F.Bahçe'den Altın Gibi Galibiyet
THY Euroleague 6. haftasında Fenerbahçe Ülker, deplasmanda Emporio Armani Milano ile karşı karşıya geldi. Turkish Airlines Euroleague C Grubu 6. hafta maçında deplasmanda EA7 Emporio Armani Milan ile karşılaşan Fenerbahçe Ülker, İtalya temsilcisini 80 –- 74 mağlup etti. Sarı-lacivertliler bu sonuçla gruptaki 4. galibiyetini elde etti.1. Çeyrek: 23-21 (EA7 Milan)2. Çeyrek: 23-14 (Fenerbahçe Ülker)3. Çeyrek: 18-12 (Fenerbahçe Ülker)4. Çeyrek: 25-18 (EA7 Milan)DHA
Cerattepe'de Madene Yürütmeyi Durdurma Kararı
25 Aralık yolsuzluk soruşturmasında adı geçen ve bir ses kaydında, ‘Milletin a… koyacağız’ dediği öne sürülen işadamı Mehmet Cengiz’e ait Cengiz Holding’in, dünyanın 100 doğal ormanından birinin bulunduğu Cerattepe’de yapmayı planladığı bakır maden işletmesi hakkında yürütmeyi durdurma kararı çıktı.
Müzikleriyle James Bond'un Son 20 Yılı
Sinema dünyasına vurmuş fenomenler sorulduğunda akla gelen ilk isim şüphesiz ki James Bond olacaktır. Biz de, sadece sinema dünyasına değil, 20 yüzyıla damgasını vuran James Bond efsanesinin filmlerinden ve dünyaca ünlü birçok şarkıcı/grup tarafından seslendirilmiş şarkılarından bahsetmek istedik.
Godfather'ın Çekildiği Ev Satılıyor
Sinema tarihinin en önemli filmlerinden biri olarak kabul edilen Godfather’ın (Baba) çekildiği ev yaklaşık 3 milyon dolara satışa çıkarıldı.Kazandığı üç Oscar ve sayısız ödülle Hollywood’un tarihe geçen yapımı Godfather’ın 1972’de çekildiği ev satışa çıkarıldı. Newyork’un Staten Island bölgesinde yer alan ev için 2 milyon 895 bin dolar isteniyor.580 metrekare genişliğindeki evin beş yatak odası, yedi banyosu, bir spor salonu, bir oyun odası, bir kayıt odası ve dört arabalık bir garajı bulunuyor.1930 yılında inşa edilen ev, filmin açılış sahnesinde ana karakter Don Corleone’un kızının düğününün de çekildiği 2 bin 230 metrekarelik bir alana yayılıyor.Milyon dolarlık başyapıtNew York'ta yaşayan güçlü bir İtalyan mafya ailesinin hikâyesinin anlatıldığı ve üçleme olarak çekilen Godfather serisi, İtalyan yazar Mario Puzo'nun yazdığı aynı adlı romandan uyarlandı.Francis Ford Coppola'nın yönettiği, Marlon Brando ve Al Pacino'nun başrollerini paylaştığı film; üç Oscar, beş Altın Küre ve sayısız ödül aldı.Gişe hasılatı dünya çapında yaklaşık 245 milyon dolar olan filmde ayrıca James Caan, Robert Duvall, Diane Keaton, John Cazale gibi ünlü isimler yardımcı rollerde yer aldı.1990 yılında Amerika Birleşik Devletleri Kongre Kütüphanesi tarafından 'kültürel, tarihi ve estetik olarak önemli' filmler arasına seçilen Godfather serisi, Amerikan Film Enstitüsü’nün en iyi 100 film listesinde ikinci sırada yer alıyor.Washington Post
"Şampiyon Olup Tarihe Geçmek İstiyoruz"
Beşiktaş'ın file bekçileirnden Cenk Gönen, hedefleri ile ilgili özel açıklamalarda bulundu. Beşiktaş'ın milli file bekçisi Cenk Gönen, BJK Nevzat Demir Tesisleri'nden ekrana gelen Haftanın Konuğu programında BJK TV Haber Müdürü Ufuk Kaan Karacan'ın sorularını yanıtladı.Cenk Gönen'in açıklamalarından satırbaşları şöyle'Takım sporlarında istikrar önemlidir başarıya ulaşmak için. Uzun süredir birlikte olan bir oyuncu grubumuz var. Devamlılığımız ve takım disiplimimiz artıyor, bu da sonuçlara yansıyor. İnanıyorum ki her şey daha da güzel olacak.''Şampiyon olup tarihe geçmek istiyoruz''Rakiplerimizle eşit şartlarda yarışmıyoruz. Taraftarlarımızı ve camiamızı mutlu etmeye çabalıyoruz. Görevimiz her koşulda en iyi performansı göstermek. Şampiyonluğu arzuluyoruz. Tüm çabalarımız bu yönde. Evimiz olmadan şampiyon olursak adımızı tarihe altın harflerle yazdırmış olacağız. Bunun farkındayız.''Beşiktaş'ın futbolcusu her türlü şarta kendini hazırlamalı''Kişisel mental antrenörüm var. Onunla yedek kalmam konusunda konuşuyoruz. Bana büyük fayda sağlıyor. Yedek kalmak elimde olmayan bir durum. Sakat değilim, antrenmanlarda çok çalışıyorum. Görev verildiğinde iyi oynamak için hazırım. Beşiktaş'ın futbolcusu her duruma kendisini hazır tutmayı bilmeli.''Özgüvenin fazlası zararlıdır. Yeteneklerimin farkındayım. Tecrübe kazandığımı düşünüyorum. Özel hayatıma dikkat ediyorum.''Futbolda karakter çok önemli''Yaş olarak birbirine yakın bir grubuz. Tüm oyuncular takım bilincine sahipler. Arkadaşlarımızın egoları yok. Bu birlikteliği yakalamak kolay değil. Futbolda karakter çok önemli. Takım olarak düşünmek önemli.''Slaven Bilic'in iletişimi çok iyi. Toplu halde ya da tek tek oyuncularla çok iyi anlaşıyor.'Sporx
Reklam
Reklam
En Güzel Yılbaşı Hediyeleri
Kasım ayının ortalarına geldiğimiz şu günlerde, sevgilinize, anne ve babanıza, arkadaşlarınıza yılbaşı hediyesi olarak ne alacağınıza karar verdiniz mi? Eğer karar vermediyseniz ve ne alacağınız konusunda hala şüpheleriniz varsa, artık bunların hepsini geride bırakmanızın zamanı geldi. Sevdiklerinize kendilerini çok değerli hissettirecek yılbaşı hediyesi seçenekleri ile tanışmaya ve şimdiden onları nasıl mutlu edeceğinizi düşünmeye hazır olun.
Dünyanın En İlginç 10 Sinema Deneyimi
Moskova’dan  Güney Kore’ye, Finlandiya’dan Hindistan’a kadar dünyanın farklı köşelerinde bulunan sinemalar seyahat ederken görülmesi gereken yerlerin başında yer alıyor. Film festivallerinin ve yarışmalarının hızlandığı bu aylarda ziyaret ettiğiniz şehirlerde görmeniz gereken on sinema salonu.
Reza Zarrab'ın İranlı Kuryesi Sadık: 'Ankara'ya Çok Defa Para Götürdüm'
Paranın miktarı hakkında bilgi vermeyen Muhammed Sadık, parayı kime verdiklerini hatırlamadığını söylediEski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan 'ın oğlu 'a Ankara'da teslim ettiği milyonlarla gündeme gelen Reza Zarrab 'ın İranlı kuryesi Muhammed Sadık olarak bilinen Mohammadsadegh Rastgar Shıshehgarkhaneh, tanık sıfatıyla 22 Ekim 2014 günü Meclis Soruşturma Komisyonu'nda ifade verdi. 'Rıza Sarraf benim patronum olur' diyen Sadık, 'Ben hergün bir çok yere görevli gidip gelirim. Müşterilere para getirip götürme işini yaparım. Ankara'ya çok defa para götürdüm' ifadelerini kullandı.Komisyonun, '30.08.2013 tarihinde Murat Öziş ile birlikte Ankara'ya sırt çantası ile 2 milyon Euro ve 1.5 milyon Türk lirası götürerek Ankara Royal 10. katta Salih Kaan Çağlayan'a verildiği' sorusuna, o tarihte Ankara'ya para götürdüklerini söyledi. Paranın miktarı hakkında bilgi vermeyen Sadık, parayı kime verdiklerini hatırlamadığını söyledi.Alınan bilgiye göre, Sadık'ın Meclis Soruşturma Komisyonu'na verdiği ifadesi şöyle:Bahsedilen tarihte hatırladığım kadarıyla Ankara'ya bir para götürmemiz söylendi. Murat ile yola çıktık. Havaalanında X-Ray cihazından geçtikten sonra çantaları açtılar. Zaten biz içinde para olduğunu ve paranın miktarını da söyledik. Polisler çantayı kapatıp bize teslim etti. Uçağa binip Ankara'ya vardık.Ancak bu bahsettiğimiz parayı kime verdiğimizi hatırlamıyorum. Esasında bakan oğlu olarak bilinen birisine biz para götürmedik. Bize bu şekilde bir isme teslim edin diye talimat verilmedi.Şuna da belirtmek istiyorum. Ben bakanın oğlunu tanımadığım halde polisler bana Emniyetin koridorunda bir resim gösterdiler bu resmi tanıyorum ve bu adama para götürdüm diyerek imza atmamı istediler. Hatta bunun için beni zorladılar. Ancak ben imza atmadım. 3 tane resim gösterdiler. Üçünü de tanımıyordum. Zaten ben Ankara'ya çok defa para götürdüm. Hatta çok az olmakla oradan altın getirdiğimizde olmuştur. Yabancı paraları yani dolar, Euro'yu çoğu zaman elden alıp getiriyorduk. Zira bankalar istenildiği zaman yabancı parayı zamanında temin edemiyorlar. Para tranferi 5-6 gün sürüyor. O yüzden müşteriler elden istiyor. Bu şekilde turistlere dahi elden para gönderiyoruz. Hatta öğrencilere de para gönderiyoruz. İrana ambargo konulduğu için bankalar aracılığıyla İran'dan gelen turistlere ve öğrencilere para çıkaramıyorlar. Ya da çok az çıkarabiliyorlar. Para transferi de yasak. Onun için biz elden veriyoruz. Bu paraları döviz büromuzdan veriyoruz.Soruşturma Komisyonu Sadık'a, '28.08.2013 tarihinde Vakko'dan 52 ya da 54 beden pantalon ya da kravat alması talımatının verildiği ve bunları Sarıyer'deki Hill Park Center'e götürmesi söylendiğine' ilişkin iddiaları da sordu.Sadık'ın ifadesi şöyle:'Rıza Sarraf benim patronum olur. Ben hergün bir çok yere görevli gidip gelirim. Müşterilere para getirip götürme işini yaparım. Bana şuraya şu adrese gidilecek şu para verilecek veya şu paket verilecek ya da emanet verilecek derler. Ben de alır götürürüm. Götürdüğüm emanetleri bazen kendim alırım bazen içinde ne olduğunu görürüm. Bazen de bilmem görmem. Bahsedilen adresi sanırım Ramazan bayramı münasebetiyle gittim. Adresi bizim şoförümüz olan Yücel'e sormuş olabilirim. Hatırladığım kadarıyla bayram çikolatası götürmüştüm. Aynı adrese daha önce de gittiğimi hatırlamıyorum.İstinye'deki adrese gittiğim zaman o adresi zor buldum. Şu an git deseler yine tam hatırlamıyorum. Siteye girdiğim zaman güvenlik görevlileri ile karşılaştım. Başı açık bir kadın geldi paketi ona verdim. Bayram olduğu için çikolata olduğunu tahmin ediyorum.Meclis Soruşturma Komisyonuna 24 Ekim 2014 günü ifade veren Rıza Sarraf'ın özel uçağının hostesi Zeynep Körükçü, 2012 yılından beri hostes olarak çalıştığını , yurt içi ve yurt dışı bir çok uçuş yaptıklarını söyledi. Uçağın, Saraf olmadığı zaman babası ve eşine tahsis edildiğini anlattı. ' Bana, bir yere veya birisine vermem için bana para ya da içinde para olan herhangi bir para olan herhangi bir çanta emanet edilmemiştir' dedi.Körükçü'nün ifadesi şöyle:Uçağa yolcular binerken çanta ve bavullarını yanlarına alarak binerler, genellikle kendisi olduğu zaman korumaları ve diğer yardımcıları bu görevi üstlenir, uçağa binenler istediği i yere oturur çantasını da istediği yere koyarlar.Biz buna pek müdahele etmeyiz. Telefon kayıtlarında belirtilen ve bana izah ettiğiniz şekilde bir yere veya birisine vermem için bana para ya da içinde para olan herhangi bir para olan herhangi bir çanta emanet edilmemiştir.Bugüne kadar da bana hiç bir yekilde bir çanta veya başka paket emanet edilipde şu kişiye ver denilmemiştir. ben sadece yolcuları uçağın içinde karşılıyorum ve bir hostesin yapması gereken hizmetleri yapıyorum. Bunun dışında bir görevim olmaıştır.Hiç kimse bir evrat, para, çanta veya başka bir paket teslim edipte bunu bildirilen adrese veya kişiye teslim et denmemiştir.'T24
Reklam
Amerika'yı Kim Keşfetti?
1. Latin Amerika Müslüman Dini Liderler Zirvesi'nin kapanış konuşmasında hünkar hazretleri şöyle buyurdular: 'Amerika’yı Kolomb değil 1178’de Müslümanlar keşfetti. 1178'te Müslüman denizciler Amerika kıtasına ulaşmıştı.' Hünkar hazretlerinin iddiası üzerine bir şey söylemek mümkün değil ama Google'da bir araştırma yapınca bu iddianın 'ummah.com', 'islamicbulletin' gibi sitelerde yer aldığını görüyoruz. Bu sitelerde yer alan iddia ise şu: 'Çin'e ait Sung dökümanlarına göre müslüman denizciler Mulan-Pi isimli bir yere gittiler' (Kaynak:Islamic Bulletin) Mulan-Pi 'Moğol derili' anlamına geliyor. Bu sitelere göre bu kelimeyle kastedilen Amerika. Halbuki tarihçilere göre Mulan-Pi İspanya'dan başka bir yer değil. Zaten o devirde yaşayan müslümanların okyanusu aşabilecek gemisi olmadığı gibi, Atlantik okyanusunu aşsalar bile geri dönmeleri mümkün değil. Rüzgar yollarını ve akıntıları bilmiyorlar.  Biz yine de hazır konusu açılmışken Kolomb öncesi Amerika'ya gidip geldiği iddia edilenlerin bir listesini yapalım dedik, neticede bereketli konu, herkes fikir sahibi olsun.
Kıtalararası Maraton Yarın Koşulacak
İki kıta arasında gerçekleştirilen en önemli yarış olan 36. Vodafone İstanbul Maratonu yarın koşulacak.İstanbul Büyükşehir Belediyesi Spor AŞ tarafından gerçekleştirilen organizasyonda maratonun yanı sıra 10 ve 15 kilometre yarışlarıyla, halk yürüyüşü de yapılacak. Bu yıl 36'ncısı düzenlenecek maratonun en yüksek atlet kaydına ulaşıldığı, bu sayının 25 bini aşması beklendiği bildirildi.Önceki senelere oranla katılımda önemli bir artışın olduğu organizasyonda en yüksek artış bu maratonda oldu. 2012'de 3 bin 838, 2013'te 4 bin 229 kayıtlı maraton koşucusu yarışırken, 36. Vodafone İstanbul Maratonu öncesinde bu sayı 3 senede yaklaşık yüzde 31 artış göstererek 5 bin 538'e yükseldi. Organizasyon, 2012 yılında Uluslararası Atletizm Federasyonları Birliği (IAAF) tarafından 'Altın Kategori' unvanına layık görülmüştü.36. Vodafone İstanbul Maratonu'na geçen yıl 97 ülkeden sporcular mücadele ederken, bu yıl ise 118 farklı ülkeden sporcular kayıt yaptırdı.2 bin 500 gönüllü görev yapacakOrganizasyonda gönüllüler de katılımcılara yardımcı olacak.Maraton boyunca 2 bin 500 gönüllü, atletlerin yanı sıra antrenör ve seyircilere çeşitli konularda destek verecek.Yeşil maratonBu yıl 36'ncısı yapılacak maratonda çevreci bir anlayışla koşulacak.Proje kapsamında Maraton Hatıra Ormanı oluşturulması planlanırken, 118 farklı ülkeye mensup sporcular kendi ülkelerine özgü fidanları bu orman için getirecek.Maraton sırasında ayrıca çevreci ürünlerin kullanımına dikkat edilecek.İki sloganlı organizasyon36. organizasyon iki slogan üzerinden gerçekleştirilecek.'İstanbul Aşkına Koş' sloganıyla katılımcılar davet edilirken, '#birsebebivar' sloganı da organizasyonda kullanılacak.Organizasyonun en önemli koşusu yine maraton olacak36. Vodafone İstanbul Maratonu'nun bu yılki en önemli koşusu yine 42 kilometre 195 metrelik yarış olacak.Boğaziçi Köprüsü'nün gişelerinin yaklaşık 300 metre gerisinden saat 09.00'da başlayacak maratonda atletler, köprüyü geçtikten sonra Beşiktaş sapağından ayrılarak Barbaros Bulvarı'ndan Beşiktaş'a inerek sahil yolunu izleyip Karaköy'e ulaşacak. Galata Köprüsü'nden sonra Eyüp'e yönelecek maratoncular, Feshane'den sonra dönüş yaparak Unkapanı üzerinden Yenikapı'ya inecek. Bakırköy'den yapılacak dönüşle sahilden Gülhane Parkı'na kadar uzanan parkur, parkın içinden geçerek Sultanahmet'e çıkacak. Atletler, Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorluklarının toplantı ve spor merkezi olan 'At Meydanı'nda, Sultanahmet Camisi'nin giriş kapısı ile Mısır Dikilitaşı'nın arasında yarışı tamamlayacak.ÖdüllerMaratonu kazanacak kadın ve erkek sporcular 50'şer bin dolar para ödülünün sahibi olacak. Bu yarışta ikincilere 25'er, üçüncülere 15'er, dördüncülere 10'ar ve beşincilere 8'er bin dolar ödül verilecek.Koşuda Türk sporcular arasında ilk sırada yer alacak atletler 20'şer bin dolar para ödülü kazanacak. Bu kategoride ikinci Türk atletler 10'ar bin ve üçüncüler de 5'er bin dolar alacak.15 Kilometre KoşuOrganizasyonun diğer yarışı olan 15 Kilometre Koşusu ise maratonun başladığı yerden saat 09.00'da start alacak.Atletler, maratona katılanların yolunu takip ederek Karaköy'e ulaşacak. Buradan Unkapanı Köprüsü'nün altından Balat'ta bulunan Rum Kilisesi'nin önünden geçecek yarışmacılar, Yusuf Şücaattin Anbari Camisi önünden yapılacak dönüşle birlikte maraton güzergahından ayrılacak. Sahilden devam eden yarış Eminönü'nde İstanbul Ticaret Üniversitesi önünde son bulacak.15 Kilometre Yarışı'nda kadınlar ve erkeklerde toplam 18 bin dolar para ödülü verilecek.10 Kilometre KoşuOrganizasyon kapsamındaki 10 Kilometre Koşu, maraton çıkışının yaklaşık 250 metre gerisinden, saat 09.10'da start alacak.Bu yarışa katılacak atletler, köprüyü geçtikten sonra Beşiktaş sapağından ayrılarak, Barbaros Bulvarı'ndan Beşiktaş'a inecek.Atletler, yapımı süren Vodafone Arena'nın önünden devam ederek Fındıklı, Tophane, Galata Köprüsü istikametini izleyecek. Bu koşu da Eminönü'nde bulunan İstanbul Ticaret Üniversitesi önünde bitecek.Halk YürüyüşüOrganizasyonda en renkli görüntülerin oluştuğu ve en yüksek katılımın olduğu Halk Yürüyüşü de aynı gün yapılacak.Anadolu Yakası'nda Altunizade Köprüsü'nün altından saat 09.30'da başlayacak 8 kilometrelik yürüyüşü katılımcılar, Avrupa yakasında Dolmabahçe'de tamamlayacak.Etkinliğe katılacaklar, Taksim Divan Pastanesi önünden ve Mecidiyeköy Metro İstasyonu karşı caddesinden 07.00- 08.00 saatleri arasında kalkacak İETT otobüsleriyle Altunizade Köprüsü'ne gidebilecek.Milliyet
Reklam
Latin Sinemasından En İzlenesi 50 Nadide Eser
Brezilya'nın 1960'lı yıllarda başlayan ve 80'li yıllarda giderek tırmanan ve halen dünyanın en tehlikeli yerlerinden birisini oluşturmasının hikayesidir.Bu şehrin hikayesini anlatabilmek için şehirde yaşayan birçok insanın hayatları, bu karakterlerden biri olan Buscape'in gözünden anlatılmaktadır. Küçük, fakir ve zenci bir çocuk olan Buscape hem çok sağlıksızdır hem de çok korkmuştur. Hem diğerleri gibi suçlu biri haline gelmekten korkmakta hem de az maaşlı bir işle yetinemeyecek kadar da akıllı olduğunu bilmektedir. Oldukça vahşi bir ortamda yetişen bu çocuğa talih hiç gülmemiştir ancak gerçekleri başka bir gözle görebileceğinin farkına varmıştır.http://www.imdb.com/title/tt0317248/
Kubbeleri Sıvayla Kaplanan Külliyeden, Kazıdıkça Şaheser Çıktı
Bursa’da 12 türbenin bulunduğu Muradiye Külliyesi’nin, 150 yıl önce yapılan onarımda sıvayla kaplanan kubbeleri kazındıkça her biri bir sanat şaheseri olan kubbe işlemeleri ortaya çıktı.UNESCO’nun Dünya Mirası listesine aldığı eserlerden önemli bölümünü oluşturan Muradiye Külliyesi’nde iki yıl önce restorasyon çalışmaları başlatıldı. Altı asırlık külliyenin 150 yıl önce Fransız bir mimar tarafından yapılan onarımda sıvayla kaplanan üzerine Barok tarzı desenler konulan kubbelerindeki sıvalar kazınarak altındaki eserlere ulaşıldı.Bursa Kalesi’nin kuzey batı eteklerinde, Sultan İkinci Murad tarafından inşa ettirilen ve bulunduğu semte de adını veren külliye; cami, medrese, hamam, imaret, çeşme ve türbelerin bulunduğu yapılar topluluğundan oluşuyor. Muradiye Külliyesi, 1425 Mayıs ayında başlanıp 1426 Kasım ayında bitirilen caminin önüne 1451 yılında vefat eden İkinci Murat’ın türbesi inşa edilmesiyle oluşmaya başladı. Bu türbenin civarına daha sonra birçok şehzade ve saray mensubunun da gömülmesiyle caminin haziresi hanedan kabristanı haline geldi.Külliyede, Sultan II’nci Murat’ın eşi Fatih Sultan Mehmet’in annesi Hüma Hatun, Fatih Sultan Mehmet’in ebesi Gülbahar Hatun, Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Cem Sultan, Fatih Sultan Mehmet’in eşi Gülşah Hatun, Sultan II. Beyazıt’ın oğulları Şehzade Ahmet ve Şehzade Mahmut, Sultan II. Beyazıt’ın eşleri Gülruh Hatun, Şirin Hatun, gelini Mükrime Hatun ve Muhteşem Yüzyıl dizisiyle gündeme gelen Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzade Mustafa’nın türbeleri yer alıyor.Külliyedeki eserler günümüze ulaşıncaya kadar hem doğal afetlerden, hem de insanların yaptıkları uygulamalardan zarar gördü. 1855 yılındaki Bursa depreminde zarar gören Yeşil Türbe ve Külliye için dönemin valisi Ahmet Vefik Paşa’nın önerisi üzerine Fransız Mimar Leon Parville Bursa’ya davet edildi. Parville’nin yürüttüğü restorasyon çalışmaları 1864-1867 yılları arasında yapıldı ve Parville buradaki çalışmalarını 1874 yılında ‘Doğu Mimarisi’ adlı kitapta topladı. Parville, depremden zarar gören bu tarihi yapıları yıkılmaktan kurtarırken, içlerinde yaptığı restorasyonla bir dönemin izlerinin silinmesine neden oldu. 15′nci yüzyıldan kalan kalem işlerinin üzerini sıva ile kaplayan Parville, dönemin modasına uygun olarak, Osmanlı ile uzaktan yakından ilgisi olmayan Barok desenler çizdirdi.İki yıl önce restorasyon öncesi inceleme yapan uzmanlar, ipuçlarına rastladıkları kalem işlerine sıvayı kazdıkça ulaştı. Durum anıtlar kuruluna bildirildi. Anıtlar Kurulu da Barok desenlerden birer kesit bırakılmak kaydıyla kimileri altın varaklı kalem işlerinin restorasyonuna izin verdi. Uzmanlar iki yıl aralıksız süren çalışmalar sonucu muhteşem kalem işi kubbeleri ilk günkü haline getirdi. Çalışmalarda sadece tavanlar değil, dış yapı taşları arasındaki çimento kalıntılarından, Kündekari denilen ve çivi kullanılmadan birbirlerine geçme yapılan ahşap kapılara, çatılara kadar tüm bölümler elden geçirildi. 8 türbesinin onarımı tamamlanan Külliye 6 ay içinde de ziyarete açılacak.Büyükşehir Belediye Başkanı AKP’li Recep Altepe Bursa’nın bir çok medeniyete ev sahipliği yaptığını belirterek, “Osmanlı cihan imparatorluğunun çıktığı ilk topraklar burası. Bursa Osmanlı’yı kuran şehir. Bursa’nın ‘Topkapı’sı da Muradiye Külliyesi. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethedinceye kadar 6 sultanın kabri Bursa’da yapıldı. Külliyedeki her bir türbe, Yeşil Türbe kadar dikkat çekici birer sanat eseri” dedi. DHA
Reklam
IŞİD Kendi Parasını Basıyor
IŞİD, değerli metallerden kendi parasını basmaya başlayacağını duyurdu. Paralar altın, gümüş ve bakırdan üretilecek. 1 gümüş dirhem 1 dolara eşit olacak.Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) 'Dinar, Dirhem ve Fils' adını taşıyacak ve altın, gümüş ve bakır’dan üretilecek yeni parasını sosyal medya üzerinden tanıttı.IŞİD Devlet Hazinesi Divanı’nın açıklamasına göre, basımı yapılacak para, Müslümanlara empoze edilen ve onların birikimlerini ziyan eden uluslararası para ve sermaye piyasasından bağımsız olacak ve üretildiği metalden değerini alacak.Açıklamada, para basma kararının çok uzun değerlendirme sürecinden geçtiği ve bu konuda uzmanlar tarafından Şura Meclisi’ne sunulan kapsamlı yasa tasarısının incelenerek onaylandığı ifade edildi.IŞİD, paranın üç farklı birimden oluşacağını, üretim sürecinin ve para değeri biçmenin Hazine Divanı tarafından kararlaştırılacağını duyurdu.En küçük para Fils, 10 ve 20'lik olarak bakırdan üretilecek. Gümüşten üretilecek Dirhem 5-10 ve 20'lik olarak basılacak. En değerli maden altından üretilecek Dinar ise 1 ve 5'lik olacak.Altından üretilen 5 Dinar yaklaşık 1500 Türk lirasına tekabül edecek. Al Jazeera
Samsung, Altın Kaplama TV Üretti
Güney Koreli Samsung özel bir hayır kuruluşu için 78 inç boyutlarında kavisli UHD bir TV üretti. Televizyonun arka yüzü tamamen altın ile kaplandı ve özel bir tasarıma kavuştu.Samsung yaptığı duyuru ile birlikte özel üretim 78 inç boyutlarındaki kavisli Ultra HD televizyonunu tanıttı. Dünya üzerinde sadece tek bir şanslı kişinin sahibi olabileceği bu özel televizyonun büyük kısmı tamamen altın alaşımı ile kaplanmış. Altın vernik karışımı bir madde ile kaplanan cihazın üzerinde özel çizimler de yer alıyor.Hong Kong'da gerçekleştirilecek özel bir hayır etkinliği için özel olarak hazırlatılan ürün 2 kavuşacak. Güney Koreli sanatçı Sung Yong Hong tarafından Kore'nin özel vernik boyama tekniği olan 'Ottchil' ile süslenen 78 inç'lik UHD cihaz arka yüzünde Neolitik çağdan kalma bir çizim anlayışına ev sahipliği yapıyor. Bu boyama tekniği ise ' özel şeyleri korumak ve saklamak ' için kullanılmış.Samsung en önemli anıları ve mutlulukları 'saklamak' temasını kullanmak istediklerini belirtirken, altın vernik kaplamalı arka yüzeyde sinema tarihinin en önemli filmlerinden ikonik görüntüler kazınmış.Hong Kong'da gerçekleşecek ön sunum sonrası açık artırma ile satılacak bu özel televizyonun rekor bir fiyata alıcı bulması bekleniyor.ShiftDelete.Net
Türk Sineması 100. Yaşını Kutluyor
Türk sineması, ilk Türk filmi kabul edilen 'Ayastefanos Abidesinin Yıkılışı'nın bugün 100'üncü yaşını kutluyor.Osmanlı coğrafyasının beyaz perdeyle tanışmasından tiyatro kökenli ilk dönem filmlere, 'Fransız kızlar' için uygulanan ilk sansürden bir döneme damga vuran Muhsin Ertuğrul'a ve Yeşilçam'dan milenyumla yeniden ivme kazanan yerli filmlere Türk sineması, dünyanın en eski ulusal sinemaları arasında yer alıyor.İstanbul Şehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Peyami Çelikcan, araştırmacı ve yazarlar tarafından başlangıç alındığı tarih dolayısıyla zaman zaman tartışmaların odağı olan Türk sinemasına ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.Sinemanın bu topraklardaki geçmişinin çok daha eskilere dayandığını belirten Çelikcan, 'Bu yıl 100. yaşını kutladığımız sinemamızın geçmişi, İstanbul'da ilk film gösteriminin yapıldığı 1896'ya kadar uzanıyor. O yıl, Beyoğlu'nda başlayan sinema gösterimlerinin ardından geleneksel temaşa sanatının sergilendiği alanlarda film gösterimlerinin yapılmasıyla sinema seyircisi oluşuyor. Dünya sinemasının başlangıcının da Lumiere Kardeşlerin 1895'te Paris'te ilk filmlerinin seyirciyle buluşmasıyla başlatıldığı göz önüne alındığında, aslında Türk sinemasının başlangıcını da 1896 almak daha uygun olur' diye konuştu.Çelikcan, 1914'e gelene kadar Avrupalı sinemacıların Osmanlı coğrafyasına ilgisi dolayısıyla yüzyılın başından itibaren çeşitli çalışmalar yapıldığını, film çekim ve gösterimine ilişkin ilk yasal düzenlemenin hazırlandığını ve Osmanlı tebaasından Makedon asıllı Manaki Kardeşlerce 1911 yılında da belgesel filmler çekildiğini anlattı.Çelikcan, Osmanlı ordusunda görevli Fuat Uzkınay'ın 1914'teki çektiği ve günümüze ulaşan hiçbir kopyasının bulunmadığı filmin, dönemin koşulları dolayısıyla Türk sinemasının başlangıcı olarak referans alındığını söyledi.Beyaz perdeye ilk yansıma Yıldız Sarayı'ndaÖte yandan, AA muhabirinin çeşitli kaynaklardan derlediği bilgilere göre, Türk sinemasının bir asrı ise şöyle:Osmanlı Devleti, dünyanın ilk kez Lumiere Kardeşler'in 1895'te çektiği bir trenin gardan hareketini gösteren filme hemen ilgi göstererek, Yıldız Sarayı'ndaki ilk gösterimle bu topraklar 'büyülü dünya' ile tanıştı. Türk sinemasının ilk adımı ise 1.Dünya Savaşı'nın başladığı günlerde yedek subaylığını yapan Fuat Uzkınay'ın yönetmenliğinde 14 Kasım 1914'te propaganda amaçlı çekilen 'Ayastefanos'taki Rus Abidesinin Yıkılışı' belgeseliyle atıldı. Ardından, Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın emriyle 1915'te Merkez Ordu Sinema Dairesinin (MOSD) kurulmasıyla hem Türkiye'yi ziyarete gelen imparatorların gezi belgeselleri hem de birkaç öykülü film denemeleri yapıldı.Türk sinemasında ilk sansür 'Fransız kızları' için yapıldıDönemin sevilen tiyatro oyunu Leblebici Horhor ile 'Himmet Ağanın İzdivacı', 1916'da çekilmeye başlamasına rağmen savaş koşullarında vaktinde tamamlanamadı. Dolayısıyla Türk sinemasında yarım kalmadan çekilen ilk öykülü film, İstanbul'un işgaliyle MOSD'un sinemayla ilgili tüm malzemelerinin devredildiği Müdafaa-i Milliye Cemiyetinin Sedat Simavi'ye ısmarladığı 'Pençe' ve 'Casus' filmleri oldu. Türk sinemasında sansür ilk kez, İstanbul'un İtilaf devletlerinin işgali altında bulunduğu 1919'da çekilen 'Mürebbiye' filmine uygulandı. Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın aynı adlı eserinden Fuat Uzkınay'ın yapımcılığında beyaz perdeye aktarılan sessiz film, Fransız kadınları kötü gösterdiği gerekçesiyle yasaklanmasına rağmen gizlice gösterildi.Türk sineması ilk komedi film serisine ise 1921'de gösterilen 'Bican Efendi' ile kavuştu.Sinemada 'tek adam' dönemiİlk özel yapımevi Kemal Film'in kuruluşuyla Türk sinemasında yeni bir dönem başladı. Muhsin Ertuğrul, yurt dışında edindiği sinema tecrübesiyle uzun yıllar 'tek adam' olarak pek çok ilki hayata geçirdi. 'İstanbul'da Bir Facia-i Aşk' filmiyle Türk sinemasına adım atan Ertuğrul, aleyhlerinde çekildiği düşüncesiyle film setinin Bektaşilerce basıldığı 'Boğaziçi Esrarı', ilk kez Türk kadınlarının rol aldığı 'Ateşten Gömlek', ilk ortak yapım (Türk-Mısır-Yunan) 'İstanbul Sokaklarında' filmlerinin de aralarında olduğu yapımlara imza attı.Türk sineması ilk uluslararası ödülünü, Ertuğrul'un 1934'te ikinci kez perdeye uyarladığı 'Leblebici Horhor Ağa'nın Venedik 2. Uluslararası Film Şenliği'nde 'onur diploması'na layık görülmesiyle aldı.2. Dünya Savaşı'nın olumsuz etkisiyle 1939-1945 yıllarında çok az sayıda filmin üretildiği Türk sinemasının yerini yabancı filmlerin doldururken, 'Yerli Film Yapanlar Cemiyeti'nce 1948 yılında ilk kez düzenlenen yarışma sektöre canlılık getirdi.Sinemamızın 'altın çağı'Yüzyılın ikinci yarısından itibaren Türk sineması büyük bir atılım yaptı. Sinemacı Ömer Lütfi Akad'ın 1949 yılında çektiği 'Vurun Kahpeye', sektörü yeniden şekillendirdi. Tarihi filmler, roman uyarlamaları, şehir hikayelerinin de ağırlık kazandığı 50'li yıllarda bir sinema dili oluşturulmaya başlandı. Yönetmen Akad'ın parladığı bul yıllarda, Türk sinemasının da yıldızları yükselerek Ayhan Işık, Belgin Doruk, Zeki Müren, Fikret Hakan gibi isimlere kavuştu.Film üretim verimliliğinin en üst noktaya çıktığı 1960'lı yıllarda ise sinema ulusal bir kimliğe büründü. Yapım, üretim ve dağıtım gücü bakımından 'altın çağ' kabul edilen bu dönemde, 1963'ten itibaren renkli filmler ağırlık kazandı. Türk sineması, 1966 yılında 241 film üreterek dünya uzun metraj film üretimi sıralamasında 4'üncü oldu. Memduh Ün, Metin Erksan, Atıf Yılmaz, Ertem Eğilmez, Halit Refiğ gibi yönetmenlerin yanı sıra Cüneyt Arkın, Hülya Koçyiğit, Kartal Tibet, Yılmaz Güney, Fatma Girik, Türkan Şoray gibi oyuncular da sinema dünyasına adım attı.İlk 'Altın Portakal' ve 'Altın Ayı' ödülleriTürk sineması uluslararası ilk büyük zaferine, 1964'te Berlin Film Şenliği'nde 'Altın Ayı'yı kazanan Metin Erksan'ın 'Susuz Yaz' filmiyle ulaştı. Kültür ve Turizm Bakanlığınca bu yaz gerçekleştirilen 'En İyi 100 Film' anketinde halkın oymasıyla da birinci seçilen Susuz Yaz, Türk sinemasının en iyi filmi olarak yüzyıla damga vurdu. Aynı yıl Türk Film Prodüktörleri Cemiyeti ve Antalya Belediyesinin ortak girişimleriyle I. Antalya Film Festivali (Altın Portakal) düzenlendi.1965'ten itibaren, bir filmin 5-6 günde tamamlandığı, iç içe filmler çevrildiği 'hızlı' film furyası başladı. Günlük gazetelerde ve dergilerde yayınlanan çizgi romanlarla fotoromanların beyaz perdeye de yansıtılmasıyla başlayan avantür filmler modasıyla başta Killing olmak üzere Baytekin, Fantoma, Mandrake, Uçan Adam gibi filmler çekildi.Beyazperdede farklı türlerTelevizyonun evlere girmesinin sinemadan uzaklaşıldığı 1970'li yıllarda, bu zamana kadar çekilen melodramlar, komediler, sosyal içerikli dramlarla halkın içine giren, Ortadoğu ve Balkan ülkelerinde de izlenir hale gelen Türk sinemasının, çeşitli furyaların etkisiyle kalitesi düştü, sektör daralma sürecine girdi. Türkiye ve dünyadaki olayların etkisiyle 70'ler hem arabesk hem Almanya'ya işçi göçü dolayısıyla gurbet hem 'Karaoğlan', 'Malkoçoğlu', 'Tarkan'lı, 'Çeko', 'Zorro', 'Killing', 'Tom Miks', 'Süperman'li fantastik, avantür hem de erotik filmlerin çekildiği dönem oldu.Öte yandan, Atıf Yılmaz'ın 'Selvi Boylum Al Yazmalım', 'Kibar Feyzo', Lütfi Akad'ın 'Gelin', 'Düğün' ve 'Diyet' üçlemesi, Metin Erksan'ın 'Sensiz Yaşayamam', Erden Kıral'ın 'Kanal', Ali Özgentürk'ün 'Hazal', Yılmaz Güney'in 'Umut', 'Arkadaş' filmleri dönemin dikkat çeken yapımları arasında yer aldı.Türk sinemasında Ertem Göreç'in 'Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler'iyle ilk kez masal uyarlaması filmler görücüye çıkarken, Türker İnanoğlu'nun canlandırdığı 'Yumurcak', Menderes Utku'nun 'Afacan' filmleri de sinemada 'çocuk kahramanlar' ortaya çıkardı. Bu dönem ayrıca Şule Yüksel Şenler'in Huzur Sokağı romanından uyarlanan 'Birleşen Yollar'ın beğenilmesiyle din temalı filmler de bir biri ardına beyaz perdeye yansıdı.Sinemaya 'darbe' etkisiTürk sineması, 1980 darbesinin etkisiyle dönüşüm yaşarken, filmlerin başrol oyuncusu yerine yönetmeniyle anılmaya başlamasıyla 'Yeşilçam' dönemi sona erdi. Bunun yanı sıra 1980'lerin başlarında 70 civarında film üretilirken 1984'ten itibaren yıllık 100 filmin üzerine çıkıldı ve sanat filmlerine ağırlık verildi.Film festivallerinin kendi seyirci kitlesini oluşturmaya başladığı bu dönemde, Türk sineması Cannes Film Festivali'nin büyük ödülü 'Altın Palmiye'ye, ilk kez Şerif Gören ve Yılmaz Güney'in 'Yol' filmiyle 1982'de sahip oldu.1990'lar 'Eşkıya' ile canlandıTürk sinemasının krize girdiği 1990'lı yıllarda film üretimi sayısı yılda 10'a kadar düştü. Sinemaların kapandığı, televizyon kanallarının çeşitlendiği, VCD-DVD'lerle alternatif izleme alanlarının ortaya çıktığı dönemde Türk sineması kimlik arayışına girdi.Yönetmenlerin daha gerçekçi ve yaşamın içinden küçük öykülerin anlatıldığı yapımlara yöneldiği bu dönemde televizyon kanallarının desteğiyle de pek çok film üretildi.Yavuz Turgul'un 1996'da çektiği 'Eşkiya' filmi 90'ların en önemli yapımı olurken, Türk sinemasının yeniden zirveye çıkması için gereken ivmeyi sağladı.Sinan Çetin'in 'Berlin in Berlin', Ömer Vargı'nın 'Her Şey Çok Güzel Olacak', Mustafa Altıoklar'ın 'Ağır Roman', Derviş Zam'in 'Tabutta Rövaşata', Reha Erdem'in 'Kaç Para Kaç', Tomris Giritlioğlu'nun 'Salkım Hanımın Taneleri' dönemin dikkat çeken yapımları arasında yer aldı.Milenyumun bereketiTürk sineması tırmanışa geçtiği 2000'li yıllarda ilk önemli başarısını, Nuri Bilge Ceylan'ın Uzak filminin 2003'te Cannes Film Festivali'nde 'Jüri Büyük Ödülü'nü kazanmasıyla yakaladı.Özellikle 2005'ten itibaren film üretim sayısında artışın yanı sıra yerli film seyircisi de sinemaları doldurdu. Rekorların kırıldığı bu yıllarda, Türk sineması bugüne kadarki en büyük gişesine ise 7 milyonu aşkın kişinin izlediği 'Recep İvedik 4' filmiyle ulaştı.2005 yılında 30 milyona yaklaşan sinema seyircisi sayısı geçen yıl 50 milyonu geçti. Vizyon gelirinin 505 milyonu aştığı sektörün toplam büyüklüğü ise 2 milyar lirayı aştı.Sektör, 2013 yılı itibariyle 620 sinema binası, 2 bin 170 sinema perdesi ve 271 bin 250 sinema koltuğuyla sinemaseverlere hizmet veriyor.Tuğba Özgür Durmaz | AA
Reklam