onedio
Sony Pictures CEO'su Sessizliğini Bozdu
Sony Pictures’a ”Guardians of Peace” isimli sanal korsan grubu tarafından düzenlenen saldırı önce şirketin sistemlerini işlemez hâle getirmiş, ardından da saldırıda ele geçirilen şirket içi bilgiler internete sızdırılmış ve Sony Pictures’a dair pek çok sır açığa çıkmıştı. Tüm yaşananların ardında Sony Pictures’ın yapımcılığını üstlendiği The Interview isimli filmin vizyona girmesini istemeyen Kuzey Kore’nin bulunduğu iddia edilirken, gelen terör saldırısı tehditlerinin ardından Sony Pictures’ın The Interview’in ABD’de vizyona girmesini ertelemesi işleri başka bir boyuta taşımıştı.Dünya gündeminde kendisine oldukça ciddi bir yer bulan saldırı konusundaki sessizliğini uzun süre koruyan Sony Pictures CEO’su Michael Lynton, CNN’e verdiği röportajla bilinmeyen pek çok konuya açıklık getirdi. Sony Pictures’ın The Interview’in çıkışını iptal etme kararı üzerine gelen tepkileri değerlendiren Lynton, önlerinde çok kısa bir süre varken bir tehditle karşı karşıya kaldıklarını ve iptal kararını almalarında sinema zincirlerinin takındığı tutumun etkili olduğunu belirtti. The Interview konusunda geri adım atmadıklarını vurgulayan Sony Pictures CEO’su, filmi ABD halkına ulaştırma konusunda halen çok istekli olduklarını dile getirdi.Michael Lynton, iptal kararının alınmasının ardından Sony Pictures’a yapılan ”filmi internette yayınlayın” çağrılarına ilişkin açıklamalarda da bulundu. Filmi yayınlama konusundaki arzularından vazgeçmediklerini yeniden hatırlatan Lynton, internetin ilk seçenekleri olmadığını belirtti. Lynton halihazırda hiçbir çevrim içi yayıncının veya e-ticaret sitesinin kendilerine The Interview’in yayınlanması ve dağıtımı konusunda başvurmadığını ifade etti. Bu noktada Sony’nin kendi çevrim içi video platformlarının da bulunduğunu belirtmek gerekiyor.Sony Pictures CEO’sunun filmi yayınlama konusunda ısrarcı oldukları yönündeki açıklamalarına rağmen, The Interview’in tanıtımı için oluşturulmuş çevrim içi mecraların ortadan kaybolması dikkat çekiyor. Filmin internet sitesine, Facebook sayfasına, YouTube kanalına ve Tumblr sayfasına hâlihazırda erişilemiyor. The Interview için oluşturulan Twitter ve Instagram hesapları hâlen erişilebilir durumda olsa da, bu hesaplardaki paylaşımların ortadan kaybolduğu görülüyor. Sony’nin filmle ilgili her şeyi kaldırmasında sanal korsanların tehditlerinin etkili olmuş olabileceği öne sürüldü.Teknoblog
Eğitim-İş Üyelerine Müdahale: 100'ün Üzerinde Gözaltı
Ankara'da 17 Aralık sürecini protesto eden ve Yatağan'da başlatılan 'Laik Eğitim ve Emeğe Saygı Yürüyüşü'ne destek veren Eğitim-İş Sendikası üyelerinin yürüyüşüne polis, toma ve biber gazı ile müdahale etti. 17 Aralık sürecini protesto eden ve Yatağan'da başlatılan 'Laik Eğitim ve Emeğe Saygı Yürüyüşü'ne destek veren Eğitim-İş Sendikası üyeleri Tandoğan Meydanı'nda toplandı. Toplanan üyeler Kızılay Güvenpark'a yürüyerek orada basın açıklaması yapmak istedi. Emniyet güçlerinin izin vermemesi üzerine gruba TOMA ve biber gazı ile müdahale edildi. Müdahaleye rağmen dağılmayan Eğitim-İş Genel Başkanı Demir ve 100'den fazla sendika üyesi gözaltına alındı.
Rönesans Kadınları Boya Fırçalarında
Sanatçı Rebecca Szeto yeni eserleri için boya fırçalarını alıştığımızdan farklı bir şekilde kullanmış. San Fransisco’lu sanatçı fırçaların sap kısımlarını alarak onları sanat eserlerindeki ünlü kadınlara dönüştürmüş.Güzellik ve değer yargılarını yeniden şekillendirmeyi amaçladığını söylediği bu projesinde Szeto, bir sanat eseri ortaya çıkarmanın kendi aracını odak noktaya alarak aslında döngüsel bir eser ortaya çıkarmış.Görseller: __rebeccaszeto.com
Say: 'Holdinglere İhtiyaç Duymuyoruz'
Sanatçı Fazıl Say, 2 yılda bir yapılan BİFO-SAY festivalinin bu yıl iptal edilmesiyle ilgili bir açıklama yaptı.Fazıl Say 2 yılda bir yapılan BİFO-SAY festivalinin bu yıl iptal edilmesiyle ilgili bir açıklama yaptı. 'Ben ve ekibim ne devlete ne de bu holdinglere ihtiyaç duymuyoruz' diyen Say, Borusan'ın festivali iptal etmesinin ardından aldığı ihaleye dikkat çekti.Say tarafından yapılan açıklama şu şekilde:'DostlarBORUSAN yönetimi (Ceo'su Agah bey) bugün tüm medyaya açıklamalar yapmış. Bir BİFO-SAY(Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ve Fazıl Say) festivalimiz vardı İstanbul'da. İki yılda bir olurdu. Bu yılki iptal edilmişti. Niye iptal edildiğini anlatmışlar basına. Tabi her zaman her şeye bir kılıf uydurulur.İşin aslı ise şu;Hatırlarsınız; Şu Antalya'da yaşanan haksızlık sebebi ile ben Gürer Aykal ile artık çalışamayacağımızı anlattım. Sadece ben mi anlattım? Gürer Aykal kendisi basına açıklamalar yaptı 'bir daha Fazıl Say eseri yönetmem' dedi. Şimdi belli ki burada bir anlaşmazlık var. Evet keşke olmasaydı. Ama maalesef o 'keşke'ler bu insanların egolarının önüne geçemiyor. Evet Antalya'da bu kavga oldu ama ben bunun Borusan ile olan Festivalimize yansımaması için gayret gösterdim. Bifo-Say festivali 4 konserden oluşuyordu. Bu 4 konserden sadece 1 tanesi Gürer beyin yöneteceği konser idi. Borusan 4 konserin tamamını iptal etmiştir. Okudunuz, hepsi ortada yazıldı.Tekrar etmeye gerek yok. Ben hep şunu savundum. Gürer Aykal ile zaten olmuyor, o da istemeyecektir benim ile konser yapmayı -ki istemiyor. Ya 4 konser içinden onun yöneteceği o konseri de kaldırın, ya o konsere başka şef alalım. Gürer Aykal'a da ayrı bir kapsamda başka bir konser verilsin. Sonuçta adı ve konusu Fazıl Say olan bir festival de devam edebilsin.' Bunu savundum. Ama bu olmadı... Olmadığının zaten hemen ardından da Borusan bir ihale kazandı. Agah bey diyor ki 'ihalenin bu konu ile alakası yoktur',  ben diyorum ki ' Bilemiyorum, neden olmasın?'.Dostlar kendi konserlerimizi organize ediyoruz. Türkiye'nin her yerinde konser veriyoruz. Gerekirse, Anadolu'da köylere gidip çalıyorum. Ben ve ekibim ne devlete ne de bu holdinglere ihtiyaç duymuyoruz. Başımızın çaresine bakarız. İyi müzik yaptığımız sürece de bu salonlardaki doluluk oranımız artıyor. Dünyanın her yerinde yılda 100 konserimiz var. Eserlerimiz her yerde çalınıyor. Tüm internette de yayılmış durumda. Her yıl 3-4 CD üretiyoruz. Çalışıyoruz. Deli gibi çalışıyoruz. Orkestra eserlerimin Türkiye'de çalınması durumuna gelince. Dünyanın her yerinde çalınıyor. Türkiye'de benim (Orkestra) eserlerimin çalınma olasılıkları kısıtlanmıştır. Bu durum tamamen siyasidir. CSO olayında gördünüz. Gürer Aykal ise tüm bu olaylarda kendini kullandırtmıştır. Kötü bir duruş sergilemiştir.Dostlar,Şunu sorun kendinize, Aykal ne kaybederdi Muammer Sun gibi duruş sergileyebilseydi?Borusan'daki arkadaşlara başarılar dilerim. Ben her yıl 40-50 Orkestra ile çalıyorum fazla ihtiyacım yok illaki Borusan Orkestrası ile çalmaya. Herkes işine baksın. Bizi de artık rahat bırakın. Çalışan üretenleri rahatsız etmeyin.Sevgiler, Saygılar.'İleri Haber
Sanat Meraklısı İki Ofis Çalışanının Yorum Kattığı 17 Ünlü Sanat Eseri
Chris Limbrick ve Francesco Fragomeni New York’taki Squarespace’de oldukça yoğun çalışan iki kişi.Bu ikili işte canlarının sıkıldığı vakitleri (!) Facebook’ta ve Twitter’da değerlendirmekten çok sıkılmış olacak ki daha yaratıcı bir şey yapmaya karar vermişler.Ünlü tabloları ofiste buldukları eşyalarla yeniden yaratan bu iki çalışan ardından bu eserleri toparlayarak “Fools Do Art” adı altında birleştirmiş.
Reklam
Nikon 2014 Mikroskopik Fotoğraf Yarışmasına Katılan Birbirinden Muhteşem 26 Detay Fotoğraf
2014 yılında Nikon tarafından düzenlenen fotomikrografi (mikroskopla büyütülmüş görüntülerin fotoğrafları) yarışmasına katılan birbirinden ilginç görüntüler, yaşadığımız dünyanın ne kadar ilginç ve çeşitliliğe sahip bir yer olduğunu gözler önüne serdi. Küçük canlıların bedenleri içerisinde detaylara saklanmış birbirinden renkli görüntüler ilgililerin beğenisi topladı. İşte yarışmaya katılan iddialı fotoğraflardan 26 tanesi;
21. Ölüm Yıl Dönümünde 10 Video ile Türk Sinemasının "Baba"sı Hulusi Kentmen
Hulusi Kentmen (20 Ocak 1912, Tırnova - 20 Aralık 1993, İstanbul), Türk tiyatro ve sinema oyuncusu.Deniz Kuvvetlerinde astsubay rütbesiyle görev aldı. Deniz astsubaylığından emekli olduktan sonra sanat yaşamına atıldı. Hisse-i Şaiya oyunuyla profesyonel olan Kentmen, 1942'de Sürtük filmiyle sinema oyunculuğuna başladı. Tatlı-sert ve babacan tarzı ile çoğu filmlerinde baba, komiser, bahçıvan, hakim vb. roller üstlendi, birçoğunda kendi adıyla oynadı. Kentmen, 1942-1988 yılları arasında 500'e yakın filmde rol aldı. Türk sinemasında bir klasik olan oyuncu 81 yaşında 20 Aralık 1993'te böbrek yetmezliği sonucu yaşamını yitirdi.
Reklam
Dünyanın En Büyük Dördüncü Gölü Olan Aral Tamamen Kurudu, Aferin Size İnsanlık!
etiket
Bir zamanlar dünyanın en büyük dördüncü gölü olan Aral Gölü tamamen kurumuş durumda. Bundan henüz 14 yıl önce, şu an yalnızca kum ve tuz olan yerde kocaman bir su birikintisi vardı. Bu devasa gölün 14 yıllık bir süre içerisinde kuruyup yok olması, bizlere geleceğimiz hakkında ciddi kaygılar yaşatıyor. İnsanlık kendisine hayat veren doğa ile birlikte yaşamayı ne zaman öğrenebilecek?
ABD Ulusal Film Arşivi’nin 'Yeni Hazineleri' Açıklandı
Yıl sonu listeleri arasında kaybolurken ABD Ulusal Film Arşivi (National Film Registry)’den Ulusal Film Koruma Heyeti (National Film Preservetion Board) Kongre Kütüphanesinde (Library of Congress)’de saklamak üzere seçtikleri filmleri açıkladı. Her yıl olduğu gibi minimum 10 yıllık bir süreyi aşmış 25 filmi kültürel miras olarak koruduğunu açıklayan kurulun bu seneki seçkisi oldukça ilginç ama daha önceki yıllarda da bilindiği üzere de kurulun yelpazesi oldukça geniş:Klasik Hollywood filmlerinden, deneysel filmlere, kısa filmlere kadar bağımsız yapımlar, televizyon filmleri de koruma altına alınabiliyor.Bu senenin seçkisinde ilk göze çarpan yapımlardan biri Joel ve Ethan Coen’lerin The Big Lebowski (1998)’si, Roman Polanski’nin Rosemary’s Baby (1968) ’ si, Howard Hawks’ın Rio Bravo (1959)’su ve Samuel Fuller’in V-E + 1 (1945)’i popüler klasik yapımlardan ise Steven Spielberg’in Saving Private Ryan (1998)’ı ve Mel Stuart’ın Willy Wonka and the Chocolate Factory (1971)’si listede yerini alıyor. Kurulun listesine giren en eski yapımlar ise; Bert Williams Lime Klin Club Field Day filmi (1913), Lois Weber’in Shoes (1916), William Worthington’ın The Dragon Painter (1919), Grace Cunard ve Francis Ford’un Unmasked (1917)’ı. Kurulun yine koruma altına alıp kütüphanesine eklediği en yeni yapımlar ise Mark Jonathan Harris’in Into the Arms of Strangers: Stories of the Kindertransport (2000) ve James Benning’in 13 Lakes (2004) filmleri.Kurulun listesine giren filmlerin tamamı şöyle:James Benning, 13 Lakes (2004).Bert Williams Lime Kiln Club Field Day (1913).Joel ve Ethan Coen , The Big Lebowski (1998).Irving Cummings, Down Argentine Way (1940).William Worthington, The Dragon Painter (1919).Trevor Greenwood, Robert Dickson ve Alan Gorg, Felicia (1965).John Hughes ve Ferris Bueller, Day Off (1986).Busby Berkeley, The Gang’s All Here (1943).André de Toth, House of Wax (1953).Mark Jonathan Harris, Into the Arms of Strangers: Stories of the Kindertransport (2000).Arthur Penn, Little Big Man (1970).John Lasseter, Luxo Jr . (1986).Lisze Bechtold, Moon Breath Beat (1980).Efraín Gutiérrez, Please Don’t Bury Me Alive! (1976).Preston Sturges ve William K. Howard, The Power and the Glory (1933).Howard Hawks, Rio Bravo (1959).Roman Polanski, Rosemary’s Baby (1968).Leo McCarey, Ruggles of Red Gap (1935).Steven Spielberg, Saving Private Ryan (1998).Lois Weber, Shoes (1916).Henry King, State Fair (1933).Grace Cunard ve Francis Ford, Unmasked (1917).Samuel Fuller, V-E + 1 (1945).Frank Tashlin, The Way of Peace (1947).Mel Stuart, Willy Wonka and the Chocolate Factory (1971).Bant Mag
Reklam
12 Madde ile Osmanlı'dan Bugüne İstanbul'un Elektriğe Karşı İmtihanı
Günümüze kadar ulaşmış 'Gece gözü : kör gözü' söyleminden uzandığımız Osmanlı Devleti dönemindeki aydınlatma bilindiği üzere daha ilkel düzeylerdeydi. Hava gazı Osmanlı'ya gelene kadar en çok kullanılan  aydınlatma şekilleri hepimizin aşina olduğu üzere meşale, çerağ, kandil, mum ve yağ lambasıydı. Halk, evlerinde ve dışarı çıktıklarında aydınlatma ihtiyaçlarını bu araçlarla gideriyorlardı.
Polonya'dan Dolapdere'ye Bir Şairin Öyküsü
Yüz yıldan uzun bir süre önce yolu İstanbul'a düşmüş Polonyalı 'milli' şair o... Polonya'yı her yönüyle tanıtan bazı listelerde bile adını göremeyeceğiniz bir kahraman, Adam Mickiewicz.Mickiewicz'in Dolapdere'de yaşadığı ev artık artık şairin anılarıyla dolu bir müze.Bundan 160 yıl önce bir sabah, ülkesinin bağımsızlık mücadelesini örgütlemek için, güneş altın ışınlarıyla ortalığı aydınlatırken ayak basmış 'mucizevi' İstanbul'a. Ve iki ay sonra Beyoğlu'nun çamurlu yolları arasında, bir çift öküzün çektiği sade bir tabut içinde veda etmiş hayata...'Beyoğlu'nun çamurlu yolları arasında, bir çift öküzün çektiği, sade bir tabut vardı. Polonyalılar'dan başka kimse yok sanıyordum. Yanılmış olduğumu biraz sonra anladım. Arkamızda, sokağı kaplamış, başlarına siyahlar sarmış, sel gibi bir kalabalık akıyordu. Cenaze alayında her ulusu temsil eden kişiler vardı. Sırplar, Dalmaçyalılar, Karadağlılar, Arnavutlar, İtalyanlar, özellikle Bulgarlar çoğunluktaydı. Siyahlar giyinmiş Müslümanlar da vardı kalabalık arasında. Ölenin şahsında, Slav şairin dehasına duydukları saygıyı böylece gösterdiler.'Tarihçi arkadaşı T.T. Jez, şairin ölümünü böyle anlatıyor. 'Beyoğlu'nun çamurlu yolları' sözleriyle anlattığı yer Dolapdere. 'Siyahlar giyinmiş Müslümanların' bile hüzünlü çehrelerle katıldığı bu sessiz cenaze töreni sırasında takvimler bundan yaklaşık 160 yıl öncesini, 28 Kasım 1855'i işaret ediyor. Gösterişsiz tabuttaki 'dahi şair' ise Polonyalıların milli şairi ve kahramanı Adam Mickiewicz.
Reklam
'Kış Uykusu' Oscar'da Yarışamayacak
Nuri Bilge Ceylan'ın 'Kış Uykusu' filmi 87'nci Oscar Ödülleri'nden elendi.87'nci Oscar adayları için yapılan ön elemede belirlenen 9 yabancı film Los Angeles'ta açıklandı.Kazanan adaylar arasında, Yabancı Film katagorisinde Osacar'da aday gösterilen Nuri Bilge Ceylan'ın Cannes'da büyük ödül Altın Palmiye kazanan Kış Uykusu filmi yer alamadı.Oscar'da yarışacak 9 yabancı film şunlar (Alfabetik sırayla):Arjantin'den 'Wild Tales', Damián Szifrón (Yönetmen).Estonya'dan 'Tangerines,' Zaza Urushadze, (Yönetmen).Gürcistan'dan 'Corn Island,' George Ovashvili, (Yönetmen).Moritanya'dan 'Timbuktu,' Abderrahmane Sissako, (Yönetmen).Hollanda 'Accused,' Paula van der Oest, (Yönetmen).Polonya'dan 'Ida' Paweł Pawlikowski, (Yönetmen).Rusya'dan 'Leviathan' Andrey Zvyagintsev, (Yönetmen).İsveç'ten 'Force Majeure' Ruben Östlund, (Yönetmen).Venezuela'dan 'The Liberator', Alberto Arvelo (Yönetmen).Oscar'da yarışacak adaylar 5 Ocak'ta Los Angeles'taki Samuel Goldwyn Tiyatrosu'nda canlı olarak duyurulacak.87'nci Oscar Ödülleri 22 Şubat 2015 Hollywood'taki Dolby Tiyatrosu'nda yapılacak törenle sahiplerini bulurken, 225 ülkede ve bölgede televizyondan canlı yayınlanacak.AA
Reklam
Sınavları, Finalleri, Raporları Salla! İşte Sınavların Ölçemeyeceği 7 Zeka Tipi
Final haftalarından oldum olası nefret etmişimdir. Yani, nasıl bir insanın değerini ölçmek için bir saatlik bir sınavla nasıl bir deneme yaratabilirsiniz ki? Zekanızın ve başarınızın ölçüsünü nasıl bir yanıtla,  ya da yarısı doldurulmuş boşluklarla kanıtlayabilirsiniz ki?Büyürken girdiğimiz tüm sınavlarda olduğu gibi –YDS, ÖSS vb- ait olduğumuz yeri belirleyen her zaman sadece bir deneme, bir not vardı. Zekamızın sadece bir ölçümü vardı ve bunu orada kanıtlayamıyorsanız, e işte, aptalın biriydiniz.Şimdi final haftası geldi çattı ve değerinizi kanıtlayacak tek seferlik sınavla yüz yüzesiniz. Peki neden böyle olsun ki? Neden başarılı olup olmamanızı bu bir sınav belirlesin? Neden bir not başarılılar listesine girip giremeyeceğinize karar versin?Ne yazık ki birçok okul, öğrencilerinin kabiliyetlerini tek bir tip zekaya göre ölçmeyi tercih ediyor. Yeteneklerimizin ve niteliklerimizin büyüklüğü ve farklılığını basmakalıp bir yaklaşıma çeviriyor.Öğrencilere söylememekte ısrar ettikleri şey ise yeteneğin altı farklı ölçümü daha olduğu ve onların sınıfında olmasa da bir dahi olabileceğiniz.1983’te, bir gelişimsel psikolog ve Harvard’da profesör olan Howard Gardner çoklu zeka teorisini ortaya attı. “Aklın Çerçeveleri: Çoklu Zeka Teorisi” kitabında, insanların sahip olabileceği yedi farklı zeka türünü belirtir.Yanıtlamaya çalıştığı asıl soru şuydu: Zeka tekil bir şey midir yoksa --birbirinden bağımsız çeşitli entelektüel duyular mıdır?Gardner, yüksek bir IQ’nun zekayı ölçmede doğru bir yöntem olduğuna inanmadı. Zeka tanımı şuydu;Zeka, kültürel bir ortamda sorunları çözmek ya da kültürel bir değeri olan ürünler yaratmak amacıyla etkinleştirilebilecek bilgiyi işleme sokan biyopsikolojik bir potansiyeldir.Yüksek bir IQ’ya sahip olmak insanın toplumda üretken olacağı anlamına gelmez. Sırf bir takım bilgileri aklında tutmak insanın o bilgiyi gerçek hayatta uygulamaya sokabileceği anlamına gelmez.Zeka genel bir kabiliyet değil, toplumun birçok farklı alanında ifade edilen türlü yaklaşımlardır.Gardner’ın teorisi gelişimsel psikolojide bir gelişme değil, insanoğlu için bir özgürlüktü. Sonuç olarak, düşük sınav notlarından dolayı kapana kısılan, puanlar yüzünden baskı gören ve kendi dahiliklerini inkar eden insanlara karşı olan bakış açısı değişti.Kalkülüs sınavlarında yeterli notları alamamaları ya da makalelerinden tam not alamamaları yetenekli olmadıkları anlamına gelmiyordu. Sadece zekalarının bu alanlarda olmadığı anlamına geliyordu. Zekaları başka bir yerden, başkalarının kıskanabileceği bir yerden geliyordu.Yani finalleriniz bitiyorsa, başlamak üzereyse ya da hali hazırda başarısız geçtiyse çok ciddiye almayın. Çünkü sizin zekanız bu optik kağıtlardan çok ötede bir yerde olabilir.Aşağıdakiler Gardner’ın yedi çeşit zeka teorileri. Kendinizinkini bulun ve başarıya giden yolunuzu izleyin.
2014 Yılının En Beğenilen 11 Edebi Eseri
2014 yılı da geçen yıllar gibi edebi anlamda oldukça zengin geçti,bu yıl yabancı ve yerli romanlar okurları kendine bağladı hatta kimisi okurların hayatını bile değiştirdi,bu konuda 2014 yılının okurlar ve otoritelerce beğenilen kitaplarını bulacaksınız.
İkinci Yeni Şairlerinden Seçmeler
İkinci Yeni, 1950'li yıllarda Edip Cansever, İlhan Berk, Cemal Süreya, Turgut Uyar, Sezai Karakoç, Ece Ayhan ve Ülkü Tamer gibi şairlerin oluşturduğu bir topluluktur.Garipçiler ve 1940 Toplumcu Gercekçi Kuşağı'nın etkilerinin yoğun olarak hissedildiği bir dönemde ortaya çıkmıştır. İsim babası Muzaffer İlhan Erdost'tur. Akımın öncü şairi Ece Ayhan'a göre ise az kullanılan adıyla 'Sivil Şiir'dir.İkinci Yeni'nin doğuşunu sağlayan kitap ise Cemal Süreya'nın Üvercinka'sıdır.İlk örnekleri 1951-1959 tarihleri arasında Pazar Postası gazetesinde yayımlanmıştır. Gazete aynı zamanda İkinci Yeni şiirine beşiklik de etmiştir.Türk şiirinde değişik imge, çağrışım ve soyutlamalarla yeni bir söyleyiş bulma amacında olan bir akımdır.Ortak özellikleri; dilin alışılmış kalıplarını yıkmak, sözdizimini zorlamak, değiştirmek ya da bozmak oldu.Şiirde hayal gücüne ve duyguya ağırlık verdiler. Bireyin yalnızlığı, sıkıntıları, çevreye uyumsuzlukları gibi temaları sıklıkla işlediler. Söylemek istediklerini soyut bir dille anlatmaya çabaladılar. Amaçları verilmek istenilen duyguyu anlatmaktan ziyade hissettirmektir.
Reklam