onedio
Ölmeden Önce İzlemeniz Gereken 16 Yabancı Dizi
Yabancı dizi keyfine de doyum olmuyor diyenler için izlemeden sakın ölmeyin dediğim dizileri bir liste halinde topladım. Her biri bizzat benim izleyip tavsiye ettiğim diziler olup muhteşemler dediğim diziler arasındadır. Az ve öz olan bu listede ki dizileri mutlaka izlemenizi öneririm.
Hababam Sınıfı Müze Oldu
Adile Sultan Kasrı'nda, Rıfat Ilgaz'ın ölümsüz eseri 'Hababam Sınıfı'nın çekildiği sınıf müze haline getirildi. Adile Naşit, Kemal Sunal, Münir Özkul ve Halit Akçatepe'nin birer silikon heykelinin bulunduğu müze, 'Hababam Sınıfı' oyuncularının da katıldığı bir törenle açıldı. İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü'nün desteğiyle oluşturulan müzenin açılışı için Koşuyolu'ndaki Adile Sultan Kasrı'nda düzenlenen törene, İl Milli Eğitim Müdürü Muammer Yıldız ile aralarında Halit Akçatepe, Ercan Gezmiş, Ahmet Arıman ve Tuncay Akça'nın bulunduğu 'Hababam Sınıfı' filminin oyuncuları ve vatandaşlar katıldı. Sinemaseverler oyunculara büyük ilgi gösterdi; hayranları oyuncularla fotoğraf çektirdi. Törende konuşan İstanbul Milli Eğitim Müdürü Muammer Yıldız, 'Bu eser okulu konu alıyor, öğretmeni konu alıyor, sizi bizi işliyor. Dolayısıyla, aslında onlar öğretmenler, öğrenciler. Ben onlara öğretmenler, öğrenciler diye hitap etmek istiyorum. Sevgili sanatçılarımız, kıymetli sanatçılarımız, hoşgeldiniz. Sizin sayenizde Türk Sineması'nda unutulmaz ebedi bir eser çıktı. Eskiden bu kadar televizyonumuz da yoktu. Bugün televizyonumuz dışında birçok mecramız da var. Biz okul dizilerinden çocuklarımızı nasıl koruruz mücadelesini veriyoruz. Ama Hababam Sınıfı'ndan, biz, çocuklarımız, büyüklerimiz bir şeyler öğreniyoruz. Bunlar alkışlanması gereken, çok büyük bir emek ortaya koymuşlar' dedi. 'TORUNLARININ TORUNLARI İZLEYECEK' Hababam Sınıfı'nın 'Postal Rıza'sı Ercan Gezmiş de, 'Ben ve bütün arkadaşlarım ve sizler, onlarca kere bu filmi seyretmiş olmamıza rağmen, bu akşam bile yayınlandığında sanki ilk defa izliyormuş gibi o tadı, o lezzeti alıyoruz. Yönetmenimiz, büyük oyuncularımız, öğrenci arkadaşlarımız aramızdan ayrıldılar. Ama biliyorum ki, etraftan bir yerden bizi izliyorlar. Bizim duyduğumuz bu onuru onlar da duyuyorlar. Hepsine rahmet diliyorum. Arkadaşımız Mehmet Çatay'ın bir sözü var; 'Bu filmi çektiğimiz zaman benim dedem izliyordu, hayattaydı.' Arkasından babası izledi, Mehmet Çatay izledi, oğlu izledi, şimdi torunu izliyor. İnşallah torunlarının torunları izleyecek. Bize bu değeri verdiğiniz için herkese çok teşekkür ederim' şeklinde konuştu. SIRALARA OTURUNCA DUYGULANDILAR Konuşmaların ardından, davetliler, oyuncularla birlikte kurdelayı keserek, müzeye dönüştürülen sınıfa girdiler. Sınıfta, oyunculardan Adile Naşit, Kemal Sunal, Münir Özkul ve Halit Akçatepe'nin silikondan heykelleri bulunuyor. Sınıfa girenleri, kopya çekmek için sobanın içine girmiş olan 'Güdük Necmi' lakaplı Halit Akçatepe ve onun başında dikilen 'Kel Mahmut' lakaplı Münir Özkul'un silikon heykeli karşılıyor. Öğretmen masasının önünde dikilen Adile Naşit elinde zil çalarken, 'İnek Şaban' lakaplı Kemal Sunal ise sırasında otururken görülüyor. Duvarları film karelerinden fotoğraflarla süslenen sınıfta, hayatını kaybedenlerin fotoğrafları da oturdukları sıraların üzerine konuldu. Sınıfta sıralara oturarak fotoğraf çektiren oyuncuların, hayatta olmayan arkadaşlarının fotoğraflarına bakarak duygulandığı görüldü. Oyuncu Halit Akçatepe, duygularını, 'Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Çok güzel olmuş' sözleriyle dile getirirken, silikon heykeliyle ilgili olarak da, 'Münir abi kulağımdan çekerek sobadan çıkarıyordu. Ama şimdi sadece kafamı koymuşlar' dedi. Hababam Sınıfı oyuncuları daha sonra hep beraber 'Hababam güm güm güm' şeklinde slogan attı. Müzeyi gezen oyuncular çıkışta da okulun merdivenlerinde hatıra fotoğrafı çektirdi.  İstanbul/DHA
Mutfak Robotuyla Çelikten 100 Kat Güçlü Grafen Üretildi
Bilim insanları karbon atomlarının bal peteği şeklinde ve bir atom kalınlığında bir araya gelmesi ile oluşan grafen maddesini mutfak robotuyla elde edebildiklerini açıkladı. Olağanüstü özelliklere sahip bir madde olan ve endüstriyel anlamda çığır açabileceğine inanılan grafen çelikten 100 kat daha güçlü, ince ve esnek bir madde. İletkenliği bakırdan daha fazla ve plastiğin içine yüzde 1 oranında karıştırıldığında plastiği elektrik iletken hale getiriyor. Grafenin elektronik alanındaki silikonun yerine geçebileceği düşünülüyor. Bunun yanı sıra su ıslahı, petrol sızıntısı temizliği ve hatta çok daha ince kondom üretebilmek konusunda da faydası dokunabileceği düşünülüyor. Bilim insanları bir süredir bu olağanüstü maddeden büyük miktarlarda ve defosuz üretim yapabilmenin yollarını arıyor. İrlanda ve İngiltere'den bilim insanlarının oluşturduğu ekip grafen elde edebilmek için kurşun kalemlerde kullanılan grafit tozunu mutfak robotuna döküp ardından su ve bulaşık deterjanı ekleyerek yüksek devirde karıştırdı. Bu deneyin sonuçlar Nature Materials dergisinde yayınlandı. Grafit aslında gündelik hayatımızda kullandığımız çok basit bir eşyada bulunuyor: Kurşun kalemde. Kurşun kalemlerdeki kurşunu üretmek için kille karıştırılan grafit, grafen tabakalarının üst üste binmesinden oluşuyor. Trinity College of Dublin'den Jonathan Coleman ve meslektaşları birçok laboratuvar mikserini ve sıradan mutfak mikserini bu olağanüstü malzemeyi üretebilmek için denemişler. Ekip, bir solüsyon içinde hızlı bir şekilde dönen bir aletin kırpma etkisinin, ince grafiti oluşturan grafen tabakalarını iki boyutlu yapılarına zarar vermeden birbirinden ayırmaya yetecek yoğunlukta olduğunu göstermişler. Elbetteki bu deney evde denemeniz için değil. Gereken bulaşık deterjanı miktarı bir dizi farklı faktöre bağlı olarak belirleniyor ve daha sonra grafen içeren o siyah sıvının ayrıştırılması gerekiyor. Fakat araştırmacılar çalışmalarının grafeni ticari üretimde kullanma yolunda 'önemli bir adım' olarak nitelendiriyor. Araştırmacılar süreci hızlandırabilmek için Birleşik Krallık firması Thomas Swan için çalışmaya başlamış, amaçları yıl sonuna kadar her gün bir kilogram grafen üretebilecek bir pilot tesisat kurabilmek. 2010 yılında Manchester Üniversitesi araştırmacısı Andre Geim ve Konstantin Novoselov grafeni bularak Nobel ödülü kazandılar. İki bilim insanının grafitten grafen katmanlarını grafitten soyma yolu yapışkan bant kullanmaktı. Şu anda grafen, kimyasal buhar çöktürme yöntemiyle atom atom üretiliyor. Her ne kadar bu yöntemle metre ölçülerinde grafen tabakaları üretmek söz konusu olsa da, tabakalarda defolar meydana gelebiliyor bu da malzemenin kalitesini düşürebiliyor.
Bizans İmparatorluğu Hakkında 10 İlginç Gerçek
Bizans İmparatorluğu 1125 yıl boyunca ayakta kalan gelmiş geçmiş en büyük imparatorluklardan biridir fakat hakkında az şey bilinir. İlk başta Roma İmparatorluğunun doğu merkezi olan imparatorluk ve merkezi İstanbul, batı roma karanlık çağlara girerken kendine ait bir kültür oluşturabildi. Daha sonra da bu merkez rönesansı ve aydınlanmayı başlatan ana sebeplerden biri oldu. Çoğu tarihçi Bizans olmasa Avrupa'nın doğudan gelen İslam imparatorluklarına teslim olacağını düşünüyor.
Pharrell’den Yeni Video: 'Marilyn Monroe'
Pharrell Williams’ın yeni albümü G I R L‘den “Marilyn Monroe” adlı şarkısına çektiği yeni klibi yayınlandı. Pharrell klipte yine ünlü büyük şapkası ile yer alıyor ama bu defa şapkayı farklı reklerde de görmek mümkün. Klipte çok sayıda güzel kızın yanında Kelly Osbourne’da oynuyor. Dipnot TV
Reklam
Hobiler İş Hayatını Olumlu Etkiliyor
ABD’de bilim insanlarının çalışmaları, hobilerin iş yerindeki problemlere daha yaratıcı çözümler bulunmasını, aynı zamanda iş arkadaşları arasında ilişkiyi geliştirdiğini gösterdi. Bilim adamları, yaratıcı aktivitelerin yeni deneyimlerin yanı sıra yeni bilişsel yolların keşfedilmesini sağladığını, kontrol duygusunun gelişmesiyle de hobilerin iş yerinde problemlerin daha kolay atlatılmasına yardımcı olduğuna değindi. San Francisco Üniversitesi’nden Kevin Eschleman, yaptıkları çalışmanın, kişisel zamanda yapılanların iş yerindeki davranışlarla bağlantılı olduğunu gösteren ender araştırmalardan bir tanesi olduğunu vurguladı. 400′den fazla kişinin katıldığı araştırmanın sonuçları “Journal of Occupational and Organizational Psychology” dergisinde yayımlandı.haber kaynağı:  365haber.org/sağlık haberleri
Reklam
Reklam
Yeni Star Wars Filmi Abu Dabi'de Çekilecek
Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'deki medya şehri TwoForu54 yönetiminden yapılan açıklamaya göre, Star Wars filminin yeni serisinin Abu Dabi’de çekileceği Walt Disney’in film birimi başkanı Alan Horn tarafından doğrulandı ve filmin çekimlerinin Abu Dabi'deki yerel prodüksiyon firmalarının da desteğiyle yapılacağı kaydedildi.Henüz adı belli olmayan VII kodlu serinin yedinci filminin, 18 Aralık 2015'te vizyona girmesi bekleniyor.Çekimleri kısa süre içinde başlaması beklenen filmin yönetmenliğini Jeffrey Jacob Abrams'ın yapacağı, castı henüz netleşmiş olmasa da filmde Harrison Ford, Carrie Fisher, Billy Dee Williams ve Mark Hamill gibi ünlülerin oynaması bekleniyor.Çekimlerin altyapısını kuracak Abu Dabi Medya Şehri TwoForu54, geçen hafta başka bir Hollywood filmi olan Hızlı ve Öfkeli 7'nin çekimlerini tamamlamıştı. Medya Şehri yönetiminin uluslararası yapımlara yüzde 30 oranındaki maddi desteğinin Yıldız Savaşları'nın çekimlerini ülkeye getirilmesinde rol oynadığı ifade ediliyor.Tüm zamanların en iyi seri filmleri arasında yer alan Yıldız Savaşları'nın ilk filmi Yeni Bir Umut adıyla 1977'de yayınlanmıştı. İmparator ismiyle 1980'de ikincisi çekilen serinin, Jedi'ın Dönüşü 1983, Gizli Tehlike 1999, Klonların Saldırısı 2002 ve Sith'in İntikamı 2005 ile devam filmleri gelmişti. Disney Şirketi, Yıldız Savaşları'nın haklarını 2012 yılında Lucasfilm'den 4 milyar dolar karşılığı satın almıştı.TRT Haber
Reklam
Apple'ın İstanbul Mağazasındaki Sır
Büyük fikirler büyük ambalaj veya kutulara ihtiyaç duymuyor. Son dönemde insan merkezli tasarımlara sahip cihazlar daha az yer kaplıyor. Cihazların büyüklüğü ne kadar artsa da kullanıcılar kutuların daha az yer kaplaması için çaba harcıyor. Bu kültür bize fazla uzak değil.. Yaşar Kemal'in sokak çocuklarıyla röportajlarının yer aldığı ' Çocuklar insandır ' kitabında ' İnsan, evrende gövdesi kadar değil gönlü kadar yer kaplar ' sözüyle basit bir şekilde anlatıyor. İşte küresel teknoloji şirketleri insanların gönlüne yerleşmek için cihazların gövdesinin bile geri dönüşümlü üretilmesini istiyor. Kutular az yer kaplıyor Dünya Günü dolayısıyla tüm şirketler ne kadar az yer kapladığını anlatırken, Türkiye'de çocuklara armağan edilen 23 Nisan ile bu günün kıymetini daha çok bilmek zorunda. Çünkü onlara bırakılacak mirası hatırlamak güç değil. Yeni bir dijital oyuncakla buluşmanın en heyecanlı yanı kutunun açıldığını andır. Her metreküpte bilgi, detay ve incelik bulmak için kutunun içinde işe yarar parçalara bakın. Apple tüm ürünlerinin kutu tasarımlarında tüm ürünler ve parçalar daha az yer kaplayacak şekilde kutudan çıkıyor. Cihazlar çok hassas olsa da daha az yer kapladığı zaman daha az atık ve daha az maliyet oluşuyor. Apple karbon ayak izinin yaklaşık yüzde 98'inin doğrudan ürünlerle ilişkili olduğunu söylüyor. Kalan yüzde 2 ise veri merkezleri üzerinden oluşuyor. Daha çok gün ışığı İstanbul'da geçtiğimiz haftalarda açılan Apple Store en çok cam kullanılan mağaza olarak gün ışığını daha çok kullanıyor. Apple , asıl hedefinin her tesisinin enerjisini güneş, rüzgar, su ve jeotermal gibi yenilenebilir kaynaklardan sağlamak olduğunu vurguluyor. Bu nedenle yerinde enerji üretimine yatırım yapıyor, şehir şebekesi bağlı olmayan, yenilenebilir enerji sağlamaları için tedarikçilerle ilişkiler kuruyor ve çalışanların sayısı artsa bile enerji ihtiyacını azaltıyor. Apple veri merkezlerinin tümünde, Austin , Elk Grove, Cork ve Münih'teki tesislerinde ve Cupertino'daki Infinite Loop yerleşkesinde yüzde 100 yenilenebilir enerji kullanılıyor. Daha az enerji tüketmenin sırrı Her gün 10 bin 400 kilovat elektrik tüketimini yoğun kullanım saatlerinden yoğun olmayan kullanım saatlerine aktararak soğutucu verimliliğini artıran bir soğutulmuş su deposu sistemi Su depolamayla birlikte, geceleri ve havanın serin olduğu saatlerde deniz kıyısı ekonomizörüyle dışarıdaki 'ücretsiz' havanın kullanılması, zamanın yüzde 75'inden daha fazlasında soğutucuların kapalı olmasını sağlıyor. Hava akışı ihtiyaçlarını an be an tam olarak kontrol eden değişken hızlı fanlı soğuk hava tutma bölmelerinin soğutma dağıtımının yönetilmesinde yüksek hassasiyet Güç kaybını azaltarak verimliliği artıran yüksek voltajlarda güç dağıtımı Güneş ışığının maksimum yansıtılmasını sağlayan beyaz serin çatı tasarımı Hareket algılayıcılarla birleştirilmiş yüksek verimli LED aydınlatma İşlemler sırasında gerçek zamanlı güç izleme ve matematik analiz * Yüzde 14 oranında geri dönüştürülmüş malzemeden yararlanan, inşaat atıklarının yüzde 93'ünün çöp sahalarına atılmasını engelleyen ve satın alınan malzemelerin yüzde 41'ini şantiyeden en fazla 500 mil uzaklıktan tedarik eden inşaat süreçleri titizlikle uygulanıyor. Timur Sırt - Sabah
Süper Kahramanların Süper Aileleri
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı kutladığımız bu güzel günde sizlerle süper kahramanların süper aileleri temasına sahip, deviantart.com'da bulduğum çalışmaları paylaşmak istedim. Andry Rajoelina isimli Fransız tasarımcı tarafından yapılmış olan bu çalışmalar gerçekten etkileyici. Süper kahramanların aileleriyle bir bütün duruşlarını arkalarından gözlemlerken, yüzlerindeki ifadeleri merak ediyorsunuz. Aslında bu merakınızı Andry'nin çizimlerde ele aldığı karakterlerin ve çocuklarının vücut diline bakarak giderebilmeniz mümkün. Sizleri Andry'nin etkileyici çalışmaları ile baş başa bırakıyorum.  Favorim tabii ki Batman. Bu yazı Geekstra.com sitesinden alınmıştır.
Reklam
Led Zeppelin, Hiç Ortaya Çıkmayan İki Eski Kaydını Yayımladı
Led Zeppelin'in hiç kullanılmamış kayıtlarını ortaya çıkaran Jimmy Page: Parçaları uzun zaman sonra yeniden dinlemek, kendimize olan güvenimi artırdıTarihin en uzun soluklu rock gruplarından Led Zeppelin, daha önce hiç yayınlamadığı iki eski kaydını yayınladı. Efsanevi grubun ilk üç albümü de Haziran ayında yeniden Led Zeppelin hayranlarıyla buluşacak. 1970 yılında kaydedilen ve yeni yayınlanan kayıtlar, 'Whole Lotta Love'ın eski bir versiyonu ve blues klasiği 'Keys to the Highway'. Grubun vokalisti Robert Plant o yılları şöyle anlatıyor: 'Çok verimli yıllardı, birbirimizin yeteneklerini yeni yeni keşfediyorduk. Birlikte yeni şeyler deniyor, evde dinlemek isteyeceğimiz şarkılar yapıyorduk. Hiç bir şeyi önceden tasarlamıyorduk'. Arşivde iki buçuk yıl Grubun 70 yaşındaki gitaristi Jimmy Page, arşivlere daldı ve iki buçuk yıllık bir çalışmanın ardından, bu hiç yayınlanmamış kayıtları ortaya çıkardı. Page, eski parçaları yeniden dinleyince hissettiklerini şöyle anlatıyor: 'Parçaları uzun zaman sonra yeniden dinlemek, kendimize olan güvenimi artırdı. İyi olduğumuz inkar edilemez' Page, yeniden yayınlanacak albümlerde bir çok sürpriz olacağı sözünü veriyor. 'Reissue' albümler, Led Zeppelin'in bilinen şarkılarının alternatif versiyonlarını, canlı kayıtları ve tamamlanmamış parçaları da içerecek. Yıllardır grubun arşivinde duran parçaların hepsi, orjinal albüm kayıtları sırasında alınmış kayıtlar. Grubun eskiye dönüşü bu üç albümle sınırlı kalmayacak. Led Zeppelin, yayınlanmış dokuz stüdyo albümünün hepsini elden geçirip, kronolojik olarak yeniden yayınlamayı planlıyor. Led Zeppelin, tarihin en çok albüm satışına ulaşan gruplarından. 111 milyonu Amerika Birleşik Devletleri'nde olmak üzere dünya genelinde 300 milyona yakın albümü satıldı. Birleşme ihtimali 'sıfır' 1968 yılında kurulan İngiliz grup 1980 yılında, baterist John Bonham'in ölümünün ardından dağılmıştı. Ancak Led Zeppelin'e olan ilgi hala çok yoğun. Grubun hayattaki elemanları son kez yedi yıl önce Atlantic Records'un kurucusu Ahmet Ertegün anısında Londra'da düzenlenen konser için bir araya geldi. Yeni bir konser bekleyen Led Zeppelin hayranlarına ise şimdilik iyi haber yok. Grubun yeniden canlı performans sergileme şansı Robert Plant'e göre 'Sıfır'.T24
Onur Ünlü: "Sinema Yok Olacak"
Yönetmen Onur Ünlü ile artı 18 yaş sınırlaması ile gösterime giren yeni filmi 'İtirazım Var’ı konuştuk. Ünlü, 'İtirazım Var' ile yaşadığı süreci, Türk sinemasını, sinemanın geleceğini ve yeni projelerini Al Jazeera Türk’e anlattı. Onur Ünlü, son filmi ‘İtirazım Var’a yaş sınırı (+18) geldiği günün ertesinde İstanbul Film Festivali’nden ‘En İyi Yönetmen’ ödülünü kazandı. Yaş sınırı her an +15’e düşürülebilir. Başrolde boks yapan, antropoloji okumuş, bağlama çalan bir imamı oynayan Serkan Keskin de aynı festivalde ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödülünü aldı. Denetleme Kurulu birkaç gün içerisinde yaş sınırını daha da düşürebilir ama bir yandan da hayat geçiyor. Filmin gösterim günü an be an geride kalıyor ve sinemacılar için her seans çok önemli. Çünkü onlar ve elbette Onur Ünlü de filmleri izlensin ve daha çok insanla buluşsun diye film yapıyorlar. Sence filme neden 18 yaş sınırı getirildi? Açıkçası ben anlayamıyorum ama genel olarak duruşuyla ilgili bir sorun olmalı. Ben bu kararın siyasi değil, ahlaki olduğunu düşünüyorum ve bence bu daha kötü. Biz yine de itiraz ettik, itirazımız değerlendiriliyor ve belki de geri döner. Filmin belli bir yaşın altındakilere yasaklanmasına sebep olacak bir şey var mı içerikte? Bu nokta önemli. Çünkü benim bundan sonra yapacağım filmim yasaklanabilir ya da bundan sonraki bir filmime gerçekten +18 de verilebilir. Ama o sınırlamanın geleceği film, bu film değil. Zaten mesele de buradan çıkıyor. Bu şekilde denetlenmek bir yönetmen olarak sana ne hissettiriyor? Ben ancak benden daha ahlaklı ya da daha onurlu birisi tarafından ahlakımla ilgili denetlenmeyi kabul edebilirim. Ama bizi denetleyen insanlar kim, hiç bilmiyoruz ve tanımıyoruz. Meslekten insanlar oldukları söyleniyor ama biz onların mesleki yetkinliklerini de bilmiyoruz. Mesleki olarak da yaptığım işle ilgili benden daha yetkin biri olmalı. Bu karar prensip olarak umurumda değil ancak benim ve benimle çalışan insanların ekmeğiyle oynanıyor. Çünkü bu karar benim hem televizyon hem de vizyon satışını olumsuz yönde etkiliyor. Ben şu anda bununla ilgileniyorum. Yoksa o kurul da, Kültür Bakanlığı da total olarak umurumda değil. Ama benim filmime böyle davranan bir zihniyet, tarihi eserlere ya da diğer kültürel değerlere nasıl davranıyordur diye düşünüyorum. Yani benim filmime bu yaş sınırlamasını getirmekle, tarihi bir mozaik üzerine alçı sıvamak aynı şey. Filme yaş sınırlaması geldiğinde Cem Yılmaz da ‘itiraz’ edenlerden, tepki verenlerden biri oldu... Tabii, sağolsun o da destek oldu bize. Film Festivali’nin ödül gecesinde arkadaşlarımın, meslektaşlarımın üzerinde ‘Artı 18’e itirazım var’ yazılı çıkartma ile salonda oturmaları, jüri başkanı Derviş Zaim dahil herkesin bu çıkartmaları yapıştırması beni çok etkiledi. O günden beri de konuşuyoruz, neler yapabiliriz diye çünkü bu sadece benim filmime yapılan bir yasaklama değil, genel olarak bundan sonraki filmleri de tehdit eden bir anlayış. Bizim bu ahlak bekçiliği anlayışına karşı bir müdahalede bulunmamız lazım. Bu tip sınırlamalar, otosansüre neden olur mu zamanla? Benim bundan sonra yapacağım iki film de muhtemelen yaş sınırı olmaksızın yasaklanacaktır. Ama benim anlamadığım, bu tip bir karar çıkararak benim ya da bir başkasının film yapmasını engelleyecekler mi ya da caydırma yöntemi olarak bu mu kullanılıyor? Benim ne yapacağımı devlet belirleyemez, belirlememeli de. Bakın, ülkenin en değerli beyinlerinin bir kısmı bu film işinin içinde. Sinema üzerinden insanların mutluluğuna katkı yapmak isteyen bu insanlarla neden uğraşırsınız? Hayata dair para kazanmak, sosyal güvence, gelecek kaygısı gibi her şeyi bir kenara bırakmış bu insanların tek derdi iyi bir film yapmak ve bunu izleyiciye izletmek. Onlar olmadığında yerine ne koyacaksınız? Entelektüel olarak yoksunuz. Ne olmasını istiyorsunuz o zaman? Bu sorular yanıtsız. Anlamakta güçlük çekiyorum gerçekten. İYİ FİLM NADİR BİR ŞEYDİR Sanat kurumları geçmişlerine dönüp baktığı bir döneme girdi. Sinema açısından sence nasıl bir noktadayız Türkiye’de? Türk balesinden daha ileride olduğumuzu düşünüyorum sinemacılar olarak. Türk balesi diye bir şeyi söylerken bile kulağa ters geliyor. Benim ilk filmim ‘Polis’ 2007 yılında çıktığında o yıl gösterime giren Türk filmi sayısı 16’ydı. Geçen yıl 83 film vizyon gördü ve görmeyenlerle birlikte 100’ü buluyor bu rakam. Mesela 16 filmin içinden çok iyi beş film çıkma olasılığı 100 filmin içinden beş iyi film çıkma olasılığından daha düşük. Neticede senede zaten en fazla beş iyi film yapılabilir ki iyi film zaten nadir bir şeydir. Dünyada da böyledir. Türk sineması diye bir şey var mı peki? Türk ya da Türkiye sineması diye bir şeyden şimdilik bahsedemeyiz. Çünkü ortak bir duygu, ortak bir hal ya da zamanın ruhu dediğimiz şey etrafında film yapılmıyor, yapmıyoruz. Herkes kafasına göre bir şeyler yapıyor ve bir hengame oluşuyor. Ben de o hengame kuşağının içerisindeyim. Ama bu bir zaman sonra geçecek. Daha seçilerek yapılacak işler. Bizim filmlerde güzel planlar oluyor ama bir bütünlük yok, bunun nedeni nedir? Bütünlük duygusunu yakalamak kolay değil. Bir insan uyumak dışında hiçbir şeyi 100 dakika boyunca yapamaz. Ama 100 dakika boyunca bir filmi izleyebilirsin. İnsanları kapalı bir yere koyup, 100 dakika boyunca bir şeye baktırtmaya devam etmen gerekiyor. Bu kolay sağlanabilecek bir şey de değil. Özellikle bugün senin de bildiğin gibi çok fragmantal bir düşünce yapısı var ve insanlar ‘anlık’ bir fikri meşrulaştırarak sanat eseri ürettiğini iddia ediyor. Epik anlatım biçimi yok olmak üzere. Bunun yerine anlık düşünceler iş yapar haline geldi. İzleyici de bir anda karşısındaki esere bakıp onu üç, beş saniye içinde tüketip sonraki esere geçiyor. Böyle bir zamanda bir filmi 100 dakika içinde bütünlüklü olarak anlatmak iyice zorlaşıyor. TEVHİD ÜZERİNE DÜŞÜNMEMİZ GEREKİR O bütünlük için ne yapmak lazım? Peki, şöyle anlatayım, mesela ‘Tevhid’ meselesi üzerine düşünmemiz gerekir. Birlik ve bütünlük duygusu, her şeyin bir yandan da parçalanamaz bir bütünü oluşturduğu fikrini unutmamalıyız bence. Bundan uzaklaşınca film de dağılıyor, akıllarımız da dağılıyor. Sen Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan bütçe almıştın ve sonra geri verdin. O süreç nasıl gelişti? Ben bir film için para almıştım ve o filmi çekemedim. Çekmeyince de parayı götürüp geri verdim. Tabii ki tek seferde ödeyemedim ama 12 ay boyunca faiziyle birlikte aldığım parayı iade ettim. Bir daha da Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan destek filan istemedim. SİNEMA, İNSANLIK TARİHİNDE HOŞ SEDA OLARAK KALACAK Sence sinema Doğu kültürüne yabancı bir sanat dalı mı ? Ben sinemanın sadece Doğu kültürüne değil, Batı kültürüne de ait olmadığını düşünüyorum. Sinemanın insana ait olmadığını düşünüyorum. Önümüzdeki 50, en fazla 100 sene içerisinde yok olup gideceğine inanıyorum. Mesela geçenlerde bir yerde karşılaştım. Yanılmıyorsam Hititler döneminde yapılan ve üstün bir sanat tekniği, becerisi örneği olarak kabul edilen bir süsleme biçimi var. Şu anda kimsenin bununla ilgilendiği yok. Sinema da bunun gibi insanlık tarihinde hoş bir seda olarak kalacak. Zaten daha 100 yıllık bir mevzu ki koca insanlık tarihinde bir hiç ölçüsündedir. Sinema neye dönüşecek ? Evde kendi başımıza yaptığımız bir hale gelebilir mesela. Düşünsene Johannes Gutenberg 1450’de ilk kez modern matbaa tekniğini bulduğunda insanlığın kaderi değişmişti. Oysa şimdi evde internetten ya da kendi olanaklarımızla bir şeyler yazıp basabiliyoruz, büyük matbaa makinalarına ya da onları kullanacak insanlara ihtiyacımız yok. Sinema da belki böyle bireysel bir hale dönüşebilir. O zaman ‘Ben ne yapıyorum’ demiyor musun? Sürekli olarak diyorum. Ama mafya gibi oldu sinema benim için, girdim çıkamıyorum. Elimi verdim, kolumu alamıyorum. Bana yardım edin. TÜRKİYE’DEN İKİ ŞEY ÇIKMIYOR: SENARİST VE KALECİ Günlük yaşam politikası sanatçıları ne kadar etkiliyor ? Genel olarak sanat eserlerinin günlük politikayla kurduğu ilişkinin onu zedeleyeceğine dair yaygın bir kanı var ve ben de buna katılıyorum. Ancak bu aşılabilir aynı zamanda. Mesela ‘İtirazım Var’da bunu aşmaya çalıştık. Filmdeki göndermeler hem bugünün hem de 1400 sene evvelinin ve belki bundan sonrasının da sorunlarına dair ya da en azından izleyenlerin söylediği bu. Bir sanat eserinin yaşadığımız güne dair noktalara değinirken o noktaların cihanşümul olmasına da dikkat etmek gerekiyor. Sanatçı olsun olmasın insanlar çok fazla politize oldu. Politize olmayanlar günlük hayatın dışında mı tutuluyor? Politize olmak senin günlük hayatta işini kolaylaştırır, seni çok kolay bir şekilde konumlandırır ve günü kurtarmanı sağlar. Ama şunu unutma, Türkiye’den iki şey çıkmıyor: Bir senarist, iki kaleci. Çünkü herkes gol atmaya çalışır. Ya yönetmen olmak isterler ya da santrafor. Sinemaya sadece yazar olarak -ben dahil- destek vermek kimseyi kesmez. Bu bulunduğumuz yerin Ortadoğu olmasından ve sadece bize özgü olup, kimsenin anlayamayacağı o tatlı gerilimle yaşamamızdan kaynaklanır. Bu bir telaş yaratır, yarın ne olacağımızı hatta bir an sonra ne olacağımızı biz gerçekten de bilmiyoruz. HAKİKATLE ARAMIZDA 700 PERDE VAR Yine de sanatçıyla sanat yerine politika konuştuğumuz bir ortamdayız... Bu konumlandırma telaşı içinde meselenin özünden uzaklaşıyoruz işte. Mevlana, hakikatle aramızda 700 perde olduğundan bahseder. Günlük politika bence bu 700 perdeden biri sadece. Filmde, devletin din adamları Selman Bulut tarafından ister istemez dışlanıyor. Dinin mahrem ve kişiye özel tarafına neden vurgu yapmak istedin? Bir insanın dini inancını sormak ya da bunu araştırmak en temel nezaket kuralına aykırı en başta. Fakat şu an içinde bulunduğumuz iktidarla birlikte korkunç bir nezaketsizlik içerisindeyiz. İnanan ve inanmayan ayrımına gidildi ve bu inanan biri olarak beni çok rencide ediyor. Çünkü ben belirli bir iletişimde olduğum herhangi birinin dinini, milletini hiç düşünmedim. Fakat şu anda bu devletin bekasıyla doğrudan ilişkilendirilen bir şey gibi gösteriliyor. İdeolojilerinden emin olmadıkları için sürekli korkuyorlar ve korktukça daha fazla şey öğrenmeye çalışıyorlar. Çünkü kendi ideolojileriyle insanlar arasında sevgi, saygı, ruh birliği ve bağı olmadığının ve olamayacağının farkındalar.Bedia Ceylan Güzelce/Al Jazeera
16 Resimle Jen Mann'ın Renkli Dünyası
Sanatçımızın adı Jen Mann. Sanatçımızın Mayıs 2010 ve Ekim 2011 tarihlerinde sergilerinde sergilediği resimlerden biraz derleme yaptık ve beğenilerinize sunduk. Gerçekten yetenekli bir şahsiyet.
Hızlı ve Öfkeli'de Paul Walker'ın Rolünü Kardeşleri Üstlenecek
Çekimleri, Paul Walker’ ın geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmesi nedeniyle yarım kalan Hızlı ve Öfkeli (Fast & Furious) serisinin son filminde ABD’li aktör yerine kardeşleri rol alacak. 2013′ün Aralık ayında kaza yapması sonucu arabasının içinde yanarak can veren Paul Walker’ın oyunculuk bayrağını kardeşleri Caleb ve Cody devralıyor. Çekimlerine geçen sene başlanan fakat yıldız oyuncunun ölümü nedeniyle ara verilen Hızlı ve Öfkeli serisinin yedinci filminde Walker’ın eksik kalan sahneleri bu şekilde tamamlanacak. FF7 adlı ekip dünyada ilk kez denedikleri bir teknolojiyle iki kardeşin sesinin kullandıkları program sayesinde Walker’a benzetmeyi başardıklarını açıkladı. İki kardeşin de sahnelerde tek tek denenerek hangisinden iyi sonuç alınırsa o sahnede o kardeşin kullanıldığı belirtildi.Diken
Reklam