Bu Hafta 5 Yeni Film Vizyonda
KAHRAMAN ŞÖVALYE JUSTIN Manuel Sicilia'nın yönettiği animasyon filmi 'Kahraman Şövalye'nin seslendirmelerini Freddie Highmore, Antonio Banderas, James Cosmo ile Charles Dance yaptı. Filmde bürokratların yönettiği ve şövalyelerin yasaklandığı bir krallıkta yaşayan Justin'in maceraları izlenebilecek.
Sadece Renkli Saçlı Kızların Anlayacağı 10 Durum
Sarı, kızıl, siyah falan derken saç boyası sektörü aldı başını gitti. Artık mavi, pembe, mor gibi pek çok renk seçeneği de mevcut. Ancak saçınızı bu renklerden birine boyatırsanız karşılaşmayı göze almanız gereken bir kaç sinir bozucu durum var.
Reklam
Reklam
Yüzlerce Andy Warhol Filmi Vizyona Girmeye Hazırlanıyor
Warhol Müzesi’nin tozlu raflarında unutulmaya yüz tutmuş yaklaşık 500 adet kısa ve uzun metrajlı Andy Warhol filmi, dijital formata aktarılıyor. Daha önce gün yüzüne çıkmamış yüzlerce Andy Warhol filminin kamulaştırılacağı açıklandı. 1000 küsür rulo içinde bulunan 16mm’lik filmler kalitelinin de kalitelisi olan 2K görüntü formatına çevrilecek ve festival gösterimleriyle hayranlarıyla buluşması sağlanacak. Museum of Modern Art ve Warhol Müzesi’nin işbirliğiyle 2K’ya çevrilecek filmlerin gösterimleri çok yakında gerçekleşecek. Birçok kayıp eserinin olduğu bilinen sanatçının 1985 yılında Amiga’nın grafiksel yeteneklerini göstermek için yaptığı deneysel çizimlerin yaklaşık 30 yıl sonra bir diskette fark edilerek karşımıza çıkmasının üzerinden çok geçmedi. Warhol Müzesi baş arşivcisi Matt Wrbican’ın açıklamasına bakılırsa bunun gibi daha birçok sürpriz bizleri bekliyor.Play Tuşu
Ebola Salgını ve Denek Olarak Kullanılan Halklar
Şubat ayından bu yana Batı Afrika’da Ebola vakaları sebebiyle 1000’in üzerinde ölü olması uluslararası sağlık örgütlerini ve pek çok ülkeyi alarma geçirdi. Yeryüzündeki en ölümcül virüslerden biri olarak kabul edilen Ebola’nın henüz başarıya ulaşmış bir tedavisi yok. Hastalık primatlarla ortak bir bulaşıcılığa sahip ve kan ya da vücut salgıları yoluyla bulaşabiliyor. Üç haftaya kadar uzayabilen kuluçka süresi olan hastalık, ilk belirtilerini mide ağrısı, kusma ve yüksek ateşle gösteriyor. İshal, deri döküntüsü ve yüz bölgesindeki olası kanama semptomları ise hastalığı daha da korkutucu kılıyor. Şubat ayından bu yana Batı Afrika’da Ebola vakaları sebebiyle 1000’in üzerinde ölü olması, özellikle hastalığın Gine, Sierra Leone ve Liberya’nın ardından Nijerya’ya sıçramasıyla birlikte uluslararası sağlık örgütlerini ve başta Batı Afrika ülkeleri olmak üzere pek çok ülkeyi alarma geçirdi. Pek çok hava firması seferlerini durdurdu, ticaret sınırlandırıldı ve denetimler arttırıldı. Bölgeye yönelik temel politikayı, salgını karantinaya almak ve bu ülkeleri tecrit etmek oluşturuyor. Türkiye’de ise iki gün önce Atatürk Havalimanı’nda bir Nijerya yolcusunun yüksek ateş ve kusma belirtisi ile hastaneye kaldırılması basında yer aldı. Bu arada ölümcül bir salgına karşı alınan önlemlerin yetersizliği de Türkiye’nin sağlık politikalarını bir kere daha sorgulamak gerektiğini akla getirdi. Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre yayılma hızının yüksekliği sebebiyle son 40 yılın en tehlikeli salgını yaşanırken, WHO bölgede deneysel ilaç ve aşı kullanımını etik bulduğunu ilan ederek, kullanıma yeşil ışık yaktı. Hem tecrit yöntemleri, hem de deneysel tedavilerin kullanımına onay verilmesi pek çok soruyu da beraberinde getiriyor. Salgınlara karşı alınan temel “önlem”, ülke ve bölgeleri tecrit etmek ve hastalığın yayılımını engellemek üzerine kurulu; batılı devletler uzun süreli bir sağlık yatırımı ya da araştırma bütçeleri yerine salgın dönemlerinde kendilerini güvende tutacak ekonomik yardım paketlerini tercih ediyor. Bu toplu ve ani müdahaleler, “X devletinden Y milyon dolarlık yardım paketi” şeklinde medyada yer aldığında kendi kamuoylarında da vicdani bir rahatlamaya sebep oluyor. Bir salgındaki temel yaklaşımlardan birisi olmasına karşın bu yaklaşım, ekonomik olarak zaten kötü durumdaki ülkelerde açlığın (ve çöp yeme gibi davranışların) artmasına sebep olabileceğinden tehlikeli olabilir. Aynı zamanda şirketler de kendiliğinden bölgedeki aktifliğini azaltma eğiliminde. Bu tedbirin hastalığın özellikle “batı ülkelerine” sıçramasını engellerken, diğer yandan bölgedeki yaygınlığını arttırıcı bir etkisi olabilir. İnsanlığın ilerlemiş üretim tekniklerine ve bilimsel gelişmeye tezat biçimde açlık ve yoksulluğa mahkûm kalmış bölgeleri, salgın hastalıklar konusunda da bir başlarına bırakılıyorlar. Ebola ilk kez tanımlandığı 1976 yılından beri bölgede ortaya çıkan salgınlarda bugüne kadar üç bine yakın insanın canını almış durumda. Teknik zorlukların ötesinde hastalığa tedavi ve aşı araştırmaları konusunda ilaç firmaları oldukça isteksiz, çünkü kar amaçlı çalışan bu şirketlerin gözünde görece az sayıda insanın hastalanması ve bölgenin yoksulluğu sebebiyle araştırmalar verimli bir yatırım değil. Ebola karşıtı aşı üretiminde en umut verici çalışmalardan birine ev sahipliği yapan ABD’deki University of Texas Medical Branch’tan virolojist Thomas Geisbert Scientific American dergisine yaptığı, araştırmasına kaynak bulma umudunu belirttiği açıklama dikkat çekici: 'İnsan çalışmaları konusunda yatırım arıyoruz … ancak bu, aşı geliştiren küçük firmaların ekonomik durumuna bağlı. İnsan çalışmaları pahalı ve çok büyük devlet yardımı gerektiriyor. Ebola açısından, küçük bir küresel pazar bulunuyor – büyük ilaç şirketlerini Ebola aşısına özendirecek bir sebep yok dolayısıyla devlet fonuna ihtiyaç duyuyor.' Az sayıdaki deneysel ilaç ve aşı çalışması küçük kamu ve araştırma kuruluşlarında düşük bütçelerle yürütülmeye devam ediliyor. Hastalığa dair araştırmaların ABD’de kamuya ait ve ücretsiz sağlık politikaları sebebiyle sosyalist olmakla suçlanan Kanada’da sürüyor olması tesadüf değil. BBC’nin haberine göre geçtiğimiz gün Kanada WHO’ya bin adet test aşamasındaki aşıyı teslim etti. Ancak aşının test edilmeden bölgede uygulanacak olması pek çok tartışmayı da beraberinde getirdi. Ülkemizde 2009 yılında yine test aşamasındaki Domuz Gribi aşılarına karşı oluşan büyük kamuoyu tepkisine benzer şekilde, hasta olmayan insanlara uygulanacak aşıların sağlık açısından etkilerinin belirsiz olması tepki yaratıyor. 1976’dan 2013’e kadar Gabon, Kongo, Uganda ve Güney Sudan’da gözlenmiş olan salgınlar üzerine (pek çok başka yaygın hastalıkta gözüktüğü gibi), nüfus kontrolü ve yoksul bölgelerde insan deneyleri için üretildiğine dair pek çok spekülasyon ortaya atılmış olmakla birlikte, virüsün kökeni ne olursa olsun Afrika’da süregelen ölümlerin ülkeler ve sınıflar arası ekonomik eşitsizliğin bir eseri olduğu ve süregiden politikalarla sadece geçici çözümlere ulaşabileceği aşikar. Çözüm ise günü kurtaran “girişimler” yerine uzun süreli yatırımlar ve önleyici tıp çalışmalarında gözüküyor. Bilimsol
Reklam
ABD'li Aktör Robin Williams 'Parkinson Hastasıydı'
Geçtiğimiz günlerde yaşamını yitiren ünlü aktör Robin Williams’ın Parkinson hastası olduğu belirtildi. Aktörün eşi Susan Schneider, Williams’ın Parkinson hastalığının ön safhasında olduğunu belirterek bunu kamuoyu ile paylaşmaya hazır olmadığını söyledi. Schneider, eşinin ölmeden önce ayrıca endişe ve depresyondan muzdarip olduğunu dile getirdi. ABD'li ünlü aktör Robin Williams California'daki evinde haftabaşı ölü bulundu. Marin County polisi 63 yaşındaki aktörün kendini asarak yaşamına son verdiğini açıkladı. Polis, öğle saatlerinde aldığı bir acil durum ihbarıyla eve geldiğinde Robin Williams'ın cansız bedenini bulmuştu. Williams, Ölü Ozanlar Derneği ve Günaydın Vietnam gibi filmleriyle ün kazanmıştı. Williams, alkol ve uyuşturucu bağımlılığından ve bunlarla mücadelesinden açıkça bahseden bir isimdi. Son olarak Temmuz ayında Los Angeles Times gazetesi, aktörün, tedavisinde bir 'ince ayar' yapmak üzere kısa süreliğine rehabilitasyon merkezine gideceğini yazmıştı. Robin Williams'ın karısı Susan Schneider yazılı bir açıklama yaparak şunları söyledi: 'Bu sabah kocamı ve en iyi arkadaşımı kaybettim. Dünya ise en çok sevilen aktörlerden birisini ve mükemmel bir insanı kaybetti. Büyük acımız nedeniyle mahremiyetimize saygı duyulmasını rica ediyoruz. Umarız Robin hatıralarda ölümüyle değil, milyonlarca insana verdiği sayısız keyifli ve kahkaha dolu anla kalır.' Ünlü aktörün menajeri ise yaptığı açıklamada, 'Robin Williams'ı kaybettik. Kendisi bir süredir derin bir depresyon içerisindeydi. Bu çok trajik ve ani bir kayıp oldu' dedi. 1951 yılında Chicago'da doğan Williams daha lisedeyken tiyatro kulübüne katıldı. Ardından ABD'nin prestijli sanat okulu Julliard'a kabul edilen Williams'a oradaki öğretmenleri komediye yönelmesini tavsiye etti. Robin Williams'ın ilk çıkışı 1970'lerde televizyon dizisi Mork ve Mindy'de canlandırdığı uzaylı karakteriyle oldu. Rollerinin büyük kısmı komedi ağırlıklı olsa da Williams'a Oscar ödülünü getiren rol, 1998 yapımı Can Dostum /Good Will Hunting) filmindeki psikolog rolü olmuştu. ABD'li komedyen Steve Martin, Robin Williams'ın ölüm haberinin gelmesinin ardından Twitter hesabından bir mesaj paylaştı ve 'Robim Williams'ı kaybettiğimiz için büyük bir şoktayım. Onurlu insan, büyük yetenek, sahne arkadaşım, içten bir ruh' dedi. BBC Türkçe
Kesinlikle İzlemeniz Gereken 8 Ünlü Müzikal
1958 yazında Danny Zuko (John Travolta) ve Sandra Olsson (Olivia Newton-John) bir yaz aşkı yaşamıştır. Yaz biterken Sandy Danny'e Avustralya'da okula devam edeceğini söyler ve çift ayrılmak zorunda kalır. Danny, okuduğu okul olan Rydell Lisesi'deki ilk gününde, deri ceketli serseri çetesi T-Birds'ün başına yeniden geçer. En yakın arkadaşları Kencikie, Doody, Sonny ve Putzie ile yaz tatilinde ne kadar eğlendiğini ve çapkınlığını anlatırken, Avustralya'ya gitmeyen ve tesadüfen aynı okula kaydolmuş olan Sandy ile karşılaşır. Sandy, Betty Rizzo'nun (Channing) başını çektiği Pink Ladies'e katılmıştır. Danny, Sandy'e deli gibi aşık olsa da tavırlarından vazgeçmeyecektir. Danny, okuldaki popülaritesini yitirmekten korkmaktadır. Sandy ve Danny aşkları sayesinde tekrar bir araya gelirler. Bu arada Betty de Kenickie (Jeff Conaway) ile çıkmaya başlar.IMDb: 7.2
Filistinli Modacıdan Erdoğan'a 'Koruyucu Lider' Tasviri
Filistinli moda tasarımcısı Zağlul: 'Erdoğan'ın daima sağlam duruşu var. O, cücelerin zamanında dev bir adam' Filistinli moda tasarımcısı Hibe Zağlul, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanı seçilmesinden duyduğu sevinci yaptığı fotoğraf çalışmasıyla anlattı. ABD'nin Chicago kentinde yaşayan Zağlul, cumhurbaşkanlığı zaferi ve Filistin meselesindeki duruşundan ötürü yaşadığı sevinci anlatmak için Erdoğan'ı, İsrail saldırısında Gazze'deki bir binadan yükselen alev topunu Kubbetu's-Sahra'ya (Hz. Ömer Camisi) benzettiği resminde 'koruyucu lider' olarak tasvir etti. AA muhabirine konuşan Zağlul, Filistin halkını her şartta korumaya çalışan Erdoğan'ı, duruşu, sözleri ve eylemleri nedeniyle bu şekilde resmetmeyi tercih ettiğini söyledi. Filistinli genç kız, 'Erdoğan'ın daima sağlam duruşu var. O, cücelerin zamanında dev bir adam' dedi. Zağlul, seçimi kazandığı ve seçim sürecinde olmasına rağmen Filistin'e olan desteğini esirgemediği için Erdoğan'ı resmetmeyi seçtiğini ifade etti. AA
Reklam
Bilim İnsanları Kanser Yiyen Bakteri Buldu
Bilim insanları, yaptıkları araştırmada, vücuda enjekte edilen bir tür bakterinin kanserli tümörü küçülttüğü bulgusuna ulaştı. Bilim insanları, yaptıkları araştırmada vücuda enjekte edilen bir tür bakterinin kanserli tümörü küçülttüğü bulgusuna ulaştı. Biyoteknoloji firması Bio Med Valley Discoveries'den Dr. Saurabh Saha tarafından yürütülen araştırma, Science Translational Medicine dergisinde yayımlandı. Kanser tedavisinde bakterinin genellikle 'dosttan çok düşman' olarak kabul edildiğini ifade eden uzmanlar, oksijen kullanmayan Clostridium novyi adlı bakterinin vücuda verildiğinde kanserli tümörü küçülttüğü sonucuyla karşılaştı. Deney, köpekler ve kanser hastası bir kişiyle yapılırken, bu kişide yöntemin işe yaradığı görüldü. GELİŞME HEYECANLANDIRDI Time'ın haberine göre, bakterinin bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ifade eden bilim insanları, bakterinin kanserli tümöre iki yıl boyunca saldırabildiğini vurguladı. 'Kanser araştırmalarında ‘kanseri iyileştirmek' kalıbını çok iddialı olduğu için kullanmıyorduk. Ancak, köpeklerin üzerinde bakteriyi denediğimizde iyileşmenin meydana geldiğini gördük ve bu bizi çok heyecanlandırdı' diyen Saha, 16 köpekten üçünde tümörün tamamıyla yok olduğunu ve iki yıl sonra da kanserin geri gelmediğinin altını çizdi. Diğer köpeklerde ise, tümörün 21 gün içinde yüzde 30 küçüldüğü gözlemlendi. Köpeklerle yaptıkları araştırmanın başarısından yola çıkarak insanlar üzerinde bakteriyi denemeye karar veren uzmanlar, 53 yaşındaki kadında denedikleri yöntemin 4 gün içinde kendini gösterdiğini ve tümörün önemli ölçüde küçüldüğünü açıkladı. Milliyet
Reklam
Michael Jackson'ın Yeni Klibi Twitter Üzerinden Yayınlandı
Michael Jackson’ın duyulmamış şarkılarının yer aldığı ‘Xscape’ adlı albümünden ‘A place with no name’ parçasının video klibi Twitter üzerinden görücüye çıktı. Twitter’ın daha fazla sponsor ve reklam videolu tweet’lere yer vereceğine dair politikasını duyurduğu hafta yayınlanan video, 10 saat içinde 34 binden fazla retweet aldı. Bu durum Twitter’ın video promosyonunun başarıya ulaşması olarak yorumlandı. ‘A place with no name’ şarkısıyla birlikte albümde Jackson’ın 1983 ve 1999 arasında kaydettiği Xscape, Slave to the rhythm ve Justin Timberlake’in eşlik ettiği ‘Love never felt so good’ şarkıları yer alıyor. Diken
Graffiti, Sokaktan Müzeye Taşındı
İlhamını sokaktan alan graffiti sanatı, Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi’nde dile geldi. Dün açılan “Duvarların Dili: Graffiti / Sokak Sanatı” sergisinde Amerika, Almanya, Fransa, Japonya ve Türkiye’den graffiti sanatçıları, müzenin duvarlarını kullanarak eserlerini yaptı. 5 Ekim’e kadar açık kalacak sergi, ‘içeri’ ve ‘dışarı’ kavramını tartışmaya açıyor. Sokak sanatı graffiti, bugünlerde Suna ve İnan Kıraç Vakfı Müzesi'nin duvarlarında dile geldi. Dün açılan “Duvarların Dili: Graffiti / Sokak Sanatı” adlı sergi, sokakların başkaldırısı olarak başlayan, günümüzde çağdaş kent sanatı olarak da adlandırılan ve son yıllarda sanat gündemindeki en popüler konulardan biri haline gelen graffitiyi sokaktan müzeye taşıyarak, sadece sanat çevrelerini değil, birkaç kuşağı etkilemiş bu fenomenin hem kapsamını hem de kültürel çeşitliliğini yansıtmayı hedefliyor. Roxane Ayral küratörlüğünde gerçekleşen, Amerika, Almanya, Fransa, Japonya gibi ülkelerin yanı sıra Türkiye'den de sanatçıların yer aldığı sergide Futura, Mare 139, Cope 2, Turbo, Wyne, JonOne, Tilt, Mist, Psyckoze, KR, Herakut, Logan Hicks, C215, Suiko, Evol, Gaia, Tabone, Funk ve No More Lies gibi farklı kuşaklardan ve disiplinlerden sanatçılar Pera Müzesi'ne özel projelerini gerçekleştirirken, Martha Cooper, Henry Chalfant ve Hugh Holland gibi fotoğrafçıların önemli kareleri sergide de yerini alıyor. Kökleri ilkçağ mağara resimlerine de dayandırılan graffiti, 1970'lerde New York'ta azınlık Afrika ve Hispanik kökenli gençlerin, kendilerini ifade etme ihtiyacı sonucu doğdu. Kısa zamanda yaygınlaştı ve bu sanata ilgi giderek arttı. Günümüzde underground (yeraltı) dönemini geride bırakan graffiti, artık küresel bir sanat akımı olarak anılıyor. Sanatçıların farklı stil ve teknikler kullanarak çeşitlenen eserleriyle kültürlerarası bir değer oluşturdukları bu sanat akımı, yalnızca bireysel bir varoluş mücadelesi olmaktan çıkıp toplumsal ve sosyal konuları da ele alarak daha geniş kitlelere ulaşmaya başladı. Sergi, uluslararası ve yerel sanatçı seçkisi ve tarihsel bir incelemeye olanak veren kurgusuyla, sokağın günümüz dinamiklerini, farklı stil ve estetik anlayışlarını bir araya getiriyor ve bu akımı fotoğraf, müzik gibi disiplinlerle birlikte ele alıyor. Sergi sadece müzede değil, Beyoğlu ve Beşiktaş belediyelerinin ayırdığı kent duvarlarıyla, İstanbul sokaklarını da graffitiye açarak hem daha geniş bir alana ve kitleye yayıyor, hem de içeri ile dışarı kavramlarını tartışma imkânı veriyor. “Duvarların Dili: Graffiti / Sokak Sanatı”, 5 Ekim'e kadar görülebilir. Zaman
Nemrut Dağı Bitlis'e Enerji Olacak
Bitlis'te, dünyanın en büyük ikinci krater gölünün bulunduğu Nemrut Dağı eteklerinde yüksek ısıdaki suyun buharıyla elektrik enerjisi üretilecek. Bitlis'te, dünyanın en büyük ikinci krater gölünün bulunduğu Nemrut Dağı eteklerinde jeoloji mühendislerince yürütülen alan taramasından elde edilecek yüksek ısıdaki suyun buharıyla elektrik enerjisi üretilecek. Bitlis sınırları içinde bulunan Nemrut kalderasında özel bir şirket tarafından yürütülen çalışmalarla elde edilecek 120 ile 200 derecedeki sıcak suyun buhar gücüyle kentte enerji üretimi sağlanacak. Şirket yetkilisi Bakır Geldegül yaptığı açıklamada, Güroymak ilçesindeki arazide yaklaşık bir aydır yürütülen çalışmalarda 60 dereceye varan ısıda doğal çıkışlı sıcak su kaynaklarına rastladıklarını söyledi. Jeotermal enerjiye dönük çalışma yürüttükleri için suyun ısısının 120 ile 200 derecede olması gerektiğini vurgulayan Geldegül, bu ısıya sahip sulardan elektrik üreteceklerini ifade etti. Geldegül, hedefledikleri ısıdaki suya ulaşmaları durumunda Güroymak'ta ciddi bir yatırım yapacaklarına değinerek, şöyle konuştu: 'İnşallah en kısa zamanda çalışmalarımız sonuç verir. Şu anda 2 bin 700 hektar alanda çalışma yapıyoruz. Yaklaşık 8 aydır belirli noktalarda bazı çalışma yaptık. Bunun sonucunda çıkacak raporlarla hangi noktada kaç derece sıcak su olduğunu tespiti için sondaj çalışması yapacağız. Yaklaşık 20 gün sonra bütün kriterler ortaya çıkacak. Bizde bu kriterler sonucu yatırımımızın hedefini belirleyeceğiz. İlk amaçta burada 47 megavatlık bir elektrik santrali oluşturmayı planlıyoruz. Tabi ki verimli sonuçlar alırsak, bunu daha da büyütmeyi ve geliştirmeyi düşünüyoruz.' Belirli bir dereceden sonra suyun turizm, balık üreticiliği, seracılık ve konut ısıtmasında kullanılabileceğini anlatan Geldegül, asıl hedeflerinin jeotermal enerji olduğunu, bu alanların da zamanla yapılacağını dile getirdi. İstedikleri ısıdaki suya 2 bin metrede ulaşmayı hedeflediklerini bildiren Geldegül, 'İnşallah en kısa zamanda böyle bir sonuca ulaşırız. Bitlis kendi enerjisini kendisi üretmiş olacak. Afyonkarahisar kendi enerjisini üretebiliyorsa Bitlis'te kendi enerjisini üretecek noktaya gelecek. Yapacağımız bu santral ayrıca istihdama da katkı sunacak' dedi. Şirketin jeoloji mühendisi Abdullah Güngör ise 7 yıldır jeotermal üzerine Türkiye'nin birçok bölgesinde çalışma yaptığına işaret ederek, Güroymak bölgesinde radon ve karbondioksit gazı ölçümleri yaptıklarını söyledi. Jeofizik çalışmaların 2 ay daha devam edeceğini kaydeden Güngör, araştırmadan çıkacak sonuca göre şirketin hareket edeceğini belirtti. Jeoloji mühendisi Deniz Kapçak da bir yıldır bölgede jeotermal alanında çalışma yaptığını bildirerek, ilksel tarihten beri jeotermalın sağlık alanında değerlendirildiğini ifade etti. 1970'li yıllarda çıkan petrol krizinden sonra jeotermal enerjinin gündeme geldiğini hatırlatan Kapçak, şöyle devam etti: 'Ardından enerji alanında değerlendirmelere geçildi. Literatür bilgilerine bakıldığında jeotermal enerji, jeolojik yapıya bağlı kalarak yerin yapısının yani magmatik tabakanın verdiği ısının, su buharının ve gazların birleşimiyle çıkmakta. 1980'li yıllarda çıkan güvenlik problemlerinden dolayı bölgemizde çok fazla çalışma yapılamamıştı. Maden Tetkik Arama'nın (MTA) çalışmalarına göre, Türkiye, Avrupa'da jeotermal alanda birinci, dünyada ise 7. sırada. Ülkemizdeki jeotermal potansiyelin yüzde 90'lık kısmının Ege Bölgesi'nde geri kalanının tüm Türkiye'ye yayıldığı söyleniyor. Bizce hatalı bir tespit yapılmıştır. Buradaki çalışmalarla bölgenin potansiyelini ortaya çıkarmış olacağız ve raporlarımızı hazırlayacağız.'teknolojioku
Reklam