onedio
Apple Watch – Microsoft Band Karşılaştırması
Apple Watch ve Microsoft Band akıllı saatlerini, çeşitli yönlerden sizin için karşılaştırıp inceliyoruz.Donanım yönünden karşılaştırmaBildiğiniz üzere kalp ritmi ölçme özelliği neredeyse tüm akıllı saatlere var fakat Microsoft Band ve Apple Watch’da bu özelliğin ilginç biçimde sunulması dikkat çekiyor. Öte yandan Microsoft Band’a daha çok sensör sıkıştırıldığı için toplayacağı veriler Apple Watch’a göre daha çok olacağı yönünde görülüyor.Apple Watch kalp ritmi özelliğinde özel üretim sensörden yararlanıyor ve indrared/görünür LED’lerden faydalanıyor. Microsoft Band ise bunu 7/24 isabetli kalp ritmi izleyebilen gelenek haline gelmiş optik sensör ile sağlıyor. Bunlar ne demek oluyor? Apple’ın saatinde bu işlevi elle etkinleştirmek gerekiyor ancak diğer Apple tarafından kalp ritminizi canlı olarak paylaşabilmek de güzel bir jest.Uyumluluk yönünden karşılaştırmaCihazlar kendi ilgilileriyle şu şekilde uyumlu olacak; Apple Watch sadece iPhone 5 ve üzeri cihazlarda çalışacak.Microsoft Band ise Android ve Windows’un Windows Phone’lu cihazlarında çalışacağı garantisi veriyor. Yapmanız gereken sadece ilgili uygulama mağazasından Health uygulamasını indirmek.Ekran yönünden karşılaştırmaMicrosoft Band, 1.4 inçlik TFT dokunmatik ekran(320×106) kullanırken Apple Watch Sport ve 18 ayar altın modelleri sunarak iki farklı ekran boyutuyla sunulacak ancak şu an sadece ekran yükseklikleri biliniyor: 38mm ve 42mm.Pil Ömrü yönünden karşılaştırmaMicrosoft normal bir kullanımda 48 saat pil ömrü olacağını söylerken saatin 1.5 saatte tamamen şarj olduğunu belirtmekte.Apple’ın saatinin MagSafe teknolojisi ile şarj olacağı söylenirken pil ömrünün bir güne yetmesi şu anlık zorlanıyor fakat 2015’te çıkacak olan Apple Watch için bu durumun iyileştirilmesi hedefleniyor.Uygulamalar Yönünden KarşılaştırmaMicrosoft Band RunKeeper, Gold’s Gym, My FitnessPal ve Sturbucks gibi üçüncü parti uygulamlarla uyumlu olacak ve bunun yanında en önemli etkileşim aracı olarak Android, iOS ve Windows Phone’da kullanılabilen Microsoft Health uygulaması olacak. Ayrıca kullanıcılar verilerini HealthVault uygulaması ile paylaşabilecekler.Apple Watch ise onunla beraber gelen Activity Monitor uygulamasını kullanacak. Workout uygulaması mesafe, hız ve yaktığınız kalorileri gerçek zamanlı olarak gösterirken Activity Monitor’de üç tane grafiksel halka bulunacak. Move halkası yaktığınız kalori sayısını, Exercise halkası kaç dakika etkin olduğunuzu ve Stand halkası kaç dakika ayakta durduğunuzu gösterecek.Çıkış tarihi ve fiyat yönünden karşılaştırma2015’te piyasaya sürülecek olan Apple Watch’ın fiyatları 349 dolardan başlayacak iken Microsoft Band şu an sadece ABD’deki Microsoft Store’da 199 dolara satılıyor.Etiketler: apple, apple watch, apple watch fiyatı, apple watch microsoft band incelemesi, apple watch microsoft band karşılaştırması, apple watch özellikleri, microsoft, microsoft band, microsoft band apple watch incelemesi, microsoft band apple watch karşılaştırması, microsoft band fiyatı, microsoft band özellikleriÇakma diplomat, asi elektro gitarist ve sıkı bir teknoloji tutkunu. Bazen sadece oyunlar ve hayallerde yaşamak isteyen kişi.iPhone 6 Plus, iPhone 6'ya oranla neredeyse yok satıyor.Teknoloji devi LG, dünyanın en ince çerçeveli telefon ekranı ile adeta büyülüyor.Samsung'un resmi olarak tanıttığı bu iki modelde metal tasarım oldukça dikkat çekiyor.
Kobanê'de İlaçları, Cephede Yaralananlar Kullansın Diye Halk Hastaneye Gitmiyor
Dayanışmanın hakim olduğu Kobanê’de yaşayanların temel talebi insani yardım koridorunun açılması.IŞİD ile Kürt güçlerinin çatışmalarının sürdüğü Kobanê'de yaşayan insanlar, zorunlu olmadıkça geceleri dışarı çıkamıyor. Zaten birçok insan yıkıntılar içindeki kentten göç etmiş veya burada hayatını kaybetmiş. Karasinek ve koku istilasındaki kentte yaşayan hayvanlar da aç ve susuz. Özgür Gündem muhabiri Ersin Çaksu , Kobanê'deki gözlemlerini anlattı.Ersin Çaksu’nun BBC Türkçe’deki “Kobanê'deki 50 günüm: Ölülerine ağlamayan kent” başlıklı haberi şöyle:Daha önce de gelmiştim buralara. Ama o zamanlar gördüğüm sivillerden birçoğunu artık göremiyorum. Kimi göç etmiş, kimi çatışmalarda hayatlarını kaybetmiş.Kentin doğu tarafı çatışmalar, havanlar, IŞİD militanlarının bomba yüklü araçlarla yaptığı saldırılar ve hava operasyonlarından dolayı enkaz görüntüsünde. Buralar bir zamanlar kentin varlıklı muhitlerindenmiş. Kentin güney tarafında ise yıkıntılar doğuya nazaran az olsa da, orası da viraneden farksız.Şehir savaşının verildiği Kobanê'nin doğu ve güney kesimindeki evlerin hepsi de açılan deliklerle birbirine bağlanmış. Artık hiçbir evin tek bir kapısı yok. Bu boş evlere girdiğinizde, hiç dışarı çıkmadan deliklerden ilerleyerek; bir evin salonundan öteki evin banyosuna, üçüncüsünün avlusundan komşu evin mutfağına geçerek, 4-5 sokak sonra kentin başka bir yerinden çıkıyorsunuz.Her sokağın başında delik deşik olmuş veya ters yatmış araçlar var. Uzunca bir zamandır temizliğin yapılmadığı kentte havaların soğumasıyla birlikte kokular biraz azalmışsa da, kent karasinek istilası altında.Kentteki sokak köpekleri ve kimi evcil hayvanlar açlık ve susuzluktan sefil haldeler. Artık silah seslerini kanıksamışa benziyorlar. Tavuklar ise silah seslerinden kulak zarları delinmiş olsa gerek, artık hiçbir sese tepki vermiyorlar.67 yaşında cephedePeki kentteki siviller ne yapıyor? Kentte bulunan sivillerin çoğu çocuklar, yaşlılar ve anneler. Yani çatışmaya gidemeyenler ya da gitmelerine izin verilmeyenler...Tabii bazı yaşlıların bu kuralı deldiğini de belirtelim. Mesela 67 yaşındaki Xelîl Osman . İki oğlu ile birlikte cephede direnen Osman, 'Gençler ölürken benim ölümden korkmamı mı bekliyorsunuz?' diye soruyor.Siviller, geceleri çok zorunlu olmadıkça dışarı çıkamıyorlar. Çıkmaları gerekiyorsa da genelde YPG'ye haber veriyorlar; YPG gönderdiği bir araç ve iki savaşçısıyla onları gidecekleri yerlere götürüp getiriyor veya işlerini görüyor. Bu da genellikle hastalık ve acil durumlarda gerçekleşiyor.Bir de sivillerin yaşadığı bölgelerde havan saldırıları veya başka tehditler olduğunda kısa süreli bir olağanüstü hal ile onların oradan tahliyesi ve yeni yerleşecekleri yerlere yerleştirilmeleri sağlanıyor. Bunun dışında geceleri pek hareket olmuyor.Evlerin içinde de geceleri hareketli bir hayat olduğu söylenemez. Havan topu saldırısı olur da toplu kayıp verilir endişesiyle, fazla toplantı olmuyor evlerde.Şu anda kentin güvenli bölgelerinde 4 bine yakın kişi yaşıyor. Oysa bir zamanlar 360 köy ve Kobanê merkezinde 400 bin kişi vardı.Kentte seyahat kolay. Yola çıktığınızda karşınıza çıkan ilk araç hemen yanınıza yaklaşarak 'İstediğin yere bırakayım' diyor ve istediğiniz yere götürüveriyor.Müthiş bir dayanışma ruhu var. Belki de bütün ağır saldırılara karşı 50 gündür Kobanê'nin düşmemesinin sırrı bu dayanışmada gizli.Dayanışma ruhuKentte artık her ev herkesin evi... Şu anda kimsenin kendi evinde yaşamadığını söylersek abartı olmaz. Daha önce köylerde yaşayan ve sadece ihtiyaçları için kente gelen birçok kimse şu anda artık 'şehirli'... Orada akrabalarının evlerinde yaşıyorlar. Daha önce şehirli olanların bir kısmı da büyük ihtimalle şu anda Til Şeîr, Suruç veya başka bir yerde kendi topraklarında göçmen hayatı yaşıyorlardır.Ev sahipleri, kış için stokladıkları peynir, konserve, reçel ve kurutulmuş sebzeleri ihtiyaç sahiplerine veriyor.Paranın değeri yokKentteki bazı evlerin kapıları açılıyor ve insanlar buralara yerleştiriliyor. Aynı zamanda kimsenin şahsi hiçbir şeyinin olmadığını ama herkesin de ihtiyaç duyabileceği birçok şeye ulaşma imkanının olduğunu söyleyebiliriz.Örneğin bir arabaya ihtiyaç duyulduğunda bir garajın kapısı açılıyor ve arabanın kime ait olduğu, plakası kanton yönetimi ve YPG tarafından daha sonra bedeli ödenmek üzere kayıt altına alındıktan sonra kullanılıyor.Kobanê'de geçim kaynağı tarım ve hayvancılığın yanı sıra kuyu kazıcılığıydı. Zira Fırat Nehri'ne 35 kilometre uzaklıkta olmasına rağmen, Baas rejimi Kobanêlilerin kentlerine ve köylerine su götürmesine izin vermeyince halk da çareyi kuyu kazıcılığında bulmuştu.Bugün kentte hiçbir ticari aktivite yok. Para, altın ve değerli eşyalar da artık o kadar değerli değil.Kentte çalışan tek bir işyeri var; o da fırın. Buradan çıkan ekmekler de herkese dağıtılıyor. Diğer gıda malzemeleri de -ki bunların çoğu stoklarlardaki konserveler ve Kobanê'ye gönderilen yardımlardan oluşuyor- haftanın belli günleri herkese eşit bir şekilde şekilde dağıtılmaya çalışıyor. Tam bir komünal yaşam var.Kentteki aileler daha çok cephe arkası lojistik işleriyle uğraşıyor. Yakıt temini, araç ve jeneratörlerin tamiri (Bu arada kentte son bir buçuk yıldır elektriğin olmadığını hatırlatalım), yaralıların bakımı, cephedeki savaşçılara yemek yapmak, elbise dikimi, silah tamiratı, cephanelerin taşınması vs.'Ağlamayacağız'Gönüllülük temelinde herkes her işi yapıyor. Kentin mezarlığı şimdi çatışma bölgesi. Çatışmalarda yaşamlarını yitiren savaşçılar veya siviller kentte belirlenen bir yerde, fazla bir merasim yapılmadan gömülüyor.Mezarlıkta konuştuğum Xatûn isimli kadın, çatışmada yaşamını yitiren bir YPJ savaşçısını gömdükten sonra gözyaşlarını silerek, 'Şimdi ağlamayacağız. Gün ağlama günü değil. Kobanê özgürleşince iki defa ağlayacağım. Biri toprağa verdiğimiz evlatlarımız için, biri de onların mücadeleleri boşa gitmediği ve Kobanê özgürleştiği için sevinç gözyaşları olacak' dedi.Til Şeîr'deki durum daha kötü. Kobanê'nin doğusunda bulunan bu köyde sınır telleri ile tren hattı arasındaki mayınlı bölgede 5 bine yakın sivil var.IŞİD saldırıları başlayınca halk kurtarabildikleri üç-beş parça eşyayı alıp bu mayınlı bölgeye gelmiş. İlk geldiklerinde mayın yüzünden yaralananlar olduysa da, sonradan mayınsız bölgeye çekilerek yaşamayı öğrenmişler.Bazı ailelerin bütün üyeleri bir arada, bazıları ise ailenin bir bölümünü Suruç'a göndermiş. Kobanê ile Suruç arasındaki tek bağlantı telefonlar. Buradakiler oradakileri, oradakiler de buradakileri merak ediyor. Çünkü Suruçtakiler mülteci olarak hayatta kalmaya çalışırken, Kobanê'dekiler de IŞİD'e karşı savaşıyor.Kamyonet kasasında hayatTil Şeir'deki mayınlı arazide arabaların içinde, kamyonet kasalarında yaşayanlar var. Bulabilen çok az sayıdaki kişi de çadırlarda yaşıyor.Burada barınma imkanlarının olmamasının yanında su, yemek, temizlik, tedavi imkanları, temizlik ve tuvalet gibi ihtiyaçlar çok kıt. Burada görüştüğüm insanların çoğu 35-40 gündür banyo yapmadıklarını ve sıcak yemek yemediklerini dile getiriyor.Havaların soğumasıyla birlikte artık hastalıklar da başladı. Su ihtiyacı tankerlerle sağlanıyor. Ekmek ve gıdayı da Kobanê Kantonu hükümeti ve YPG karşılamaya çalışıyor.Mesela üç günde bir buradaki yurttaşlara un dağıtılıyor. Elli kilogramlık bir çuval un 5 aile arasında bölüştürülüyor. Diğer az sayıdaki konserve ve gıda malzemeleri de belirli aralıklarla dağıtılmaya çalışılıyor. Burada kime mikrofon uzatsanız, Türkiye'den yakınmalar işitiyorsunuz:'Suruç'ta bazı hayırsever insanlarımız bize ekmek ve eşya getiriyor, ama Türk askeri geçişlerine izin vermiyor. Bize burada kalmamamızı ve eşyalarımızı burada bıraktıktan sonra sınırı geçmemizi dayatıyorlar. Burada ölürüz ama toprağımızdan vazgeçmeyiz. Bize kendi topraklarımızda bir çare bulunsun.'Temel talepleri ise insani yardım koridorunun açılması. Konuştuğum birçok kimse köylerinden kaçarken sadece üstlerindeki kıyafetleriyle kaçtıklarını ve hiçbir şeylerini almadıklarını dile getiriyorlar.Daha önceki Kobanê ziyaretimde bazılarının evlerine de konuk olduğum bu insanların birçoğu köylerinde hali vakti yerine insanlardı.Ancak hepsi bir gece ya da bir sabaha karşı her şeylerini arkalarında bırakarak göç yollarına düştüler ve şimdi yardıma muhtaç durumdalar.Hemûdê Bekir isimli Kobanêli'ye daha önce Fırat Nehri'nin yanında küçük bir cenneti andıran Degirman köyündeki evinde konuk olmuştum.Bahçesinde birçok meyve ağacının bulunduğu o güzelim ev yerine şimdi Til Şeîr'de evi haline gelen traktör römorkunda ziyaret ediyorum. Gözleri yaşlı bir şekilde, 'Halimizi görüyorsun. Daha önce de gördün, şimdi de görüyorsun' diyebiliyor ancak.Doktora neden gitmiyorlar?Havada susuzluktan ya da çatışmalar nedeniyle telef olan hayvanların yaydığı koku var. Kentte beş hekim var, onlar da imkansızlıklar nedeniyle ancak pansuman yapabiliyor. Kentin üç hastanesi bombalandığından, bu beş doktor iki gözlü bir evde sağlık hizmeti veriyor.Til Şeîr'de hastalanan birçok kimseye 'Neden doktora gitmiyorsunuz?' diye sorduğumda verdikleri cevap, mücadelenin ortaklığını gözler önüne seriyor:'Bize bir şey olmaz. Zaten hastanede bir şey yok; olanları da biz harcamayalım. Çocuklarımız cephede savaşıyor, yaralanıyorlar. Ne varsa onlar için kullanılsın.'T24
'Bakara Makara..' Lafını Ben Söylesem, Çoktan Linç Edilmiştim
Muhalif duruşuyla öne çıkan sanatçı Levent Üzümcü , Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) tarafından sansüre maruz kaldığını, medya yöneticilerine 'Bu oyunda Levent'i oynatırsam beni denetlemeye gelirler' korkusunun aşılandığını belirtiyor. Üzümcü, eski AB bakanı Egemen Bağış’a ait olduğu iddia edilen ve Kuran’la dalga geçilen ‘bakara makara‘ kaydını işaret ederek, “ Kitleler tarafından din düşmanı gibi tanıtılarak hedef gösteriliyorum. ‘Bakara Makara…’ lafını eden ben olsaydım, çoktan linç edilmiştim ” diyor.İşte Levent Üzümcü'nün Bugün muhabiri Dilara Tahmaz'a yaptığı o açıklamalar:Gezi Parkı eylemlerinde fazlasıyla ön plana çıkmıştınız. Muhalif tavrınız ve sert açıklamalarınızla devamı da geldi. Sizinle birlikte direnişe katılan birçok sanatçı arkadaşınızı ise ortalarda göremiyoruz. Sesi soluğu kesilen arkadaşlarınıza içten içe hiç kızdınız mı?Gezi direnişine benim camiamdan katılmayan bir tane bile sanatçı arkadaşım yok. Ancak içinde bulunduğunuz sistem sizi açlıkla, işsiz bırakma korkusuyla terbiye etmeye çalışıyor. Arkadaşlarımızı çok zor günler bekliyordu. Ya konuşmayacaklardı, ya önde durmamak zorunda kalacaklardı ya da para kazanacaklardı! Sistem böyle işliyor ve bunu meşrulaştırıyor.SESSİZ KALANI TARAF GÖRÜRÜMAma sizin de işsiz bırakılma ve aç kalma tehlikeniz vardı. Susmamayı tercih ettiniz. Bu her bakımdan bir cesaret meselesi değil midir?Bernardo Bertolucci’nin 1900 diye bir filmi vardır. Hikaye, İtalya’da 1900 yılında doğmuş bir toprak ağasının torunuyla, orada rençber olarak çalışan bir işçinin torunu arasında geçer. Zengin ve fakir ikileminden o yüzyıla bakar. Filmin sloganı şudur: ‘Senin olaylar karşısında sessiz kalman, aslında durumu desteklemendir!’ Ben insanların sessiz kalmasını taraf olarak görürüm. Sessiz kalmanın bedeli konuşmaktan daha ağırdır. Konuşmanın bedeli herkesin önünde ödenir. Susmanın bedelini yastığa başını koyduğunda, gece vicdanına ödersin. İnsanın kendi kendine ettiği kötülük daha başkadır.Ben bütün olup bitenleri gördüğü halde hâlâ rejimi dayatan partiyi destekleyen insanları hayatımdan çıkardım. Ne dersen de bunları bir komplo gibi gören, duvara anlatıyormuşsun gibi davranan, montaj olarak algılayan ya da ‘E ne yapalım? Elinin kiridir’ diyen insanların hayatımda yeri yok.YOLSUZLUK YAPANLAR DAHA MAHKEME YÜZÜ GÖRMEDİPeki açlıkla terbiye eden sistem nasıl işliyor? Hükümete karşı yaptığınız sert açıklamalar ana akım medyada size sansür olarak mı geri dönüyor?Medya kuruluşlarının sahiplerinin sadece gazeteleri yok. İnşaat şirketleri, gaz şirketleri de var. Devletle aralarında müthiş bir vergi ve denetleme ilişkisi var. Bugün her seçimden sonra dikkat edersen, gazetelerde rejimi dayatan parti aleyhine yazan gazetecilerden birkaçı seçimden sonra mutlaka iş bırakmak zorunda kaldı.RÜŞVETİN ADI HEDİYE OLDUBir arkadaşım, ‘Attığım bir tweet yüzünden 5. kez hâkim karşısına çıkıyorum’ diyor. Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluğunu yapanlar ise daha mahkeme yüzü görmedi! O davalar da düştü. Bunların hepsi olmamış oldu. Hem de adalet eliyle. Rüşvetin tanımı bile değişti. ‘Hediyedir bunlar’ dendi. Bunun bir bedeli olmayacak mı?DENETLENME KORKUSUNDAN BANA İŞ VEREMİYORLARNe çeşit sansürlerle karşılaşıyorsunuz? Mesela ‘Seni şu rol için düşünmüştük ama malum sebeplerden dolayı bundan vazgeçtik’ tarzı bir durum yaşadınız mı?Evet, yaşadım. Zaten bir değil, birkaç durum var ortada. Ama şunu söyleyebilirim ki; bu işlerin başındaki isimlerde ‘Eğer ben Levent’i oynatırsam beni denetlemeye gelirler’ korkusu var. Hiç kimse açıktan açığa emir vermiyor artık. ‘Sen ne yapacağını bilirsin’ diyorlar. Yani ‘Oto sansürü’ meşrulaştırdılar.SİSTEM SENDEN OTOSANSÜR YAPMANI BEKLİYORAltın Portakal’a da Reyan Tuvi’nin uğradığı sansür damgasını vurdu. Ardından da sanatçılar festivale katılan ve katılmayanlar diye iki gruba ayrıştı. Medya ve siyasetteki kutuplaşmanın Portakal’a da yansıdığını söyleyebilir miyiz?Bence söyleyemeyiz. Zaten bu sistem, sanatla ya da sanatçıyla bir arada yürünebilecek bir siyasi mekanizma değil ki. Sanatla uğraşan bütün birimlerin bunu bilmesi lazım. Sistem senden otosansür yapmanı bekliyor. Yani ‘Sen bu filmde nereyi keseceğini benden daha iyi bilirsin’ diyor. Kısacası kişiye 'Ben bu filmi çekersem ve Altın Portakal’a giderse geri döner mi acaba’ korkusunu aşılıyorlar.Bir sanat eserinin değeri seyircinin ilgisiyle ölçülür. Seyirci ona giderse yaşar, gitmezse ölür. Yani ticari bir bağlantı da vardır.Ancak şu açıdan bakacak olursak, Nuri Bilge Ceylan’ın filmlerini bugüne kadar maksimum kaç kişi izledi? Bu da bir ikilemdir. Çünkü ne olursa olsun o film çok önemli bir ödül aldı. Demek ki sen, bütün sanat eserlerini korumak kollamak zorundasın. Nuri Bilge Ceylan Cannes’da devlet eliyle öldürülmüş çocukları andı. Düşünsenize! Dönüp bir bakacaksın kendine; ben nerede hata yapıyorum, bu insanları neden mutsuz ediyorum diye düşüneceksin. Olayın temel sorunu şu; biz zamanın ucunda yaşıyoruz. Bütün canlılar, bütün evren aynı tanımlanan zamanı yaşıyor. Zamanı biz anlamlandırdık, bizim için bir şey ifade ediyor, bitkiler için değil. Ama zaten Tanrı da bir tek insan için anlamlı. Zamanın adını koyan, gördüğümüz her şeyin değerini zamanla ölçen yine biziz. Ama bizim yaşadığımız zamanda bizimle aynı zamanı yaşamayan insanlar var. Biz şu anda 2014 yılının ekim ayının son günlerini yaşıyor olsak da 1100 yıl öncesinde yaşayan insanlar var. Günümüzde Amazon topraklarında milattan öncesinin tekniğiyle yaşayan insanlar var. Kısacası herkes kendi zamanını yaşıyor.HEDEFLERİ BENİ DİN DÜŞMANI GÖSTEREREK LİNÇ ETTİRMEKAranızda 1600 yıl fark olan bir adamla aynı zaman diliminde yaşamanın zorluğuna ilaç olur mu demokrasi’ sözü de bu zaman algısına bir atıf mıydı? Oysa kitleler tarafından Hz. Muhammed’e hakaret olarak algılanmıştı…Evet bu söz çok konuşuldu. Hz. Muhammed’i kastettiğim söylendi. Böyle bir şey olabilir mi? İnsanların inançlarına böyle bir saygısızlık yapılabilir mi? Ben bunu lafın gelişi söyledim. Aynı zamanda yaşadığımız ama yüzyıllar öncesinin kafa yapısına sahip adamla aramda 1600 yıl mesafe var dedim. 1700 de diyebilirdim. Bir tane provokatör milletvekili çıkıp, ‘Peygamber efendimize küfür etti’ diyor. “Aramızda bu kadar mesafe olan insanlarla bir arada yaşamaya ilaç olur mu demokrasi” dedim. Yani ben bugün yaşayan insanlarla aramızdaki zaman ve algı farkından bahsederken beyefendiler benim başıma bir şey gelsin, devlet eliyle birileri bir şey yapsın diye bu sözümü çarpıttılar.HERKES KENDİ MEKKE'SİNİ PARİS'İNİ YAŞADIKatıldığınız bir programdan iktidar olduğu gece önemli sanayici ve iş adamlarını toplayıp ‘Bu saatten sonra ben size karışmayacağım siz de bana karışmayın’ diyen Putin’i Erdoğan’a benzetmiştiniz. Onun da çevresindekilerle böyle bir biat anlaşmasına girmiş olabileceğini mi düşünüyorsunuz?Bunu kendine sormak lazım. Biz hep algılanan üzerinden konuşmaya çalışıyoruz. Çünkü Türkiye’de, halkın isteğine dayalı bir durum varmış gibi algılanıyor. Yani, “Benim yaptıklarımı eğer millet istemezse zaten beni seçmez” durumu var. Ama Türkiye’de aynı zamanda bütün bu olup bitenlerden haberi olmayan yüz binlerce seçmen var. Devlet bir mekanizmadır. Hükümet onu yönetmek için oraya getirilir. Ancak Türkiye’de devlet kalmadı. Yalnızca rejimini dayatan bir parti var. Başka da hiçbir şey yok. Konuşan, derdini anlatmaya çalışan insanlar olsa da ölümle, parasız ve işsiz bırakılmayla tehdit ediliyorlar.Peki doğru olduğuna inandığım şeyi söylemek sadece bana mı düştü?Bu kadar mı kendi dünyanızda yaşayacaksınız? Herkes kendi küçük Mekke’sini Medine’sini, Paris’ini yaşadı ve saflarına çekildi. Peki nasıl bir arada yaşayacağız? Bu sazlar, davullar, zurnalar piyanolar, ne zaman ortak bir orkestrada güzel bir parça çıkaracaklar? Bu adamlar bu parçayı çıkaran adamı, Fazıl Say’ı yasakladılar. Sen böyle bir değeri nasıl yok sayarsın?TÜSAK DEVLETİN MİLYON DOLARLIK RANT KAPISI OLACAKSanat camiasında TÜSAK depreminin yaşandığı dönemdeyiz. Ankara Devlet Tiyatroları müdürlüğünden gelen son istifalarla ‘TÜSAK’ı beğenmeyen gitsin’ durumuna gelmiş gibi görünüyoruz. Sizin duruma bakış açınız nasıl?Kesinlikle ‘Beğenmeyen gitsin’ algısı yerleştiriliyor. Yıllardır bu durumu yürütebilmek için yetiştirilmiş, kıyıda köşede duran insanlar vardı zaten. Onlar da Türkiye sanatının sonunu getirecek olan birimleri, kişileri arayacaklar bulacaklar ve başa getirecekler. Bu sanat buldozerini üzerimizden geçirecekler. Devlet bizzat bu işe el atacak. İstemediği projeyi kabul etmeyecek, istediğini kabul edecek. Nasıl ki basın başta olmak üzere her alanda kendi yandaşını getiriyor. Sanat da buna benzeyecek. Devletin kendisiyle ilgili bütün sanat dallarını zapturapt altına almasının bir yoludur TÜSAK.Bir röportajınızda ‘Muhafazakar sanat olmaz, muhafazakar sanatçı olur’ demiştiniz. Devlet sizinle aynı görüşte değil galiba. TÜSAK’tan bu sonuç çıkabilir mi?Elbette. TÜSAK’la birlikte sanatsal yönden son derece niteliksiz eserleri sahnelemeye çalışacaklar. Gidişat bunu gösteriyor. Bununla ilgili çok büyük paralar alacaklar. Kimse denetleyemediği için de o paralar yok olacak.Maddi bir ranttan mı bahsediyorsunuz?Kesinlikle! Benim TÜSAK’tan anladığım devletin onay vermediği hiçbir şey olmayacak. TÜSAK’tan sonra Kafkas Tebeşir Dairesi oyununu oynayabilecek miyiz? Haktan adaletten bahseden, Arthur Miller’ın Cadı Kazanı oyununu oynayabilecek miyiz? Haksız yere içeri atılan insanların dramını anlatan oyunlar sahnelenebilecek mi?Bu insanlar tarih okumadıkları ve bilmedikleri için bilmiyorlar ama bu dönemler her zaman çok verimli dönemlerdir. Para tatlı gelecek ve insanlar gidip TÜSAK’a hoş gelen oyunları yapacak ama kazandıkları paralarla gidip yine bu sistemi eleştiren oyunları yapacaklar. İşte farkında olmadıkları bu. Para korkudan insanı susturabilir ama kişi yine bildiğini okur.Tüm bu kargaşa arasında hiç çuvaldızı kendinize batırdınız mı? Bir sanatçı olarak çoğunluğun zihnini aydınlatmak için üzerinize düşen her şeyi yaptığınıza inanıyor musunuz? Belki diliniz ağır geliyor, belki de her kesim sizi anlamıyor…Hayır, benim her kesim tarafından anlaşılmak gibi bir derdim yok. Ben doğru bildiğimi söylüyorum. En basit yoluyla anlatmaya çalışıyorum ve bunu da kendi çocuklarıma bırakacağım bir görev olarak görüyorum. Ne bırakacağım onlara? Hanlar, hamamlar bırakırsın da kapıyı açtığında böyle bir ülkede mi olsunlar. Anlayabilmelerinin yolu demek ki bizim konuşmamız değilmiş. Artık tek umudum umarım kötü bir şekilde, canları pahasına anlamazlar. Söylüyorsun anlamıyorlar, anlatıyorsun anlamıyorlar. Bu senin yaptığın meslekle alakalı değil. Vicdanınla ilgili bir şey. Bana ‘Sen siyaset yapma’ diyor. Vicdansız mı olayım yani, gördüğümü söylemeyeyim mi? Terk et git bu ülkeyi beğenmiyorsan diyor. Ne münasebet? Babanın malı mı? Kimin vatanından kimi kovuyorsun?TÜSAK NEDİR?Türkiye Sanat Kurumu (TÜSAK), üyelerini Bakanlar Kurulu’nun belirleyeceği ve kurumun onay vereceği oyunlara maddi destek sağlanacak olması maddesi başta olmak üzere, getirdiği yeniliklerle tartışma yaratan bir yasa tasarısı. TÜSAK’la ilgili sert açıklamalarının ardından Devlet Opera ve Müdürü Rengim Gökmen’in görevinden alınması ve Ankara Devlet Tiyatroları’ndan gelen istifalar yasa tasarısının sanat çevrelerinde uzun zamandır eleştirilmesine yol yol açıyor.İSLAM'A SAYGISIZLIK HADDİM DEĞİLPeki siz İslam dinine ve Müslümanlara saygı duyuyorsunuz öyle değil mi? Burada saygı duymadığınız hükümetin dini algılayış ve rejim üzerinden yansıtış biçimi mi?İslam’a saygı tartışılacak bir şey mi? Ben kimim ki İslam’a saygı duymayacağım. Bütün dinlere saygı duyuyorum. Ben Müslümanlığa, Hıristiyanlığa, Yahudiliğe karşıyım der miyim? Ama Müslümanlar Yahudiliğe karşı. Çıkıp bangır bangır bütün Yahudiler ölsün, Hitler’in eline sağlık diyorlar. Bunu söyleyenler semavi bir dinin mensupları. Ben hiçbir dine inanan insana bunu söylemem.Din düşmanı gibi anılmanızda ve hedef gösterilmenizde ‘Karımdan boşanmamın tek nedeni türban takması olur’ sözünüzün etkisi olabilir mi?Orasını bilemiyorum ama burada bambaşka bir durumdan bahsediyordum ben. Aynı evin içinde yaşadığım insanla dünyanın ayrılmasından bahsediyoruz. Benim sizin dininize saygı duyuyor olmam, kendi hayatımda da böyle bir şey yaşayacağım anlamına gelmez ki. İnsanların kendi inanışları ve kendi dünyalarıyla ilgili bu kadar müdahaleci olmayalım. Bu benim hayatım. İstediğim gibi, inandığım gibi yaşarım.Saygı gösterip, görmediğinizi mi düşünüyorsunuz?Tabii ki. Senin dinin sana benim dinim bana. Ama ülkemizde bu durum yok. Bunun yerine senin inanışını ben kontrol ederim. Benden değilsen öl durumu var.ÖZÜR BEKLİYORUMBu süreçte kime kızgınsınız, hükümet olur, gruplar olur… Hangi konuda özür beklerdiniz?Mustafa Kemal’in ölümünden sonra tarihteki çok önemli şahısların adını kullanarak ve onların yolundan gidiyorum diyerek korkunç şeyler yapan herkesten özür bekliyorum. Hz. Muhammed’in adını kullanarak kötülük yapandan özür bekliyorum.Spesifik olarak örnek vermenizi istesem?Gezi’de öldürülmüş, linç edilmiş, yaralanmış herkesten devletin resmi yollarla özür dilemesini bekliyorum. Bunlara neden olmuş herkesin yargılanmasını bekliyorum.Taşla sopayla saldırmamış, elinde hiçbir şeyi olmayan çoluktan çocuktan özür dilenmesini bekliyorum. Eğer bir gün bu ülkede yine devlet olursa, resmi yollarla özür dilenmesini ve o parkın 4 bir ucuna bu çocukların heykellerinin dikilmesini istiyorum.ASKER YILLARCA ‘DEMOKRASİYE AYAR VERECEĞİZ’ DİYEREK BİZİ BU GÜNLERE GETİRDİTürk halkının kimlik değiştirdiğini düşünüyor musunuz? Eskiden laik, Batı’ya dönük ve askerine güvenen bir halk tanımı vardı. Ve o dönem Türkiye’nin tanımında yer almayan kitleler şu an çok ön planda. Yeni Türkiye’de onlar var…Bunların en büyük sorumlusunu asker olarak görüyorum. Yıllarca Türkiye demokrasisine ayar vereceğiz diyerek bugünlere getirdiler bizi. Kendisinden asla devlet adamı olmayacak kişileri çok büyük yerlere koydular. Gencecik fidanlarını astılar bu ülkenin. Bir kişinin bir yerini kanatmamış insanları astılar bu ülkede. Kan davasına dönüştü her şey. Avrupa’da eskiden düelloyla çözerlerdi sorunları. Gözlerin içine bakarak kılıçla savaşarak. Bizim çok övündüğümüz Anadolu’da ise pusu kültürü vardır. Benim çocuğumu öldürenin ben de çocuğunu öldürürüm durumu yani. Siyasette de bu var. Bu ülkede koskoca TBMM’de ‘Sizler Adnan Menderes ve arkadaşlarını astınız. Öyleyse 3 sizden 3 bizden!’ diyerek intikam aldılar. Düşünebiliyor musunuz?BAKARA MAKARAYI BEN SÖYLESEM ÖLDÜRÜLMÜŞTÜMSizce demokrasi Türkiye’de her an kaybedilebilecek bir sistem mi?Türkiye’de demokrasi yok ki. Demokrasi herkesin hakkının eşit derecede, yarınlarının korunmasıyla olur. Ve kendini kötülere karşı savunmaktan en aciz yönetim biçimidir. Çünkü kötüler fazlalaşırsa demokrasi ölür. Bu bir kavram karmaşası aynı şunun gibi: Biri İslam’ın şartı olduğu için kurban kesiyor, adam orada İslam’ın şartı olarak kelle kesiyor. IŞİD bugün köle pazarlarında insan satıyor. İslamiyet’te bunun yeri var mı?BATI İSLAM’I IŞİD’DEN BİLİYOROnu İslamiyet’le bağdaştırmamak lazım, bir çeşit psikopatlık…Ama İslamiyet’te de bu var. Olmasa yapmazlar. Kafirlerin öldürülmesi var mı yok mu? Cihad yaptığını zannediyor çünkü. Sen Batı’da yaşayanların eline bu kozu veriyorsun. Batı’da yaşayanların hiçbiri İslamiyet’i Hz. Muhammed’den bilmiyorlar. Usame Bin Ladin’den, IŞİD’den biliyorlar.Türkiye’de de bu yanlış anlayışla yıllarca İsmet İnönü’ye saldırdılar, paralardan Atatürk’ü kaldırdı diye. Oysa bunu yapmasının tek nedeni onu tabulaştırmamaktı. Çocuklarına din dersini imamdan aldıran birinden bahsediyoruz. Şu devletin bir lirasının hesabını yapan insandan bahsediyoruz. Bu kadar kendini bilmezlik olmaz. Cehaleti alıp örgütlü faşizme çevirdiler. Bakın eşimle ben Londra’ya gittiğimizde özel bir araca bindik. Türk şoföre rast geldik. Konu nereden geldiyse adam bize ‘Hükümet sağlık konusunda çok önemli işler yaptı’ dedi. Eşim de buna karşılık ‘Öyle deme kardeşim adam bakımsızlıktan ölen çocuğunu çuvalda taşıdı’ deyince şöfor bize ‘O onu şov yapmak için yapıyordur’ cevabını verdi. Algıya, bakar mısınız? Böyle insanla ne konuşulur?Bu ülkede ben etmediğim laf yüzünden linç edildim, adama ettiği laf yüzünden hiçbir şey olmadı. Yenişafak gazetesi yazarı ben Egemen Bağış’ın o partide olmasını hazmedemiyorum dedi. Bu ne demek? ‘Bakara Makara’ cümlesini kabul ediyorum’ demek. O sözü ben söylesem çoktan öldürülmüştüm!Demokrat Haber
Yüzyıllar Önce Geliştirilmiş, Ama Mantıken Mümkün Olmaması Gereken 5 Sıradışı Teknoloji
Çağımız insanın en gelişmiş ve mükemmel insanlar olduğunu düşünüyoruz. Büyük ihtimalle doğru bu. Birkaç bin yıl öncesine baktığımızda, 'amma da salaklarmış' diyoruz çoğu zaman. Büyük ihtimalle bir iPhone'u bile kullanamazlardı. Böyle olunca, kendimizi bu dünyaya gelmiş en üstün yaratıklar olarak görmekten kendimizi alamıyoruz. Fakat gerçekten öyle mi? Tarihçiler zamanın tozlu raflarında geriye gittiğinde, antik çağlarda yaşamış bir grup insanın, günümüz insanının hala çözüm bulmakta zorlandığı bir takım problemleri zekaları ile hallettiğini gördüler. Buyrun, binlerce yıl önce insanların neler başardığını kendiniz görün.
Hakan Şükür: 'İstifa Ettiğim Gün Bakanlık Teklif Ettiler'
Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun yapıldığı 17 Aralık'tan bir gün önce AKP'den istifa eden İstanbul Milletvekili Hakan Şükür, istifa ettiği gün AKP'den kendisine bakanlık teklif edildiğini söyledi.A Milli Futbol Takımı ve Galatasaray 'ın eski golcüsü, İstanbul Bağımsız Milletvekili Hakan Şükür, Adalet ve Kalkınma Partisi 'nden istifa ettiği gün bakanlık teklifi aldığını, Fethullah Gülen'in ise istifa kararını öğrendiğinde 'istifa etmemesini tavsiye ettiğini' söyledi.Dershane tartışmalarının olduğu günlerde fikir ayrılığına düştüğü AKP'den 16 Aralık'ta istifa etti. Yani yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun yapıldığı 17 Aralık'tan bir gün önce. Üstelik Spor Bakanlığı gibi bir makamı elinin tersiyle iterek… 'Tuzluk', 'hain' damgaları yedi en tepedeki isimden.Suskunluğunu bozan İstanbul Bağımsız Milletvekili Hakan Şükür, haftalık haber dergisi Aksiyon'a konuştu. Bu süreçte bilinmeyen gerçekleri, hakkında merak edilen her şeyi Aksiyon'a anlattı.Hakan Şükür'ün, Aksiyon Dergisi'nin 3 Kasım Pazartesi günü çıkacak son sayısında yer alan açıklamalarından bazıları şöyle:'BAKAN YAPTIK ADAMI, İSTİFA ETMESİN' DEDİLERSiyasete girdiğinize pişman oldunuz mu?Olmadım. Başlangıç itibariyle istifa sebeplerimde, niye siyasete girdim dedim, çıkmak istedim, farklı sebepten dolayı. Ama bugüne baktığımda bana çok şey öğretti siyaset. Yani bu, istifadan sonraki süreç…Size istifa etmeden önce bakanlık teklif edildiği söyleniyor?Açık net söylüyorum, partinin ileri gelenlerinden, başbakana yakın biri vasıtasıyla, -ismini gerektiği zaman söyleyeceğim-, istifa etmeden 3 hafta önce 'yakında bakansın, buna göre hazırlıklarını yap' dendi. Hatta ve hatta istifa ettiğim, telefonlarımı kapattığım gün bütün o yetkili kişiler yakınlarımı arayarak döndürmeye çalıştılar ve bunu söylediler bana. 'Bakan yaptık adamı, istifa etmesin' dediler. Ben sadece bir olaya bakarak istifa etmedim. Ama 'Hocaefendi istedi diye istifa etti' dediler. Hiç alakası yok. Daha önce istifa etmeyi düşündüğümü partili birçok milletvekili arkadaşıma dillendirmiştim. Hepsi biliyor bunu.Şu an bağımsızsınız. 2015'teki seçimlerde aday olacak mısınız?Şu anda hiçbir şey düşünmüyorum. Çünkü çok belirsiz bir ortamı ve çok bölünmüş toplumsal yapıda siyaset çok da anlamlı gelmiyor bana. Ancak 3 yıllık deneyimim bana siyasi anlamda da yapılabilecek şeyler olduğunu söylüyor. Açıkçası zaman gösterecek diyebilirim.İdris Bal bir parti kuruyor, var mısınız içinde?Hayır. Ancak İdris beyi çok seviyorum. Kendisinden de çok şey öğrendim. Her türlü desteği veririm.Beraber olur musunuz?Bugün için böyle bir planım yok. Ama 2015 bize neler getirecek bilmiyoruz.”Siz bu dershane tartışmalarının çıktığı dönemde istifa ettiniz.O, bardağı taşıran damlaydı. Ben partinin içine girdikten, yaşadığım birçok konudan sonra istifa etmeyi çok düşünmüştüm.Dershane tartışmaları öncesi mi?Evet.Ama sizin için 'talimatla geldi, talimatla gitti' dedi Mehmet Ali Şahin...Ucuz siyaset yapıyorlar. Bir yere bağlayıp bir yere vurmak, sizin üzerinizden koca bir hareketi zor duruma düşürmek istiyorlar. Futbolun sıkıntıları ve çözümleri için gittiğim yerden milletvekili adayı olarak çıktım. Doğruyu, olayın nasıl cereyan ettiğini kendileri gibi bana bu teklifi yapan da biliyor. Ben biliyorum, Allah biliyor...İstifa etmeden önce Fethullah Gülen'le hiç görüşüp, onun telkini ile ayrıldığınız söylendi…Tamamen uydurma. Hatta tam tersi, dershane tartışmalarından önce birçok kez istifa etmek istedim. Ama beni burada kalmaya zorlayan kişi Hocaefendi'ydi. “Onlar bizim kardeşimiz, siz çıkarsanız, şimdi yanlış anlaşılır. Türkiye'de çok güzel şeyler oldu. Yani sizin girişiniz nasıl bir olaysa, çıkışınız, sebebi ne olursa olsun, farklı dedikoduları beraberinde getirir, bu da o partiye zarar verir.” gibilerinden telkinlerde bulundu. Hani ben girerken sormuş olsaydım, belki de bana 'girme' diyecekti, bilmiyorum. Girerken de sorma imkânım olmamıştı.İdris Naim Şahin bir oligarşik yapıdan bahsetti. Siz bu yapıyı hissettiniz mi?Belli bir his vardı ama ben onu konumlandırıp, anlamlandıramamıştım. Herhalde bunu yapabilmek için yakın ve birebir yaşamak gerekiyor. Eskiden kolaylıkla ulaşıp bir şeyler paylaşabildiğimiz başbakanın etrafına adeta görünmez bir duvar örülmüş durumda. Ulaşabilmek için büyük kalkanları geçmek zorundasınız. Ulaşılmaz bir hale geldi başbakan. Uyarmak, söylemek, fikirlerinizi anlatmak çok güç artık. Sanırım İdris Bey'in kast ettiği yapı bu. Aslında bugün ki pek çok meselenin kökeninde de aynı sıkıntı var gibi. Bir yerleri ele geçirme düşünceleri, Fenerbahçe mesela, ses kayıtlarında çıktı. Böyle onlarca, yüzlerce başlık var.Milletvekilliğinin hiç mi önemi yok?Görünürde var gibi. Açıkçası bana uymayan ve yaşadığımda hayal kırıklığına uğradığım bir fonksiyon söz konusu. Bir konudaki fikrinizi önceden öğreniyorlar, test etmek için size birilerini gönderiyorlar, eğer düşündükleriniz işlerine hiç gelmiyorsa o konuda kamuoyu önünde hiç fikrinizi sormuyorlar. Ama onlar gibi düşünürseniz, isminizi kullanarak 'Hakan da böyle düşünüyor' diyorlar. Beni rahatsız eden bu yapı. Kaldı ki meclise gidip 15 saat oturan adam hiç olmadım.Kullanılmaya çalışıldığınız anlar hiç olmadı mı?Oldu. Şike sürecinde cezaların düşürülmesi meselesi. Evet, cezalar fazlaydı. Ama olaylar patlayınca düşürülmeye çalışılmasını onaylamamıştım. O yasa görüşülürken atlayıp İstanbul'a geldim. Partiden çok önemli bir yetkili de arkamdan geldi. “Bu yasa ile ilgili Meclis'te sen konuş” dedi. “Ben hukukçu değilim” dedim. “Ben yasanın geçmemesini düşünüyorum, siz bana bunun tersini yap diyorsunuz. Yapamam” dedim. “Böyle mi söyleyelim beyefendiye?” dedi. “Söyleyin” dedim.'BENİ SADECE ŞENOL GÜNEŞ ARADI'Herkes kendine yakışanı yapıyor. Tabelaların sökülmesi beni hiç etkilemedi. Aksine 'Duvarda resmin olacağına âlemde ismin olsun' diyerek onların basitliğine verdim. Bence ibretlik olan tam da aynı süreçte Avrupa'nın en prestijli ödüllerinden biri olan Golden Foot'a (Her yıl bir aktif bir de futbolu bırakmış iki efsane oyuncuya verilen altın ayak ödülü) layık görülmemdi. Sahip olduğum maddi manevi zenginlikleri, imkanları bir üstünlük ve tahakküm aracı olarak kullanmadım bugüne kadar. Ben hiçbir şey olmamayı göze almış bir insanım. Tabela, isim, unvan benim nezdimde çok fazla değer ifade eden şeyler değil.Lig TV'deki yorumculuğunuz da bu süreçte sonlandırıldı. Bu olay karşısında Şansal Büyüka'nın duruşunu nasıl değerlendiriyorsunuz?Kimse, biz böyle durduk, herkesten böyle durmasını bekliyoruz dememeli. Diyemez. Olmaz. Yapamazsınız yani. O insanları ben kesinlikle sorgulamıyorum. Hepsini çok seviyorum. Dostum onlar. Siyasete girmeden önce de tanıyordum onları. Lig TV bana yorumculuk teklif ettiğinde henüz TMSF'nin elinde değildi. Dolayısıyla bir özel kanaldan gelmişti teklif. Ancak sıkıntılı sürecin başlangıcı ile beraber kanala el konulunca maksat zarar verelim düşüncesiyle yapılan bir atraksiyondu diye düşünüyorum. Şuna üzüldüm ama hak da veriyorum, kolay değil, telefonları dinleniyor, takip ediliyor, 'bak onunla konuşursan seni de örgüte sokarlar' diye söyleniyor onlara. O arkadaşlarım nasıl yapacak ki, nasıl konuşacak ki? Onları da anlamak lazım. Ama şuna üzüldüm; Altın Ayak ödülünü, futbolculuk kariyerim, Milli Takım, G.Saray'da yaptıklarım, bir de saha içi duruşumla -evet o gün Fransa'daki ödül töreninde bu önemle ifade edildi- aldım. Sadece o arkadaşlarımdan bir vesileyle tebrik telefonu beklerdim. Sadece Şenol Güneş aradı. Şenol hocanın açık açık çıkıp söylemesi beni çok mutlu etti. Ona teşekkür ederim. Ancak sadece Şenol Güneş'in araması yetmez. Ancak futbol anlamlı suskunluğu, susmayanların ise adeta aforoz edilmesi ülkenin yaşadığı cinnet halinin tezahürüdür.Cihan
Erdoğan'dan DEAŞ Açıklaması
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, resmi temaslarını sürdürdüğü Fransa'nın başkenti Paris'te, Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nde bir konuşma yaptı.Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nde 2004 yılından sonra hitap etmekten memnuniyet duyduğunu ifade Erdoğan, bugün Fransalı mevkidaşı ile gerçekleştirdiği görüşmelerde iki ülke arasındaki ilişkileri ve bölgesel meseleleri değerlendirdiklerini kaydederek, 'İlişkilerde zaman zaman iniş çıkışlar olsa da tarihe baktığımızda genel olarak ortaklıkların işbirliğinin dayanışmanın öne çıktığını görüyoruz. İlişkilerimizdeki bir başka önemli boyut Fransa'da yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ve Türkiye kökenli vatandaşlarımızdır ki sayısı 610 bin civarında. Çifte vatandaşlığa sahip vatandaşlarımızın sayısı da 300 bine ulaşmış durumda. Bu rakamlarla Türkler Fransa'da dördüncü büyük göçmen grubunu oluşturuyorlar' diye konuştu.Konuşmasında IŞİD yerine DAESH (IŞİD'in Arapça kısaltması) kelimesini kullanan Erdoğan, mücadelenin devam edeceğini belirterek, 'Türkiye'nin asla DAESH gibi bir terör örgütüne destek vermek gibi bugüne kadar bir yanlışı olmamıştır.Terörün ne olduğunu gayet iyi biliriz. Bizim mücadelemiz DEAŞ ile aynı şekilde devam edecektir. Bazıları DAESH'i İslam veya islami bir örgüt gibi göstermenin gayreti içerisine giriyor. Kusura bakmasınlar. Anlamı 'barış' olan bir din asla teröre müsaade etmez. DAESH bir terör örgütüdür' dedi.'AB TARAFINDAN TÜRKİYE'YE VERİLEN SÖZLERİN TUTULMASINI BEKLİYORUZ'Fransa ve Türkiye arasındaki işbirliğinin Avrupa ve Akdeniz'deki Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Balkanlardaki birçok meselenin çözümüne katkı sağlayacağını savunarak, 'Biz Türkiye olarak Fransa ile ilişkilerimizde büyük devlet vizyonunu her zaman muhafaza ettik ve ediyoruz. AB üyelik sürecimizde bize en büyük desteği ve katkıyı beklediğimiz ülkelerin başında Fransa geliyor. Biz bu desteği Chirac'ın görevi bıraktığı ana kadar hep gördük. Bu destek o süreçler içerisinde hep oldu. Nedense Sayın Chirac ayrıldı. Ayrıldıktan sonra bir farklı hava esmeye başladı. Bu da bizi üzdü tabi. Temenni ederim ki şimdi yeni bir sürecin içerisine girmiş bulunuyoruz. Türkiye'nin 1963 yılından bu yana AB kapısında bekletiliyor olması izahı mümkün olmayan bir süreçtir. Hiçbir ülkeye böyle bir uygulama yapılmamıştır. AB müzakere süreci maalesef fasıllar üzerine konan blokajlar nedeniyle ciddi bir duraklama süreci yaşıyor. AB tarafından Türkiye'ye verilen sözlerin tutulmasını bekliyoruz. Bu da bizim en doğal hakkımızdır. Fransa tarafından da bize verilen sözlerin tutulacağını ümit ediyoruz' ifadelerini kullandı.'300 BİN İNSANIN ÖLÜMÜ GÖSTERE GÖSTERE GELMİŞTİR'Ortadoğu'daki krizleri daha ortaya çıkmadan gören ve uyarıları yapan ülkenin Türkiye olduğunu ifade eden Erdoğan, 'Irak'ta bu manzaranın oluşabileceğini Irak'ın bölünme noktasına gelebileceğini yıllar öncesinden ifade ettik. Türkiye'nin bu konuda uyarıları dikkate alınmış olsaydı buna yönelik tedbirler alınmış olsaydı Irak'ta şu anda yaşananlar yaşanmayacak barışçıl demokratik çözümler üretilmiş olacaktı. Aynısı Suriye için de geçerli. Suriye'de yaklaşan tehlike görülmediği için işte bugünkü trajik manzaraya ne yazık ki düşmüş durumdayız. 300 bin insanın ölümü maalesef göstere göstere gelmiştir. Öyle bir yaklaşım tarzı var ki anlamak mümkün değil' dedi.'DEVLET TERÖRÜNÜ ESTİREN KİŞİ BANA GÖRE TERÖRİSTTİR'Dünya siyasetine yerleşmiş olan iki kavramın kendisini çok rahatsız ettiğinden bahseden Erdoğan, şunları söyledi:'Bunların bir tanesi konvansiyonel silahlar meselesidir bir diğeri de kimyasal silahlar meselesidir. Bunun uygulaması karşımıza özellikle Suriye'de çıktı. Kimyasal silahların uluslararası hukuk açısından çok farklı bir konumu olabilir fakat Suriye'de kimyasal silahlarla ölenlerin sayısı binlerle ifade edildi. Konvansiyonel silahlarla ölenlerin sayısı ise üzülerek ifade ediyorum 300 bine yakındır. Konuşulan hep nedir? Kimyasal silahtır. Konvansiyonel silahları neden konuşmuyorsunuz? Kimyasal silahla öldürülürse suç değil, konvansiyonel silahla öldürülürse suç, mantık bu mu? Neticesi ölüm olan ve bu vesile ile kullanılmış olan ne olursa olsun bunun yasaklanması gerekir. Konvansiyonel silahı kullanıyorsa oradaki devlet terörünü estiren kişi ki bana göre bir teröristtir ve ortada bir devlet terörü vardır. Bu kişiye karşı ulusların birleşip Adalet Divanı'na mı gider nereye giderse bunun oraya götürülmesi lazım.''DAESH İLE MÜCADELEMİZ DEVAM EDECEKTİR'Türkiye'nin DAESH'a (IŞİD) yardım ettiği yönündeki iddialardan rahatsız olduklarını dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:'Türkiye'nin asla DAESH gibi bir terör örgütüne destek vermek gibi bugüne kadar bir yanlışı olmamıştır. Biz 32-33 yıldır terörle mücadele eden bir ülkeyiz. Terörün ne olduğunu gayet iyi biliriz. Bizim mücadelemiz DAESH ile aynı şekilde devam edecektir. Bazıları DAESH'i İslam veya islami bir örgüt gibi göstermenin gayreti içerisine giriyor. Kusura bakmasınlar. İslam anlam itibariyle anlamı 'barış' olan kelimeden türemiştir. Anlamı barış olan bir din asla teröre müsaade etmez. DAESH bir terör örgütüdür. Dikkat edin IŞİD'i de ısrarla kullanmıyorum. DAESH diyorum. Çünkü bunlar bir terör örgütüdür.''KOBANİ'Yİ NİYE BU KADAR STRATEJİK BİR KONUMA TAŞIDILAR?'Bölgedeki meselenin sadece Kobani olmadığını belirten Erdoğan, Kobani'nin istismarının yapıldığını savunarak 'Kobani niye böyle bir stratejik konuma getirilmiştir. Ne var burada acaba? Petrol mü var, altın mı var, elmaslar mı var? Neden acaba Kobani? Bugün Kobani'yi bombalayanlar, koalisyon güçleri, dost acı söyler ama gerçeği söyler. Humus vurulmuştur sesleri çıkmamıştır. Buralar vurulurken sesleri çıkmayanlar acaba Türkiye'nin sınırındaki Kobani ile ilgili niye bu kadar stratejik bir konuma taşıdılar? Onlar için bunun stratejik önemi nedir? Benim sınırımda burası. Eğer stratejik bir konumu olacaksa benim için olmalı. Onlar için olmaması lazım. Şu anda boş bir Kobani var' diye konuştu.'BUGÜN KOBANİ'Yİ KURTARIRSINIZ YARIN BAŞKA KOBANİLER ÇIKAR'Batı'nın Ortadoğu'ya karşı sergilediği çifte standartlı tutumun Ortadoğu'da vicdanları derinden etkilediğini aktaran Erdoğan, 'Bu çifte standartlı tutum son bulmadığı küresel adalet tesis edilmediği müddetçe Ortadoğu'da ya da diğer bölgelerde bu tahribat daha da artacaktır. Batı da bu tahribattan uzak kalmayacaktır. Yaklaşan bu tehlikeyi hepimizin görmesi gerekiyor. Avrupa'nın bu tehdidi özellikle görmesi gerekiyor. Birinci Dünya Savaşı'nın ardından Ortadoğu'da çizilen sınırlar oluşturulan senaryolar şu anda adeta dikişlerini patlatarak küresel sorunlara dönüşüyor. Bölgedeki her meselenin birbiri ile irtibatı var. Bugün DAESH'i ortadan kaldırırsınız yarın bir başkası çıkar. Bugün Kobani'yi kurtarırsınız yarın başka Kobaniler çıkar. PKK terör örgütüne yeşil ışık yakılırken işte bu terör örgütüne kırmızı ışık yakılması terörle mücadele konusundaki samimiyetin sorgulanmasını da beraberinde getirir' ifadelerini kullandı.'ÇÖZÜM SÜRECİNE YÖNELİK EN BÜYÜK SALDIRI KOBANİ BAHANESİYLE SERGİLENDİ'Konuşmasında çözüm sürecine değinen Erdoğan, 'Çözüm süreci adını verdiğimiz terörü sona erdirme toplumsal barışı tesis etme süreci yapılan tüm tahrik ve provokasyonlara rağmen devam ediyor. Bu süreç daha başladığı anlarda Paris'te yapılan bir saldırı sürece yönelik büyük bir sabotaj olmuştu. Bu sabotajın süreci yaralamasını engelledik. Yaklaşık 2 yıllık süreçte benzeri birçok saldırıyı kararlılıkla bertaraf ettik. Çözüm sürecine yönelik en büyük saldırı Kobani bahanesi ile geçtiğimiz haftalarda sergilendi. 40 vatandaşımız Kobani bahanesi ile yapılan saldırılarda hayatını kaybetti. Bunların tamamı terör örgütü PKK'nın katlettiği Kürt kökenli vatandaşlarımızdı. Terör örgütü gibi terör örgütünün uzantısı olan siyasi parti de kendi ideolojisi kendi fikirleri kendi yaşam tarzı dışında hiçbir oluşuma tahammül etmiyor. Kimi zaman şiddetle kimi zaman baskı ile farklılıkları ortadan kaldırmanın gayreti içine giriyor. Zor bir süreçteyiz hassas bir süreçteyiz. Ama barıştan başka bir seçeneğimiz yok. Bunu mutlaka tesis edeceğiz. Ne güvenlikten ne hukuk ve demokrasiden taviz vermeden devam ediyoruz' diye konuştu.'İYİ NİYETİMİZ KARŞILIK BULMADI'1915 Olayları ile ilgili değerlendirmede bulunan Erdoğan, bu konunun dezenformasyondan uzak tutularak ele alınamadığını kaydederek, 'Bizim bütün yapıcı yaklaşımlarımıza rağmen Ermenistan ve Ermeni Diasporası sağduyulu bir yaklaşım sergilemediler. Biz bu meselenin siyasi bir mesele olmaktan çıkarılmasını siyasetin malzemesi olmaktan çıkarılmasını, bırakalım bunu tarihçiler gelsinler bu mesele üzerinde çalışsınlar. Biz arşivlerimizi açtık. Ermenistan'ın elinde varsa bu tür arşiv o da açsın. Üçüncü ülkelerde varsa onlar da açsın. Bu belgeler üzerinde hukukçular siyaset bilimciler tarihçiler çalışmalarını yapsınlar. Onların yaptığı tespitlerle adım atalım. Bizim iyi niyetimiz maalesef karşılık bulmadı' dedi.CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN, KONFERANS’TA SORULARI YANITLADICumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, resmi temasları kapsamında gittiği Fransa'daki Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nde bir konuşma yaptı. Açıklamalarının ardından kendisine yöneltilen sorulara yanıt veren Erdoğan, yeni Cumhurbaşkanlığı Sarayı ile ilgili sorulan bir soru için Atatürk'ün Çankaya Köşkü'nde hizmet vermediğini anlatarak 'Kusura bakmayın da Gazi Mustafa Kemal'in zamanında veya daha sonra yapılmış olan ki şu anda kullanılan Cumhurbaşkanlığı Köşkü Gazi Mustafa Kemal'in hizmet verdiği köşk değildir. Şu anda benim oturduğum yer, hizmet verdiğim yer, Gazi Mustafa Kemal'in hizmet verdiği yer değildir. Biz bu yeni yaptırdığımız yere geçerken başbakanlık binamız hizmete elverişli olmadığı için başbakanımızı şu anda benim hizmet verdiğim yere alacağız. Şu anda yeni Cumhurbaşkanlığı Sarayı da cumhurbaşkanlığının hizmetlerine mevcut yer el vermediği için zaten oraya taşınmıştır' dedi.'İSRAİL YÖNETİMİNİN ANLAYIŞI İLE BARIŞIK OLMAK BİZİM AÇIMIZDAN MÜMKÜN DEĞİL'İsrail ve Türkiye ilişkileri ile ilgili sorulan bir soruya Erdoğan, 'İsrail bölgede halkı Müslüman olan ülkeler olarak ilişkileri en ileri olan ülke Türkiye'ydi. İsrail böyle bir dostunu kaybetti. Gerek malum Mavi Marmara olayı diye uluslararası sularda Gazze'ye insani yardım götüren gemiyi vurmalarından sonra aramızdaki münasebetler olumsuz gelişti. Biz kendilerine o zaman 3 maddeden oluşan şart sunduk. Bunun bir tanesi özür dilenmesiydi. İki tazminat konusuydu. Üç, Filistin'e ambargonun kaldırılmasıydı. Özür dilendi. Tazminat için belli bir noktaya gelindi. Ambargonun kalkmasını beklerken Gazze vurulmaya başlandı. Filistin vurulmaya başlandı. Böyle İsrail halkı ile bir sorunumuz yok. Bizim ülkemizde Musevi vatandaşlarımız var. Sorunumuz yok ama İsrail yönetimi ile bizim sorunumuz var. Şu andaki İsrail yönetiminin anlayışı ile barışık olmak bizim açımızdan mümkün değil' diye yanıt verdi.'DARBECİ İLE YAN YANA OLAMAM'BM Genel Sekreteri Ban'ın verdiği yemekte Sisi ile aynı masaya oturmadığı konusunu 'Darbeci ile yan yana olamam' diyerek açıklayan Erdoğan, 'Benim demokrasi derdim var. Ben demokratik bir liderim. Mısır'da da demokrasi mücadelesinde Mursi yüzde 52 oy ile Mısır'a başkan seçildi. Mısır'a başkan seçilen Mursi, şu andaki Sisi'yi kendine Milli Savunma Bakanı yaptı. Kendisi aynı zamanda Genelkurmay Başkanı konumunda. Milli Savunma Bakanı yaptığı Sisi, kalktı darbe ile Mursi'yi indirdi. Burada Batı çok büyük bir yanlış yapmıştır. Ben Batı'ya sesleniyorum. Siz demokrasiden yana mısınız, darbeden yana mısınız? Ben uygulaması ile Batı'nın kusura bakmasınlar darbeden yana olduğunu gördüm. BM Genel Kurulu'nda verilen yemekte bizi liderler arasında bir masaya oturtacaklar. Sordum masada kimler var. Dediler ki Sisi de o masada. Sisi o masadaysa ben o masaya gitmem dedim. Niye? Çünkü benden meşruiyetini alacak bir darbeci ile yan yana olamam. Şu anda Batı da bir yol ayrımında. Eğer demokrasi diyorsak demokrasi ile ilgili mücadelemizi kalemlerimizle de vereceğiz, söylemlerimizle de vereceğiz, duruşumuzla da vereceğiz' diye konuştu.'TÜRKİYE'NİN SÖZDE SINIRLARA EVET DEMESİ, MÜMKÜN DEĞİL'Ortadoğu'daki yeni sınırlar ile ilgili sorulan bir soru için Erdoğan, 'Türkiye'nin burada oluşabilecek sözde sınırlara evet demesi mümkün değil. Bu konu ile ilgili olarak atılan adımlar çok önemli. Irak'ta maalesef zihinsel sınırlar başka ülkeler tarafından atılıyor bu da önemli. Burada DAESH’ın da (IŞİD) böyle bir adım atmadığını da kimse söyleyemez. Bu da bunu bir fırsata dönüştürmüş olabilir. Bu bir terör örgütüdür. Bu terör örgütünün orada böyle bir netice alabileceğine ben ihtimal vermiyorum. Aynı şekilde Suriye'de de böyle netice alabileceğine yine ihtimal vermiyorum. Sonunda ben inanıyorum ki Irak'ta Irak halkı galip gelecektir. Suriye'de de Suriye halkı galip gelecektir ve topraklarına sahip çıkacaklardır' ifadelerini kullandı.'PEŞMERGELER ÜLKEMİZE DAVULLU ZURNALI GELDİ'Peşmergelerin Türkiye'den geçişini farklı bir şekilde aktaran Fransız medyası ile ilgili sorulan bir soru için Erdoğan, 'Biz peşmergelerin Türkiye'den geçmesi için gayret sarf ettik. Biz Özgür Suriye Ordusu'nun Türkiye'den geçmesi ile ilgili gayret sarf ettik. Nitekim Özgür Suriye Ordusu Türkiye'den geldi ve Kobani'ye girdi. Peşmergeler Türkiye'ye geldiler ve tüm mühimmatı ile araç gereçleri ile ülkemize geldiler. Ve bir de davullu zurnalı geldiler, onu da söyleyeyim. Peşmergeleri uçakla biz Şanlıurfa Havalimanımıza aldık. Orada hala istirahat ediyorlar. Fakat şu anda bu akşam itibariyle 2 gündür bizdeler Erbil'den şu anda haber bekliyorlar. Çünkü gelen konvansiyonel silahların Kobani'ye girmesinin uygun olmadığına dair aldıkları bir haber üzerine Kobani'ye henüz girmiyorlar. Biz daha da fazlasını peşmergelerden bekliyorduk. Özgür Suriye Ordusu'ndan da daha fazlasını bekliyorduk. Oradaki gidip savaşacakların sayıları ortalama 100'er kişi diyebilirim. 100 Özgür Suriye Ordusu'ndan 100 peşmergelerden. Batı medyasına bu ifadeleri niçin böyle söylediğimi böylece anlamış olun. Bu kadar hassas bir konuda Türkiye'yi zor durumda bırakmak için peşmergeye müsaade etmiyor, Özgür Suriye Ordusu'na müsaade etmiyor. Böylece yalan yanlış doğru olmayan haberler yapıyorlar' şeklinde konuştu.'ŞU AN HİZMET VERDİĞİM YER, GAZİ MUSTAFA KEMAL'İN HİZMET VERDİĞİ KÖŞK DEĞİLDİR'Mustafa Kemal Atatürk'ün mirasına ilişkin Atatürk Orman Çiftliği'ndeki yeni yapılan Cumhurbaşkanlığı Sarayı ile ilgili soruya yanıt veren Erdoğan, Atatürk'ün Çankaya Köşkü'nde hizmet vermediğini aktararak 'Kusura bakmayın da Gazi Mustafa Kemal'in zamanında veya daha sonra yapılmış olan ki şu anda kullanılan Cumhurbaşkanlığı Köşkü Gazi Mustafa Kemal'in hizmet verdiği köşk değildir. Şu anda benim oturduğum yer, hizmet verdiğim yer, Gazi Mustafa Kemal'in hizmet verdiği yer değildir. Onun yanında Pembe Köşk diye adlandırılan yerdir. Biz bu yeni yaptırdığımız yere geçerken başbakanlık binamız hizmete elverişli olmadığı için başbakanımızı şu anda benim hizmet verdiğim yere alacağız. Pembe Köşk'ü büyük ihtimalle Gazi Mustafa Kemal ile alakalı Ankara'da bir müze haline getirmek ve oturduğu yeri ondan kalan bütün objeleri de orada toplamak sureti ile Pembe Köşk'ü daha anlamlı kılabilecek bir adımı da böylece atmış olacağız. Şu anda yeni Cumhurbaşkanlığı Sarayı da cumhurbaşkanlığının hizmetlerine mevcut yer el vermediği için zaten oraya taşınmıştır. Biliyorsunuz artık Yeni Türkiye var. Yeni yer yine bizim imari üslubumuza, Türkiye bir medeniyetin varisidir. Nasıl ifade ediyorsunuz Atatürk'ün mirasları diyorsunuz, işte biz Selçuklu bakiyesi üzerine bir Osmanlı bakiyesi üzerine gelmiş bir ülkeyiz. Bizim bir mimari anlayışımız var. Gayet güzel bir eseri ortaya çıkarmış olduk' dedi.Gülten ÖZBEY-Bahar DEMİREL - DHA
Reklam
Altın 4 Yılın En Düşüğünde
Uluslararası piyasalarda altının ons fiyatı 1172,52 dolara kadar geriledi. Bu düşüşle birlikte altın fiyatı ons bazında son dört yılın en düşük seviyesine gerileyerek Ağustos 2010'daki değerine geriledi.Serbest piyasada dolar 2,1966 lira, euro 2,7592 lira seviyesinde işlem görüyor.Altının gram fiyatı serbest piyasada dolardaki düşüşle de birlikte 82,86 liraya kadar geriledi.Saat 11:30 itibariyle altın fiyatları Kapalıçarşı'da düşüşünü sürdürüyor.Altının gramı 83,20 lira, çeyrek altın 136 lira ve Cumhuriyet altını ise 559 liradan el değiştiriyor.ALTINDA YENİ HEDEFLERTurkishFX, altın piyasasının durumuyla ilgili olarak hazırladığı günlük raporunda şu yorumu yatırımcılarla paylaştı:Altın dün Asya oturumunda en yüksek 1215.70$ seviyesini görse de ABD tarafında gelen 3.çeyrek büyüme verisinin beklentilerden iyi gelmesi ve Japonya Merkez Bankası (BOJ) beklenmedik şekilde parasal genişlemeyi 70 trilyon yen'den 80 trilyon yen'e çıkarmasıyla, gün boyu ve Asya oturumunda görülen sert satışlarla en düşük 1184.13$ seviyesine kadar indi.
iPad Air 2 ve iPad Mini 3 Türkiye'de
Apple'ın 16 Ekim tarıhin de tanıttığı yeni nesil tabletleri iPad Mini 3 ve iPad Air 2 nihayet ülkemizde satışa sunuldu. İşte yeni nesil iPad modelleri için Türkiye satış fiyatı.Apple'ın 16 Ekim tarihinde duyurduğu yeni nesil tabletleri iPad Mini 3 ve iPad Air 2, 30 Ekim tarihi itibariyle ülkemizde satışa sunuldu.En çok merak edilen konu ise hiç kuşkusuz bu cihazların fiyatlarıyken Apple tıpkı yeni nesil iPhone modellerinde olduğu gibi elini çabuk tuttu ve cihazları ön siparişe açtı. Bu sayede ürünlerin fiyatları da ortaya çıkmış oldu.A8X yongasetine sahip iPad Air 2'nin yanı sıra Apple, iPad Mini 3 'te A7 yongasetini tercih etmiş durumda. Tasarım olarak büyük değişikliklerin gözlenmediği cihazlarda, Apple'ın parmak izi tarayıcı sistemi Touch ID'ye yer verilmiş.Gümüş ve altın renklerin yanı sıra uzay grisi seçeneğine de sahip olan iPad Air 2 ve iPad mini 3 için belirlenen fiyatlar ise şu şekilde:Wi-Fi modelleri:iPad Air 2 16 GB 1.449 TLiPad Air 2 64 GB 1.729 TLiPad Air 2 128 GB 2.009 TLiPad mini 3 16 GB 1.169 TLiPad mini 3 64 GB 1.449 TLiPad mini 3 128 GB 1.729 TLWi-Fi ve Hücresel (3G) modelleri:iPad Air 2 16 GB 1.819 TLiPad Air 2 64 GB 2.099 TLiPad Air 2 128 GB 2.379 TLiPad mini 3 16 GB 1.539 TLiPad mini 3 64 GB 1.819 TLiPad mini 3 128 GB 2.099 TLShiftDelete.Net
Reklam
Bu Hafta 6 Film Vizyonda
Türkiye sinemalarında bu hafta 2'si yerli 5 film vizyona girecek.'Sivas'Kaan Müjdeci’nin ilk uzun metrajlı filmi 'Sivas' izleyici ile buluşacak. Başrollerinde Doğan İzci ve 'Çakır' lakaplı dövüş köpeğinin yer aldığı filmde, 11 yaşında bir çocuk olan Aslan ile 'Sivas' isimli bir dövüş köpeğinin bozkırda geçen hikayesi anlatılıyor.Filmin başrol oyuncusu Doğan İzci, Venedik Film Festivali'nde En İyi Erkek Oyuncu dalında 'Altın Aslan ödülü'nü kazanmıştı.'Unutursam Fısılda' Yönetmenliğini ve senaristliğini Çağan Irmak'ın üstlendiği 'Unutursam Fısılda' yarın vizyona girecek. Filmin başrollerinde Hümeyra, Işıl Yücesoy, Farah Zeynep Abdullah, Mehmet Günsür, Kerem Bursin ve Gözde Cığacı yer alıyor. Hümeyra ve Işıl Yücesoy'un iki kız kardeşin orta yaşlarını canlandırdığı filmde, Farah Zeynep Abdullah, Hümeyra'nın gençliğini canlandırıyor. 'Oflu Hoca'nın Şifresi''Sümela'nın Şifresi' ve 'Moskova’nın Şifresi' filmlerinin yönetmeni Adem Kılıç'ın yeni filmi 'Oflu Hoca'nın Şifresi' komedi meraklılarının ilgisini çekmeye aday.Başrollerinde Çetin Altay, Ahmet Varlı, Köksal Engür, Didem Balçın ve Başak Daşman'ın yer aldığı filmde; Tarık Papuççuoğlu, Mehtap Bayrı, Eser Eyüboğlu, Asena Ongan, Onur Dilber, Deha Beşyıldız, Timur Ölkebaş, Ali Demirel, Ceyhun Gen ve Emin Albayrak rol aldı. Teknik direktör Yılmaz Vural ve ünlü oyuncu Ahmet Kural da konuk oyuncu olarak filme renk kattı.Senaryosunu Engin Elgün, Hilmi Köksal Alişanoğlu ve Ferhat Ergün’ün birlikte yazdıkları filmde, Oflu Hoca (Çetin Altay) ile Müteahhit Ahmet'in (Ahmet Varlı) Doğanspor'un başkanlık seçimindeki mücadeleleri komik bir dille anlatılıyor.'New York'a Hoşgeldiniz'Gerard Depardieu, Jacqueline Bisset, Marie Moute ile Pamela Afesi’nin oynadığı 'New York'a Hoşgeldiniz' filminin yönetmen koltuğunda Abel Ferrara var.İlk uzun metrajlı filmi 'The Driller Killer'ı 1979 yılında çeken Abel Ferrara, yeni filminde, dünyayı kurtarmayı hayal eden ancak kendini kurtaramayan bir adamın düşüşünü anlatıyor.Dünyanın tepesindeki Bay Devereaux'nun düşüş hikayesine yer verilen film, 2011'de, New York’ta bir otelde bir kadına tecavüz ve saldırı suçlarıyla yargılanan Uluslararası Para Fonu (IMF) Eski Başkanı Dominique Strauss-Kahn'ın bütün dünyada izlenen mahkeme sürecinden esinleniyor.Filmde, Gerard Depardieu'nun canlandırdığı Bay Deveraux; 'milyon dolarlarla haşır neşir olan, dünya üzerindeki birçok ülkenin ekonomik kaderini elinde bulunduran, politik olarak da ayrıca çok güçlü bir konumdadır. Ancak dizginleyemediği bir tutkusu vardır ve bu tutkusu yüzünden Deveraux, giderek bir düşüş yaşayacaktır.''Pompeii'Paul W. S. Anderson’un yönettiği filmin oyuncu kadrosunda Kit Harington, Kiefer Sutherland, Emily Browning ile Carrie-Anne Moss yer alıyor.MÖ 79 yılında geçen filmin konusu özetle şöyle: 'Vesuvius volkanı şiddetli bir patlamaya sahne olur ve bulunduğu antik Pompeii şehrini tehdit altına alır. Gemilerde köle olarak çalışan Milo, Naples'e gidecek gemide çalıştığı esnada bu patlama anına tanık olur. Öte yandan aşık olduğu Flavia da artık harabeye dönen şehirde sığınacak bir yer aramaktadır. Milo, Pompeii’ye dönüp aşkını ve en yakın arkadaşını kurtarmaya karar verir.''Arı Maya'Alexs Stadermann ile Simon Pickard’ın yönettiği ve Kodi Smit McPhee, Richard Roxburgh, Noah Taylor ile Jacki Weaver’ın seslendirdiği animasyon film 'Arı Maya' beyazperdede seyircisi ile buluşacak.Sevilen çizgi film karakteri Arı Maya'nın yeni maceralarını Marcus Sauermann ve Fin Edquist beyazperde için kaleme aldı. Daha önce animasyon filmlerinde çeşitli görevlerde çalışmış olan Alexs Stadermann’ın ikinci uzun metrajlı filmi olan Arı Maya, Alman yazar Waldemar Bonsels'in romanından uyarlandı.İlk kitabı 1912'de yayınlanan Arı Maya, ilk kez 1975'te ülkemizde de dünyayla aynı anda televizyon ekranlarında izleyiciyle buluşmuştu.Muhabir: Melik Fırat Yücel | AA
Reklam
Fenerbahçe Nedir?
ya hayrandır sana, ya düşman.ya hiç yokmuşsun gibi unutulursunya bir dakika bile çıkmazsın akıldan...Madalyonun hep iki yuzu vardır derler. Eğer madalyon için söylenmiş olmasaydı; bu atasözü Fenerbahçe 'ye yakışırdı. Yakışırdı, çünkü hep ikiliklerin, çeliskilerin, çatışmaların takımıdır Fenerbahçe. Seveni ölduresiye sever (ölümüne degil; hangi takimda ''kill for you'' senin icin öldürürüm- diye bir grup var ki!) , nefret edeni kin kusar; en cok Fener'i yenmek zevk verir, en acı Fener ''yener''; beş atar dört yer. İyi ya da kötü, hakkında en fazla tezahürat üretilen takımdır Fenerbahce. Zaten ''Fenerlilik'' de bu zıtlıklardan türer. iyi fenerbahçe-kötü fenerbahçe, güçlü Fenerbahçe - Zayıf Fenerbahçe, en büyük fener - i..e fener, yıldızlar takımı - acıların takımı, efsane -kestane...Fenerbahçeli olunmaz, doğulur denir, doğrudur. Ancak doğuştan gelen özelliklerle Fenerli olunur. Sonradan sempati göstermek çok zordur. Çünkü bir kez dışarıda kaldıysanız, çemberin içine girmek güçleşir. Çemberin içi dışarıya, dışı da içeriye sevecen bakmaz. ' 'Dış görünüşüyle'' yargılanmak en çok Fener'in kaderidir. Kendi ülkesinde, dışarıdan bu kadar itici görünen bir Real Madrid , bir de Bayern Munchen vardır. Oysa ''içeriden'' bakanlar, yani sevdalilar icin her şey toz pembedir. Fener' den öteye hayat yoktur. Hatta başka bir takımı insan neden tutar, bu bile merak konusudur. Zaten içgüdüsel, gözü kapalı sevmek karasevdalılarla Fenerbahçelilere yakışır.Fener'i sevmenin de sevmemenin de binbir zorluğu vardır. Çünkü Fenerbahçe eğlendirir: ondan daha renkli bir takım yoktur, şaşası, cümbüşü eksik olmaz, taraftarı sevinirken dozunu kaçıracak, zevkten bayılacak kadar abartır. Gole doymaz, 103 gol bile ancak tatmin eder, 4-0 biten ilk yarı Fenerli için en ideal maçtır. Ama Fenerbahçe ağlatır da: büyükler içinde en ''ağır'' yenilgileri o alır, en komik durumlara o düşer, en kötü yönetim ondan çıkar, tribünde en çok cefayı Fener seyircisi çeker; Pendik faciası ya da Aydin acısı yüreklerde hâlâ yaradır.Ama Fener seyircisi affedicidir; en aciz durumlarda bile, GS galibiyeti her şeyi unutturur, ortalık toz pembe/duman olur. Bir maça bu kadar anlam yükleyen başka hiçbir taraftar yoktur ( Belki de bir de GS taraftarı ). Bir önceki sezon Fener'e en ağır mağlubiyeti tattıran ayakların, bir sonraki sezon fener forması giymesi adettendir ( Hatirlayınız: İlker, Oğuz, Aykut vs. ). Ne de olsa affetmek erdemdir. Evet, ama kindarlık da yabana atılacak bir şey değildir... Şampiyonluğa mal olacak hata yapanı sokakta görse selam vermez (Garibim Erol'un GS maçında yaptırdığı penalti neler açtı başına hatırlayın), ligin ilk yarısında deplasmandaki maçta, kendisine sert giren rakibini Fenerli oyuncu unutur, taraftar unutmaz; acısını çıkarmak için bir sezon bekleyen bile vardır. Mazisini aklında tutan takımdır Fener. Ama unutkandır da. En çok da bu huyundan vazgecmez. En başarısız sezon bile bir sonraki sezon icin kriter olmaz. Her sene, her şeye yeniden başlanır. En azından böyle olması istenir. ' 'Bu maçı unuttuk, önümüzdeki maçlara bakıyoruz' ' en çok Fenerlinin ağzına yakışır. Sinyor Can Bartu'yu da unutur, Şeytan Rıdvan'ı da. Gelen ağamdır ama gidene paşam denmez kolay kolay. 'Mmazi kalbimde yaradir'' ama unutursam geçer. Ali Şen'in, takımı kümede zor tuttuğu dönemleri bile unutur, '' Ali Şen başkan Fener şampiyon ''dur.Yine de vefalıdır. Bordeaux zaferinin yaratıcılar Hüseyin, Selçuk , Şenol 'u kimse unutmaz, Aykut hep '' Kocaman ''dir, Lefter 'i anmayana hain gozuyle bakılır. Vefanın üvey kardeşi nankörlükse, nankörlük de Fener'e yakışır. On sene takımın tüm yükünü taşıyan Oğuz , Sakaryalı grubunun başıdır. Bir onceki maç beş gol atan adamın en fazla iki pozisyon kaçırma lüksü vardır; üçüncüde yuhalanır. Geçen senenin şampiyon kadrosu üç maç kötü sonuç alsın dağıtılır vs.Türkiye birinci futbol ligi tarihinin ( dikkat lig tarihinin! ) en başarılı takımıdır Fenerbahçe ( biliyorum birileri için tartışmalı bu; iki puana göre, üç puana göre ayrı tablolar çıkıyor ama Fenerlilere göre bu böyledir ). GS ile beraber en çok şampiyon olan iki takımdan biridir, en çok galibiyet alan takımdır, ezeli rakiplerini en çok yenen takımdır, en çok gol atarak şampiyon olmuştur. Bir Fenerli için her şey, hatta tek önemli şey olan şampiyonluk için, rakipleri bazen yıllarca beklese de, Fenerbahçeli'nin gönlü beş seneden fazlayı kaldırmaz. Sari lacivert zeminden baktığınızda hikâye böyle gözükür ama (dedik ya) madalyonun bir de öteki yüzü vardır. Son yirmi yılın en başarısız büyüğüdür Fener, birinci lig tarihinin en ağır yenilgilerini bu dönemde almıştır, şampiyon olmadığı neredeyse büyün senelerde taraftarını kahretmiştir, önce Karakartal sonra Cimbombom'lu altın yıllara gıptayla bakmıştır, sistemli başarıya hasret kalmıştır... Zaten Fenerbahçe ve sistem aynı cümlede ancak olumsuzluk ekiyle kullanılır. Birinci ligin 42-43 senelik tarihinde iki kez arka arkaya şampiyonluğa sadece iki kez ulaşmıştır. Fenerbahçe şampiyonluk sonrasında rehavetin dozunu kaçırır. Tek tabanca, nokta atışı varken makineli tüfeğe ne gerek vardır. Nadasa kalmış takımın ertesi seneki görüntüsü nasıl bu kadar içler acısıdır, anlaşılamaz; şaşkınlık en çok Fenerbahçe'ye yakışır.Sarı lacivert renkler en çok Fenerbahçe'ye gider. Evet Fener zitliklari sever, ama siyah beyazı yutar. Fenerbahçe'nin laciverti asilligi, sarı'sı rakiplerin gıpta ve kıskançlığını simgeler derler (en azından armadaki renklere verilen anlam bu). Ama sarı'yla lacivert'i karıştırırsanız yeşil çıkar ve yeşil Fenerbahçe için sadece ve sadece başarıyı simgeler (Bakiniz yine arma). Başaıi dindir imandır, tevazu anlamsızdır, galibiyet tek yoldur, tersini söyleyenler (ne aci ki) hep azınlıkta kalır. ''Tamam şampiyon olmayalım ama en iyi topu biz oynayalım'' lafı bir Fenerli'nin verebilecegi tavizin sınırıdır. Şan, şohret, para, pul varken tevazudan bahsetmek ayıptır.Gündüz gibidir Fenerbahçe... Sevenlerin içini açar, iş yoğunlugu tadında sevgi ister, bazen gözünüzü kamaştırır... Fenerbahçeli takımını hep gündüz gözüyle görür. Sürekli sever, her güzelliği ona atfeder. Her şeyi iyiye yorar, ama bir yere kadar. Yüreğine gece karanlığı çökerse bir anda değişir, dönüşür. Öfkesi taşar, her şey burasına gelmiştir, yakar yıkar. Kendi kalecisini döver, kulübü basar, yönetimden hesap sorar, kısacası zıvanadan çıkar. Fenerli'nin zıvanası yarı açıktır zaten. Çıkmaya biraz da bahane arar. Soğukkanlılığın anlamı yoktur, hatta değil sıcak olan, kaynamayan kandan şüphe edilir. Fenerbahçeli şüphelenmeye bayiılır. Hakemler, rakip, federasyon hepsi onun arkasından bir dolap çevirir. Ama oyuna gelmez. Esas oğlan sonunda mutlaka, herkese ve her şeye rağmen kazanacaktir. Kazanamamışsa bir oyuna gelmiştir; bunun hesabı gelecek sezonda sorulur.Düşünüyorum da, içki olsa viski olurdu Fenerbahçe: sek içilen, çabuk çarpan, havalı, iki tekten fazlası zararlı. Ani kurtarmak uğruna gelecege bakmayan, havalı transferi mantıklıya tercih eden, bünyesinin kaldıramayacağı şişkinliklerden yüzüstü kalan... Rakı olacak değil ya. Raki sebat ister, usûl ister, meze ister. Oysa sebatkârlik ya da düzen pek uğramaz Papazın Çayırı'na. Her sene antrenör değiştirmesi bir yana tarihi boyunca başkanını bile zırt pırt değiştirir durur. Arka arkaya, Faruk Ilgaz (8) ve stadin isim babasi Şükrü Saracoglu (16) dışında, beş sene kulüp başkanı olarak kalabilen hiç kimsenin olmaması sadece bir rastlantı olmasa gerek.Yemek olsa türlü olurdu Fenerbahçe; hatta '' binbir türlü ''. Nijeryalı'dan Deniz'ler çıkarır, yedi duvelden adam oynatır, türlü türlü yönetici barındırır ( gerçi cebi derin olma konusunda tek türü tercih eder ), çeşit çeşit taraftarı vardır; hiçbiri öbürüne benzemez... kadrosunda Türkiye sınırları içinde yetişen ancak birkaç oyuncu vardır, Kanarya'nın raconu budur. United Colors of Benetton olmak ayrı bir hazdır. Yönetici olmak da buna benzer. İşini gücünü bırakıp Fener yönetimine giren de vardır, bütün malvarlığını lacivert sarı forma altından su yürüterek kazanan da; bunu bir imaj kaygısına çeviren de vardır; bunu bir şeref olarak gören de. Ama en çok taraftarı renklidir Fener'in. Zaten kulüp kimsenin malı değildir, herkes gelir geçer ama taraftar kalır. Yönetim, takım sahtekâr kaynarken onlara da en büyük olmak yakışır. Kadıkoy'de çıkış bulmak gerçekten zordur. ( Son zamanlarda değişiyor ama ) Fenerli yavrusunu severken boğmaya kalkar. Her mağlubiyette en cok gözyaşı Kadıköy'e dokulur. demokles in bir kilici varsa, o hep fener seyircisinin elinde (bazen de basinin ustunde) sallanir. Biçer, döver, uğruna ölür, öldürür... ama ayakta kalan hep taraftar olur.Ders olsa matematik, üniversite olsa İstanbul Üniversitesi, meslek olsa tüccar olurdu Fenerbahçe... Sıradan rakamlardan en zor denklemler üreten ama iki kere ikinin her zaman dört etmediği, hesaba kitaba sığmayan bir matematik; derlenip toparlanamayacak kadar büyük, bir o kadar köklü, eski ve yeniyi bir arada barındıran bir üniversite ve malını iyi satan, göz boyamasını bilen, para harcamasını seven bir tüccar. En küçük sorunları bile günlerce tartışan, oyuncu yapısından uyumlu bir formül cıkartmayı kimsenin başaramadığı, bilinmeyen bir dolu şeyin havada uçuştuğu bir matematik... tarihine sahip çıkan, ama bir efsane anlatıcısı olmanın dışında ondan hiçbir ders çıkarmayan, hatta sürekli sınıfta kalan, bir senesi bir senesine uymayan, elindeki değerleri bir bir yitirirken kibrinden ve azametinden hiçbir şey kaybetmeyen bir üniversite ve ne kadar okumuş da olsa, kafası hinliklere çalışan, pazarlık erbabı, ahbap-çavuş ilişkilerini gelire tahvil eden bir tüccar...Kendisi dışında bir takım olsa Real Madrid , ülke olsa Brezilya , spiker olsa Ümit Aktan , hakem olsa taraflı olurdu Fenerbahçe . Real Madrid, ama biraz eksik bir Real Madrid olurdu. Bu kadar zenginlik içinde yuzerken dahi altyapıya Fenerbahçe'ye göre daha çok onem veren, Avrupa başarıları ile dünyanın en büyük üç takımından biri olan ve dört bir yanda taraftarı bulunan Real Madrid'le Fener'in ilişkisi biraz abi-kardeş ilişkisi gibi ama kim benzerlikleri yadsiyabilir ki? Devletle içli dışıl olmak, lig tarihinde başarıya doymamak, en çok gole tapmak, su gibi para harcamak... olamasa da hep Brezilya olmak istedi Fener. Onun gibi fiyakalı, onun gibi gözü doymak bilmeyen, onun gibi çalımcı, onun gibi karanlık, onun gibi sarı (kıskandıran), onun gibi lacivert (asil). Takım yıldızı değil yıldız takımı olmak yani... ama Ümit Aktan 'lık kaderde var. Maç kadar, maçın dışına da bakan, yeri gelince uyduran, espri olsun diye azıtan, renkli ama huylandırıcı, bilen ama bilmişlik de yapan bir Fenerbahçe. Sahanın dışındaki olaylara bağımlılığı artık kabak tadı veren, hava olsun diye konuşan yöneticileri yüzünden komik durumlara düşen, her zaman en iyi olduğunu savunan bir Fener. ve tabii ki taraflı. Fener'den hakem olmaz; bu bahsi geçelim, karşı tarafa düdük çalan her hakem i..edir. Aksini iddia eden de öyle. Fenerli gelemez öyle şeye.Akraba olsa dayı, organ olsa ağız, deniz olsa akdeniz, dağ olsa Ağrı olurdu Fenerbahçe... Hani ailenin haytası bir dayı vardır. İki de bir yeni projelerle zengin olacağından bahseder. Ayranı yoktur içmeye ama en şık kıyafetlerle gider kenefe. Vaatlerin, hayallerin insanıdır. en çok yeğenlerini sever, hiç evlenmez falan. Haytalıkta kim Fener'in eline su dökebilir ki? Hep yaramaz çocugu oynar Fener, hakkını vermezlerse bağırır çağırır, her sene şampiyonluk düşleri görür. ''Bu sene değil ama gelecek sene başarıyı hedefliyoruz'' diyen bir teknik adama ya da başkana rastlanmamıştır. En büyük yıldızların transfer söylentileri dolaşır ve milyonlarca yeğeni ( çocugu yok ya ) onun ağzından damlayan ballara bakakalır. Ama ne yazık ki dayı haytadır. Yalanlar çabuk çıkar, mum sönmek icin yatsıyı beklemez. Yine de vaat edilecek bir dolu yeni şey vardır. Ağız torba değildir ki büzesin. Fenerbahçe de büzülmez zaten. Sürekli konuşur. '' Bugüne kadar hakemler hakkında hic konuşmadım ama'' diye başlayan tiradlar en cok Fenerli yöneticilerin ağzından dökülür. Ağız dalaşında maharet yöneticiliğin birinci sınıf vasıflarındandır. Yoksa Çavuşoğlu Ömer'e nasıl tahammül edilir ki? Olsun, yine de birilerinin ağzının payını vermek bazen bir gol kadar haz verir. Doğum gününde Fatih Terim'e ''İyi ki doğdun'' diye bağıranlar hangi Fenerlinin yağlarini eritmemiştir ki? Akdenizli pek yağ tutmaz zaten. Anlık öfkenin ve sevincin sel gibi aktığı bir memlekette en çok Akdenizli Fener tribününde yer alır. Ama bu Akdeniz Tsunami üreten cinstendir. İki de bir her şey su altında kalır. Sil baştan takım kurulur. Zirveden fiilen uzaklaşilsa da, yürekler hep zirve yapar. Ağrılı sızılı bir sevgiye de Ağrı Dağı yakışır. Çok adam yutmustur Ağrı. Benim diyen dağcıları geri vermemiştir. Fener'in en bildik yanıdır öğütücülüğü. Her şeyi öğütür Fener. İyileri kötuleri, güzeli çirkini, sapla samanı. Geriye kalana bir lokma tat almak, yani arada bir şampiyon olmak düşer.Düzen olsa Demokrasi, politikacı olsa Demirel, ideoloji olsa kapitalizm olurdu Fenerbahçe... Evet Fenerbahçe'den demokrasi olur. Bu kadar şeffaf bir yönetim demokrasilerde bile zor olur. Bütün kamuoyu önünde en mahrem sorunlarını tartışmak her yiğidin harcı değildir. Her kafadan bir ses ancak bu kadar çok çıkar. Sürekli koalisyonlarla yönetilir, sürekli erken seçime gidilir, sürekli tepedeki değişir. Biraz yunan demokrasisini andırır, çünkü en büyük kesim taraftarlara oy hakkı yoktur. Zaten bu demokrasi de biraz popülist bir demokrasidir. O yüzden en çok Demirel olmak yakışır. Hep eleştirilmiştir ama en çok iktidara da o gelmiştir. Oyunun kurallarını iyi bilir, lafını sakınmaz, işle degil zekasıyla ayakta kalır. Üstelik hiç değişmemiştir. Fener de değişmeyi sevmez. Hep aynı şekilde yönetmek en temel adaptır. Fenerbahçe taraftarı başkanlık koltuğunda hep Demirel'in türevlerini görmüştür. Ali Şen'e başbakan diye boşa bağırılmamıştır. Fener'e hep böyleleri yakıştırılmışsa bunun nedeni kapitalist düzenin sağlam çark tutmamasısıdır. Sadece güçlülerin ayakta kalacağı bir yarışta Fenerli de güce tapar. Başarı için her yol mübahtır. Ama Türk usülü bir kapitalizmdir bu. Rasyonalite nedir tanımaz. Batmamak için işçi çıkartır ama hava atmaktan geri kalmaz, gerekirse düzen değiştirir ama hep randıman peşinde koşar.Futbolcu olsa kaleci, sistem olsa 2-3-5 olur, antrenor olsa kovulurdu Fenerbahçe... Kaleci'nin yalnızlığı ve sınırda duran hali dillere destandır. Hiçbir zaman Fevzi gibi bir kaleci olmayacaktır Fener ama Rüştü'den yukarısını bir kez tatmıştır; o da deli çıkmıştır (Schumacher). Rüştü'nün yedigi ve kaleciliğine yakışmayan ne kadar gol varsa Fenerbahçe de kulüp olarak bu golleri yer. Şampiyonlar Ligi'ne kalır, sıfır çeker; kupada final oynar kaybeder ( tabii ki penaltilarla ), son haftadan önce şampiyon olmasına pek az rastlanır, kaleci gibi son çizginin takımıdır. Kalecilere en çok 2-3-5 denen, şimdilerde kimsenin uygulamadığı mazide kalmış bir sistemde iş düşer. Fenerbahçe de herkes gol atmak ister. Takım kötü giderken hep forvet arayışına gidilir. Takımı takım yapan unsurlar defans ve orta saha hep ikinci plandadır. Mümkün olsa hâlâ dört beş forvetle oynamak ister Fenerbahçe ama hiçbir antrenör bu riski almaz. Zaten Fenerbahçe'den antrenör olmaz. Olsa da hemen kovulur...Artist olsa Erol Taş , çizgi roman olsa çelik bilek, haber olsa asparagas olurdu Fenerbahçe... Fenerbahçe'ye kötü adam olmak yakışır. Kötüsü boldur. En sevilen eski futbolcusu bile yazar olunca kötü olur. Fenerbahçe'nin başarıları, herkese kötü gelir. Fenerbahçeli galip gelince Erol Taş gibi güler. Gülüşüne laf edene de epey ters çıkar. Bileğine güvenir, herkesle baş edeceğine, sülalesi gelse yerle bir edeceğine inanir. Zaten düşman da kırmızı (sarı) urbalıdır. Evet, attığı her adım, söylediği her söz haber olur ama yalan haber olur. Bir takımdan bu kadar haber çıkabileceğine bir tek İtalyanlar inanır. Fenerbahçe basının göz bebeğidir, ekmek kapısıdır. Fenerbahçe'de yaprak kımıldamasa neden kımıldamadığı haber olur, hatta bundan iki Siyaset Meydanı bir Bizim Stadyum çıkar. Fenerbahçe Kulübü kapansa basındaki işsizler ordusu ortalığı Arjantin'e çevirir, ama Fener Brezilya'yı sever ve onları yüzüstü bırakmaz. Nasıl ki, asparagas, sırf yalan ve uydurma olduğundan hiçbir anlamı yoktur, Fener basını da Fener'e hiçbir katkida bulunmaz. Zaten hepsi yav..k basındır. Fenerbahçe düşmanıdır.Şair olsa Can Yücel, şarkıcı olsa Müslüm baba, grup olsa dağılırdı Fenerbahçe... Ağzı bozuktur Fenerli'nin. En temiz görünen bile, ''Avrupa fatihiymis Galatasaray...' ' tezahuratını zevkle bitirir. Ama lafı gediğine koymayı da bilir. Can baba gibi savruk bir yanı da vardır. Bir türlü toparlanamayacakmis gibi durur ama arada şiir gibi futbolu da esirgemez. Güzel oynamayı her şeye tercih eder. Bol çalımlı, şık bir gol en güzel sarkıdır Fenerliye. Ama Fener'in kulağı güzel tangolardan, sambalardan ziyade Müslüm Baba'ya aşinadır. ''Acıların Takımı'' na acısız şarkı yakışmaz. Arada bir gülen yüzlere içten bir nağme okumak konusunda da Müslüm Baba'nın üzerine yoktur. ''Yaşa Fenerbahçe'' takımın marşıysa ''Nereden sevdim o zalimi'' şarkısı da gizli söylenen nutkudur. Yine de sever Fenerli. Umutsuz yaşanmıyor der. Mutluluğun resmini arar durur.Öyle ya da böyle; peki nedir Fenerbahçe? Futbolda dolu dolu bir hayat vardir diyenlere sormak lazım bu soruyu. Bir takımdan öte bir şey olduğu kesin. Bir yaşam/varoluş biçimi mi? Böyle söylemek de biraz abartılı olur ( Bu raddede seven yok da degil hani! ). Dünyanın en garip takımı mı? Bu da çok belirsiz. Yoksa her ikisi birden mi? Bir Fenerbahçe taraftarı olarak, benim yüreğim ortada bir yerde çarpıyor. Oysa, bıktırmak pahasına tekrarlayalım: Madalyonun iki yüzü vardır: Yazı mı, tura mi?
Trend Alarmı ''Flash Tattoos''
Son günlerde objektiflere poz verirken ünlülerin vücudunda parlayan altın dövmeler trend alarmı veriyor. Altın ve gümüş renkli metalik dövmelerin, diğer adıyla 'Flash Tattoos'un giderek popüler olacağını tahmin etmek zor değil. New York Moda Haftası'nda birçok ismin tercih ettiği altın dövmeleri, geçtiğimiz günlerde Katie Holmes'un kolunda ve ensesinde de fark ettik. İlk olarak Beyonce'yle başlayan 'Flash Tattoos' trendine Türkiye'den Burcu Esmersoy ve Ayşe Özyılmazel de kendini kaptıranlar arasında.
Taha Akgül Dünyanın En İyisi Seçildi
Eylül ayında Özbekistan’da gerçekleştirilen Dünya Şampiyonası’nda altın madalya kazanan milli güreşçi Taha Akgül, Dünya Güreş Birliği (UWW) tarafından serbest stil 125 kiloda dünyanın en iyi güreşçisi olarak ilan edildi.Henüz 24 yaşında olmasına rağmen büyük başarıların altına imza atan genç sporcu Taha Akgül, UWW tarafından bir kez daha onore edildi.Belgrad, Tiflis ve Vantaa’da üst üste Avrupa Şampiyonu olan milli güreşçi Akgül, 2013 yılında Akdeniz Oyunları’nda altın madalya, Dünya Şampiyonası’nda ise bronz madalya kazanarak adından söz ettirmişti. Geçtiğimiz aylarda Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te yapılan Dünya Şampiyonası’nda finale yükselen ve Asya Şampiyonu İranlı güreşçi Komeil Ghasemi’yi 4-3 mağlup ederek altın madalya kazanan Akgül, UWW’nin belirlediği sıralamaya göre serbest stil 125 kiloda dünyanın zirvesinde yer aldı.“BU ONUR, MİLLETİME AİTTİR”Spor hayatına başladığı ilk günden itibaren Türk bayrağını dalgalandırmak için mücadele ettiğini dile getiren Dünya Şampiyonu Akgül, “Bu unvandan dolayı rehavete kapılmayacağım. Başarımda büyük pay sahibi olan federasyon başkanımız Hamza Yerlikaya’ya sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Aynı hırsla antrenmanlarıma devam edip 2016 Rio Olimpiyatları’nda İstiklal Marşı’nı okutacağım” ifadelerini kullandıİHA
Reklam
90'lı Yıllara Damga Vurmuş Unutulmuş Şarkılar!
90'lı yıllar Türk Pop Müziği'nin altın çağıdır, bu dönemde çıkan birçok grup ve şarkıcılar döneme damgasını vurmuş olup birçok hit şarkıya imza atmışlardır. Günümüzde ise bu isimlerden sadece birkaçı müzik hayatlarına devam etmiştir. 90'lı yıllara özlemin arttığını günümüzde sıkça yapılan cover parçalardan anlıyoruz. Biz de burdan yola çıkarak sizlere unutulmuş ama aaa evet vardı diyebileceğiniz bir liste hazırladık....
Altın Top Ödülü'nün Adayları Belli Oldu
Cristiano Ronaldo ve Lionel Messi'nin de yer aldığı 2014 FIFA Altın Top Ödülü'nün (Ballon d'Or) 23 kişilik aday listesi adayları belli oldu.FIFA'nın internet sitesinde yer alan habere göre, FIFA Altın Top ile FIFA Yılın Teknik Direktörü Ödülü'nün adaylarınınFIFA yetkilileri ve 'France Futbol' dergisi tarafından belirlendi.FIFA Altın Top Ödülü'nün 23,FIFA Yılın Teknik Direktörü Ödülü'nün 10 kişiye indirilen aday listesinde son 3'e kalanlar, 1 Aralık'ta duyurulacak. Ödüllerin sahipleri ise 12 Ocak 2015'te İsviçre'nin Zürih kentinde düzenlenecek etkinlikte açıklanacak.Altın Top Ödülü'nün son yıllardaki favorileri Barcelonalı Lionel Messi ve Real Madridli Cristiano Ronaldo'nun yer aldığı aday listesinin kazananı, takım kaptanları, teknik direktörler ve uluslararası medya temsilcilerinin oylarıyla belirlenecek.Etkinlikte, FIFA Yılın En İyi 11'i (FIFPro World XI), yılın en iyi golüne verilenFIFA Puskas ile FIFA Fair Play veFIFA Yılın Başkanı ödülleri de sahibini bulacak.FIFA Altın Top veFIFA Yılın Teknik Direktörü Ödülü'nün aday listesi şöyle:FIFA Altın Top ÖdülüGareth Bale (Galler), Karim Benzema (Fransa), Diego Costa (İspanya), Thibaut Courtois (Belçika), Cristiano Ronaldo (Portekiz), Angel Di Maria (Arjantin), Mario Götze (Almanya), Eden Hazard (Belçika), Zlatan Ibrahimoviç (İsveç), Andres Iniesta (İspanya), Toni Kroos (Almanya), Philipp Lahm (Almanya), Javier Mascherano, Lionel Messi (Arjantin), Thomas Müller (Almanya), Manuel Neuer (Almanya), Neymar (Brezilya ), Paul Pogba (Fransa), Sergio Ramos (İspanya), Arjen Robben (Hollanda), James Rodriguez (Kolombiya), Bastian Schweinsteiger (Almanya), Yaya Toure (Fildişi Sahilleri).FIFA Yılın Teknik DirektörüCarlo Ancelotti (İtalya/Real Madrid), Antonio Conte (İtalya/Juventus/İtalya Milli Takımı), Pep Guardiola (İspanya/Bayern Münih), Jürgen Klinsmann (Almanya/ABD Milli Takımı), Joachim Löw (Almanya/Almanya Milli Takımı), Jose Mourinho (Portekiz/Chelsea), Manuel Pellegrini (Şili/Manchester City), Alejandro Sabella (Arjantin/Arjantin Milli Takımı), Diego Simeone (Arjantin/Atletico Madrid), Louis van Gaal (Hollanda/Hollanda Milli Takımı/Manchester United).Muhabir: Doğa Kırmızıoğlu | AA
Reklam
Ve Gökhan Töre Konuştu! "Ağzımdan Yanlışıkla..."
Erciyesspor maçında kırmızı kart gören Gökhan Töre, tartışmalı pozisyon hakkında konuştu.HT Spor’dan Kartal Yiğit’in haberine göre, Beşiktaş’ta dün geceye damga vuran isim Gökhan Töre’ydi... Partizan maçında sakatlanan ve Erciyes’e karşı kulübede oturtulması planlanan Gökhan, maç öncesi hocasıyla görüşerek oynamak istediğini belirtti, formayı kaptı. Maça da etkili başladı. Ancak dakikalar 67’yi gösterirken ortalık karıştı. Suat Altın İnşaat Kayseri Erciyes kulübesinin önünde Anıl Karaer ile bir gerilim yaşayan Gökhan’ın ağzından, 4. hakem Mehmet Metin’e İngilizce ‘s..tir git’ anlamına gelen ‘f..k off’ kelimesi döküldü. Erciyes Teknik Direktörü Bülent Korkmaz, “Duymadın mı” diye 4. hakem Mehmet Metin’e doğru giderken, Metin de kulaklıktan durumu hakem İlker Meral’e aktardı. Kenara gelen hakem, Gökhan Töre’ye direk kırmızı kart göstererek oyundan attı.“Küfür amaçlı değil”Soyunma odasında arkadaşlarıyla konuşan Gökhan, ağzından çıkan küfrü doğrularken, “Evet, bu söz benim ağzımdan çıktı. Almanya’da büyüdüm, İngiltere’de futbol oynadım. Sürekli kullandığımız bir kelime. Ağız alışkanlığım. Orada ‘Hadi oradan ya’ demek istedim ama ağzımdan ‘f..k off’ çıktı. Hakeme küfür amaçlı söylemedim. Bundan dolayı atılmak bana koyuyor” ifadelerini kullandı.Oğuzhan öfkeliKartal’ın genç yeteneği Oğuzhan, Erciyesspor Teknik Direktörü Bülent Korkmaz ve hakemleri eleştirdi. Ozzie, “İki senedir buradayım. Futbol dışında hiç konuşmadım ama bir şey rica ediyorum. Hakemler ne bizim hocamızın ne de rakibin teknik adamlarının tepkisine göre karar versin! Gökhan’ın arkasındaydım. Belki küfür etmiştir ama ben bir şey duymadım. 4. hakem de duymadı. Bülent hoca hakeme gitti, ‘Küfretti’ dedi. 4. hakem de hakeme anons yaptı” ifadelerini kullandı.Haberturk
Bülent Korkmaz: Gökhan Töre'nin Dediklerini Burada Söyleyemem
Spor Toto Süper Lig'in 7. hafta maçında Kayseri Erciyesspor deplasmanına konuk olan Beşiktaş'ta Gökhan Töre direkt kırmızı kart gördü.Spor Toto Süper Lig'in 7. hafta maçında deplasmanda Suat Altın İnşaat Kayseri Erciyesspor ile karşılaşan Beşiktaş'ta büyük bir şok yaşandı.Siyah-beyazlıların son dönemde çok tartışılan ismi Gökhan Töre, karşılaşmanın 67. dakikasında takımı 1-0 geride iken, direkt kırmızı kart görerek oyun dışında kaldı.Kayseri Erciyesspor, orta sahaya yakın bir noktadan taç kullanmaya hazırlanırken itiraza başlayan Gökhan Töre'nin söylediği bir söz üzerine Teknik Direktör Bülent Korkmaz ve Erciyessporlu futbolcular hakeme itirazlarda bulundular.Pozisyona yakın noktada bulunan 4. hakem Mehmet Metin'in uyarısı ile harekete geçen orta hakem İlker Meral, Gökhan Töre'nin yanına gitti ve siyah-beyazlı futbolcuya direkt kırmızı kart gösterdi.Kırmızı kartın ardından Beşiktaş Teknik Direktörü Slaven Bilic yoğun itirazlarda bulunurken, Gökhan Töre de soyunma odasına alkış yaparak gitti.'BURADA SÖYLEYEMEM...'Suat Altın İnşaat Kayseri Erciyesspor Teknik Direktörü Bülent Korkmaz, 3-2 kazandıkları maçın ardından Lig TV mikrofonlarına konuştu.Kendisine yakın bir pozisyonda kırmızı kart gören Gökhan Töre'nin pozisyonunu da anlatan Korkmaz şu sözleri kullandı:'Gökhan bir şeyler söyledi. Neler söylediğini söyleyemem. Dördüncü hakem de duydu. Orta hakeme söyledi.'Öte yandan Gökhan Töre gördüğü bu kırmızı kart nedeniyle Süper Lig'in 8. haftasında oynanacak olan Fenerbahçe derbisinde cezalı duruma düşmüş oldu. Sporx
Hülya Avşar ve Rüzgar Erkoçlar Aynı Filmde
Kuzu’ filmiyle 51. Antalya Altın Portakal’da en iyi film dahil 6 ödül kazanan yönetmen Kutluğ Ataman’ın “Hiç bitmeyen bir aşk hikayesi, erotik bir masal” olarak tanımladığı yeni filmi ‘Oryantalya’nın başrolünde Hülya Avşar ve Rüzgar Erkoçlar oynayacak.Radikal’in haberine göre; Usta yönetmen Kutluğ Ataman, 51. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde en iyi film dahil altı ödül kazanan ‘Kuzu’nun yanı sıra yeni projesi ‘Oryantalya’yla gündemdeydi. Festival kapsamında bu yıl ilk kez düzenlenen Antalya Film Forum’a seçilen projelerden biri de yönetmen Kutluğ Ataman’ın yeni film projesi ‘Oryantalya’ydı. Ataman, Antalya Film Forum’un Sunum/ Pitching bölümünde yer alan ‘Oryantalya’yı uluslararası yapımcı ve dağıtımcılara sunarken filmin başrolünde Hülya Avşar ve cinsiyet değiştirme ameliyatıyla gündeme gelen oyuncu Rüzgar Erkoçlar’ın oynayacağını açıkladı.Antalya Film Forum’un katalogunda ‘Oryantalya’nın konusu şöyle özetlendi: 19 yaşındaki yakışıklı Mazlum fakir olduğu için sevdiği Vicdan’la evlenmesine izin verilmez. Vicdan’ın ailesinden öç almak için en yakın arkadaşı, Vicdan’ın ikiz erkek kardeşi Civan’ı öldürdüğünde yanlışlıkla Vicdan’ı öldürdüğünü anlar. Mazlum, bu büyük ihanetinin verdiği suçluluk duygusundan kaçmaya çalışırken kendini tekrardan bu aşkın başladığı 70’li yılların savaş sonrası şehrinde bulacak, aynı hayatı sonsuza dek yaşayacaktır.Yönetmen görüşü bölümünde Ataman, ‘Oryantalya’yla ilgili şu bilgileri verdi: “Oryantalya aşk ve tutkunun neden olduğu bir cinayetin hikayesini anlatır. Tutku, hikayenin kahramanı Mazlum’un işlediği cinayetin bir cezası olarak onun yakasını asla bırakmaz ve onu ölümsüzlüğe mahkum eder.Mazlum sonsuza kadar sevmeye, sevdiğini yeniden öldürmeye ve onu tekrar bulup sevmeye mahkumdur. ‘Oryantalya’ aynı anda geleceğe ve geçmişe doğru ilerleyen bir hikaye anlatır. Kişilikler ve hikayeleri sarmal bir şeklinde gelişen zaman içerisinde her iki yöne doğru ilerler, sarmal çatıdan dolayı seyahatleri boyunca tekrardan buluşur, tekrardan sever ve birbirlerini tekrardan katlederler. Bütün bu çıldırmışlığa rağmen hikaye, neden ve sonuç ilişkisi mantığını korur ve kendi içerisinde bütün bir erotik masal anlatır.”Katalogdaki yapımcı görüşü bölümünde ise “Bu hikayenin ana aktörü cinselliktir. Eşcinsel ve hetoroseksüel erotizm, arzu ve seks binaların duvarlarından akacak ve sıcak asfalttan yüzeye çıkacak” ifadeleri yer alıyor.2016 yılında çekilmesi planlanan ‘Oryantalya’nın çekim mekanı olarak ise Kuzey Kıbrıs’taki Maraş bölgesi seçilmiş. Katalogdan aktaralım:“Hikaye, 70’li yıllarda savaştan sonra terk edilmiş gerçek bir Akdeniz şehrinde gerçekleşir. Türk ordusu tarafından kapatılmış ve mühürlenmiş şehre o tarihten bu yana geçiş izni verilmemiştir. Şehir 70’li yıllarda kalmıştır. Hala el sürülmemiştir ve erotik bir hikaye için mükemmel bir mekandır. Bu şehirde çekim yapmak için özel bir iznimiz bulunmaktadır.”HT
Reklam