Efsane Boksör Muhammed Ali Konuşamaz Halde!
Boksun efsane ismin artık evinden dışarı çıkamadığı ve neredeyse konuşamaz hale geldiği açıklandı.Eski ağır sıklet boks şampiyonu Muhammed Ali'nin kardeşi Rahman, ağabeyinin Parkinson hastalığı nedeniyle konuşmakta güçlük çektiğini söyledi.İngiliz basınında yer alan haberlere göre Rahman, sinir sistemi hastalığı olan 'Parkinson' ile mücadele eden 72 yaşındaki eski sporcunun hayat hikayesini anlatan ' I am Ali ' belgeselinin özel gösteriminde yaptığı açıklamada, ağabeyinin evden dışarı çıkamadığını belirterek, 'Konuşmakta zorlanıyor. Hastalığı yüzünden onunla pek konuşamıyorum ama kendisi için burada olmamızdan gurur duyuyor' ifadesini kullandı.Dünya ağır sıklet şampiyonu unvanını ikinci kez elde ettiği 1974'ten bir yıl sonra İslam dinini seçen boksörün kızı Maryum ise babasının henüz filmi izlemediğini ancak bir an önce görmesi için sabırsızlandığını dile getirerek, 'Beğeneceğine eminim. Kimi bölümlerinde ağlayacak, kimi yerlerinde gülecek ve sonunda gurur duyacak' diye konuştu.Muhammed Ali'nin kendisiyle aynı adı taşıyan oğlu, önceki bir demecinde 'daha fazla ızdırap çekmeden babasının canını alması için Allah'a dua ettiğini' söylemişti.Kariyeri boyunca çıktığı 61 maçın, 56'sından galibiyetle ayrılan Ali, profesyonel boksa geçmeden önce 1960 Roma Olimpiyatları'nda hafif ağır sıklet kategorisinde altın madalya kazanmıştı. AA
'HSYK Seçimlerinde Kazanan Milletimiz Olmuştur'
Marmara Üniversitesi Eğitim Öğretim Yılı Açılış Töreni'ne katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan HSYK seçimiyle ilgili ilk kez konuştu.Erdoğan, 'Türkiye genelindeki yargı mensuplarımız, yargıyı ele geçirmeye çalışan, vicdanlara ipotek koymaya çalışan yapıya gereken cevabı sandıkta verdiler. HSYKseçimlerinde kazanan milletimiz olmuştur, adaletimiz olmuştur.' dedi.İşte Erdoğan'ın açıklamalarından satır başlarıAPARTMANIN İÇERİSİNDE OKUMAYA BAŞLADIK1973'te imam hatip lisesinden mezun olmuştum. Aslında futbola çok meraklıydım. Ama aynı zamanda üniversite eğitimi görmeyi de arzuluyordum. O günün şartlarında imam hatipte okuyup üniversiteye girmek pek mümkün değildi, almıyorlardı. Gittik bir de Eyüp lisesini, adı fark dersleri, aslında fark dersleri yok biz imam hatipte okuduk zaten. Eyüp lisesini bitirerek, Aksaray İktisadi ve Ticari bilimler, vatan caddesindeki apartmanın içerisinde orada okumaya başladık. Koşullar çok zordu ve 1981 yılında mezun olduk. 1982'de Marmara Üniversitesi adını aldı.GENÇ BİR MEMUR OLARAK AYRILDIĞIM...Hiç kuşkusuz Marmara Üniversitesi 1883 yılından bugüne kadar çok sayıda siyasetçi sanatçı bürokrat yetiştirdi. 131 yaşındaki üniversitemiz gerek Osmanlı devleti gerek Türkiye cumhuriyeti için çok başarılı kişiler yetiştirdi. Genç bir mezun olarak ayrıldığım Marmara Üniversitesi'ne seçilmiş cumhurbaşkanı olarak geldim.MAALESEF 3 POLİSİMİZ ŞEHİT OLDUBir kez daha üniversitemizin 2014-2015 eğitim yılının hayırlı olmasını, başarılarla dolu bir eğitim öğretim yılı olmasını temenni ediyorum. Değerli hocalarım, değerli öğrenciler dün Sivas'ta çevik kuvvet polislerimizi taşıyan otobüsün kaza yapması neticesinde maalesef 3 polisimiz şehit oldu 33 polisimiz de yaralandı. Kocaeli'nden kalkan bir helikopterimizin düşmesi sonucu iki subay iki astsubayımızı kaybettik. Şehitlerimizin yakınlarına Allah'tan sabırlar temenni ediyorum. Yaralı polislerimizin içinde durumu ağır olanlar var, inşallah şifa bularak taburcu olurlar.HSYK SEÇİMLERİNDE KAZANAN MİLLETİMİZ...Yine dün ülkemiz adına özellikle de yargı sistemimiz adına oldukça önemli bir seçim başarıyla tamamlandı ve sonuçlar açıklandı. HSKY'da görev yapacak üyelerin 10 tanesi yapılan seçimlerle belirlendi. Seçimlerin ülkemiz milletimiz yargı camiamız için hayırlı olmasını diliyorum. Türkiye genelindeki yargı mensuplarımız, yargıyı ele geçirmeye çalışan, vicdanlara ipotek koymaya çalışan yapıya gereken cevabı sandıkta verdiler. HSYK seçimlerinde kazanan milletimiz olmuştur, adaletimiz olmuştur.Sizlerde biliyorsunuz ki bu yıl 2014 yılında birinci dünya savaşının başlamasının 100'ncü yılını idrak ediyoruz. 28 Haziran 1914'te Ferdinand Saraybosna'da bir suikast sonucu öldürülmüş ardından da bütün Avrupa'yı ve Osmanlıyı içine alan büyük bir savaş başlamıştı. Bu yılın haziran ayından itibaren, bu savaşın yüzüncü yılına mümkün olduğunca dikkatleri çekmeye çalışıyorum. Özellikle üniversitelerimizin savaşla ilgili çalışma yapmaları, ortaya fazla eser koymaları benim çok arzu ettiğim bir durum.CAMİAMIZ ADINA ÇOK YARALIYICI OLURAz önce Sayın tabakoğlu hocamın ifade ettiği konu ki, sayın Topbaş da yapılan yerden devam etmek suretiyle tamamlamış olurlar. Ki arşivler konusuna girdiler, bende o konuya gireceğim. Birinci dünya savaşını ingilizce fransızca kaynaklardan okumak emin olun bizim adımıza özellikle de bilim camiamız adına çok yaralayıcı olur.Bu savaşın merkezinde osmanlı imparatorluğu vardı. Yani İstanbul vardı. Birinci dünya savaşını en iyi araştırabilecek, aydınlatabilecek olan bizim bilim insanlarımızdır. Bu savaşın en değerli belgeleri İstanbul arşivlerindedir, kütüphanelerdedir. Bu yıl Aralık ayında, birinci dünya savaşı dahilinde Sarıkamış'ın yüzüncü yılı idrak edilecek. 2015 yılı 1915 olaylarının da 100'ncü yıl dönümü olması hasebiyle bizi ayrıca meşgul edecek. 7 Aralık 2015'te unutulmuş bir zaferimizin yüzüncü yıl dönümüne ulaşacağız.2023 yılına kadar bugünümüzü şekillendiren çok sayıda hadise gündemimize gelecek. Ülke olarak millet olarak, üniversite ve bilim camiası olarak bizim bu yüzüncü yıl dönümlerini verimli şekilde değerlendirmemiz gerekiyor. Ayrıca Başbakanımıza, YÖK'e, üniversite rektörlerimize bu yıl dönümlerini en iyi şekilde değerlendirme yönünde hatırlatmamı da yapmak istiyorum.Birinci dünya savaşı neden bu kadar önemli? Yüzüncü yıl dönümü üzerinde neden bu kadar duruyoruz? Birinci dünya savaşı bugünümüzü şekillendiren, bugün bölgedeki tüm kriz ve çatışmaların fitilini ateşleyen bir savaştır. 1918'de sona ermiş ama etkileri her yıl artarak bugünlere gelmiştir.BURADA İSTANBUL'DAN İDARE EDİLİYORDUŞu anda balkanlar, Kafkasya Kuzey Afrika'daki sınırlar birinci dünya savaşının ardından osmanlı bakiyesi olan topraklar üzerinde oluşmuştur. Yaklaşık 100 yıl öncesine kadar bosna'dan Yemen'e Gürcistan'dan Libya'ya kadar çok geniş bölge burada İstanbul'dan idare ediliyordu. Savaş sona erdiğinde ise, idare ettiğimiz topraklar bugünkü topraklardan daha dar bir sınır içine hapsedilmek istendi.Ortadoğu'da sınırların belirlenmesi üzerinde bügün dikkatle durması gereken bir konudur. 20'nci yüzyılın başına kadar dünyada ortadoğu diye bir kavram yoktu. Yakın doğu vardı, uzak doğu vardı, ortadoğu diye bir kavram kullanılmıyordu. Ortadoğu petrol ve çatışma bölgelerini işaret etmek amacıyla inşa edildi.Birinci dünya savaşının galibi olan egemen güçler kahire'de bir masanın etrafına oturdular, ellerine bir cetvel aldılar sınırlar orada çizildi. Meşhur bir espriyi de hatırlatmak isterim. Ortadoğuda iki ülkenin sınırları düz zikzaklar çizer. o sınıra bile Churchill'in hıçkırığı adı verilir. Nedenini hocalarım bilir, oraya girersem biraz ayıp olur. Sınırlara baktığınızda keyfi çizildiğini görürsünüz.Örneğin şii mezhebine mensup halk üç ayrı devlete dağıtılmıştır, türkmenler aynı şekilde. Lübnan'da sayıları az olan Durzi halk bile üç ayrı ülkeye dağıtılmışlardır. Suriye Irak Ürdün gibi ülke isimleri birinci dünya savaşından sonra konulmuş isimlerdi.Benim bu sözlerimden hiç kimse farklı manalar çıkarmaya çalışmasın. Sınırları tartışmaya açacak değilim. Böyle bir derdimiz. Hiçbir ülkenin sınırlarında iç işlerinde bizim gözümüz yok. Ülkelerin toprak bütünlüklerini savunmak noktasında Türkiye her zaman en ön safta olacaktır.COĞRAFİ SINIRLARIN DEĞİL....Ancak burada coğrafi sınırların değil zihinlerdeki sınırların gönüllerdeki sınırların mutlaka ve mutlaka tartışmaya açılması taraftarı olduğumu belirtmek isterim.Sizlerde biliyorsunuz ki bu yıl 2014 yılında birinci dünya savaşının başlamasının 100'ncü yılını idrak ediyoruz. 28 Haziran 1914'te Ferdinand Saraybosna'da bir suikast sonucu öldürülmüş ardından da bütün Avrupa'yı ve Osmanlıyı içine alan büyük bir savaş başlamıştı. Bu yılın haziran ayından itibaren, bu savaşın yüzüncü yılına mümkün olduğunca dikkatleri çekmeye çalışıyorum. Özellikle üniversitelerimizin savaşla ilgili çalışma yapmaları, ortaya fazla eser koymaları benim çok arzu ettiğim bir durum.Az önce Sayın tabakoğlu hocamın ifade ettiği konu ki, sayın Topbaş da yapılan yerden devam etmek suretiyle tamamlamış olurlar. Ki arşivler konusuna girdiler, bende o konuya gireceğim. Birinci dünya savaşını ingilizce fransızca kaynaklardan okumak emin olun bizim adımıza özellikle de bilim camiamız adına çok yaralayıcı olur.Bu savaşın merkezinde osmanlı imparatorluğu vardı. Yani İstanbul vardı. Birinci dünya savaşını en iyi araştırabilecek, aydınlatabilecek olan bizim bilim insanlarımızdır. Bu savaşın en değerli belgeleri İstanbul arşivlerindedir, kütüphanelerdedir. Bu yıl Aralık ayında, birinci dünya savaşı dahilinde Sarıkamış'ın yüzüncü yılı idrak edilecek. 2015 yılı 1915 olaylarının da 100'ncü yıl dönümü olması hasebiyle bizi ayrıca meşgul edecek. 7 Aralık 2015'te unutulmuş bir zaferimizin yüzüncü yıl dönümüne ulaşacağız.2023 YILINA KADAR...2023 yılına kadar bugünümüzü şekillendiren çok sayıda hadise gündemimize gelecek. Ülke olarak millet olarak, üniversite ve bilim camiası olarak bizim bu yüzüncü yıl dönümlerini verimli şekilde değerlendirmemiz gerekiyor. Ayrıca Başbakanımıza, YÖK'e, üniversite rektörlerimize bu yıl dönümlerini en iyi şekilde değerlendirme yönünde hatırlatmamı da yapmak istiyorum.Birinci dünya savaşı neden bu kadar önemli? Yüzüncü yıl dönümü üzerinde neden bu kadar duruyoruz? Birinci dünya savaşı bugünümüzü şekillendiren, bugün bölgedeki tüm kriz ve çatışmaların fitilini ateşleyen bir savaştır. 1918'de sona ermiş ama etkileri her yıl artarak bugünlere gelmiştir.DAR BİR SINIR İÇİNE HAPSEDİLMEK İSTENDİŞu anda balkanlar, Kafkasya kuzey afrika'daki sınırlar birinci dünya savaşının ardından osmanlı bakiyesi olan topraklar üzerinde oluşmuştur. Yaklaşık 100 yıl öncesine kadar bosna'dan Yemen'e Gürcistan'dan Libya'ya kadar çok geniş bölge burada İstanbul'dan idare ediliyordu. Savaş sona erdiğinde ise, idare ettiğimiz topraklar bugünkü topraklardan daha dar bir sınır içine hapsedilmek istendi.Ortadoğu'da sınırların belirlenmesi üzerinde bügün dikkatle durması gereken bir konudur. 20'nci yüzyılın başına kadar dünyada ortadoğu diye bir kavram yoktu. Yakın doğu vardı, uzak doğu vardı, ortadoğu diye bir kavram kullanılmıyordu. Ortadoğu petrol ve çatışma bölgelerini işaret etmek amacıyla inşa edildi.Birinci dünya savaşının galibi olan egemen güçler kahire'de bir masanın etrafına oturdular, ellerine bir cetvel aldılar sınırlar orada çizildi. Meşhur bir espriyi de hatırlatmak isterim. Ortadoğuda iki ülkenin sınırları düz zikzaklar çizer. o sınıra bile Churchill'in hıçkırığı adı verilir. Nedenini hocalarım bilir, oraya girersem biraz ayıp olur. Sınırlara baktığınızda keyfi çizildiğini görürsünüz.BENİM SÖZLERİMDEN KİMSE FARKLI MANALAR ÇIKARMASINÖrneğin Şii mezhebine mensup halk üç ayrı devlete dağıtılmıştır, türkmenler aynı şekilde. Lübnan'da sayıları az olan Durzi halk bile üç ayrı ülkeye dağıtılmışlardır. Suriye Irak Ürdün gibi ülke isimleri birinci dünya savaşından sonra konulmuş isimlerdi.Benim bu sözlerimden hiç kimse farklı manalar çıkarmaya çalışmasın. Sınırları tartışmaya açacak değilim. Böyle bir derdimiz. Hiçbir ülkenin sınırlarında iç işlerinde bizim gözümüz yok. Ülkelerin toprak bütünlüklerini savunmak noktasında Türkiye her zaman en ön safta olacaktır.SINIRLARI DEĞİL, GÖNÜLLERDEKİ SINIRLARIN...Ancak burada coğrafi sınırların değil zihinlerdeki sınırların gönüllerdeki sınırların mutlaka ve mutlaka tartışmaya açılması taraftarı olduğumu belirtmek isterim.Araplar Kürtler Türkmenler aynı inancın değerlerin kültürün mensupları olduğu halde neden sürekli gerilim halindeler? Bu haritayı çizenler öyle istediler de ondan. Başka bir şey aramaya gerek yok. Bölgenin asli unsurları yüz yıl önce onları çatıştırmak için kurulmuş, edilgen aktörleri olmaya devam edecekler mi?BU CİNAYETLERİ KURGULAYANLAR İŞTAHLA SEYREDİYORLARAraplar Kürtler türkmenler birbirleriyle gerilim yaşarken bütün coğrafya üzülüyor ama bu gerilimi kurgulayanlar yüz yıldır ellerini ovuşturuyorlar. Çatışmaları kurgulayanlar başkaları, seyredenler başkaları. Adeta Ortadoğu toprağına pipet batırıp petrolü var gücüyle çekenlerde başkaları. Ama ölenler biziz, kanı akanlar biziz. Bizim çocuklarımız, bizim kardeşlerimiz ölüyor. Bu cinayetleri kurgulayanlar iştahla seyrediyorlar.Gelip buralarda on milyonlarca yüz milyonlarca doları bombalara atmak suretiyle oraya atanlar, zannediyor musunuz ki barış için orada bulunuyorlar. Hayır. Petrol kuyularını kendi tasarrufları altına almak için bunu yapıyorlar. Bakın burada açık açık sesleniyorum. Umuyorum ki arzu ediyorum ki benim bu sesimi feryadımı duyarlar.Ey Şii kardeşim, Bağdat'ta camiye namaz kılanların arasına dalıp ibadet eden insanları katlettiğinde kimi sevindiriyorsunu bunu düşündün mü? Ey sunni kardeşim Kerbalaya dalıp çocukların ölmesine sebep olarak kimi sevindiriyorsunEY IŞİD EY PKKEy IŞİD ey PKK yaptığınız katliamlarla kimlerin değirmenine su taşıdığınızı hiç düşündünüz mü? Kimleri hangi tür tasarımlarına alet olduğunuzu hiç düşündünüz mü?Filistindeki taraflara sesleniyorum, anlaşmazlığın kimlerin işin e yaradığını hiç düşündünüz mü?İşte bu coğrafyanın tüm halkları, münevverleri, yazarları sanatçıları bu can alıcı soruları sormaya başlamazlarsa zihinlerindeki sınırları aşamazlarsa asırlar boyu yaşamaya devam ederiz.Hiç çekinmeden tereddüt etmeden şunu da söyleyeceğim. Bu coğrafyada topraklara sınırlar çizilirken, maalesef bilinçli olarak münevverlerin, sanatçıların, idarecilerin zihinlerine de sınırlar konulmuştur. 100 yıl boyunca doğru soruları sormak mümkün olmamıştır.HEP ŞU SÖYLENİROrtadoğu meselesi denildiğinde hep şu söylenir 'Araplar bizi sırtımızdan vurdu' denilir ve kapatılır. Filistin denildiğinde 'bize ne Filistin'den' denilir ve kapatılır.Şii-sünni gerilimi denildiğinde 'Biz mi düzelteceğiz bize ne' denilmiştir. Kürt meselesi denildiğinde 'asker ilgilensin polis ilgilensin' denilmiştir. 1915 olayları denildiğinde 'duymayalım görmeyelim' denilmiştir. İşte bütün o kapatılan, sümenaltı edilen konular yüz yıl içinde birikmiş bütün coğrafyayıtehdit eden konular haline gelmiştir.Coğrafi sınırlarını ülke sınırlarını kast etmiyorum. 100 yıl önce egemen güçlerden çil çil altın alarak osmanlıya isyan edenler bu coğrafyaya ihaneti yapanlar vardı. Bunlar, saygı değer hocalarım, sevgili öğrenciler bugün de var. Lawrance arap görünümlü bir ingilizdi. Şu anda ise ajanlar birer hain olarak kendi halkların içinden çıkıyor.HİZMET DİYEREK...Hizmet eri görünümünde, gazeteci yazar görünümünde terörist görünümünde yeni Lawrence'lerin çabaladığını görüyoruz. Hizmet diyerek, basın özgürlüğü diyerek, bağımsızlık savaşı yada cihat diyerek Sykes-Picot anlaşmalarını yapanlar var.Bölge halkının umudu Türkiye'dir. Sınırları değiştirerek değil, ülkelerin içişlerine müdahale ederek değil. doğru soruları sorarak, özgüven aşılayarak Türkiye zihinlerdeki sınırları ortadan kaldırabilir. Bunu yapacak olan en başta üniversitelerimizdir.Türkiye 175 üniversitesiyle bir değişimin, bir dönüşümün alt yapısını oluşturmalıdır. hiç tereddüt etmeden, akademisyenlerimiz tarihçilerimiz bunu yapacak güçtedir. Yazarlarımız, sanatçılarımız, bürokratlarımız doğru soruyu sormak adına bölgenin umududur.ÖNCE BİZ SINIRLARI KALDIRACAK VE...Önce biz kendimize doğru soruları soracağız. Önce biz sınırları kaldıracak statükonun baskısından kurtaracağız. Yeni Türkiye işte bir yönüyle de bu soruları sorabilen cevap üretebilen kavramdır. Yeni Türkiye yüz yıl önce zihinlerimize biçilen dar kıyafetlerden kurtulmak demektir.PENSİLVANYA'NIN PEŞİNDEN GİDENLERE TANE TANE ANLATMAK ZORUNDAYIZBu coğrafya içinde yaşanan her çatışma her gerilim yüz yıl önce tasarlanmıştır. Bu tasarımı bozmak bizim vazifemizdir. Terör örgütünün tuzağına düşen modern lawrence'lerin peşine düşenlere tane tane anlatmak zorundayız. Pensilvanya'nın peşinden gidenlere tane tane anlatmak zorundayız.Bizim uluhiyet anlayışımızda ne var bunu anlatmak zorundayız. Bizim inancımızda Allah'tan başka kimseye kulluk yoktur. Bunu sorgulayabilecek güce bir mümin kul sahip olmalıdır.Ulaşabildiğimiz herkese bu büyük oyunu, büyük kumpası anlatmak zorundayız.250 BİN KİŞİ SORULDUĞUNDA...Kalkıp da bir dini lider, suriyede 250 bin kişi öldürülüyor, kendisine 250 bin kişi sorulduğunda 'İsrail'e karşı ayakta duran tek kişi Esed' dir diyor.kendisine şunu diyorum, orada öldürülenler israil kendisine saldırırken dik durmadılar mı? Esed'in İsrail'e karşı bir tane kurşunu var mı? 250 bin insanı öldürüyor siz hala bunlara destek veriyorsunuz. Hala bunlara silah para gönderiyorsunuz. Böyle bir ini önder olabilir mi? Sıkıntı burada.haberler.com
En Başarılı Bond Kızı Léa Seydoux Olacak Gibi!
Rihanna'nın olacağı konusundaki dedikoduları merak ederken yapımcılar serinin yeni filmi için Bond kızı olarak Fransız model ve oyuncu Léa Seydoux ile anlaşma yaptıklarını duyurdu. Gelecek filmde Daniel Craig’e eşlik edecek güzel yıldız 29 yaşında olmasına rağmen başarılı bir kariyere de sahip.Bir çok ünlü yönetmen ve oyuncuyla çalışan Fransız aktristin oyunculuğu kadar modelliği ve bir ticaret kadını olması da onu başarıya taşıyan unsurlar arasında gösteriliyor. Zira Léa Seydoux, Woody Allen, Ridley Scott ve Brad Bird gibi dünyaca ünlü yönetmenlerle çalışmıştı ve bu sırada önde gelen giyim markalarının katalog yüzü olarak boy göstermişti. Ayrıca yeni Bond kızı Seydoux tüm bu başarılarının arasına iki büyük Fransız film ve prodüksiyon yapım şirketinin de Başkan ve Yönetim Kurulu Başkan’lığını sığdırıyor. Rol aldığı 'Mavi En Sıcak Renktir' filmi 2013 yılında Cannes Altın Palmiye ve FIPRESCI ödülüne layık görüldüğünü de hatırlatalım.
Kış Uykusu Oscar Yolunda
Yönetmen Nuri Bilge Ceylan’ın, Cannes Film Festivali’nden Altın Palmiye ile dönen filmi Kış Uykusu, Oscar’da “En İyi Yabancı Film” dalında yarışmak için 83 filmle birlikte aday adayı olduBu yıl düzenlenecek olan Oscar Ödülleri’nde “Yabancı Dilde En İyi Film” dalında ilk kez 83 ülke aday adayı olmak için yarışıyor. Türkiyeli yönetmen Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes’dan Altın Palmiye kazanarak döndüğü Kış Uykusu’nun yanı sıra Britanya adına yarışacak Türkiye asıllı İngiliz yönetmen Nihat Seven’in Little Happiness filmi de bulunuyor. Kosova, Malta, Panama ve Moritanya da ilk kez Oscar aday adaylığı için yarışacak ülkeler arasında yer alıyor.REKOR İTALYA’NINBafta Ödüllü yönetmen Pawel Pawlikowski’nin filmi Ida da Polonya adına yarışacak film olarak belirlendi. Adaylar arasında 250 dakika süreli, Dostoyevski’nin Suç ve Ceza romanından ilham alan Notre, The End of History ve Belçikalı iki Altın Palmiye Ödüllü, Dardenne kardeşler olarak bilinen yönetmenler Jean- Pierre ve Luc Dardenne’nin birlikte yazıp, yönettikleri Two Days One Night filmi de bulunuyor. Ocak ayında, 83 film arasından dokuz aday film, 22 Şubat’ta gerçekleşecek büyük törende yarışacak. The Great Beauty, filmi ile 2013 En İyi Yabancı Oscar Ödülü’nün sahibi İtalya, bu dalda 14 kez Oscar kazanarak rekoru elinde tutan ülke olma özelliğini taşıyor. Taraf
Tüm Kâbusların Bir Araya Geldiği, İçine Gireni Ağlatan, Yeryüzündeki En Ürkütücü Korku Evi
etiket
Bildiğiniz korku tüneli (ya da korku evi) maceralarını unutun! Çünkü bu evdeki yolculuğunuzun, hayatınızdaki en korkunç kabusların bir araya gelmiş hali olacağını garanti ediyorum. Sonu gelmeyen bir tünelde yürüdüğünüzü ve bu esnada kırbaçlanarak işkence gördüğünüzü düşünün. Geri dönüş yok. Merhamet yok.  Pes etmek yok. Yardım dilemek yok. Hiçbir hakkınız yok!Tanıtım videosundaki LA Times muhabirinin 'En vahşisinden, en adrenalin dolusuna kadar dünyada yaşamadığım macera kalmadı, ama ben böylesini görmedim' demesi olayı özetliyor...Gerçek mi, yoksa insanları heyecanlandırmak için yapılmış viral bir kurgu mu bilemiyorum ama bana oldukça gerçek göründü. Siz ne dersiniz? Buraya gitmek ister misiniz?
Reklam
Reklam
Antalya Altın Portakal Film Festivali Başladı
Antalya Büyükşehir Belediyesi’nce bu yıl 51’incisi düzenlenen Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin açılış gecesi, Antalya EXPO Center’da düzenlenen kırmızı halı töreniyle başladı. Yeşilçam’ın Haldun Dormen, Yusuf Sezgin, Eşref Kolçak, Yılmaz Köksal, Yusuf Sezgin, Gülsen Tuncer gibi ünlü isimleri davetlilerle birlikte yürüdü.'SANATTA ÖZGÜRLÜK’Yeşilçam’ın unutulmaz iki kadın ismi Filiz Akın ve Fatma Girik, açılış gecesinde kırmızı halıdan el ele yürüyerek geçti. Akın, Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin 51’inci yılıyla birlikte Türk sinemasının 100’üncü yılının kutlandığını hatırlatarak, 'Çok onurluyum, gururluyum' dedi.Festivalin düzenlendiği ilk yıl da Antalya’da olduğunu hatırlatan Akın, 51’inci festivalde sansür bağlamında ortaya çıkan tartışmalara ilişkin de 'Sanatta özgürlük' dedi. Akın, Kobani’ye destek eylemlerinde yaşanan şiddet olaylarını ise 'Gönül ister ki barış ortamında ve huzur içinde olsun. Birtakım üzücü olaylar yaşıyoruz. Sanat hepsinin üstesinden gelecektir eminim. Uzlaştırıcı olacaktır diye düşünüyorum. Bu tür olaylar sadece sanata değil her şeye gölge düşürüyor' diye konuştu.'SANSÜRE KARŞI YÜRÜYÜŞTE 4 KİLO VERDİM’Fatma Girik, yeniden Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde olmanın açılışında bulunmanın hoş bir duygu olduğunu belirterek, '57 senedir film çekiyorsun ve hala Filiz Akın’sın, Fatma Girik’sin. Hala kırmızı halıda yürüyor, bunu yaşıyoruz' dedi.Girik, festivaldeki sansür tartışmalarına ise 'Ben sansüre karşıyım. Gençliğimde senelerce Ankaralara yürüdük. 3.5, 4 kilo zayıfladık. Sansür yeniden hortladıysa ne kadar kötü bir şey. Ben buraya genç arkadaşlar için geldim. Biraz da onlara destek olmak için buradayım' diye konuştu.Fatma Girik, Kobani olaylarına ilişkin de 'Dışarıda bunlar olurken burada böyle lay lay lom olmuyor. Sanat her şeyin üstesinden gelecek. Hangi kadın, hangi canlı ister böyle bir şey olsun' diye konuştu.Leman Sam’ın Kurban Bayramı’nda attığı tweet’i de hatırlatan Girik, 'Leman Sam bir şey söyledi. Kadına neler söylediler. Böyle hoş değil ki bunlar. Yani nedir, neyi paylaşamıyorsun ki' dedi.'FESTİVAL HUZUR İÇİNDE GEÇSİN’Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Uzun Metraj Jüri Başkanı Yılmaz Erdoğan da diğer jüri üyeleriyle birlikte geceye katıldı. Kırmızı halıda soruları cevaplandıran Erdoğan, şöyle konuştu: 'Ülke o kadar zor bir yerden, yine zor bir zamandan geçtiği için memleketimizin en önemli sorununun şu anda sinema ya da festival olmadığını bilerek konuşmak geliyor içimden. Dolayısıyla bir an önce sokaklarımıza huzurun gelmesini diliyorum. Festivalin de aynı huzur içinde geçmesini diliyoruz bütün arkadaşlarla beraber.'Erdoğan, festivalde yaşanan sansür tartışmalarının jüri üyeliklerinden istifayı getirdiğinin hatırlatılması üzerine 'Herkesin istediği tavrı koyma hakkı var. Bu hakkı kullanan arkadaşlar var. Bunu istifa eden arkadaşlara sormanız gerekir' dedi.FESTİVAL YAPILMAYA DEVAM ETMELİUlusal Uzun Metraj’ın bir diğer jüri üyesi Ebru Ceylan, ülkenin içinde bulunduğu durumun zaten çok moral bozucu olduğunu belirterek, 'O yüzden özellikle festival küçük sorunları dert etmeden çok büyük sorunların yanında her zamanki gibi yapılmaya devam etmeli. Tam da böyle bir zamanda yapılmaya devam etmeli gibi geliyor bana' diye konuştu.'PERDE İNMESİN’Geceye eşi Ebru Türel’le birlikte katılan Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel, kırmızı halıda, 'İnsanların özellikle sanatın birleştirici gücüne en çok ihtiyaç olduğu bir dönemdeyiz. Dolayısıyla biz bugün ‘Perde inmesin’ dedik. Bu önemli etkinliği devam ettirmeye karar verdik' dedi. Türel, Türkiye’nin sanatçıların birlik, beraberlik ve barış mesajlarına ihtiyaç olduğunu belirterek, festivalin bu açıdan çok büyük bir fırsat sunduğunu söyledi.Emre BAYLAN - DHA
Kalp Sağlığı İçin Türk Kahvesi İçin
Günde bir fincan Türk kahvesi kalp sağlığına iyi geliyorUzmanlar, günde bir fincan Türk kahvesinin içindeki antioksidanlar sebebiyle kalp sağlığına iyi geldiğini açıkladı.Liv Hospital Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alp Burak Çatakoğlu, kalp sağlığını korumak için önerilerde bulundu. Çatakoğlu, kalbe iyi bakmanın altın anahtarının dengeli beslenme ve spordan geçtiğini söyledi. Çatakoğlu, “Düzenli yürüyüş hem tansiyon hem de kolesterolün kontrol altına alınmasını sağlıyor. Aynı zamanda vücudun kondisyonunu arttırıyor ve bu aktiviteyi sevdiğiniz bir kişiyle yaptığınız için endorfin hormonu olan mutluluk hormonu salgılanmasını tetikleyerek stres kontrolü de sağlıyor.” diye konuştu.Kalp sağlığını korumak için yürüyüş öncesi ve sonrasında hafif gıdalar tüketilmesinin önemli olduğunu söyleyen Çatakoğlu, “Kalbe en iyi gelen sporlar yürüyüş ve yüzme. Özellikle kalp hastalarına koşu, tenis ve mücadele gerektiren futbol, basketbol gibi sporlar önerilmiyor. Sık sık kilo alıp vermek kalp sağlığına zarar veriyor. Kendinizi iyi hissettiğiniz belli bir kiloyu korumayı çalışmak önemli.” ifadelerini kullandı.Gün içinde 2 litre su tüketmenin kalp sağlığını koruma açısından büyük önem taşıdığını belirten Çatakoğlu, şunları kaydetti: “Özellikle kadın, çocuk ve yaşlıların D vitamini ve kemik gelişimi açısından günde 15-20 dakika güneşe çıkması önemli. UV ışınlarının en aza indiği sabah ve ikindi vaktinde 15-20 dakika güneşten faydalanmak kalbe de iyi geliyor. Akdeniz tipi beslenme kalp sağlığı için önemli bir anahtar. Haftada bir gün kuru fasulye, nohut, barbunya, börülce, bakla gibi bir çeşit bakliyat yemeyi alışkanlık haline getirin.'Yapılan son araştırmaların günde bir fincan Türk kahvesinin içindeki antioksidanlar sebebiyle kalp sağlığına iyi geldiğini ortaya çıkardığını belirten Çatakoğlu, “Kırmızı et tüketiminde azı karar çoğu zarar sloganıyla hareket edin. Ayda bir kilo yağsız kırmızı et ile sınırlayın. Bol sebze ve meyve tüketilmesi, tahıllı hem sindirim hem de kolesterol için çok faydalı. Katı yağlar tercih edilmemeli zeytinyağı tercih edilmeli. Tam tahıllı buğday, çavdar, kepek ekmeği tercih edin. Yoğurt çok faydalı bir besin ancak yağsız ve kaymaksız olanı tercih etmek gerek. Mümkünse geleneksel ev tipi yoğurt mayalayarak tüketin.' şeklinde konuştu.Uzun yaşamın sırrı Türk kahvesinde mi ?Uzun yaşama rekorları kılan Ege'deki İkerya Adası'ndaki araştırma, ada halkının düzenli Türk kahvesi içtiğini gösterdi. Türk tarzı pişirilen kahve, kalp ve lenf damarlarının iç yüzeyindeki hücreleri sağlıklı yapıyor.Kahve içmenin sağlık için yararlı olduğunu gösteren bazı araştırmalar var. Kahve farklı şekillerde tüketiliyor ve içiliyor. Yunanistan'da yapılan bir araştırma ise Türk kahvesinin uzun yaşamanın anahtarı olabileceğini gösterdi.Yunanlar her ne kadar 'Yunan kahvesinin' sağlığa etkisi üzerine bir araştırma yürütseler de, kahveyi bu şekilde pişirmenin ve tüketmenin 'Türk tarzı' olduğunda kuşku yok.Araştırmacılar son yıllarda neredeyse laboratuvar haline gelen, insanların yaşam rekorları kırdığı İkerya adasında kahve içme alışkanlığını incelediler.Atina Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin araştırmasında ‘Türk kahvesi' ile kalp hastalıkları arasında bağlantı ele alındı. Sonuca göre Türk kahvesi içenlerde kalp hastalıkları riski daha düşük.Araştırmanın yapıldığı İkerya adası, uzun yaşamda Avrupa rekoru kırıyor. Avrupa’da nüfusun sadece yüzde 1’i 90 yaş üzerine çıkarken, bu adadaki oranlar Avrupa’nın 10 katı.71 kadın ve 71 erkek üzerinde yapılan araştırma sırasında katılımcıların bütün sağlık verileri alındı, testleri yapıldı. 65 yaş üzeri 142 adalının kahve içme alışkanlıkları da incelendi. Kahve içenlerin endotel hücreleri, (kan ve lenf damarları ile kalbin iç yüzünü tek sıra halinde döşeyen yassı hücreler) daha sağlıklı bulundu.Araştırmanın sonuçları, Türk kahvesinin, kaynatılarak yapılmasının bazı avantajlar sağladığını gösteriyor. Kahvenin bu şekilde pişirilmesi, düşük kafeinin yanı sıra, antioksidanlar açısından diğer kahvelere göre daha sağlıklı görülüyor.
Kazdağları'na Dev Otel
Altın madeni, taşocağı derken Kazdağları eteklerine bir de otel yapımı için izin verildi. ABD’li otel zinciri devi, Kazdağları’na 300 yatak kapasiteli otel kuruyorAKP hükümetinin, 2012 yılında yaptığı yönetmelik değişikliği ile Kazdağları koruma alanından çıkarıldı.Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın yaptığı yönetmelik değişikliği “zeytinlik saha”sını yeniden tanımlayarak 25 dekar (25 bin metrekare) altındaki zeytinlikleri, hidroelektrik santral (HES) inşaatlarına, turizm tesislerine ve konut yapılanmasına açtı. Yönetmelikte yapılan bu değişiklik Kazdağları’nı da yapılaşma tehdidi karşısında bıraktı. Dolayısıyla, yönetmelik değişikliği ile birlikte Kazdağları da turizm tesislerine açıldı.Uluslararası kuruluşlarca tescil edilmiş, doğal alanlar arasında yerini alan Kazdağları’nın turizm tesislerine açılmasıyla ilgili son gelen haber ABD’li otel zinciri Wyndham Grubu’nun markası Ramada Resort ile ilgili. Çanakkale’de faaliyet gösteren Öngen Turizm İnşaat Limited Şirketi ile dünyanın en büyük otel zinciri olan Wyndham Grubu arasında franchise anlaşması imzalandı. Otel zinciri sahibi olan ABD’li Wyndham Grubu’nun prestijli markası Ramada Resort’un, 2015 yılında Balıkesir’in Edremit İlçesi Güre Mahallesi’nde hizmete girecek. Güre Mahallesi sınırları içinde halen inşaatı süren Ramada Resort Otel 27 bin metrekare büyüklüğünde bir alan üzerine kuruluyor.Cumartesi günü Güre-Adrina Otel’de düzenlenecek imza törenine AKP’li Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Edip Uğur, Balıkesir Valisi Mustafa Yaman, CHP’li Edremit Belediye Başkanı Kamil Saka, milletvekilleri ve sektör temsilcileri katılacak.ÇEVRECİLER KARŞIKazdağları taşıdığı tarihsel, toplumsal, kültürel ve ekolojik değerleri nedeniyle yeryüzünün önemli yaşam kaynaklarının başında geliyor. Yaklaşık 258 bin hektarlık alana yayılan ekolojik, kültürel, toplumsal, tarihsel ve bioklimatik özellikleri çevresiyle birlikte bütünlük gösteren Kazdağları, ne yazık ki yıllar boyunca madencilik faaliyetleriyle delik deşik edildi. Bu da yetmiyormuş gibi bölge, kitle turizmi adı altında yeni yapılaşmalara açıldı.Çevreciler, bu büyük felakete karşı. Kazdağları’nda maden ocakları ve taşocaklarıyla başlatılan çevre katliamının, yeni otel zincirleriyle bu kez turizm adı altında yapılacağını savunuyorlar. Bu tür yapılaşmalara karşı olduklarını belirten çevreciler, hükümetin bu konuda geri adım atmasını ve Kazdağları’nın koruma altına alınmasını istediler.BirGün
Reklam
Altın Portakal'da Konser ve Parti İptal
Bu yıl sansür ve ardından gelen istifalarla gündemden düşmeyen Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde, Türkiye'de yaşanan şiddet olayları nedeniyle festival kapsamındaki kortej, konser ve parti gibi yan etkinlikleri iptal edildiği açıklandı. Altın Portakal Film Festivali Yönetimi tarafından yapılan açıklamaya göre, festivalin kortej, konser, parti gibi yan etkinlikleri iptal edildi.Yönetim iptal nedenini 'artan şiddet olayları ve 24 kişinin bu olaylar sonucunda hayatını kaybetmesi' olarak açıkladı.Festival yönetimi tarafından yapılan açıklama:'Son birkaç gündür Türkiye yeni bir şiddet eylemi dalgası yaşamış ve 24 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, çok sayıda vatandaşımız, güvenlik görevlimiz de yaralanmıştır. Bu acı olaylar hepimizi üzmüştür. Bir tarafta şiddet, acı, üzüntü, gerginlik varken gerek bizlerin gerekse sinema sanatçılarımızın bu duruma duyarsız kalması mümkün değildir.Bu olayların sona ermesini, milletimizin kardeşliğinin bozulmamasını, yaraların çabuk sarılmasını, Türkiye'de kardeşliğin, barış ve huzur ortamının korunmasını temenni ediyoruz…Olaylar sebebiyle tüm hazırlıklarımız bitmiş olmasına rağmen festivalimizin ertelenmesi bile ele aldık. Ancak sanatın asıl böyle zamanlarda önem kazandığını, sanatın sosyal dertlerin de ilacı olduğunu düşündüğümüz için, festival kapsamındaki kortej, konser ve parti gibi yan etkinlikleri iptal etmeye, bunun dışındaki tüm sanatsal etkinlikleri devam ettirmeye karar verdik.Festivalimiz ulusal ve uluslararası film yarışmalarıyla, ödülleriyle, eksiksiz bir şekilde gerçekleşecektir. 51. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali'ne organizasyon sürecinde, jürilerde ve yarışmalara katılan tüm sanatçılarımıza, ustalarımıza, başta jüri başkanlarımız olmak üzere, teşekkürlerimizi sunuyoruz.Antalyalılar ve Antalya Büyükşehir Belediyesi 51 yıldır Türk sinemasına sahip çıkma geleneğini yaşatmak için büyük bir fedakarlık ve gayret gösteriyor.Daha önce defalarca belirttiğimiz gibi sanat günlük-güncel siyasetin üzerinde olmalıdır. Sanat evrensel ve güncel zamanın üzerinde olan, güncelin tuzağına düşmemesi gereken bir faaliyettir. Sanat dünyası her zaman birleştirici, sevgiyi, saygıyı, toleransı yüceltici bir tutum sergiler.Altın Portakal, Antalya halkının, ulusal ve uluslararası sinema endüstrisinin festivalidir. Biz sinemanın kültür ve sanat geleneğine sahip çıkarak, Antalya'nın dünya çapında ünüyle sinemamızı uluslararası arenaya çıkarmak için çalışıyoruz.Hedefimiz günlük tartışmalara yenilerini ilave etmek değil, bir dünya vizyonuyla Altın Portakal'ı dünyanın en iyi festivalleri arasına yerleştirmektir.Hep birlikte sinemamızı uluslararası alana taşımak için daha ileri adımlar atacağız.Altın Portakal gelecek yıldan itibaren daha da güçlenerek yoluna devam edecektir. Bu yönde kararlı olacağımızdan, Antalya'nın 51 yıllık geleneğini zenginleştirerek, daha büyük bir vizyonla devam ettireceğinden kimsenin şüphesi olmasın.Buradan bütün sinema dünyamıza davetle açıklamamızı sonlandırıyoruz. Sınırlarımızın yanı başında insanlık dramları yaşanıyor, savaş tehdidi kapımızın eşiğinde. Türkiye yüzbinlerce mülteciye ev sahipliği yapıyor. Komşularımızdaki ateş ülkemizi de etkiliyor. Bugün perdelerin kapanacağı, ayrışmaya meydan verileceği bir gün değildir. Bugün küçük gerekçelerle küsme günü değil, sanatçıların çıkıp konuşacağı, barış çağrısı yapacağı, yürekleri ısıtıp, dışarıdaki ateşe su dökeceği gündür.Dolayısıyla bütün sinema ve sanat dünyasını Antalya'ya, yarım asırlık Altın Portakal'a, sanatı yüceltmeye, sinemayı yüceltmeye davet ediyoruz.'Haber Sol
Türk Futbolunun "Unutulmaz" Kadife Ayakları
'Baba Hakkı''Hava soğuk' diye forma üzerine baklavalı süeter giyerek maça çıkabilen, bunu hakeme de federasyona da kabul ettirebilen bir otorite.Fatih Karagümrük'ten transfer olduğu 1931 yılından itibaren tam 17 yıl başarıyla Beşiktaş formasını terletmiştir. Bir rivayete göre İngilizlerin dev kulübü Arsenal'den gelen teklifi Beşiktaş sevgisi yüzünden reddetmiştir.
Reklam
GoPro'ya Yeni Rakip: Re
Kendi kategorisinde lider konumda olan aksiyon kamerası GoPro'ya her geçen gün yeni rakipler geliyor. Bunlardan biri de akıllı telefon üretici HTC'nin RE ismini verdiği ürün oldu.Son yıllarda altın çağlarını yaşayan aksiyon kamerası pazarında GoPro'nun hakimiyeti bulunsa da irili ufaklı birçok markanın bu tarz ürünü satılıyor. Sony'nin Action Cam modeliyle rekabetin kızıştığı pazarda yer almak isteyen bir diğer marka da HTC oldu.Tayvanlı akıllı telefon üreticisi HTC, RE adını verdiği aksiyon kamerasını duyurdu. Ters L harfine benzeyen bir tasarımı olan kamera 16 Megapiksel fotoğraf çekebiliyor. Saniyede 30 kare Full HD video kayıt edebilen üründe bütünleşik olarak 820 mAh bir pil bulunuyor.IPX7 standardında su geçirmeyen bir gövdeye sahip olan ürün su altında da kullanılabiliyor. Bluetooth, Wi-Fi (802.11b/g/n) ve microSD bellek yuvası gibi özellikleri bulunan aksiyon kamerasının ABD fiyatı 199 dolar olarak açıklandı.146 derece görüş açısı sunan kamera yakında piyasaya sürülecek iOS ve Android uygulamaları üzerinden de kontrol edilebilecek. Aynen GoPro'da olduğu gibi taşıma ve bağlantı aksesuarları bulunan RE'nin önümüzdeki günlerde satışa sunulması bekleniyor.GoPro'ya rakip olabilirAksiyon kamerası alanının en büyük markası olan GoPro'nun en uygun modeli HERO'nun fiyatı 129 dolar. Ancak HERO'da kablosuz ağlara bağlanma özelliği bulunmuyor. Bu yüzden uygulama üzerinden cep telefonu yardımı ile kontrol edilemiyor. Ancak daha pahalı üst modellerinde bu özellik mevcut. RE ise 199 dolara bu özelliği sunduğu için biraz daha avantajlı bir konumda yer alıyor.Kaynak: HTC
Pavel Vrba 1 Puana Razı
EURO 2016 elemeleri kapsamında 10 Ekim Cuma akşamı A Milli Takımımız'la karşılaşacak olan Çek Cumhuriyeti 'nde teknik direktör Pavel Vrba açıklamalarda bulundu.Şükrü Saraçoğlu 'nda oluşacak atmosferle ilgili konuşan ve Türkiye 'de top koşturan Tomas Sivok ve Michal Kadlec gibi siimlerin bu atmosfere alışkın olduklarının altını çizen Vrba; 'Sivok ve Kadlec her hafta bu atmosferde oynuyorlar. Bu onlar için zor olmayacak. Takımı da bu konuda rahatlatıyorlar.' sözlerini kullandı.ÇEKLER 4 PUANA RAZI...Türkiye ve hemen ardından Kazakistan'a gideceklerinin altını çizen Vrba, zorlu bir seyahat serüveninin kendilerini beklediği söyledi.'Zor bir yolculuğa çıkacağız. Hollanda karşısında aldığımız galibiyet bize grupta güven verdi. Önümüzdeki iki maçtan 6 puan almak istiyoruz ama 4 puanla ayrılırsak bu da bizim için altın değerinde olur. Türkler çok kaliteli ve teknik bir kadroya sahip. Şimdilik Kazankistan maçını düşünmüyoruz'Sporx
Reklam
Yayından Kaldırılmasına Anlam Veremediğimiz 25 Dizi
2517 yılında bir uzay gemisinde görev alan 9 kişinin maceralarını anlatan, Joss Whedon imzalı dizi bir çok kesim tarafından TV tarihinin en iyi bilim-kurgu dizisi kabul edilmesine rağmen 14. bölümün sonunda yayından kaldırıldı. Dizinin Serenity adlı bir devam filmi de bulunmakta.
"Adım Adım" ile Yardımseverlik Koşusu Yap
Türkiye'de koşuyu  ve  duyarlılığı birleştirerek, iyilik  peşinde  koşarak neler yapılabileceğini  göstermek  için  3.700  kişi  ADIM  ADIM  isiminde  sivil  toplum oluşumu altında bir araya gelmiş. Bu oluşumun katılımcıları hem koşarak hem de yardım toplayarak yarışıyorlar, bunu yaparken  de  binlerce  insanın  hayatında  olumlu  bir  fark  yaratmanın mutluluğunu yaşıyorlar.  Bugüne  kadar  destekledikleri  sivil  toplum  kuruluşları yararına 4,4 milyon TL’ye yakın maddi kaynak yaratmışlar.Rahman Altın, Ayça Şen, Tan Cemal Genç, Murat Çelikkkol iyilik peşinde koşarlarsa ne olur?İyilik peşinde koştular ve aşağıdaki harika film ortaya çıktı.Müzik Rahman Altın'dan, seslendirme Ayça Şen'den, çizim Tan Cemal Genç'ten artık koşması ve koşturması da sizden!#iyilikpesindekoshttp://www.adimadim.orghttps://www.facebook.com/hareketegec?fref=ts
Altın Portakal Belgesel Yarışması İptal
Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Belgesel Film Yarışması’nı iptal etti. Festival komitesi, yarışma bölümünden 15 filmden 13’ünün sansüre karşı tepki olarak çekilmesinin ardından Ulusal Belgesel Film Yarışması iptal ettiğini duyurdu.13 BELGESEL FESTİVALDEN ÇEKİLDİAltın Portakal Film Festivali’nden çekilen 13 belgeselin arasında Reyan Tuvi’nin sansürlenen ‘Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek’ de var.51. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali ön-jürisi tarafından yarışma bölümüne seçilen belgesel filmlerimizin TCK’ya göre değerlendirilmiş olması ve ardından Reyan Tuvi’nin filminin sansür mekanizmasına takılarak yarışma dışı bırakılmasına karşı duruşlarının gerçek anlamda festival yönetimince karşılığını bulamadığını söyleyen belgesellerin yönetmenleri, festival komitesinin yaptığı son açıklamayı meselenin özünü çözmeye dair olmadığını büyük bir hayal kırıklığı ile karşıladıklarını açıkladı.“Festival yönetiminin TCK uygulamalarına dair net bir özeleştiri vermemesi, bizim açımızdan, gelecekte yapılacak olan festivallerde de filmlerimizin bu maddelere göre müdahale görebileceği anlamına geliyor.” diyen 11 belgeselin yönetmenleri yarın başlayacak olan festivalde sorunun doğru anlaşılması ve çözülmesi yönündeki umutlarının da yitirdiklerini söyledi.Ulusal Belgesel Yarışma bölümünde toplamda 15 belgesel yarışacaktı. Sansür tartışmalarının ardından belgesellerini geri çeken yönetmen ve filmleri şöyle;Albina Özden, Ayris Alptekin, Fehime Seven, Nazlı Bulum, Sefa Tokgöz – Ben Bir Slogan Buldum Anem Benim YanımdaDevrim Akkaya, Cem Doruk – DiyarYasin Semiz – Eymir Neden Paylaşılamadı?Zeynel Koç, Cenk Örtülü – Kêl / O İklimde Kalırdı AcılarEmel Çelebi – Külkedisi DeğilizCem Kaya – MotörEnder Yeşildağ – Sessiz ÇığlıkGüliz Sağlam, İlker Berke – Tepecik Hayal OkuluAhmet Yurtkul - UzakReyan Tuvi – Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya DekDeniz Yeşil – Yollara DüştükBahriye Kabadayı Dal - Hakkari'nin Gizemli TaşlarıKurtuluş Özgen - Nail V.Aynı seçkideki “Küçük Kara Balıklar” ve “Yüzde 12.29” isimli belgeseller, sahipleri festival programında kalma beyanında bulundukları için her iki film özel gösterim olarak festivalde gösterilecek.‘FESTİVALİ TERK ETMİYORUZ’Antalya Altın Portakal Film Festivali yarın başlıyor. Ekim ayının ilk gününde başlayan sansür tartışmaları ise hızını hiç yitirmeden devam ediyor. Festivalin Ulusal Yarışma Festivalin Ulusal Yarışma bölümünde yer alan 11 filmin yönetmen ve yapımcıları yaptıkları açıklamada sanat eserlerinin TCK’yı referans alan bir değerlendiremeye tabii tutulmasına vurgu yaptı. “Sanat eserleri, ceza kanunlarına göre değerlendirilemez. Bir festivalin programında yer alacak filmlerin seçim süreci sadece ve sadece sinema profesyonelleri tarafından yürütülmelidir.” diyen yönetmenler, ‘sinemanın kendi alanı’ olan film festivalini terk etmeyeceklerini söylediler. bölümünde yer alan 11 filmin yönetmen ve yapımcıları sansüre karşı mücadelelerini sürdürmek için filmlerini geri çekmeyip festivalde olacaklarını duyurdu. Bunun yanı sıra festivalin Ulusal Belgesel Yarışma bölümünde yer alan 13 belgesel yarışmadan geri çekildi.Belgesellerini festivalden çeken 11 yönetmen imzaladıkları ortak bir metinle geri çekilme kararlarını duyurdular.Filmlerini çekmeyip Altın Portakal’a katılacak olan yönetmen ve yapımcılar festivalde oldukları müddetçe sansüre karşı adımlar atacaklarını ve bu süreci sansürle mücadelede bir fırsat olarak gördüklerini bildirdiler.Bu yıl 51 kez düzenlenecek olan Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Ulusal Uzun Metrajlı Film Yarışmasında yarışacak filmler arasında yer alan ve ortak imzayla filmlerini çekmeyeceklerini bildiren yönetmen ve filmleri şu şekilde; Derviş Zaim’in “Balık”ı, Aysim Türkmen Keskin’in “Çekmeköy Underground”ı, Çiğdem Vitrinel ve Marsel Kalvo’nun ortak yapımı “Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku”, Ömer Uğur’un “Guruldayan Kalpler”i, Onur Ünlü’nün “İtirazım Var”ı Ayhan Sonyürek’in “İyi Biri”si, Erol Mintaş ve Aslı Erdem’in filmi“Klama Dayika Min / Annemin Şarkısı”, Melisa Önel, Aslı Erdem ve Yamaç Okur’un ortak prjesi “Kumun Tadı”, Murat Düzgünoğlu’nun “Neden Tarkovski Olamıyorum”u, Osman Levent Soyarslan’ın “Oflu Hoca’yı Aramak” adlı filmi ve Kaan Müjdeci’nin “Sivas”ı. Bu bölümde yarışacak filmlerden Ulusal yarışma filmlerinin sansür açıklamasına imza atmayan tek yönetmen ise Kutluğ Ataman oldu. Ataman Altın Portakal’a “Kuzu” adlı filmiyle katılıyor. İstanbul/EVRENSEL
11 Belgeselci Filmini Altın Portakal'dan Çekti
51. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde sansür tartışmasının ardından festivaldeki 11 filmin yönetmeni belgesellerini geri çekti.11 yönetmen Festival Komitesi’nin sansür konusunda eleştiride bulunan, tavır koyan herkesle aynı fikirde olduklarını belirttiği açıklamasını “meselenin özünü çözmeye dair olmadığını büyük bir hayal kırıklığı ile karşıladık” diye cevapladı.11 yönetmen arasında sansür tartışmalarıyla gündeme gelen 'Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek' belgeselinin yönetmeni REhan Tuvi de bulunuyor.Belgeselcilerin açıklamaları şöyle:“51. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali ön-jürisi tarafından yarışma bölümüne seçilen belgesel filmlerimizin TCK’ ya göre değerlendirilmiş olması ve ardından bir arkadaşımızın filminin sansür mekanizmasına takılarak yarışma dışı bırakılmasıyla başlayan kriz, festival yönetimince son ana dek sorumluluk üstlenmeyen ve polemiklere sebebiyet veren bir tarz ile yönetilmiştir. En başından beri asıl meselenin filmlerimizin TCK maddelerine göre değerlendirilmesi, sansürün meşrulaştırılması sorunu olduğunu söylememize rağmen, sinema dünyasını bölen, spekülasyonların ve manipülasyonların etkin olduğu bir tartışma ortamı yaratılmıştır.“Bizim, festivalin yapılabilmesine dair beklentilerimiz gerçek anlamda festival yönetimince karşılığını bulmamıştır. Yapılan son açıklamanın da meselenin özünü çözmeye dair olmadığını büyük bir hayal kırıklığı ile karşıladık.“Festival yönetiminin TCK uygulamalarına dair net bir özeleştiri vermemesi, bizim açımızdan, gelecekte yapılacak olan festivallerde de filmlerimizin bu maddelere göre müdahale görebileceği anlamına geliyor.“Aşağıda imzası olan, Ulusal Belgesel Yarışma bölümünde yer alan yönetmen ve yapımcılar olarak filmlerimizi festivalden çektiğimizi üzülerek bildiriyoruz.”Cuma günü başlayacak festivalde Rehan Tuvi’nin ‘Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek’ adlı belgeseli, ön jürinin kararına rağmen festival yönetimi tarafından TCK’ya aykırı bölümler içerdiği gerekçesiyle programdan çıkarılmıştı.5 Ekim’de filminin yönetmeni Reyan Tuvi, filmin İngilizce altyazısındaki bir küfür çevirisini kaldırmasıyla sorunun çözüldüğünü açıklamıştı.Jüri başkanı Can Candan'ı ardından 10 jüri üyesi daha istifa etmiş 13 yönetmen Festival Komitesi’nden özür ve özeleştiri metni sunulmadığı takdirde yarışmadan çekileceklerini deklare etmişti.Hülya Uçansu, Zeynep Özbatur Atakan, Alin Taşçıyan’dan oluşan Festival Komitesi 'Sansür kabul edilemez' dediği açıklamada “Yanlış bir iletişim zinciri oluştu ve işin bu hale gelmesinde bizim de sorumlu olduğumuzu kabul ediyoruz' dedi'Sayın Reyan Tuvi’nin ’Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek’ adlı belgeseli daha önce festival dahilinde özel gösterim programı yerine ulusal belgesel yarışma bölümüne davet edilmiş ve bu davetimiz kabul görmüştür. Yönetmenin sanatçı iradesine herhangi bir baskı ya da otosansür dayatması yapılmamıştır, yapılması da düşünülemez, bu noktada yönetmenin kendi açıklamaları da ortadadır.'Ne festival tarafından ne de eser sahibi tarafından söz konusu filmin ne mesajına, ne içeriğine, ne kurgusuna, ne de bütünlüğüne dokunulması asla ve hiç bir zaman talep edilmemiş, net bir biçimde adını vererek ve yazılı olarak kişilik haklarına yönelik bir hakarete dair ortak bir hassasiyet sonucu söz konusu küfür kaldırılmıştır. Filmin ilk başta açıklandığı gibi halka açık gösterime çıkartılmaması ile ilgili gerçek bununla sınırlıdır.' Filmleri çeken yönetmenler şöyleAlbina Özden, Ayris Alptekin, Fehime Seven, Nazlı Bulum, Sefa Tokgöz - Ben Bir Slogan Buldum Annem Benim YanımdaDevrim Akkaya, Cem Doruk - DiyarYasin Semiz – Eymir Neden Paylaşılamadı?Zeynel Koç, Cenk Örtülü – Kêl / O İklimde Kalırdı AcılarEmel Çelebi – Külkedisi DeğilizCem Kaya - MotörEnder Yeşildağ – Sessiz ÇığlıkGüliz Sağlam, İlker Berke – Tepecik Hayal OkuluAhmet Yurtkul- UzakReyan Tuvi – Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya DekDeniz Yeşil – Yollara DüştükBianet
Reklam