onedio
Karşınızda Cadı Streep
Aralıkta vizyona girecek olan Walt Disney yapımı ‘Into the Woods’ (Sihirli Orman) tam bir yıldızlar geçidi. Meryl Streeep’in bir cadıyı canlandırdığı filmde Johnny Depp ve Emily Blunt da varOscar’lı oyuncu Meryl Streep bu defa bir cadıya hayat verecek. Walt Disney Pictures tarafından beyazperdeye aktarılan Into The Woods/ Sihirli Orman filminin fragmanında, usta oyuncu Streep cadıyı, Cinderella’yı canlandıran Anne Kendrick ile ormanda şarkı söylüyor. Müzikal türündeki filmde ayrıca, Amerikalı aktör Johnny Depp ve Emily Blunt gibi yıldızlar yer alıyor. Yönetmenliğini müzikal film konusunda usta olan yönetmenlerden Rob Marshall’ın yaptığı Into The Woods/ Sihirli Orman için ödüllü yönetmen, “Bu filmi sadece müzikal olarak algılamak doğru olmaz, içinde dram ve komedi unsurları da barından, karışık bir tarzı var” dedi. VARIETY
Hızlı ve Öfkeli 7'nin Resmi Adı ve Afişi Belli Oldu
Hızlı ve Öfkeli serisinin yedinci filmi olacak Hızlı ve Öfkeli 7’nin resmi adı belli oldu. Öfkeli 7 (Furious 7) olarak adlandırılacak filmin posteri de yayınlandı. Geçtiğimiz yıl Paul Walker’ın trafik kazası sebebiyle hayatını kaybetmesi Hızlı ve Öfkeli 7’nin ertelenmesine neden olmuştu. Walker’ın vefatından önce 11 Temmuz 2014’te vizyona gireceği söylenen film ünlü oyuncunun beklenmedik ölümü sebebiyle 10 Nisan 2015 tarihine ertelenmiş; Hızlı ve Öfkeli’nin resmi Twitter hesabından paylaşılan bir tweet’le bu tarihin de değiştiği açıklanmıştı. Hem aksiyon tutkunları hem de serinin fanatikleri tarafından sabırsızlıkla beklenen film, 3 Nisan 2015′te vizyona girecek. Produksiyon ekibi Walker’ın ölümünden önce aksiyon ve drama sahnelerini tamamlandığını, geri kalan sahnelerde Walker’ın kardeşlerinin yer alacağını açıklamıştı. Vin Diesel, Dwayne Johnson, Michelle Rodriguez, Kurt Russell ve daha birçok ünlü oyuncunun yer alacağı Öfkeli 7′yi ilk Testere filmini yöneten James Wan yönetecek.LOG
Emrah Serbes Kamyon Dergi'de Yazdı: Hüzünlü Piç
İşler iyi de gitse kötü de gitse her zaman yanımda olan biri var. Beraber büyüdük onunla. Aynı okullara gittik. Aynı teneffüsleri bekledik. El ele tutuştuk karşıdan karşıya geçerken. Hâlâ birbirimizi kollarız yaya geçitlerinde. Sabah kalkarım başımda bekler. Yüzünde sanki başka bir dünyadan gelmiş gibi duran acayip tebessümüyle. Bence hiç çıkma o yataktan der, dışarıda berbat bir hava var. Pazardan dönen sinirli teyzeler var. Havada uçuşan serseri kurşunlar var. Ayrıca bütün şoförler yerli yersiz kornaya basıyor.Arkadaşlarla otururken gelir bazen. Bir parça uzakta durur. Benden başka seveni yok çünkü. Biz güldükçe kollarını kavuşturup küskün bakar. Büyük bir bilmişlikle de vardır o bakışlarında. Yine bana kalacaksın nasılsa der gibi başını sallar.Kuyrukta beklerken muhabbet ederiz genellikle. Kuyrukta beklemekten zevk alan tek insan diyebilirim. En son Üsküdar’da iki kilometrelik bir iftar çadırı kuyruğunda gördüm onu. Oruç tutmamasına rağmen.Kaleciye geri pasın serbest olduğu zamanlardan beri maça gidiyoruz beraber. Gelme, uğursuzsun diyorum, gene de geliyor. Kaç sefer yakaladım gol yediğimizde çaktırmadan sevindiğini. Takım tutmuyorum diyor ama biliyorum kimle oynasak onları tutuyor. Felaketlerden zevk alan bir mizacın mı var diye sormuştum bir seferinde. Gerçeklere tahammül edebilecek gücüm var demişti.Onunla ortak bir şeyler yapmanın da imkânı yok. Ben film seyretmek istiyorum o eski fotoğraflara bakmak istiyor. Sürekli eski günlükleri karıştırıyor. Tam bir şimdiki zaman düşmanı. On beş dakika öncesini bile özlüyor.Omzumun üstünden bakıyor yazarken. Dudak büküyor. Berbat bir yazarsın diyor. Neden diyorum. Maziye saygın yok diyor. İstikbalden haberin yok. Ayrıca üslubun berbat. On beş yaşında bir kızın anlayabileceği kadar bayağısın. Hiç Proust okumadın mı Allah aşkına? Ya ciddi bir şeyler yaz artık ya da bırak bu işleri bir kuruyemişçi açalım.Ne zaman berbat bir birahanenin önünden geçsek koluma giriyor, gel şurada oturalım diye ısrar ediyor. İstemiyorum, işim gücüm var diyorum ama dinlemiyor, kolumdan çekiyor. Paldır küldür giriyoruz içeri, iki bira söylüyorum mecburen. Ben içmeyeyim sağ ol diyor. İçmeyeceksen niye getirdin beni buraya diyorum. Lütfen garsonun önünde tartışmayalım diyor. Kafayı bulunca cep telefonumu elimden alıyor, kimseyi arama böyle güzel diyor. Nefret ediyorum yalnız ve sarhoş olmaktan. Hiç kimse yalnızken tam anlamıyla sarhoş olamaz, şahit gerekir sarhoşluk için. O zaman gel onu arayalım diyor. Benim hiç gururum yok mu, nasıl istersin böyle bir şeyi benden diyorum. Seni sevmeyen birini sarhoşken arayamazsın. Seni sevmeyen birini gece yarısından sonra arayamazsın. Seni sevmeyen birini öğleden sonra bile arayamazsın. Belki akşamüstü mesaj çekersin. Olsun yine de arayalım diye tutturuyor. Olmaz diyorum. Herkesin içinde çocuk gibi ağlamaya başlıyor. Ağzını kapatıyorum. Elimi ısırıyor. Şişeyle vuruyorum kafasına o zaman. Küsüp gidiyor. Birkaç gün gözükmüyor ortalıkta. Sonra ansızın çıkıp geliyor yine, hiçbir şey olmamış gibi sarılıyoruz.Neredeydin diyorum nasılsın iyi misin? Seni özledim diyor. Kalbini kırdıysam özür dilerim kardeşim diyorum. Önemli değil diyor, zaten kalbini İkea’dan almış, söküp takabiliyormuş. Ayrıca yalanlara inanmaya ihtiyacı varmış. Bütün çaresiz insanlar gibi. Bütün hasta yakınları gibi. Dağılan bir okul gibi.Hüzünlü piç diyorum ona ismini bilmediğimden. O da bana acemi piç diyor. Yok dünyadan haberin. Bir fabrika paydos ederken ortalığa çöken hüznü bilmiyorsun. Bilmiyorsun suya bırakılmış kâğıttan kayıkların gerçek anlamını. Rüzgârda uçuşan torbaları. Moloz dökülmüş arsaları. Bu hızla ölmeye devam edersek bütün dünya mezarlık olacak. Ama sen hâlâ ölümü kişisel bir şey olarak algılıyorsun. Herkes uzmanı olduğu konunun zalimi olmuş. Ben de mi diye soruyorum. Sen de diyor. Ama üzülme. Hiçbir şey bırakmayacağız arkamızda. Çekip giderken sırtımıza saplanacak bir çift göz olmayacak. Enkazımızı toplayıp öyle gideceğiz. Asgari centilmenlik toz olmayı bilmeyi gerektirir.Acılarımız da birbirine benziyor artık. Birbirine benzeyen parmaklar gibi ama. Her birinin eşsiz bir izi var. Bazen gözlerim doluyor karanlıkta. Ama fısır fısır konuşmaya başlıyor yine kulağımın dibinde, hiç susmuyor, ağlamama asla müsaade etmiyor. Her şey affedildi diyor, hiç ayrılmayacağız diyor. Keşke kadın olsaydın diyorum öyle konuştuğunu duyunca. Bu kış çok kar yağar belki beraber kayboluruz diyor o da bana. Söylediği her şeye inanıyorum o zaman. Gözlerimi kapatıyorum her yer bembeyaz oluyor. Yine el ele tutuşuyoruz iki çocuk gibi. Sessizce söz veriyoruz birbirimize. Sessizce verilen sözlere kim inanmaz.Emrah SerbesTwitter: https://twitter.com/KamyonDergiFacebook: https://www.facebook.com/KamyonDergiE-mail: kamyondergi@gmail.comWeb: http://kamyon.co/
Reklam
Banksy'nin Büyülü Ellerinden Çıkmış, Çok Zekice İcra Edilmiş 25 Sanat Eseri
Geçtiğimiz 20 yılda, şanı tüm dünyaya yayılan ünlü grafiti sanatçısı Banksy'nin gerçek kimliği hala bilinmiyor. Fakat bu durum, yaptığı işleri milyonlarca dolara satmasına engel olmuyor. Bununla beraber, Banksy, çalışmalarını içeren kitaplar derledi ve çalışmaları hakkında belgeseller çekti. Geçtiğimiz günlerde ortaya çıkan yeni bir Banksy eseri, ünlü sanatçının yeteneğini bir kez daha gözler önüne serdi. Bu fırsattan yararlanarak, sanatçının en mükemmel eserlerinden oluşturduğumuz bu galeriyi sizlerle paylaşıyoruz.
"Yerli Otomobil Mucidine" Tam Destek
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Işık, bir mühendisin geliştirdiği güneş enerjisiyle yüzde 50 yakıt tasarrufu sağlayan otomobil projesini inceledi.Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, bir mühendisin geliştirdiği güneş enerjisiyle yüzde 50 yakıt tasarrufu sağlayan otomobil projesini inceledi, otomobilin sürücü koltuğuna geçti. Işık, “Arkadaşlarımız çok iyi bir çalışma yapmışlar. Testlerin yapılması gerekiyor, onları TÜBİTAK ile buluşturacağız. İddia edilen değerler çıkarsa, Türkiye için çok önemli bir kazanım olacak” dedi.Güneş enerjisi kullanımıyla yüzde 50 yakıt tasarruf sağlayan otomobil geliştiren Hakan Kır isimli bilgisayar mühendisi, projesini Nevşehir'de hafta sonu çeşitli temaslarda bulunan Bakan Işık'a tanıttı. Karayoluyla seyahat eden Işık'ı durduran Kır, projesini Işık'a anlattı. Otomobilin sürücü koltuğuna geçen Işık, bir süre aracı kullandı. Sürüşün ardından TÜBİTAK Başkanı Yücel Altunbaşak'ı arayan Işık, gerekli testlerin yapılması için talimat verdi.Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Işık, 'Arkadaşlarımız çok iyi bir çalışma yapmışlar. Testlerin yapılması gerekiyor, onları TÜBİTAK ile buluşturacağız. İddia edilen değerler çıkarsa, Türkiye için çok önemli bir kazanım olacak' diye konuştu.Projeye ilişkin Kır'a çeşitli sorular yönelten Işık, 'Sen arabayı al, Gebze'ye gel' dedi.'Tasarruf oranı yüzde 80'e çıkabilir'Hakan Kır, güneş enerjisiyle yüzde 50 yakıt tasarrufu sağlayan otomobil projesine ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, güneş enerjisiyle hem yakıt kalitesinin zenginleştirildiğini hem de petrol türevi yakıtlardan tasarruf sağlandığını söyledi. Kır, sistemin hidrojen gazının üretiminde şimdiye kadar kullanılmış tekniklerden farklı olarak daha ucuz ve daha verimli olduğunu ifade etti.Projede tasarruf oranının yüzde 80'lere kadar yükseltilebildiğine işaret eden Kır, şunları kaydetti:'Yüzde 80 tasarruf, içten yanmalı motorlarda motor ömrünü kısalttığı için bu oranı motor cinsine göre yüzde 40-50'lere kadar azalttık. Sistem emisyon oranlarında da yüzde 20 civarında azalma sağlıyor. Bu proje, günde ortalama 1 saatlik çalışmayla 3 yılda ortaya çıktı. Ar-Ge çalışmalarına 135 bin lira harcadık. Sistem bin silindir motor için yaklaşık bin 500 dolar gerektiriyor. Aracın motor silindir hacmine göre, bu bedel 10-12 bin doları bulabiliyor. Şirketimiz, tasarruf oranlarını günlük kullanım testleriyle kaydetti. Sayın Bakanımıza, aracımızın tasarruf tespitlerini yaptıracak yetkili bir merci bulamadığımızı ilettiğimizde, muazzam bir ilgi ve alaka gösterdi.'Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yerli otomobil vurgusunun, çalışmalarına ilham verdiğini ve Bakan Işık'ın desteklerinden cesaret bulduğunu dile getiren Kır, projenin yaygın kullanılmasıyla Türkiye'nin ulaşım ve enerji alanındaki hedeflerini yakalamasına katkıda bulunmayı amaçladığını söyledi.AA
Reklam
Devlet Tiyatroları'nda İstifa Depremi Sürüyor
Güneş Batarken Bile Büyük oyunuyla ile ilgili başlayan sansür tartışmaları nedeniyle görevinden istifa eden Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Mustafa Kurt'un ardından İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürlüğünü yürüten Şakir Gürzumar da görevinden istifa etti.Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 'Güneş Batarken Bile Büyük' oyununda geçen sözleri sansürlemek istemesinin ardından Mustafa Kurt’un Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’nden istifa etmesi sonrasında söz konusu göreve Nejat Birecik’in atanmasıyla kurum içinde başlayan huzursuzluk DT’den gelen istifalarla giderek artıyor.Bir istifa haberi de bugün geldi. 2009'dan bu yana İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürlüğünü yürüten Şakir Gürzumar bu sabah Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğüne istifasını sundu. Son istifayla birlikte istifa sayısı 7'ye yükselmiş oldu.Şakir Gürzumar, konservatuardan mezun olduğu 1979 yılından beri Devlet Tiyatrosu'nda çeşitli görevlerde çalışmış, DT bünyesinde Sanat Yönetmenliği ve müdürlükler yapmıştı. 8 Temmuz 2009'dan bu yana İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü ve Sanat Yönetmenliği görevini sürdüyordu.Yönettiği oyunlarla iki defa Kültür Bakanlığının verdiği 'En İyi Reji' ödülünü alan sanatçı ayrıca 1997 Avni Dilligil 'En İyi Yapım Ödülü'nü ve 2005 Afife Tiyatro 'Yılın En Başarılı Yönetmeni' ödülünü kazanmıştı.'Oyun sahnelemeyeceğim'Mustafa Kurt’un istifasından sonra DT Genel Müdür vekili olarak dizi oyuncusu Nejat Birecik atandı. Devlete bağlı sanat kurumlarının özelleştirilmesini öngören TÜSAK'a yakınlığı ile bilinen Birecik’in atanması tepki çekmiş, Ankara DT Müdürü Şekip Taşpınar ve Müdür Yardımcısı Serdar Kayaokay ile Başrejisör Ali Hürol da istifa ettiklerini açıklamışlardı. Yönetmen Yücel Erten’de kişisel sosyal medya hesaplarından yayınladığı bir açıklama ile, Biricik’in atanmasına tepki gösterek, bu dönemde DT’nda oyun sahnelemeyeceğini açıkladı.SoL Haber
Bakan Işık: 'İsteyen Vatandaş Kriptolu Telefon Alabilecek'
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, TÜBİTAK'ın vatandaşlar için de kriptolu telefon projesi olduğunu söyledi, 'İsteyen bu kriptolu telefonu kullanabilecek ancak sivil versiyonu olacak' dedi.Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, TÜBİTAK tarafından iki aşamalı yürütülen proje kapsamında, devletin üst düzey yöneticilerinin yanı sıra vatandaşların da kriptolu telefonları kullanmasını amaçladıklarını söyledi. Işık; 'TÜBİTAK, ticari kriptolu telefon üretimiyle ilgili çağrıya çıktı. Yani vatandaşlarımız da arzu ettiği takdirde bu kriptolu telefonu kullanabilecek ancak sivil versiyonu olacak' dedi.Nevşehir Valisi Mehmet Ceylan'ı ziyaretinde basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Bakan Işık, kriptolu telefonları yılbaşından önce devletin üst düzey yöneticilerinin kullanımına sunmayı hedeflediklerini belirterek şunları söyledi:'Bu, tasarım ve donanım olarak çok farklı olmayacak ancak yazılımda güvenliği çok daha arttırılmış, son derece güvenli bir kriptolu telefon olacak. Bu, birinci adımımız ve şu ana kadar her şey yolunda gidiyor. İkinci aşaması ise akıllı kriptolu telefon. Ona da yılbaşından sonra başlayacağız. Bu da devletin üst düzey yöneticilerine dağıtılacak. Ayrıca TÜBİTAK, ticari kriptolu telefon üretimiyle ilgili çağrıya çıktı. Yani vatandaşlarımız da arzu ettiği takdirde bu kriptolu telefonu kullanabilecek ancak sivil versiyonu olacak.'Yerli otomobil hedefiYerli otomobil üretimine ilişkin bir soru üzerine ise Işık, 'Bu konudaki çalışmaları daha somut hale getirdik. Yerli otomobil projesinde üç farklı grupta çalışma yürütüyoruz' diye konuştu.Bu çalışmalar hakkında bilgi veren Işık, şunları söyledi:'Bunlardan bir tanesi, araştırma geliştirme, TÜBİTAK'ın önderliğinde. İkincisi, daha çok dizayn ve mühendislik alanında çalışmalar yapıyoruz. TÜBİTAK'ın da içinde olacağı ancak özel sektör ağırlıklı bir yapı öngörüyoruz. Üçüncüsü de üretim ve pazarlama. Bu da özel sektörün tamamen içerisinde olacağı ama devlet olarak da bizim teşvik ve destek vereceğimiz bir yapı öngörüyoruz. Şu anda her üç alanda da çalışmalar sürüyor. Hedefimiz, 2020 yılından önce bir Türk markasını Anadolu yollarına, daha sonra dünya piyasasına sunmak.'AA - Al Jazeera
Reklam
90'larda Diskoteklerimizi Tutuşturan Dans Şarkıları
90'lı yıllarda henüz şimdiki bar-club ortamı oluşmamışken diskoteklerimiz vardı. Gençler tüm danssal maharetleri için önce MTV - MCM gibi kanallar seyreder , oradan kaptıkları dans figürlerini de gerek parende atarak gerek yerde ötesi berisine gelmiş kaplumbağa gibi fır fır dönerek diskoteklerde sergilerlerdi. Tabii bu durum milenyumun gelişiyle değişti İşte şimdi huzurlarınızda naçizane 90'ların en hit olmuş diskotek-dans şarkıları.
Wim Wenders, Sebastião Salgado'nun Peşinde
‘Paris Texas’, ‘Wings Of Desire’ ve ‘Buena Vista Social Club’un yönetmeni, dünyaca ünlü belgeselci Wim Wenders, gördüklerini fotoğraflarla belgeleyen diğer bir önemli sanatçı Sebastião Salgado’nun peşine takılarak “The Salt of the Earth” adlı nefes kesen bir belgesele imza attı. Wenders ayrıca, Rachel McAdams, James Franco ve Charlotte Gainsbourg’un rol aldığı ve bir aile dramını konu alan “Everything Will Be Fine”la da birkaç yıllık aranın ardından uzun metraja geri dönüş yapıyor.Paris Match’a konuşan Wenders, Salgado ile yaşadığı deneyimi ve belgeselle kurgu arasındaki tercihini anlatıyor.Aslında ikimiz de büyük gezginiz. Sebastião’nun kim olduğunu öğrenmeden önce, sırf fotoğraflarına bakarak, o gezgin ruhunu, yolcuyu görebilmiştim. Öbür türlü bu göz kamaştırıcı fotoğrafları çekemezdi. Bu insanlarla yaşamak, madenlerin derinliklerindeki cehenneme inmek, kuzey kutbunda Eskimo’larla yaşamak anlamına geliyor… Fotoğrafları beni derinden etkiledi. Bundan neredeyse çeyrek asır önce iki tane fotoğrafını satın almıştım, oysa o zamanlar kim olduğunu bilmiyordum.Evet. Son otuz yılda gezegenimize bakışımızı, “İnsan Eli” ve “Exodus” gibi serilerle şekillendiren birinin, son on yılda yaşadığı hayatı görmek gerçekten çok enteresan. Doğa onun için yeniden bir doğuş gibi oldu. Balkanlar’da ya da Ruanda’da o kadar çok ölü görmüş ki, insanlığa olan inancı yok olmuş. Amazon ormanlarına milyonlarca ağaç dikmek ve kendi çiftliğini tekrardan ayağa kaldırmak ona hayat vermiş, yeniden yaratmış. Eşi Lelia ile kendilerine “Peki neden süreci tersine çevirip kesilen her ağaç için bir fidan dikmiyoruz ki?” diyen ilk kişi olmuşlar. Onlardan önce, Tanrı dışında, tropikal bir orman yaratmak kimsenin aklına gelmemiş.Benden çok farklı bir dünyadan geliyor. Önce ressam olmak istiyordu. Ekonomi eğitimi aldı ve Dünya Bankası’nda çalıştı. Ve 30 yaşında herşeyi bırakıp hayatına yeniden başladı. Bu bilgi zenginliği sayesinde ve dünyanın karmaşıklığını bildiği için bu kadar güzel fotoğraflar çekebildi.Bana da bu tartışma biraz patavatsız geliyor. Bazı savaş muhabirleri, uçağa biniyor, olay yerinde birkaç gün, bazen birkaç saat kalıyor ve çok tehlikeli olduğu için geri dönüyor. Salgado ise insanlarla aylarını geçiriyor. Çok farklı bir yakınlık boyutu. Aynı bir belgeselde olduğu gibi insanlar onu tanıyor, ona güveniyor. Cehennemi yaşayanlara yakınlaşarak, onlarla bir ilişki kurarak, kaybolmuş ve çalınmış haysiyetlerini geri veriyor. Bu cebinizdeki telefonla, çabucak fotoğraflar çekerek yapılacak bir şey değil. Bu bir estetik konusu da değil. Fotoğraf gerçekleri yansıttığı zaman güzel olur.Evet, montajdan çıkıyorum. 2013 ve geçtiğimiz kış ayları boyunca, bir yazarı canlandıran James Franco ve Charlotte Gainsbourg’la beraber Kanada’da “Every Thing Will Be Fine” adlı bir film çektim. On dört yıla yayılan bir aile dramı…Çok belgesel seyrediyorum. Eğer sinemada on salon kurgu film veriyorsa ve sadece bir tanesinde belgesel varsa ben belgeseli görmeye giderim! Dijital görüntüler çıktığından beri belgelsel tarzı çok gelişti, hatta baştan yaratıldı diyebiliriz. Aynı şeyi kurgu için söylemek zor. Bir filmde, yapım aşamasında, çekimlerde, beklenmedik şeylerin yaşanması hoşuma gidiyor. Bir belgeselci olarak çok sık kendimizi şaşırtıcı durumlarda buluruz. Bir kurgu yaptığınız zaman ise, çevrenizde onlarca insan olur ve herşey büyk bir makine gibi işlemektedir. Belgesel daha çok özgürlük tanır, daha fazla olasılık… Bana göre belgesel, bugün en çok yaratıcı olunabilecek sinema dalıdır. Zete
Reklam
Kültür Şoku Yaşatacak Kadar Hınzır 14 Türkü
Bazı yöresel türkülerimizin günümüz şarkıcılarının 'gel gel hiç acımayacak, bir güzellik yapsana gece bende kalsana' tadında sözleri olduğunu biliyorsunuz elbette. Bu hınzır türkülerimizden birkaç tanesini derledim, ama yörelere indikçe ne türküler çıkabilir potansiyeli tahmin edebiliyorum. Sizin oralardan garip sözleri olan türküleri yorumlara bekliyorum.
Avrupalı ve ABD'li Jedi'ların Sayısı Artıyor mu?
2001 yılında şakayla karışık başlayan 'Jedi dini' hareketi, giderek daha ciddi bir oluşuma dönüşüyor.Yıldız Savaşları (Star Wars) filmlerinde şeytani imparatorluk güçlerine karşı savaşan erdemli Jedi şövalyelerinin felsefesi gerçek hayatta birçok kişinin inancı haline geldi.Bundan 13 yıl önce İngiltere'de yapılan nüfus sayımında sorulan 'Hangi dine inanıyorsunuz?' sorusunda 390 bin kişi 'Diğer' kutusuna 'Jedizm yazmıştı.Jedi hareketi bugünlerde ise Cambridge Üniversitesi'nin post-modern dini hareketler konferansında tartışılacak kadar ciddiye alınan bir konu haline gelmiş durumda.Cambirdge Üniversitesi'nden Beth Singler, sadece İngiltere'de Jedizmi semavi dinler kadar ciddiye alarak inanan en az 2 bin kişi olduğunu tahmin ediyor.Bu sayı İngiltere'de Scientology tarikatına inananlar kadar fazla.Jedi felsefesini bir bilimkurgu filminin eğlenceli bir parçasından çok bir yaşam biçimi olarak benimseyenler filmlerdeki repliklerden de hayata dair anlamlar çıkarıyor.'Güç seninle olsun'1977 yapımı Star Wars: A New Hope filminde Alec Guinnes'in canlandırdığı Jedi Şövalyesi Obi-Wan Kenobi 'Gücü hisset' diyordu.Kenobi gücü ise şöyle tanımlıyordu: 'Güç tüm canlı varlıklar tarafından evrenin her yerinde oluşturulan bir enerji. Hepimizi sarmalıyor. İçimize işliyor. Bizi galaksiye bağlıyor.'Bu ve benzeri repliklerden mistik anlamlar çıkaranlar da artık bir popüler kültür öğesine değil, bir inanç sistemine bakmaya başlıyor.'Jedi inancı birçok farklı inancın harmanlanmasından oluşuyor' diyen Singler, 'İçinde biraz Taoizm, biraz Budizm, biraz da Samuray felsefesi var' diyor.İnancın odağında ise iyi ve kötünün -ya da Yıldız Savaşları terimleriyle aydınlık ve karanlığın- çarpışması yer alıyor.Bir dini hareket başlatmanın filmlerin yaratıcısı George Lucas'ın aklının ucundan dahi geçmediğini söyleyen Singler, 'Zaten Jedi felsefesine inananlar Lucas'ı bir guru olarak da görmüyor' diyor.Bir dini hareket başlatmanın filmlerin yaratıcısı George Lucas'ın aklının ucundan dahi geçmediğini söyleyen Singler, 'Zaten Jedi felsefesine inananlar Lucas'ı bir guru olarak da görmüyor' diyor.Jedi hareketleri de felsefeleri ve Yıldız Savaşları filmleri arasına mesafe koymaya çalışıyor. ABD'deki 'Jedi Tapınağı' inanç sisteminin üç sac ayağı üzerinde şekillendiğini söylüyor: Odaklanma, bilgi ve akıl.'Tapınağın' sözcülerinden Michael 'Akkarin' Kitchen, 'İnancımızın temelleri filmlere değil, filmlerin verdiği ilhama dayanıyor' diyor.
Reklam
Tango Festivaline Zina Karalaması
Adana’da bu yıl üçüncüsü gerçekleştirilen Uluslararası Tango Festivali, “Uslu Adana Platformu” tarafından “zina festivali” ilan edildi.Sosyal medya üzerinde örgütlenen ve kimlerden oluştuğu bilinmeyen platform, en son yayımladığı hakaret dolu bildiride festivalin halka açık yapılmasının engellenmesini istedi.Festivale destek veren Adana Büyükşehir Belediyesi ile ASKİ’ye de “desteğinizi geri çekin” çağrısı yapıldı.Hazal Ocak’ın Cumhuriyet’teki haberine göre; Adana’da 23 Ekim’de başlayan ve bugün sona erecek Uluslararası Tango Festivali’ne karşı çıkan “Uslu Adana Platformu” tarafından bir bildiri yayımlandı.“Allah’tan (c.c) korkun! Açık günaha, zinaya izin vermeyin” diye başlayan bildiride, “Müzik eşliğinde kadın - erkek arasında bedensel yakınlaşma/yapışma sağlanarak sahnede zinanın sergileneceği bir festivalin ne dinimizde ne de milli kültürümüzde yeri yoktur, olamaz. Bu yıl ‘uluslararası’ boyut kazandırılması amaçlanan ‘Tango Festivali’ iptal edilmelidir. Bu festival günahın, haramın, zinanın açıkça işlenmesine sahne olacaktır. ‘Zinanın ayakta müzikle yapılan şekli’ olan, insanları günaha davet eden bu tür erotik dansın meraklısı olabilir ama bu tür çirkinlikler toplum içinde olmamalıdır” denildi.Finans Gündem
Elektrikle Çalışan "Ekolojik Türk Otomobili" Ürettiler
Balıkesir'de iki mühendis, yaklaşık 8 aylık çalışmanın ardından elektrikle çalışan 'Ekolojik Türk Otomobili' adını verdikleri araç üretti.Balıkesir'de iki mühendisin yaklaşık 8 aylık çalışmanın ardından elektrikle çalışan 'Ekolojik Türk Otomobili' (ECTO) adını verdikleri 250 kilogram ağırlığa sahip araç, 1,60 liralık elektrikle 60 kilometre gidebiliyor ve 6 saatte şarj edilebiliyor.Aracın mucitlerinden metalürji ve malzeme mühendisi Çağatay Hergül, AA muhabirine yaptığı açıklamada, dünyada yeni trendin, elektrikli yenilenebilir enerji kaynağı kullanan ulaşım araçları olduğunu söyledi.Buradan çıkışla özellikle evlere paket sıcak yemek servisi gibi hafif kargo taşımacılığında kullanabilecek, motosikletlere alternatif bir araç imal etmek üzere harekete geçtiklerini anlatan Hergül, 'ECTO'yu da bu sebeple tasarladık. Bu araç ticari amaçla kullanılan motosikletlere bir alternatif. Nasıl bir alternatif? Çok daha güvenli. Ticari maliyetleri ve riskleri minimuma indiriyor. Özellikle kurye işinde minimum maliyetle, ürünlerin iletilebileceği bir aracı sunduk' dedi.Aracın tasarımcılarından elektrik ve elektronik mühendisi Murat Güngör ise bir hayali gerçekleştirdiklerini belirterek, şunları kaydetti:'Çıkış noktamız fosil yakıta alternatif bir elektrikli araç üretmekti. Kalabalıklaşan şehirlerde hem ticari hem bireysel kullanım için bir projeye giriştik. Çok güzel ve özel bir ülkede yaşıyoruz. Bu araç tamamen Edremit koşullarında üretildi. Yaklaşık 1 lira 60 kuruşluk bir elektrik tüketimine sahip. Tam şarj ile 60 kilometre civarında yol yapabiliyor. Saatte 55 kilometre gibi kalabalıklaşan şehirlerde yeterli olabilecek bir hıza sahip. Şu anda Ar-Ge çalışmalarını yaptığımız bir aracımız daha var. Bu araç da engelli vatandaşlarımıza hizmet verecek.'Güngör, 250 kilogram ağırlığındaki araçlarının 5 beygirlik küçük bir motorunun bulunduğunu ifade ederek, 'Hafif kargo ile paket pizza, hamburger gibi sıcak gıda ürünlerinin taşınmasında kullanılabilecek bu ürünümüz için bugünden sipariş almaya başladık. Patent başvurumuzu yaptık. Bizden seri üretim yapmamızı isteyenler var ancak bizim tek şartımız aracı Balıkesir'de üretmek. Balıkesir'de, Edremit'te üretmek istiyoruz' diye konuştu.Araçlarında 5 noktalı emniyet kemerine sahip koltuğuyla konforu unutmadıklarını dile getiren Güngör, 'İstenirse solar kapalı devre şarj sistemi ile güneş ışınlarıyla şarjla aracın menzili uzatılabiliyor. 220 volt şebeke elektriği ile hiçbir özel aparata gerek kalmadan 6 saatte tam şarj olan araç şehir içi kullanımlar için dizayn edildi' dedi.AA
Kuyrukluyıldızın Kokusu Analiz Edildi
Avrupa Uzay Ajansı' ESA'nın Rosetta uzay aracı, 67P kuyrukluyıldızının kokusunu analiz etti. Elde edilen veriler, kuyrukluyıldızın 'çürük yumurta' gibi koktuğunu ortaya çıkardı.Rosetta, ağustosta yörüngesine girdiği 67P/Churyumov-Gerasimenko kuyrukluyıldızına 12 Kasım'da Philae keşif aracını indirmeden önce gözlemlerine devam ediyor. ESA, kimyasal bulgular sonucunda kuyrukluyıldızın nasıl koktuğuna dair bilgi edindiklerini belirtti. Açıklamada, 'eğer şansınız olsaydı kesinlikle 67P'yi koklamak istemezdiniz' ifadesi yer aldı. Bulgular, kuyrukluyıldızın 'çürük yumurta ve kedi idrarı gibi koktuğuna' işaret etti.Kuyrukluyıldızın yaklaşık 10 kilometre yakınında turlayan Rosetta, ROSINA sensörüyle gök cisminden yükselen gazları analiz etti. Kuyrukluyıldızların ana bileşenleri olan su ve karbondioksitin yanı sıra, çürük yumurta kokusu saçan hidrojen sülfit, kedi veya at idrarı gibi koku saçan amonyak ve formaldehit tespit edildi. ESA ayrıca, sirke benzeri koku saçan sülfür dioksitin de kuyrukluyıldızdan saçılan gazlarda yer aldığını belirtti.Bilim insanları, Dünya'dan 450 milyon kilometre ötedeki donmuş buz ve karbondioksit parçası halindeki kuyrukluyıldızın gaz saçmasını şaşırtıcı bulurken, astronomi dünyası ilk kez bir kuyrukluyıldızı koklamayı başardı. Gökbilimciler, 67P'nin fiziksel ve kimysal analizleri sayesinde Güneş Sistemi'nin oluştuğu yaklaşık 4.6 milyar yıl öncesine ait yeni bilgiler elde edileceğini belirtti.Rosetta, 'koku alma' analizleri öncesinde 67P üzerinde 'Keops' adı verilen piramit şeklindeki yapıyı görüntülemişti. Uzay aracının, 2015 sonuna kadar görev yapması bekleniyor.Kaynak: Al Jazeera
Reklam