onedio
Harman Yeri 1915 Tekrar Sahnelerde
Bu yıl 10.yılını kutlayan Tiyatro Prizma ekibinin her yıl düzenli olarak çıkardığı bir oyun 'Harman Yeri 1915'.Gel gelelim bu oyunun içeriğine:20. yüzyıla sarsıntılarla giren Osmanlı, Trablusgarp ve Balkan Savaşları ile topraklarını kaybeder, Avrupa’da savaş ilerleme göstermediği için İngiltere, Savaş Konseyi’ni toplar. Avrupa taraflarında, vahşice saldırmaya hazırlanan çelikten sırtlanlar, Osmanlı tarafındaysa topraklarına yapı-şıp, yürekleriyle direnecek olan ana kuzuları… Harmanyeri 1915, tarihe sığmayan koca bir destanın nasıl yazıldığını adım adım işliyor ve Çanakkale Savaşı’nın tüm safhalarını bir bir sahneye taşıyor.Oyunda;Savaş öncesi, savaşa giriş, sivil halkın durumu, Türk vekarşı tarafın yönetim kademeleri, karşılıklı cepheler… Deniz savaşı, karasavaşları, cephe gerisi, hasta ve yaralıların tedavileri ve savaşın sonuçlarıbelgesel görüntülerle desteklenerek 20 sahnede 70 karakterle bir bircanlandırılmaktadır.Oyun içinde görecekleriniz;32Belge, 80 Fotoğraf, 20 Dakikalık özel görüntülerle sahneler üç boyutlu olaraksunulmaktadır. 33 özel stüdyo kaydı ve 18 Efekt kullanılan oyun, yaklaşık 2saat sürmektedir.45 kişilik bir ekiple(oyuncu,dekorcu,ışıkçı vs.) çalışıldı.Tiyatro sahnelerinde Çanakkale Savaşlarını baştan sona, tümyönleriyle kronolojik sırada ele alan ve tüm gerçekleri belgeleriyle gözlerönüne sererek Çanakkale’yi tiyatro sahnesine aktarma özelliğini taşıyan İLK veTEK OYUNDUR.Harman Yeri 1915 Başarıları:ŞEHİRTİYATROLARI repertuarına alındı.DEVLET TİYATROLARI repertuarına alındı.TRT RADYO-1‘ de 7 Bölüm “ARKASI YARIN” olarakyayınlandı. (13 / 20 Mart 2006 )T.C. MEB.’lığı “EĞİTİME % 100 DESTEK” projesikapsamında incelemeye alındı.T.C. Çanakkale Valiliği RESMİ ANMA TÖRENLERİNDEsahnelendi. (14 Mart 2006)DİREKLERARASI JÜRİ ÖZEL ÖDÜLÜ'nü aldı.Farklı illerde 250’DEN FAZLA GRUP tarafındanoynandı. Yurt dışındaki gruplarca 3 ÜLKEDE(Almanya-Fransa-Avustralya) sahneye kondu.Ekip Kadrosu:DRAMATURJİ : DuyguÇIRÇANIŞIK ve BARKOVİZYON : Uğurcan AĞGÜL DEKOR : Zeki CEYLANKOSTÜM : Esra AKPINAR ÖZTEZCANAKSESUAR : Yasemin YILMAZMÜZİK DİREKTÖRÜ : Pelin KÖSEOĞLUGÖRÜNTÜ : Serkan BİLGİLİMONTAJ : Erhan ŞAHİNSES KAYIT : Sedat AKDEMİRSERGİ FUAYE : Sena BİBERCİGENEL KOORDİNATÖR : Ersin TURANİDARİ KOORDİNATÖR : Sibel SALİHOĞLUWEB SİTE : Selda GÜMÜŞ. O Y U N C U L A R . SAZ: Erkut COŞKUNAlaaddin TANRIVERDİ / Cem İLK / Ceyda Esra ALTUN /Coşkun UĞUR / Duygu ÇIRÇAN / Emrah KERVAN / Erhan ŞAHİN/ Esra AKPINAR ÖZTEZCAN / Gizem SÖLÜMBOZ / GörkemSAYGI / Hakan ÖZALAN / Haldun YILDIRIM / Halil ÇOKYÜCE Hasan AYDIN / Muharrem BAYRAK / Murat ANIK /Mustafa KARTAL / Mutlu AKÇAY / Nuri AYDIN / Nuri BALKANLI / OğuzhanKARAMANÖzer GÜLMEZ / Pelin KÖSEOĞLU / Pınar POLAT / SalihYAVAŞ Sena BİBERCİ / Serkan BİLGİLİ / Seyfi AYGIN / SibelSALİHOĞLU / Tolga Can AYDOĞAN / Tuğba KULAK TANRIVERDİ / Yasemin YILMAZ / YusufDÜNDAR Ve Son Olarak Tiyatro Prizma Grubunun Sıcak Davetiyle Noktalıyoruz:Eğer bunlar göğüsleyecek cesaretiniz var ise buyurun sizi1915 li yıllara götürelim. Bu günleri ve elimizdekilerin değerini daha iyianlamak için o günler de nelerin nasıl ve ne için yaşandığını iyi bilmemiz veasla unutmamamız lazım.Emeğimize saygı duyan tüm Çanakkale ve tiyatro sevdalısıgönül dostlarımızı bu acı türküyü birlikte söylemeye davet ediyoruz….Eğer daha önemli bir işiniz yoksa, gelin bir akşam, oyıllara birlikte dönelim… Neler, Nerede, nasıl yaşandığına bir bir tanık olalım…Ne dersiniz? O yılları bizimle birlikte yaşamaya varmısınız?
Vahşi Yaşamın İçinde Büyümüş Tippi'nin 16 Müthiş Fotoğrafı
Vahşi yaşam fotoğrafçısı Fransız bir ailenin kızı olarak Namibya'da doğan ve çocukluğunu vahşi yaşamın içinde geçiren Tippi'nin fotoğrafları 'Afrikalı Tippi' adıyla yayınlandı. 1990 doğumlu Tippi, annesi ve babasına vahşi yaşamdan fotoğraflar çekerken eşlik ediyordu. Gittikçe olayın başrol oyuncusu olan Tippi, hayvanlarla kolayca arkadaşlık kurdu. En iyi arkadaşı, 28 yaşındaki Abu isimli fildi mesela. Abu'nun dışında fotoğraflardan göreceğiniz gibi 'vahşi' bildiğimiz çoğu hayvanla arkadaşlık kurdu.  Yerel halkla da arası çok iyi olan Tippi'nin çocukluğundan 16 fotoğraf sizlerle... 
'Hayvan Gibi' Hakareti Sonrası 69 Kilo Verdi
Adana'da 6 yaşından beri obez olan bir genç kız ağır hakaretler sonrası zayıflamaya kara verip tüp mide ameliyatı olup 10 ayda 138 kilodan 69 kiloya düştü. 23 yaşındaki Perihan Beydemir, 6 yaşından sonra aşırı kilo almaya başladı. Büyüyüp genç kız olduğunda insanların kendisine bakışlarında rahatsız olduğu için diyet yaptı, spora gitti ancak en fazla 10-15 kilo verebildi. Son zamanlarda iyice kilo alan Beydemir 138 kiloya kadar çıktı. Bunun üzerine çevresindeki bazı insanlar Beydemir'i iri hayvanlara bile benzettiği oldu. Bunun üzerine tekrar diyet yapan ve spora başlayan Beydemir aynı zamanda Çukurova Üniversitesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cem Kaan Parsak'a başvurdu. Parsak, genç kadını sağlık kontrolünden geçirerek yaşı ve durumu bakımından tüp mide ameliyatı olabileceğine karar verdi. Beydemir, tüp mide ameliyatı oldu. Başarılı geçen ameliyattan sonra Beydemir doktorunun verdiği diyeti uygulayıp spor yapmaya devam etti. Beydemir, tam 10 ayda 138 kilodan 69 kiloya düşerek manken gibi oldu. Beydemir, 138 kilodan 69 kiloya düşmesinin kendisini çok mutlu ettiğini ve hayalini gerçekleştirdiğini belirterek, 'Tüp mide ameliyatı geçirdim, tüp mide ameliyatı sayesinde istediğim kiloya ulaştım. Tabi sadece tüp mide ameliyatı değil sporda yaptım. 3-4 ay sürekli şekilde yüzme sporu yapıyorum. Sarkma olmaması için. Verilen diyete çok iyi uydum. Onların dışında hiçbir şey yemedim. Küçüklükten beri kilolu bir insandım hormon problemlerin vardı. Çok zayıflamak istedim ancak 10-15 kilodan fazla veremedim. Küçüklükten beri zayıflamak hayalimdi. Baktım sporla, diyetle olmuyor bende tüp mide ameliyat olmak istedim' dedi. Beydemir Türkiye'de kilolu insanlara karşı bir ön yargı olduğuna dikkat çekerek şunları kaydetti: 'İnsanlar yıllardan beri bana bir garip bakıyorlardı. Benimle hep dalga geçiyorlardı. Beni çeşitli hayvan gruplarına benzetiyorlardı. Bakışları çok rahatsız ediyordu. Bakışlardan rahatsız oldum, aynı zamanda yürümekte bile zorlanıyordum, bunun için zayıflamaya karar verdim. Hayatımda çok şey değişti, mağazaya girdiğim zaman önce kendime uygun kıyafet bulamıyordum şimdi buluyorum. Bunun için moralim bozuluyordu şimdi istediğim her yerde kıyafet bulabiliyorum. İnsanların bakışı değişiyor beğenilen bir insan oldum.' Prof. Dr. Cem Kaan Parsak ise Beydemir'e bilinen tüp mide ameliyatını uyguladıklarını ifade ederek, 'Laporoskopik 4 ya da 5 tane delikten özel cerrahi aletlerin yardımıyla midenin yaklaşık yüzde 75-80'nini karın dışına alıyoruz. Mideyi uzun ince bir tüp haline getiriyoruz. Burada iki tane kilo verdirme yöntemi var. Birincisi midenin genişleme kapasitesi tüp haline geldiği için yok oluyor. Hastalar az yemek yiyorlar yemek yer yemez doyuyorlar. İkincisi de midemizin çıkardığımız kısmında bir hormon var, bu bizim açlık, iştah hormonu, çıkarılan mide kısmından salgılanıyor bu hormon. O kısmı çıkardığımız için vücuttaki oranı da düşüyor ve böylece daha az acıkıyoruz, yemek yediğimiz zaman hemen doyuyoruz. Bunun yanı sırada spor yaptığımızda böyle ideal kilolara kavuşuyoruz' diye konuştu.Milliyet
Rio Karnavalı Başladı
Milyonlarca kişinin dört gözle beklediği Rio Karnavalı başladı...Karnaval Kralı Momo Wilson Dias da Costa Neto'nun (fotoğrafta) Rio de Janeiro Belediye Başkanı Eduardo Paes'in verdiği dev anahtarı almasıyla resmi açılışı yapılan karnaval tam beş gün boyunca sürecek... Dünyanın bir çok yerinden çok sayıda turist çeken karnaval beş gün bounca sürecek. Ünlü Rio Karnavalı'nın ilk gününden objektiflere bu renkli görüntüler yansıdı. akicihaber.com
Reklam
Beyin Yıkayan 37 Cyriak GIFi
Kabus sanatçısı Cyriak Harris orijinal çalışmalarına hipnoz etkili müzikler ekleyerek insanların bilinç altına sesleniyor. Yaptığı görsel işler birbirini tekrar eden, iç içe geçmiş fraktal çalışmalardan oluşuyor. Zihnimizle oyun oynayan diğer çalışmaları için Cyriak Harris'in youtube sayfasını ziyaret etmenizi öneririm.
Reklam
Oscar'a Aday Olan Dünyanın En Kısa Filmi: Fresh Guacamole
PES film tarafından çekilen bu film, Oscar'a aday olmuş Dünyanın en kısa filmi olma özelliğinde. Not: Guacamole, avakodulu değişik bir sos, soğan, domates ve değişik baharatların karışımından oluşan; tercihe göre cipsle (tortilla) yenen bir Meksika yemeğidir.
Dile Gelen Mermerlerin Öyküsü (Heykel Ne Anlatır ?)
Michelangelo Rönesans zamanında yaşamış, gelmiş geçmiş en büyük ustalardan birisidir. Bu çalışmasında gördüğümüz bu meşhur adam bu gün ki İsrail topraklarında yaşamış ve İncil'de hikayesinin anlatıldığı bir kahramandır. Yaşadığı topraklara dadanan dev Golyat'ı kimse yenememektedir. Oldukça güçlü bu devin karşısına, çobanlık yapan Davud çıkmaya karar verir. Elinde sadece sapanı bulunan Davud, tek bir taş ile dev Golyat'ı mucizevi bir şekilde yenmeyi başarır. Ve o topraklarda büyük bir imparatorluk kurar. Büyük usta omuzuna attığı sapanını tutan Davud'u bu şekilde ölümsüzleştirmiştir.
Yeryüzüne Dayanabilmek İçin Edebiyat
En zarif, en içten ve en direnişçi yazarlarımızdandır Tezer Özlü. O da yakın dostu Leylâ Erbil gibi bir put kırıcıdır; insan yaşamını hapishaneye çeviren gelenek, dogma, tabu, kural, sınır, dayatma… ne varsa gözden geçiren; kalıpları kıran, yerleşik değerleri sorgulayan, yeni değerler arayan özgün ve özgür bir yazardır. Onun sıra dışı kişiliği, metinlerinde bütün canlılığı ile varlığını duyumsatır.Yıllar önce okuma günlüğüme şöyle yazmıştım: “ Tezer Özlü’nün asi ruhundan, kendine özgü kişiliğinden yansıyan erdemin, düşüncelerimde sürekli çoğaldığını fark ediyorum. Çünkü yaşamıyla yazdıkları bu denli iç içe olan yazarlara çok rastlanmıyor. Korkmadan, çekinmeden, bütün içtenliğiyle kendini ortaya koymak, ‘ben böyleyim.’ diyebilmek kolay mı? Bence her şeyden önce cesaretin simgesi Tezer Özlü. Kalanlar’ın önsözüne belirtildiği gibi: ‘Kendi üstündeki giysinin örgüsünü çözen ve yazdıklarında kendi çırılçıplak gerçeğini okuruna sunmak isteyen, bu anlamda korkusuz, ender yazarlardan biriydi.’ Yapıtlarında kendini dürüstlükle; yalansız, riyasız gösterirken aynı anda toplumun bütün sahte değerlerini kıyasıya eleştiriyor, yüzlerden maskeleri çekip alıyor. İlk olarak kendine yöneltiyor eleştirel bakışlarını; kendine sansür uygulamadan yazarak bir özgürlük ufku açıyor önce. Sonra bu ufku genişleterek toplumun dayatmalarına, baskılarına, sahteliklerine, ikiyüzlülüğüne savaş açıyor. Farklı olmanın, aykırı kalmanın bedelini ise yalnızlıkla, mutsuzlukla ödüyor Tezer Özlü. ” 1963’ten itibaren edebiyat dergilerindeki öyküleriyle dikkati çeken ve ilk kitabı Eski Bahçe ’de öykülerini buluşturan Tezer Özlü, kendi trajedisini görmekten ve onunla yüz yüze gelmekten korkmayan yazarlardandır. Çocukluğun Soğuk Geceleri ’nde çocukluk korkuları ve sıkıntılarıyla yüzleşir. 1983’te Marburg Yazın Ödülü’nü alan Yaşamın Ucuna Yolculuk adlı eseri, yaşamlarında intihar düşüncesine çok yer veren büyük yazarlar Kafka, Svevo ile Pavese‘nin yaşadığı yerleri görmek üzere çıktığı 700 km’lik bir yolculuğun notlarından oluşur. Yaşamın anlamını gitmekte bulur Tezer Özlü. Kitabın başkişisi yine kendisidir; ölüm, yalnızlık, bunaltı, varoluş izlekleri onu bırakmaz. Bu romanı da çocukluğuna ve gençliğine göndermelerle doludur. 1986’da kırk üç yaşındayken göğüs kanseri nedeniyle yaşama veda eden Tezer Özlü, içten ve özgün metinleriyle edebiyatımızın unutulmaz kişilikleri arasında yer aldı; yıllar geçtikçe adının çevresinde efsanevi bir hale oluştu. Leylâ Erbil , “ Tezer Özlü’nün yaşamı acıyla, ölümle, intihar duygusuyla, canlılık ve yaşam tutkusuyla iç içeydi. ”…“ Kendi olmayı hiç reddetmeden, kendi ruhundaki acılardan taşarak akraba acıların dünyasına ulaşmaktadır. Bu ise küçümsenecek bir nitelik değildir; kalıcıdır. ” diyor Zihin Kuşları ’nda. Özyaşam anlatıdan kaçınmayan Tezer Özlü’nün bu tarz anlatıyı sanat katına yükselttiğini ifade ediyor. En son, Tezer Özlü’den kalan bazı yazı ve notlar Kalanlar adıyla 1990’da yayımlanmıştı. Geçen ay Tezer Özlü’nün farklı sanatsal yönleri ve ilgilerini keşfettiğimiz yazıları, kızkardeşi Sezer Duru tarafından Yeryüzüne Dayanabilmek İçin başlığı altında bir araya getirilerek kitaplaştırıldı. Tezer Özlü’nün bir yazısından alınan bu başlık, onun varoluşçu bakışını ve dünyadaki temel meselesini özetliyor: “Neden edebiyat? Yeryüzüne dayanabilmek için.” Tezer Özlü’nün, yurt dışındayken Türkiye’deki dergilere gönderdiği kültür, sanat, edebiyat yazılarından oluşan kitap, onun bir kültür gözlemcisi olarak çevresindeki sanatsal ve yazınsal olaylara dair duygu ve düşüncelerini netlikle görmemizi sağlıyor. Dikkatle ve titiz ayrıntılar üzerinden yazıyor Tezer Özlü. Kendi dünyasına yakın bulduğu yazarlar ve eserlerine yaklaşımında hassasiyeti doruğa ulaşıyor. Kitaptaki yazıların bir kısmı söyleşi ve röportajlardan oluşuyor; ancak kitabın ağırlık merkezinde deneme türünün güzel örneklerini oluşturan metinler yer alıyor. Anı, izlenim ve düşlerin ışıklı yansımalarının yanı sıra eleştirel bir bakış açısı taşıyan bu yazılar Tezer Özlü’nün derin entelektüel kavrayışının; sezgi ve duyuş gücünün birer göstergesi durumunda. Edebiyatla yoğurulmuş engin bir sinema kültürü olan Tezer Özlü, başta Berlin, Venedik olmak üzere Avrupa kentlerindeki film festivallerinde izlediği filmlerle ilgili ustalıklı yorum, eleştiri ve değerlendirmeler yapıyor. Kültür sanat ortamlarında soluk alan yazar, buralardan edindiği izlenimler ve tanıklıklarını nesnel bir bakış açısıyla değerlendirerek Milliyet Sanat’ın ve dönemin başka dergilerinin okurlarıyla paylaşıyor. Bu yazıların çoğunun, Tezer Özlü’nün ölümünden birkaç yıl önce yazılmış olduğunu fark etmek içimizi sızlatıyor. Okudukça onun kültür, sanat, edebiyat güzellikleriyle dopdolu, seçkin ve entelektüel bir yaşamı olduğunu görüyoruz. Yazılarında, kendi yazınsal ve düşünsel dünyasını şekillendiren ve ruhen akraba olduğu yazarlara öncelik veren Tezer Özlü, özellikle Kafka ve eserlerini ince bir duyarlılıkla ele alıyor. “Niçin yazıyorum?” sorusuna yanıt arayışlarını Kafka, Svevo ve Pavese’den cümlelerle destekledikten sonra “ Bir cümle de ben eklemek istiyorum: Yaşamla ve ölümle hesaplaşmakiçin yazıyorum. ” sözleriyle derin etki yaratıyor. Dünyanın acılı bir yer olduğunu, bunun için yazdığını; duyguların taşmasının da bir yazma nedeni olduğunu vurgulayarak, kendi dünyasına egemen olmayı edebiyatla öğrendiğini dile getiriyor. Kafka ile Yaşamak denemesi, sorgulamalarla genişleyen zihin açıcı bir tarzda yazılmış. Tezer Özlü, “Kafka ile yaşamak, acınacak güncelliğimizin en büyük umudu.” ifadesiyle Kafka’daki düşsel, alegorik ve ironik tutumun önemini vurguluyor. Tezer Özlü’nün kaleminden Kafka’yı okumak, onun duyarlı, sezgisel yaklaşımıyla Kafka’yı yeniden değerlendirme imkânı veriyor. Bir sabah uyandığında kendini böceğe dönüşmüş halde bulan Gregor Samsa’nın, Kafka’nın bütün iç dünyasını yansıttığını belirten Tezer Özlü; “Bürokrasi ve iş çarkının, yüzyılımız insanını böceğe ya da robota dönüştürdüğünü, hepimizin birer Gregor Samsa olduğumuzu kavrayamazsak, biz dünyaya değil, dünya bize bakıyor olmaz mı?” diye soruyor. Yazar dostlarının ardından incelik ve değerbilirlikle yazan Tezer Özlü; Sevgi Soysal, Celal Sılay, Peter Weiss’ı sevgi dolu cümlelerle anıyor. Kitapta, hem yaşamı hem de ölümüyle büyük yankılar uyandıran Stefan Zweig, Tezer Özlü tarafından başarıyla değerlendiriliyor; Zweig’ın 2. Dünya Savaşı yıllarındaki savaş karşıtı tutumu, yaşadığı bunalım ve karısıyla birlikte intiharı üzerinde önemli tespitler yapılıyor. Kitaptaki metinlere, Tezer Özlü’nün insana inanan ve ona değer veren düşünce biçimi damgasını vuruyor. Varoluşçu felsefenin izinde giden ve insanın özgür bir birey olma yönünde çaba göstermesinin gerekliliğini vurgulayan satırlarla sık sık karşılaşıyoruz. “ Yaşam, şöyle bir yaşanıp geçmek için varolmak değildir. Aksine insanları, en insancıl yaşamlara ulaştırmanın mücadelesinin verildiği bir olgudur. ” diyen Tezer Özlü, insanın toplumdan, dünyadan sorumlu bir birey olduğu gerçeğinin altını çiziyor. Yeryüzüne Dayanabilmek İçin Tezer Özlü’nün kültür, sanat, edebiyata dair düşünce ve görüşlerini yakından görme ve anlama olanağı sağlıyor. İlgili ve meraklı okurların, bu kitapta kendilerini Yaşamın Ucuna Yolculuk ve Çocukluğun Soğuk Geceleri ’ne yeniden yönlendirebilecek nitelikte güçlü imgeler ve etkili izlekler bulacakları kanısındayım. Kısacık yaşamına sonsuz bir evreni sığdıran Tezer Özlü, defalarca okunmayı hak eden, duygu dolu radikal bir yazar.
Reklam
'Şarkısını Söylerken Ahmet Elimden Tuttu, Gülten Sırtımı Sıvazladı'
Ahmet Kaya anısına hazırlanan albümde bir şarkı seslendiren Sezen Aksu, 'şarkıyı söylerken Ahmet Kaya elimden tuttu, iyi geldi' dedi.T24Ahmet Kaya’nın anısına hazırlanan ‘... bir eksiğiz’ albümü 3 Mart günü raflarda yerini alacak. Albümde 27 sanatçı, Ahmet Kaya’nın parçalarını yorumladı.Radikal gazetesi, albümde yer alan 13 sanatçıya albüm hakkındaki düşüncelerini sordu. Albümde yer alan sanatçılardan Vedat Yıldırım , albüm hakkında ‘’Popüler faşizmin saplanan çatallarına mütevazı bir cevap’’ nitelemesi yaparken Mor ve Ötesi grubunun solisti Harun Tekin , “albümün yıllar sonra kimin nasıl hatırlanacağına muktedirin değil, halkın karar vereceğini görmemize vesile olmasını dilerim” şeklinde konuştu.Sanatçıların ‘... bir eksiğiz’ albümü ile ilgili paylaştıkları şöyle:Sezen Aksu Gülten Kaya’nın eşsiz sözlerinin, Ahmet’in kulağımdan gitmeyen sesiyle, aşkla beden bulduğu ‘’Ağladıkça’’yı söylerken, acıdan yeşeren umudu, tüm hücrelerimde yeniden hissettim. Aslında ağladıkça güneşe doğru yürüdüğümüzü bir kez daha hatırlamak, yaşamla ilgili inandığım, söylediğim, tutunduğum her şeyi onayladı sanki. Söylerken Ahmet elimden tuttu, Gülten sırtımı sıvazladı, iyi geldi. Dilerim başkalarına da yeniden iyi gelir bu hüzünlü umudun şarkısı.Bülent Ortaçgil Ahmet Kaya’yı şahsen tanımadım, müziğini de çok fazla bilmiyorum. Ancak milyonları derinden etkilemiş Ahmet Kaya için hazırlanan ‘... bir eksiğiz’de yer almayı istedim. Kaya’nın ne söylediğinden çok, söylemesi gerektiği şeyleri rahatlıkla ifade etmesi gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’nin bu günlerde birbirine empati kurmak ve saygı duymak konularında ortak hareket etmeye ihtiyacı var. Empatileri geliştirecek bu gibi projelere şiddetle ihtiyaç var. Bu albüm Türkiye için örnek olmalı.Cahit Berkay Ahmet Kaya şarkılarıyla ve duruşuyla sevdiğim bir insan. İçimizde acısı büyüktür. Derya Petek’le ‘’Metris’in Önünde’’yi söyledik. Ahmet Kaya albümünde bir Ahmet Kaya şarkısı söylemek bir onurdur benim için.Vedat Yıldırım (Bajar): ‘’Bir eksiğiz’’ sözüdür bizi de bu sofraya katan... İade-i itibarlar, özürler geri getirmiyor giden nice canı. Bir gün Gezi’de, Roboski’de ölen çocuklar için de vicdan sahibi insanların baskıları zorbalara özür diletecek. Lakin bu çocukların ana, baba, kardeşleri, sevgilileri için o büyük kifayetsizlik devam edecek. Popüler faşizmin saplanan çatallarına mütevazı bir cevap bu albüm. Ama asıl cevap bizlerin de Ahmet Kayalar gibi can alıcı meselelerimize değen ürünler vermemiz.Hayko Cepkin Çocukluğumda bir arkadaşım sayesinde sesiyle tanıştım. Arkadaşımın ne mezhebini ne dinini ne inancını bildim. Ne sordum ne merak ettim. Ne sordu ne merak etti. Merak edilen tek şey hep gözümdü. Dinlediği ses daha çok şarkı aralarındaki şiirlerle mücadele veren bir adamın ya da bir kadının ya da birilerinin hayatından bir parça anlatıyordu. Uzun süre dinledim. Neden dinlediğimi bilmeden. Gün oldu hikâyeler netleşti. Bilmek mi hep iyiydi? Bilmeden sevmek mi? Ben bildim ve bir dalından ses oldum.Yaşar Kurt Ahmet Kaya 80’lerdeki ilk göz ağrımız, ilk aykırı sesimiz. Cezaevlerine dikkat çeken, oralarda neler olduğundan bahseden müthiş bir sanatçı. Büyük haksızlığa uğradığını düşünüyorum. ‘Kaçak ve Anne’yi söylüyorum. Benim için tüm şarkıları önemlidir. Şarkıya dokunmadan söylemeye çalıştım, biraz Ahmet Kaya’ya benzesin istedim.Hakan Vreskala İlk kez ‘Şarkılarım Dağlara’ albümünü duymuştum... O zamanlar Türkçe müzik dinlemezdim; varsa yoksa punk, trash, rock... Sözlerindeki isyan, özgünlük ve bunca kafaya kazınan harika ezgi beni bağımlısı yapmıştı. Dinlediğim hiçbir şeye benzemiyordu; ‘Cinayet Saati’nin, ‘Gururla Bakıyorum Dünyaya’nın sözlerini ezberlerken buldum kendimi. Kendi kendime binlerce kez söylediğim parçalarından birini, bu albümünde seslendirmek çok büyük gurur.Harun Tekin Bu albümün birbirimizi dinlememize, Ahmet Kaya’nın değerinin tekrar tekrar hatırlanmasına ve yıllar sonra kimin nasıl hatırlanacağına muktedirin değil, halkın karar vereceğini görmemize vesile olmasını dilerim.Ceza Türkiye’deki müzik tarihinin en önemli isimlerinden biri için toplandık. Barış, kardeşlik, dostluk için. Seslendirdiğim parça Ahmet Kaya’nın seslendirdiği sayısız parçadan birkaçının birleşmiş hali. Sözler kendisine ait diyebiliriz. Protest, duygulu ve anlamlı sözler rap ile tekrardan dile geldi.Küçük İskender Ahmet Kaya çok önemsediğim biriydi. Kimi şiir akşamlarımızda bize katılırdı. İlkeli duruşuna hep saygı duydum. Katı, sert, radikal bir söylemi olsa da daima güler yüzlüydü. Bu, onun hümanist yanıydı. Farklı bir platformda, Ahmet Kaya ve Yusuf Hayaloğlu ortaklığındaki bu şarkıyı seslendirebilmek mutluluk verici.Cem Adrian Bir Ahmet Kaya şarkısını söylemek için uzun zamandır bekliyordum. Bu albüme katılmamın istenmesi, Ahmet Kaya’nın sevgili eşi Gülten Kaya tarafından bana iletilmesi ve en sevdiğim şarkılardan olan ‘Yakamoz’u söyleyebilmem beni çok mutlu etti, onur duydum.Redd Eskiye göre rahat görünmesine karşın, hâlâ sanat dalları baskı ve otosansüre tabi. Tüm şarkıları dinledik, bize ve bugüne uygun bir şarkıyı formuyla oynayarak değişik bir şekle soktuk.Gece Yolcuları Çok değerli şiirleri bestelemiş, bir döneme damga vurmuş, her kesimin kucakladığı bir sanatçı... Tüm diskografisini bildiğimiz bir sanatçının bu albümünde olmak büyük keyif verdi.Aylin Aslım ‘İçimde Ölen Biri Var’ı ilk kez Ahmet Kaya’yı kaybedişimizin 10’uncu yılındaki anma gecesinde Yavuz Bingöl piyano çaldı, ben söyledim. Bu saygı albümü düşünüldüğünde Gülten Abla bu şarkıyı benim söylememi istedi. Onur duydum albümde yer almaktan. Tek bir keşkem var, kayıt esnasında 40 derece ateşim vardı. Kırk yılda bir hastalanırım, o da kayda denk geldi. Erteledim ama bir ay iyileşemeyince girdim artık stüdyoya.
Aynı Rolle 4 Kez "En İyi" Seçildi, Ödülleri Reddetti
Ferhunde Hanımlar'ın Nevzat'ı, Bizim Evin Halleri'nin Sali'si, Keşanlı Ali Destanı'nın Zilli Zarife'si İpek Çeken, kendisine verilen 'en iyi kadın oyuncu' ödüllerini kabul etmiyor. Çeken, geçen sezonda büyük beğeni kazanan '33 Varyasyon' oyunundaki performansıyla 4 farklı kurumdan ödüle değer bulunduğunu ancak bunlardan sadece birini aldığını belirtti.Sadri Alışık Anadolu Tiyatro Oyuncu Ödülleri, Tiyatro Eleştirmenler Birliği, Spor Yazarları Derneği ve Direklerarası Seyirci Ödülleri'nde 'en iyi kadın oyuncu' seçildiğini anlatan Çeken, bu ödüllerden yalnızca Spor Yazarları Derneğinin törenine gittiğini bildirdi. Tiyatrodaki ödül sisteminin samimiyetine inanmadığını söyleyen Çeken, 'Bu ödülleri Türkiye'de veren, ödül mekanizmasında bulunan insanlar hep aynı. Ben hayatımın sonuna kadar bir daha ödül almayacak kadar şimşekleri üzerime çekmeyi göze alarak bunları söylüyorum çünkü adları değişik olan ödüllerin aynı kişilerce verilmesini samimi bulmuyorum' dedi. Çeken, tiyatroda ödül alan pek çok sanatçının da aynı sıkıntıları hissettiğini ancak bunları dile getiremediğini savundu. 'Biz devletin tiyatrosuyuz, üzerimizde bir misyon var' 33 Varyasyon oyununun, çok beğeni toplamasına rağmen uzun zamandır perde açmadığını dile getiren Çeken, İstanbul'da sahne alan ve 40 yılını geride bırakan Cats müzikali gibi yurt dışında, birçok oyunun yıllarca oynandığına dikkati çekti. Çeken 'Neden Türkiye'de bu olmasın? İyi oyunlarımız neden yıllarca oynamaz? Biz devletin tiyatrosuyuz, bizim üzerimizde bir misyon var. Kapalı gişe oynayan birçok oyun maalesef kaldırılıyor' diye konuştu. 'Ödül sistemi objektif olamaz ' Devlet Tiyatrosu Opera ve Bale Çalışanları Yardımlaşma Vakfı (TOBAV) Başkanı Tamer Levent, sanat için önemli bir sorumluluk olan ödülün, eleştiriyle başladığını ve eleştirinin de ülkenin sosyal, toplumsal yapısına katkı sağladığını belirtti. Ödül verenlerin de her zaman bu sorumlulukla davranması gerektiğine işaret eden Levent, 'Eğer ödül verme sistemine karşı güvensizlik ortamı doğuyorsa, ödüller değer kaybeder, bu da sanatın değer kaybetmesi anlamına gelir. Bundan da herkes zarar görür' diye konuştu. Levent, bir sanatçının ödül almak istememesinin ödüle duyulan güvensizliğin göstergesi olduğunu söyleyerek, değişik kurumların ödül jürisinin zaman zaman denk gelebileceğini ancak bunu genellemenin ödül mekanizmasına aykırı olduğunu dile getirdi. 'Ödül sistemi objektif olamaz çünkü ödüller jüride bulunan kişilerin beğenisine göre verilir' ifadesini kullanan Levent, tiyatro jürisinin önünde de tıpkı dans yarışmalarındaki gibi bir değerlendirme cetveli konulması gerektiğini, bunun yanı sıra jüri üyelerinin geçerli sistemdeki gibi ayrı ayrı zamanlarda değil aynı anda oyunu izleyip yorumlamasının daha doğru olacağı görüşünü bildirdi. Tuğba Özgür DurmazAA
Bob Ross'un Fırça Temizleme Hareketi
Bob Ross'un fırçasına bulaşan van dyke kahverengisi, titanyum beyazı, karmen kırmızısı gibi renklerin fırçadan nasıl atıldığını; o mutlu küçük bulutcukların fırçada bıraktığı izlerin nasıl temizlendiğini ve Bob amcanın bundan aldığı hazzı  bir kolaj halinde izliyoruz.
Reklam
Kitap Kapaklarıyla Bütünleşen 12 İlginç İnsan
Corpus Libris adı verilen fotoğraf serisinin tam Türkçe karşılığı ' Vücut Kitapları'. Bu fotoğraflar Los Angeles Bağımsız Kitabevi'nde, buraya gelen müşterilerle çekildi. Bu çalışmanın yaratıcısı olan Emily Pullen çekimler sırasında tam simetriyi yakalamak ve kitap ile vücutları hizalamak konusunda çok zorlandıklarını söylüyor... İşte 'Kitap Kapaklarıyla Bütünleşen 12 İlginç İnsan' galerisi...
Bob Marley'in Veliahtı: Mitchell Brunings
Hollanda'nın ses yarışması The Voice of Holland'da sahneye çıkan yarışmacı Mitchell Bruning'in seslendirdiği Redemption Song'u duydukları anda tüm jüri üyeleri Bob Marley'in yeniden doğduğunu sandılar ama tabi çok uzun sürmedi bu çünkü tipe bakınca pek andırmıyo mitchel abimiz. kısacası kulaklarımızın pasını silmek için geldi diyelim ve dinlemeye başlayalım !
Reklam
Silkelenen Köpeklerin Aşırı Sevimli Yavaş Çekim Fotoğrafları
Ödüllü fotoğrafçı ve hayvan terbiyecisi  Carli Davidson 'Shake' ismini verdiği fotoğraf serisini kitap olarak yayınladı. Başlarını sallarken çok komik şekillere giren köpeklerin galerisi ise görülmeye değer.  Saniyede 10 kare çekebilen fotoğraf makineleriyle yapılan çekimler sayesinde köpeklerin şapşal hallerini görebiliyoruz.  İşte 'Silkelenen Sevimli Köpeklerin Yavaş Çekim Fotoğrafları' galerisi...
20 Harika Örnekle Çocuk Resimlerinin Oyuncağa Dönüşmesi
Child's Own Studio'nun kurucusu Wendy Tsao, oyuncak sektörünün klışe çalışmalarından sıyrılıp, ortaya çıkarttığı yeni akımla oldukça ilgi çekiyor. Bu stüdyoya çocuğunuzun çizdiği bir resmi gönderiyorsunuz. Stüdyo ise çocuğunuzun kendi elleriyle çizdiği şeyi, oyuncak-pelüş haline getiriyor. Fikir oldukça yaratıcı, çocuğunuzun çizdiği şeyin oyuncağına sahip olması, onlar için oldukça güzel bir hediye. Ayrıca aynı oyuncağın bir ikincisinin olmaması da, işin bir başka boyutu. İşte çalışmalardan 20 örnek...
'Polis Bana Şalteri Kapatmamı Söyledi'
Korkmaz ailesine destek için gelen yaklaşık 80 avukat duruşmaya katılırken, 3 sanık avukatı hazır bulundu. Duruşmayı Hatay'dan gelen öldürülen Ali İsmail Korkmaz'ın avukat olan ağabeyi Gürkan Korkmaz da izledi. Duruşma öncesinde Adalet Sarayı önünde toplanan yaklaşık 80 kişi sık sık 'Ali İsmail Korkmaz ölümsüz' diye slogan attı. Kalabalıktakilerden bir-kaç kişi de Adalet Sarayı karşısındaki yaya üst geçit köprüsüne pankartlar astı. Duruşmada Sezer Zehir (39), Mehmet Aslan (35), İbrahim Arslan (30), Doğukan Bilir (24), Volkan Ferlidilek (38), Mustafa Ayaş (30), Mustafa Arslan (25), Erdoğan Gözseçen (53), Mehmet Beyazıt Mallı (49), Mehmet Avcı (56), Seyitcan Göl (19) ve Habil Duru (51) katıldı. Yılmaz Balkan ve Koray Demirel ise duruşmaya gelmedi. ESOGÜ Beyin Cerrahisi Ana Bilim Dalı öğretim üyesi uzman doktor Sezer Zehir, olay akşamı nöbetçi olduğunu başka bir hastaneden sevkle gelen Ali İsmail Korkmaz'ı muayene ettiğini ve beyin cerrahisi yoğun bakım servisine yatış işlemini gerçekleştirdiğini söyledi. 'GÖRÜNTÜLERDEKİ PATRONUMU TESPİT ETTİM' Fırın işçisi Mehmet Aslan da olaylardan bir hafta önce başladığını belirterek 'Her gece olaylar oluyordu. Ben hamurhanede çalıştığım için dışarıdaki olayları görmüyordum ve bu konuda bilgim yok. Ancak olay gecesi bir gürültü duydum. Dışarı çıktığımda çöplerin yanında polis mi sivil mi birileri kim olduklarını bilemiyorum birilerini dövüyordu. Görüntülerini izledim jandarmada ifade verdim. Görüntülerdeki patronum İsmail Koyuncu'yu tespit ettim. Dövenleri de dövülenlerin de kim olduğunu bilmiyorum. Olay anında patronum İsmail Koyuncu'nun elinde sopa görmedim' diye konuştu. İbrahim Arslan'da kendisinin esnaf olduğunu belirterek 'Olay gecesi dükkanımın alarmı çaldı. İşyerine gittiğimizde sokağa gaz bombası atılmıştı. Polisler kardeşimi dövüyordu. Kardeşimin esnaf olduğunu söyleyip polislerin ellerinden aldık. Ali İsmail Korkmaz'ın dövüldüğünü görmedim' dedi. '7-8 KİŞİ BANA VURDU' Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuarı öğrencisi olan Doğukan Bilir de 'Espark önünde başlayan Gezi Parkı protesto eylemlerine katıldım. Yunus Emre Caddesi'ne yürüdük. Eylemler sırasında tanıştığımız arkadaşlar yanımdaydı. Bunlar arasında Ali İsmail Korkmaz da vardı. 3 kişiydik. TOMA su ve gaz sıkmayınca kaçmaya başladık. Fırının olduğu sokağa girdik. Ali İsmail de yanımızdaydı. Otele doğru kaçıyorduk. Yüzleri gaz maskeli 4-5 kişi ellerinde sopa ve coplarla karşımıza çıktı. Bizi kovalıyorlardı. Sivil giyimli ancak yüzünde maske olan sivil polis olduğunu düşündüğüm bana vurmaya başladı. Daha sonra 7-8 kişi oldular. Onlar da vurmaya başladı. Bana hangi örgütten olduğumu sordular, kimliğimi aldılar ertesi gün emniyetten almamı söylediler. Aldığım darbeler sonucu yere yığıldım. Beni bıraktılar. Gitmek istedim ancak darbeler nedeniyle yürüyemedim. Babamı aradım gelip beni aldı ve hastaneye götürdü. Beni döven polislerden şikayetçiyim. O sırada Ali İsmail Korkmaz'ı görmedim. Ona kimin vurduğunu da bilmiyorum' diye konuştu. Eskişehir Ticaret Borsası'nda çalıştığını belirten Volkan Ferlidilek ise kendisinin isim benzerliği yüzünden tanık olarak çağrıldığını söyledi. Ferlidilek 'Ben o tarihte şehir dışındaydım. Olayları da görmedim. beni yanlışlıkla tanık olarak göstermişler' dedi. Anadolu Üniversitesi'nde işçi olarak çalışan Mustafa Ayaş da 'Ben daha önceden Beşik Otel'in güvenlik kamerasının bakımlarını yapıyordum. Polisler beni aradı. Beşik Otel'deki güvenlik kamerası görüntülerini nasıl alabileceklerini sordu. Ben de işimin olduğunu söyleyerek gelemeyeceğimi belirttim. 2 gün sonra tekrar aradılar ve savcının talimatının olduğunu söyleyince otele geldim. Görüntülerin nasıl yedeklenebileceğini sordular. Onlara nasıl yedekleneceğini gösterdikten sonra otelden ayrıldım. Polislerin görüntülere el koyup koymadıkları bilmiyorum. Kamera görüntülerinde de dövülme olayını görmemiştim' diye konuştu. 'DAYAK YERKEN AĞABEYİM GELİP ESNAF OLDUĞUMU SÖYLEDİ' Esnaflardan Mustafa Arslan da 'Fırın önünde polislerden dayak yerken ağabeyim geldi ve benim esnaf olduğumu söyledi. Bunun üzerine polisler beni bıraktı. Polisler beni eylemsi sanıp dövmüş' dedi. 'OĞLUNUN DÖVÜLME GÖRÜNTÜLERİNİ KENDİSİNE İZLETTİM' Beşik Otel'in sahibi olan Erdoğan Gözseçen ise 'Olay gecesi oteldeydim. Gece 01.30 sıralarında Ercan Bilir'in oğlu Doğukan Bilir benim otelimin önünde dövülmüştü. Diğer olayları görmedim. Güvenlik kamerası görüntülerinin silindiği iddiasını basından öğrendim. Otelimdeki güvenlik kamerası görüntülerinin silinmesi söz konusu değildir. Olaylar sırasında eylemciler kaçarken otelime sığınmak istiyordu. Tuvaletleri kullanmak istiyordu. Bu nedenle kapıyı kapatıp şalteri indireceğim sırada polis kapıyı çalıp içeriyi girdi ve bana şalteri kapatmamı söyledi. Elektrikler kesmiş olduk. Yaklaşık 10-15 dakika şalteri inik kaldı. Daha sonra şalteri kaldırdık. Bu 10-15 dakikalık sürede güvenlik kameraları görüntü kaydetmedi. Sabah saatlerinde Doğukan Bilir'in babası Ercan Bilir otele geldi. Oğlunun dövülme görüntülerini kendisine izlettim. Benden görüntüleri istedi. Kendisine Emniyet ya da savcılık arkacılığıyla alabileceğini söyledim. Daha sonra polisler geldi görüntü aktarmayı bilmediğim için kendilerine hard diski verebileceğimi söyledim. Hard diski götürdüler ancak görüntüyü açamadıklarını belirterek geri getirdiler. Sonra Mustafa Ayaş görüntüleri açtı' şeklinde konuştu. Tanıklardan Mehmet Beyazıt Mallı ise 'Olayın meydana geldiği sokakta dövülme olayı vardı. Ancak kimin dövdüğünü kimin dövüldüğünü bilmiyorum' dedi. Olayın meydana geldiği sokakta esnaflık yapan Mehmet Avcı da 'Ali İsmail Korkmaz dövüldüğü sırada ben lokalde alkol alıyordum. Olay anını görmedim. Bir süre sonra dükkanıma gittiğimde eli sopalı ve gaz maskeli kişiler bir başka kişiyi döverlerken gördüm' diye konuştu. ÇAYCI: POLİSLER BANA DA VURMAYA BAŞLADI Çaycılık yapan Seyitcan Göl, 'Olay gecesi fırının önünde beklerken polisler gelip sopayla bana vurmaya başladı. Bu sırada fırın sahibi gelerek benim esnaf olduğumu söyledi. Beni döven polisleri de tanımıyorum' diye konuştu. KUAFÖR: EVİMİN PENCERESİNDEN UTANMIYOR MUSUNUZ DİYE BAĞIRDIM Erkek kuaförü olan Habil Kuru 'Geceleyin evimdeydim. Pencereden baktığımda sokakta polislerin ellerinde sopalar vardı. Dava konusunda tutuklu olan sivil bir kişiyi gördüm. 4-5 kişi bir kişiyi dövüyordu. Pencereden kendilerine doğru 'Utanmıyor musunuz?. 4-5 kişi bir kişiye saldırır mı?' diye bağırdım. O sırada fırıncı da olay yerindeydi' dedi. 11 NİSAN'A ERTELENDİ Duruşmaya katılan Korkmaz ailesi ile sanıkların avukatları mahkeme heyetine tanık beyanlarına karşı Kayseri 3'inci Ağır Ceza Mahkemesi'nde beyanda bulanacakları belirttiler. Eskişehir 1'inci Ağır ceza Mahkemesi heyeti gelmeyen Yılmaz Balkan ve Koray Demirel adlı tanıkların dinlenmesi için duruşmayı 11 Nisan 2014 tarihine erteledi. Ali İsmail Korkmaz davası ile ilgili 14 tanıktan 12'si talimatla ifade verdi Kemal ATLAN-Hakan TÜRKTAN-Saadet KEFAL / ESKİŞEHİR,(DHA)
Notre Dame de Paris, İstanbul'da
Fransa'nın en başarılı müzikali bir kez daha yola çıkıyor.'Çingeneler tarafından katedrale bırakılan kambur,çirkin ve sağır bir çocuk ve en sevdiği yer olan katedralin çan kulesi. Ta kikalbinde birşeyler hissetmesini sağlayan o güzel çingene kızı Esmeralda'yıgörene kadar…'Victor Hugo'nun ölümsüz romanı 'Notre Dame'ınKamburu'ndan sahneye uyarlanan müzikal insanların değer verdikleri şeylerinasıl ayakta tutabileceğini büyülü atmosferiyle göstermektedir.Luc Plamondon ve Richard Cocciante'nin modern sahneyeuyarladığı klasik bir aşk hikayesi olan müzikal; müzikleri, oyunculukları vekostümleriyle izleyenleri 1800'lü yıllara götürmekte.1998 yılında Paris'te Palais des Congres'de ilk defasergilenen müzikal, 10 milyonu aşkın CD ve DVD satışı, 15 yılda 8 milyondanbilet satışı başarısına ulaştı.Daha ilk yılında en çok bilet satışı yapan prodüksiyonolarak Guinness Dünya Rekorlar Kitabı'na girdi ve dünyanın birçok ülkesinde'En İy Müzikal' ödülünün sahibi oldu.Notre Dame de Paris'nin efsane şarkısı Belle, Fransıztelevizyon izleyicileri tarafından 20. yüzyılın en iyi şarkısı, Rus izleyicilertarafından ise on yılın şarkısı seçildi. Titanik filminin hafızalara kazınanşarkısı 'My Heart Will Go On'un söz yazarı Will Jennings'in İngilizceuyarlamasıyla İngilizce olarak sahnelecek müzikali kaçırmayın.Dünyanın en çok seyredilen müzikallerinden olan Notre Damede Paris, 14 farklı ülkeden sonra şimdi İstanbul'da, PSM'de sanatseverlerlebuluşuyor.
Reklam