onedio
Diktatörlükler, Zorla Kaybetmeler, Sosyal Eşitsizlikler: Latin Amerika'nın Karanlık Tarihini Müziğe Kazıyan 12 Protest Şarkı
Askeri diktatörlük rejimleri, bu rejimlerin getirdiği insanlık suçları, sosyal eşitsizlikler, ekonomik buhranlar; Latin Amerika onlarca yıldır insanı insana kırdıran bir coğrafya. Bunca adaletsizliğin ve karanlığın içinde birçok müzisyen de sözünü müziğiyle söylemiş, kimi sansürlenmiş, yasaklanmış kimi katledilmiş. Ama Latin Amerika halkı da müzisyenleri de sözünü söylemekten sakınmamış. Latin Amerika'dan yükselen tüm dünyaya mal olmuş birbirinden cesur 12 protest şarkıyı sizler için listeledik., buyurunuz...
Ertürk Akşun Yazio: Henry Miller
etiket
“ Şeytanın katılımı olmadan sanat yapıtı olmaz.”   Andre  GideSanat güzeli aramak ise, güzeli ararken yeni yollara sapmak, sokak aralarına girmek, çıkmaz sokaklarda kaybolmak da eylemin içinde...  Çıkmaz sokaklara dalmadan yeni yollar bulmak da oldukça güç...Sanat eninde sonunda cesaretle yeniyi arama çabası olarak karşımıza çıkıyor. Muhafazakarlık kelime anlamıyla, muhafaza etmekten gelir. Muhafaza etmeye çalışanlar,  en çok yeniliklerden ve sapmalardan korkarlar. Dolayısıyla muhafazakarlığın zıddı ilericiliktir.  İlericilik muhafaza edilene saldırıyla başlar. Yani ilericiliğin içinde saldırı ve kendinden öncekini yıkma eylemi var.Bu ilk yazım olduğu için köşemin adını da açıklamam gerekiyor sanırım. Neden Edepsiz Edebiyat?“Edep” kelime anlamı itibarıyla toplum töresine uyma, iyi ve ahlaklı davranış olarak tarif ediliyor. Edebiyatla aynı kökten geliyor. Edebin etimolojik kökeni ise düzgün davranış ve yazı anlamına geliyor. Demek ki edebiyat düzgün yazı demek...  Peki, köşenin adı neden “Edepsiz Edebiyat?”Toplumsal yazının dışına çıkan her yazar aslında edepsizlik yapmış olur. Biz işte bu muhafaza edilenin dışına çıkmış, belki ara yollara sapmış, zaman zaman çıkmaz sokaklarda kaybolmuş ama eninde sonun yeni olanın önünü açmış yazarların peşinden gideceğiz bu köşede.
Reklam
Reklam
Yiğit Kulabaş Yazio: Yarına Yolculuk
etiket
Merhaba! Bugünden itibaren sıkça Onedio sayfalarında bir araya geleceğiz. Daha önce 8 sene boyunca Marketing Türkiye dergisinde yazdım.  Son 5 senedir de Capital dergisinde yazıyorum.  İlk yazım değil yani... Ama yine de heyecan dorukta… Bu sefer her yaştan gençlerle sohbet edeceğiz çünkü.
Salgın Sebebiyle Artan Kır Düğünleri İçin Olmazsa Olmaz 23 Şarkı
etiket
Yaz mevsimi düğün sezonudur elbette ancak dünyanın geçirdiği bu zorlu ve salgınlı günlerde bu kadar düğün yapılabileceği kimin aklına gelirdi? Bunun adı algıda seçicilik midir yoksa sahiden dünyanın çöküşüne rağmen herkes harıl harıl evleniyor mu bilemiyoruz ama neticede hem salgının hem de sıcak havaların getirisi olarak açık hava düğünleri her zaman olduğu gibi şimdilerde de pek revaçta. Eh ne diyelim en keyifli düğünler de açık havada oluyor zaten... Hele ki müzikler de muhteşem bir müzik zevkine sahip olanların elinden çıkmışsa!Misafirlerinizin önüne çıkarken, düğün dansınızı yaparken, misafirlerinizi eğlendirirken, pastanızı keserken... bu konseptte bir düğünde olmazsa olmaz diyeceğimiz şarkıları sizler için listeledik, buyrunuz!
Reklam
Osman Balcıgil Yazio: Ezoterist
etiket
Evet, bilim değil ama fantezi ve bilim kurgu da değil.Değerli okuyucular, sizlerle, bu köşeden “derin” bir seyahate çıkacağız… Tabiatıyla istiyorsanız… Zor konuları konuşacağız, üzerine konuşulması yürek isteyen, tabu, cızzz konular bunlar. Köşenin isminden de anlaşılacağı gibi, ezoterizm üzerine laflayacağız.
Reklam
Fırat Neziroğlu Yazio: Kendiliğinden
etiket
Küçüklükten beri bir gerçeklik yakalama peşindeydim. Sanatın hangi kolu olacağını bilmeden herhangi bir şekilde sanatla ilgileneceğimi biliyordum. Aradığım gerçekliğin sanata, insana ve hislerine dönüşeceğini biliyordum. Dokuma da kendiliğinden geldi çattı hayatıma. Orta okuldayken dedeme yalan söyledim. Okuldan dokuma yapmamızı istiyorlar, bir çerçeve yapar mısın diye rica ettim. Oysa okulda buna dair hiçbir ders yoktu ve şans eseri üniversiteye başlayana, hatta üniversite ikinci sınıfa kadar hiç dokuma görmeyecektim.Dedem küçücük bir çerçeve yaptı bana, çivileri çaktı üzerine. Gerçekten kimseden görmeden içgüdüsel olarak dokuyor (bir Sezen Aksu portresi) annem okulumla ilgili tüm bilgilere sahip olduğu için yalanım ortaya çıkmasın diye yatağımın altında saklıyordum çerçevemi. :)Yıllar sonra Güzel Sanatlar Fakültesi'nin Moda Tasarım Bölümü'ne annemin isteği ile başlayınca oraya adapte oldum. Bu özelliğimi çok seviyorum zira sorgulamıyor, mutsuz olmuyor, mutlaka bir eğlence çıkarıyorum bulunduğum ortamdan ya da yaptığım işten. İkinci sınıfa geçtiğimde koridorda dolaşırken bir ses duydum. Ağır metallerin birbirine çarpması ile çıkan sinir bozucu bir ses. Sesi takip ettim... Ve hayatımın yönünü değiştiren ilk karşılaşma... Bir numune dokuma tezgahı...
Sosyal ve Politik Meselelerle Derdini Müziğe Taşımış 13 Türkçe Şarkı
etiket
Müziğin sadece kulağa değil kimi zaman vicdanlarımıza ve yüreğimize de hitap etmesi gerekir. Çünkü sanat biraz da budur... Hem ne demişler 'söz, kılıçtan keskindir.' İşte biz de sizler için her şeye rağmen sözünü sakınmadan döneminin sosyal ve politik meseleleriyle hemhal olmuş, sanatla buluşturmuş müzisyenleri eşsiz şarkılarıyla buluşturmak istedik.
Reklam
Ahmet Baran Yazio: Elleri Var Gibi, İçimize Dokunan 10 Şarkı
etiket
Müzik o.Yaşamlarımızın fonu,duyduğumuz ilk ninni,anılarımızın zaman tüneli,Sevgide, beğenide, acıda ve hüzünde ama illa aynı duyguda buluşabilmenin mucizesi,dansın varlık sebebi, aklın fitili, muhteşem ses birliği…Bundan böyle Kanunun bana verdiği yetkiye dayanarak insanlık tarihiyle yaşıt,  konuyu öz, duyguyu köz edip kalbe işleyen müziği, onedio sayfalarında beyaz, bembeyaz bir bulut farz edelim istiyorum.O köpük köpük duyguların tercümanı bembeyaz bulut dolaşırken tüm dünyayı, Biz de sevgilerin güftesini, umutların bestesini yaptığı masmavi gökyüzüne, beyaz kanatlı bir kuş uçuralım hep beraber… Şimdi arkanıza yaslanın, kemerlerinizi bağlayın ve Onedio yolculuğumuza elleri var gibi, içimize dokunan 10 şarkıyla  başlayalım…
Yelda Cumalıoğlu Yazio: İdam Edilen Filozoflardan Tesellisiz Felsefeye
etiket
MÖ 350’li yıllarda “Bütün insanlar doğaları gereği bilmek isterler” derken bilginlerin öğretmeni Aristoteles ve nasıl bildiğimiz konusunda tüm felsefe tarihi boyunca akıl mı, algı mı, duyu mu, sezgi mi, hatırlama mı tartışmaları sürerken günümüz insanının kendinden bu kadar uzaklaşabileceği öngörülemezdi.Giderek artan teknolojik imkânlara sahip olan yeni dünya insanı dünyayı, evreni, hücrenin yapısını vs. bilim adına anlamaya çalışırken, dünyevi ve kapitalist hazların tuzağında maalesef özünü bilmeyi unuttu ve doğaya karşı geldi. Yeni dünya insanı artık büyük şirketlerin dayattığı gündemle gerçekte ne istediğini, ne olduğunu bilmeden kırmızı çizmeye, glütensiz ekmeğe, o gün mutlaka seyretmesi gereken filme, hissetmesi söylenen duyguya, yapması gereken diyetlere mahkûm oldu. Giderek mutsuzlaşan ve duygularını bile tanımlayamayan, kalbi yağ bağlamış insanoğlu teselliyi şarkıların acıklı sözlerinde, alışverişte, anti-depresanlarda hatta vitaminlerde aramaya başladı. Toplumsal değerler yerini bireyselliğe bırakırken doğal olarak da filozoflar tahtlarını gurulara hatta çok da acı olarak tarikat şeyhlerine devrettiler.
Reklam