onedio
Antoine Helbert'in İllüstrasyonlarıyla 11 Maddede Fetih Öncesi İstanbul Tarihi
Yunanistan'dan gelen Megaralılar M.Ö. 680'lerde Marmara Denizi'ni geçerek İstanbul'a ulaştılar ve bugünkü Kadıköy'de Halkedon adını verdikleri bir kent kurdular. 'Körler Ülkesi' olarak da anılan Halkedon'un halkı tarımla uğraşıyordu. M.Ö. 660'larda da Trak kökenli komutanları Bizans önderliğinde yola çıkan Mega'lıların diğer bir kolu bugünkü Sarayburnu'nun olduğu yerde başka bir kent daha kurdu.(Metin ibb.gov.tr 'den alınmıştır.)
Selfie'lerin Eritildiği 15 Muhteşem İllustrasyon
Ontario College’de Sanat ve Tasarım üzerine eğitim alan KAWS olarak da bilinen Torontolu sanatçı Brian Donnelly, hayatına Toronto’da devam ediyor. Kendi selfie’lerini de kullanan Donnelly’nin işleri, San Francisco’da düzenlenen karma sergi Platinum Blend’de sergileniyor.
Sadece Üniversiteyi Bırakıp Tekrar Sınava Hazırlananların Anlayacağı 13 Şey
Üniversite...Bir çok insanın hayali,Bir çok insanın umudu,Bir çok insanın geleceği..Her yıl ülkemizde ortalama 1,5 milyon kişi üniversite sınavına giriyor. Kimisi kendisini deniyor, kimisi hiç çalışmadan giriyor, kimisi bütün yılını (yıllarını) harcamış biri olarak giriyor, kimisi ikinci üniversitesini okumak için giriyor, kimisi 2 yıllık kazanayım sonra 4 yıllığa tamamlarım diyerek giriyor, kimileri de hali hazırda olan üniversitesini bir amaç uğruna, memnuniyetsizlikten bırakıp tekrar giriyor.
"Değişim İçin Çal" Projesinden Birbirinden Güzel, Tüyleri Diken Diken Eden 20 Çalışma
Bizdeki adı “Doğa İçin Çal” olan projenin yabancı versiyonu “Değişim İçin Çal” (Playing For Change) müziğin barışı ve yardımlaşmayı sağlayacak tek güç olduğunu savunuyor. Birbirinden güzel çalışmalar ile dünyanın farklı yerindeki müzisyenleri bir araya getirerek bir müzik ziyafeti sunuyorlar. Daha fazla bilgi edinmek için burayı  ziyaret edebilirsiniz. İşte değişim için çalan güzel insanlar.
Reklam
Frankfurt Okulu'nun Tarihini Anlatan 'Diyalektik İmgelem' Kitabı Yeniden Raflarda
“Diyalektik İmgelem”, 1923-1950 yılları arasındaki gelişmeleri, kaygıları ve yazarların tüm insani duruş ve yönelimlerini içerdiği için Türkiye okuru için bir eksiği kapattığı kanısındayım. Dili ve anlatımı kendi kategorisinde bir kitap için oldukça anlaşılır. İsteyenler için ileri okuma açısından geniş bir kaynakçaya da sahip. Velhasıl, elimizdeki kitap; marksistler açısından önemli isimleri ve dönemi içerdiğinden de okunup üzerinde tartışılmaya değer bir kitap.Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan “Diyalektik İmgelem” kitabı Türk okuyucusu ile daha önce Ünsal Oskay’ın çevrisiyle, buluşmuştu. Kitapta tüm marksist kuramsal dünyayı eleştiren ve etkileyen Frankfurt Okulu konu edilmiş. Martin Jay, kitabında tüm tarihsel süreçleri ve kişileri ayrıntılı bir çalışmayla ele almış. Öncelikle metodolojik olarak kitaba hakkını teslim etmemiz gerekli, gerçekten iyi hazırlanmış.Kitabın giriş kısmından itibaren kitabın niyeti, sınırları ve amaçları belirtilmiş. Yazar, günümüzde hâlâ güncelliğini koruyan birçok tartışmanın çıkış noktası olan Frankfurt Okulu'nun tarihsel konumunu ele almakla başlamış. Frankfurt Okulu bir düşünce kulübünden ziyade bir düşünme metodu çevresine toplanmış dönemin ruhu aslında. 'Aktivist entelektüel' ifadesi kitabın giriş kısmında eleştirilerek entelektüel; “zaten düşüncesini dışsallaştıran kişi” olarak tanımlanıyor. Kitaptan bir alıntıyla ifade edersek: 'Radikal entelektüel, fildişi kulesini terk etmesi için değişimin popüler gücüyle çok yakından özdeşleştiğinde mükemmel olanı başarmayı da tehlikeye atıyor.'Kitabın yazarı Martin Jay, Frankfurt Okulu’nun 1923-1950 yıllarını aktarırken; Horkheimer, Adorno, Erich Fromm, Löwenthal gibi yazarların hayatlarını ve dünyaya karşı bireysel tutumlarını da ele alıyor. Bu yazarların 1933’te göç etmek zorunda kalmaları onların yazılarını da derinden etkiliyor, bu da dış dünya ile ilişkilerinde 'sürgün'de bir bakış açısı oluşturmalarına yol açıyor. Yaşadıkları dönem; hem faşizmden kaçma ve hayatta kalma hem de yaşanan Sovyetler Birliği deneyimine sahip çıkma ve onu reddetme arasında gidip geldikleri bir dönem. Bir geriye dönüş taramasıyla tüm filozofları tekrar okuyorlar. Söz konusu yıllar hem Sovyet deneyiminin hem de Avrupa'nın faşizm gölgesinde kaldığı yıllar olduğu için eleştirel teorinin yanı sıra o fikrin uygunabirliğine dair bir metot izliyor. Antropolojiden, psikanalize, fenomenolojiye, estetiğe, sosyal psikolojiye felsefenin birçok alanına eleştirel bir bakış sergiliyorlar. Tam da bu noktada “bilimsel sosyalizm”, “diyalektik materyalizm” gibi kavramlara enstitünün soğuk bakması; Sovyet deneyime ve örgütlülüğe mesafeli duruşları politik çıkmazları olarak ortaya çıkıyor. Bu duruş, Marksistler arasında - sonraki yıllarda daha fazla belirginleşen- Sovyetler Birliği’nin reddine kadar uzanan bir politik duruş ayrılığına yol açıyor. Liberal sol denilen akımın beslenme damarlarını oluşturuyor.Martin Jay, bir Amerikalı olarak anlattığı dönemi oldukça geniş kaynaklardan ve özellikle de kişisel yazışmalardan derlemiş. Frankfurt Okulu’nun eleştiri teorisi başlığında dünyaya yeni bir bakış açısı getirmek üzere nasıl oluştuğunun cevabını aramış. Birbirleriyle tanışmalarına, hatta bireysel bunalımlarına da yer vermiş. Özellikle cesurca altını çizdiği gibi; Frankfurt Okulu'nun çoğunluğunun Yahudi kimliğine sahip olması dünyayı yorumlamalarında etkili olmuş. Bir Yahudi olarak nazizmin yükselişine tanıklık etmek onları daha pesimist olmaya itmiş. Bu da gayet insani kuşkusuz. Eleştiri okulundakilerin parti ile ilişkileri, örgütlülüğe bakışları ve tüm marksist teori kavramlarıyla yeniden ilişkilenmeleri kitapta ayrıntılı şekilde yer almış. Diyalektik materyalizm, sınıf, bilinç, üretim ilişkileri gibi oldukça tanıdık olan kavramlarla mesafelerine de dikkatlice değinilmiş.Kitapta özellikle vurgulanan nokta aslında mutlak gerçek konusunda oldukça tereddüt içinde olmaları. Bu Sovyetler’e bakışlarına da yansıyor. Bilimsel sosyalizmden ne anlaşılması gerektiği ya da sosyal bilimler enstitüsünün “ne anladığı” aktarılmış kitapta. Adorno'nun Kraucer’le tanışması ve bu tanışıklığın etkilerinden tutun, Adorno'nun neden müzik teorisine ilgi duyduğuna kadar birçok konuda okuyucuyu tatmin edecek geniş bir bilgi çerçevesi sunmuş.Grünberg'den sonra psikanalizin enstitüye hızlı bir şekilde girmesiyle beraber Marcuse'un döneminin başlaması gibi tarihsel detayları içeren kitap; tüm teorisyenleri, yaşamlarından kesitlerle okuyucuya aktarıyor. Kendi düşünceleri ve çekişmelerini görme fırsatı buluyoruz bu sayede. Horkheimer'in Nietzsche okuması ve Kant üzerine yeniden okumaları ve yazdığı makaleleri kitapta referans vermesi başka kaynaklara yönlendirmesi açısından okuyucu için oldukça büyük bir fırsat oluşturuyor.“Diyalektik İmgelem”, 1923-1950 yılları arasındaki gelişmeleri, kaygıları ve yazarların tüm insani duruş ve yönelimlerini içerdiği için Türkiye okuru için bir eksiği kapattığı kanısındayım. Ayrıca 'kültür endüstrisi' başta olmaz üzere; 'sınıf bilinci' gibi aşina olduğumuz kavramlara ve hakkındaki diğer tartışmalara ışık tutarken, aynı zamanda Frankfurt Okulu'na mensup olmasa da onu dışarıdan etkileyen ve katkı sağlayan Lukacs, Gramsci, Sartre, Bloch ve Benjamin gibi düşünürlere de değinilmiş. Dili ve anlatımı kendi kategorisinde bir kitap için oldukça anlaşılır. İsteyenler için ileri okuma açısından geniş bir kaynakçaya da sahip. Velhasıl kitap, marksistler açısından önemli isimleri ve dönemi içerdiğinden de okunup üzerinde tartışılmaya değer bir kitap.Turgay Seçkin Serpil/İleri Haber
Reklam
Üniversitede Kadın Akademisyenlere Mini Etek Yasağı!
Aydın Üniversitesi Rektörü İzmirli, akademik ve idari birimlere gönderdiği yazıda kadınlar için mini etek, kolsuz ve çok açık yakalı gömlek, erkekler için kravat uyarısında bulundu.İstanbul Aydın Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yadigar İzmirli, yazdığı yazıda üniversitede kadınlar için mini etek ve kolsuz, çok açık yakalı gömlek, erkekler için de kravat uyarısı yaptı. Prof. Dr. İzmirli'nin tüm akademik ve idari personel dağıtılması talimatını verdiği yazıda kamu görevlileri için geçerli kılık kıyafet yönetmeliği de hatırlatıldı.Serbay Mansuroğlu’nun Birgün’de yer alan haberine göre, yazıda 'Üniversitede görevli akademik, ve idari personelin kılık kıyafetinin, yapmakta olduğu görevin gereklerine uygun olması büyük önem taşımaktadır. İdari ve akademik personelin sözkonusu yönetmelik hükümlerine uygun davranmaları konusunda takip ve uygulama mükellefiyeti birim amirlerine ait olup , gereğini önemle rica ederim' ifadeleri kullanıldı.'Totaliter arayış'Çukurova Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Adnan Gümüş ise sözkonusu yazı ile ilgili olarak amacın disiplin yoluyla totaliter bir baskı kurmak olduğunu söyledi. Gümüş, 'İnsanın disipline edilmesi hem Türkiye'de hem dünyada cinsiyet, tuvalet ve kılık kıyafet terbiyesi üzerinden yapılıyor. Bu erk sahiplerinin kontrol ve otorite arayışı anlamına geliyor' dedi.'Kıyafete yasak gelirse zihinsel özgürlük gelişmez''İnsanı ortalamaya, genele uydurma çabası siyasal sistemlerde bizi totaliter yönetimlere kadar götürüyor. Dini gruplar türban üzerinden insanı kontrol ederken diğer bir grup tayt ya da başka bir formda sınırlayarak bunu yapıyor' diyen Prof. Dr. Gümüş, esas amacın insan ve toplumun kontrol edilmesi olduğunu söyledi. Sadece üniversitede değil her alanda insanın kendi özgür iradesi ile hareket etmesini sağlamak gerektiğini belirten Gümüş, 'Bilimsel özgürlük dediğimiz şey aynı zamanda giyim-kuşam ile yaşam özgürlüğünü kapsar. Üniversite buna karışırsa orada bilim olmaz, zihinsel özgürlük gelişmez' değelendirmesinde bulundu.CNN Türk
Türkiye'nin İlk Çip Fabrikası Kuruluyor
ASELSAN ve Bilkent Üniversitesi ortaklığında kurulacak Türkiye'nin ilk çip fabrikasının temeli 23 Aralık 2014 Salı günü düzenlenecek törenle atılacak.ASELSAN ve Bilkent Üniversitesi ortaklığında kurulan savunma, uzay, haberleşme ve enerji sektörleri için bir saç telinden daha ince ve dayanıklı malzemelerin üretileceği Türkiye'nin ilk çip fabrikasının temeli 23 Aralık 2014 Salı günü, düzenlenecek törenle atılacak.'AB-MikroNano' şirketin temiz odaları ve ilk kez denenecek teknolojilerle inşa edilecek binasının temeli, Bilkent yerleşkesinde yer alan Bilkent Cyberpark Teknokent bölgesinde Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın katılımıyla düzenlenecek törenle atılması planlanıyor.Türkiye, bu tesiste üretilecek GaN temelli çipler sayesinde savunma radarı, elektrikli araba, yüksek hızlı tren ve 4G/5G cep telefonu sistemleri gibi stratejik teknolojiler üretebilen dünyanın 4. ülkesi konumuna yükselecek.Bilkent Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (NANOTAM) Başkanı ve AB-MikroNano şirketinin Genel Müdürü Prof. Dr. Ekmel Özbay, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ASELSAN ve NANOTAM'ın uzun yıllardır nano ve mikro teknolojiler üzerine ortak pek çok teknoloji geliştirdiğini anlattı.Üretilen çiplerden elde edilen sonuçların, hedeflenen performansların çok üzerinde çıkması sonucunda ASELSAN ve BİLKENT yönetimlerinin bu konuda ortak şirket kurma kararı aldığını dile getiren Özbay, şirketin üretime geçmesiyle Türkiye'nin bu alanda ticari nano mikro çip üretimini yapabilen dünyadaki 4. ülke konumuna yükseleceğini bildirdi.Şirketin 30 milyon dolarlık bir yatırımla kurulduğunu aktaran Özbay, “Şirketimiz üniversite-sanayi işbirliği açısından Türkiye’ye örnek olacak. Türkiye’de ilk kez bir üniversite elini taşın altına koyuyor ve üniversitede geliştirilen teknolojinin ticarileşmesi için sanayi ile beraber bu tür bir işbirliğine giriyor. 'Spin-off' olarak adlandırılan ve ABD'de sayıları onbinleri bulan bu tür yüksek teknoloji şirketleri Türkiye’nin kalkınması ve ferahı açısından çok önem taşıyor” değerlendirmesinde bulundu.Türkiye'nin ticari ilk çip fabrikasıLaboratuvar ortamında geliştirdikleri teknolojilerin, bir fabrikada ürün olarak ortaya çıkmasının bir zamanlar ancak hayal edilebildiğini, ancak bu hayallerinin gerçeğe dönüştüğünü ifade eden Özbay, 'Hep konuşuyorduk şimdiye kadar: 'Yaptığımız işler, ticari ürüne dönüşecek, Türkiye zenginleşecek' diyorduk, ama bir türlü olmuyordu. Şu an bunu oldurmuş durumdayız. 2014 Kasım ayında ASELSAN ve Bilkent Üniversitesinin yüzde 50-yüzde 50 ortaklığıyla kurulan şirketin, üretim tesisinin temelini atıyoruz. Türkiye'nin ticari anlamda ilk çip üreten şirketi olacağız' dedi.Savunma, uzay, havacılık ve enerji sektörlerinin gelişebilmesi için mikro nano çiplerin stratejik önemine işaret eden Özbay, 'Türkiye'nin satın aldığı, bazen istese bile temin edemediği çiplerin çok daha gelişmişlerini bu tesiste yapacağız. Böylece artık Türkiye de katma değeri yüksek teknolojik ürünler geliştirebilir bir ülke konumuna yükselecek. Şirket tarafından üretilecek nanoteknoloji temelli ürünler ihraç da edilecek. Teknolojisine kendimiz geliştirdiğimiz için yüksek katma değerli ürünleri üreteceğiz. Yani Türkiye bir koyup 10 kazanacağı bir sektöre giriyor' ifadesini kullandı.Özbay, şirketin adının ASELSAN'daki A harfi ile Bilkent Üniversitesi'ndeki B harflerinden yola çıkarak AB-MikroNano ismini aldığını bildirdi.Dünyayla yarışır teknolojik düzeyini yakaladıkProf. Dr. Özbay, ASELSAN'la birlikte son 10 yıldır galyum nitrat teknolojileri üzerine malzeme geliştirdiklerini, bu malzemeyle yapılan çiplerin, çok yüksek sıcaklık ve çok düşük sıcaklıklarla çalışabildiğini, dolayısıyla başta savunma, uzay, enerji olmak üzere hemen hemen her elektronik sektöründe ürün geliştirmek için stratejik önem taşıdığını vurguladı. Özbay, “SSM, MSB Ar-Ge, TÜBİTAK ve Kalkınma Bakanlığı tarafından desteklenen projeler kapsamında yaptığımız çalışmalar ile dünyayla yarışır bir teknolojik düzeyi yakaladık' dedi.Saç telinden çok daha ince ve dayanıklı malzeme üretimine imkan veren nano teknolojiyi ve mikro teknolojiyi kullanarak çiplere çok üstün özellikler kazandırdıklarına işaret eden Özbay, böylece çiplerin gücünü 10-100 kat artırabildiklerini söyledi.Bu çiplerin haberleşmede 4G-5G teknolojilerinin hızlı gelişimine imkan tanıyacağını kaydeden Özbay, 'Çipler sayesinde baz istasyonlarında daha güçlü teknolojiler kullanılabilecek, bu sayede cep telefonlarının internet iletişimi de hızlanacak' dedi.Savunma kalkanını bu çipler yapacakTesiste üretilecek çiplerin Türkiye'nin 'savunma kalkanı' projesi ve enerji sektöründe de de kullanılacağını aktaran Özbay, şöyle konuştu:'Çipler Türkiye için kritik öneme sahip olan savunma radarlarında da kullanılacak. Geliştirdiğimiz teknoloji sayesinde bu radarların güçleri 5-10 kat artacak ve görüş menzilleri sınırlarımızın çok ötesine uzanacak. Bu savunma radar sistemleri ASELSAN tarafından üretilecek. Şirket aynı zamanda, TUSAŞ, Meteksan Savunma, TÜBİTAK Uzay ve benzeri Türk savunma, havacılık ve uzay sanayi kuruluşlarının ihtiyaçlarına yönelik çipler geliştirecek.Çipler enerji sektöründe de kullanılacak. Güneş enerjisi, hidroelektrik santraller ya da rüzgar enerjisiyle üretilmiş elektriğin bir yerden bir yere taşınması sırasında voltajın 4-5 kez çevrilmesinden (yükseltilmesi veya azaltılması) kaynaklanan ve yüzde 20'ye varan enerji kayıpları ortadan kalkacak. Böylece bir anlamda mevcut tesislerle Türkiye yüzde 20 daha fazla elektrik gücüne kavuşmuş olacak.'Prof. Dr. Ekmel Özbay, Türkiye’nin çok önem verdiği yüksek hızlı tren ve elektrikli araba teknolojilerinde yeni nesil yüksek güçlü çipleri kullanmayı planladıklarını ve bu sayede bu sistemlerde yer alan elektrik motorlarının çok daha güçlü ve verimli hale geleceğini sözlerine ekledi.AA
Tesla Bobini İle Satisfaction Müziği Yapmak
Tesla bobini, 1891 yılı civarında Nikola Tesla tarafından bulunan ve yüksek voltaj, düşük akım ve yüksek frekansta alternatif akım üretmek amacıyla kullanılan deşarj bobinleridir. Tesla bobininde kabloyu bir hortum, elektriği bu hortumun içinde akan su, elektrik akımını suyun akışı ve voltajı da suyun basıncı olarak düşünebiliriz. Hortumun ucuna bir ağızlık eklendiğinde ters orantılı bir şekilde suyun akış hızı azalırken basıncı da artar. Tesla bobininin çalışması da bu şekilde gerçekleşir. Bu tip bir bonini kullanarak yapılan müziği dinliyoruz.
Reklam
Şebnem Ferah'ın Rock Müziğin Kraliçesi Olduğunun İspatı Niteliğinde 20 Şarkı
Türkiye'de kadın rock müzik sanatçılarını sıralayan hemen hemen herkes ilk olarak onun ismiyle başlıyor. E haksız da değiller Şebnem Ferah yıllardır çizgisinden çıkmadan Volvox'taki günlerinden Kadın albümüne, Can Kırıkları albümünden bugün iyi insanlara inancımızı koruyan şarkısı Birileri Var'a kadar hep müziği ile ön planda oldu. Hayko Cepkin'in de dediği gibi o çoğu dünya starından da daha iyi. Hayran grubundan müzisyen arkadaşlarına kadar büyük bir ailenin kraliçesi Şebnem Ferah'ın en güzel şarkılarından bazıları. *Şebnem Ferah'ın güzel olmayan şarkısı olmadığından liste yapmak çok zor oldu, sizin favorinizi yorumlara bekliyorum.
Yaşanmışlıklardan Doğan 24 Türkçe Şarkının Yazılış Hikayesi
Şarkılar hikayeleri ile daha anlamlı, hikayeleri ile daha keyifli. Daha önceden yabancı şarkıların yazılış hikayelerini burada paylaşmıştık.Şimdi sıra Türkçe şarkıların yazılış hikayelerinde bazılarında. Tabi ki bizim şarkılarımızın yüzlerce hikayesi var ama burada sadece 24 tanesini derledik. Rock müzikten, Türk sanat müziğine hatta türkülere kadar farklı tarzlarda yazılmış olan şarkıların hikayeleri… Keyifli okumalar.
Ünlü Astrofizikçi Neil deGrasse Tyson'dan Zihinleri Aydınlatan 12 Değerli Söz
etiket
Neil deGrasse Tyson, insanlara bilimi eğlenceli bir şekilde sunmaya çalışan bir bilim insanı. Cosmos: Bir Uzay Serüveni belgeseli ve televizyon programları sayesinde bir bilim adamından beklenmedik derecede hayran kitlesine ulaşan bir isim. Kimilerine sıkıcı gelebilecek bilimsel konuları dahi ilgi çekici, cana yakın anlatım tarzıyla izleyene sevdirebiliyor. Konuşmasına bir bağlandınız mı hem eğlenirsiniz hem de ufkunuz ciddi anlamda açılır. Tyson'ın en önemli amacı bilimi olabildiğince geniş kitlelere ulaştırabilmek. Bu isteği ona aşılayan bilim adamıysa muhtemelen ismini bir kez olsun duyduğunuz Carl Sagan'dır. Onun öğrencisi olup izinden gitmiştir. Sekiz adet onursal doktorası bulunan Tyson'ın ismi bir asteroide (13123 Tyson) verilmiştir ve Time dergisince 'dünyayı etkileyen 100 kişi'den biri olarak gösterilmiştir.Takip etmek isteyenler için: Neil deGrasse Tyson (@neiltyson) | Twitter
Reklam
Evrenin Bir Sanal Gerçeklik Olabileceğinin 10 Kanıtı
Fiziksel Gerçekçilik içerisinde yaşadığımız ve gözlerimizle deneyimleyebildiğimiz gerçekliğin tek başına ve mutlak bir şekilde var olduğunu savunan görüştür. Birçok insan bu konu hakkında hiçbir şüpheye dahi sahip değildir ve bu dünyanın tek gerçeklik olduğunu kabul eder. Fakat fiziksel gerçekçilik görüşü uzun bir süredir bazı karşıt argümanlara cevap verememekte. Geçtiğimiz yüzyılda fizik dünyasını alt üst eden paradokslar bugün hala geçerliliklerini korumakta ve fiziksel gerçekçilik görüşünü çürütmeye devam etmektedir. Anlaşılıyor ki cisim teorisiyle ve süper simetri ile bir yere varamayacağız. Fiziksel gerçekçiliğin aksine, kuantum teorisinin beraberinde getirdiği prensipler geçerliliğini korumakta. Fakat fiziksel gerçekçiliğe göre, havada dolaşan, çakışarak bir olabilen ve ardından tek bir noktada var olan kuantum fizikselliği imkansız bir şey, bu maddeler hayali olmalı. Bu nedenle tarihte ilk kez, fiziksel gerçekçiliğe göre teorik olarak var olamayan maddeler başarılı bir şekilde fiziksel gerçekçiliğin var olduğunu iddia ettiği gerçekliği tahmin edebilmekte. Kuantumlardan bahsediyorum. Fakat hayali bir şey gerçekliği nasıl öngörebilir?Buraya kadar sorduğumuz sorular fiziksel gerçekçiliği benimsemiş bir kişinin soracağı sorulardı. Diğer taraftan, bir de kuantum gerçekliğini değerlendirmemiz gerekir. Kuantum gerçekliği, fiziksel gerçekliğin tam tersidir (gerçek olan kuantum dünyasıdır ve fiziksel dünya kuantum gerçekliği tarafından yaratılmış bir sanal gerçekliktir). Kuantum mekaniği, fiziksel mekaniği tahmin edebilmektedir çünkü nihayetinde fiziksel mekaniği oluşturan öğe kuantum mekaniğidir. Bu nedenle, 'kuantum gerçekliği varolamaz' diyen bir fizikçi ya gerçeği görmek istemiyordur ya da gördüğü gerçeği söyleyebilecek cesarete sahip değildir.Kuantum gerçekliği deyince aklınıza Matrix filmindeki durum gelmesin çünkü bu filmde bizim dünyamızı oluşturan diğer dünya da fizikseldir. Aynı şekilde, insanlar var olmadan çok daha önce bu sanal gerçeklik varolduğundan dolayı, sanal dünyanın insan beyninden kaynaklandığı da iddia edilemez. Fiziksel gerçekliğe göre kuantum dünyası var olamaz; kuantum gerçekliğine göre fiziksel gerçeklik var olamaz ve eğer var oluyorsa, bu mutlaka bir sanal gerçeklik olmalı. Peki nasıl? İşte birkaç neden;
TÜBİTAK'ta Dereceye Giremeyen Öğrencinin Dünya Birincisi Olması, Bakan Işık'ı İsyan Ettirdi
TÜBİTAK’ın, ‘Teknogirişim Sermaye Desteği’ programı kapsamında açılan 100 bin TL destek ödüllü yarışmada dereceye giremeyen öğrencinin, aynı projeyle katıldığı uluslararası fizik yarışmasında dünya birincisi olması Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı fikri ışık’ı isyan ettirdi.Projenin üniversite hocalarından oluşan heyetten geçerli not alamadığını belirten Işık, “Hocalarımıza çağrı yapıyorum, bu kadar kıt not vermeyin. Bizim beş hoca not vermediği için 100 bin lirayı esirgediğimiz yavrumuz, gitmiş dünya birincisi olmuş. Yazık günah. Sıfırcı hoca mantığı doğru değil” dedi. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın 2015 bütçesinin görüşmelerinde HDP Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan, TÜBİTAK’ın bilimsel çalışmalarda dahi “objektif” davranmadığını savunurken ilginç bir örneği gündeme getirdi. Aydoğan, “2014’te , Türkiye’den bir lise öğrencisi, Polonya’daki bir fizik yarışmasında, 70’e yakın ülkeden 5 bin fizik projesini geçerek birinci olmuştur ama aynı öğrencinin, ne yazık ki TÜBİTAK tarafından projesi değerlendirmeye alınmaya bile layık görülmemiştir. TÜBİTAK’ın bu tip projelerde hangi bilimsel ölçütler kullandığı, gerçekten bizler açısından merak konusu ve incelemeye de değer bir konudur” diye konuştu.Milliyet
Reklam
Türünün Son Örneği 10 İlkel Kabile
Hepimizin, zamanla yarıştığı, daha fazla şey elde etmek için didinip durduğu, sürekli cep telefonlarına yapışık şekilde yaşadığı bu dünyada, çok az da olsa tıpkı yüzyıllar önce olduğu gibi doğayla iç içe yaşayan birileri var. İklim değişikliği ve modern sömürü düzeni onların nüfusunun azalmasına neden olsa da, bu 10 kabile hala hayatta.
Uzaydan Dünyaya Dönerken Astronotlar Ne Görüyor?
Saatte 32.000 kilometre ile dünyaya düşen bir uzay aracının içinden baktığınızda ne görürsünüz? Görünüşe göre astronotlar bu deneyimde çılgın ışık oyunlarına maruz kalıyorlar. Orion uzay aracının içerisine konulan bir kamera modülü sayesinde biz de nasıl bir şov izlediklerini görebiliyoruz.
Reklam