onedio
İnalcık: ''Rusya'nın Kırım Hamlesi Türkiye'ye Yönelik Bir Tehdit''
Dünyaca ünlü Türk tarihçi Halil İnalcık, Kırım'ın Rusya için Anadolu'yu, Boğazları, İstanbul'u tehdit etme noktasında bir atlama eşiği olduğunu belirterek, 'Kırım, Türkiye'yi tehdit etmek için bir merkezdir. Bugün Sivastopol'da, Ukrayna'ya bağlı olmasına rağmen Rus hakimiyeti vardır. Bu neye yöneliktir? Türkiye'ye, Boğazlara ve İstanbul'a yönelik bir tehdittir' dedi. Aslen Kırım Türk'ü olan İnalcık, Ukrayna'da ortaya çıkan krizin ardından Rusya'nın Kırım Özerk Cumhuriyeti'nde etkisini iyice artırması ve Kırım'da parlamentonun Rusya'ya bağlanma kararı almasına uzanan gelişmelerin tarihsel arka planını değerlendirdi. Cambridge Uluslararası Biyografi Merkezi tarafından dünyada sosyal bilimler alanında sayılı 2 bin bilim adamı arasında gösterilen Prof. Dr. Halil İnalcık, Kırım'ın tarih sahnesindeki önemine işaret etti. Kırım'ın 1475'te Fatih Sultan Mehmet döneminde Gedik Ahmet Paşa tarafından fethedildiğini hatırlatan İnalcık, Kırım Hanlığının Osmanlı Devleti ile birleşmesinin, Osmanlı İmparatorluğunun Doğu Avrupa'daki gelişmeleri kontrol etmesini temin ettiğini belirtti. İnalcık, Evliya Çelebi'nin de Kırım Hanlığını, kuzeyden gelen tehlikelere karşı bir 'sedd-i sedid' (sağlam bir duvar) olarak gördüğünü söyledi. TATAR YANLIŞ BİR TERİM, ASIL SÖYLENMESİ GEREKEN KIPÇAK TÜRKÜDÜR Rusya İmparatorluğu'nun, Osmanlı denetimindeki Kırım Türklerini tarih boyunca değişik dönemlerde istila etme ve topraklarına katma girişimlerinde bulunduğuna vurgu yapan İnalcık, Kırım'daki Türkler için Tatar ifadesinin kullanılmasına tepki gösterdi. 'Bir yanlışı düzeltmek istiyorum' diyen İnalcık, şöyle devam etti: 'Tatar ismi Moğolcadır. Doğu Avrupa'ya 1240'larda gelen Moğol ordularında Tatarlar vardı. Buradaki Kırım Hanlığını Osmanlı aldıktan sonra, diğer bölgeler Altınordu Moğol Hanlığına tabiydiler. Moğol devletinin tebası olarak bunlara Tatar denildi. Tatar yanlış bir terimdir, asıl söylenmesi gereken Kıpçak Türkü'dür. Kıpçak Türkü'nün lugatı neşredilmiştir, Kıpçak lehçesi vardır. Tatarlık iddiasında bulunmak Moğolluk iddiasında bulunmaktır. Rusya bunu bildiği için kendi nüfuzunu kurmak istediği bütün Türk illerinde Tatar unvanını kullanır. Bugün Azerilere bile Tatar der, oysa ki Azeriler Anadolu Türkü'dür.' TÜRKİYE İLE RUSYA ARASINDA KIRIM MÜCADELESİ Son Moskova knezi ve ilk Rus çarı 'korkunç' lakaplı 4. İvan'ın, Kazan'ı ve bugünkü Polonya'nın bir kısmını alarak Doğu Avrupa'ya hakim olduğunu belirten İnalcık, 'Rus İmparatorluğunun bundan sonra bütün hedefi Kırım Hanlığını da alıp Karadeniz'e girmekti. Kırım Hanlığı, güçlenen Moskova İmparatorluğuna karşı Osmanlı'yı koruyan bir setti. Buna karşın Rus Çarlığı, Kazak denilen grupları Astrahan'dan, Kafkasya'dan, Terek Irmağından gelen, Don Kazaklarını, Terek Kazaklarını, kendi ön kuvvetlerinde kullanarak Osmanlı'nın nüfuz ettiği bölgelere karşı seferlere başladı. Türkiye ile Rusya arasındaki Kırım mücadelesi böyle başlamıştır' diye konuştu. RUSLAR BİZANS'IN VARİSİ İDDİASIYLA İSTANBUL'U İSTEDİ İnalcık, 1774'te sonuçlanan Osmanlı-Rus Savaşı'ndan sonra Rusların Kırım'ı tekrarlanan akınlarla istila etme girişimlerinin olduğunu ve Küçük Kaynarca Anlaşması ile Rusya'nın Kırım'ı ilhak etmek için bağımsız hale getirdiğini, 1783'te nüfusunun çoğunluğunun Kıpçak Türklerinin oluşturduğu Kırım'ı işgal ettiğini anlattı.Ünlü tarih profesörü İnalcık, 'Kafkasya dahil olmak üzere bütün Karadeniz sahili Rusya'nın hakimiyeti altına girdi. Rusya, bütün Karadeniz'i hakimiyeti altına alınca eski Bizans'ın varisi olmak iddiası ile İstanbul üzerinde hak iddia etmeye başladı. Böylelikle Karadeniz kuzeyinde de Rusları yerleştirmek, Kırım'ı Rus vilayeti haline getirmek için nüfus politikası güttüler' değerlendirmesini yaptı. KATİL STALİN TÜRKLERİ SÜRGÜNE GÖNDERDİ Sovyetler Birliği zamanında Stalin döneminde de bu uygulamanın devam ettiğini belirten İnalcık, 'Stalin, bir gece Rus kuvvetlerini gönderip, bölgedeki 300 bin Kırım Türkünü, Türk nüfusunu bertaraf etmek için hayvan vagonlarına doldurup Orta Asya'ya, Urallara sürdü' dedi. KIRIM, TÜRKİYE'Yİ TEHDİT ETMEK İÇİN RUSLAŞTIRILDI Kırım'ın Rusya için Anadolu'yu, Boğazları, İstanbul'u tehdit etme noktasında bir atlama eşiği olduğunu ifade eden İnalcık, 'Kırım, Türkiye'yi tehdit etmek için bir merkezdir. Bugün Sivastopol'da, Ukrayna'ya bağlı olmasına rağmen, Rus hakimiyeti vardır. Bu neye yöneliktir? Türkiye'ye, Boğazlara ve İstanbul'a yönelik bir tehdittir' dedi.Halil İnalcık, Türkiye'nin bu durumu önlemek için Batı ülkeleri ile ve üyesi olduğu NATO gibi uluslararası kuruluşlarla işbirliğini devam ettirmesi gerektiğini belirtti. Rusların Kırım'da toplam nüfusun yaklaşık yüzde 60'ını teşkil ettiğine dikkati çeken İnalcık, şunları kaydetti:'Kırım, Türkiye'yi tehdit etmek için Ruslaştırılmıştır. Bu hakikati bilmemiz lazım. Sürgünden kaçıp gelen zavallı Kırım Türkleri nispeten çok daha az durumdadırlar. Bizim vatanımızı zorla elimizden alıp Türkiye'yi tehdit etmek için Kırım'ı Ruslaştırmıştır. Bu hakikati bilmemiz lazım. Putin bugün askerini Kırım'a getiriyor ve diyor ki 'Kırım Rus'tur, bizim tebaamızdır'. Bütün hikaye bundan ibarettir.' NEO-AVRASYACILIK TÜRKİYE İÇİN TEHLİKEDİR İnalcık, 'Neo-Avrasyacılık' diye tanımladığı Rusya'nın bugünkü amacına, Kırım'ı kendi kontrolü altına alarak ulaşmaya çalıştığına vurgu yaptı. 'Putin'in tekrar bir Çarlık imparatorluğu kurma teorisi var' diyen İnalcık, şunları söyledi: 'Rus politikasının bugünkü temeli, Avrasyacılık'tır. Bunu 'Neo-Avrasyacılık' diye daha yumuşak hale getirmiştir. Rusya, 'Polonya'dan, Orta Asya'ya kadar olan milletlerin bulunduğu bölge, kültür bakımından Ruslara bağlı idi asırlarca, bunu ihya etmek lazımdır' düşüncesindedir. Avrasyacılık anlayışı, biz kardeşiz, sizi Rusya olarak Avrupa'da ve Asya'da sizi koruyoruz, kültürümüzü yayıyoruz anlayışı Gorbaçov döneminde bitti. Kırgızistan, Türkmenistan, Ukrayna gibi milletler bağımsızlıklarına kavuştu. Putin'in bütün gayreti Avrasyacılık teorisiyle, Rusya hakimiyetini yine bu bölgelerde ihya etmektir. Rus boyunduruğu altında bu milletleri toplamaktır. Neo-Avrasyacılığın neticesi Türkiye için tehlikedir. Putin'in bugün Kırım'a ordularını gönderme sebebi Çarlık Rusya'sını ihya etmektir'. Star
'Kemerlerinizi Bağlayın' (Ferzan Özpetek) Filminin Türkçe Altyazılı Fragmanı
'Kemerlerinizi Bağlayın' (Allacciate le cinture) filminin Türkçe altyazılı fragmanı yayında!Ferzan Özpetek'in son filmi 10 yıldan fazladır evli olan bir çiftin öyküsünü beyazperdeye taşıyor. Kadrosunda bu sefer Türk oyuncu yer almayan yapımda, Kasia Smutniak, Francesco Arca, Filippo Scicchitano, Elena Sofia Ricci, Carolina Crescentini ve Paola Minaccioni oyuncu olarka yer alıyor.Bir kadın ve iki erkek... Genç kız Elena, kendisini iki farklı şekilde seven Antonio ve Fabio adlı delikanlıların arasında bölünüyor. Ve bir gün, yaşanan sarsıcı bir gelişmeyle türbülansa kapılıyorlar. 'Kemerlerinizi Bağlayın' (Allacciate le cinture) filminin Türkçe altyazılı fragmanını izlemek için lütfen aşağıdaki bağlantıya tıklayın.
Çin Seddi'nin Sonunu Hiç Merak Ettiniz mi?
Çin Seddi, Çin'in kuzeybatısı boyunca uzanır. Dünyanın en uzun savunma duvarıdır. Kalıntıları Po Hay körfezinde deniz kıyısında başlar. Pekin'in kuzeyinden geçerek batıya yönelir ve Huang-Ho nehrini ikiye bölerek güneybatıya uzanır. Gobi Çölü'nün güneyinden batıya yönelerek devam eder.
Gerçek Kesit'in Tüyler Ürpertici Fon Müzikleri
Bir zamanların efsane televizyon klasiği, bilinçaltımızın korku dolabında onlarca malzeme birikmesini sağlayan program Gerçek Kesit'in tüyler ürpertici müziklerini hep birlikte hatırlayalım.Gerçek Kesit'in uzun bir dönem Bursa'da çekildiğini biliyor muydunuz?... Flash TV doksanlı yıllarda Bursa merkezli bir kanaldı, bundan kaynaklıdır ki dizimizin çekimleri Bursa'da gerçekleşmekteydi.Çocukluk yıllarımızda korkulu gözlerle izlediğimiz bu dizi aslında ne kadar da absürd sahnelerle doludur ki bu konuya ayrı bir zaman değiniriz. Perihan Savaş'ın soğuk kanlı halleri hala gözümün önündedir mesela ayrıca dizi bir çok efso karakter barındırmaktadır, Kaleci Saçlı Adam, Sarı Bıyık, Beyaz Çorap ve Çakma Mükremin bunlardan bazılarıdır.
İstanbul United Belgeseli Gösterime Hazır
Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş taraftarlarının sokaktaki omuz omuza mücadelesi, İstanbul ve futbol tutkunu iki yönetmenin gözünden belgesel oldu. İlk gösterim 12 Nisan'da, İstanbul Film Festivali'nde.
Reklam
Sanatçı Hasan Hüseyin Demirel Hayatını Kaybetti
Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde tedavi gören sanatçı Hasan Hüseyin Demirel hayatını kaybetti.  Demirel için yarın Zeytinburnu'ndaki Eriklibaba Cemevi'nde tören düzenlenecek. Sanatçı en son 22 Şubat'ta Facebook profilinden 'aşk için ölme vaktidir.. hoşçakalın arkadaşlar...' yazmıştı. Görsel: Seyhun Sertan
Reklam
Kadın Hakları Tarihi
8 Mart, yani ‘Dünya Kadınlar Günü’. Peki, dünya kadınları günümüze gelene kadar ne mücadeleler verdiler? Dünden bugüne kadın hakları! Sizler için 157 yıl öncesinden başlayan bir kadınlar günü dosyası hazırladık. Dünden Bugüne “Kadınlar Günü” Kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmak yolunda verdiği savaşın temsili başlangıcı 8 Mart 1857 yılında Amerika’nın New York kentinde tekstil sektöründe çalışan yüzlerce kadının düşük ücretlerini, uzun çalışma saatlerini ve insanlık dışı çalışma koşullarını protesto etmek için grevler yapması olarak kabul edilmektedir. Bu olaylardan 53 yıl sonra Danimarka’nın Kopenhag şehrinde düzenlenen Sosyalist Enternasyonel toplantısında 8 Mart 1857’de New York’ta başlayan, kadınların haklarının kazanılması ve kadınların birlikteliği mücadelesinin her yıl Kadın Günü olarak kutlanmasını kararlaştırdılar. Kadın hakları mücadelesinde 1975 yılı büyük özellik taşıyordu. Uluslararası Kadınlar Yılı olarak kutlandı. Bu yıl etkinlikleri içerisinde Birleşmiş Milletler 8 Mart gününü Dünya Kadın Günü olarak kutlamaya başladı. İki yıl sonra 1977 de, Birleşmiş Milletler genel toplantısında Kadın hakları, uluslararası barış günü olarak kabul edildi. Bu kabulün altında iki temel neden açıklandı, Dünya barışının korunması, sosyal gelişim için ve temel insan haklarının kullanılması için kadınlarında eşitlik ve kendilerini geliştirmelerine olmak gereksinimi idi. Kadınlara eşit hakların verilmesinin Dünya barışını güçlendireceği kabul edildi. Bazı tarihi adımlar 19- yüzyılın sonlarında kadınların oy verme hakkına kavuşabilmesi konusu kadın hakları hareketi için önemli bir aşama temsil etmiştir. Yeni Zelanda’da kadınlara seçme hakkı 1893 yılında, seçilme hakkı 1918′de verilmiştir. Bu yasa tüm kadınları kapsar. 1902′de Avustralya’da kadınlar seçme hakkı kazanmıştır. 1906 yılında Finlandiya kadın vatandaşlarına seçme ve seçilme hakkı tanıyan ilk Avrupa ülkesi olmuştur. O yıllarda Rusya büyük çarlığına bağlı bir düklük olan Finlandiya, dünyada ilk kadın milletvekillerinin meclise girdigi ülke ünvanını da taşir. 1907 yılında 19 kadın milletvekili meclise girmeyi başarmıştır. Norveç 1913′te, Danimarka ve o zaman Danimarka’ya bağlı olan Izlanda da 1915′de kadınlara oy hakkı vermiştir. Kanada’da Quebec bölgesi hariç, kadınlar 1917′de seçme ve 1920′de seçilme hakkı elde ederken, Quebec’de kadınlara seçme ve seçilme hakkı 1940 yılında verilmiştir. 1917′de Rusya ve eski Sovyet cumhuriyetlerinden bir kısmında da kadınlar seçme ve seçilme hakkı elde etmişlerdir. Bu hak 1918 yılı genel seçimlerinde ilk defa kullanılmıştır. 12 Kasım 1918′de Avusturya kadınlarına oy hakkı vermiş, onu takip eden günlerde 30 Kasım 1918′de Almanya’da kadınların seçme ve seçilme hakkı yasayla garantilenmiş ve 19 Ocak 1919seçimlerinde kadınlar ilk defa oy kullanmıştir.Amerika Birleşik Devletleri’nde 1920 yılında yürürlüğe giren anayasa değişikliği ile ülke genelinde kadınlara oy verme hakkı tanınmış, Kasım 1920′de kadınlar ilk parlemento seçimlerine katılmışlardır.[9] 1918 yılında 30 yaşının üstünde olup, bazı özel durumlarda oy kullanabilme hakkını elde etmiş olan, Birleşik Krallık kadınları için tam oy hakkı 1928 yılında sağlanmıştır. Güney Afrika Cumhuriyeti ırklarlarına göre kadınlara 1930′da beyaz ırka, 1984′de Hint ırkına , 1994′de de siyah ırka, oy hakkı tanımıştır. Türkiye’de kadınlar 20 Mart 1930′da belediye seçimlerinde seçme hakkı kazandılar. 1933′te Köy Kanunu’nda muhtar seçme ve köy heyetine seçilme hakkı düzenlendi. Milletvekili seçimlerinde seçme ve seçilme hakkına ise 5 Aralık 1934′te yapılan anayasa değişikliğiyle kavuştular. 8 Şubat 1935′de ilk defa meclis seçimlerine katılan türk kadınları mecliste 18 sandalye elde ettiler. Fransa’da 4 Ekim 1944′de yapılan yasa değişikliğiyle kadınlara seçme ve seçilme hakkı verildi. 29 Nisan 1945′te ilk defa belediye seçimlerine katılan kadınlar 21 Ekim 1945′te de ilk defa parlemento seçimlerinde oy kullandılar. 1925′de belediye seçimlerinde oy kullanmaya başlayan İtalyan kadınları 1946′da ilk genel seçimlere katıldılar. Brezilya’da 1934′de, Filipinler’de 1937′de, Arjantin ve Meksika’da 1946′da, Japonya’da 1945′te, Çin’de 1947′de, Liberya’da 1947′de, Uganda’da 1958′de ve Nijerya’da 1960′da kadınlar oy verme hakkına sahip oldular. İsviçre’de kadınların seçme ve seçilme hakkıni elde etmesi 7 Şubat 1971′de gerçekleşirken İsviçre’ye bağlı Appenzell kantonunda ise 1990′ı bulmuştur.
'Nymphomaniac'ın Türkiye Dağıtımcısından Açıklama
Türkiye'de vizyona giremeyecek olan 'Nymphomaniac' filmi hakkında Türkiye dağıtımcısı basın açıklaması düzenledi T24 Danimarkalı yönetmen Lars von Trier'in Türkiye'de vizyona giremeyecek son filmi 'Nymphomaniac' hakkında Türkiye dağıtımcısı basın açıklaması düzenledi. Filmin Türkiye dağıtımcıları Umut Sanat ve Özen Filmcilik basın toplantısı düzenledi, dağıtımcı firma adına konuşan Avukat Sabit Halat 'Kültür Bakanlığı isterese film bir haftada yayına girebilir' dedi. Vizyona giren filmleri sınıflandıran alt kurul filmi izleyip bir karara varmayınca devreye üst kurul girdi. Değerlendirme Sınıflandırma Üst Kurulu ise filmi izleyerek Türkiye’de vizyona girmemesine karar verdi. Bu kararın ardından filmin Türkiye dağıtımcıları Umut Sanat ve Özen Filmcilik basın toplantısı düzenledi, dağıtımcı firma adına konuşan Avukat Sabit Halat kararın hukuksuz olduğunu söyledi. Avukat Halat bu hukuki süreçte izleyecekleri yolu şöyle açıkladı: 'Kültür Bakanlığı isterese film bir haftada yayına girebilir' 'Bu oldu bitti bir karar. Yönetmeliğin 8. maddesine göre; Alt Kurul filmin ön değerlendirmesini ve sınıflandırmasını yapar. Değerlendirdikten sonra film usule uygun değilse üst kurula bildirmeden önce ithalatçı ve yapımcıya bildirir. Yasal düzenlemenin bu şekilde hazırlanmasının nedeni üst kurulun ithalatçı veya yapımcının itirazlarını da değerlendirebilsin. Öncelikle Kültür Bakanlığı'na hukuksuz işlemden ötürü kararı geri alması için itirazlarını bulunacağız. Yasak kaldırılmazsa idari mahkemeye başvuracağız, filmin seyirciyle buluşabilmesi için...' Yöneltilen bir soru üzerine açıklama yapan Avukat Halat, 'İtirazımızdan sonra Kültür Bakanlığı isterse bir haftada karar verebilir. Film de Cuma günü yayına girmek üzere hazırlanabilir.' Filmin Türkiye'de vizyona girmeme gerekçesi Vizyona giren filmleri sınıflandıran alt kurul filmi izledi ancak herhangi bir karara varmayınca devreye üst kurul girdi. Değerlendirme Sınıflandırma Üst Kurulu ise filmi izleyerek Türkiye’de vizyona girmemesine karar verdi. 'Nymphomaniac'ın gösterime girmesini yasaklayan Değerlendirme ve Sınıflandırma Kurulu'nun gerekçesini şu şekilde açıkladı; 'genel ahlaka aykırılık' ve 'pornografik görüntü ve diyaloglar' öne çıkartılıyor.T24.com
Homo Evolution
Kerem Ağralı, son dönem işlerinden oluşan kişisel sergisiyle kendi sanatsal değişiminin içinden Homo Sapiens`in dönüşümüne tanıklık ediyor.Bir varoluş türü olarak Homo Sapiens, modern çağlarda görülen kültür ve teknolojik ilerlemelerle birlikte halen sürmekte olan bir evrim içinde dönüşmeye devam etmekte. Farklı evrim süreçlerinin zamansal olarak yarattığı bu katmanlar, sanatçının doğal yaratım refleksi ve hayalgücüyle gerçeküstü ve fantastik eserler haline geliyor.Aslen heykeltıraşlık öğrenimi almış olan sanatçı bilim-kurgu ve animasyondan, fizik bilimine uzanan geniş ilgi alanının beslediği görsel birikimini, tuval ve heykellerinde figüratif olanı aşarak temsil etmeye çalışıyor. Bilimsel yaklaşımların ortaya koyduğu gerçeklik ve insanın kendi varlığı üzerine daha bütüncül ve sezgisel içgörüsü eserlerindeki evrimsel katmanlar olarak öne çıkıyor.
Reklam
Devletin Siber Güvenlik Tedbiri: 'Beyaz Hacker'
Devleti koruyacak 'beyaz hackerlar' eğitime başlıyor. Sanayi Bakanı Fikri Işık bu kişilerin sistemdeki açıkları kapatarak devlete hizmet sunacağını söyledi.Akşam'ın haberine göre devleti siber saldırılara karşı 'beyaz hackerlar' koruyacak. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, Türk Standardları Enstitüsü'nün (TSE) yetiştireceği ve devletin siber güvenliği için çalışma yapacak beyaz hackerların eğitimlerinin mayısta başlayacağını ve bu hackerların en kısa sürede hizmete başlayacağını söyledi. Işık, siber güvenliğin artık devlet güvenliği haline geldiğini, hatta bunu da aşan durumların olduğunu belirtti.   'İYİ KALPLİ' DE DİYEBİLİRİZ Işık, 'Siber saldırılar, sistemlerin çökertilmesi, bilgilerin çalınması gibi pek çok alanda tehditler oluşturuluyor. Burada da olay, hackerların sisteme zarar veren değil de sistemi koruyan hale geçirilmesi. TSE, beyaz hackerlar diyor ama biz iyi kalpli hackerlar da diyebiliriz' dedi.Akşam
Antik Kent Üstüne TOKİ Evleri!
İstanbul'da Hitit izlerinin bulunduğu Bathonea Antik Kenti'ni bakanlık ören yerine dönüştürmeyi hedeflerken TOKİ konut yapmak için başvurdu. TOKİ, 1. derece SİT olan bölgeyi de istiyor. Radikal gazetesinden Ömer Erbil’in haberine göre, İstanbul ’da ilk defa Hitit izlerinin bulunduğu Küçükçekmece Gölü kenarındaki Bathonea Antik Kenti kazılarının yapıldığı araziye TOKİ’nin konut yapmak istediği ortaya çıktı. Kültür ve Turizm Bakanlığı 2013 yılındaki Bathonea kazı sonuçlarını görünce araziyi kamulaştırarak ören yeri statüsüne almak istedi. Bu yönde raporlar hazırlandı, bilimsel gerekçeler belirlendi. Bakanlık, İstanbul’un ilk ören yeri için İstanbul Üniversitesi’ne de görüşünü sordu. Üniversite arazinin elinden çıkacağını anlayınca apar topar TOKİ ile anlaşma yolunu seçti. 9 Ocak’ta yapılan protokole göre, TOKİ üniversitenin Çapa ve Cerrahpaşa’daki binalarını yenileyecek, Avcılar’daki kampüste sosyal tesisler yapacak, bunun karşılığında da üniversiteye ait 7 parsele konut inşa edecek. TOKİ, 1. derece arkeolojik SİT alanında konut yapmak için İstanbul 1 Nolu Koruma Kurulu’na geçen hafta resmen başvurdu. Şimdi kurulun kararı merakla bekleniyor. Neolitik çağ izleri Kocaeli Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Şengül Aydıngün , 2006 yılında Küçükçekmece Gölü havzası içinde Kültür ve Turizm Bakanlığı izni ile 2 yıl yüzey araştırması yaptı. Buluntular oldukça ilginçti. Neolitik Dönem hatta Paleolitik Dönem buluntularına bile rastlayınca 2009 yılında bilimsel arkeolojik kazı için bakanlıktan izin aldı. Bu sırada da arazinin SİT dereceleri belirlendi. İlk iki yılık kazılarda önemli buluntular elde edildi. Bölgede sürdürülen yüzey araştırmaları ve kazı çalışmalarında 800.000 yıl öncesinden itibaren tarımın başladığı Neolitik Dönem, Tunç, Demir ve Antik Çağları (Helen, Roma ve Bizans) kapsayıp Osmanlı Dönemi sonlarına ulaşan kesintisiz bir zaman dilimine ait önemli arkeolojik verilerle karşılaşıldı. Bunlar arasında M.Ö. 7000’lerde Avrupa ’ya tarımın İstanbul üzerinden ulaştığını kanıtlayan çakmak taşından tarım aletleri, günümüzden 2700-2600 yıl öncesine ait iki antik liman ve dünyada keşfi yapılan üçüncü antik fener, Hititlere ait olduğu düşünülen 2 adet yapı adak heykelciği ile yine Hitit dönemi pişmiş toprak eserler, antik Roma yolları, Bizans sarnıcı, bazilika kalıntıları, yeraltı su kanalları bölgenin önemini ortaya çıkardı. Kazı, her geçen yıl daha da iyi sonuçlar vermeye başladı. Dünyanın en önemli 10 kazısı arasına giren Bathonea kazıları özellikle 2013 yılı kazı sezonunda arkeoloji dünyasının tüm dikkatlerini üzerine çekmeyi başardı.Öte yandan, Arazide İstanbul Üniversitesi bilimsel tarım uygulamaları yapıyordu. Üniversite kendisine ait 3. derece arkeolojik SİT alanında tekno-park yapmak istedi. Bu nedenle 1 No’lu Koruma Kurulu’na müracaat edilerek yaklaşık 200 hektarlık 4434, 4435, 5955, 5951 numaralı parseller 2010 yılında SİT’ten çıkarıldı. Çünkü arazinin bir tarafı 3. derece SİT alanıyken diğer tarafı 1. derece SİT alanıydı. Şimdi bu araziler konut yapımı için TOKİ’ye devredildi. İstanbul tarihine ayna 2013 yılı kazılarında ortaya çıkan bilimsel veriler Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul Valiliği’ni de heyecanlandırdı. Bakanlık bölgenin ören yeri olması için uzmanlara rapor hazırlattı. İstanbul’un ikinci tarihi yarımadası olarak yeni bir turizm çekim merkezi olması planlandı. Efes, Troya, Bergama gibi ören yeri statüsü kazandırılarak bir yandan turistlerin bu bölgeyi ziyaret etmesi düşünülürken diğer yandan İstanbul’un karanlıkta kalmış dönemlerini açığa çıkarmak amacıyla bilimsel arkeolojik kazıların sürdürülmesi hedeflendi. İÜ apar topar devretti Bakanlık kamulaştırma yapmak için İstanbul Üniversitesi’ne geçen yıl sonunda görüşünü sordu. İstanbul Üniversitesi arazinin elinden çıkacağını anlayınca görüş bildirmek yerine apar topar TOKİ ile anlaşma yoluna gitti. 9 Ocak 2014’te üniversite ile TOKİ arasında protokol imzalandı. Bu protokole göre ‘‘İstanbul Üniversitesi’nin faaliyetlerini yürüttüğü Cerrahpaşa, Çapa ve Avcılar yerleşkelerindeki eğitim-öğretim ve hizmet binaları ile tescilli yapıların olası deprem risklerinin ortadan kaldırılması, modern tesislerde eğitim-öğretim hizmetleri ile diğer hizmetlerini sürdürebilmesinin temini için bu alanlarda eğitim-öğretim, sağlık, araştırma ve çevre düzenlemesinin yapılması ve inşa edilecek bu tesislerin finansmanının da üniversitenin atıl durumda olan Halkalı ve Avcılar’daki taşınmazları üzerinde proje gerçekleştirilmesi suretiyle mahsuplaşılmıştır.’’ Yerleşime uygun değil Yüzyıllardır göl kıyısı ve havza içinde yerleşen birçok medeniyete ait yapıların, yaklaşık 300 yılda bir depremlerle birçok kere yıkıldığı ve bölgenin bu nedenle terk edildiği arkeolojik kazı çalışmalarında bilimsel olarak ortaya konmuştu. Jeolojik açıdan yerleşmeye uygun olmayan bu alanın TOKİ tarafından yerleşime açılmak istenmesi de başka bir tezat oluşturdu. Diğer yandan TOKİ’nin konut yapmak istediği 4440, 4441 ve 4450 numaralı parseller ise 1. derece arkeolojik SİT alanı içinde kalıyor. 2863 sayılı yasa SİT alanlarında inşaat izni vermiyor. Aynı zamanda bu parsellerde Bathonea bilimsel kazıları devam ediyor. Ancak TOKİ tüm bunlar yokmuşçasına bu parsellerde konut yapmak için İstanbul 1 Nolu Kültür Varlıkları Koruma Kurulu’na müracaat etti. Aynı zamanda da Küçükçekmece ve Avcılar Belediyesi ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yazı gönderip görüşlerini sordu. Üniversite ile yapılan protokolün hatırlatıldığı yazıda şöyle denildi: ‘‘İstanbul Üniversitesi mülkiyetinde bulunan Avcılar ilçesi Tahtakale Mahallesi 4434, 4435, 4440, 4441, 4450, 5951 ve 5955 nolu parseller ile Küçükçekmece Halkalı Mahallesi 4651 nolu parselleri kapsayan alanlara yönelik hazırlanacak imar planı çalışmalarına altlık teşkil etmek üzere meri imar planları ile görüşlerinizi, projelerinizi, ileriye dönük planlarımızı idaremize bildirin.” Ömer Erbil | Radikal Kaynak: T24
13 Yaşındaki Çocuk Nükleer Füzyon Reaktörü İnşa Etti
Bir düşünün, 13 yaşındayken neler yapıyordunuz? Birçok şeyi yapmış olabilirsiniz ancak tahmin ediyoruz ki bir nükleer füzyon reaktörü inşa etmediniz. Ancak İngiltere'nin Preston şehrinde yaşayan Jamie Edwards yaşındaki bir çocuk bunu başardı ve dünyada füzyon reaktörü üreten en genç kişi oldu. Genç dahi Jamie Edwards , yaptığı reaktörle, 2 hidrojen atomunu çarpıştırarak, 1 helyum atomu üretmeyi başardı. Öte yandan Edwards'ı bu çalışma içerisine iten ise geçtiğimiz yıllarda bu rekorun önceki sahibi olan Tyler Wilson olmuş. Wilson bu işlemi 14 yaşında iken gerçekleştirmişti. Bu rekoru kırmak isteyen Edwards ise ilk olarak okul müdürünü gerekli bütçe için ikna etmek zorunda kalmış. Bunu başardıktan sonra ise yaklaşık 5 ay boyunca üzerinde uğraştığı reaktörü sonunda inşa etmiş. Ayrıca geleceğin enerji kaynağı olarak görülen füzyon reaktörü , birçok laboratuvarlarda geliştirilmeye çalışılıyor. Teoride reaktör, çok az israfla bol miktarda enerji sağlayabiliyor.teknokulis
Reklam
İzmir'deki Efsane Gerçek Oldu: Tarihi Tünel Bulundu
İzmir'de 'Agora ile Kadifekale'yi birbirine bağlayan tüneller' efsanesinin, bir evin altında bulunan su kanallarıyla gerçek olduğu ortaya çıktıBahçesinde tarihi bir su kanalı bulunan Agora semtindeki evi satın alarak restore eden Konak Belediyesi, bir tarihi daha su yüzüne çıkartarak kentin turizmine katkıda bulunmaya hazırlanıyor. Yıllarca kulaktan kulağa dolaşarak efsaneleşen Agora ile Kadifekale'yi birbirine bağlayan tüneller, Konak'ın tarih kokan geçmişine bir ışık daha tuttu. Ortaya çıktıktan sonra arkeoloji çevrelerinde büyük yankı uyandıran su kanallarının korunması için ilk destek, Konak Belediye Başkanı Hakan Tartan'dan geldi. Agora semtinde bir gecekondunun bahçesinden başlayan, Kadifekale'ye doğru gittiği belirlenen ve içinden su akan tünel, belediyenin gecekonduyu satın almasıyla tarihi öneminin yanında turizme kazandırılacak bir değere dönüştü. Tünelin içinde bulunan çeşmenin de doğurganlığı arttırmayı ve sütü bollaştırmayı ifade eden 'Sütveren Anne' inancının başlangıç noktasını oluşturduğu ortaya çıktı. Meryem Ana'ya kadar gidebilen bir inanışın parçası olan bu çeşme ve şehrin tarihi su şebekesi, Tünelli Ev projesiyle dünyaya açılacak. Başkan Tartan, yaptığı açıklamada Büyük İskender'in Kadifekale efsanesinin Tünelli Ev'le gerçek bir boyut kazanacağını ifade ederek 'Avlusundan tünele girilen ev, Arkeopark projesini gerçekleştireceğimiz Altınpark alanına çok yakın bir konuma sahip. Yine bu bölgede bir semt merkezimiz, Kadın Müzesi ile Radyo ve Demokrasi Müzemiz yer alıyor. Tünelli Ev'in projesi de tamamlanarak restorasyon çalışmalarına başlandı. Proje Koruma Kurulu'nca da onaylandı. Restorasyondan sonra semt tarihi ve anı evi olarak kentin hizmetine sunacağız. Agora ve Basmane çevresi, her geçen gün eski güzel anılarına, turizm merkezi olacağı bir geleceğe yaklaşıyor. Kente küçük sihirli dokunuşlarla İskender'in rüyasında gördüğü kat kat mutlu insanların yaşadığı İzmir'i bugün gerçekleştiriyoruz' dedi. DHA
Jennifer Lopez ve Ricky Martin'den Ateşli Klip
Wisin ve Yandel'in yeni klibi müzik dünyasının iki seksi Latin yıldızını bir araya getirdi. Adrenalina adlı İspanyolca şarkıya eşlik eden Jennifer Lopez ve Ricky Martin'in dansları klibe damgasını vurdu. Öyle ki klibin asıl sahipleri bu ikilinin geri planında kaldı.CNN TÜRK
Reklam
Avrupa'nın 'En Büyük Dinozoru' Bulundu
Portekizli bilim insanları, bir uçurumdan çıkarılan dinozor fosillerinin Avrupa kıtasının en büyük canlısına ait olduğuna inanıyor. Torvosaurus gurneyi adlı dinozorun fosilleşmiş kemikleri başkent Lizbon'un kuzeyindeki Praia da Vermelha'daki bir uçurumda bulundu. 10 metre uzunluğunda ve 4-5 ton ağırlığında olan bu yırtıcı canavarla ilgili bilgiler Plos One dergisinde yayımlandı. Kısa ön ve uzun arka bacaklara sahip olan bu etobur dinozorun 150 milyon yıl önce geç Jura devrinde yaşadığı düşünülüyor. Lizbon'daki New University'den Profesör Octavio Mateus, herkesin Tyrannosaurus rex dinozorunu tanıdığını, fakat Torvosaurus gurneyi türü dinozorun farklı döneme ait olduğunu vurguluyor. T. rex 'in tebeşir dönemi olarak da bilinen Kretas döneminde yaşadığını belirten Mateus, 'Bu dinozor ise Jura dönemine ait. Dönem farkı 80 milyon yıl gibi çarpıcı bir rakam. Yani T. rex yeryüzünde dolaşırken Torvosaurus fosil halindeydi.' dedi. Araştırmacılar Portekiz'in fosil bakımından zengin Lourinha kayalarında Torvosaurus 'a ait çok sayıda kemik buldu. Bulunan örnekler arasında yumurta ve embriyolara da rastlanıyor. Dinozorun tarihteki yerine oturtulmasını sağlayan bulgu üst çene kemiklerinde ortaya çıktı. Portekiz'de bulunan dinozor, Kuzey Amerika'da varlığı bilinen Torvosaurus 'un 'kuzeni' olarak değerlendiriliyor. Bu da her iki canlının çok eskiden, Atlantik Okyanusu ortaya çıkmadan önce aynı ortak atadan geldiğini gösteriyor. Araştırmayı kaleme alan Christophe Hendrickx, '150 milyon yıl önce Portekiz Kuzey Amerika'dan ayrılmış, yani türleşme mekanizmaları devreye girebilecek durumdaydı. Avrupa'da Torvosaurus 'un bu yeni türünü bulmamız bu nedene dayanıyor.' dedi. T. gurneyi 'nin en önemli özelliklerinden biri 10 cm uzunluğundaki keskin dişleri. Bu özellik beslenme zincirinde en üst sıralarda olduğunun işareti olarak değerlendiriliyor. Bu dinozorların yaşadığı sıralar İber Yarımadası'nda kaplumbağalar, timsahlar, uçan sürüngenler ve küçük memelilerin bulunduğu ve tropik bitki örtüsünün olduğu düşünülüyor. Torvosaurus Avrupa açısından rekor düzeyde büyük olmakla birlikte dünyanın başka bölgelerinde Kretas dönemine ait çok daha büyük dinozor türleri bulunuyor. Avrupa'daki en büyük bilinen otobur dinozorun ise İspanya'da bulunan ve 40 ton ağırlığa sahip sauropod olduğu düşünülüyor. BBC
Asya'da Yeni Bir Kuş Türü Keşfedildi
Bilim insanları, türünün yalnızca tek bir örneği olan yeni bir kuş familyası keşfetti. Tüneyen ötücü kuşlardan serçe familyasını inceleyen araştırmacılar, hayat ağaçlarında 10 farklı dal tespit etti. Uzmanlar, çalıkuşu ve diğer ötücü kuşlara benzeyen yeni kuş türünün 'Elachura' olarak tanımlanmasını tavsiye ediyor. Araştırma, Biyoloji Mektupları (Biology Letters) adlı dergide yayımlandı. İsveç Uppsala Üniversitesi Ziraat Bilimleri Fakültesi’nden Prof. Per Alstrom, “Türünün tek örneği olan bu kuş, en büyük grup olan tüneyen kuşlar içinde yaşayan en eski temsilci. Bu familya dünyadaki 10 bin 500 kuş türünü yüzde 36’sını kapsıyor” dedi. Araştırmayı Uppsala Üniversitesi ve Çin Bilim Akademisi ortak yürüttü. Daha önce Spelaeornis formosus, olarak bilinen Elachura formosa , Himalayalar’dan Çin’in güneyine kadar uzanan bölgede tüneyen ötücü kuşların küçük bir türü. Prof. Alstrom bu türü, “çok gizemli ve subtropikal dağlık ormanlardaki karışık bitki örtüsünün derinlerine gizlendiği için gözlemlemesi güç” olarak tanımlıyor. “Fakat, erkek kuşlar kuluçka döneminde kendilerine has çok tiz bir sesle ötmeye başlıyor. Bu ses Asya’daki hiçbir diğer kuşun sesine benzemiyor. Bazen çalıların arasında bir dala konmuş halde görülebiliyor.” Prof. Alstrom, bu yeni tür kuşun daha önce fark edilmemiş olmasını da ‘çalıkuşu ve diğer ötücü kuşlarla’ büyük benzerlikler taşımasına bağlıyor. Uzman, Elachura’nın diğer türlerle aynı doğa şartlarında yaşadığı için gelişim sırasında benzerlikler doğabileceğini söylüyor. Biyologlar, kuşların kalıtımsal yapılarını anlamak için DNA’larındaki moleküler farkları inceledi ve gelişimlerini açığa çıkardı. Araştırmacılar geçtiğimiz yıllarda da benzer yöntemlerle yaptıkları keşiflerde aladoğan türünün, atmacadan çok, şakrakkuşu türüne yakın olduğunu tespit etmişti. Prof. Altrom, moleküler incelemelerin kuş türleri arasındaki bağı anlamak için büyük öneme sahip olduğunu ve bu yolla yapılan araştırmalarda, flamingo ve dalgıç kuşları ile şahin, papağanı ve ötücü kuşlar, tarla kuşu ve bıyıklı baştankara arasındaki ilişkilerin de gözlemlendiğini söylüyor. Prof. Alstrom, “Daha fazla tür incelendikçe, gelecekte yeni keşifler de yapılabilir. Ama, Elachura gibi keşfedilmeyi bekleyen türünün tek örneklerinden çok fazla kalmadığını düşünüyorum” diyor.BBC
Nasıl Kısa Film Çekilir?
Kısa Film her geçen gün Türkiye’de de yaygınlaşmaya başlıyor, yeni kısacılar gün yüzüne çıkıyor. Bu yazımızda “Nasıl Kısa Film Çekilir” sorusunu ele alacağız ve kısa film çekmek isteyen gençlerimize elimizden geldiğinde yardımcı olmaya çalışacağız. Öncelikle kısa film çekmek için bir fikre ihtiyacınız var. Eğer ki fikrim yok diyorsanız, müzik klibi çekebilirsiniz. Fikriniz varsa eğer ilk şart bu fikrin kısa filme uygulanabilir uzunlukta olması gerekmektedir. Adından da anlaşıldığı gibi kısa film pek uzun sayılmaz, yirmi dakikayı geçmez. Bu yüzden fikrinizi, çektiğiniz kısa filmde izleyiciye hızlıca anlatmanız gerekmektedir. Sonra ise bütçe, film için gerekli bütçeyi bulmanız lazım. Ne yazık ki bu Türkiye’de kısacılar için zor bir nokta, bütçe bulmak oldukça zor. Eğer fikrinize güvenen, filmi başarıyla çekebileceğinize inanan bir yapımcınız varsa şahane! Yoksa başka yöntemler bularak bütçe sorununu çözmeniz gerekmektedir. Siz fikrinize inanıyorsanız ve bütçe bulamadıysanız, kendi birikiminizle filminizi çekin! Ayrıca Kültür Bakanlığı tarafından düzenli aralıklarla verilen desteklere de başvurabilirsiniz. Bütçeyi bir şekilde ayarladınız diyelim, sonraki iş ekipman ayarlamak. Asıl ihtiyacınız olan şey kameradır. Kamerayı ister kiralayın, isterseniz katkıda bulunabilecek -az sayıda olsa da- kurumlardan yardım alın. Bu kurumların başında Mithat Alam Film Merkezi gelmektedir, bakınız. Ekipmanı da ayarladınız, sonraki adım oyuncu kadrosu! Hepimiz isteriz, filmlerimizde sinema yıldızları yer alsın ama bu istek kısa filmciler için pek mümkün değil. Bu yüzden tiyatro okul öğrencileriyle iletişime geçip onlardan filminizde oynamasını isteyebilir, yardım talep edebilirsiniz. İnanın bu konuda çok yardımseverlerdir. Oyuncuları ayarladınız, kadraj önü tamam! Şimdi sırada kadraj arkasındaki ekibi oluşturmaya geldi. Çevrenizdeki arkadaşlarınızdan yardım isteyin ya da sosyal medya ağları üzerinden deneyimli insanlarla iletişime geçip kısa film projenizde yer alıp almayacaklarını sorun. Geldik filmin çekileceği mekâna. Ulaşım sorunu yaşamayacağınız ve güvenliğini tehdit etmeyecek mekanları seçmeniz doğru olacaktır. Ayrıca şunu da unutmayın; çekim yapacağınız mekanın sahibinden izin almanız gerekmektedir. Sonra başınız ağrımasın! Ve artık çekime başlayabilirsiniz. Ama bitti mi? Maalesef. Asıl şimdi başlıyor tüm sıkıntılar. Eğer ki sette deneyimli insanlarla çalışıyorsanız, sorunlarınızı çabuk çözüme kavuşturabilirsiniz. Çekimler bittikten sonra sırada kurgu aşaması başlıyor. Bunun için bir kurgu programına ihtiyacınız var, internetten araştırabilirsiniz. Kurguda önemli olan şey filmin süresi, Türkiye’deki kısa film festivalleri yirmi dakikayı geçmemiş filmleri kabul ediyor. Bu yüzden filminizi yirmi dakikanın altında tutmaya özen gösterin. Kurguyu da tamamladığınıza göre filminizi paylaşabilirsiniz. Kısa filminizi festivallerde gösterebilirsiniz: !fİstanbul, Akbank gibi. Bununla birlikte birçok üniversitesinin düzenlediği festivallerde mevcut. Tüm kısa filmci arkadaşlara başarılar dileriz. Sağlıcakla kalınız.
Reklam