Eski Fotoğraf Makinesi Meraklılarına Dev Hizmet
Collection Appareils, 10.000’den fazla antika ve vintage fotoğraf makinesinin görselleri ve detaylı bilgileriyle oluşturulmuş muazzam bir online arşiv.Bu müthiş arşivde kendinizi kaybetmek istiyorsanız buraya bakabilirsiniz.
Randevu İstanbul 5 Aralık'ta Başlıyor
Sinema-Tarih Buluşması ismini bırakarak Randevu İstanbul adını alan TÜRSAK festivalini, Benicio del Toro'nun bu kez de Kolombiyalı uyuşturucu baronu Pablo Escobar'ı canlandırdığı 'Escobar: Paradise Lost' açacak17. kez düzenlenecek film festivali Randevu İstanbul, 5 Aralık’ta başlıyor. TÜRSAK tarafından düzenlenen festival, 11 Aralık’a kadar sürecek. Sinema-Tarih Buluşması olarak bilinen ancak 3 yıl önce Randevu İstanbul adını alan festival, bu yıl on bölüme ayrılmış. 40. yılı şerefine yenilenmiş kopyasıyla 'Teksas Katliamı' (The Texas Chainsaw Massacre) için ayrılmış Pelikül Korkular, üç filmin gösterilecek Macaristan Sineması ve belgesel filmlerin de yer aldığı Haklarınız İçin Savaşın bölümleri dikkat çekiyor. Festivalde merakla beklenen Jimi Hendrix biyografisi ‘Jimi’ de izleyiciyle ilk kez buluşacak. Prömiyerini Randevu’da yapacak diğer bir film de Olivier Assayas’ın Cannes’da yarışan filmi ‘Sils Maria’.Açılış filmi Andrea di Stefano’nun yönettiği Benicio Del Toro'nun başrolde olduğu, müziklerini de Max Richter’in yaptığı 'Kayıp Cennet' (Escobar: Paradise Lost) olan festivalin bilet fiyatları gündüz seansları için 5 TL olarak belirlendi. Gösterimler ise Cinemaximum Zorlu, Cinemaximum Kanyon ve Fransız Kültür Merkezi’nde yapılacak.Milliyet Sanat
Üniversite Laboratuvarından 100 Beyin Çalındı
Texas Üniversitesi, bilimsel çalışmalar için saklanan 100 insan beyninin kayıplara karıştığını açıkladı. Beyni kaybolanlar arasında, 50 yıl önce üniversite kampüsünde silahlı saldırı düzenleyen bir kişi de var.Texas Üniversitesi, psikoloji laboratuvarında saklanan 200 beyinden yarısının kaybolduğunu belirtti. Yerel bir gazetede yer alan habere göre, yaklaşık 30 yıl önce bölgedeki devlet hastanesinden getirilen beyinlerden 100 tanesi, yeterli yer olmadığı için bodrum katına kondu.Psikoloji Profesörü Austin American Statesman gazetesine yaptığı açıklamada, 'Bodrum katında folmaldeit kavanozları içinde beyinler bulunduğu duyanlar onları odalarına koymak ve Cadılar Bayramı şakası yapmak için almış olmalı' yorumunda bulundu.Üniversite yetkilileri, kaybolan beyinlerden birinin 1966 yılında üniversite kampüsünü basan ve 16 kişiyi öldüren Charles Whitman'a ait olabileceğini belirtti. Üniversitenin, bilimsel derslerde kullanılmak için aldığı beyinlerin kime ait olduğu bilgisini yok ettiği ifade edildi.Texas Üniversitesi kaybolan beyinler için başlatılan soruşturmanın devam ettiğini belirtti.Kaynak: Reuters ve Al Jazeera
Reklam
Yeni Joker’i Kimin Oynayacağı Belli Oluyor!
Batman’in en az Batman kadar ünlü olan düşmanı Joker, bugüne kadar farklı aktörler tarafından canlandırıldı. Tim Burton’ın Batman’inde Jack Nicholson tarafından canlandırılan Joker; Christopher Nolan’ın üçlemesinin ikinci ve en iyi filmi olan The Dark Knight’ta Heath Ledger tarafından canlandırılmıştı. Heath Ledger, Joker’e farklı bir boyut katmış, hatta bu rolüyle en iyi yardımcı erkek oyuncu Oscar ödülünü de kazanmıştı. Ne yazık ki kendisi bu ödülü göremedi, ve maalesef ölümü sebebiyle The Dark Knight Rises’ın planları da aksadı.Heath Ledger, şüphesiz Joker rolünü çok üst noktaya taşıdı ancak artık bunu aşmamız gerekiyor diyebilirim. Özellikle de Heath Ledger’ın artık hayatta olmaması, bu roldeki karakterin sonsuza kadar geri dönmeyeceği anlamına geliyor. Christian Bale de Batman’i oynamayı bırakıyor, her ne kadar role çok yakışsa da şimdilik Ben Affleck’i bu rolde izlemeye alışacağız. Aynı değişimi şimdi de Joker de yaşayacağız.Suicide Squad filmi için oyuncu görüşmeleri devam ediyor ki dün gelen haber de yeni Joker’i gösterir nitelikte. Geçtiğimiz Oscar ödüllerinde ödül kazanan Jared Leto’nun yeni Joker olma yolunda hızla ilerlediği belirtiliyor. Daha önce Tom Hardy’nin Suicide Squad’da başrolü oynayacağı, Margot Robbie’nin de Harley Quinn rolünde yer alacağını duyurmuştuk. Bu ikilinin görüşmesi devam ediyor, hatta sona yaklaşmış durumda. Jared Leto’nun da görüşmelerinin sona yaklaşıldığı, bu sebeple yapımcıların artık rahat konuştuklarından dolayı basının da haberi olduğu belirtiliyor.
Reklam
Beyin Yakan Animasyon: Kader
Animasyon olarak izleyeceğimiz kısa filmde insanların kaderlerini/geleceklerini değiştirip değiştiremeyeceği anlatılıyor. İzliyoruz...
Haftanın Kitap Önerisi: Müzik ve Zihnin Gizemleri
Müzik yeteneği nasıl keşfedilip desteklenebilir?Müzikle beyin arasında nasıl bir ilişki var? Erken yaşta müzik eğitiminde nelere dikkat edilmelidir? Bach’ın dehasının sırları nelerdir? Tedavide müzikten nasıl yararlanılabilir? Müzikle resim arasında nasıl bir ilişki vardır? Pythagoras’tan Kepler’e, oradan da Galilei’ye kozmoloji şifresinin derinlerinde müziğin izleri nelerdir?
Reklam
Reklam
Rolling Stone Yılın En İyi Albümlerini Seçti
Dünyaca ünlü ABD’li müzik dergisi Rolling Stone 2014’ün en iyi 50 albüm listesini açıkladı. Zirvede tanıtımı büyük tartışmalara neden olan U2’nun ‘Songs of Innocence’ albümü yer aldı.2014’ün son ayına girilmesiyle birlikte müzik dergileri de yılın en iyi albüm ve şarkıları listelerini de yayınlamaya başladı. Rolling Stone ekibi de ‘ 2014’ün en iyi 50 albümü ‘ listesinde ilk sırayı Apple’la yapılan anlaşma gereği iTunes kullanıcılarına otomatik olarak yüklenen ve bu nedenle eleştirilere neden olan U2’nun Songs of Innocence albümüne verdi.Bruce Springsteen’in High Hopes albümü ikinci sırada yer alırken, bu senenin en çok satan albümü Taylor Swift’in ‘1989’ı da 10’ncu sırada yer aldı. İlk 10 sıra şu şekilde:10. Taylor Swift — 19899. Mac DeMarco — Salad Days8. Run the Jewels — Run the Jewels 27. Lana Del Rey — Ultraviolence6. Charli XCX — Sucker5. Miranda Lambert — Platinum4. St. Vincent — St. Vincent3. The Black Keys — Turn Blue2. Bruce Springsteen — High Hopes1. U2 — Songs of InnocenceListenin tamamı için tıklayınız Diken
Reklam
Bu Kitabın Kapağı Tanıdık Gelebilir
'Kasımpaşalı: Ben Bu Oyunu Bozarım'ın kapağında Tatar Ramazan' dizisinin afişinde yer alan fotoğrafın aynen kullanıldığı kapakta Bülent İnal'ın bedenine Erdoğan'ın kafası yerleştirildiği ortaya çıktı.Özellikle klip, karikatür ve kitap kapaklarında sıkça karşılaştığımız intihal vakalarına bir yenisi daha eklendi. Fehmi Demirağ’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ’ın gençlik yıllarında yaşadığı olayları anlattığı ‘Kasımpaşalı: Ben Bu Oyunu Bozarım’ romanının kapağında iki yıl önce atv’de ekrana gelen ‘Tatar Ramazan’ dizisinin 1. sezon afişinde yer alan fotoğraf kullanıldı.  Tatar Ramazan’ı canlandıran Bülent İnal’ın bedenine Erdoğan’ın kafası yerleştirilerek aynen kitaba kapak yapıldı. İşin daha da ironik yanı ise kitabın tanıtımı için hazırlanan afiş benzeri materyallerde ‘orijinal tasarım Özcan Orhan’ ibaresine yer verilmiş!Radikal'in haberine göre, Efor Yayınları’ndan çıkan ‘Kasımpaşalı’ romanı, “O tarih yazdı, biz de O’nu yazdık” ve “Reis’in romanı ilk kez yazıldı” sloganlarıyla tanıtılıyor. Fehmi Demirağ, daha önce kitaba ilişkin yaptığı açıklamada, “Çocuklarımızı batının sanal kültür kanallarıyla tek yanlı olarak büyütmeyelim. Türkiye Gezi olaylarına tanık oldu. Geziciler bu olaylarla ilgili yaklaşık 60 kitap kaleme aldı. 15 yıldır Türkiye’ye ve dünya siyasetine damga vurmuş bir liderle ilgili herhangi bir çalışma yapılmadı. Tayyip Erdoğan'ın kişisel özelliklerini gençlerimize rol model oluşturması için yazdım. Kasımpaşa özümüze dönüşün de bir simgesi. Kasımpaşa'da kabadayılık, karşı tavır söz konusuydu. Erdoğan'ın Kasımpaşalı tavrıyla biz dünyaya itiraz ediyoruz” demişti.Muhalif Gazete
Ara Güler: 'Bütün Patronları Dövmek Lazım!'
Nezih Tavlaş'ın büyük emekle hazırladığı, “Foto Muhabiri Ara Güler'in Hayat Hikâyesi” adlı kitap raflarda. Türkiye'nin ve dünyanın seksen yıllık tarihine tanıklık niteliği de taşıyan kitapta Tavlaş, okurları savaşlar, darbeler, medeniyetler ve faciaların ensesinden düşmemiş Ara Güler'le bir yolculuğa çıkarıyor. Ülkelerinin ve dünyanın kaderine pek çok alanda damga vuran insanları konuşturan ve fotoğraflayan Güler'in karşılaştığı inanılmaz öyküleri de akıcı bir üslupla sunuyor. Ustanın tanık olduğu olayları kronolojik bir sırayla anlatan kitabın sonunda Güler'le yapılan bir söyleşi ve aile albümünden fotoğraflar da yer alıyor. Nezih Tavlaş yıllara yayılan çalışması yetkin bir yol hikâyesi niteliği de taşıyor değil mi?Evet ve benim hayatımı anlatmak kolay iş değil. Nezih Tavlaş, çok iyi çalışan, dokümantasyon toplamasını iyi bilen ve onu derleyip gelecek asrın dokümantasyonu olarak bırakabilen ender yazarlardan biri. Yirmi sekiz defa röportaj yaptı benimle. Sonra arşivlerde helâk oldu. Neden? Benim bütün hayatımı toplamak için. İşin ciddiyetini gayet iyi anlamış. Bu, bir yakın tarih kitabı aynı zamanda. Bir tane daha çıkacak, asistanım hazırlıyor. O daha derinlere, başka ayrıntılara gidecek. Bu, ana çalışma oldu.Ağzında gümüş kaşıkla doğmuş, köklü ailelere sahip, hali vakti gayet yerinde bir anne babanın oğlusunuz. Şımarık ya da züppe olmadınız. Emekçi yaşam sürdünüz.Olmadım tabii. Ne olacağım. İllet olurum züppelere.“HAYATIM OKUMAKLA GEÇTİ”Oysa çok kolay bunun tam tersi de olabilirdi, öyle olanaklara sahiptiniz.Tabii, şimdi Büyükada'da oturuyorsun, Suadiye'de oturuyorsun görüyorsun hepsi zengin piçleri. Derinlikleri olmayan tipler. Acayip, manâsız bir dünya. Adam yerine bile koymadım hiçbirini. Bir de solcu takımdandım ben. Sonra hayatım okumakla geçti.Tam bir tutku olmuş okumak.Tabii ya, kaç kamyon kitap okudum. Klasikleri ezbere bilirdim ve lisede talebeydim daha. O zaman Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel dünya klasiklerini tercüme ettirmişti. Çoğunu okudum. Doğu edebiyatından birtakım kitapları okumamışımdır. Ama sadece batı edebiyatını değil felsefesini de okudum. Ben çok roman okumam. Ben bana bir şey öğretecek kitabı okurum.Öyküler yazmaya yine çok genç yaşlarda başlamışsınız ama.1946'da Mahkûm'u yazdım, haber Akşam Postası'nda, yayımladılar. İçinde olmadığım bir dünyayı yazmak istedim. Öyle başladım. Millet o yaşlarda sevgilisini yazar ben dünyaya bakardım.“DOKUZ PİYES YAZDIM, BİRİ HARİÇ HEPSİNİ ATTIM”Yirmi yaşındayken Bir Garip Yılbaşı Gecesi adlı tek perdelik bir oyun yazıyorsunuz.Dokuz taneden kalandır o. Öbürleri bir şeye benzemiyordu, çok amatördü, attım gitti. Amatör hislerini profesyonel gibi ortaya atmayacaksın. Ayıp olur sanata. 1950'de “Dünya Edebiyatı” yarışması oldu. Bunu Yeni İstanbul gazetesi ile New York Herald Tribune gazetesi düzenledi. Oraya yolladım hikâyemi ve üçüncü oldum. Türkiye'den Samim Kocagöz birinci, Necdet Öktem ikinci oldu, üçüncü de ben oldum.Takma bir isimle (Ali İhsan Akgün) katıldınız yarışmaya.Ermeniyim diye yaptım onu. Kazandıktan sonra açıkladım adımı.Öykülere devam ettiniz sonrasında da: “Karganın Dönüşü”, “Levrekler”, “Tepeden İnen Adam”, “Köpükteki Sinekler”, “Bir Tuhaf Vuruşlar”...San ve Surp Pırgiç dergilerine yolladım. Ermenice de yazdım, Carakayt'da yayımlandı. Gene yazıyorum. Yazmaktan vazgeçemem.“SAHNENİN ARKASI DOĞRUSUDUR TİYATRODA”Oyun yazmakla kalmıyor sahneliyorsunuz da.Sanat birbirinin içinde. Mesela bir müzik edebiyattan ayrı olamaz. Hepsi sanat, bütün. O zamanlar benim mektebin, Pangaltı Lisesi'nden Yetişenler Derneği'nin profesyonel tiyatro büyüklüğünde bir tiyatrosu vardı. Eugene O'Neill'ın bazı piyeslerini sahneye koydum orada, rejisörlüğünü yaptım. Babamın da arkadaşı olan Muhsin Ertuğrul tiyatro kursları açmıştı, oraya gittim. Mücap Ofluoğlu ve Gülriz Sururi'yle okuduk. O zaman dünyadan çok güzel piyesler oynardı, umumiyetle de Shakespeare piyesleri. Hepsini izledim. Ama sahnenin arkasından izledim. Çünkü sahnenin arkası doğrusudur tiyatroda.Amacınız aktör olmak falan değil.Değil, rejisör olmak. Kaldı ki tiyatroda yer göstericilik de yaptım, her yerinde çalıştım. Tennessee Williams gelmişti, röportaj yaptım, “Nasıl başladın tiyatroya?” diye sordum. Dedi ki “Tiyatroya başlanmaz, tiyatrocu olunur.” Bu benim kulağımdan hiç gitmedi. O zaman sadece tiyatro vardı benim hayatımda. Rejisör olmak vardı.O dünyayı hazırlayan olmakla ilgili olduğunuzu ifade ediyorsunuz kitapta da.Evet. Fotoğrafta da öyle hareket ederim. O heyecanı duymam lazım. O atmosferi anlamam, tanımam lazım.“İLK ÇEKTİĞİM FOTOĞRAF ATATÜRK HEYKELİNİ KIRAN TİCANİLERDİ”Röportaj yaptığınız isimlerle görüşmek çok az foto muhabirine nasip olmuştur.Görüşmek ne, 100 metre yanına yaklaşamazsın heriflere. Acayiptir yani. Referanslarım çok iyiydi, birbirinden meşhur fotoğraflar çekmiştim. O sayede görüşebildim. Bir de vazgeçmem, uğraşırım.Basında ilk çektiğiniz fotoğraflar hangisiydi?Ticaniler vardı, bir tarikat. Atatürk'ün Gümüşsuyu'ndaki heykelini kırmışlardı. Onu çektim. İlk odur.Yeni İstanbul Gazetesi'nde muhabirken gitmediğiniz iş yok.Yazıişleri ne varsa yollardı beni. Sergilere gittim, maçlara gittim. Adam kesmişler gittim. Protestolara gittim. Hareket ve hız vardı.Üstesinden de gayet iyi geliyordunuz.Geliyordum çünkü acemilik denen şey bende hiç olmadı. Çünkü o güne kadar hep yazmıştım. Ama durmuyordum yine okuyordum. Camera ve Leica Photography dergilerini hiç kaçırmazdım.'EFSANELERLE ÇALIŞTIM'Bir de “Ne kadar enayi röportaj varsa yapmışımdır” ifadeniz var.Enayi tabii. Ne röportajlar yaptırdılar bana. Yok bilmem ne “Mutlu Evlilikler”, efendim “Futbolcu Metin'in Hayatı” falan. Bana ne ulan. En evvela geldim Yeni İstanbul, sonra yedeksubaylık sonra kısa süre Hürriyet ve sonra da Hayat mecmuasına girdim. Sonra Hayat mecmuasındaki Hilmi Şahin beyefendi patronu dövdü, kafasına rolleiflex fırlattı. İyi de etti! Türkiye'deki bütün patronları dövmek lazım! (gülüyoruz) Ben de Şevket Rado'yu dövdüm ta Vilayet'e kadar evire çevire. Kimse de tutmuyor, o kadar sevmiyorlar herifi, milletin de canına minnetti yani. Kitapta vardır. Çok sonradan barıştık ama kerhen işte. Ben çıktım Hayat'tan. Ama ben zaten o ara Paris Match'ın muhabiriyim. Stern, Time Life, Sunday Times'a da çekiyorum. Dünyanın en büyük gazetelerine, efsanelerine çalışıyorum. Hayat mecmuası ya da Hürriyet olsa kaç yazar yani. Gerçi onlara sorsan kendilerini dünyanın hâkimi sanırlardı.“RÖPORTAJLARIMDA ARKADAŞ OLMAMIŞSAK ÇEKMEM”Fotoğraflarınızın başarısında çektiğiniz kişileri ve yerleri iyi tanımanızın etkisi büyük kuşkusuz.Öyle, röportajlarımda arkadaş olamamışsam çekmem. Picasso'nun resmini çekmişsem Picasso arkadaşım oldu da ondan çektim. Bir sevgi, bir bağ, bir ışık lazım bana. Huyunu, dünyasını, ruhunu bileceğim. Atmosferini adamakıllı bileceğim.Sabahattin Eyüboğlu sizi yetiştirenlerden biri.Öyle. Klasik tabloların kitaplardan röprodüksiyonlarını yaptım ona, derslerinde kullandı. Büyük adamlardır bunlar. Türk hükumeti Sabahattin Eyüboğlu'nu öyle gücendirdi ki öldü adam. Kahrından gitti. Çok yazıktır. Bu adamlar bir daha gelmez, kendileri gibi hıyarlar gelir fakat onlar gelmez, anladın mı?Fotoğrafını çektiğiniz herkese de bayılmıyorsunuz öte yandan.Yok be, ne bayılması... (gülüyoruz)“DÖRT KERE HARBE GİTTİM, BOMBALAR DİBİMDE PATLADI!”“Foto muhabiri dünyanın görsel kaydını tutan insandır” diyorsunuz. Hazır yakalamışız sizi soralım, ya başka?Bir kere foto muhabirliği denen halt benimle başladı. Eskiden foto muhabiri yoktu ki fotoğrafçı vardı. Fotoğraf çekmek başka bir şey, foto muhabiri olmak başka. Fotoğraf çekmek demek bir manzarayı, bir şeyi çekmek, varsa içinden bir şey çıkarmak falan filandır. Halbuki foto muhabirliği olayın kendisini çeken şeydir ve bunlar sonradan tarihe mal olur. Muhakkak tarihe geçer. Biz yirminci asrın foto muhabirleri, kameramanları görsel tarihi yazarız. Yazarların yazdığı tarih gibi uydurma değil. Gerçeği görür, yazar ve belgeleriz.Kamplara girdiniz, cephelerde de fotoğrafla savaştınız bir yerde. Hikâyenin kendisi olmuşsunuz.Ne diyorsun, dört kere harbe gittim, dört... Filistin, Filipinler, Etiyopya, Sudan. Gerillalarla konuştum, yazdım, çektim. Bombalar dibimde patladı!“BAZI ENAYİLER SAVAŞI KAHRAMANLIK SANIYOR”Korktunuz ama kaçmadınız.Nasıl korkmam? Kaçmadım ama zaten istesen de kaçamazsın ki. Nereye kaçacaksın, neyle kaçacaksın?Her taraf kurşun, bomba, duman havadan karadan. Ben vazgeçtim döneceğim de bakalım. O anda vururlar seni. Hadi oradan kaçabildim diyelim, cepheden dönmem için 900 kilometre yol almam lazım. Sudan mesela, çöl yolu. Yürüyemezsin, susuzluğa, açlığa nasıl dayanacaksın? Vasıta yok. Tek vasıta askerlerin mal veya cephane taşıyan kamyonları. Tayyareler de onları bombalayıp duruyor. Binersen de sağ kalamazsın yani. Her şey tehlikedir, gittin mi bunu bileceksin. Dünyada harp kadar iğrenç bir şey yok. Dünyanın her yerinde kendini kahraman zanneden enayiler var. Savaşı bir halt, kahramanlık sanırlar. Savaş dünyanın en aşağılık şeyi.İşimin eriyim, askeriyim diyorsunuz kitapta da.Öyle tabii. Yoksa Ara Güler yoktu yahu. Yaptığım her işi ciddiye aldım. Gece gündüz çalıştım. Süründüğüm de çok oldu ama değdi. Başka türlüsünü yapamazdım.“PAMUK TARLALARINDA IRGATLIK YAPTIM, GAZETECİLİK BUDUR!”Cumhuriyet'te yazı dizisi olarak yayımlanan “Can Pazarı” röportajı film gibi.Fikret Otyam yaptı röportajı, fotoğrafları da ben çekeceğim ama başıma gelmeyen kalmadı. Pişmiş tavuk daha mutlu yani. Pamuk tarlalarında ırgatlık yaptım. Geliyorlar böyle adamları seçip topluyorlar, bindiriyorlar kamyonlara, yallah! Fikret bir kamyona ben başka bir kamyona düştüm. O Çukurova'nın bir yerine gitti, ben başka bir yerine. Birbirini ara ki bulasın. Herkesin döşeği falan var bende eski püskü bir kıyafet hariç bir şey yok. Nerede yatacaksın? Akrebi var, yılanı var berbat. Oradaki çalışmayı çektim bol bol. İşçi oldum, pamuk topladım bir hafta. Yevmiyemi aldım, ben gidiyorum dedim. Asfalt yolda iki buçuk saat yürüdüm. O kılıktaki adamı kimse de almıyor arabasına. Nihayet birisi aldı da gittim. Fikret'le buluştuktan sonra orada başka bir yer bulduk. Bir de baktık ki bir yüzbaşı doğudan elli kişiyi aileleriyle getirmiş pamuk toplamaya. Pamuk açmamış, o yüzden orada bekletiyor onları. Çoluk çocuk aç, parasız. Sonra da toz olmuş yüzbaşı. Fikret'le iki tane araba aldık, ekmek, peynir falan doldurduk. Götürüp ailelere verdik. Ama o kadar açlardı ki harp çıktı. Böyle sahneler de gördük. Hepsini çektim. Gazetecilik budur, dünyaya şahit olmaktır! Biz dünyayı yazıyoruz. Biz patronlar gibi Allah'ın cezası herifler değiliz.Çetin Altan ile dayak da yediniz.Akşam Gazetesine “Al İşte İstanbul” adlı bir yazı dizisi hazırlayacağız. Üç hafta gecekondu mahallelerini gezdik, çektik. Bir yerde kadınlar vay nasıl çekersiniz falan diye kızdı anladın mı? İkna edemedik. Kocalarıyla birlikte saldırdılar. Zor kaçtık ama iyi dayak yedik.Orhan Kemal'le Harbiye'ye kadar yürümüştük. Sonra Taksim Sineması'nın karşısında Eftalupos kahvesini yıkmaya başladılar. Orada da Mehmet Cemal'le gördük olanları. Babamın eczanesi de orada, bir şey olmadı ona. Ama bir baktım elini kesen babamın dükkanına gelip tedavi oluyor. Dacat Güler Ecza Deposu'ydu adı. Anlamamışlar bizim Ermeni olduğumuzu.Nâzım Hikmet fotoğraflarınızı neden yaktınız?Kitabını bulundurmak bile tehlikeliydi. Mecbur kaldım. İçim de yandı.“ROMANTİK REALİZMİN BAŞLANGICIYIM”Yakın dostunuz Henri Cartier Bresson denilince ilk aklınıza gelen?Realist fotoğrafın başlangıcı. Ben de romantik realizmin başlangıcıyım.Hangi ışığı daha çok seversiniz?Bütün ışıkları ama pek fazla puslu resim çekmedim mesela.Obje ve doğa çekmiyorsunuz.Yaşamı çekerim. Ben insanın derdiyle uğraşan adamım. İnsanın hayatını ve dertlerini çekerim.Doğu'yu çekmeyi seviyorsunuz.Doğu'da daha çok iş var çünkü. Pozisyon var, yaşam var, dert var. Batı'da ne var, keyifleri yerinde evi var, arabası var, parası var. Neyini çekeceğim?Afrodisias'ın Keşfi olayı... Sayenizde farkına varılan büyük işlerinizden biri.Beni Kemer Barajı'na gönderdiler. Yolu kaybetti dangalak şoför. (gülüyoruz) Gece kaldık bir yerde. Bir baktık, yerde sütun başları falan. Ertesi gün de orada kaldım, fotoğraflar çektim. Sonra anladı millet Afrodisias ne müthiş bir şeymiş. Nuh'un Gemisi ve Nemrut Dağı çalışmalarım da böyle ses getirmiştir.“ŞARLO VE SARTRE'I ÇEKEMEDİM, İÇİMDE UKDE”Kimi çekememek içinizde ukde kaldı?Şarlo (Charlie Chaplin) ve Sartre (Jean Paul). Chaplin'e mektup yazdım, yanıt gelmedi. Evine gittim, karısıyla konuştum. Herif yukarıda ama inmedi aşağıya. Felçti, öyle resmi çekilsin istemedi adam. Einstein (Albert) ölmüştü zaten. Ama şükür ki Picasso'yu (Pablo) çektim hatta Picasso resmimi bile yaptı. Chagall'ı (Marc), Aragon'u (Louis), Dali'yi (Salvador) çektim. Dali canıma okudu yahu! Tartakladı herif beni. Herkesi tartaklardı zaten. Ama ben vazgeçmedim, vazgeçmem! Foto muhabiri vazgeçmeyen adamdır.Leica, alamet-i farikanız gibi elbet ama sahip olduğunuz ilk makine hangisiydi?İlki Rolleicord II'ydi. Babam, ayrıca çocukken 35 mm'lik Ernemann Kinox III almıştı bana. Okulda, evde film gösterimleri yaptım onunla.Gamze Akdemir / Cumhuriyet Kitap Eki
Reklam