Sabah: 'Abdullah Gül'ün Telefonu İki Yıl Dinlendi'
Sabah gazetesi, 17-25 Aralık operasyonlarının ardından dinlenmediği yönünde değerlendirmeler yapılan eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gü l' ün telefonunun 2 yıl süreyle dinlendiğini öne sürdü. Gazetenin Aliye Çetinkaya imzasıyla manşetten duyurduğu habere göre, TİB'de yapılan illegal dinlemelere ilişkin soruşturmada MGK Genel Sekreterliği'nin yaptığı eşleştirmeler sonucu Abdullah Gül 'e 2012'de verilen K2 Kriptolu telefonun, 2014'ün Şubat ayına kadar '4649' koduyla 2 yıl süreyle dinlendiği saptandı.TİB'de yapılan illegal dinlemelere yönelik incelemeler kapsamında savcılık, kimin kullandığı tespit edilemeyen bazı kriptolu telefon numaralarının sahipleriyle ilgili bilgileri Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreterliği'nden istedi. MGK, kriptolu telefonların numaraları ile TİB'de bulunan IMEI'ler üzerinde eşleştirme yaptı. Yapılan çalışmalar sonrasında 'Gizli' ibareli, mühürlü bir zarfla savcılığa hangi IMEI numarasının kime ait olduğu ve ne kadar süre kullanıldığı bilgisi gönderildi.MGK'nın tespitlerine göre 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e ait sonu '4649' ile biten IMEI numaralı kriptolu telefonun da dinlendiği anlaşıldı. Gül'e 2012 yılında verilen K2 Kriptolu telefonunun 2014'ün Şubat ayına kadar '4649' koduyla dinlendiği belirtildi.Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ve Gölbaşı Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kriptolu telefonların dinlenmesine yönelik yürütülen soruşturmalar kapsamında daha önce TİB'de dinlendiği tespit edilen 76 kriptolu telefonun 26'sının MİT ve Genelkurmay'ca iç ve dış operasyonlarda kullanılan kriptolu telefonlar olduğu tespit edilmişti. Bilirkişinin, TİB'de illegal dinlemelere ilişkin silinen dijital veri tabanını kurtarma çabaları sırasında kriptolu telefonlara ait IMEI numaraları tespit edilmişti. Yapılan incelemede Cumhurbaşkanı Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Necdet Özel, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve bakanlara ait kriptolu telefonların belirli periyotlarla aylarca dinlendiği ortaya çıkmıştı.TBMM Başkanı Cemil Çiçek , Dışişleri Bakanlığı döneminde Başbakan Ahmet Davutoğlu , Genelkurmay Başkanı Necdet Özel , MİT Müsteşarı Hakan Fidan , AYM Başkanı Haşim Kılıç, eski bakan Ömer Dinçer , Enerji Bakanı Taner Yıldız, eski Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay , İçişleri Bakanı Efgan Ala , eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, eski Adalet Bakanı Sadullah Ergin , Başbakan yardımcısı Bülent Arınç , Tarım Bakanı Mehdi Eker, Orman Bakanı Veysel Eroğlu , Başbakan Yardımcısı Ali Babacan , Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz , Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı , eski Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım , eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan , Adalet Bakanı Bekir Bozdağ , eski Aile Bakanı Fatma Şahin , Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Ortadoğu danışmanı Sefer Turan , eski Gümrük Bakanı Hayati Yazıcı.T24
TÜSİAD Başkanı Dinçer: 'Hükümet Yargı Konusunda Bize Kulak Vermeli'
Haluk Dinçer: Uzun dönemli bir büyümenin sağlanması için sanayi sektörünün milli gelirde payının artırılmasının son derece önemli olduğu kanaatindeyizTürk Sanayicileri ve İşadamları Derneği Başkanı Haluk Dinçer , 'Bizim gibi özgürlükçü ve sadece çağdaş ilkeleri referans alan kuruluşların bu dönemde sesine daha fazla kulak verilmeli. Biz 82 Anayasası’nın getirdiği yapıya da, 2010 Referandumu’nda yargı bağımsızlığı ile ilgili düzenlemeye de, bu sene başında HSYK Kanunu’nda yapılmak istenen değişikliğe de karşıydık' dedi.Radikal'den Jale Özgentürk 'e konuşan Dinçer, ekonomide yaşanan dalgalanmayı, hukuk sistemini, başörtüsü serbestisi hakkındaki görüşlerini aktardı.Özgentürk'ün 'TÜSİAD Başkanı'ndan hükümete: Sesimize kulak verin' başlığıyla yayımlanan (5 Ekim 2014) söyleşisi şöyle:Dinçer 2015 te tekrar aday olup olmayacağına ilişkin soruyu Şu an sorumluluğum 2013-2014 TÜSİAD Programını başarıyla sonlandırmak' yanıtını veriyor.TÜSİAD Başkanı Haluk Dinçer, parlamento ve hükümetin iş dünyası, STK'lar, sendikalar gibi kurumlara kulak kabartmasını ve bunun bir kültür olması gerektiğini belirtiyor.TÜSİAD'a haziran ayında başkan olan Haluk Dinçer, 2015 başına kadar sürecek görev döneminde eski başkanlardan farklı pozitif bir muhalefet sürdürüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Ahmet Davutoğlu ile göreve başladığından beri birkaç kez bir araya gelen Dinçer, 'daha ılımlı' algısını şöyle yorumluyor:'Eski yönetime göre daha ılımlı bir durum algısı var ise bu durumu, görüş alışverişi sürecinin daha verimli, daha yapıcı olduğu anlamında yorumlamak mümkün. Bu arada hükümetlerimizin, parlamentonun sivil topluma, iş dünyası örgütlerine, sendikalara, düşünce kuruluşlarına daha fazla kulak kabartmasını, yapıcı eleştirilerden yarar sağlamasını ve bu sürecin bir içselleşmiş bir kültür olmasını bekliyoruz.'Dinçerle başkanlık dönemi ile Türkiye'nin farklı sorunlarına ilişkin görüşlerini konuştuk:Türkiye’de içeride ve dışarıda sıkıntılı gelişmeler var. Dövizde artış sürüyor. Ekonomi nasıl etkilenecek?2013 yılı Mayıs ayında başlayan küresel finansal belirsizlikler neticesinde, Türkiye de dâhil olmak üzere tüm gelişmekte olan ülkelerin para birimlerinde değer kayıpları, kur artışları yaşandı. Bazı iyileşmelere rağmen artış sürüyor. 2014’te dünya genelinde devam eden risk algısındaki bozulma, cari açığı yüksek, yani dış finansmana bağlı, Türkiye de dahil gelişmekte olan ekonomiler açısından olumsuz gelişmelerin başında geliyor. Bu artışların Türkiye ekonomisine en belirgin olumsuz yansıması kur-enflasyon geçişkenliğinde gözlemleniyor. Enflasyon Merkez Bankası’nın yılsonu hedefi olan yüzde 5’in bir hayli üzerinde seyrediyor. Bu çerçevede, döviz kuru hareketliliği ve Merkez Bankası’nın sıkı para politikası, fiyat istikrarı açısından dikkatlice izlememiz gereken alanlar.Kur artışları elektrik ve doğalgaza zam olarak yansıdı…Elektrik ve gazdaki artışın dolaylı etkisi maliyet artışlarının yarattığı baskı olacaktır. Bu maliyet artışı nihai ürünlere de yansıyacaktır. Bu doğrudan ve dolaylı etki neticesinde enflasyonun baskı altında olması ihtimaldir. Biz yine de enflasyonun 2015’te düşmesini beklemekteyiz. Ancak en önemli konu şudur: Enflasyon son kertede bir parasal genişleme olgusudur ve sıkı para politikası, orta dönemli enflasyon hedefinin en önemli güvencesidir…Türkiye son yıllarda gayrimenkule dayalı büyüme gösterdi. Şimdi tartışılıyor.Türkiye son 10 yılda ekonomi politikalarında önemli reformlarla ciddi bir değişim gösterdi. Bu değişim süresinde kuşkusuz gayrimenkul ve hizmet sektörü de ön plana çıktı. Gayrimenkulde rant ve kârlılık son dönemlerde çok yükseldi, haliyle yatırımcı bu sektöre yöneldi. Banka kredilerinde de son on yılda, sanayi yatırımlarına sağlanan kredilerin toplam kredilerdeki payı yarı yarıya azalırken, inşaat ve konut yatırımlarına verilen kredilerin payı iki katına çıktı. Uzun dönemli bir büyümenin sağlanması için sanayi sektörünün milli gelirde payının artırılmasının son derece önemli olduğu kanaatindeyiz.Sanayi nasıl yeniden güç kazanacak?Hukuki belirsizlikler, esnek olmayan işgücü piyasası, yatırım yerinin tespiti, finansman kaynaklarına erişim, fikri ve sınai mülkiyet haklarının korunması ve yatırım teşviklerinin yetersizliği gibi engelleri kaldıracak politikaların oluşturulması gerekmekte. Diğer yandan sınırlı tasarrufları eriten ve rant ekonomilerine olanak sağlayan düzenleme, politikalar süratle gözden geçirilmeli ve bu sürdürülemez inşaat bağlantılı genişleme, kontrol altına alınmalıdır.Tüm kurumlar 2023 yılı hedefleri üzerine çalışıyor. Hedefleri nasıl değerlendiriyorsunuz?Öncelikle ülkelerin orta-uzun dönemli hedefler belirlemesi, stratejik planlar üretilmesi kalkınma disiplini açısından çok değerli. Bu bir gelişmişlik göstergesi... Hedefler de iddialı olmalı, iddiasız hedef heyecan yaratmaz. 2023 hedefleri de iddialı. Bu hedeflere nasıl ulaşılacağı aynı derecede önemli. Elbette, hedeflerin kontrol edilemeyen dışsal parametreleri var. Örneğin, yakın coğrafyamızdaki jeo-stratejik dalgalanma, AB’nin içinde bulunduğu iktisadi krizden çıkış süresi veya hammadde fiyatlarında ortaya çıkacak olağanüstü dalgalanmalar yeni parametreler. Bu nedenle hedeflerin sürekli gözden geçirilmesi, gerekirse revize edilmesi, toplumsal heyecanın korunması açısından gerekli olabilir.Siz o tarihte nerede görmek istiyorsunuz Türkiye'yi?Biz 2023’te Türkiye’yi bugünkünden çok daha rekabetçi, orta-üst teknoloji bandında daha fazla mal ve hizmet üreten, sanayisinin ekonomi içindeki payını yüzde 20’lerin oldukça üzerine çıkartmış, kadınlarda iş gücü katılımını 10 puan kadar yukarı çekmiş, kayıtdışı ekonomi oranını ihmal edilebilir bir düzeye indirebilmiş, Kopenhag Siyasi Kriterlerini tümüyle karşılamış ve AB’ye tam üye olabilecek bir ülke olarak görmek istiyoruz, çabamız da bu yöndedir. Bu ulaşılabilir bir hedeftir. 62. Hükümet Programı da bu yönde atılacak adımlarla paraleldir. Önemli olan işbirliği anlayışıyla, sabırla, tahammüllü ve odaklı olarak çalışmaya devam etmek.Türkiye'nin ekonomi dışında en büyük sorunu hukuk sistemi. Siz de sık sık vurguluyorsunuz.Türkiye’de yargının mevcut durumunu da aşan bir hukuk sorunu var. Gündemin ilk sıralarındaki konudan bahsedecek olursak yargının siyasallaşması -veya yargıya çok haksızlık etmeyelim-, yargının günlük siyasi tartışmanın aracı haline getirilmesi sorunu acil çözüm bekliyor. Hiçbir kesim yargının işleyişinden memnun değil. Bugünkü iktidar da memnun değil.Ne yapılmalı?Bizim gibi özgürlükçü ve sadece çağdaş ilkeleri referans alan kuruluşların bu dönemde sesine daha fazla kulak verilmeli. Biz 82 Anayasası’nın getirdiği yapıya da, 2010 Referandumu’nda yargı bağımsızlığı ile ilgili düzenlemeye de, bu sene başında HSYK Kanunu’nda yapılmak istenen değişikliğe de karşıydık.Çünkü bunların hiç biri yargıya müdahaleden uzak, rahat bir çalışma ortamı sağlamıyor hep belli denge hesapları gözetiyordu. Yapı değişecekse, bunun yasama veya yürütme etkisini artırıcı yönde olmaması, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleri ışığında yapılması lazım.Eğitimde kılık kıyafet konusunda yeni kararlar alındı. 10 yaşındaki çocukların da türban takabilmesine imkan sağlandı. Kararları nasıl yorumluyorsunuz?Bugüne kadar, Türkiye’de eğitimin kapsayıcılığıyla, yaygınlığıyla ilgili önemli reformlar gerçekleştirildi. Eğitimi kalkınmanın en temel taşıyıcı unsuru olarak görüyoruz. Kalitesinin arttırılması gerektiğine de dikkat çekmeye çalışıyoruz. Bu konu bizim için öncelikli ancak eğitim alanını düzenleyen kuralların konmasında, devletin, toplumun çeşitli kesimlerinin taleplerine duyarlılıkla yaklaşması ve özgürlük alanını herkese açmasını arzu ediyoruz.Yaklaşım doğru değil mi?Son günlerde kamuoyunda gündeme gelen, Milli Eğitim Bakanlığı’na Bağlı Okul Öğrencilerinin Kılık Kıyafetlerine Dair Yönetmelik’in de bu anlayışla ele alınması gerektiğine inanıyoruz.Geçen yıl, okullarda serbest kıyafet düzenlemesi ve velilerin çoğunluğunun muvafakatiyle okul kıyafeti belirlenebilmesi imkanı getirilmişti. Bununla birlikte, ilgili düzenleme 4'üncü madde*de (açıklama en altta) yer alan, öğrencilerin kılık kıyafetinin nasıl olacağına dair ayrıntılı düzenlemeler, ailenin iradesi ve çocukların arzusunu kısıtlayıcı niteliktedir. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme de dikkate alındığında, özgürlüklere en uygun yaklaşımın, ilgili yönetmelikteki sınırlamaların tümüyle kaldırılması olduğunu düşünüyoruz. Vatandaşlarımız, ebeveynler ve çocuklarımız, okul kıyafeti konusunda kendilerine uygun olan en doğru kararı verecektir.Türkiye'nin eğitimde ihtiyacı nedir?TÜSİAD olarak Türkiye’nin eğitim konusunda ihtiyacı olan en önemli alanın yaygınlaşan eğitimin niteliği olduğuna inanıyoruz. Maalesef eğitimin niteliği konusunda arzu ettiğimiz yerde değiliz. Nitelikli eğitim demek, sadece nitelikli istihdam demek de değildir. Nitelikli demokrasi, nitelikli toplum, nitelikli öğretmen, yani nitelikli birey demektir. Genç ve dinamik nüfusumuza, temel bilimlerde yetkinleşmeyi, sorgulama ve analitik düşünceyi, yaratıcılık ve yenilikçiliği kazandırmaya ihtiyacımız var.TÜSİAD Başkanı olarak biraz daha ılımlı mesajlar veriyorsunuz. Ya da öyle algılanıyor. Bir tavır değişikliğinden söz edebilir miyiz?TÜSİAD olarak sadece politikalar temelinde parlamento ve hükümetle görüş alışverişinde bulunuruz. Demokratik standartların geliştirilmesi, Türkiye’nin rekabet gücünü artıracak olan makro ve mikro reform ajandası üzerinde çalışırız. Hiçbir yönetimin farklı bir ajandası olmaz. Dolayısıyla, TÜSİAD duruş ve tutumunun, ılımlı olmak sert olmak veya çatışmacı olmak barışçı olmak gibi bir eksende değerlendirilmesini kabul edemeyiz. Eski yönetime göre daha ılımlı bir durum algısı var ise bu durumu, görüş alışverişi sürecinin daha verimli, daha yapıcı olduğu anlamında yorumlamak mümkün. Bu arada hükümetlerimizin, parlamentonun sivil topluma, iş dünyası örgütlerine, sendikalara, düşünce kuruluşlarına daha fazla kulak kabartmasını, yapıcı eleştirilerden yarar sağlamasını ve bu sürecin içselleşmiş bir kültür olmasını bekliyoruz.DEİK’te çalışmalara devam edecek misiniz? Yabancı muhataplarınız nasıl algıladı durumu?DEİK, Türk iş dünyasının yurtdışına açılımı doğrultusunda oldukça faydalı hizmetler yürüten bir hizmet kurumu. Gerek iş konseylerinde yer alan iş insanları, gerekse yetişmiş kadroları ve kurumsal hafızası ile önemli bir deneyime sahip. Bu değerler korunduğu takdirde DEİK’in yeni statüsü ile çalışmalarına devam etmemesi için hiç bir sebep yok. Yapılan açıklamalardan anladığımız da, bu deneyimin korunacağı yönünde. Yabancı muhataplarımızla bu konu özelinde görüşmüş değiliz. TÜSİAD olarak DEİK ile çalışmalarımıza devam edeceğiz. Yeter ki, kamu dışındaki kurumların hangisi hizmet kurumudur, hangisi temsil kurumudur, hangisi özeldir hangisi yarı kamudur? Bu konularda kafa karışıklığına mahal veren düzenleme ve uygulamalar olmasın.Haluk Dinçer'in kaldırılmasını istediği 4'üncü maddenin kapsamı şöyleKılık ve kıyafet sınırlamaları MADDE 4 - (1) Öğrenciler;a) Öğrenim gördükleri okulun arması ve rozeti dışında nişan, arma, sembol, rozet ve benzeri takılar takamaz,b) İnsan sağlığını olumsuz yönde etkileyen ve mevsim şartlarına uygun olmayan kıyafetler giyemez,c) Yırtık veya delikli kıyafetler ile şeffaf kıyafetler giyemez,ç) Vücut hatlarını belli eden şort, tayt gibi kıyafetler ile diz üstü etek, derin yırtmaçlı etek, kısa pantolon, kolsuz tişört ve kolsuz gömlek giyemez,d) Siyasî sembol içeren simge, şekil ve yazıların yer aldığı fular, bere, şapka, çanta ve benzeri materyalleri kullanamaz ve giysileri giyemez,e) Okul içinde baş açık, saçlar temiz ve boyasız olarak bulunur, makyaj yapamaz, bıyık ve sakal bırakamaz. 3üncü maddenin altıncı fıkrası hükümleri saklıdır.T24
Galatasaray Moral Depoladı
Suat Altın İnşaat Kayseri Erciyesspor ile Galatasaray Spor Toto Süper Lig'in 5.haftasında kozlarını paylaştı.Kadir Has Stadı'nda oynanan zorlu mücadelede sarı-kırmızılılar 2-1'lik galibiyete ulaştı.Galatasaray'ın gollerini 52. dakikada Burak Yılmaz ile dakikalar 67'yi gösterdiğinde frikikten Wesley Sneijder kaydederken, Erciyesspor'un golü 81'de Caner Osmanpaşa'dan geldi.Alınan bu sonucun ardından Erciyesspor 3 puanda kalırken Galatasaray ise 10 puana yükseldi.Ligin bir sonraki haftasında Bülent Korkmaz'ın öğrencileri deplasmanda Gençlerbirliği ile karşılaşacak olurken, sarı-kırmızılılar Türk Telekom Arena'da Fenerbahçe'yi ağırlayacak.ERCİYES'TE 2 EKSİKEv sahibi Erciyesspor'da sakatlıkları bulunan Jacques Zoua ve İlhan Parlak bu karşılaşmada forma giyemedi.Konuk ekip Galatasaray'da ise sakat ve cezalı oyuncu bulunmazken Emre Çolak, Gökhan Zan, Hakan Balta ve Bruma teknik direktör Cesare Prandelli tarafından Kayseri'ye gelen kafileye dahil edilmedi.ESKİ TAKIMINA KARŞIGalatasaray teknik direktörü Cesare Prandelli, sezon başında Erciyesspor'dan transfer edilen Yasin Öztekin'e ilk 11'de görev verdi.Geçen sezon Erciyesspor formasıyla gösterdiği performansın ardından sezon başında Galatasaray'a transfer olan Öztekin'i, Prandelli eski takımına karşı yapılan maçta ilk 11'de görevlendirdi. Öztekin, ileri uçta Burak Yılmaz ve Olcan Adın ile takımı için gol aradıNECATİ HARCADIErciyesspor, Galatasaray'ın ataklarını engellerken bir yandan da rakip kalede gol aradı. İlk tehlike Necati Ateş ile geldi. 14. dakikada ceza alanı üzerinde Muslera ile karşı karşıya kalan Necat'nin şutuna Chedjou müdahale ederken mutlak bir golü önledi.YASİN NET FIRSATI HARCADI!Kanatlardan etkili olmaya çalışan Galatasaray, rakip kalede gol arasa da ilk devrede sadece net 1 fırsat yakalayabildi.Felipe Melo, savunma arkasına koşu yapan Yasin Öztekin'i topla buluştururken, net bir gol kaçtı. 24. dakikada ceza alanı içinde kaleci Gökhan ile karşı karşıya kalan orta saha oyuncusu, topu kalecinin üzerine vurunca skor 0-0'da kaldı.İlerleyen dakikalarda daha dengeli bir oyun oynanırken savunma oyuncularının başarılı hamleleri, etkili pozisyonları önledi ve ilk devre golsüz tamamlandı.BURAK YILMAZ ÖNCE KAÇIRDI, SONRA...Galatasaray ikinci devreye etkili başlarken henüz ilk dakikalarda Burak Yılmaz gole yaklaşan isimdi.Rakip savunma arkasına çok iyi kaçan Burak'a atılan pasta golcü futbolcu topu göğsüyle alıp ceza alanına girdi ama karşı karşıya pozisyonda vuruşu sağ direğin dibinden dışarıya gitti.Sarı-kırmızılılar golü ise kornerden buldu! 52. dakikada kullanılan köşe vuruşunda Selçuk'un ceza alanına ortasında Semih topu kafasıyla kale sahasına indirdi. Burak topu kontrol etmek isterken top biraz yükseklik kazandı ama Burak yükseklik kazanan topu ayağıyla ağlara gönderdi.SNEIJDER FRİKİKTEN YAZDITeknik direktör Cesare Prandelli son yarım saatlik bölümde Yasin'in yerine Hamit Altıntop'u oyuna sürdü. Erciyesspor'da ise Edinho ve Kader Mangane oyundan çıkarken Cem Can ve Barış Memiş sahaya girdi.Değişikliklerin ardından Galatasaray'da Wesley Sneijder skoru 2-0'a taşıdı. 67. dakikada kaleyi karşıdan gören noktadan şutunu çeken Sneijder, Gökhan'ı mağlup ederek harika bir frikik golüne imzasını attı.MELO ISKALADI, FARK 1'E DÜŞTÜSon bölümde savunmasında ciddi boşluklar veren ev sahibi ekip, sarı-kırmızılılara birçok fırsat sağladı ancak Galatasaray hücumda organize olamayınca goller kaçtı.Ev sahibi ekip 81'de kullandılan kornerde ise farkı 1'e düşürdü. Ceza alanına yapılan ortada savunmanın karşıladığı topu ceza alanı içi son çizgi yakınlarında Murat aldı ve kale sahasına pasını verdi. Melo'nun ıska geçtiği topa Caner yakın mesafeden vurarak golünü attı.Son dakikalarda Erciyesspor daha fazla risk alırken, Prandelli; Sneijder'in yerne Dzemaili'yi oyuna aldı.Çabalar sonuç vermezken mücadele Galatasaray'ın 2-1'lik üstünüğüyle bitti.Sporx
Can Candan, Altın Portakal Belgesel Jüri Başkanlığı'ndan Çekildi
‘Gezi belgeseli ‘ Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek’in Altın Portakal Film Festivali’nde sansürlenmesine karşı ilk somut tepki, Ulusal Belgesel Yarışması Ana Jüri Başkanı Can Candan’dan geldi. Candan, yönetmenliğini Reyan Tuvi’nin yaptığı belgesel filmin sansürlenmesine tepki olarak görevinden çekildi.Belgesel yarışması ana jüri başkanı, “Sansürün, sorumsuzluğun, manipülasyonun ve baskının olduğu yerde ben yokum” ifadelerini kullandı.Candan, yaptığı yazılı açıklamada yaşanan süreci dikkatle takip ettiğini belirtip, festival komitesinin ön jürinin iradesine müdahale etmesinin meşrulaştırılmaya çalışıldığını ve festival yönetiminin de sorumluluğu yönetmenin üzerine atarak sansüre ek olarak bir de Tuvi üzerinde baskı oluşturduğunu vurguladı.Candan , “Varılan bu noktada Ulusal Belgesel Film Yarışması Ana Jüri Başkanı olarak benim gönül rahatlığıyla görevime devam edebilmem ve 51. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin bir parçası olabilmem mümkün değildir” ifadelerini kullandı.AKP’li Antalya Büyükşehir Belediyesi’nce düzenlenen festivalin yönetimi, Reyan Tuvi’nin belgeselini ön jüri tarafından yarışmaya değer bulunmasına rağmen Türk Ceza Kanunu’nun şahsa ve cumhurbaşkanına hakaret suçlarını düzenleyen ‘125. ve 299. maddelerine aykırı ifade ve içerik’ nedeniyle yarışma programına alınmamıştı. Yönetimin bu kararı, ön jüride bulunan üç ismin yazılı açıklamasıyla ortaya çıkmıştı.Yönetim dün yazılı bir açıklamayla kararını filmde ‘insan haklarının rencide edilmesi’ ne bağlarken, aynı zamanda festival komitesinde görev alan SİYAD Yönetim Kurulu Genel Başkanı Alin Taşçıyan da Diken’e ortada sansür değil, filmi korumaya yönelik bir karar bulunduğunu söylemişti.SİYAD üyesi 59 yazar da bugün yazılı açıklamayla sansürü protesto edip, ‘Çağdışı, kabul edilemez’ demişti.Bir protesto da festivalde jüri üyesi olarak görev yapan 11 isimden gelmiş, ortak açıklamayla, kararın geri alınması istenmişti.Ulusal Uzun Metraj Film Yarışma Jüri Başkanı Yılmaz Erdoğan ise ‘ortaya karışık’ konuşmuş, bir yandan, “Sansür varsa ben yokum” derken, bir yandan da, kendisinin söz konusu kararla ilgisinin bulunmadığını söyleyip filmin tekrar değerlendirilerek uzlaşmaya varılmasını önerdi.Diken
MOD | Türk Yapımı Kısa Film
1987 yılında Bodrum’da doğan ve bu güne kadar yayınlanmış 3 kitabı bulunan Deniz Tarsus, sinema alanında da edebiyattaki kadar iddialı olduğunu MOD filmiyle bizlere gösteriyor.Yeryüzündeki dengelerin bozulduğu, insanların hayal kurmaya güçlerinin kalmadığı bir dönemde, kendilerine zarar verme pahasına bir makinadan destek alıp mutlu gelecek hayallerine erişen bireylerin hikayesi bu. Distopik olarak nitelendirebileceğimiz MOD, hikayesi kadar hikayenin işlenişiyle de övgüyü hak ediyor. Ülkemizde çekilen bazı uzun metraj filmler bile görsel efekt anlamında çok amatörken, imece usulü çekilen bu kısa filmde her saniyenin ayrıntılı bir şekilde düşünülüp, üzerinde ince ince çalışıldığı belli oluyor. Filmin görsel efektlerini yapan Ethem Onur Bilgiç’in görüntü yönetmenliğini de üstlenerek temelden müdahele edebilmesi ortaya çıkan sonucun bu kadar başarılı olmasında önemli bir etken olmuş. Mekan, kostüm, aksesuar gibi incedetayların atmosferi destekliyelim derken sırıtma ihtimali çok yüksektir fakat MOD’da, bütün bunlar olabildiğine sade ve tamamlayıcı. Filmde fon olarak kullandığı karanlık gelecek tablosunun ucunu özelikle açık bırakan Tarsus, asıl derdinin o dünyada yaşayan birisinin hikayesi olduğunu söylemeye çalışıyor bize.    Sanat alanında kaliteli üretimin imkanlardan ziyade, harcanılan enerjiyle doğru orantılı olduğuna inanırım. MOD, bu durumun en güzel örneklerinden. 2013 yılında Cannes Film Festivali’nde Türkiye Masası’ndada gösterilen, yerli ve yabancı festivallerde gösterilmiş ve çeşitli ödüller de toplamış olan film, bu günlerde Varvara isimli, sünger avcılarının hikayesini işleyecek bir belgesel üzerinde çalışan Deniz Tarsus ile tanışmak için güzel bir fırsat.
Gürkan Şef'ten Kurban'da Lezzet Tüyoları
Kurban Bayramı gelir de kavurma yapılmaz mı? “Bir türlü beceremiyorum, ya lastik gibi ya da taş gibi oluyor.” diyenler için ete dair ne varsa Türkiye’nin diplomalı ilk kasabı, ünlülerin etçisi Gürkan Şef’e sordum. Hem kavurdu hem cevapladı.Yemek Bahane'nin bu haftaki konuğu Türkiye'nin ilk diplomalı kasabı Gürkan Topçu. Nişantaşı'ndaki mekanında ziyaret ettiğim Gürkan Şef bildiğiniz üzere kısa süre önce Kanal Türk ekranında ‘Mangal Zamanı' adlı yeni bir programa başladı. Her hafta bir ünlüyle mangal eşliğinde sohbet eden ve izleyicileriyle mangal yapımına dair püf noktaları paylaşan ‘etin jönü’nü yakalamışken ve hazır da Kurban Bayramı'yken ete dair bilinen bilinmeyen ne varsa sordum. Nefessiz geçen söyleşimiz sonrası Kurban Bayramı'nın olmazsa olmazı kavurma pişirdi Gürkan Şef, her adımında yapılan hataları anlattığı kavurmayı yedirmeden de göndermedi bizi. Bu arada suşiden hoşlanmayan şefimiz kendi icadı etşisini ve son günlerde ünlü futbolcularla meşhur olan ilik suyunu da tattırdı bana. Et suyunu meyve suyu gibi içmek biraz garip gelse de hoşuma gitti. Etşiye gelince benim gibi karpaçyodan hoşlanmayanlara şiddetle tavsiye ederim. Dış panesi susamla, iç dolgusu ise göbek marul, özel bir sos, salatalık ve avakodo ile yapılan, yanında galeta ve soya sosuyla servis edilen etşiye bayıldım. Kısa keseyim. Biliyorum daha et kesecek kavurma yapacaksınız. Son bir tavsiye; bu röportajı okumadan kavurma pişirmeyin sakın. Zira Gürkan Şef bir sürü tavsiyesi var sizlere. Bayramınız mübarek, kavurmanız lezzetli olsun.Türkiye’nin diplomalı ilk kasabısınız. İngiltere’de et akademisini bitirmişsiniz. Kasaplık hayalleri süsleyecek bir meslek değil. Çocukken sorduklarında kasap olmak istiyorum demiyordunuz herhalde değil mi?Hayır, ama yalnızca et yemeği değil doğramayı da çok severdim. Ailem gıda işiyle uğraşıyor. Sebze meyve topluyor. Bu açıdan mutfağa uzak değildim. Ama etle ilgilenen yoktu. Kurban bayramlarında çocuklar hayvan kesilirken uzaklaşır ya da uzaklaştırılır. Ben acayip meraklıydım. Durur izlerdim. 11 yaşımda başladım et doğramaya. Kasapla birlikte deri yüzerdim. Denizliliyim, Anadolu’da büyümüş biri olarak antrikot, bonfile vs. nedir bilmem zordu ama kendi kendime et keşfi yapardım. Burası çok lezzetli, burası çok yumuşak derdim.Anneniz kızmaz mıydı et doğramanıza?Hayır, 13 yaşıma geldiğimde evde etle ilgili bütün işleri ben yapar, etleri ben doğrar olmuştum.İtalya’ya mutfak eğitimi almaya gidip bir ay sonra geri dönmüşsünüz. Makarna ve pizza kesmedi mi sizi?(Gülüyor) Aynen. Makarna ve pizza değildi içimdeki aşk. Doğru zamanda doğru insanlarla tanıştım ve kararımı et eğitimi almaktan yana kullandım. Cenab-ı Allah yeniden dünyaya getirse yine bu mesleği seçerdim. Günde abartısız en az 16 saat çalışıyorum.Gözünüzü et bürümüş desenize…(Gülüşmeler) Kırmızı etle ilgilenmeyi de, yemeyi de çok seviyordum. Etçilim, aslan burcuyum.Et okulu açarsınız artık…İnşallah. 2015 yılı hedeflerim arasında hem bir et sanatları akademisi hem de kırmızı et ve steak hakkında A’dan Z’ye her türlü bilginin yer aldığı bir kitap projesi var. Akademi projesiyle hem bu mesleğe gönül vermiş gençlere eğitim vereceğiz hem de şubelerimizde çalıştırılmak üzere kendi şeflerimizi yetiştirmiş olacağız.Eskiden ayağını bacağını kıran, ya kırıkçıya ya çıkıkçıya giderdi. Şimdi kırığını alan size geliyor…(Gülüyor) Et suyu daha doğrusu ilik suyu içmeye geliyorlar. Kemikler çabuk kaynasın, güçlensin diye. Aslında herkesin bildiği bir şey ama ünlü futbolcular içti diye patladı bir anda. Ayrıca sadece bu maksatlı değil, et yemeye başlamadan önce minik shot bardaklarında bundan ikram ediyoruz ki midemiz ete hazırlansın. Kış mevsimi için ise doğal antibiyotik.Fenerbahçeli futbolcu Caner Erkin, sakatlığı sonrası sizden 12 litre et suyu satın almıştı. Ne var Allah aşkına içinde bu kadar etkili?Kaval kemiklerini kök sebzelerle birlikte 72 saat boyunca kaynatıyoruz. Ardından süzüp 1 gün dinlendiriyoruz. İçinde inanılmaz bir emek var. Başka futbolcu arkadaşlarımız da geliyor. Oyuncular da. Şükrü Özyıldız da küçük bir çatlak problemi yaşamıştı. Bir buçuk ay her gün içti.Ünlülerden konu açılmışken kim ne yer ne sever?Alişan, kuzu pirzola çok sever. Hayatımda bu kadar kuzu pirzola âşığı bir insan görmedim. Hastası resmen. Çok et tüketiyor. Gerçi şu ara ameliyat oldu, az ama sık yiyerek devam ediyor. Şükrü Özyıldız, bonfileci. Ayrıca iliği acayip seviyor. İlik suyuyla pişirilmiş eti ver bir kilo yer tek oturuşta. Haftada dört gün yiyor bunu. Burak Yılmaz, lokumcu. Caner, sakatlığından dolayı daha çok kuzu incik ve soslu etler yiyor. Işın Karaca da lokumcudur.Yiyecekleri eti onlar mı seçiyor, siz mi yönlendiriyorsunuz?Hepsini uzun zamandır tanıdığım için ne yiyeceklerini gayet iyi biliyorum. Bu yüzden geldiklerinde sipariş almam kesinlikle.Mekânın girişinde ünlülerin isimlerinin yazılı olduğu camdan bir dolap var…Bu ilk olarak Avustralya’da yapılan bir sistem. Kuru dinlendirme olarak adlandırılıyor. Etleri isim ve tarihleyip asıyoruz. Karşısında da Himalaya tuzundan oluşan bir duvar var. Dolabın içi 0-2 derece. Tuz etin nemini alıyor ve kurumasını sağlıyor. Etler 28 günde kuruyor. Süre dolduktan sonra sahibini çağırıyoruz süre doldu gel ye diye. Grup olarak yenmesi lazım. Çünkü kesildi mi bitmek zorunda.Herkesi ete doyuruyorsunuz, siz ne yersiniz?Her gün et yiyorum. Diyebilirim ki 365 günün 360 günü ete dokunan, yiyen biriyim.Dikkat edin, et komasına girmeyesiniz…Yıllardır böyle. 3 ayda bir sağlık kontrolünden geçiyorum. Allah’a şükür hiçbir sağlık problemim yok. Güne sucuk ile başlıyorum. En az 200-250 gram sucuk yiyorum. Toplamda günde bir kilo 200 gram et tüketiyorum.Maşallah!20 çeşit menü var burada. Her birinden 80 gram yeseniz bir kilo altı yüz gram yapar. Demek ki 50 gram yiyorum. Tadına bakmak zorundayım. Sonuçta işim bu. Yeni bir ürün geliyor vs.Katlanamadığınız bir et yemeği var mı?Olabilir mi? Hepsine bayılıyorum.Steak houselarda neden etler ya az pişmiş ya da kanlı oluyor?Eti ne kadar pişirirseniz o kadar lezzeti gider.Biz kadınlar da tam tersini düşünüyoruz ama…Bu arada steak houseların et restoranlarından farkı ne?Steak demek doğal et demek. Steak houselarda yapılan etin içine hiçbir baharat girmez. Sadece yağ ve tuz. Et servis edilirken ara sıcaklar falan gelmez önden. Yanında sadece salata olur.Et pişirmeye dair püf noktalarıDana ve kuzuyu birlikte pişirmeyin: Zira biri yumuşak, biri serttir. Lezzetler yenik çıkar o etten keyif alınmaz.Dana etini önce haşlayıp sonra kavurmayın: Yumuşasın ve daha kolay pişsin diye bu yönteme başvuruluyor ama oldukça yanlış. Çünkü etin bütün lezzeti suyunda kalıyor.Kavurma yaparken bunlara dikkat!-Kavurma için sac, döküm tava da kullanılabilir ama çelik olması çok daha iyi, çünkü ısıyı çok daha hızlı alır. Döküm geç ısınır. Et çelik tencerede daha keyifli pişer.-Teflon tavada kavurma kesinlikle yapılmamalı. Teflon tava yeterli ısıyı sağlayamadığı için mühürlemeyi gerçekleştiremeyecek, bu yüzden etiniz suyunu tavaya bırakacak. Siz etinizin piştiğini zannedeceksiniz oysa bu sırada sıvı kaybediyor olacak. Sıvı kaybetmesi lezzet kaybı da demek.-Tencere iyice ısıtıldıktan sonra (hafiften dumanlar yükseldiği zaman) sırasıyla önce kavram yağı, sıvısı çıktıktan sonra da (iyice sarımtırak bir hal aldığı ve kuruduğu vakit de) etler eklenmeli. Sadece kavurma yaparken değil, sebze yemeklerinde bile tencere soğukken malzeme asla tencereye konulmamalı.-Neden yüksek ateş? Çünkü bir nevi mühürleme işlemi yapılmış oluyor. Mühürleme neden önemli? Çünkü bu işlemle sıvı, etin içine hapsedilir. Bu şekilde de et yumuşak ve lezzetli olur. (Et yemeklerinde ve ızgaralarda yüksek ateş gerekli.)-Kavurma yaparken et de yağ da eşit parçalar halinde doğranmalı ki parçalar eşit sürede pişsin. Aksi takdirde küçükler daha erken pişecek büyük parçayı pişireyim derken de küçükleri yakacaksınız.-Kavram yağı kavrulduktan ve sıvısını tencereye bıraktıktan sonra tüm taneleri tencereden alınmalı. Zira etler ilave edildiğinde, et pişerken yağ yanıp siyah noktalar haline dönüşebilir.-En önemli püf noktalarından biri tuz. Izgaralık ette iri taneli tuz kullanılmalı (kaya ya da deniz tuzu), etli tencere yemeklerinde ise sofra tuzu. Izgaralık ette tuz önceden atılırken tencere yemeklerinde ise sonradan konulmalı. Bu yüzden kavurmaya da tuz en son eklenmeli.-Kuzu kavurma yapıyorsanız kuzu etinin o keskin kokusunu yumuşatmak için kavururken bir miktar limon sıkabilirsiniz. Asidik özelliği olduğundan bu kokunun gitmesine yardımcı olacak. Birkaç dal biberiye de ilave edilebilir.Ne kadar yağ o kadar lezzet!En iyi kurban kavurması hayvanın neresinden olur?Koldan. Buttan da olur ama kol buta göre daha lezzetlidir. Çünkü but kaslı olabilir. Kolda ise kas mevcut değildir. Bu yüzden kol etiyle yapılan kavurma çok daha keyiflidir.Küçükbaş büyükbaş fark eder mi?Hayır. Sonuçta anatomileri aynı.Uzmanlar kavurma yaparken yağa dikkat diyor, yağsız mı kavrulmalı et?Ben yağı, eti lezzetlendirmek için kullanıyorum. Piştikten sonra zaten posa haline geliyor. Hoşlanmayanlar ya da sağlığına dikkat edenler çıkarabilir. Sıvılaşan kısmı lezzet katıyor, bize de lazım olan bu kısım. Dana etinin sırt kısmından elde edilen antrikotun kenarında yer alan yağ da ızgara yapılırken çıkarılmamalı, lezzetsiz olur. Piştikten sonra isterseniz yemeyin. Yağ, ızgarada pişen etin hava almasını sağlıyor.Kavurmaya kattığımız yağ kuyruk yağı mı?Hayır, kavram yağı. İç bölgeden, böbreklerin üzerinden çıkan yağ ama kuyruk yağı da kullanılabilir.Kurban etinin ne zaman yeneceği konusu her sene tartışılır. Uzmanlar dinlendirilmesini söylüyor. Etin ustası ne diyor?Kurban kesildikten sonra âdet yerini bulsun diye akabinde kavurma yapılır. Sakatat kısmını ise akşam tüketilmeli. Ancak normal koşullarda kurban kesildikten sonra dört parçaya ayrılmalı, delikli tülbent bezine sarılarak artı dört dolabında (dipfrizde değil) 72 saat dinlendirilmeli.Meraklı çocuk gibi olacak ama eti neden dinlendiriyoruz, ne oluyor dinlendirince?Kurbanınız kesildikten sonra et seğirmeye devam eder. Yani kaslar hâlâ yaşar. Kaslarının ölmesi için en az 48, en fazla 72 saate ihtiyaç var. Kaslar öldükten sonra et parçalanmalı. Bu şekilde zayiat yani lezzet kaybı daha az olacaktır. Ayrıca dinlenmiş eti kesmek, kürek kemiğinden ayırmak çok daha kolay olur. Taze taze kestiğinizde kemik etin içine girebilir. Etin kendini çekmesi lazım. Dinlenmiş et elle bile kemiğinden ayrılabilir.Hangi eti ne yapmalı?Bonfile, antrikot, kontrfile asla tencere yemeklerinde kullanılmamalı. Kemikli büyük etler kesinlikle ızgaralık olmalı. Kaburga kısmından pirzola, but, gerdan ve incikten haşlama, koldan kavurma, antrikottan ızgara. Döş kısmından ise kıyma çektirilmeli. Tek seferlik kullanımlar için kıyma 250, 500 gram ve 1 kiloluk olarak paketlenmeli. Fazlası buzluktan çıkarıldığında kullanılmazsa bir dahaki sefere lezzet kaybına uğrar. Döş kısmından çektiğimiz kıyma dolma için uygun. Dolmalık kıyma ise dişe gelir olması açısından tek sefer çekilmeli. Köftelik ise iki sefer çekilebilir.En değerli parçası neresi?Kuzu ve dana küşlemesi yani bonfilesi çok kıymetlidir.Neden değerli?Sırt kısmında 2 kemik arasındaki uzantıda sıkıştığı için çok yumuşaktır. Hayvan hareket ettikçe et kasa dönüşür ama bu bölgedeki et kemik arasında sıkıştığında, hareket etmez dolayısıyla kas oluşmaz. O yüzden insanların tercihi hep bonfiledendir ama favorim antrikot. Çünkü ne kadar yağ o kadar lezzet.Lezzetli et pişirmenin altın kuralı nedir?3 kuralı var: Doğru kasap, doğru et, doğru ekipman.Zaman
Reklam
Fitch, Türkiye'nin Görünümünü Durağanda Bıraktı
Fitch, Türkiye'nin kredi notunu yatırım yapılabilir seviyede tuttu, görünümü durağanda bıraktı.Fitch raporunda enflasyonun Merkez Bankası'nın beklentilerinin üstünde seyretmeye devam ettiğini belirtirken, seçim sonrasında ekonomi yönetiminin de değişmemiş olmasının yapıcı olduğunu ifade etti.Fitch Ratings'in açıklamasında bölgedeki jeopolitik riskin Türkiye ekonomisini olumsuz etkileyecek düzeyde olmadığı görüşüğüne yer verildi.Derecelendirme kuruluşu Fitch Türkiye’nin BBB- kredi notunu teyit etti. Görünümü durağan’da bıraktı. Fitch, Türkiye’nin kredi notunu 5 Kasım 2012′de BB+’dan yatırım yapılabilir seviyesi olan BBB-’ye yükseltmişti.T24
Dolar 2.30 TL'yi Gördü
ABD tarım dışı istihdam verisinin eylül ayında 248 bin kişi çıkmasının ardından dakikalar içinde 2.30 TL'yi aştı.Piyasalar yurtiçinde bayram havasına girerken yurtdışı gelişmeler başta Türk Lirası olmak üzere birçok yatırım aracında sert dalgalanmalar yarattı.ABD'de eylül ayında tarım dışı istihdam verisi eylül ayında 248 bin kişi gerçekleşerek 215 bin olan beklentileri çok aştı.Bunun üzerine dolar dakikalar içinde TL'ye karşı değer kazanmaya başladı. Veri öncesi 2.27 TL'de seyreden dolar verinin açıklanmasının ardından hemen sonra 2.3017 TL'ye kadar çıktı.Dolar 15:55 itibariyle 2.2990 TL'den işlem görüyor.Uzmanlar tarım dışı istihdam verisinin ABD için olumlu çıkması durumunda 2.30 TL seviyesinin aşılabileceğini, bir sonraki kritik seviyenin 2.33 TL olduğunu belirtiyor.BİST 100 endeksi ise bayram tatiline girdiği için birinci seansta 74 bin 384 puandan kapadı ve şimdilik ABD verilerinden etkilenmedi.FAİZ ERKEN ARTACAK ENDİŞESİABD tarım dışı istihdam verileri ABD ekonomisinde güçlenmeye işaret etmesiyle önem taşıyor. ABD ekonomisinin hızlı toparlanması ile Amerikan merkez bankası'nın (Fed) 2015 Haziran ayı yerine daha erken faiz artıracağı düşüncesi de güçleniyor. Bu beklenti Eylül ayında TL'nin yüzde 6'ya yakın değer kaybetmesine yol açmıştı. Türkiye ile birlikte Brezilya Reali ve Endonezya Rupisi gibi para birimleri de yüzde 4-7 arasında değer kayıpları yaşamıştı. Hürriyet
Reklam
Altın Portakal'ın Salt Film Festivali Olmadığını Kanıtlayan 7 Olay
Ülkemizin en popüler ve en fazla kıymet gören 'film' festivali Altın Portakal uzun yıllar boyu polemik ve tartışmaların da odak noktası oldu aslında. Geçtiğimiz senelere dair hatırımda kalan bu olayları yan yana koyunca en son Altın Portakal'da ne zaman yalnızca filmleri konuştuğumuzu unuttum ve aşağıdaki liste doğdu.
Bankalar Müşteriye Sormadan Enflasyon Artı Yüzde 20 Zam Yapabilecek
Bankaların, bankalar ve diğer bireysel kredi veren finansal kuruluşlar ve kart çıkaran kuruluşların alacakları ücretlere ilişkin yasal düzenleme tamamlandı. Bankalar, ücretleri enflasyonun yüzde 20 fazlasına kadar müşterisine sormadan, yalnızca bilgilendirme yaparak artırabilecekler.Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun (BDDK) finansal tüketicilerden alınacak ücretlere ilişkin esasları belirleyen yönetmeliği bugünkü Resmi Gazete’de yayımlandı.Tebliğe göre, finansal tüketiciler ile yapılacak sözleşmeler kapsamında sunulacak ürün veya hizmetlerin ücret tarifesini ve bilgi verilmesi gereken diğer hususları göstermek üzere sözleşmeye ilişkin her bir ürün veya hizmetin asgari olarak; adı ya da tanımı, vadesi ya da süresi, tahsil edilecek faiz, kar payı veya ücret kalemleri ile bunların tahsil yöntemi, geçerli olduğu süre, geçerlilik süresi sonunda yapılacak değişikliğin tutarı, oranı ya da değişikliğin hangi esasa göre yapılacağı hususlarını içerecek şekilde bilgilendirme formu hazırlanması zorunlu olacak.BİLGİLENDİRME FORMUBilgilendirme formu sözleşmenin ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilecek. Sözleşmenin yazılı olarak kurulması durumunda bu formun taraflarca imzalanmış bir nüshasının finansal tüketiciye verilmesi zorunlu tutuldu. Ürün veya hizmetlere ilişkin sigorta sözleşmeleri, ürün veya hizmetlere ilişkin sözleşmelerden ayrı olarak düzenlenecek.ÜCRETLERDE ENFLASYON +YÜZDE 20’YE KADAR ARTIŞ SERBESTBir takvim yılı içinde ücretlerde, Türkiye İstatistik Kurumunca bir önceki yılsonu itibariyle açıklanan yıllık tüketici fiyatları endeksi artış oranının yüzde 20 fazlası ve üzerinde artış yapılabilmesi için finansal tüketiciden onay alınması gerekiyor.Bunun altında artış öngören değişikliklerin ise finansal tüketiciye en az 30 gün önce yazılı olarak veya kalıcı veri saklayıcısı yoluyla veya kaydı tutulan telefon vasıtasıyla bildirilmesi zorunlu olacak.15 GÜN İÇİNDE VAZ GEÇME HAKKIBu bildirim üzerine finansal tüketicinin kendisine bildirim yapıldığı tarihten itibaren 15 gün sonrasına kadar ürünün veya hizmetin kullanımından vazgeçme hakkı saklı olacak. Bu hakkın kullanılması h?linde uygulanacak ücret artışının yürürlüğe girdiği tarihten itibaren ilave ücret alınamayacak.Tahsil edilen ücretlerin, kuruluşların karar birimleri veya adli, idari ve yetkili diğer makamların kararları neticesinde finansal tüketiciye iadesinin gerekmesi h?linde, banka ve kurumlar, bu ücretlerin tüketicinin bildireceği hesaba ücretsiz şekilde gönderilmesine veya finansal tüketicinin talebine istinaden nakden ödenmesine imk?n sağlayacak sistemi kurmakla yükümlü olacak.Finansal tüketicilerden alınacak faiz, k?r payı, ücret ve diğer kesintilere ilişkin güncel bilgiler açık, anlaşılır ve kolay erişilebilir bir şekilde kuruluşların internet sitelerinde karşılaştırmaya uygun bir biçimde yer alacak.KREDİ TAHSİS ÜCRETİ DE YASALLAŞTIYönetmeliğe göre, finansal tüketicilere kullandırılacak krediler için kredi ihtiyacının karşılanmasına olanak sağlayan sistemin işletilmesi ve operasyonel süreçlerin yönetilmesi amacıyla alınan tahsis ücreti dışında, istihbarat ücreti, kredi işlem fişi ücreti, ödeme planı değiştirme ücreti, değişken taksitli ödeme planı ücreti gibi her ne ad altında olursa olsun başkaca bir ücret alınamayacak.Kredi tahsis ücreti, kullandırılan kredi anaparasının yüzde 0.5’ini geçemeyecek. BDDK, gerekli gördüğü hallerde bu sınırı artırabilecek veya azaltabilecek. Taşınır ve taşınmazlara ilişkin rehin, ipotek ve ekspertiz işlemlerinde yalnızca üçüncükişilere ödenen ücretler alınabilecek.KREDİLİ MEVDUAT KREDİLERİNE ÜCRET YOKKredili mevduat hesaplarından kullandırılan krediler ile kredi kartlarından yapılan taksitli nakit avans işlemleri için ücret tahsil edilemeyecek. Belirli süreli kredi sözleşmesine ilişkin bir hesap açılması ve bu hesaptan sadece kredi ile ilgili işlemler yapılması durumunda, bu hesaba ilişkin herhangi bir ücret alınamayacak. Bu hesap, finansal tüketicinin aksine yazılı talebi olmaması h?linde kredinin ödenmesi ile kapanacak.Finansal tüketicinin onayı olmaksızın, belirli süreli kredi sözleşmesi ile ilişkili bir kredili hesap sözleşmesi yapılamayacak ve kredi tahsil?tları bu hesaptan gerçekleştirilemeyecek.ÜCRETSİZ KREDİ KARTI ZORUNLULUĞUKart çıkaran kuruluşlar, yıllık üyelik ücreti ve benzeri ad altında ücret tahsil etmedikleri bir kredi kartı türü sunmak zorunda olacaklar. Finansal tüketiciler tarafından yapılan ücretsiz kredi kartı başvurularının kuruluşlarca reddedilmesi h?linde, bu başvuruya istinaden yıllık üyelik ücreti olan kredi kartı verilemeyecek.Finansal tüketicinin kredi kartı iptal talepleri, ilgili kredi kartıyla ilişkilendirilen herhangi bir borç bakiyesi bulunduğu gerekçe gösterilerek reddedilemeyecek Bu şekilde iptal edilen kredi kartlarının borç geri ödeme dönemlerinde yıllık üyelik ücreti tahsil edilemeyecek.Banka kartları ile sanal kredi kartlarından yıllık üyelik ücreti de alınamayacak. Kesintisiz olarak, en az 180 gün süreyle hareket görmeyen kredi kartları hareketsiz kart kabul edilecek ve bu kartlara hareketsiz kaldığı müddetçe yıllık üyelik ücreti yansıtılamayacak.PARA YATIRMALARDAN ÜCRET ALINAMAYACAKBDDK yönetmeliğine göre, finansal tüketicinin hesabının bulunduğu kuruluşun işlem alanlarından herhangi birini kullanmak yoluyla kendi hesabına para yatırması ile hesabın bulunduğu şubeden finansal tüketici adına üçüncü kişilerin para yatırması işlemlerinden ücret alınamayacak.Kuruluşlarda herhangi bir hesabı bulunmayan finansal tüketicilerin gerçekleştirdiği para transfer işlemlerinde, bu işlemler gerçekleşmeden önce finansal tüketiciye ilgili ücrete dair bilgi verilecek. İşlem tutarı ve ücret bilgisi işlem fişi üzerinde açıkça gösterilecek.DHA
Yılmaz Erdoğan 'Sansür' Sessizliğini Bozdu: Sorumlu Değilim
Altın Portakal Film Festivali'nde Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nın jüri başkanı Yılmaz Erdoğan, Gezi belgeseline uygulanan sansür için “Sorumlu ben değilim” dedi.Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek' belgeseline uygulanan sansür nedeniyle tepki çeken Altın Portakal Film Festivali'nde Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nın jüri başkanlığını yapan Yılmaz Erdoğan sessizliğini bozdu. Tartışmanın kendisiyle bir ilgisinin bulunmadığını öne süren Erdoğan, “Sorumlu ben değilim” dedi.Suskunluğu nedeniyle eleştirilen Erdoğan, “Ben, Altın Portakal’ın ulusal uzun metraj yarışmasının jüri başkanıyım. Yapılan tartışmanın benim jürimle ilgisi yok. Olayın sorumlusu olarak beni yansıtmaları doğru değil. Konu, belgesel bölümündeki bir filmle ilgili. Filmi izlemediğim için herhangi sanatsal bir tartışmaya girmem mümkün değil' diye konuştu.'KİMSE BİRBİRİNİ DİNLEMİYOR'Erdoğan, “Sansürün olduğu yerde ben olmam. Ben de diğer jüri arkadaşlarım da herhangi bir sansür çabasına hiçbir zaman ortak olmadık, olmayız. Ama kimse birbirini dinlemiyor, sosyal medyada bana hakaretler ediliyor. Amacımız sonuç almaya çalışmak mı, kavga etmek mi?” dedi.Yılmaz Erdoğan, çözüm olarak ise filmin tekrar izlenmesi ve jüriyle uzlaşmaya varılması yolunu gösterdi.Reyan Tuvi’nin yönettiği 'Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek' adlı belgeseli, bu yıl 51'incisi düzenlenen Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yarışma bölümünden çıkarılmıştı.BirGün
Reklam
Enflasyon Yüzde 9'un Altına İndi
Eylül ayı enflasyonu beklentilerin altında çıkarak 5 ay sonra yüzde 9'un altına indi ve altı ayın en düşüğünde gerçekleşti.Eylül'de TÜFE yüzde 0,14 yıllık TÜFE yüzde 8,86 oldu. Ekonomistler, TÜFE'nin yüzde 0,44 artmasını bekliyordu.AYLIK EN YÜKSEK ARTIŞ EĞİTİMDEAna harcama grupları itibariyle 2014 yılı Eylül ayında lokanta ve otellerde yüzde 1,21, çeşitli mal ve hizmetlerde yüzde 0,72, konutta yüzde 0,49, sağlıkta yüzde 0,42 artış gerçekleşti.Aylık en fazla düşüş gösteren grup yüzde 2,44 ile giyim ve ayakkabı oldu.Ana harcama grupları itibariyle 2014 yılı Eylül ayında endekste yer alan gruplardan alkollü içecekler ve tütünde yüzde 1,12, haberleşmede yüzde 0,05 düşüş gerçekleşti.YILLIK EN FAZLA ARTIŞ LOKANTA VE OTELLERDETÜFE’de, bir önceki yılın aynı ayına göre gıda ve alkolsüz içecekler yüzde 13,95, sağlık yüzde 9,37, ev eşyası yüzde 9,25, eğlence ve kültür yüzde 8,64 ile artışın yüksek olduğu diğer ana harcama grupları oldu.sondakika.com
7 Milyar TL'ye Taksit Taksit Kurban
AKP'den önce 1,5 maaşla büyükbaş alınabiliyordu şimdi 3 maaş anca yetiyorAKP döneminde besicinin yem fiyatı yüzde 465 zamlandıCHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, son 12 yılda küçükbaş kurbanlıklar ortalama yüzde 450, büyükbaş kurbanlıklar yüzde 725 pahalandığını belirterek, “2002’de ortalama 550 kiloluk bir büyükbaş kurbanlık yaklaşık 4 asgari ücretle satın alınabilirken, bugün 7 asgari ücret buna yetmiyor. Aynı hayvanı satın alıp kurban edebilmek için 2002’de gereken 1.5 memur maaşı, şimdi 3 maaşa çıkmış durumda. Bu durum besicinin de suçu değil çünkü Besi yeminin 2002’de 194 TL olan ton fiyatı, bugün 900 lira dolayına ulaşmış durumda. Türk besicisi dünyanın en pahalı yemini kullandığı için Türk halkı da dünyanın en pahalı etini tüketiyor” dedi.Umut Oran, son 12 yıl içinde besicinin durumu ve kurbanlıkların fiyatlarını inceledi. Oran, konuyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti.Bu yıl Kurban’da 2 milyon dolayında küçükbaş, 800 bin kadar da büyükbaş hayvan kesileceği tahmin ediliyor. Küçükbaşlarda 350-1.350 TL, büyükbaşlarda 2000-11.200 TL arasında el yakan kurbanlık fiyatları, dar gelirli vatandaşların dini vecibesini yerine getirmesini güçleştiriyor. Ortalama fiyatlara göre hesaplandığında, kurban kesecek vatandaşın cebinden çıkacak toplam para 7 milyar liraya yakın.Son 12 yılda küçükbaş kurbanlıklar ortalama yüzde 450, büyükbaş kurbanlıklar yüzde 725 pahalandı. 2002 yılında küçükbaş kurbanlık fiyatları 100-200 TL, büyükbaş olanlar 500-1.100 TL aralığında alınabiliyordu.Canlı hayvan-kurbanlık fiyatlarındaki aşırı artış nedeniyle işçi, memur, emekli gibi dar ve sabit gelirlilerin alım gücü son 12 yılda önemli oranda aşındı. 2002’de ortalama 550 kiloluk bir büyükbaş kurbanlık yaklaşık 4 asgari ücretle satın alınabilirken, bugün 7 asgari ücret buna yetmiyor. Aynı hayvanı satın alıp kurban edebilmek için 2002’de gereken 1.5 memur maaşı, şimdi 3 maaşa çıkmış durumda. 2002’de yaklaşık üç SSK emekli aylığı ile alınabilen ortalama bir büyükbaş hayvana bugün 6 emekli aylığı gerekiyor.Kurbanlık fiyatlarındaki aşırı artışın temel nedeni ise yem fiyatları… Besi yeminin 2002’de 194 TL olan ton fiyatı, bugün 900 lira dolayına ulaşmış durumda. Türk besicisi dünyanın en pahalı yemini kullandığı için Türk halkı da dünyanın en pahalı etini tüketiyor.Maliyet artışları dikkate alındığında besicilerin kurbanlıkları kilosu 14-15 lira dolayında satması gerekirken bu yıl canlı ağırlık fiyatının büyükbaşlarda kilo başına 11-12 lira, küçükbaşta 12-13 lira civarında olacağı tahmin ediliyor. Yani vatandaşın elini yakan kurbanlık fiyatları, hayvan yetiştiricisini ise ondurmuyor.Dar gelirli vatandaş, nakdi yetmediği için kurbanlığını, kredi kartına taksitle büyük marketlerden almak zorunda kalıyor. Kurban eti 9 gün dayanmazken, kesilen kurbanın bedelinin ödemesi 9 ay, yani neredeyse bir sonraki Kurban Bayramı’na kadar sürüyor.Kurban Bayramı öncesi artarak ayda 15 bin âdeti bulan Suriye’den Türkiye’ye kaçak hayvan girişleri sektörün dışında, halk sağlığına da ciddi tehdit oluşturuyor.Kurban bayramlarında daha güncel hale gelmekle birlikte kronik bir sorun olan yüksek canlı hayvan ve et fiyatlarının makul seviyelere indirilebilmesi ve Türk halkının et tüketiminin çağdaş ülkeler seviyesine çıkması için etkin önlemlere ihtiyaç bulunuyor.Ülkemizde hayvan varlığı ve et üretimini büyütmek için sektöre yönelik destekler artırılıp verimli hale getirilmelidir. Ulusal Kırmızı Et Konseyi işlevsel olmalıdır. Hayvan ithalatına kesinlikle başvurulmamalıdır. Hayvan ıslahı çalışmalarına ağırlık verilmelidir. Aile çiftçiliğinin ölmesine izin verilmemeli; sıfır faizli krediler başta bu işletmelere açılmalıdır. Et ve Balık Kurumu daha etkin hale getirilmelidir. Besicilikte maliyetlerin aşağı çekilmesi için girdilerden KDV ve ÖTV alınmamalıdır. Hayvancılığın geliştirilmesi; kaliteli ve sağlıklı et üretimi için başetmemiz gereken bulaşıcı hastalıklara karşı seferberlik başlatılmalıdır. Kaçak, hastalıklı ve sağlıksız hayvanların et olarak piyasaya sürülmesi engellenmelidir.İslam coğrafyasına kan ve gözyaşının hâkim olduğu, ateş çemberinin bize doğru yaklaştığı şu günlerde idrak etmeye hazırlandığımız Kurban Bayramı’na ülkemiz ve halkımız sıkıntılar içinde giriyor. Giderek kötüleşen ekonomik koşullarda ağız tadıyla bir bayram kutlama şansından mahrum işçi, memur, köylü, esnaf ve emeklilerin oluşturduğu geniş halk kitleleri, kıt maddi imkânlarını zorlayarak dini vecibesini yerine getirmeye çalışacak.KURBANLIKLAR EL YAKIYOR…15 milyon dolayında büyükbaş, 42 milyon kadar da küçükbaş hayvan varlığı bulunan Türkiye’de, Kurban Bayramı boyunca yaklaşık 3.5 milyon hayvan yer değiştirecek. Bu trafiğin iyi yönetilmesi gerekiyor. Potansiyel kurbanlık talebi büyükbaşta 850-900 bin, küçükbaşta da 2-2.5 milyon dolayında olmakla birlikte bu yıl 800 bin kadar büyükbaş, 2 milyon dolayında da küçükbaş hayvan kesileceği tahmin ediliyor. Kurbanlık fiyatları ise el yakıyor. Küçükbaş kurbanlıklarda ağırlığına göre adette 350-1.350 TL, büyükbaşlarda 2000-11.200 TL arasında seyreden fiyatlar; işçi, memur, küçük esnaf ve diğer dar ve sabit gelirli kesimin bu dini vecibesini yerine getirmesini güçleştiriyor. Tahmini kesim sayısı ve ortalama fiyatlara göre, vatandaşların cebinden çıkacak toplam para 7 milyar liraya yaklaşıyor.YÜKSEK FİYATLAR ÜRETİCİYİ DE GÜLDÜRMÜYOR…Kurbanlık fiyatlarının yüksek oluşu, girdi maliyetlerindeki artışlardan kaynaklanıyor. Aslında üretici, maliyet artışlarını fiyata tam yansıtamıyor. Geçen Kurban Bayramı’nda kurbanlıklar canlı ağırlık fiyatı kiloda 13-14 liradan pazara getirilmiş ancak bayrama yakın bu fiyat 11 liraya kadar düşmüştü. Maliyet artışları dikkate alındığında bu yıl besicilerin kurbanlıkları kilosu 14-15 liradan satması gerekirken canlı ağırlık fiyatının büyükbaş hayvanlarda kilo başına 11-12 lira, küçükbaşlarda 12-13 lira civarında olacağı tahmin ediliyor. Yani vatandaşın elini yakan kurbanlık fiyatları, hayvan yetiştiricisini ise ondurmuyor, kurtarmıyor. Besicilerin, yem fiyatlarındaki artışların yanı sıra kurbanlık satış yerlerine ödenen kiralar, nakliye ücretlerindeki artışlar, kişisel harcamalar gibi birçok sorunla baş etmesi gerekiyor. Hayvan yetiştiricileri, zaten ağır kredi borcu altında eziliyor. Dini vecibesini yerine getirmek isteyen vatandaşlarımızca 3-4 günde milyonlarca hayvanın kesildiği bu kısa süreye yığılan canlı hayvan talebinin karşılanmasında rol alan besiciler; ulaşım, barınma, kurban alanı gibi çeşitli sorunlar da yaşıyor.KURBANLIK FİYATLARI AKP DÖNEMİNDE AŞIRI YÜKSELDİSon 12 yılda kurbanlık fiyatlarındaki artış enflasyonu solladı. 2002’de küçükbaş kurbanlık fiyatları 100-200 TL, büyükbaşlar 500-1.100 TL aralığında alınabiliyordu. 12 yılda ortalama fiyat küçükbaşta 150 liradan 825 liraya, büyükbaşta 800 liradan 6.600 liraya çıktı. 12 yılda küçükbaş kurbanlıklar ortalama yüzde 450, büyükbaş kurbanlıklar yüzde 725 pahalandı. 2002 sonunda bu yana birikimli enflasyonun (TÜFE) yüzde 184 olduğu dikkate alınırsa, kurbanlık hayvan fiyatları enflasyonu 4’e katlıyor. 2002’deki 194 TL’lik ton fiyatı 900 lira dolayına yükselen besi yemindeki pahalanma, bunun ana nedeni.ÜCRETLİ VE EMEKLİNİN KURBAN KESMESİ ZORLAŞTI…Canlı hayvan-kurbanlık fiyatlarındaki aşırı artış nedeniyle işçi, memur, emekli gibi dar ve sabit gelirlilerin alım gücü son 12 yılda önemli oranda aşındı:Büyükbaş kurbanlık canlı ağırlık fiyatlarına göre 2002’de 127 kilo olan bir asgari ücretlinin alabildiği kurbanlık miktarı 2014’te 74 kiloya geriledi. Bu dönemde ortalama memur maaşı ile alınabilen miktar 397 kilodan 181 kiloya, ortalama SSK aylığı ile alınabilen miktar 190 kilodan 88 kiloya düştü.2002’de ortalama 550 kilo civarındaki bir büyükbaş kurbanlık yaklaşık 4 asgari ücretle satın alınabilirken, bugün 7 asgari ücret buna yetmiyor.Ortalama ağırlıkta bir büyükbaş kurbanlık için 2002’de 1.5 memur maaşı yeterken, şimdi bu bedeli ancak 3 maaş karşılayabiliyor.Aynı hayvanı satın alıp kurban edebilmek için gereken tutar 2002’de yaklaşık üç SSK emekli aylığı idi; şimdi ise buna 6 emekli aylığı tutarından daha fazla ödemek gerekiyor.2002-2014 döneminde asgari ücretlinin küçükbaş kurbanlık alım gücü 78 kilodan 69 kiloya, ortalama düzeydeki memurun alım gücü 244 kilodan 167 kiloya, SSK emeklisinin alım gücü de 117 kilodan 82 kiloya geriledi.2002’de bir asgari ücretin yaklaşık yüzde 80’i ile ortalama 64 kilo ağırlığındaki bir kurbanlık küçükbaş hayvan alınabilirken, şimdi aynı hayvan için asgari ücretin tamamına yakınının verilmesi gerekiyor.2002-2014 döneminde ortalama ağırlıktaki bir küçükbaş kurbanlığın fiyatının ortalama memur maaşına oranı yüzde 26’dan yüzde 38’e, ortalama SSK emekli aylığına oranı da yüzde 54’ten yüzde 78’e çıktı. TAKSİTLE KURBANLIK DEVRİ…Kurbanlığını peşin almaya gücü yetmeyen vatandaşlar için yine tüketim ekonomisinin araçları devreye giriyor. Bu yıl da büyük marketlerden kredi kartı ile taksitle kurbanlıklar alınıyor. Geçen yıl 12-20 Ekim arasındaki Kurban bayramı tatili öncesinde taksitle kurbanlık alımlarının da etkisiyle kartlı harcamalarda ciddi bir artış yaşanmıştı. Bu yıl büyük marketlerde 1/7 hisse büyükbaş kurbanlık fiyatları 800-900 TL, küçükbaş kurbanlık paket fiyatları 700-800 TL arasında değişiyor. Kesilen kurbanın eti 9 gün dayanmazken bedelinin ödemesi 9 ay sürüyor, yani neredeyse bir sonraki Kurban Bayramı’nı buluyor.SURİYE’DEN KAÇAK HAYVAN GİRİŞİ CİDDİ TEHDİT!Kurban Bayramı öncesi Suriye’den Türkiye’ye kaçak hayvan girişinde önemli artış yaşanması dikkati çekiyor. Lazkiye’den gemilerle getirilen hayvanlar Hatay’ın Yayladağı ilçesi üzerinden tüm Türkiye’ye dağılıyor. Aylık kaçak hayvan girişi 15 bin dolayında tahmin ediliyor. Bu hayvanların Suriyeli girişimciler tarafından gemilerle Latin Amerika ülkelerinden getirildiği söyleniyor. Kaçak girişler Hatay, Adana, Gaziantep, Kilis başta tüm ülkedeki besicileri zor durumda bırakıyor. Zaten piyasa koşulları nedeniyle yüksek girdi maliyetlerini fiyatlarına yansıtamayan üreticiler, bir de kaçak hayvan girişlerinin fiyat kırması ve haksız rekabeti ile karşı karşıya bulunuyor. Kaçak hayvan girişleri bu sektörü olduğu gibi, halk sağlığına da ciddi tehdit oluşturuyor.PEKİ NE YAPMALI?Hayvancılığın toplum sağlığı açısından taşıdığı hayati öneme ve Türkiye’nin hayvancılık açısından sahip olduğu büyük potansiyele rağmen, ülkemizde bu sektör hak ettiği konuma bir türlü erişemiyor. Türkiye, dünyanın en pahalı etini tüketiyor, çünkü hayvan yetiştiricileri dünyanın en pahalı yemini kullanıyor. Kurban bayramlarında daha güncel hale gelmekle birlikte kronik bir sorun olan yüksek canlı hayvan ve et fiyatlarının makul seviyelere indirilebilmesi ve Türk halkının et tüketiminin çağdaş ülkeler seviyesine çıkması için kapsamlı önlemlere ihtiyaç bulunuyor.Bu bağlamda;Hayvan varlığını ve et üretimini artırmak amacıyla sektöre yönelik destekler artırılmalı ve verimli hale getirilmelidir.Ulusal Kırmızı Et Konseyi işlevsel hale getirilmelidir.Hayvan ithalatı yoluna kesinlikle gidilmemelidir.Hayvan ıslahı çalışmalarına ağırlık verilmelidir.Küçük ve orta ölçekli tarım işletmelerinin, yani aile çiftçiliğinin ölmesine izin verilmemeli; sıfır faizli krediler başta bu işletmelere verilmelidir.Et ve Balık Kurumu etkin hale getirilmeli, Kurum’un küçük ölçekli tarım işletmelerine yönelik faaliyet göstermesi sağlanmalıdır.Besicilik sektörünün maliyetlerinin aşağı çekilmesi için kullandıkları girdilerden KDV ve ÖTV alınmamalıdır.Son yıllarda gerileyen koyunculuğun hayvansal üretim içindeki payını artıracak düzenlemelere gidilmelidir.Sektörde örgütlenmeyi teşvik edecek ve güçlendirecek önlemler alınmalıdır.Hayvancılığın geliştirilmesi; kaliteli ve sağlıklı et üretimi için yenmemiz gereken bulaşıcı hastalıklara karşı seferberlik başlatılmalıdır.Tarım, Gıda ve Hayvancılık Bakanlığı, her il, ilçe ve işletmede düzenli olarak ücretsiz aşı faaliyeti yürütmeli, aşı yaptırmayanlara para cezası uygulanmalıdır.Hayvan hareketleri ciddi biçimde denetlenmeli, hastalıklı ve sağlıksız hayvanların et olarak piyasaya sürülmesi engellenmelidir.Yerli sektörü ve halk sağlığını tehdit eden Suriye’den Türkiye’ye kaçak hayvan girişlerine derhal müdahale edilmeli, etkili önlemler uygulanmalıdır.BAYRAM İÇİN ETKİN BİR ORGANİZASYON LAZIM…Kısa süre içinde milyonlarca hayvanın yer değiştirdiği Kurban Bayramı’nda bu trafiğin doğru yönetilmesi, kurbanlıkların naklinin sorunsuz gerçekleşmesi, satış ve kesim yerlerinin sıhhi, çağdaş bir ülkeye yakışır nitelikte olması ve çevre kirliliğine yol açılmaması, bu konularda her yıl ortaya çıkan olumsuz manzaraların tekrar yaşanmaması için etkili önlemler almalıdır. Besicilerin ulaşım, barınma, kurban alanı vb. konulardaki sorunları da bu kapsamda çözülmelidir.Bütün bu önlemler ortak akılla tasarlanarak bütüncül, etkili bir organizasyon yapısı içinde hükümet, belediyeler ve ilgili diğer kamu birimleri tarafından uygulanmalıdır.Milyonlarca vatandaşımızın dini vecibesini rahat bir şekilde yerine getirmesi ve Bayramı ağız tadıyla kutlaması için bu organizasyon ve alınacak önlemler hayati önemdedir.
Tottenham - Beşiktaş Maçı İçin Yazılmış En İyi 10 Köşe Yazısı
Beşiktaş dün gece Tottenham karşısında çok doğru bir oyun oynadı...Gerek savunmada gerek hücumda, açılırken ve kapanırken doğru zamanda ve çok doğru şekilde oynadı. İlk 11'de forma giyen Sosa'yı da çok beğendim. Arjantinli oyuncu performansı ve güzel paslarıyla dikkat çekti. Tabii devamlılığını beklemek lazım.Devamı...
Reklam
Demba Ba'dan Bayram Hediyesi
Arsenal karşısında olduğu gibi Londra'da bu kez Tottenham'a futbol dersi veren Beşiktaş, sayısız gol fırsatından yararlanamadığı maçta Tottenham karşısında 1 puanı 88. dakikada Demba Ba'nın penaltı golüyle kurtardı.UEFA Avrupa Ligi C Grubu ilk maçında Asteras ile berabere kalan temsilcimiz Beşiktaş, gruptaki ikinci maçında deplasmanda Tottenham'la karşılaştı. İngiltere'nin başkenti Londra'nın White Hart Lane Stadı'nda oynanan karşılaşmada Harry Kane'in 27. dakikadaki golüyle 1-0 geriye düşen Beşiktaş, Demba Ba'nın 88. dakikadaki penaltı golüyle sahadan altın değerinde 1 puanla ayrıldı.DEMBA BA DİREĞE NİŞANLADIMaça fırtına gibi başlayan Beşiktaş, Olcay Şahan'la ikinci dakikada, Demba Ba ile 12. dakikada iki net pozisyondan faydalanamadı. Olcay Şahan karşı karşıya pozisyonda yaptığı vuruşta topu direğin bir karış yanından auta gönderirken, Demba Ba'nın 12. dakikada ceza sahası içerisinde çektiği şut direkte patladı.Ev sahibi ekip Tottenham kaleyi bulan ilk şutunda Harry Kane ile golü buldu. Genç oyuncu, 17. dakikada ceza sahası dışından yaptığı yerden düzgün vuruşla topu Tolga Zengin'in solundan ağlarla buluşturdu.ALTIN DEĞERİNDE PENALTIİlk yarıyı 1-0 geride kapatan siyahbeyazılar, rakip kaledeki baskısını ikinci 45 dakikada iyice arttırdı fakat kaleci Lloris engelini bir türlü aşamadı. Olcay-Demba Ba ortaklığında art arda pozisyonlarda Fransız kaleci Hugo Lloris'in koruduğu kalede aradığı golü bulamayan Beşiktaş, maçın 88. dakikasında Tottenham'ın Rumen savunmacısı Criches'in topa elle müdahale etmesi sonrası penaltı kazandı. Penaltıda topun başına geçen Demba Ba, topu ağlara göndererek maçın skorunu belirledi: 1-1Fotomaç
Reklam
'MÜSİAD'da Hükümete Muhalif Üyeler Var'
MÜSİAD Başkanı Nail Olpak hiçbir parti taraftarlığın MÜSİAD'a girmek için ön şart ya da engel olmadığını ifade ederek, AKP ile ilişkilerini 'Ak Parti bize hiç şaşı bakmadı' şeklinde açıkladı.Ayşegül Akyarlı Güven'in wsj.com.tr'deki röportajında konuşan Başkanı Nail Olpak, hükümetle-MÜSİAD ilişkilerini, 'Hükümet bize şaşı bakmadı' sözleriyle değerlendirdi.wsj.com.tr'de yer alan röportajdan dikkat çeken bölümler şöyle:MÜSİAD'ın üye alırken ciro kriteri nedir?Bize en sık sorulan soru bu ciro kriteridir ama MÜSİAD üyeliğinin ciro limiti yoktur. Siz bir iş insanıysanız biz sizin cironuza bakmayız. Bu ülkeye daha fazla katkı sağlayana daha çok teşekkür ederiz ama her ikisi de eşit olarak MÜSİAD üyesi olabilir. Böylesi bir üye yapısına sahipseniz siz Türkiye'nin aynasısınızdır. Bizde Muğla'dan da Van'dan da üye var. Küçük firma da üye, KOBİ de, Türkiye'nin ilk 10 şirketi arasında yer alan şirket de.. Bu aynanın içerisinde Türkiye genelinde inşaata kayma fazlaysa MÜSİAD üyeleri içinde de bu oran fazladır. Tabiat boşluk kaldırmaz. Biz iki şeyi önemseriz. Kazanırken hukuki ve meşru zeminde kazanmayı, harcarken de hukuki ve meşru zeminde harcamayı.Gerektiğinde MÜSİAD'dan üye ihraç ediyor musunuz hiç?Çıkartırız tabii.Kaç üye çıkardınız bugüne kadar?Arzu etmeyiz ama ana çerçevemize uymayan bir şey söz konusuysa üye ihracı olabilir. Birisi bize 'Ben sizin şu üyenizden şu nedenle zarar gördüm, bu da MÜSİAD değerlerine aykırıdır' diye şikayette bulunursa, bizim tahkim kurulumuz konuyu inceler. Bir şey çıkarsa oradan da ihraç edebiliriz.Hükümete muhalif üye var mı hiç MÜSİAD'da? Hükümete sempati üyelik için bir kriter midir?Biz üyelerimizin bugüne kadar siyasi görüşlerini merak etmedik. Buna göre üye almadık. Üyelerimizin herhangi bir yerine mensubiyetine göre üye almadık. 'Hangi sosyal gruba, cemaate yakınsınızdır?' diye sorup almadık. Diyoruz ki: Bu toplumun içinde benimle yan yana olmaktan rahatsız olmayan insanla ben beraber olurum. Ama bunu da bir zenginlik olarak görürüm. Bir şartla. Oradaki aidiyetini benim bu kurumumun içerisine getirip de bir dayatma olarak ortaya koymadığı sürece. Sizin hangi takım tuttuğunuz da beni çok ilgilendirmiyor. Ama tuttuğunuz takımı MÜSİAD içindeki faaliyetlerde insanları rahatsız edecek şekilde ortaya koyuyorsanız, o partiyi üyeleri rahatsız edecek şekilde gündeme getiriyorsanız, o cemaati ya da sosyal grubu o şekilde getiriyorsanız, 'pardon' deriz. 'Orada' duyalım..Peki hükümete muhalif üye var mıdır MÜSİAD'da?Var. Biliyorum çünkü geçtiğimiz dönemde yerel seçimler oldu. Yerel seçimlerde Türkiye'nin dört bir tarafında üyelerimiz var bizim. Baktık ki bizim üyelerimizden başka partilerin aday adayları var. Oradan gördük bunu. Yoksa özel olarak bir araştırma içine girmedik. 100 aday adayının 50 tanesi hükümet tarafında çıkabilir. Zaten ülkede oran öyleyse 50'si, 60'ı oradaymış. Çok da düşündürücü değil yani. Bu konuda özel bir merakım yok. Birlikte çalıştığım arkadaşlarımın parti yakınlığını da bilmem. Eğer birisi bir gün burada particilik yapmaya çalışırsa 'Bir dakika. Gel buraya. Burada bunu yapmana izin vermeyiz' derim.Yeni Türkiye diye bir kavram var şimdi. Hepimiz bu kavramı çokça konuşuyoruz. Nasıl bir yer Yeni Türkiye? Nasıl bir ekonomik ortam?Geçtiğimiz Çarşamba günü Koç Üniversitesi'nde oranın Eko-politik kulübünün davetlisiydim. Orada da Yeni Türkiye'yi anlatmaya çalıştım.Benim yaş grubumun hafızalarından çıkmayan bir Türkiye var. Şu an dolarda 2.26 TL'den 2.29 TL'ye çıkan bir hareketlilikten bahsediyoruz. O Türkiye'de doların 687 binden 1 milyon 700 bin TL'ye çıktığı bir Türkiye vardı. Yeni Türkiye'de biz bunu istemiyoruz.Eski Türkiye içerisinde bakıldığında şu anda 62'nci hükümet işbaşında. Cumhuriyetin 91'inci yılındayız. Her 1.5 yılda bir hükümetlerin değiştiği bir Türkiye vardı. Hatta Ak Parti gibi 12 yıl kalanları çıkardığında ömrü aylarla ifade edilen hükümetler vardı. Bakan değişse politikaların değiştiği bir ortamda istikrardan bahsedemezsiniz. Her 1.5 yılda bir hükümetlerin değiştiği bir istikrarsızlık ortamını ben arzu etmiyorum Yeni Türkiye'de.Bir ülke işadamından yatırım, istihdam oluştur, sosyal katkı sağla ister. Geçtiğimiz dönemde onaylamadığımız bir şey de şu: Kalkıp siyaseti dizayn etmeye çalışma. Siyaset de seni dizayn etmeye çalışmasın. Ortalama vatandaşın işadamından beklentisi budur. Bunu yaparsa saygı ve sevgi görür. İşadamı da bunları yapabilmek için huzurlu bir ortam ister. Çözüm sürecinin olmadığı dönemleri hatırlayın. O dönem Doğu'ya işadamı gitmiyordu. Niye gitsin. Siz gidip buradan bombanın patladığı bir yerde yatırım yapar mıydınız?Peki şimdi nasıl gitsin? Şimdi bir de IŞİD orada.Başka bir yere geleceğim. IŞİD'i ayrıca konuşuruz. İşadamı huzur ister, güven ister, pozitif istikrar ister. İstikrarın negatifi de var. Hep baş aşağı giden ülke de var. Geçmişte sanayi payından bahsettik az önce. Bize şu söylendi 'Yaa tarım köylü işidir. Biz artık köylü değil kentli olacağız, bırakacağız bu işleri' dendi. İnsanlar her yerden getirilip İstanbul'a plansız programsız şekilde tıkıştırıldılar. Türkiye'nin bugün tarımsal üretimi 61 milyar dolar. Hollanda'nın sadece tarım ihracatı 105 milyar dolar. İnsanları oralardan kopartıp getirirseniz, çözüm süreci besicilik ve tarım açısından da önemliydi, o zaman bir yerlerde bir şeyleri yanlış yapıyorsunuz demektir. Bu eski Türkiye'de kalmalı. Yeni Türkiye'de olmamalı.Cari açık geçen sene 65 milyar dolardı. Bu yıl 48 milyar dolar olacak. Güzel. Daha da azaltmak istiyorum ama enerjiye bağımlıyım. Biraz önce tarım dedim size. 61 milyar dolar tarım üretimimi 110 milyar dolar yapsam bitti olay. Biz Yeni Türkiye'yi böyle hayal ediyoruz.Sanayiye gelince.. 'Artık üretim üçüncü dünya ülkelerinin işi, biz hizmet sektörüne gireceğiz' dediler. İspanya, Yunanistan gibi ülkeleri örnek gösterdiler. Ben bunu devlet politikası olarak getirmişim. Sadece rant yüksek diye sanayiden kaçmamışım ki.. Biz bu pompalamalarla büyüdük. 'Avrupa üretimi bizim gibilere yaptırıyor. O zaman biz de üretim yapmayalım' dediler. Yapmazsan yüzde 15'e düşer sanayi payı. 'İnşaatçı rantı gördü' değil tek mesele.. Sen de insanları psikolojik olarak, mahalle baskısıyla buna yönlendirdin. Yeni Türkiye'de biz bunları da istemiyoruz. Hukuk devleti. Hukuk size de bana da lazım. Birleri kafalarında soru işaret olmadan benim karşısına çıktığım hukuki makam hangi görüşe sahipse bunu sağlayabilmelidir. Bunun için anayasaysa anayasa, yasal değişiklikse yasal değişiklik, cesurca birilerinin yapması birilerinin de korkmadan destek vermesi lazım.Ak Parti iktidarı döneminde MÜSİAD için neler değişti? Sonuçta MÜSİAD hükümete yakın iş dünyası örgütü olarak tanınıyor.Biz bazen malımızı kaybediyoruz, sonra da bulduk diye seviniyoruz. MÜSİAD 25 yıllık geçmişe sahip. TÜSİAD da ondan 19 yıl önce kurulmuş.. En babası bunlar yani. 40 yıldan bahsediyoruz. Ondan öncesine gidince böyle bir kavram bile yok. Geçen hafta ahilik haftasıydı. Ahilik güzel bir örgütlenmeydi, vakıflar da bugün dünyada inanılmaz iyi işler yapan kurumlardır. Biz bir vakıf medeniyetiyiz. Unutmuşuz, sonra NGO'dan tercüme bire sivil toplum kuruluşu katmışız hayatımıza. Öyle olunca elbette bunun oturması zaman alıyor. İstikrarsız ortamlardan etkileniyor. Siz kalkıp darbe dönemlerini yaşarsanız, partilerle örgütler kapatılarak bir yere gidilirse bunun adı 80 darbesi de olabilir, 28 Şubat da. Her ikisi de bizim için aynıdır. Buralarda kurumlar hayatlarını bitirirler, sıfırlarlar, zikzaklı şekilde bir daha başlarlar. Son dönemi öncelikle böyle değerlendirmek lazım. En azından bakıldığında bu anlamda bariz engellemelerle karşılaşılmadığını söylemeli. Ayağımızdaki prangaların çıkartılması olabildiğince eşit şartlarda çalışılabilmesi demektir. MÜSİAD'ın bu dönemde özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde bize şaşı bakılmasını engelledi. Hükümet bize şaşı bakmadı.Daha önceki hükümetler çok mu şaşı baktı?28 Şubat'ta üyeleri geceleri çilingirlerle açılarak taciz edilmiş bir kurumun mensuplarıyız biz. 28 Şubat süreci içerisinde bu geçtiğimiz yıl konuşulan fişlemelerin kitaplaştırıldığı, İslami sermaye diye kitaplar içinde yazıldığı bir dönemin üyeleriyiz biz. Böyle bakıldığı zaman bir tek MÜSİAD üyeleri değil, kitap içinde MÜSİAD üyesi olmayan da bir dolu kişi vardı. Böyle bir süreçte bize şaşı bakılmadığını nasıl söyleyebiliriz ki? Benim kurucu Genel Başkanım o dönemde DGM'de yargılanmış. Bir işadamı örgütünün kurucu başkanının DGM'de yargılanabilmesi için vatana ihanet suçu falan olması lazım. Hükümetin bize bu dönemde yapmış olduğu şey bu şaşı bakmayı ortadan kaldırmaktır.DEİK'te yeni oluşumla ilgili hükümetin müdahaleci bir tavır takındığı konusunda belli eleştiriler var. Siz ne düşünüyorsunuz?Öncelikle basında 'DEİK Ekonomi Bakanlığına bağlandı' ifadesi kullanılıyor. Ben şu anki DEİK'in yönetim kurulu üyesiyim. Şu ankinden bir gün önceki DEİK'in de yönetim kurulu üyesiydim. Baktığınızda DEİK'in kurucu kuruluş sayısı 99'a çıktı. 24 olan yönetim kurulu üye sayısı da 35'e çıktı. Pazar günü bir yönetim kurulundaydık. 35 üyenin 35'i de iş aleminin temsilcileriydi. Bir Allah'ın kulu da bakanlık personeli değildi. Rona Bey ne kadar kamu personeli dğeilse Murat Ülker de Fetit Şahenk de Murat Ülker de o kadar değildi. TİM'i emsil edenler de odalarımızın başkanları da kamu değil. İçimizde en yarı kamu olanlar onlardı. Bunların da ağırlıklı kısmı daha önceki yönetim kurulunda vardı. Ekonomi sadece 35 kişi içinden bir kişiyi başkan olarka belirleyecek. Ama o kişi o 35 kişinin içinden olacak. Dışarıdan belirlemedi. Cumhurbaşkanımız, Ekonomi Bakanımız ve Kültür Bakanımız da katıldılar ama saat tutmadım, 15 dakika kadar kalıp çıktılar. Sonrasında Başkan Yarımcılıklarının, icra kurulu üyelerinin de tamamı orada seçildi. Böyle bir algının olmasına kimsenin izin vermemesi lazım. DEİK yine özel sektör temsilcilerinden oluşan bir yapıya sahip. İş Konseyi Başkanları'nın tamamı göreve devam edecek. Çalışmak isteyen personelle de çalışılacak. Ekonomi Bakanlığı'nın 35 kişiden bir kişiyi Başkan olarka atamasını Ekonomi Bakanlığı'na bağlamak olarka ifade etmek bence vicdansızlıktır.
Jüri Üyelerinden Altın Portakal Sansürüne Tepki
Reyan Tuvi'nin Gezi belgeseli “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek”in belgesel ön jürisi tarafından seçilmesine karşın 51. Antalya Altın Portakal Film Festivali yönetimince yarışmaya alınmamasına tepkiler büyüyor.Belgesele sansür tartışmaları, bazı jüri üyelerini festivalden çekilme noktasına getirdi.Festivalin çeşitli bölümlerinde görev alan 10 jüri üyesi, yaptıkları açıklamada yaşananları 'vahim' olarak nitelendirdi ve jürilikten çekilebileceklerinin sinyalini verdi.10 jüri üyesinin imzasıyla yapılan açıklamada, belgeselin listeden çıkarılmasının hiçbir şekilde kabul edilemeyeceği vurgulandı.Açıklamada şu ifadelere yer verildi:'Bir film festivalinden beklenen, filmlerin gösterim hakkını, seyircininse filmlere erişim hakkını savunmak ve filmin yaratıcılarının sanatsal ifade özgürlüğünü korumaktır. Bir filmin Türk Ceza Kanunu gerekçe gösterilerek yarışmadan ihraç edilmesi ise, festivalin kendini bir sanat kurumu değil, hukuki bir ceza mercii addederek hareket ettiğini gösterir.Altın Portakal yönetiminin, yarışmasına başvurmuş ve ön elemeyi geçmiş bir filmin yaratıcılarını zan altında bırakması son derece vahimdir. Halihazırda birçok festivalde gösterilmiş olan ‘Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek’, festival yönetiminin bu tutumuyla sadece yarışmadan çıkarılmış olmuyor, aynı zamanda söz konusu sanat eserini kriminalize etme anlamına geliyor. Filmin ileride başka etkinliklerde seyirciyle buluşmasının önünü kesebilecek ya da belli bölümlerinin sansürlenmesine zemin hazırlayacak bir uygulama.Tüm bu nedenlerden, bu açıklamayı sadece filmin Ulusal Belgesel Film Yarışması’na geri alınması için yapmıyoruz. Aynı zamanda festivalden, Reyan Tuvi’nin sanatsal ifade özgürlüğüne sahip çıkan bir açıklama bekliyoruz. Sanat eserlerinin suç unsuru olarak görülmesine davetiye çıkaran bu kararın geri alınmasını ve filmin Ulusal Belgesel Film Yarışması’nda, sanatçının kurguladığı özgün haliyle gösterilmesini talep ediyoruz.Ayrıca, festivalde jüri üyeliği yapmak üzere davet edilen bizlerin, bu uygulamanın ardından karar irademizi güvence altında hissetmesi mümkün değil. Festival yönetiminden, film gösterimlerinin her türlü baskıdan muaf bir şekilde yapılacağını ve seçici kurulların kararlarının manipüle edilmeyeceğini garanti eden, tavizsiz bir açıklama bekliyoruz.”AÇIKLAMAYA İMZA KOYAN JÜRİ ÜYELERİBelmin Söylemez (Ulusal Yarışma, Ana Jüri)Can Candan (Ulusal Belgesel Film Yarışması, Ana Jüri Başkanı)Ayla Kanbur (Ulusal Belgesel Film Yarışması, Ana Jüri)Zeynep Dadak (Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması, Ana Jüri)Belma Baş (Ulusal Kısa Metraj Film Yarışması, Ana Jüri)Emre Akay (Ulusal Kısa Metraj Film Yarışması, Ana Jüri)Mehmet Açar (Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması, SİYAD Jürisi)Evrim Kaya (Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması, SİYAD Jürisi)Kaya Özkaracalar (Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması, SİYAD Jürisi)Fırat Yücel (Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması, SİYAD Jürisi)Demokrat Haber
59 Sinema Yazarı Gezi Belgeseline Sansürü Protesto Etti
Sinema Yazarları Derneği’ne (SİYAD) üye 59 yazar, Gezi eylemleri temalı belgeselin Altın Portakal Film Festivali’nin programından çıkarılmasını protesto etti.Reyan Tuvi’nin ‘Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek’ adlı belgeseli, ön jüri tarafından yarışmaya değer bulunup festival yönetimine bildirilmişti.Ancak AKP’li Antalya Büyükşehir Belediyesi’nce düzenlenen festivalin yönetimi, filmi, Türk Ceza Kanunu’nun şahsa ve cumhurbaşkanına hakaret suçlarını düzenleyen ‘125. ve 299. maddelerine aykırı ifade ve içerik’ nedeniyle yarışma programına alınmamıştı. Yönetimin bu kararı, ön jüride bulunan üç ismin yazılı açıklamasıyla ortaya çıkmıştı.Yönetim dün yazılı bir açıklamayla kararını filmde ‘insan haklarının rencide edilmesi’ ne bağlarken, aynı zamanda festival komitesinde görev alan SİYAD Yönetim Kurulu Genel Başkanı Alin Taşçıyan da Diken’e ortada sansür değil, filmi korumaya yönelik bir karar bulunduğunu söylemişti.SİYAD üyesi gazeteci ve film eleştirmeni Uğur Vardan ve Şenay Aydemir ise festival yönetimince alınan karara eleştirel yaklaşmıştı.59 yazarın bugün yayınladığı açıklama şöyle:Aşağıda imzası bulunan Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) üyeleri olarak, sinemamızın 100 yaşına bastığı, en köklü film festivalimiz Altın Portakal’ın 51 yılı geride bıraktığı koşullarda, sansür denilen çağdışı uygulamayı protesto ettiğimizi kamuoyuna duyuruyoruz.Reyan Tuvi’nin ‘Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek’ adını taşıyan, Altın Portakal Film Festivali’nin üç kişilik ön jürisinin değerlendirmesinden ve onayından geçmiş belgeselinin, festival programının dışında bırakılmasını kabul edilemez buluyor, sorunun çözümü için tüm sinema kamuoyunun ortak hareket etmesi gerektiğine inanıyoruz.33. İstanbul Film Festivali, Documentarist-7. İstanbul Belgesel Günleri ve 21. Adana Altın Koza Film Festivali’nde hiçbir hukuki sorunla ve ceza tehdidiyle karşılaşmadan gösterilen ‘Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek’ filmiyle dayanışma içindeyiz.Sinema yazarları olarak ilk yılından itibaren çeşitli boyutlarda destek verdiğimiz ve katkıda bulunduğumuz Altın Portakal’ın 35 yıl aradan sonra bir kez daha sansür utancı yaşamamasını diliyor, festival yönetimini bu karardan vazgeçmeye çağırıyoruz.Saygılarımızla…Mehmet AçarKerem AkçaErkan AktuğOkan ArpaçTunca ArslanAlkan AvcıoğluŞenay AydemirBurcu AykarSenem AytaçJanet BarışMelis BehlilAbbas BozkurtBanu BozdemirYeşim BurulCumhur CanbazoğluCüneyt CebenoyanSungu ÇapanTuncer ÇetinkayaAyça ÇiftçiAtilla DorsaySenem ErdineMurat ErşahinEngin ErtanTalip ErtürkÖvgü GökçeBerke GölBurak GöralÇağdaş GünerbüyükSelin GürelYusuf GüvenAyla KanburEvrim KayaAli KocaSerdar KökçeoğluNil KuralEsin KüçüktepepınarGözde OnaranNadir ÖperliMurat ÖzerCeylan ÖzçelikÖzge ÖzdüzenFatih ÖzgüvenKaya ÖzkaracalarOlkan ÖzyurtBarış SaydamFırat SayıcıSelin SevinçNecati SönmezZeynep Tül Akbal SüalpUygar ŞirinYeşim TabakMüge TuranAlper TurgutAli Ulvi UyanıkUğur VardanBurçin S. YalçınDeniz YavuzRasih YılmazFırat YücelDiken
İspanya'da Gündem Arda Turan!
İspanyol takımında 4. sezonunu geçiren Arda Turan, lig öncesi yaşadığı sakatlığın ardından mükemmel bir dönüş yaparken, dünkü maçta oynadığı futbolla Şampiyonlar Ligi'nde de öne çıkmayı başardı.Marca gazetesi, Arda ismine atıfta bulunarak, 'Ardiente' (Ateşli) başlığını atarken, 'Juventus sahada egemen olan taraftı ama ilk yenilgisini aldı ve bu sezonki ilk golünü yedi. Arda Turan'ın belirleyici olan kalk borusuyla Atletico yürek ve görevini yerine getirme dersi verdi' ifadelerini kullandı. İç sayfasında ise 'Beyler, bu Arda' ve 'Dev ezici Arda' başlıklarını kullanan Marca gazetesi, 'Mükemmel bir taktik savaşını Türk sihri çözdü. Atletico'nun sahadaki en zor anında Tiago ve Juanfran'ın başlatığı pozisyonu Arda sonlandırdı. Türk futbolcu, Bernabeu'da Real Madrid'e karşı alınan galibiyetin golünü attıktan sonra şimdi de Juventus karşısındaki zaferin golünü kaydetti' değerlendirmesinde bulundu.El Mundo Deportivo gazetesi de 'satır başı işareti' anlamına gelen, Atletico Madrid'in stadı Calderon'a atıfta bulunarak, 'Arda, Calderon' başlığını attı. 'Arda finali kazanıyor' ifadesini de iç sayfalarında başlığa çıkaran gazete, 'Türk futbolcu, Atletico'yu ateşleyen golü attı ve yenilmez Juve'yi insanileştirdi. Mükemmel bir sezon başı geçiren Arda, kurtarıcı oldu' ifadelerini kullandı.'Arda'nın klası savaşı kazanıyor' başlığını kullanan AS gazetesi ise 'Kısır bir savaşa dönüşen maçta herkes koşup, çarpışıp, terlerken, Arda, bizlere küçük detaylar hediye ederek sahada uçuştu' yorumunu yaptı.İspanya'nın yüksek tirajlı siyasi gazetelerinden El Mundo, 'Arda saf altın' başlığını atarken, 'Arda sahada yavaş yürüyor ve her koşudan sonra sanki ölecekmiş gibi gözüküyor. Onda asla aceleci bir görüntü aramayın ama Arda, Atletico Madrid için saf altın. Önündeki engelleri aşan, farklı bir futbolcu. Yine Atletico için çok önemli bir gol attı' denildi.El Pais gazetesi de 'İlk futbol sonra Arda' başlığı altında 'Taktik yönü çok ağır basan bir maçta Juventus karşısında Atletico'ya galibiyeti Türk futbolcu kazandırdı' ifadesini kulandı.
Reklam