milletlerarası alanda nihai hedeflerini ortaya koyan önemli bir siyasi tarih belgesidir. Erzurum ve Sivas kongreleriyle olgunlaştırılan bir sürecin siyasi anlamda nihai metni, aynı zamanda İstiklal Harbi'nin bir anlamda başlangıcını oluşturmuştur. Misak-ı Milli'nin vücut bulmasında hiç şüphesiz Anadolu'da temelleri atılan milli mücadele sürecinin büyük katkısı bulunmaktadır.'Prof. Dr. Ak, Misak-ı Milli ile vatanın sınırlarının çizildiğini, milli mücadelenin iç ve dış politikasının deklare edildiğini, Türk milletinin varlığının olmazsa olmaz şartlarının ortaya konduğunu söyledi. Açılışın ardından MSGSÜ Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Okutmanlığı Koordinatörü Prof. Dr. İsmail Türkoğlu'nun moderatörlüğünde düzenlenen panelde, 'Mondros Mütakeresi'nden Misak-ı Milli'nin İlan Sürecine' başlığıyla İÜ Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cezmi Eraslan, 'Devrin Uluslararası Gelişmeleri Işığında Misak-ı Milli'nin İlanı' başlığıyla İÜ Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Mustafa Budak, 'Milli Mücadelenin Siyasal Programını Belirleyen Bir Özgürlük Bildirgesi: Misak-ı Milli' başlığıyla da İÜ Siyaset ve Uluslararası İlişkiler Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Namık Sinan Turan konuşma yaptı. AK Parti Grup Başkanvekili ve Tokat Milletvekili Özlem Zengin ile İstanbul Valisi Ali Yerlikaya ve bazı akademisyenlerin katıldığı program, TBMM web ve YouTube sayfaları ile İÜ ve MSGSÜ YouTube hesaplarından canlı yayınlandı.
Reklam