onedio
Samsung, Altın Kaplama TV Üretti
Güney Koreli Samsung özel bir hayır kuruluşu için 78 inç boyutlarında kavisli UHD bir TV üretti. Televizyonun arka yüzü tamamen altın ile kaplandı ve özel bir tasarıma kavuştu.Samsung yaptığı duyuru ile birlikte özel üretim 78 inç boyutlarındaki kavisli Ultra HD televizyonunu tanıttı. Dünya üzerinde sadece tek bir şanslı kişinin sahibi olabileceği bu özel televizyonun büyük kısmı tamamen altın alaşımı ile kaplanmış. Altın vernik karışımı bir madde ile kaplanan cihazın üzerinde özel çizimler de yer alıyor.Hong Kong'da gerçekleştirilecek özel bir hayır etkinliği için özel olarak hazırlatılan ürün 2 kavuşacak. Güney Koreli sanatçı Sung Yong Hong tarafından Kore'nin özel vernik boyama tekniği olan 'Ottchil' ile süslenen 78 inç'lik UHD cihaz arka yüzünde Neolitik çağdan kalma bir çizim anlayışına ev sahipliği yapıyor. Bu boyama tekniği ise ' özel şeyleri korumak ve saklamak ' için kullanılmış.Samsung en önemli anıları ve mutlulukları 'saklamak' temasını kullanmak istediklerini belirtirken, altın vernik kaplamalı arka yüzeyde sinema tarihinin en önemli filmlerinden ikonik görüntüler kazınmış.Hong Kong'da gerçekleşecek ön sunum sonrası açık artırma ile satılacak bu özel televizyonun rekor bir fiyata alıcı bulması bekleniyor.ShiftDelete.Net
Türk Sineması 100. Yaşını Kutluyor
Türk sineması, ilk Türk filmi kabul edilen 'Ayastefanos Abidesinin Yıkılışı'nın bugün 100'üncü yaşını kutluyor.Osmanlı coğrafyasının beyaz perdeyle tanışmasından tiyatro kökenli ilk dönem filmlere, 'Fransız kızlar' için uygulanan ilk sansürden bir döneme damga vuran Muhsin Ertuğrul'a ve Yeşilçam'dan milenyumla yeniden ivme kazanan yerli filmlere Türk sineması, dünyanın en eski ulusal sinemaları arasında yer alıyor.İstanbul Şehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Peyami Çelikcan, araştırmacı ve yazarlar tarafından başlangıç alındığı tarih dolayısıyla zaman zaman tartışmaların odağı olan Türk sinemasına ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.Sinemanın bu topraklardaki geçmişinin çok daha eskilere dayandığını belirten Çelikcan, 'Bu yıl 100. yaşını kutladığımız sinemamızın geçmişi, İstanbul'da ilk film gösteriminin yapıldığı 1896'ya kadar uzanıyor. O yıl, Beyoğlu'nda başlayan sinema gösterimlerinin ardından geleneksel temaşa sanatının sergilendiği alanlarda film gösterimlerinin yapılmasıyla sinema seyircisi oluşuyor. Dünya sinemasının başlangıcının da Lumiere Kardeşlerin 1895'te Paris'te ilk filmlerinin seyirciyle buluşmasıyla başlatıldığı göz önüne alındığında, aslında Türk sinemasının başlangıcını da 1896 almak daha uygun olur' diye konuştu.Çelikcan, 1914'e gelene kadar Avrupalı sinemacıların Osmanlı coğrafyasına ilgisi dolayısıyla yüzyılın başından itibaren çeşitli çalışmalar yapıldığını, film çekim ve gösterimine ilişkin ilk yasal düzenlemenin hazırlandığını ve Osmanlı tebaasından Makedon asıllı Manaki Kardeşlerce 1911 yılında da belgesel filmler çekildiğini anlattı.Çelikcan, Osmanlı ordusunda görevli Fuat Uzkınay'ın 1914'teki çektiği ve günümüze ulaşan hiçbir kopyasının bulunmadığı filmin, dönemin koşulları dolayısıyla Türk sinemasının başlangıcı olarak referans alındığını söyledi.Beyaz perdeye ilk yansıma Yıldız Sarayı'ndaÖte yandan, AA muhabirinin çeşitli kaynaklardan derlediği bilgilere göre, Türk sinemasının bir asrı ise şöyle:Osmanlı Devleti, dünyanın ilk kez Lumiere Kardeşler'in 1895'te çektiği bir trenin gardan hareketini gösteren filme hemen ilgi göstererek, Yıldız Sarayı'ndaki ilk gösterimle bu topraklar 'büyülü dünya' ile tanıştı. Türk sinemasının ilk adımı ise 1.Dünya Savaşı'nın başladığı günlerde yedek subaylığını yapan Fuat Uzkınay'ın yönetmenliğinde 14 Kasım 1914'te propaganda amaçlı çekilen 'Ayastefanos'taki Rus Abidesinin Yıkılışı' belgeseliyle atıldı. Ardından, Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın emriyle 1915'te Merkez Ordu Sinema Dairesinin (MOSD) kurulmasıyla hem Türkiye'yi ziyarete gelen imparatorların gezi belgeselleri hem de birkaç öykülü film denemeleri yapıldı.Türk sinemasında ilk sansür 'Fransız kızları' için yapıldıDönemin sevilen tiyatro oyunu Leblebici Horhor ile 'Himmet Ağanın İzdivacı', 1916'da çekilmeye başlamasına rağmen savaş koşullarında vaktinde tamamlanamadı. Dolayısıyla Türk sinemasında yarım kalmadan çekilen ilk öykülü film, İstanbul'un işgaliyle MOSD'un sinemayla ilgili tüm malzemelerinin devredildiği Müdafaa-i Milliye Cemiyetinin Sedat Simavi'ye ısmarladığı 'Pençe' ve 'Casus' filmleri oldu. Türk sinemasında sansür ilk kez, İstanbul'un İtilaf devletlerinin işgali altında bulunduğu 1919'da çekilen 'Mürebbiye' filmine uygulandı. Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın aynı adlı eserinden Fuat Uzkınay'ın yapımcılığında beyaz perdeye aktarılan sessiz film, Fransız kadınları kötü gösterdiği gerekçesiyle yasaklanmasına rağmen gizlice gösterildi.Türk sineması ilk komedi film serisine ise 1921'de gösterilen 'Bican Efendi' ile kavuştu.Sinemada 'tek adam' dönemiİlk özel yapımevi Kemal Film'in kuruluşuyla Türk sinemasında yeni bir dönem başladı. Muhsin Ertuğrul, yurt dışında edindiği sinema tecrübesiyle uzun yıllar 'tek adam' olarak pek çok ilki hayata geçirdi. 'İstanbul'da Bir Facia-i Aşk' filmiyle Türk sinemasına adım atan Ertuğrul, aleyhlerinde çekildiği düşüncesiyle film setinin Bektaşilerce basıldığı 'Boğaziçi Esrarı', ilk kez Türk kadınlarının rol aldığı 'Ateşten Gömlek', ilk ortak yapım (Türk-Mısır-Yunan) 'İstanbul Sokaklarında' filmlerinin de aralarında olduğu yapımlara imza attı.Türk sineması ilk uluslararası ödülünü, Ertuğrul'un 1934'te ikinci kez perdeye uyarladığı 'Leblebici Horhor Ağa'nın Venedik 2. Uluslararası Film Şenliği'nde 'onur diploması'na layık görülmesiyle aldı.2. Dünya Savaşı'nın olumsuz etkisiyle 1939-1945 yıllarında çok az sayıda filmin üretildiği Türk sinemasının yerini yabancı filmlerin doldururken, 'Yerli Film Yapanlar Cemiyeti'nce 1948 yılında ilk kez düzenlenen yarışma sektöre canlılık getirdi.Sinemamızın 'altın çağı'Yüzyılın ikinci yarısından itibaren Türk sineması büyük bir atılım yaptı. Sinemacı Ömer Lütfi Akad'ın 1949 yılında çektiği 'Vurun Kahpeye', sektörü yeniden şekillendirdi. Tarihi filmler, roman uyarlamaları, şehir hikayelerinin de ağırlık kazandığı 50'li yıllarda bir sinema dili oluşturulmaya başlandı. Yönetmen Akad'ın parladığı bul yıllarda, Türk sinemasının da yıldızları yükselerek Ayhan Işık, Belgin Doruk, Zeki Müren, Fikret Hakan gibi isimlere kavuştu.Film üretim verimliliğinin en üst noktaya çıktığı 1960'lı yıllarda ise sinema ulusal bir kimliğe büründü. Yapım, üretim ve dağıtım gücü bakımından 'altın çağ' kabul edilen bu dönemde, 1963'ten itibaren renkli filmler ağırlık kazandı. Türk sineması, 1966 yılında 241 film üreterek dünya uzun metraj film üretimi sıralamasında 4'üncü oldu. Memduh Ün, Metin Erksan, Atıf Yılmaz, Ertem Eğilmez, Halit Refiğ gibi yönetmenlerin yanı sıra Cüneyt Arkın, Hülya Koçyiğit, Kartal Tibet, Yılmaz Güney, Fatma Girik, Türkan Şoray gibi oyuncular da sinema dünyasına adım attı.İlk 'Altın Portakal' ve 'Altın Ayı' ödülleriTürk sineması uluslararası ilk büyük zaferine, 1964'te Berlin Film Şenliği'nde 'Altın Ayı'yı kazanan Metin Erksan'ın 'Susuz Yaz' filmiyle ulaştı. Kültür ve Turizm Bakanlığınca bu yaz gerçekleştirilen 'En İyi 100 Film' anketinde halkın oymasıyla da birinci seçilen Susuz Yaz, Türk sinemasının en iyi filmi olarak yüzyıla damga vurdu. Aynı yıl Türk Film Prodüktörleri Cemiyeti ve Antalya Belediyesinin ortak girişimleriyle I. Antalya Film Festivali (Altın Portakal) düzenlendi.1965'ten itibaren, bir filmin 5-6 günde tamamlandığı, iç içe filmler çevrildiği 'hızlı' film furyası başladı. Günlük gazetelerde ve dergilerde yayınlanan çizgi romanlarla fotoromanların beyaz perdeye de yansıtılmasıyla başlayan avantür filmler modasıyla başta Killing olmak üzere Baytekin, Fantoma, Mandrake, Uçan Adam gibi filmler çekildi.Beyazperdede farklı türlerTelevizyonun evlere girmesinin sinemadan uzaklaşıldığı 1970'li yıllarda, bu zamana kadar çekilen melodramlar, komediler, sosyal içerikli dramlarla halkın içine giren, Ortadoğu ve Balkan ülkelerinde de izlenir hale gelen Türk sinemasının, çeşitli furyaların etkisiyle kalitesi düştü, sektör daralma sürecine girdi. Türkiye ve dünyadaki olayların etkisiyle 70'ler hem arabesk hem Almanya'ya işçi göçü dolayısıyla gurbet hem 'Karaoğlan', 'Malkoçoğlu', 'Tarkan'lı, 'Çeko', 'Zorro', 'Killing', 'Tom Miks', 'Süperman'li fantastik, avantür hem de erotik filmlerin çekildiği dönem oldu.Öte yandan, Atıf Yılmaz'ın 'Selvi Boylum Al Yazmalım', 'Kibar Feyzo', Lütfi Akad'ın 'Gelin', 'Düğün' ve 'Diyet' üçlemesi, Metin Erksan'ın 'Sensiz Yaşayamam', Erden Kıral'ın 'Kanal', Ali Özgentürk'ün 'Hazal', Yılmaz Güney'in 'Umut', 'Arkadaş' filmleri dönemin dikkat çeken yapımları arasında yer aldı.Türk sinemasında Ertem Göreç'in 'Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler'iyle ilk kez masal uyarlaması filmler görücüye çıkarken, Türker İnanoğlu'nun canlandırdığı 'Yumurcak', Menderes Utku'nun 'Afacan' filmleri de sinemada 'çocuk kahramanlar' ortaya çıkardı. Bu dönem ayrıca Şule Yüksel Şenler'in Huzur Sokağı romanından uyarlanan 'Birleşen Yollar'ın beğenilmesiyle din temalı filmler de bir biri ardına beyaz perdeye yansıdı.Sinemaya 'darbe' etkisiTürk sineması, 1980 darbesinin etkisiyle dönüşüm yaşarken, filmlerin başrol oyuncusu yerine yönetmeniyle anılmaya başlamasıyla 'Yeşilçam' dönemi sona erdi. Bunun yanı sıra 1980'lerin başlarında 70 civarında film üretilirken 1984'ten itibaren yıllık 100 filmin üzerine çıkıldı ve sanat filmlerine ağırlık verildi.Film festivallerinin kendi seyirci kitlesini oluşturmaya başladığı bu dönemde, Türk sineması Cannes Film Festivali'nin büyük ödülü 'Altın Palmiye'ye, ilk kez Şerif Gören ve Yılmaz Güney'in 'Yol' filmiyle 1982'de sahip oldu.1990'lar 'Eşkıya' ile canlandıTürk sinemasının krize girdiği 1990'lı yıllarda film üretimi sayısı yılda 10'a kadar düştü. Sinemaların kapandığı, televizyon kanallarının çeşitlendiği, VCD-DVD'lerle alternatif izleme alanlarının ortaya çıktığı dönemde Türk sineması kimlik arayışına girdi.Yönetmenlerin daha gerçekçi ve yaşamın içinden küçük öykülerin anlatıldığı yapımlara yöneldiği bu dönemde televizyon kanallarının desteğiyle de pek çok film üretildi.Yavuz Turgul'un 1996'da çektiği 'Eşkiya' filmi 90'ların en önemli yapımı olurken, Türk sinemasının yeniden zirveye çıkması için gereken ivmeyi sağladı.Sinan Çetin'in 'Berlin in Berlin', Ömer Vargı'nın 'Her Şey Çok Güzel Olacak', Mustafa Altıoklar'ın 'Ağır Roman', Derviş Zam'in 'Tabutta Rövaşata', Reha Erdem'in 'Kaç Para Kaç', Tomris Giritlioğlu'nun 'Salkım Hanımın Taneleri' dönemin dikkat çeken yapımları arasında yer aldı.Milenyumun bereketiTürk sineması tırmanışa geçtiği 2000'li yıllarda ilk önemli başarısını, Nuri Bilge Ceylan'ın Uzak filminin 2003'te Cannes Film Festivali'nde 'Jüri Büyük Ödülü'nü kazanmasıyla yakaladı.Özellikle 2005'ten itibaren film üretim sayısında artışın yanı sıra yerli film seyircisi de sinemaları doldurdu. Rekorların kırıldığı bu yıllarda, Türk sineması bugüne kadarki en büyük gişesine ise 7 milyonu aşkın kişinin izlediği 'Recep İvedik 4' filmiyle ulaştı.2005 yılında 30 milyona yaklaşan sinema seyircisi sayısı geçen yıl 50 milyonu geçti. Vizyon gelirinin 505 milyonu aştığı sektörün toplam büyüklüğü ise 2 milyar lirayı aştı.Sektör, 2013 yılı itibariyle 620 sinema binası, 2 bin 170 sinema perdesi ve 271 bin 250 sinema koltuğuyla sinemaseverlere hizmet veriyor.Tuğba Özgür Durmaz | AA
Kadınların Yazdığı 20 Hayat Değiştiren Kitap
Harper Lee’nin 1960’da yayımlanan “Bülbülü Öldürmek” adlı romanı “kadınların yazdığı hayat değiştiren kitaplar” oylamasında birinci seçildi.İngiltere’nin prestijli etkinliklerinden Baileys Kadın Yazarlar Roman Ödülü’nün başlattığı kampanyayla sosyal medya üzerinden bir halk oylaması yapıldı ve “kadınlar tarafından yazılmış en etkileyici ve okurların hayatını değiştiren kitap” Harper Lee’nin “Bülbülü Öldürmek” romanı seçildi. Gelecek sene Baileys Ödülü’nün jüri başkanlığını üstlenecek, halihazırda İngiltere merkezli insan hakları kuruluşu Liberty’nin direktörü olarak görev yapan Shami Chakrabarti, romanı “çoğumuzu insan haklarına duyduğumuz inançla ilk kez tanıştıran kitap” olarak nitelendirdi. “Bülbülü Öldürmek” beyaz bir kadına tecavüzle suçlanan siyah Tom Robinson’ı savunan avukat Atticus Finch’in hikayesini anlatıyor ve ırksal adaletsizlik ve masumiyetin yok edilmesi gibi temaları merkeze alıyor. Kadınlar tarafından yazılmış en etkileyici 20 kitap listesinde çocuk kitaplarından klasiklere, bilimkurgudan romansa kadar farklı türde eserler yer alıyor. Listede “Bülbülü Öldürmek”i, Margaret Atwood’un kadınlara mülk gibi davranılmasını anlatan distopik romanı “Damızlık Kızın Öyküsü” takip ediyor. Charlotte Brontë’nin “Jane Eyre”i, J.K. Rowling’in “Harry Potter” serisi ve Brontë kardeşlerden Emily’nin “Uğultulu Tepeler”i listede ilk beşe giren diğer kitaplar oldu. Halk oylamasıyla seçilen 20 kitaplık listenin tamamı şöyle: 1) “Bülbülü Öldürmek” – Harper Lee 2) “Damızlık Kızın Öyküsü” – Margaret Atwood 3) “Jane Eyre” – Charlotte Brontë 4) “Harry Potter” serisi –J.K. Rowling 5) “Uğultulu Tepeler” – Emily Brontë 6) “Gurur ve Önyargı” – Jane Austen 7) “Rebecca” –Daphne du Maurier 8) “Küçük Kadınlar” – Louisa May Alcott 9) “Gizli Tarih” – Donna Tartt 10) “I Capture the Castle” – Dodie Smith 11) “Sırça Fanus” –Sylvia Plath 12) “Sevilen” – Toni Morrison 13) “Rüzgar Gibi Geçti” – Margaret Mitchell 14) “Kevin Hakkında Konuşmalıyız” –Lionel Shriver 15) “Zaman Yolcusunun Karısı” – Audrey Niffenegger 16) “Middlemarch” – George Eliot 17) “I Know Why the Caged Bird Sings” – Maya Angelou 18) “Altın Defter” – Doris Lessing 19) “Renklerden Moru” – Alice Walker 20) “Kadınlara Mahsus” – Marilyn FrenchMilliyet
IŞİD Kendi Parasını Tedavüle Sokacak
Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) hakim olduğu bölgelerde kendi para birimini kullanmak için harekete geçti.İngiliz Daily Mail gazetesinde yer alan habere göre, IŞİD'in basmayı planladığı paralar altın ve gümüş sikke şeklinde olacak. Yeni paraları IŞİD'in önümüzdeki birkaç hafta içinde tedavüle sokması bekleniyor. Terör örgütü, bu paralarda Halife Osman'ın 630'lu yıllarda tedavüle soktuğu yuvarlak sikkeyi örnek aldı. O dönemde basılan sikkenin bir tarafından İslami yazıların bulunduğu damga, diğer yüzünde hükümdarın ismi ve basıldığı tarih yazıyordu. Bu altın sikke İslam dinarı adını taşırken yaklaşık 4,3 gram ağırlığındaydı. İslam dirhemi olarak adlandırılan gümüş sikke ise üç gramdı.Hakan AYTAŞ- KÖLN/DHA
Reklam
Sanatçılar Akün ve Şinasi Sahneleri İçin Nöbet Tutuyor
Akün ve Şinasi sahnelerinin gizlice satıldığının ortaya çıkmasın ardından tiyatrocular ve sanatseverler her akşam 19:00'da tiyatro önünde nöbet tutmaya başladı.Ankara'da bulunan Akün ve Şinasi sahnelerinin geçtiğimiz günlerde gizlice satıldığının ortaya çıkmasının ardından sanatseverler ve Devlet Tiyatroları (DT) oyuncuları her akşam saat 19:00'da tiyatro önünde bir araya geliyor.Satışın öğrenilmesinin ardından Cumartesi gününden bu yana her akşam sürdürülen nöbetlerde Ankara halkı sürece ilişkin bilgilendiriliyor. Önümüzdeki günlerde KESK'e bağlı Kültür Sanat Sen, bazı kültür sanat dernekleri ve platformlar arasında yapılacak toplantının ardından büyük bir eylem için Ankara halkına çağrı yapılacağı öğrenildi.'SAHNELERİN SATILMASI ANKARA'NIN KÜLTÜRSÜZLEŞTİRİLMESİ DEMEK'Bu akşamki nöbete katılan Kültür Sanat Sen üyesi DT oyuncusu İskender Altın, İleri'ye yaptığı açıklamada Akün ve Şinasi sahnelerinin satılmasının Ankara'nın ve Çankaya'nın kültürsüzleştirilmesi, tiyatronun ve sanatın kovulması demek olduğunu vurguladı.Şinasi ve Akün'ün Devlet Tiyatrolarına geçmeden önceki yıllarda da tiyatro ve sinema salonu olarak kente sanat hizmeti verdiğini hatırlatan Altın, bu iki sahnenin satışını tiyatroların özelleştirilmesinin devamı olarak gördüklerinin altını çizdi. Ankara gibi büyük bir kente mevcut sahnelerin yetmediğini belirten Altın, bu iki sahnenin satılmasının kentte ciddi bir kültürel boşuk yaratacağını sözlerine ekledi.İlerihaber
Bayık: 'Adım Atma Sırası Devlette, Biz 40 Yıl Savaştık 400 Yıl Daha Savaşırız'
KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık: Önder Apo’nun bırakılması müzakere ile mümkündür. Şimdi nasıl 17’de Önder Apo’yu bırakacaklar?KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık , çözüm süreci konusunda adım atma sırasının devlette olduğunu vurgulayarak, “Biz 40 yıl mücadele ettik, gerekirse 400 yıl daha mücadele ederiz. Bunun bilinmesi gerek” dedi.Yurt gazetesinden Nazan Özcan ve Veysi Polat’a konuşan Cemil Bayık çözüm süreci konusunda açıklamalar yaptı. Yurt gazetesinde “Israrın sonuna geldik” başlığıyla yayımlanan (11 Kasım 2014) söyleşi şöyle:Bayık, barış için 1993'ten itibaren 9 defa tek taraflı ateşkes yaptıklarını hatta son olarak gerillayı da geri çektiklerini, ancak bu saatten sonra artık adım atma sırasının devlette olduğunu aksi taktirde gerekirse 400 yıl daha savaşabileceklerini söyledi.Cemil Bayık'la Kandil'de yaptığımız röportajın son bölümünü yayınlıyoruz.Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar, milletvekilleri konuşuyor, çözümü götüren Yalçın Akdoğan sizin açıklamalarınız için “Blöf yapıyorlar” diyor... Siz kimi ciddiye alıyorsunuz?Biz Türkiye'deki halkları esas alıyoruz. Ve sorunu çözmek isterken, kim iktidardaysa elbette onunla görüşüyoruz. Ama sorunun çözümünü iktidardan ziyade, toplumla gerçekleştirmek istiyoruz. Bizi AKP'yle görüşmekle, AKP'ye destek vermekle suçluyorlar. Hükümet onlar! Hükümet olmayan bir parti sorunu çözebilir mi, çözemez. Biz bugün iktidarda AKP olduğu için onlarla görüşüyoruz, yarın CHP iktidar olsa onunla görüşürüz. Biz hepsinin açıklamalarına bakıyoruz ama şu anda AKP ve Hükümet'in siyasetini belirleyen Erdoğan. Erdoğan ne derse, AKP onu esas alır. AKP'de, Hükümet'te herkes Erdoğan'a bakar.O zaman Bülent Arınç'ın “mecbur da değiliz mahkum da” lafını da o kadar ciddiye almadınız. Ama sizin açıklamalarınız için Arınç, “Ben teröriste cevap vermem” dedi.Diyebilir, ciddiye almıyorum. Arınç, kadına yaklaşımında gerçeğini gösteriyor, kadına hakaret eden biridir. Kadına hakaret insanlığa ve topluma hakaret etmektir. Birini tanımak istiyorsanız, kadına yaklaşımına bakın, doğru ölçü budur.PKK için yapılan bir eleştiri var: 17 ve 25 Aralıktaa PKK hiçbir şey söylemedi. ‘Hırsızlık, yolsuzluk, hukuksuzluk olan bir sürece PKK ya da Kürt hareketi bir şey söylemeliydi’ eleştirileri yapıldı.Çok dar, tepkisel ve duygusal yaklaşımlar. Bunların aşılması gerek. AKP politikalarıyla PKK kadar mücadele eden başka biri yok. Türkiye'de birçok hareket kendini AKP karşıtı gibi gösteriyor ama bunlar hep söylem düzeyinde. Biz “Çiller ve hükümeti ne idiyse, Erdoğan ve hükümeti de aynıdır, hatta Çiller'den daha tehlikelidir” açıklaması yaptık. PKK, AKP'nin yolsuzluklarına karşı birşey demedi diyenler, en çok da AKP'ye destek verenlerdir. 'Yetmez ama evet' diyenlerdir, şimdi kalkıp PKK'yi suçlamaya çalışıyorlar. PKK o günlerde, AKP'ye karşı kıran kırana bir mücadele veriyordu. Onlar ise AKP'yi demokrasi gücü olarak görüyor ve destek veriyorlardı. Şimdi AKP'nin Türkiye'de demokrasi geliştirmediğini görünce, bu sefer AKP'yi eleştirmeye başladılar. Bu bize yapılan büyük bir haksız ve vicdansızlıktır.Bu da “Çözüm süreci demokrasiyi rehin aldı” tartışmalarını getirdi.Hayır, çözüm süreci demokrasiyi rehin almaz. Çözüm süreci, tam tersine demokrasiyi geliştirir. Dikkat ederseniz, Nevroz'da Önder Apo'nun açıklamasında ne vardı: ‘Türkiye'nin demokratikleşmesi ve buna bağlı olarak Kürt sorununun demokratik, siyasal çözümü.’ Sadece Kürt sorununun çözümünden bahsetmiyordu. Türkiye toplumunun, siyasetinin, devletinin demokratikleştirilmesinden bahsediyordu. Bu ne anlama geliyor? Bu yolsuzluklar, kirlilikler, haksızlıklar, baskılar, şiddet, eşitsizlik, katliamlar, asimilasyonlar olmayacaktı.Amerika PYD'ye destek veriyor, Kobani'de IŞİD'i vuruyor. Sizin de PYD ile organik bağlanırız var. Ayrıca son açıklamanızda “Üçüncü göz Amerika olmalı” dediniz. Yeni müttefikiniz Amerika mı?Biz kendimizi üçüncü bir çizgi olarak tanımlıyoruz. Ve üçüncü bir çizgi olarak da farklıyız. Biz ne 'muhalefet' dedikleri güçlerin yanında, ne de iktidar denilen güçlerin yanında yer aldık. Bölgede, uluslararası alanda iktidar ve 'muhalefet' güçlerine göre bölünmüş ve cephe oluşmuş durumda. Biz onun için üçüncü çizgiyiz. Bu ikisinin yaklaşımı şimdiye kadar neydi? Kürt kimliğini, iradesini, değerlerini kabul etmemek, buna karşı mücadele etmek. Gelinen aşamada bir taraf Kürtlerin kimliğini, değerlerini kabul etmeye başlıyor. Bu taktik ve stratejik bir yaklaşımdır. Şunu esas alıyoruz: Kim ki, bizi kimliğimizle, değerlerimizle tanırsa ve Kürtlerin halk olmaktan kaynaklanan doğal haklarını kabul ederse, sorunu bu temelde çözmek isterse, onunla sorunu çözeriz. Kim olursa olsun, hangi ülke olursa olsun.'Amerikan emperyalizmiyle kolkola girdi Kürt hareketi' deniyor bu sefer. Buna ne diyorsunuz?Bunlar klasik söylemler. Onun için söylenenden çok, neyin yaşandığına ve neyin yapıldığına bakılmalı. Meşhur bir söz vardır, 'insanın gerçeği pratiğidir' diye. Bizim hareketimizin gerçeği de pratiğidir. Çok ucuz değerlendirmeler, eskiden 'kasaba siyasetçisi' derlerdi bunlara. Şimdi herkes yürüttüğü siyasetin halklar, dinler ve kültürler açısından neye yol açtığına baksın. Bugün halklar, dinler, kültürler PKK'yi tek kurtarıcı olarak görüyorlar. Eğer bazılarının o ucuz politikalarına göre ele alınsaydı halklar ve kültürler PKK'yi tek kurtarıcı olarak görmezlerdi. Elbette ki, herkesin kendi çıkarları var. Eğer bugün Türkiye DAİŞ'i destekliyorsa, Amerika Kobani'de bombardıman yapıyorsa kendi amaçları var. Peşmerge, Kobani'ye gidiyorsa amaçları var, YPG Kobani'de direniyorsa amaçları var... Burada elbette bazıları başarılı, bazıları başarısız, bazıları kısmen başarısız olur. Bu neye bağlıdır, yürütülen öncülüğe. Bugün PKK, Ortadoğu’da süreç belirliyor. Hiçbir güç PKK’nin bu gücünü görmezden gelemez. Amerika da görüyor.Siz de uygun olduğu kadar Amerika ile işbirliği yaparız mı diyorsunuz yani?Bizim için şu güç, bu güç diye bir şey yoktur, biz herkesle görüşürüz. Biz herkesle ilişkiye gireriz. Yeter ki bizim kimliğimizi kabul etsinler. Yeter ki, halklarımızın doğal haklarının teslimini öngörsünler.Öcalan için sekretarya sözü verildi ve birkaç gün önce Ertuğrul Kürkçü, “Öcalan ve devletin Hatip Dicle ve Ceylan Bağrıyanık'ın isimleri üzerinde anlaştığını” söyledi. Kandil'den kim gidecek?Devlet heyetiyle Önder Apo, İmralı’daki görüşmeler sonucunda bazı komiteler oluşturdu. Yani burada sekretarya kimden oluşacak, müzakere heyetini kimler oluşturacak, izleme komitesinde kimler olacak bu konularda bazı isimler belirlendi, öneriler oldu. Ama Türkiye şimdi bütün bunları inkar ediyor. Türkiye zaten her şeyi inkar ediyor.Peki Kandil'den kim gidecek?Biz niye ısrarla üçüncü taraf olsun diyoruz! İnkar olmasın diye. Burdan gidecek isim yok.Söylemiyor musunuz yani?Hayır yok. Biz burdan isim göndermeyi uygun görmüyoruz. Önderlik de uygun görmüyor.Kandil'den kimse gitmeyecek mi?Hayır, şimdilik kimse gitmiyor.Şimdilik?Şimdilik tabii. Daha müzakere olacak mı olmayacak mı, daha işin başıdır. Nasıl diyelim, burdan şu arkadaşımız gidiyor diye? Eğer müzakere olsaydı, pratik bir aşamada, belki burdan da bir isim katılırdı. Şu anda öyle bir durum yoktur.Sabri Ok ismi geçiyor ama.Hayır, öyle bir şey yok.Bir MİT belgesinden bahsediliyor. Öcalan’ın 2015’te İmralı’dan çıkması için ortada bir anlaşma olduğunu, fakat bu tarihin 2017'ye çekildiği söyleniyor.Bizim böyle bir bilgimiz yok. Kaynaklar kimse, onlara sormak lazım. Bırakalım Önder Apo’nun 15 ya da 17’de bırakılmasını, tarihleri, Önder Apo’nun bırakılması müzakere ile mümkündür. Şimdi adamlar adım bile atmıyor, her şeyi dondurduk, başa geçtik diyorlar. E şimdi nasıl 17’de Önder Apo’yu bırakacaklar?Bir anlaşma yapıldığı söyleniyor.Hiçbir anlaşma yoktur.“Hiçbir” imza atılmadı mı, “hiçbir anlaşma” yapılmadı mı bu bir buçuk yıldan fazla süreçte yani?Hiçbir imza atılmadı, hiçbir anlaşma yoktur. Hep diyalog var, Türkiye hep diyalog sürecinde tutuyor, müzakereye geçmek istemiyor. Onun için de hiçbir şeyi belgelendirmek istemedi. Hiçbir şeyi imzalamak istemedik. Biz niye müzakerede dayatıyoruz, niye izleme komitesinde dayatıyoruz, bunlar için.Peki daha ne kadar ısrar edeceksiniz?Bitti! En sonuna geldik ısrarın. Kürtlerin yapacağı bir şey kalmadı, gerisi Türkiye’nin atacağı adımlardır. Bizim yapacağımız bir şey kalmamıştır. Biz yapacağımızın en azamisini zorlayarak yaptık. Bundan ötesi artık Türkiye’ye bağlıdır.Ne yapılsa süreç rayına oturur peki?Eğer Türk hükümeti ve Cumhurbaşkanı zihniyetini değiştirirse yoluna girer.Nasıl bir zihniyet değişimi?Onlar müzakere yapmıyorlar. Onlar süreci askıya aldıklarını söylüyorlar. Onlar mahkum olmadıklarını söylüyor. Biz söylemiyoruz. Eğer onlar bunlardan vazgeçerse, müzakereyi kabul ederlerse, müzakere şartlarını yerine getirirlerse, o zaman sorun çözüm yoluna girer. Önder Apo bir Kürt ulusal kongeresinin toplanmasını istedi. Ve bu kongreden bir yürütmenin çıkmasını istedi. Yine Kürt diplomasinin yürütülmesi için bir komitenin oluşturulmasını istedi. Yine burda Kürt savunma güçlerinin oluşturulmasını istedi. Bir ortak Kürt savunma gücü, bir barış gücü oluşsun dedi. Bunlar yıllar önce bizim savunduğumuz ve pratikte geliştirmeye çalıştığımız düşüncelerdi ve geliştiriyoruz da. Kongre için çalışmalar yürüttük, bir yere kadar getirdik. Şimdi zemin elverişli hale geldi, kalınan yerden bunları yürütüp yönetmek istiyoruz. Yani biz çalışmalarımıza devam ediyoruz hala. DAİŞ faşizmi kendi iradesi dışında, Kürtleri yakınlaştırıyor. Kürtlerin sorunlarını çözmesine hizmet ediyor. Demokratik ulus anlayışının gelişmesine zemin hazırlıyor. Dikkat edilirse, DAİŞ, Güney Kürdistan'a saldırdığında gerilla halkı korumaya Şengal'e koştu. PKK gerillası orada Yezidilere sahip çıkarak, insanlığa ve insanlığın değerlerine sahip çıktı. Onun için herkes bunu gördü ve dillendirmeye başladı. PKK saygılı olduğunu söyledi, PKK'nin bir insanlık hareketi olduğunu, insanlığa sahip çıktığını söyledi. PKK'ye karşı birçok düşünce ve algı değişmeye başladı. Büyük bir güven oluştu. Kürtler büyük saygı görüyor, herkes bu direnişe göre yeni politikalar oluşturuyor.Ama bir taraftan Türkiye de çatışmaların başlayacağı kaygısını yükseltiyor.Adım atarsa Türkiye, çözüme gider, adım atmazsa da bu iş biter. Biz 40 yıllık bir hareketiz, eğer sorunu çözmezse, teslim olacak değiliz. PKK’nin kuruluşu, teslimiyete karşıdır zaten.İnsanlarda yine eski çatışmalı günlere döneceğiz korkusu başladı.Ne yapalım, yani teslim mi olalım? 40 yıl mücadele ettik, Kürt sorununu ortaya çıkardık, çözümü siyasi yolla yapalım dedik, 93’ten beri tek taraflı dokuz kez ateşkeş ilan ettik. Sonunda gerillayı geri bile çektik, daha ne yapalım? Gerisi teslim olmaktır. Türkiye’nin de AKP’nin de istediği bu zaten. E şimdi biz tasviyeyi mi kabul edeceğiz yani? Eğer bunu dayatıyorlarsa, büyük bir yanlıştalar. Biz 40 yıl mücadele ettik, gerekirse 400 yıl daha mücadele ederiz. Bunun bilinmesi gerek.Aysel Tuğluk “AKP partner değil”, Sırrı Süreyya Önder “Darbe mekaniği”, Hatip Dicle “Paralel yapı” diyor. Öcalan “Süreç sürüyor”, siz “zaten yoktu ki” diyorsunuz. AKP oyalıyor evet ama sizin söyledikleriniz de mesaj karmaşası yaratıyor.Bir mesaj karmaşası yok. Herkesin söylediği birbirini tamamlıyor. Şimdi bir PKK’linin söylediği ile PKK’li olmayanın söylediği aynı olamaz. Aysel Tuğluk, Sırrı Süreyya Önder, Hatip Dicle bir PKK’li değil. Ben PKK’liyim, ben PKK’nin kurucularındanım. Elbette ki benim sürece yaklaşımım değerlendirmelerim farklı olur, HDP'lilerin ya da PKK’li olmayanın farklı olur. Burda yadırganacak birşey yok. Evet PKK, belki Kürt hareketi içindeki her şeyi kapsıyor, öncülük yapıyor ama hepsi PKK değil. Ama söz birliği isteniyorsa, o zaman Türkiye’deki halkların, demokrasi ve sosyalist güçlerin hepsinin Kürt özgürlük mücadelesine destek vermesi ve Türkiye devletine bu sorunu çözmesi için baskı uygulaması gerekiyor.Son dönemde sizi de aslında çok ilgilendiren ama genelde Türkiye'nin bütün doğasını ilgilendiren HES'ler, termik santraller tartışmaları devam ediyor. Kürt bölgelerinde de HES'ler, termik santraller arttı. PKK’nin ekolojik tarumara karşı tutumu nedir?Türkiye’de kapitalizm Turgut Özal döneminde gelişti. AKP ise onu daha da ileriye götürdü. Bugün Türkiye’de artık tekelcilik var. Dünyadaki kapitalist modernite de, tekelciliği esas alıyor.AKP de bunu esas alıyor. Kürdistan’da da bu yönlü bir politika geliştiriyor. Eskiden Kürdistan’da Türk sömürgeciliğinin dayandığı kesimler ağalar, beyler, aşiret reisleriydi. Bu mücadeleyle aşıldı. Şimdi yeni bir egemen sınıf, bir burjuva sınıfı, tekeller Kürdistan’da AKP tarafından büyütülüyor. Ve bunlara dayanarak, Kürdistan’da Türk devleti varlığını sürdürüyor.Bu tekellerin oluşması için, Kürtlerde AKP’ye bağlılık ve sermayenin oluşması için her şey peşkeş çekiliyor. Onun için Kürdistan’da büyük bir tahribat oluşmuştur.Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) sitesinde yer alan verilere göre yalnızca 2002-2011 yılları arasında Fırat-Dicle havzasında santral sayıları yüzde 1000’ler oranında arttı.Bununla aslında Kürt hareketinin özgürleşmesi önlenmek isteniyor. Kürdistan’da doğada, toplumda büyük bir tahribat oluştu. Bu HES’lerle, siyanürlü altın aramayla, termik santrallerle ya da kayagazıyla yapılıyor ve bunların geçtiği yerde yaşam diye bir şey kalmıyor. Yaşanacak ne kadar yer varsa, hepsi tahrip ediliyor. İnsanlar göçertiliyor, hayvanlar öldürülüyor, her şey yok ediliyor. Bizim yaşamımız yok ediliyor. AKP’nin Kürdistan’a karşı yürüttüğü mücadele yaşamı yok etme boyutundadır.Diyorlar ya, Kürdistan sorunu aslında ekonomik sorundur, ekonomik sorunu çözersek tamamdır. Ekonomik sorunu da büyük bir talanla çözmek istiyor. Kürtler arasında yeni işbirlikçileri, yeni bir burjuva sınıfı ve tekelcilik yaratılmaya çalışılıyor. Bu temelde diyor ki, 'ben Kürtlere istihdam, iş olanağı yarattım.' Aslında bununla soykırımı gerçekleştiriyor.Yani Kürtlerin tarihini, değerlerini, yerleşim yerlerini, coğrafyasını, suyunu ortadan kaldırıyor, yaşam alanlarını zehirliyor. En büyük tehlike bu. Halkımızın bunu çok iyi anlaması ve bununla mücadele etmesi gerekiyor. Bugün mücadelenin en önemli yönü burasıdır.T24
Reklam
Kılıçdaroğlu'ndan Zaytung'a 'Zeytin' Çağrısı
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu iş kazalarına karşı 10 maddelik bir facia önleme planı hazırlayıp sunduklarını açıkladı. Parti grup toplantısında 'Ak Saray' hakkında sert açıklamalarda bulunan Kılıçdaroğlu, Yırcalıları kürsüye davet ederek zeytin fidanı verdi. Kılıçdaroğlu ayrıca “Çocuklarımıza yaşanabilir bir dünya bırakmak için haydi Türkiye tarım arazilerini koruyalım” mesajı veren Tarım Bakanlığı kamu spotlarının da Zaytung'a malzeme olabileceğini söyledi.
Altın Manyetik Akışkan Magneto Fantezilerini Tatmin Ediyor
Renk değiştiren manyetik sıvılardan sonra şimdi de bizim isteğimize göre şekil değiştiren, iğnelenen ve dans eden altın sıvı ortaya çıktı. ThinkGeek tarafından 60 dolara satışa sunulan garip alet altın sarısı rengiyle siyah manyetik sıvıdan biraz daha pahalı ancak daha şık olduğu kesin. Uzayın derinliklerinden gelip cam kavanozun içine girmiş gibi duran sıvıyı aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz.
Reklam
'Randevu İstanbul Uluslararası Film Festivali' 5 Aralık'ta Başlıyor
İstanbul’un en köklü film festivallerinden Randevu İstanbul Uluslararası Film Fesivali’nin on yedincisi bu sene 5-11 Aralık tarihlerinde gerçekleşiyor. ”Haklarınız için savaşın”, ”Gala İstanbul”, ”Pembe-Kara Komedi”, ”Film Bağımlıları İçin Bağımsız Filmler” gibi çeşitli başlıklar altında ayrılan filmler arasında hem yeni keşifler hem de dünyanın önemli film festivallerinin bu yılki programlarında yer almış filmler bulunuyor.Oscar ve Altın Küre ödüllü yönetmen Susan Bier’in yeni filmi A Second Chance , başrollerinde Juliette Binoche, Kristen Stewart ve Chloe Grace Moretz’in yer aldığı Clouds of Sils Maria ve Les Intouchables ‘ın yaratıcıları Eric Tolendo ve Olivier Nakache’nin ilk olarak Toronto Film Festivali’nde gösterilen son filmi Samba Da , Türkiye galalarını 17. Randevu İstanbul Uluslararası Film Festivali’nde yapacak.Ayrıca Andre 3000’ın başrolünde yer aldığı Jimi Hendrix biyografisi Jimi: All Is By My Side, Albert Camus uyarlaması Far From Men, Polonya yapımı bol ödüllü komedi Kebab and Horoscope ve İsrailli yönetmen Asaf Korman’ın Haifa Uluslararası Film Festivali’nde ”En İyi Film” ödülü alan Next To Her filmi festivalin dikkat çekici diğer filmleri arasında yer alıyor.Cinemaximum Zorlu Beşiktaş, Cinemaximum Kanyon Levent ve Beyoğlu Fransız Kültür Merkezi salonlarında gerçekleşecek gösterimlerin programı için, festivalin Facebook sayfasını takip edebilirsiniz.Bant Mag
Son 1000 Yılın En Büyük 10 Toplumsal Değişimi
Avrupa, geçtiğimiz Milenyumda birçok toplumsal olayla şekillenmiştir. Peki hangi olaylar, hangi yüzyıllarda modern dünyayı şekillendirmiştir? Dünyada toplumsal alanda yapılan inkılaplar nelerdir? Toplumsal tabakalaşma olmuş mudur? Kronolojik olarak sıraladık.
İlham Veren 10 Futbol Hikayesi
Şili'nin kırsal kesiminde büyüyen Alexis Sanchez, henüz 6 yaşındayken ailesi tarafından çalışmaya zorlandı. Club Arauco’nun alt yapısından gelen teklifle beraber ise arkasına bile bakmadan hayatında yeni bir sayfa açtı.Geçtiğimiz aylarda doğduğu bölgeye geri dönen Şilili yıldız, yaklaşık 160,000 avro civarında spor teçhizatı satın alarak futbol sevdalısı küçük çocuklara yardımda bulundu.
Reklam
Milli Karateci Serap Özçelik Dünya Şampiyonu Oldu
Dünya Karate Şampiyonası'nda Türkiye'yi temsil eden Milli karateci Serap Özçelik, rakiplerine karşı üstün bir performans sergileyerek altın madalyanın sahibi oldu.Almanya'nın Bremen kentinde düzenlenen 22. Dünya Karate Şampiyonası'nda Türk Milli Takımı önemli başarılara imza atarak, Türk bayrağını dalgalandırıyor.Kadınlar kumite kategorisinde 50 kilo dalında mücadele eden ve çıktığı karşılaşmalarda rakiplerini mağlup ederek finale yükselen Milli sporcu Özçelik, Almanya'yı temsil eden Türk kökenli sporcu Duygu Buğur ile karşılaştı.Müsabakayı 6-1 kazanan Serap Özçelik, altın madalya kazanarak kariyerinde ilk kez dünya şampiyonluğu yaşadı.GENÇLİK VE SPOR BAKANI KILIÇ, MİLLİ KARATECİ ÖZÇELİK'İ TEBRİK ETTİGençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç, 22. Dünya Karate Şampiyonası'nda altın madalya kazanarak dünya şampiyonluğu unvanını elde eden Milli karateci Serap Özçelik için tebrik mesajı yayımladı.Bakan Çağatay Kılıç'ın tebrik mesajı şöyle: 'Almanya'da düzenlenen 22. Dünya Karate Şampiyonası'nda mücadele ettiği müsabakalardan tarihi bir başarıya imza atarak ayrılan Serap Özçelik, Dünya Şampiyonu oldu. Hiç şüphesiz ki hepimize haklı bir onur ve ortak bir sevinç yaşatan Özçelik ile bu başarıda emeği geçen herkesi yürekten tebrik ederim.'haberler.com
Reklam
Ronaldo Altın Ayakkabısını Aldı
Cristiano Ronaldo; 'Kariyerimi sonlandırdığımda en iyiler arasında olduğumu görmek istiyorum. Eminim ki olacağım' dedi.  Geçen sezon Liverpool oyuncusu Luis Suarez ile 31 gol atarak Avrupa liglerinin gol krallığını paylaşan Cristiano Ronaldo, Madrid'de düzenlenen törende altın ayakkabısını aldı.Manchester United ile 1, Real Madrid ile de 2 kez Avrupa gol kralı olan Ronaldo, 'Her zaman en iyi futbolcu olmak istiyorum ve bunun için çalışacağım. Benim kafamda en iyisi olmak var ve buna ulaşacağım. Adım adım tarihimi yazıyorum. Kariyerimi sonlandırdığımda en iyiler arasında olduğumu görmek istiyorum. Eminim ki olacağım' dedi.Real Madrid Kulübü Başkanı Florentino Perez, Kurumsal İlişkiler Sorumlusu Emilio Butragueno ve futbolculardan İker Casillas, Sergio Ramos ve Gareth Bale'i de tören salonunda görünce 'Bu kadar çok kişi beklemiyordum' diyen Ronaldo, 'Takım arkadaşlarıma teşekkür etmek istiyorum çünkü onların yardımı olmadan altın ayakkabıyı kazanamazdım. Ayrıca aileme, taraftarlara ve bana dünyanın en iyi takımında oynama şansı verdiği için kulübüme teşekkür ediyorum' diye konuştu. Futbolcu olarak aldığı bireysel ödüllerden memnunluk duyduğunu saklamayan Portekizli futbolcu, şunları söyledi:'Benim için bu ilk altın ayakkabı gibi. Özel bir gün. Real Madrid'e geldiğim günden beri benim yanımda olanlarla bu ödülü paylaşmak istiyorum. Burada önümde daha çok yıllar var ve en iyisini vermeye çalışacağım. Maçlarda en iyiyi vermeye, goller atmaya ve asistler vermeye devam edeceğime söz veriyorum.'Real Madrid'in bu sezon erken yakaladığı üst düzey futbolla ilgili soruya Ronaldo, 'Birçok kişi Real Madrid'in en iyi kadroya sahip olduğunu söylüyor ama bunun için sezon sonunu görmek gerekir. Eğer hiçbir şey kazanamazsak en iyi sezon olmayacağı kesin ama ben bu yıl iyi şeyler kazanacağımızın heyecanını taşıyorum. İşler iyi gidiyor ve mutluyuz. Teknik direktörümüz, futbolcuları daha iyi tanıyor, iyi bir başlangıç yaptık. Topa ne kadar çok sahip olursak o kadar çok gol pozisyonu yaratıyoruz. Lig, Şampiyonlar Ligi ve Kral Kupası'nda maç maç düşünerek her turnuvada çok uzak hedeflere ulaşabilecek bir takıma sahibiz. Şu anda bireysel ödülleri düşünmüyorum ama şu iyi zamanın da keyfini çıkarmak istiyorum' cevabını verdi.29 yaşındaki futbolcu, 33 yaşına geldiğinde Real Madrid ile sözleşmesinin sona ereceğini ve o zamana kadar burada oynamak istediğini dile getirerek 'Ben kendimi genç hissediyorum. 33 yaşımdan daha uzun oynamak istiyorum. Eğer başkan beni isterse birkaç yıl daha kalırım' diye konuştu.'Altın top ödülü kazanmamak seni şaşırtır mı' sorusuna da Ronaldo, 'Beni hiçbir şey şaşırtmaz. Son 6, 7, 8 yıldır beni hiçbir şey şaşırtmıyor. Her türlü sahneye hazırlıklı olmak gerekir. Çok mutluyum ve riyakar olmayacağım. Real Madrid'de 3. altın top ödülünü elbette kazanmak isterim ama bununla ilgili herhangi bir saplantım yok. Önümde zaman var ama iyi işler yapıp, gollerimi atıyorum' diye yanıt verdi.La Liga'da bu sezon 10 maçta 17 gol atarak gol krallığı yarışında rakiplerinin uzak farkla önünde olan Ronaldo, 'İyi oynamak ve gol atmak hoşuma gidiyor. Ama bu her zaman olacak bir şey değil. Kimse her maç gol atamaz. Gol pozisyonu kaçırdığım zaman kendime kızıyorum ama sonra dostlarımla birlikte olduğumda her şey geçiyor' dedi.Sporx
League Of Legends 4.19 Yaması Yayınlandı
League of Legends, 2014 sezonu öncesi gelen son güncelleme ile birlikte karakter düzenlemeleri, yeni görseller ve bazı ufak değişiklikler sunuyor.League of Legends 2014 sezonunun son güncellemesi ile karşımıza çıkıyor. Şampiyonların bazı yeteneklerinde yapılan düzenlemeler dışında, Sion ve Singed şampiyonlarında geniş çaplı değişiklikler ve yeni şampiyon açılış görselleri görülüyor.Karakterlerin baştan sona yenilenmesi sürecinde sıradaki isim olan Singed , hem görsel olarak güncelleniyor hem de yeteneklerinde bir kaç değişiklik oluyor. Temel şampiyon ve tüm kostümlerinin modeli ve dokuları yenilenen Singed ‘ın artık yeni yetenek simgeleri de var. Artık fırlattığınız bir şampiyon yere düştüğünde sersemlemek yerine, aynı süreyi havada geçiriyor. “ Tut Savur” isimli yeteneğine “ Vallahi Bırakmam ” isimli yeni bir pasif bir özellik alıyor. Bu sayede fırlatılan şampiyon “ Kuvvetli Zamk ” bölgesine düştüğünde 1 saniyeliğine kıstırılmış sayılıyor. Ayrıca bazı durumlarda alakasız yerlere fırlatılan şampiyonlar problemi de kalkıyor. Ultimate yeteneği “ Delilik İksiri” ise eskisine göre daha fazla nitelik artışı sağlıyor.Yakın zamanda geniş çaplı bir güncelleme ile geri dönüş yapan Sion , güncelleme sonrası hatalarından arındırılıyor ve biraz daha güçleniyor. Eskiden azami can değerine göre can değeri kaybetmesine sebep olan pasif özelliği “ Ölümün Görkemi “, artık şampiyon seviyesine göre artış gösterecek. Böylece daha güçlü karakterin daha kısa pasif yeteneği kullanması durumu ortadan kalkıyor. Ayrıca pasif aktif hale geldiğinde çalışmayan eşyalar ve Yorick ‘in yeteneği sonrası iptal olan pasif yetenek hataları düzeltildi.Bu iki şampiyona yapılan büyük değişikliklerin haricinde, bazı şampiyonların oyun içerisinde daha dengeli hale gelmesini sağlayacak değişiklikler yapıldı. Ayrıca tam 18 şampiyonun açılış görselleri yenilendi.Güncelleme ile birlikte oyuna iki yeni kostüm daha ekleniyor. İlki, 11 Kasım 2014 tarihinde sona erecek olan 2014 sezonunun ardından, dereceli oyunlard a Altın ve üzerindeki aşamalarda olan oyunculara hediye edilecek olan Şanlı Morgana kostümü. İkinci kostüm Ölüm Meleği Soraka ise mağazada satışa sunulmuş durumda.4.19 güncellemesi ile birlikte gelen tüm şampiyon değişikliklerine ve daha fazlasına League of Legends Resmi Sitesi’nden ulaşabilirsiniz.
Murathan Mungan ile Sinemada Gerçeğin Kapıları
Bu yıl 20’ncisi düzenlenen Gezici Festival, Murathan Mungan’ı ağırlıyor.28 Kasım - 8 Aralık 2014 arasında sinemaseverlerle buluşacak festival, her yıl olduğu gibi Ankara’dan yola çıkarak Eskişehir ve Sinop’a uğrayacak. Bu yıl festival, Murathan Mungan’ın özel seçkisini “Gerçeğe Açılan Üç Kapı” bölümünde gösteriyor. Sinema üzerine yazarak da düşünen Mungan, bu bölümde gerçekle olan ilişkiyi sinema aracılığıyla sorguluyor.ÜÇ USTADAN GERÇEKLİKMungan’ın seçtiği filmlerden ilki, Michelangelo Antonioni’nin imzalı Blow Up/ Cinayeti Gördüm, varlıklı ve ünlü bir moda fotoğrafçısı olan Thomas’ın, meçhul bir cinayetle olan ilişkisini konu alıyor. 1960’ların özgün yapıtlarından kabul edilen filmde, gerçeklik algısı sorgulanıyor.İkinci filmi Francis Ford Coppola’ya 1974’te Altın Palmiyeli The Conversation/ Konuşma. Film, ünlü yönetmenin en çarpıcı filmlerinden biri olarak öne çıkıyor. Üçüncü film ise, insanoğlunun zaafları üzerine kurulu örgüsüyle ‘gerçek’ denen şeyin göreceliğine vurgu yapan Akira Kurosawa’nın Rashomon’ı. Film, bir cinayet ve tecavüz olayıyla ilgili farklı insanların anlattığı, birbiriyle çelişen hikâyeler üzerinden gerçekliği sorguluyor.TARAF
Sosyal Medyada Entelektüel Görünmek İçin 7 Altın Kural
Gerçek hayatta yeteri kadar insan sizin entelektüel olduğunuzu düşünmüyor mu? Sizdeki müthiş cevherin farkına varmıyorlar mı? Hiç dert etmeyin. Aşağıda verdiğimiz kuralları uyguladığınız takdirde herkes sizin hakkınızda 'vaayy ne kadar entel birisi bu' diyecek.
Reklam