İngiltere’nin başkenti Londra’da bulunan sanat merkezi Southbank Center, son 50 yılın en büyük aşk şiirlerini seçti. Suudi Arabistan’dan Nijerya’ya 30 ülkeden ozanın bulunduğu listede Nâzım Hikmet'in Severmişim Meğer şiiri de var. Southbank Center’ın şiir dalında uzman kadrosu tarafından yapılan seçimde, özellikle modern döneme odaklanıldı. Liste üzerinde bir yıl çalışan ekipten James Runcie, “Gerçekten uluslararası ve üslup bakımından da çeşitlilik barındıran bir liste oldu. Zor olan, sadece 50 şiir seçmekti” dedi. Türkçe okunacak Şiirler, 20 Temmuz’da Southbank Sanat Merkezi’nde düzenlenecek ve ‘benzersiz’ olarak tanımlanan bir etkinlikte okunacak. Okumalar, aralarında şairlerin, aktörlerin olduğu 50 farklı kişi tarafından gerçekleştirilecek. Nâzım Hikmet’in ‘Severmişim Meğer’ adlı eseri gibi bazı şiirler anadillerinde seslendirilecek. Etkinlik, İngiliz şair Ted Hughes’un 1967’de başlattığı, iki yılda bir düzenlenen Uluslararası Şiir Festivali ile Aşk Festivali’nin bir parçası olarak düşünüldü. Severmişim meğer Prag-Berlin treninde pencerenin yanındayım akşam oluyor dumanlı ıslak ovaya akşamın yorgun bir kuş gibi inişini severmişim meğer akşamın inişini yorgun kuşun inişine benzetmeyi sevmedim toprağı severmişim meğer toprağı sevdim diyebilir mi onu bir kez olsun sürmeyen ben sürmedim Platonik biricik sevdam da buymuş meğer (...) zifiri karanlıkta gidiyor tren zifiri karanlığı severmişim meğer kıvılcımlar uçuşuyor lokomotiften kıvılcımları severmişim meğer meğer ne çok şeyi severmişim de altmışında farkına vardım bunun Prag-Berlin treninde yanında pencerenin yeryüzünü dönülmez bir yolculuğa çıkmışım gibi seyrederek haber+1
Parisli fotoğrafçı Sebastien Lifshitz'ın arşivinden siyah-beyaz dönemde eşcinsellik... Tüm dünyada eşcinselliğin bugünküne göre çok daha büyük bir tabu olduğu, eşcinsellerin kimliklerini ve yaşamlarını hayatları pahasına saklamak zorunda kaldığı dönemlerden etkileyici fotoğraflar
Turgut Uyar’ın ölümü üzerine Ferhan Şensoy söylediği sözleri aramızdan ayrılışının 14. yılında Kemal Sunal için söyleyelim istedik: Çok komiksin Azrail, hiç Kemal Sunal ölür mü?’ Sevgi ve saygı ile anıyoruz...
Endemik türler arasında bulunan ve Van’ın Erciş ilçesinde yaşayan Van kertenkelesi koruma altına alınıyor. Bu yıl Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın öncelikli korunacaklar listesine giren Van kertenkelesi için Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından proje hazırlandı. Proje kapsamında iki uzman sürüngenci bölgeye giderek krtenkele yakalamaya çalıştı. Van’ın kedisi ve balığının ardından kertenkelesi de koruma altına alınıyor. Alman ve Rus bilim insanları tarafından 1994 yılında keşfedilen ve bir daha izine rastlanmayan kertenkeleler, bu yıl Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın öncelikli korunması gerekenler listesine girince, bakanlığa bağlı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü proje hazırladı. Proje kapsamında 165 gün çalışma yapacak bilim insanları ilk olarak Van kertenkelelerini doğal alanlarında incelemeye başladı. KERTENKELE YAKALAMAK İÇİN BÜYÜK ÇABA GÖSTERDİLER Dünyada sadece Van’ın Erciş İlçesi’nde yaşayan Van kertenkeleleri araştırma projesinde sürüngen konusunda uzman olan adıyaman Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Mehmet Zülküf Yıldız ile Dr. Bahadır Akman görev aldı. Kertenkelelerin 1994 yılında görüldüğü Zilan bölgesine giden iki uzman sürüngenci, Orman ve Su İşleri Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Van Şube Müdürü Yunus Bakıcı eşliğinde kayalıklar arasında kertenkele yakalamaya çalıştı. Büyük uğraşlar sonrası yakaladıkları Van kertenkelelerini inceleyecek bilim insanlarının bilgileri doğrultusunda koruma eylem planı hazırlanacak.Alan çalışmasına katılan Van Doğa Koruma Milli Parklar Şube Müdürü Yunus Bakıcı, projenin alan ve literatür çalışması olmak üzere iki bölümde yürütüleceğini söyledi. Projenin korumaya yönelik planın hazırlanmasına rehberlik edeceğini belirten Bakacı, 'Türe ve yaşam alanlarına yönelik tehditler belirlenecek. Projenin sonunda kapsamlı bir çalıştay düzenlenecek. Türün korunmasına yönelik eylem planı masaya yatırılacak. Kertenkelelerin popülasyonu sürdürebilmesi için tedbirler görüşülecek' dedi.Osman BEKLEYEN/VAN, (DHA)
Bu deney için iki çatal,bir kürdan ve bir bardak gerekiyor.Ve deney sonunda oraya çıkan manzara gerçekten herkesi şaşırtıyor!Çatallar sadece minicik bir kürdanın ucunda havada yere değmeden dans ediyor sanki!
Yaşanılabilir gezegenler listesine, 16 yıl ışık yılı uzaklıkta yeni bir gezegen eklendi. Ancak Gliese 832c'nin atmosferi insanoğlunun hayallerini suya düşürebilir. Kırmızı Cüce yıldızının yörüngesinde dönen yeni keşfedilmiş gezegen Gliese 832c’nin de tıpkı Dünya’nın Güneş ’ten aldığı miktarda enerji aldığı belirtiliyor. Bu özelliği sayesinde bugüne kadar keşfedilenler arasında dünyaya en çok benzeyen gezegen unvanını alan Gliese 832c, bilim dünyasında büyük heyecan yarattı. Avustralya’da faaliyet gösteren New South Wales Üniversitesi’nden Dr. Robert Wittenmyer’in liderliğindeki bir grup uluslararası gökbilimcinin keşfettiği “Süper Dünya” gezegenimizden sadece 16 ışık yılı uzaklıkta bulunuyor. Gliese 832 isimli Kırmızı Cüce yıldızı, kütle ve çap olarak Güneş’in yarısı kadar ve Grus takımyıldızında bulunuyor. 2009 yılında da Gliese 832’nin yörüngesinde Jüpiter’e benzeyen soğuk bir gezegen bulunmuştu. Atmosferiyle ilgili bilinmezlik Ancak gezegenin tahmin edilenden çok daha sıcak olabileceği ve süper Dünya'dan çok Süper Venüs olabileceği belirtiliyor. Gliese 832C'nin atmosferinde henüz hangi kimyasalların olduğu bilinmiyor. Bu nedenle gezegenin su içerip içermediği bilgisi de mevcut değil. CNN TÜRK
3 sezon boyunca bağladı bizi TV'ye pazartesi sendromu onlarla atlattık.Bazen İsmail Abi olduk bazense terkedilen İskender ama bir parçamız Mecnundu hep..Bu dizi sadece Ali Atay'ı büyük bir oyuncu yapmadı onu Burak Aksak'ın deyişiyle Rockstar'da yaptı..Bu arada dizide çokca Ferdi Tayfur şarkısı bulunmasının nedeni telif yok..
Yatağınız da eşinize sarılarak mı yatıyorsunuz yoksa aranızda mesafe mi koyuyorsunuz bu davranışlar ilişkiniz hakkında bilgi veriyor. Edinburgh Uluslararası Bilim Festivali’nde yapılan araştırma sonucuna göre, eşi ile yatakta arasında 3 santimden daha az mesafe koyanlar, yatağın her iki ucunda ayrı ayrı yatanlara göre daha kaliteli ve mutlu bir ilişki yaşıyor. Hertfordshire Üniversitesi’nde, 1000 ile 1500 kişi arasında yapılan anket çalışmasında, insanların uyku alışkanlıklarının ilişkileri ile bağlantısı incelendi, ve neredeyse doğrudan bir bağlantısı var. Çiftler arasında 70 santimden fazla uzaklık olanların sadece yüzde 66′sı aralarındaki bağdan memnunken, aralarında daha kısa mesafe olan, yani kucak kucağa uyumayı seçen çiftlerin yüzde 86′sı ilişkilerinde çok mutlu. Diğer yandan dokunmak da çiftlerin mutluluklarının artmasını sağlıyor. Gece boyunca birbirlerine dokunmadan uyuyanların sadece yüzde 68′i mutluyken, uyku esnasında birbirine dokunmaktan kaçınmayan çiftlerin yüzde 94′ü mutlu bir ilişki yaşıyor. Araştırmaya göre çiftlerin sadece yüzde 12′si birbirlerine 2,5 santimden yakın mesafede dururken, çiftlerin yalnızca yüzde 2′si 75 santimden daha uzak yatıyor. Bu durumda çoğunluk, bu iki ölçünün ortasını tercih ediyor. Ne çok yakın ne de çok uzak…
26- kez düzenlenen National Geographic ''gezgin'' temalı fotoğraf yarışması başladı ve fotoğraf kabul süresi 30 Haziran 2014 tarihi itibarıyla doldu. Birbirinden güzel ve etkileyici fotoğrafların katıldığı yarışmada ödüller ise şu şekilde; Birinci olan kişi National Geographic ekibi ile Alaska'da 8 günlük bir deneyim yaşama şansı yakalayacak. İkinci olan kişi Santa Fe'deki National Geographic fotoğraf atölyesinde 5 gün geçirecek. Üçüncü olan kişi ise Maine yelkenlisinde altı günlük bir seyir geçirecek. İşte yarışmaya katılan 25 harika fotoğraf... İyi eğlenceler dileriz...
Fotoğrafçılığın henüz yaygınlaşmaya başladığı ve oldukça lüks sayıldığı 19. yüzyılın sonlarında,özellikle Avrupa ülkelerinde görülen,ölülerin defin öncesi hatıra amaçlı fotoğraflanma işlemidir. Kimi zaman salgın hastalıklar, kimi zaman savaşlar nedeniyle genç yaşta ölümlerin arttığı bu dönemde ölülerin hazırlanarak fotoğrafının çekilmesi gayet normal karşılanmaktaydı. Nadir de olsa çok sevilen evcil hayvanların da bu şekilde örnekleri mevcuttur.
Osmanlı padişahları denilince genellikle gözümüzün önüne gürleyen ve savaş meydanlarında kılıcını çekip cengaverlik yapan siyasi-askeri liderler gelir. Oysa gayet tabiidir ki, onların da her insna gibi duygusal-estetik bir hayatları vardı.
1991 yılında kurulur, ilk ismi The Rain'dir grubun sonra Noel Gallagher katılınca Oasis ismini alır.Aslında müzik tarzı olarak olmasada giyim ve fotoğraflarda bi Beatles'da andırmıyo değiller..
1958 Eurovision Şarkı Yarışması'nda İtalya'yı temsil etmiştir ve yarışmada 13 puanla üçüncü olmuştur .Gipsy Kings in sevilen şarkısı Volare'nin orijinalini dinlemek isteyenlere...
Sylvester Stallone’nin efsaneleştirdiği film Rambo, 5. bölümüyle 6 yıllık aranın ardından yeniden! Rambo, serinin 5. filmi ile geri dönüyor. Stallone’nin hem yazıp hem oynayacağı bu yeni film ile seriyi yeniden canlandırmayı amaçladığı dile getiriliyor. 2009 yılında vizyona girmesi planlanan Rambo 5 sonradan çeşitli sebeplerden dolayı rafa kaldırılmıştı. Peşinden efsanevi filmi diziye dönüştürme çalışmalarına ağırlık verilmiş; fakat bu girişimden de net bir sonuç alınamamıştı. Film eleştirmenlerinden Stallone’nin donuk oyunculuğu nedeni ile negatif yorum alsa da, Rambo karakteri şu ana kadarki en fazla sevilen film karakterlerinden bir tanesi olmaya 1982 yılından beri devam ediyor.haber kaynağı: sanatrehberi.info/ sinema
Yaşam kaynağımız Güneşten gelen ışık ve ısı olmasaydı Dünya’da hiçbir canlı türü oluşamazdı. Dünyamız Güneş’e 150 milyon kilometre uzakta olmak yerine çok daha yakın olsaydı radyasyon ve yüksek ısı Dünyamızı kavurur denizlerin, atmosferin ve hayatın oluşmasına izin vermezdi. Peki Güneş bu hayati enerjiyi nasıl üretiyor ? Güneşimiz Dünya’mıza Güneşten ışık hızı ile 8 dakikada gelen bu enerjiyi çekirdeğinde yüksek basınç ve sıcaklıkta nükleer füzyon diye bilinen bir doğal olayla üretir. Nükleer füzyon elementlerin atom çekirdeklerinin birleşerek başka bir element ve enerji üretmeleridir. Atom çekirdeği düzeyinde birleşmenin yani nükleer füzyonun gerçekleşebilmesi için çok yüksek basınç ve ısı ortamı gerekir. Bu nedenle nükleer füzyon Dünyamızdaki normal koşullarda gerçekleşemez. Ancak Güneşimiz ve yıldızların çekirdeklerinde gerçekleşerek ısı ve ışık yanında evrendeki elementleri de oluştururlar. Güneşin çekirdeğinde ısı 15 milyon derece Celsius, basınç ise Dünya’da deniz seviyesindeki hava basıncının 340 milyar katıdır. Bu basıncı yaratan Güneş’in yerçekimi gücüdür ( gravity). Peki nükleer füzyon neden sadece yüksek basınç ve ısı ortamında gerçekleşebilir ? Bunun sebebi atomların çekirdeğinde bulunan protonların + yüklü olmaları ve elektromanyetik güç ile birbirlerini itmeleridir. Çekirdekteki protonları birbirlerini itmelerine rağmen bir arada tutan çekirdekte bulunan kuvvetli nükleer güçtür. Bu güç protonların birbirlerini itmelerine üstün gelerek onları tutkal gibi birbirine yapıştırır. Ancak farklı elementlerin atomlarını çekirdek düzeyinde birleştirmeye kalkınca da birleştirilmeye çalışılan elementlerin protonları da birbirlerini iterler. Tıpkı mıknatısların benzer kutuplarını birbirlerine yaklaştırmaya çalıştığımızda birbirlerini ittikleri gibi. Atom çekirdeklerindeki protonların bu birbirlerini itmelerini yenebilmek için çok yüksek basınç ve ısı bu nedenle gereklidir. Çekirdekte bulunan nötronlar yüksüz oldukları için bir itme yapmaz ve nükleer füzyonu etkilemezler. Çekirdek etrafında dolanan eksi yüklü elektronların da nükleer füzyon açsından bir etkileri yoktur. Güneşimiz Hidrojen ve Helyum elementlerinden oluşur. 5 milyar yıldır Güneş Hidrojen’i nükleer füzyon ile Helyum’a dönüştürmektedir. Daha spesifik olarak aşağıdaki resimde görülen Hidrojen izotopları ( izotop = proton sayısı aynı nötron sayısı farklı elementler) Deuterium ( çekirdeğinde bir proton ve bir nötron) ve Tritium ( çekirdeğinde bir proton ve iki nötron ) nükleer füzyon ile Helyum elementine dönüşür. Oluşan Helyum’da her iki proton yer alır ama şekilde görüldüğü gibi 3 nötrondan ikisi Helyum çekirdeğine girerken bir tanesi atılır. Buna ilaveten ısı enerjisi ve fotonlardan oluşan ışık enerjisi de oluşur. Peki nükleer füzyon olurken Helyum’un oluşmasını anladık ta bu enerji nasıl meydana gelir ? Nükleer füzyondan sonra oluşan Helyum atomunun çekirdeğindeki proton ve nötronları bir arada tutmak için gerekli olan kuvvetli nükleer güç miktarı nükleer füzyondan önce Hidrojen izotopları Deuterium ve Tritium’un çekirdeklerini ayrı ayrı bir arada tutmak için gerekli olan kuvvetli nükleer gücün toplamından azdır. Aradaki fazlalık, enerji olarak serbest kalır. Bunu da Dünya’nın en ünlü formülü Einstein’ın bulduğu e = mc kare izah eder. Bu formüle göre enerji ve madde birbirine dönüşebilmektedir. Nükleer füzyon maddenin bir kısmının enerjiye dönüştüğü doğal olaylara en iyi örneklerden biridir. GÜNEŞ NASIL YOK OLACAK ? Güneşimiz bize yaşam veren ve ışık hızı ile 150 milyon kilometre uzakta olan Dünyamıza 8 dakikada gönderdiği enerjiyi (ısı ve ışık) bu şekilde 5 milyar yıldır üretiyor. Ama bu hep böyle olmayacak. Bir gün Güneşin Hidrojen stoku çok azalacak nükleer füzyon yaparak Helyum ve enerji üretme gücü azalacak. 5 milyar yıldır Güneş’in yerçekimi gücü Güneş’in dış katmanlarını çekirdeğine doğru çekiyor, nükleer füzyon ise zıt yönde basınç yaratarak Güneşin çekirdeğine doğru çökmesini engelliyor. Yerçekimi gücü ile nükleer füzyon arasındaki mücadele Güneş’i 5 milyar yıldır dengede tutuyor. Ama azalan Hidrojen sebebiyle Güneşin nükleer füzyon gücü azalınca bu bilek güreşini Güneşin yerçekimi gücü kazanmaya, nükleer füzyon kaybetmeye başlayacak ve Güneşin dış katmanları Güneşin merkezine doğru çökmeye başlayacak. Bu çöküş Güneşin çekirdeğinde yarattığı sıkışıklıkla müthiş bir karşı basınç yaratacak ve bu da bir patlamaya dönüşecek. Bu nedenle Güneş hızla genişleyerek bir kırmızı deve dönüşecek. Bu kırmızı dev öyle bir genişleyecek ki en yakınındaki gezegenler Merkür, Venüs ve maalesef Dünyamızı da içine alıp kavuracak. Bu olay hem Dünyamızın hem de Güneşin hayatlarının sonu olacak. Güneş sonra tekrar çöküşe geçerek bir beyaz cüce olacak ve hayatı sona erecek.teknolojioku