Türkiye AB-ABD Serbest Anlaşması Trenine Yetişir mi?
ABD ve Avrupa Birliği (AB), dünyanın en büyük iki ekonomik gücü olarak ekonomik pazarlarını entegre etme adına önemli çalışmalar yapıyorlar.AB - ABD Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTYO) olarak adlandırılan bu serbest pazar kurma girişimlerinin yakın zamanda Washington’da 7'nci tur müzakereleri taraflara göre ‘yapıcı’ geçti.Karşılıklı olarak teklifler incelenmeye başlandı ve bazı alanlarda konsolide edilmiş metinlerin ortaya çıktığı duyuruldu.Konu hakkında Carnegie Endowment for International Peace isimli düşünce kuruluşu için geniş bir inceleme kaleme alan ve aynı zamanda İstanbul merkezli Ekonomi ve Dış Politika Araştırma Merkezi'nin de (EDAM) kurucusu olan Sinan Ülgen'e göre, TTYO’dan her iki tarafın da beklentileri oldukça yüksek.Center for Economic Policy Research'ün 2013 yılı bulguları gerçekleştiği takdirde bu ortaklıktan AB yıllık olarak 164 milyar dolar, ABD’nin ise 131 milyar dolarlık bir kazanç sağlamayacak.'Ekonomik NATO' mu kuruluyor?ABD ve AB ile yoğun ticari ilişkiler içinde bulunan ama TTYO'ya dahil olmadığı için bu ortaklıktan mahrum kalacak Kanada ve Türkiye gibi ülkeler ise, Almanya merkezli Institute for Economic Research’e göre azımayacak derecede bir gelir kaybına uğrayacak.Ülgen’in 'içerde misin dışarıda mı kaldın (Locked in or Left out)' başlıklı raporundaki alıntıya göre, Kanada, TTYO’nun dışında kalmasıyla ulusal gelirinin yüzde 10 büyüklüğündeki bir kısmını kaybederken, Türkiye’nin ise yine ulusal gelirinin yüzde 2,5’i oranında yıllık bir kayıba uğraması sözkonusu.Bu yeni serbest ticaret alanının oluşumu için ‘Ekonomik NATO’ tabirini kullananlar az değil.Bunlardan biri de TUSİAD’in Washington temsilciliğini yapan Barış Ornarlı. Ornarlı, özellikle Washington’da, gerek Amerikalı yetkililerle gerekse de Kongre’deki görüşmelerde, güvenlik odaklı NATO’ya üye olan Türkiye’nin, TTYO için de gözetilmesi savını sıklıkla kullandığını ve bu yönde bir gündem oluşturmak adına çalışıldığını söylüyor.Diğer yandan taraflar arasındaki müzakereler, 2013 yılının ilk yarısında resmi olarak başlamasına rağmen bir tarafta 50 eyalete sahip olan ABD, diğer tarafta ise 28 ülkeli AB’nin temsilcileri, müzakerelerde ayrıntılara indikçe bazı somut engellerle karşılaşmaktalar.Ornarlı’ya göre, şu aşamada iki taraf özellikle mali hizmetler, yatırımcı-devlet tahkim konuları ve tarım gibi alanlarda ortaya çıkan sıkıntıların üstesinden gelmeye çalışıyor.Müzakelerin ne zaman bitebileceği hakkında şimdiye kadar ortaya konmuş bir takvim bulunmuyor. Merkezi Ankara olan Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) Amerika Araştırmaları Merkezi Başkanı Mehmet Yeğin’e göre, AB ve ABD arasındaki TTYO süreci 'yapısal olarak Türkiye'nin aleyhine işliyor. TTYO’nun bir parçası olmaya çalışmak, Türkiye için nehir akışına ters yüzmeye çalışmaya benziyor. Çünkü tarafların (ABD ve AB) hiçbir şey yapmaması durumunda Türkiye dışarıda kalıyor. ABD'nin aktif bir şekilde Türkiye'yi dahil etmek istemesi gerekiyor ki bu ancak Yeni Kongre ile Türkiye'nin beyaz bir sayfa açmasıyla olur.‘’Cumhuriyetçiler TTYO’ya hız getirebilir mi?Demokratlar, felsefi olarak daha korumacı ve serbest ticaret anlaşmaları karşıtı bir pozisyon takınıyor. Bundan dolayı da, geçtiğimiz dönemde, Başkan Barack Obama ile aynı partiden olmalarına rağmen, TTYO’yu hızlandırıcı bir fonksiyon eda edebilecek 'hızlı yöntem (Trade Promotion Authority)' yetkisini Beyaz Saray’a vermediler.Bu yetki olmadan, Kongre üyeleri, belki de yüzlerce maddeden oluşacak serbest ticaret anlaşmasının her bir fıkrasını Kongre'de oylama ile veto etme imkanına sahip olacak ve bu da süreci adeta ilave bir müzakere katmanı eklemiş olacak.Şimdilerde Kongre’nin tümünün kontrolünü ele alan Cumhuriyetçiler ise, felsefi olarak serbest ticaret anlaşmalarına daha sıcak bakmakta ve bunun daha az bürokrasi ile daha çok ticaret ve büyüme anlamına geldiğini savunmakta.Bundan da yola çıkarak Yeğin, 'ABD-AB arasındaki müzakerele süreci önümüzdeki dönemde hızlanacak' öngörüsünde bulunuyor ve 'hatta Başkan Obama'ya 'hızlı yöntem' yetkisinin verilme olasılığı da artıyor' diye ekliyor.Ne var ki, derinden kutuplaşmış Washington'da, muhalif Cumhuriyetçi kanat üyelerinin, böyle olumlu bir adım atıp, atmayacakları bekleyip görülecek.Ornarlı, Avrupalıların da müzakelerin selameti açısından, TTYO anlaşmasını paket olarak Kongre’nin önüne getirebilecek bu yetkinin Başkan’a verilmesini beklediklerini ekledi. AB Bakanı Volkan Bozkır: Türkiye TTYO'nun dışında kalırsa Gümrük Birliği'ni askıya alabiliriz.Türkiye’nin Resti Ne Demek?Türkiye’nin TTYO ile ilgili gelişmelerde beklentilerin karşılanmadığının en önemli sinyali, AB Bakanı Volkan Bozkır’ın henüz geçen hafta verdiği 'TTYO’ya alınmazsak Gümrük Birliği üyeliğini dondururuz’’ demecinde görüldü. Washington’daki Brookings Enstitü’de çalışmalar yapan ve TTYO ile ilgili incelemeler de kaleme almış olan Kemal Kırışçı’ya göre, bu demeç 'kısmi olarak gövde gösterisi iken diğer taraftan da Türk tarafının derinden yaşadığı kızgınlığı' yansıtması açısından önemli.Bakan Bozkır’ın AB’ye savurduğu bu tehdidi BBC Türkçe’ye değerlendiren ve TTYO’yu yakından izleyen iki diğer uzmana göre ise Bozkır bir taraftan bu tehditle 'iç politikaya yönelik seçim yatırımı yaparken' diğer taraftan ise, 'Gümrük Birliği'nden ayrılma tehdidi aslında içi boş ve daha çok Türk şirketlerini yaralayacak bir sonuç vereceği için, gerçekçi de değil' diyor.Ayrıca hiç şüphe yok ki Türkiye’nin 2014’ü AB yılı olarak ilan ettiği bir dönemde, ‘Gümrük Birliğinden ayrılırız’ çıkışları, AB ile olan ilişkileri daha da zedelemekte.ABD ile zayıflayan ilişkilerDünyanın iki büyük ekonomik bloğu, global yatırım ve ticaret pazarının yüzde 60’ını temsil edecek yeni bir oluşumun köşe taşlarını yavaş ama kararlı adımlarla yerleştirirken, Türkiye’nin aleyhine işleyen bir başka konu da, Türkiye’nin Washington’daki imajının ABD yönetimi ile ilişkilerinin ve özellikle TTYO anlaşmasında önemli bir rol oynayan Kongre ile bağlarının son yılların en kötü seviyelerinde seyretmesi.Türkiye’nin daha hızlı ekonomik reformlar ile hareketlenmiş olan ‘serbest ticaret’ trenini yakalaması gerektiğini savunanlar artarken, TTYO müzakere sürecinin de şimdiden ikinci bir AB üyeliği müzakereleri hayal kırıklığına giderek benzediği algısı yerleşmeye başlıyor.1950’lerde üyesi olunan NATO üyeliği ile Türkiye Batı ittifakının sağlam bir üyesi olmuş, sonraki on yıllarda bu çekirdek ittifakın üstünde ilişkilerini bina etmişti, güvenlik şemsiyesi altına girmişti.‘’Ekonomik NATO’’ üyeliği için ise şimdilik şans pek de Türkiye’nin yanında değil gibi.İlhan TanırBBCTürkçe
IŞİD Kendi Parasını Basıyor
IŞİD, değerli metallerden kendi parasını basmaya başlayacağını duyurdu. Paralar altın, gümüş ve bakırdan üretilecek. 1 gümüş dirhem 1 dolara eşit olacak.Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) 'Dinar, Dirhem ve Fils' adını taşıyacak ve altın, gümüş ve bakır’dan üretilecek yeni parasını sosyal medya üzerinden tanıttı.IŞİD Devlet Hazinesi Divanı’nın açıklamasına göre, basımı yapılacak para, Müslümanlara empoze edilen ve onların birikimlerini ziyan eden uluslararası para ve sermaye piyasasından bağımsız olacak ve üretildiği metalden değerini alacak.Açıklamada, para basma kararının çok uzun değerlendirme sürecinden geçtiği ve bu konuda uzmanlar tarafından Şura Meclisi’ne sunulan kapsamlı yasa tasarısının incelenerek onaylandığı ifade edildi.IŞİD, paranın üç farklı birimden oluşacağını, üretim sürecinin ve para değeri biçmenin Hazine Divanı tarafından kararlaştırılacağını duyurdu.En küçük para Fils, 10 ve 20'lik olarak bakırdan üretilecek. Gümüşten üretilecek Dirhem 5-10 ve 20'lik olarak basılacak. En değerli maden altından üretilecek Dinar ise 1 ve 5'lik olacak.Altından üretilen 5 Dinar yaklaşık 1500 Türk lirasına tekabül edecek. Al Jazeera
Samsung, Altın Kaplama TV Üretti
Güney Koreli Samsung özel bir hayır kuruluşu için 78 inç boyutlarında kavisli UHD bir TV üretti. Televizyonun arka yüzü tamamen altın ile kaplandı ve özel bir tasarıma kavuştu.Samsung yaptığı duyuru ile birlikte özel üretim 78 inç boyutlarındaki kavisli Ultra HD televizyonunu tanıttı. Dünya üzerinde sadece tek bir şanslı kişinin sahibi olabileceği bu özel televizyonun büyük kısmı tamamen altın alaşımı ile kaplanmış. Altın vernik karışımı bir madde ile kaplanan cihazın üzerinde özel çizimler de yer alıyor.Hong Kong'da gerçekleştirilecek özel bir hayır etkinliği için özel olarak hazırlatılan ürün 2 kavuşacak. Güney Koreli sanatçı Sung Yong Hong tarafından Kore'nin özel vernik boyama tekniği olan 'Ottchil' ile süslenen 78 inç'lik UHD cihaz arka yüzünde Neolitik çağdan kalma bir çizim anlayışına ev sahipliği yapıyor. Bu boyama tekniği ise ' özel şeyleri korumak ve saklamak ' için kullanılmış.Samsung en önemli anıları ve mutlulukları 'saklamak' temasını kullanmak istediklerini belirtirken, altın vernik kaplamalı arka yüzeyde sinema tarihinin en önemli filmlerinden ikonik görüntüler kazınmış.Hong Kong'da gerçekleşecek ön sunum sonrası açık artırma ile satılacak bu özel televizyonun rekor bir fiyata alıcı bulması bekleniyor.ShiftDelete.Net
Türk Sineması 100. Yaşını Kutluyor
Türk sineması, ilk Türk filmi kabul edilen 'Ayastefanos Abidesinin Yıkılışı'nın bugün 100'üncü yaşını kutluyor.Osmanlı coğrafyasının beyaz perdeyle tanışmasından tiyatro kökenli ilk dönem filmlere, 'Fransız kızlar' için uygulanan ilk sansürden bir döneme damga vuran Muhsin Ertuğrul'a ve Yeşilçam'dan milenyumla yeniden ivme kazanan yerli filmlere Türk sineması, dünyanın en eski ulusal sinemaları arasında yer alıyor.İstanbul Şehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Peyami Çelikcan, araştırmacı ve yazarlar tarafından başlangıç alındığı tarih dolayısıyla zaman zaman tartışmaların odağı olan Türk sinemasına ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.Sinemanın bu topraklardaki geçmişinin çok daha eskilere dayandığını belirten Çelikcan, 'Bu yıl 100. yaşını kutladığımız sinemamızın geçmişi, İstanbul'da ilk film gösteriminin yapıldığı 1896'ya kadar uzanıyor. O yıl, Beyoğlu'nda başlayan sinema gösterimlerinin ardından geleneksel temaşa sanatının sergilendiği alanlarda film gösterimlerinin yapılmasıyla sinema seyircisi oluşuyor. Dünya sinemasının başlangıcının da Lumiere Kardeşlerin 1895'te Paris'te ilk filmlerinin seyirciyle buluşmasıyla başlatıldığı göz önüne alındığında, aslında Türk sinemasının başlangıcını da 1896 almak daha uygun olur' diye konuştu.Çelikcan, 1914'e gelene kadar Avrupalı sinemacıların Osmanlı coğrafyasına ilgisi dolayısıyla yüzyılın başından itibaren çeşitli çalışmalar yapıldığını, film çekim ve gösterimine ilişkin ilk yasal düzenlemenin hazırlandığını ve Osmanlı tebaasından Makedon asıllı Manaki Kardeşlerce 1911 yılında da belgesel filmler çekildiğini anlattı.Çelikcan, Osmanlı ordusunda görevli Fuat Uzkınay'ın 1914'teki çektiği ve günümüze ulaşan hiçbir kopyasının bulunmadığı filmin, dönemin koşulları dolayısıyla Türk sinemasının başlangıcı olarak referans alındığını söyledi.Beyaz perdeye ilk yansıma Yıldız Sarayı'ndaÖte yandan, AA muhabirinin çeşitli kaynaklardan derlediği bilgilere göre, Türk sinemasının bir asrı ise şöyle:Osmanlı Devleti, dünyanın ilk kez Lumiere Kardeşler'in 1895'te çektiği bir trenin gardan hareketini gösteren filme hemen ilgi göstererek, Yıldız Sarayı'ndaki ilk gösterimle bu topraklar 'büyülü dünya' ile tanıştı. Türk sinemasının ilk adımı ise 1.Dünya Savaşı'nın başladığı günlerde yedek subaylığını yapan Fuat Uzkınay'ın yönetmenliğinde 14 Kasım 1914'te propaganda amaçlı çekilen 'Ayastefanos'taki Rus Abidesinin Yıkılışı' belgeseliyle atıldı. Ardından, Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın emriyle 1915'te Merkez Ordu Sinema Dairesinin (MOSD) kurulmasıyla hem Türkiye'yi ziyarete gelen imparatorların gezi belgeselleri hem de birkaç öykülü film denemeleri yapıldı.Türk sinemasında ilk sansür 'Fransız kızları' için yapıldıDönemin sevilen tiyatro oyunu Leblebici Horhor ile 'Himmet Ağanın İzdivacı', 1916'da çekilmeye başlamasına rağmen savaş koşullarında vaktinde tamamlanamadı. Dolayısıyla Türk sinemasında yarım kalmadan çekilen ilk öykülü film, İstanbul'un işgaliyle MOSD'un sinemayla ilgili tüm malzemelerinin devredildiği Müdafaa-i Milliye Cemiyetinin Sedat Simavi'ye ısmarladığı 'Pençe' ve 'Casus' filmleri oldu. Türk sinemasında sansür ilk kez, İstanbul'un İtilaf devletlerinin işgali altında bulunduğu 1919'da çekilen 'Mürebbiye' filmine uygulandı. Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın aynı adlı eserinden Fuat Uzkınay'ın yapımcılığında beyaz perdeye aktarılan sessiz film, Fransız kadınları kötü gösterdiği gerekçesiyle yasaklanmasına rağmen gizlice gösterildi.Türk sineması ilk komedi film serisine ise 1921'de gösterilen 'Bican Efendi' ile kavuştu.Sinemada 'tek adam' dönemiİlk özel yapımevi Kemal Film'in kuruluşuyla Türk sinemasında yeni bir dönem başladı. Muhsin Ertuğrul, yurt dışında edindiği sinema tecrübesiyle uzun yıllar 'tek adam' olarak pek çok ilki hayata geçirdi. 'İstanbul'da Bir Facia-i Aşk' filmiyle Türk sinemasına adım atan Ertuğrul, aleyhlerinde çekildiği düşüncesiyle film setinin Bektaşilerce basıldığı 'Boğaziçi Esrarı', ilk kez Türk kadınlarının rol aldığı 'Ateşten Gömlek', ilk ortak yapım (Türk-Mısır-Yunan) 'İstanbul Sokaklarında' filmlerinin de aralarında olduğu yapımlara imza attı.Türk sineması ilk uluslararası ödülünü, Ertuğrul'un 1934'te ikinci kez perdeye uyarladığı 'Leblebici Horhor Ağa'nın Venedik 2. Uluslararası Film Şenliği'nde 'onur diploması'na layık görülmesiyle aldı.2. Dünya Savaşı'nın olumsuz etkisiyle 1939-1945 yıllarında çok az sayıda filmin üretildiği Türk sinemasının yerini yabancı filmlerin doldururken, 'Yerli Film Yapanlar Cemiyeti'nce 1948 yılında ilk kez düzenlenen yarışma sektöre canlılık getirdi.Sinemamızın 'altın çağı'Yüzyılın ikinci yarısından itibaren Türk sineması büyük bir atılım yaptı. Sinemacı Ömer Lütfi Akad'ın 1949 yılında çektiği 'Vurun Kahpeye', sektörü yeniden şekillendirdi. Tarihi filmler, roman uyarlamaları, şehir hikayelerinin de ağırlık kazandığı 50'li yıllarda bir sinema dili oluşturulmaya başlandı. Yönetmen Akad'ın parladığı bul yıllarda, Türk sinemasının da yıldızları yükselerek Ayhan Işık, Belgin Doruk, Zeki Müren, Fikret Hakan gibi isimlere kavuştu.Film üretim verimliliğinin en üst noktaya çıktığı 1960'lı yıllarda ise sinema ulusal bir kimliğe büründü. Yapım, üretim ve dağıtım gücü bakımından 'altın çağ' kabul edilen bu dönemde, 1963'ten itibaren renkli filmler ağırlık kazandı. Türk sineması, 1966 yılında 241 film üreterek dünya uzun metraj film üretimi sıralamasında 4'üncü oldu. Memduh Ün, Metin Erksan, Atıf Yılmaz, Ertem Eğilmez, Halit Refiğ gibi yönetmenlerin yanı sıra Cüneyt Arkın, Hülya Koçyiğit, Kartal Tibet, Yılmaz Güney, Fatma Girik, Türkan Şoray gibi oyuncular da sinema dünyasına adım attı.İlk 'Altın Portakal' ve 'Altın Ayı' ödülleriTürk sineması uluslararası ilk büyük zaferine, 1964'te Berlin Film Şenliği'nde 'Altın Ayı'yı kazanan Metin Erksan'ın 'Susuz Yaz' filmiyle ulaştı. Kültür ve Turizm Bakanlığınca bu yaz gerçekleştirilen 'En İyi 100 Film' anketinde halkın oymasıyla da birinci seçilen Susuz Yaz, Türk sinemasının en iyi filmi olarak yüzyıla damga vurdu. Aynı yıl Türk Film Prodüktörleri Cemiyeti ve Antalya Belediyesinin ortak girişimleriyle I. Antalya Film Festivali (Altın Portakal) düzenlendi.1965'ten itibaren, bir filmin 5-6 günde tamamlandığı, iç içe filmler çevrildiği 'hızlı' film furyası başladı. Günlük gazetelerde ve dergilerde yayınlanan çizgi romanlarla fotoromanların beyaz perdeye de yansıtılmasıyla başlayan avantür filmler modasıyla başta Killing olmak üzere Baytekin, Fantoma, Mandrake, Uçan Adam gibi filmler çekildi.Beyazperdede farklı türlerTelevizyonun evlere girmesinin sinemadan uzaklaşıldığı 1970'li yıllarda, bu zamana kadar çekilen melodramlar, komediler, sosyal içerikli dramlarla halkın içine giren, Ortadoğu ve Balkan ülkelerinde de izlenir hale gelen Türk sinemasının, çeşitli furyaların etkisiyle kalitesi düştü, sektör daralma sürecine girdi. Türkiye ve dünyadaki olayların etkisiyle 70'ler hem arabesk hem Almanya'ya işçi göçü dolayısıyla gurbet hem 'Karaoğlan', 'Malkoçoğlu', 'Tarkan'lı, 'Çeko', 'Zorro', 'Killing', 'Tom Miks', 'Süperman'li fantastik, avantür hem de erotik filmlerin çekildiği dönem oldu.Öte yandan, Atıf Yılmaz'ın 'Selvi Boylum Al Yazmalım', 'Kibar Feyzo', Lütfi Akad'ın 'Gelin', 'Düğün' ve 'Diyet' üçlemesi, Metin Erksan'ın 'Sensiz Yaşayamam', Erden Kıral'ın 'Kanal', Ali Özgentürk'ün 'Hazal', Yılmaz Güney'in 'Umut', 'Arkadaş' filmleri dönemin dikkat çeken yapımları arasında yer aldı.Türk sinemasında Ertem Göreç'in 'Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler'iyle ilk kez masal uyarlaması filmler görücüye çıkarken, Türker İnanoğlu'nun canlandırdığı 'Yumurcak', Menderes Utku'nun 'Afacan' filmleri de sinemada 'çocuk kahramanlar' ortaya çıkardı. Bu dönem ayrıca Şule Yüksel Şenler'in Huzur Sokağı romanından uyarlanan 'Birleşen Yollar'ın beğenilmesiyle din temalı filmler de bir biri ardına beyaz perdeye yansıdı.Sinemaya 'darbe' etkisiTürk sineması, 1980 darbesinin etkisiyle dönüşüm yaşarken, filmlerin başrol oyuncusu yerine yönetmeniyle anılmaya başlamasıyla 'Yeşilçam' dönemi sona erdi. Bunun yanı sıra 1980'lerin başlarında 70 civarında film üretilirken 1984'ten itibaren yıllık 100 filmin üzerine çıkıldı ve sanat filmlerine ağırlık verildi.Film festivallerinin kendi seyirci kitlesini oluşturmaya başladığı bu dönemde, Türk sineması Cannes Film Festivali'nin büyük ödülü 'Altın Palmiye'ye, ilk kez Şerif Gören ve Yılmaz Güney'in 'Yol' filmiyle 1982'de sahip oldu.1990'lar 'Eşkıya' ile canlandıTürk sinemasının krize girdiği 1990'lı yıllarda film üretimi sayısı yılda 10'a kadar düştü. Sinemaların kapandığı, televizyon kanallarının çeşitlendiği, VCD-DVD'lerle alternatif izleme alanlarının ortaya çıktığı dönemde Türk sineması kimlik arayışına girdi.Yönetmenlerin daha gerçekçi ve yaşamın içinden küçük öykülerin anlatıldığı yapımlara yöneldiği bu dönemde televizyon kanallarının desteğiyle de pek çok film üretildi.Yavuz Turgul'un 1996'da çektiği 'Eşkiya' filmi 90'ların en önemli yapımı olurken, Türk sinemasının yeniden zirveye çıkması için gereken ivmeyi sağladı.Sinan Çetin'in 'Berlin in Berlin', Ömer Vargı'nın 'Her Şey Çok Güzel Olacak', Mustafa Altıoklar'ın 'Ağır Roman', Derviş Zam'in 'Tabutta Rövaşata', Reha Erdem'in 'Kaç Para Kaç', Tomris Giritlioğlu'nun 'Salkım Hanımın Taneleri' dönemin dikkat çeken yapımları arasında yer aldı.Milenyumun bereketiTürk sineması tırmanışa geçtiği 2000'li yıllarda ilk önemli başarısını, Nuri Bilge Ceylan'ın Uzak filminin 2003'te Cannes Film Festivali'nde 'Jüri Büyük Ödülü'nü kazanmasıyla yakaladı.Özellikle 2005'ten itibaren film üretim sayısında artışın yanı sıra yerli film seyircisi de sinemaları doldurdu. Rekorların kırıldığı bu yıllarda, Türk sineması bugüne kadarki en büyük gişesine ise 7 milyonu aşkın kişinin izlediği 'Recep İvedik 4' filmiyle ulaştı.2005 yılında 30 milyona yaklaşan sinema seyircisi sayısı geçen yıl 50 milyonu geçti. Vizyon gelirinin 505 milyonu aştığı sektörün toplam büyüklüğü ise 2 milyar lirayı aştı.Sektör, 2013 yılı itibariyle 620 sinema binası, 2 bin 170 sinema perdesi ve 271 bin 250 sinema koltuğuyla sinemaseverlere hizmet veriyor.Tuğba Özgür Durmaz | AA
'Babasını Öldürüp, Tv Sehpası Yaptı'
İngiltere'de Nathan Robinson adlı bir zanlının babasını öldürdükten sonra cesedi parçalara ayırıp, televizyon sehpası olarak kullandığı iddia edildi.İddiaya göre Robinson 158 kilo ağırlığındaki babasını öldürdükten sonra cesedini parçalara ayırdı ve parçaları plastik saklama kaplarına koydu. Sonra da üst üste koyduğu saklama kaplarını televizyon sehpası olarak kullandı.Öldürülen baba William Spiller’ın parçaları Haziran 2013’te Bournemouth kentindeki bir dairede bulunmuştu.28 yaşındaki Nathan Robinson, babasını planlayarak öldürmediğini söylüyor ve olayın kazayla ölüme sebebiyet vermek olduğunu savunuyor.Savcılığın iddiasına göre, cinayet geçen ay baba ile oğulun arasında para yüzünden çıkan tartışmanın ardından işlendi.Savcı Nigel Lickley, jüriye Robinson’ın taksi şöförü babasını birlikte yaşadıkları evde öldürdüğünü, cesedi maket bıçağı ve testere kullanarak parçalara ayırdığını söyledi.William Spiller’ın kız arkadaşı uzun süre mesajlarına cevap alamayınca polise kayıp ihbarında bulundu.Yetkililer 1.67 boyundaki Spiller’ın ceset parçalarını plastik saklama kaplarının içinde titizlikle paketlenmiş şekilde, kafasını ise bir dosya dolabının içine saklı halde buldular.Jüri üyelerine olayın yaşandığı dairenin fotoğrafları gösterildi.Fotoğraflarda içinde ceset parçaları bulunan plastik saklama kaplarının üst üste konup televizyonun sehpası olarak kullanıldığı görüldü.Mahkemede alt kat komşusunun banyo tavanından akan “pembe bir sıvı” gördüğü belirtildi.Komşu daha önce üst kattan tartışma sesleri duyduğunu ve kurbanın oğluna ‘Seni hayatım boyunca beslememi mi bekliyorsun?’ şeklinde bağırdığını anlattı.Akıntının kaynağını araştırmak için zanlının evine giden alt kat komşusu, Robinson’ı ‘oldukça sakin, gayet normal, kendinde’ olduğunu söyledi.Savcı Lickley, Robinson’ın babasının parasından en az 7,750 sterlin aldığını bu arada öldürdüğü babasına gelen cep telefonu mesajlarına yanıt da verdiğini anlattı.BBC Türkçe
Reklam
Manisa'da Sıradaki Tehlike  Nikel Madenciliği mi?
Manisa'da sülfir asit ile yapılmak istenen nikel madenciliği nedeniyle 2 milyon ağaç ve Gediz Ovası yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. ÇED raporu kabul edildi.Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Manisa Turgutlu Çaldağı'nda çıkarılmak istenen nikel madeni ile ilgili projenin yeni Çevresel Etki Değerlendirilme (ÇED) raporuna onay verdi.Çaldağı'nda sülfir asit ile yapılmak istenen nikel madenciliği nedeniyle 2 milyon ağaç ve Gediz Ovası yok olma tehlikesi ile karşı karşıya.VTG Holding’e bağlı Çal Dağı Nikel Madencilik AŞ, uzun süredir Çaldağı'nda nikel madeni çıkarmak istiyor. Halkın ilk ÇED raporuna açtığı dava devam ederken, şirket ÇED raporunda değişiklik yaparak bakanlığa sunmuştu. Bianet'ten Nilay Vardar'ın haberine göre, bakanlığın kabul ettiği yeni rapora da dava açılacak.
Kullanım Bedeli Liradan Dolara Çevrildi, Doğalgaza Gizli Zam Geldi
Enerji Bakanlığı'nın hazırladığı kanun tasarısında İGDAŞ'ın abonelerinden TL olarak olduğu sistem kullanım bedeli dolara çevrildi.İGDAŞ’ın özelleştirilmesiyle İstanbul’da doğalgaz zamlanacak. Enerji Bakanlığı’nın hazırladığı kanun tasarısında, İGDAŞ’ın abonelerden TL olarak aldığı sistem kullanım bedeli dolara çevrildi.Ayrıca ilk taslakta metreküp başına 0,05555 dolar olarak belirlenen sistem kullanım bedeli son tasarıyla 0,0622378 dolara çıkarıldı.İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İGDAŞ özelleştirme sürecinin kasım ayında başlatılacağını açıkladı.Türkiye'nin en büyük doğalgaz dağıtım şirketi olan İGDAŞ'ın özelleştirilmesi, aboneleri üzecek. Çünkü satışla birlikte İstanbul'da doğalgaz hemen zamlanacak.Nedeni Enerji Bakanlığı'nın hazırladığı kanun tasarısı.Tasarıyla, İGDAŞ'ın halen abonelerinden TL olarak aldığı sistem kullanım bedelini dolara çevrildi ve metreküp başına 0,05555 dolar karşılığı TL alarak belirlendi.Ancak bakanlık tasarıda Başbakanlık ve TBMM’ye gönderilme sürecinde değişikliğe giderek sistem kullanım bedelini metreküp başına 0,055550 dolardan 0,0622378 dolara çıkardı.İGDAŞ'ın değer artışı, abonelerin cebinden çıkacakUzmanlara göre, abone için sevindirici olmayan bu durum İGDAŞ'ın özelleştirme değerini artıracak. İGDAŞ'ın 5,3 milyon abonesi bulunuyor. Şirketin yıllık doğalgaz satışı ise 5 milyar metreküp civarında.Doğalgaz dağıtım şirketlerinin tarifeleri (Sistem kullanım bedeli dâhil), Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) onayına tabi.Kurum, dağıtım şirketinin geliri olarak da bilinen sistem kullanım bedelini Türk Lirası (TL) olarak belirliyor.Ancak Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin kuruluşu Başkentgaz'ın özelleştirmesinde birim hizmet bedeli yasayla dolara çevrilmiş ve metreküp başına 0,05555 US doları/metreküp, serbest tüketicilerden alınan taşıma bedeli ise 0,0077 US doları/metreküp olarak belirlenmişti.Bu nedenle aboneler için sistem kullanım bedeli, dolar kuruna paralel her ay yeniden belirleniyor.Ankara'da özelleştirme öncesi (Mayıs 2013) metreküp başına 0,100146 TL olan sistem kullanım bedeli döviz kuru nedeniyle özelleştirme sonrası artışa geçti.Ankaralı aboneler için bedel, Kasım 2014'te metreküp başına 0,125621 TL'ye yükseldi. Enerji Bakanlığı'nın tasarısı aynen yasallaşırsa, İstanbul içinde (İGDAŞ) abonelerden alınan birim hizmet bedeli de 10 yıl boyunca her ay yeniden belirlenecek.ÖNCE DOLARA ÇEVRİLDİ, SONRA ARTTIEnerji Bakanlığı'nın hazırladığı ‘Doğalgaz Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı' Başbakanlık tarafından TBMM'ye gönderildi (Ağustos 2014).Tasarının İGDAŞ'ın özelleştirilmesinin gündeme alınması nedeniyle kısa sürede yasallaşması bekleniyor.Bakanlık ilk hazırladığı ve Başbakanlık'a gönderdiği taslakta (Eylül 2013) abonelerden alınan sistem kullanım bedeli (Dağıtım şirketinin geliri) dolara çevrilerek yeniden belirlendi.Taslağın geçici 3. maddesi şöyle: İGDAŞ'ın hisselerinin özelleştirilmesine dair hisse satış sözleşmesinin imza tarihinden itibaren on yıl boyunca sistem kullanım bedeli (birim hizmet ve amortisman bedeli) 0,05555 ABD Dolar/m3 karşılığı TL, sistem kullanım bedeli (taşıma bedeli) 0,0077 ABD Doları/m3 karşılığı TL olarak uygulanır.Ancak taslak Başbakanlık sürecinde değişikliğe gidilerek sistem kullanım bedeli dolar bazında artırıldı.TBMM’ye gönderilerek tasarının ilgili maddesi şöyle (Geçici madde 12):İGDAŞ'ın hisselerinin özelleştirilmesine dair hisse satış sözleşmesinin imza tarihinden itibaren on yıl boyunca sistem kullanım bedeli (birim hizmet ve amortisman bedeli) 0,062378 ABD Doları/m3 karşılığı TL, sistem kullanım bedeli (taşıma bedeli) 0,01480 ABD Doları/m3 karşılığı TL olarak uygulanır.T24
Reklam
Kadınların Yazdığı 20 Hayat Değiştiren Kitap
Harper Lee’nin 1960’da yayımlanan “Bülbülü Öldürmek” adlı romanı “kadınların yazdığı hayat değiştiren kitaplar” oylamasında birinci seçildi.İngiltere’nin prestijli etkinliklerinden Baileys Kadın Yazarlar Roman Ödülü’nün başlattığı kampanyayla sosyal medya üzerinden bir halk oylaması yapıldı ve “kadınlar tarafından yazılmış en etkileyici ve okurların hayatını değiştiren kitap” Harper Lee’nin “Bülbülü Öldürmek” romanı seçildi. Gelecek sene Baileys Ödülü’nün jüri başkanlığını üstlenecek, halihazırda İngiltere merkezli insan hakları kuruluşu Liberty’nin direktörü olarak görev yapan Shami Chakrabarti, romanı “çoğumuzu insan haklarına duyduğumuz inançla ilk kez tanıştıran kitap” olarak nitelendirdi. “Bülbülü Öldürmek” beyaz bir kadına tecavüzle suçlanan siyah Tom Robinson’ı savunan avukat Atticus Finch’in hikayesini anlatıyor ve ırksal adaletsizlik ve masumiyetin yok edilmesi gibi temaları merkeze alıyor. Kadınlar tarafından yazılmış en etkileyici 20 kitap listesinde çocuk kitaplarından klasiklere, bilimkurgudan romansa kadar farklı türde eserler yer alıyor. Listede “Bülbülü Öldürmek”i, Margaret Atwood’un kadınlara mülk gibi davranılmasını anlatan distopik romanı “Damızlık Kızın Öyküsü” takip ediyor. Charlotte Brontë’nin “Jane Eyre”i, J.K. Rowling’in “Harry Potter” serisi ve Brontë kardeşlerden Emily’nin “Uğultulu Tepeler”i listede ilk beşe giren diğer kitaplar oldu. Halk oylamasıyla seçilen 20 kitaplık listenin tamamı şöyle: 1) “Bülbülü Öldürmek” – Harper Lee 2) “Damızlık Kızın Öyküsü” – Margaret Atwood 3) “Jane Eyre” – Charlotte Brontë 4) “Harry Potter” serisi –J.K. Rowling 5) “Uğultulu Tepeler” – Emily Brontë 6) “Gurur ve Önyargı” – Jane Austen 7) “Rebecca” –Daphne du Maurier 8) “Küçük Kadınlar” – Louisa May Alcott 9) “Gizli Tarih” – Donna Tartt 10) “I Capture the Castle” – Dodie Smith 11) “Sırça Fanus” –Sylvia Plath 12) “Sevilen” – Toni Morrison 13) “Rüzgar Gibi Geçti” – Margaret Mitchell 14) “Kevin Hakkında Konuşmalıyız” –Lionel Shriver 15) “Zaman Yolcusunun Karısı” – Audrey Niffenegger 16) “Middlemarch” – George Eliot 17) “I Know Why the Caged Bird Sings” – Maya Angelou 18) “Altın Defter” – Doris Lessing 19) “Renklerden Moru” – Alice Walker 20) “Kadınlara Mahsus” – Marilyn FrenchMilliyet
Türkiye'nin Gümrük Birliği Resti Ne Anlama Geliyor?
Avrupa Birliği (AB) Bakanı ve Başmüzakereci Volkan Bozkır'ın 'ABD ve AB arasında imzalanacak bir serbest ticaret anlaşmasından Türkiye dışlanırsa Gümrük Birliği'ni askıya alabiliriz' sözleri yeni bir tartışma başlattı.Ankara'yı rahatsız eden konu, dünyanın iki büyük ekonomik pazarının Türkiye'yi dışlayarak gümrüklerini karşılıklı olarak açması durumunda Türkiye'nin özellikle ABD pazarında haksız bir rekabetle karşı karşıya kalabileceği endişesi.Türkiye Gümrük Birliği anlaşmasına imza atmış olan bir ülke olduğu için Brüksel'in imzaladığı her serbest ticaret anlaşması Türkiye'yi de bağlıyor. Yani Türkiye de diğer tüm AB üyeleri gibi anlaşma yapılan ülkeye gümrüklerini açıyor. Ancak AB ile anlaşıp Türkiye ile ikili bir ticaret anlaşması yapmayan ülkeler için aynı durum söz konusu değil.Yani Türkiye ile ayrı bir anlaşma yapmayan bir ülke Türkiye'ye gümrüksüz mal sokarken, Türkiye'den ithal ettiği ürünler için gümrük tarifelerini çalıştırabiliyor.'Burada teknik bir uyuşmazlık var' diyen Marmara Üniversitesi'nden AB Ticaret Politikaları uzmanı Sait Akman, AB'nin yaptığı anlaşmaların Türkiye'yi de bağlar hale geldiğini ifade ediyor ve 'Danışma mekanizmaları olsa da bunlar yetersiz kalıyor' diyor.Sanayiciler de 'ortaya çıkan haksız rekabet ortamından' rahatsız.Denizli Sanayi Odası Başkanı Müjdat Keçeci 'Avrupa Briliği'nin serbest ticaret anlaşmaları bizim en büyük sorunumuz. Anlaşma yaptıkları ülkelere mal satmakta çok zorlanıyoruz. Rekabet edemiyoruz' diyor.Belki en son seçenektir ama Bakan'ın tepkisine katılıyorum. Yoksa bu anlaşma yüzünden Türkiye mağdur olacak.'Müjdat Keçeci, Denizli Sanayi Odası BaşkanıSait Akman'a göre sanayiciyi rahatsız eden 'Gümrük Birliği'nin bağlayıcılığ'ı, söz konusu ülke ABD gibi dünyanın en büyük ekonomisi olunca siyasi tepki de çekiyor.Türkiye'nin ABD ile ticari ilişkileri özellikle 2007'den itibaren canlanmaya başlamıştı. 2011'e kadar iki ülke artasındaki ticari ilişkiler ABD lehine gelişmiş ve Türkiye'nin ABD'ye karşı verdiği dış ticaret açığı 11 milyar doları aşmıştı. Sonraki yıllarda bu artış Türkiye'nin ihracatındaki artışla birlikte kademeli olarak kapanmıştı.AB ve ABD arasındaki olası bir ticaret anlaşmasıyla birlikte bu tablonun tekrar terse dönebileceği ve ABD'ye karşı verilen açığın tekrar artışa geçebileceği ifade ediliyor.İş çevreleri ise Volkan Bozkır'ın 'Gümrük Birliği askıya alınır' açıklamasını farklı yorumluyor.Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Derneği (TÜSİAD) Uluslararası Koordinatörü Bahadır Kaleağası, 'Bakanın sözlerini Türkiye'nin dışlandığı bir ticaret anlaşması imzalanması halinde Gümrük Birliği'nin fiilen işlemez hale geleceği şeklinde yorumluyoruz' diyor.AB ve ABD'nin de durumun farkında olduğunu ifade eden Kaleağası, 'Türkiye'yi dışarıda bırakan bir ABD-AB anlaşması sadece Türkiye'yi değil Avrupalı ve ABD'li iş çevrelerini de rahatsız ediyor. Türkiye'de yatırımı olan Alman şirketler, ABD'li şirketler rahatsız. Bu yatırımlarını Gümrük Birliği'nin sunduğu avantajları göz önüne alarak yapmışlartdı' diyor.Peki iş çevreleri, sanayiciler ve akademisylenler bu sorunu aşmak için ne gibi öneriler getiriyor?Denizli Sanayi Odası Başkanı Keçeci'ye göre, eğer ABD ve AB Türkiye'yi dışlarıda tutmaya devam ederse Gümrük Birliği'nin askıya alınması bir seçenek olabilir.'Belki en son seçenektir ama Bakan'ın tepkisine katılıyorum. Yoksa bu anlaşma yüzünden Türkiye mağdur olacak' diyor.Gümrük Birliği'nin askıya alınması durumunda ise hem Türkiye hem de AB ülkeleri karşılıklı olarak 18 yıl önce indirdikleri ticaret duvarlarını tekrar yükseltmesi anlamına gelecek.İhracatının yüzde 50'sini Avrupa Birliği'ne yapan Türkiye için bu durum rekabet gücünün zayıflaması anlamına geliyor.Sait Akman'a göre ise Gümrük Birliği'nin askıya alınması ya da serbest ticaret anlaşması statüsüne düşürülmesi AB'ye üyelik yolunda atılacak bir geri adım olacak.Akman, AB ve ABD arasındaki görüşmeler devam ederken Türkiye'nin olumsuz etkilenmesini önleyecek eşzamanlı bir sürecin yürütülebileceğini ifade ediyor.Ancak Akman, Volkan Bozkır'ın 'askıya alırız' açıklamasını kastederek 'Sürekli bu tür açıklamalar ilkişkileri zayıflatır. Bu söylemlerden dışarıdan çok iç kamuoyuna yönelik' diyor.TÜSİAD'dan Bahadır Kaleağası ise her ne kadar Türkiye'nin AB ve ABD arasındaki müzakerelere katılamayacağını söylese de 'Bu müzakereleri Avrupa Komisyonu yürütüyor. Ancak Türkiye en azından gözlemci statüsünde katılabilir. En azından ne yönde ilerlendiğini daha net görebiliriz' diyor.Enis Şenerdem | BBC Türkçe
Bakan Zeybekçi: 'Türkiye ile Yunanistan En Büyük Hatayı Zorunlu Göç Konusunda Yaptılar'
Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Türkiye ile Yunanistan'ın tarihte yaptığı en büyük hatanın zorunlu göç olduğunu söyledi.İZMİREkonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Ekonomi Bakanlığı koordinasyonunda Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) tarafından İzmir'de düzenlenen 'Türkiye-Yunanistan İş Forumu'nun açılışında yaptığı konuşmada, forumun iki ülke arasındaki ilişkilerin geleceği açısından büyük önem taşıdığını belirtti.'Bu adım inşallah hayırlara vesile olur' diyen Zeybekci, insanların bazı şeyleri seçme hakkının bulunmadığını, komşuluğun da bunlardan biri olduğunu ifade derek, şöyle devam etti:'Bazı şeyler vardık ki seçemezsiniz, bazı şeyler vardır ki kararı size ait değildir. İnsan annesini, babasını, kardeşini seçemez. İnsan çocuğunu seçemez, vatanını, coğrafyasını seçemez. Seçemediği bu özelliklere de çok büyük bir sevgiyle sarılmak zorundadır. Türkiye ile Yunanistan bu özelliklere sahip birer ülkedir. Bir birlerini seçme hakkı yoktur, bir birlerini seçme imkanları yoktur. Birinin diğerine 'seni istemiyorum' deme hakkı yoktur. Böyle bir alternatif yoktur, böyle bir şans yoktur. Ama bence zor olanı zorlamaktan ziyade kolay olanı yapmak lazım. Bir birini çok sevmeleri gereken iki ülke olarak düşünüyorum.'Birlikte hareket etmenin önemiİki ülkenin birlikte hareket etmesinin önemine dikkati çeken Bakan Zeybekci, 'Eğer akıllı olursak, 1 artı 1'i 2 değilde, 1 artı 1'i 3, 1 artı 1'i 4, 1 artı 1'i 5, 7-8-11 yapacaksak eğer, işbirliği yapmak zorundayız. Aynı denizin iki tarafında aynı kıyının 3 kilometrelik 5 kilometrelik mesafesinde aynı rüzgardan beslenen, aynı yağmurun altında ıslanan aynı coğrafyanın ve kültürün bir çok şeyi birlikte paylaşan ülke bence bugüne kadar maalesef ciddi hata yapmıştır' diye konuştu.Zorunlu göç büyük hataEkonomi Bakanı Zeybekci, iki ülkenin yavaş yavaş birbirlerini tanımaya başladığına işaret ederek, şunları söyledi:'İki ülkenin tarihinde yaptığı en büyük hata savaşmalarıydı ama savaşmaktan daha kötü bir hata bu zorunlu göç oldu. Buradaki Anadolu'daki insanlarının göç ettirilmesi, adalardaki ve Yunanistan'daki insanların zorla göç ettirilmesidir. Elimizdeki en büyük fırsatı böyle teptik. İki ülke arasındaki en büyük köprüyü yıktık, en büyük imkanı ortadan kaldırdık. Keşke o hata yapılmasaydı, keşke o zorunlu göç olmasaydı. Keşke birlikte yaşama kültürü ilelebet devam etseydi. Bütün bu coğrafyada yine bizim dostlarımız, komşularımız, arkadaşlarımız yerinde kalsaydı. Girit'te, Rodos'ta, Selanik'te de Türk kökenle Yunanistan vatandaşları orada kalsaydı.'Yunanistan'daki anısını anlattıNihat Zeybekci, geçmişte kendisi için Yunanistan'ın her denize girdiğinde 'karşı ada, karşıdaki komşu' gibi göründüğüne değinerek, şöyle konuştu:'2005 yılında Denizli Belediye Başkanı olduğum dönemde Türk-Yunan ortaklığında yapılan bir kültür etkinliği için Samos ya da Sisam'a gitmiştik. Hangisi Türkçe hangisi Yunanca bilmiyorum. Yunan tarafı Samos mu diyor. Bunda bile iki tarafta itilaflar var. Oraya gittik, bizi çok güzel ağırladılar. O küçük adanın merkezinde bir okul bahçesinde çok doğal ortamda bizi karşıladılar. Ada halkı evlerinden karnıyarık, cacık getirdiler. Çok önemli bir şey yaşadım. Çok yaşlı bir kadın geldi, bana Türkçe 'hoş geldin' dedi. 'Biz seninle akrabayız' dedi. Olabilir, bundan memnun olurum dedim. Nereden akrabayız dedim. 'Senin soyadın Zeybekci, bizim de soyadımız Zeybeki' dedi.'İki ülkenin bir araya gelmesi durumunda karşılıklı kazançların ortaya çıkacağını vurgulayan Zeybekci, turizmde çok büyük işbirliğinin yapılabileceğini yineledi.Zeybekci, 'Ege'nin rüzgarını, turizmini, koylarını birlikte pazarlayabiliriz. Ege'nin imkanlarını birlikte bütün dünyaya pazarlayabiliriz. Önümüzdeki yıllarda birçok projeyi bir çok etkinliği birlikte yapabiliriz. Japonya-Kore örneği çok önemli. Dünya kupasını beraber düzenlediler. Biz niye uluslararası etkinliklerde işbirliği yapmayalım. Bir birini tamamlayan iki ülke. Diğer taraftan da çok büyük avantajlarımız şu. Yunanistan'ın potansiyeli sadece yüz ölçümü, nüfusu veya ekonomisiyle sınırlı değil. Türkiye'nin de potansiyeli sadece yüz ölçümü sınırlı değil' şeklinde konuştu.İki ülkenin Balkanlar'da, Orta Asya'da ve dünyanın diğer ülkelerinde birlikte iş yapabileceğini anlatan Zeybekci, 'Türk müteahhit şirketleri, dünyada Çin'den sonra ikinci sırada. Türk müteahhitlerinin sadece geçen sene dünyada ait oldukları müteahhit kontratları 40 milyar dolara yakın. Türk müteahhitlerinin şu anda devam ettirdikleri, tamamladıkları projelere baktığımızda 300 milyar dolar civarında. Yunanistan ile Türkiye birlikte üçüncü ülkelerde çok büyük yol alabilirler' ifadelerini kullandı.Nihat Zeybekci, çok büyük önem taşıyan bu toplantının hemen ardından sektörel bazda yeni toplantılar yapılabileceğine işaret etti.Muhabir: Ali Rıza Karasu/Halil ŞahinAA
Reklam
6 Ucuz ve Çevreci Ulaşım Alternatifi
Türkiye'de ortalama 8 kişiye 1 otomobil düşmesine rağmen, büyük şehirlerde araçların %70'inin sadece bir kişiyi taşıdığını düşünürsek, toplu taşıma kullanmamız ya da ulaşımı da paylaşmaya başlamamız gerekiyor. Daha az tüketmek, bireylerin üretime katkısını artırmak ve çevreyi daha az kirletmek için Paylaşım Ekonomisi platformlarına her gün bir yenisi ekleniyor.  Paylaşım Ekonomisine ve çevreye en çok katkıda bulunan Ulaşım Paylaşımı toplulukları ise (henüz çok yaygınlaşmış olmasa da) Türkiye'de faaliyet göstermeye başladı
IŞİD Kendi Parasını Tedavüle Sokacak
Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) hakim olduğu bölgelerde kendi para birimini kullanmak için harekete geçti.İngiliz Daily Mail gazetesinde yer alan habere göre, IŞİD'in basmayı planladığı paralar altın ve gümüş sikke şeklinde olacak. Yeni paraları IŞİD'in önümüzdeki birkaç hafta içinde tedavüle sokması bekleniyor. Terör örgütü, bu paralarda Halife Osman'ın 630'lu yıllarda tedavüle soktuğu yuvarlak sikkeyi örnek aldı. O dönemde basılan sikkenin bir tarafından İslami yazıların bulunduğu damga, diğer yüzünde hükümdarın ismi ve basıldığı tarih yazıyordu. Bu altın sikke İslam dinarı adını taşırken yaklaşık 4,3 gram ağırlığındaydı. İslam dirhemi olarak adlandırılan gümüş sikke ise üç gramdı.Hakan AYTAŞ- KÖLN/DHA
Reklam
Sanatçılar Akün ve Şinasi Sahneleri İçin Nöbet Tutuyor
Akün ve Şinasi sahnelerinin gizlice satıldığının ortaya çıkmasın ardından tiyatrocular ve sanatseverler her akşam 19:00'da tiyatro önünde nöbet tutmaya başladı.Ankara'da bulunan Akün ve Şinasi sahnelerinin geçtiğimiz günlerde gizlice satıldığının ortaya çıkmasının ardından sanatseverler ve Devlet Tiyatroları (DT) oyuncuları her akşam saat 19:00'da tiyatro önünde bir araya geliyor.Satışın öğrenilmesinin ardından Cumartesi gününden bu yana her akşam sürdürülen nöbetlerde Ankara halkı sürece ilişkin bilgilendiriliyor. Önümüzdeki günlerde KESK'e bağlı Kültür Sanat Sen, bazı kültür sanat dernekleri ve platformlar arasında yapılacak toplantının ardından büyük bir eylem için Ankara halkına çağrı yapılacağı öğrenildi.'SAHNELERİN SATILMASI ANKARA'NIN KÜLTÜRSÜZLEŞTİRİLMESİ DEMEK'Bu akşamki nöbete katılan Kültür Sanat Sen üyesi DT oyuncusu İskender Altın, İleri'ye yaptığı açıklamada Akün ve Şinasi sahnelerinin satılmasının Ankara'nın ve Çankaya'nın kültürsüzleştirilmesi, tiyatronun ve sanatın kovulması demek olduğunu vurguladı.Şinasi ve Akün'ün Devlet Tiyatrolarına geçmeden önceki yıllarda da tiyatro ve sinema salonu olarak kente sanat hizmeti verdiğini hatırlatan Altın, bu iki sahnenin satışını tiyatroların özelleştirilmesinin devamı olarak gördüklerinin altını çizdi. Ankara gibi büyük bir kente mevcut sahnelerin yetmediğini belirten Altın, bu iki sahnenin satılmasının kentte ciddi bir kültürel boşuk yaratacağını sözlerine ekledi.İlerihaber
Bakan Çelik: 'Suriyeliler Açık İşlerde Çalışacak'
Çalışma Bakanı Faruk Çelik, üzerinde çalıştıkları düzenlemeyle Suriyeli sığınmacıların ‘ açık iş ‘ pozisyonlarına yerleştirilebileceğini ve işçilerin maaşlarının mevcut asgari ücretin altında olmayacağını açıkladı.Çelik, bakanlığının 2015 bütçe görüşmelerinde Suriyelilerle ilgili Göç İdaresi’nin çıkarmış olduğu bir yasa olduğunu hatırlatarak “Bunlara geçici, tanımlama kimliği diyebileceğim bir kimlik verilecek. Mevcut açık iş dediğimiz pozisyonlarda bizim işçilerin yüzde 10’unu aşmayacak şekilde çok ince teknik bir çalışma yapıyoruz” dedi.‘Açık iş’ nedir?Çelik, ‘açık iş’ kavramının ne olduğunun sorulması üzerine ise “Şu anda işçi bulmakta, işgücü temininde zorlanılan bütün illerimize dönük açık işler var. Oraya dönük bir çalışmadır. Mevcut işgücümüzü, mevcut işgücü talebine, kendi ülke insanımızın vereceği cevabı etkilemeyecek bir çözüm arayışı içinde olduğumuzu belirtmek istiyorum” diye konuştu.Asgari ücret altına düşmeyecekÇelik Suriyeli sığınmacıların ‘gidici misafir’ olmadığını söylerken, yakın zamanda gitmeyeceklerini de vurguladı. Bu nedenle kayıtdışı çalıştırılan işçilerin rekabetle ücretlerde ciddi bir dalgalanma yarattığını belirten Çelik, “Bunların tümünü ortadan kaldıran, asgari ücret bandını da koruyacağımız bir düzenleme olacak. Mevcut asgari ücretin altında kesinlikle olamaz. Çünkü o zaman yerli iş gücüne zarar verir” ifadelerini kullandı.Haftaya yetişebilirÇalışmanın 5-10 günlük bir sürede hazır olacağını söyleyen Bakan Çelik, bir sonraki Bakanlar Kurulu’na ya da sonraki yetişebileceğini söyledi.Diken
Reklam
Bayık: 'Adım Atma Sırası Devlette, Biz 40 Yıl Savaştık 400 Yıl Daha Savaşırız'
KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık: Önder Apo’nun bırakılması müzakere ile mümkündür. Şimdi nasıl 17’de Önder Apo’yu bırakacaklar?KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık , çözüm süreci konusunda adım atma sırasının devlette olduğunu vurgulayarak, “Biz 40 yıl mücadele ettik, gerekirse 400 yıl daha mücadele ederiz. Bunun bilinmesi gerek” dedi.Yurt gazetesinden Nazan Özcan ve Veysi Polat’a konuşan Cemil Bayık çözüm süreci konusunda açıklamalar yaptı. Yurt gazetesinde “Israrın sonuna geldik” başlığıyla yayımlanan (11 Kasım 2014) söyleşi şöyle:Bayık, barış için 1993'ten itibaren 9 defa tek taraflı ateşkes yaptıklarını hatta son olarak gerillayı da geri çektiklerini, ancak bu saatten sonra artık adım atma sırasının devlette olduğunu aksi taktirde gerekirse 400 yıl daha savaşabileceklerini söyledi.Cemil Bayık'la Kandil'de yaptığımız röportajın son bölümünü yayınlıyoruz.Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar, milletvekilleri konuşuyor, çözümü götüren Yalçın Akdoğan sizin açıklamalarınız için “Blöf yapıyorlar” diyor... Siz kimi ciddiye alıyorsunuz?Biz Türkiye'deki halkları esas alıyoruz. Ve sorunu çözmek isterken, kim iktidardaysa elbette onunla görüşüyoruz. Ama sorunun çözümünü iktidardan ziyade, toplumla gerçekleştirmek istiyoruz. Bizi AKP'yle görüşmekle, AKP'ye destek vermekle suçluyorlar. Hükümet onlar! Hükümet olmayan bir parti sorunu çözebilir mi, çözemez. Biz bugün iktidarda AKP olduğu için onlarla görüşüyoruz, yarın CHP iktidar olsa onunla görüşürüz. Biz hepsinin açıklamalarına bakıyoruz ama şu anda AKP ve Hükümet'in siyasetini belirleyen Erdoğan. Erdoğan ne derse, AKP onu esas alır. AKP'de, Hükümet'te herkes Erdoğan'a bakar.O zaman Bülent Arınç'ın “mecbur da değiliz mahkum da” lafını da o kadar ciddiye almadınız. Ama sizin açıklamalarınız için Arınç, “Ben teröriste cevap vermem” dedi.Diyebilir, ciddiye almıyorum. Arınç, kadına yaklaşımında gerçeğini gösteriyor, kadına hakaret eden biridir. Kadına hakaret insanlığa ve topluma hakaret etmektir. Birini tanımak istiyorsanız, kadına yaklaşımına bakın, doğru ölçü budur.PKK için yapılan bir eleştiri var: 17 ve 25 Aralıktaa PKK hiçbir şey söylemedi. ‘Hırsızlık, yolsuzluk, hukuksuzluk olan bir sürece PKK ya da Kürt hareketi bir şey söylemeliydi’ eleştirileri yapıldı.Çok dar, tepkisel ve duygusal yaklaşımlar. Bunların aşılması gerek. AKP politikalarıyla PKK kadar mücadele eden başka biri yok. Türkiye'de birçok hareket kendini AKP karşıtı gibi gösteriyor ama bunlar hep söylem düzeyinde. Biz “Çiller ve hükümeti ne idiyse, Erdoğan ve hükümeti de aynıdır, hatta Çiller'den daha tehlikelidir” açıklaması yaptık. PKK, AKP'nin yolsuzluklarına karşı birşey demedi diyenler, en çok da AKP'ye destek verenlerdir. 'Yetmez ama evet' diyenlerdir, şimdi kalkıp PKK'yi suçlamaya çalışıyorlar. PKK o günlerde, AKP'ye karşı kıran kırana bir mücadele veriyordu. Onlar ise AKP'yi demokrasi gücü olarak görüyor ve destek veriyorlardı. Şimdi AKP'nin Türkiye'de demokrasi geliştirmediğini görünce, bu sefer AKP'yi eleştirmeye başladılar. Bu bize yapılan büyük bir haksız ve vicdansızlıktır.Bu da “Çözüm süreci demokrasiyi rehin aldı” tartışmalarını getirdi.Hayır, çözüm süreci demokrasiyi rehin almaz. Çözüm süreci, tam tersine demokrasiyi geliştirir. Dikkat ederseniz, Nevroz'da Önder Apo'nun açıklamasında ne vardı: ‘Türkiye'nin demokratikleşmesi ve buna bağlı olarak Kürt sorununun demokratik, siyasal çözümü.’ Sadece Kürt sorununun çözümünden bahsetmiyordu. Türkiye toplumunun, siyasetinin, devletinin demokratikleştirilmesinden bahsediyordu. Bu ne anlama geliyor? Bu yolsuzluklar, kirlilikler, haksızlıklar, baskılar, şiddet, eşitsizlik, katliamlar, asimilasyonlar olmayacaktı.Amerika PYD'ye destek veriyor, Kobani'de IŞİD'i vuruyor. Sizin de PYD ile organik bağlanırız var. Ayrıca son açıklamanızda “Üçüncü göz Amerika olmalı” dediniz. Yeni müttefikiniz Amerika mı?Biz kendimizi üçüncü bir çizgi olarak tanımlıyoruz. Ve üçüncü bir çizgi olarak da farklıyız. Biz ne 'muhalefet' dedikleri güçlerin yanında, ne de iktidar denilen güçlerin yanında yer aldık. Bölgede, uluslararası alanda iktidar ve 'muhalefet' güçlerine göre bölünmüş ve cephe oluşmuş durumda. Biz onun için üçüncü çizgiyiz. Bu ikisinin yaklaşımı şimdiye kadar neydi? Kürt kimliğini, iradesini, değerlerini kabul etmemek, buna karşı mücadele etmek. Gelinen aşamada bir taraf Kürtlerin kimliğini, değerlerini kabul etmeye başlıyor. Bu taktik ve stratejik bir yaklaşımdır. Şunu esas alıyoruz: Kim ki, bizi kimliğimizle, değerlerimizle tanırsa ve Kürtlerin halk olmaktan kaynaklanan doğal haklarını kabul ederse, sorunu bu temelde çözmek isterse, onunla sorunu çözeriz. Kim olursa olsun, hangi ülke olursa olsun.'Amerikan emperyalizmiyle kolkola girdi Kürt hareketi' deniyor bu sefer. Buna ne diyorsunuz?Bunlar klasik söylemler. Onun için söylenenden çok, neyin yaşandığına ve neyin yapıldığına bakılmalı. Meşhur bir söz vardır, 'insanın gerçeği pratiğidir' diye. Bizim hareketimizin gerçeği de pratiğidir. Çok ucuz değerlendirmeler, eskiden 'kasaba siyasetçisi' derlerdi bunlara. Şimdi herkes yürüttüğü siyasetin halklar, dinler ve kültürler açısından neye yol açtığına baksın. Bugün halklar, dinler, kültürler PKK'yi tek kurtarıcı olarak görüyorlar. Eğer bazılarının o ucuz politikalarına göre ele alınsaydı halklar ve kültürler PKK'yi tek kurtarıcı olarak görmezlerdi. Elbette ki, herkesin kendi çıkarları var. Eğer bugün Türkiye DAİŞ'i destekliyorsa, Amerika Kobani'de bombardıman yapıyorsa kendi amaçları var. Peşmerge, Kobani'ye gidiyorsa amaçları var, YPG Kobani'de direniyorsa amaçları var... Burada elbette bazıları başarılı, bazıları başarısız, bazıları kısmen başarısız olur. Bu neye bağlıdır, yürütülen öncülüğe. Bugün PKK, Ortadoğu’da süreç belirliyor. Hiçbir güç PKK’nin bu gücünü görmezden gelemez. Amerika da görüyor.Siz de uygun olduğu kadar Amerika ile işbirliği yaparız mı diyorsunuz yani?Bizim için şu güç, bu güç diye bir şey yoktur, biz herkesle görüşürüz. Biz herkesle ilişkiye gireriz. Yeter ki bizim kimliğimizi kabul etsinler. Yeter ki, halklarımızın doğal haklarının teslimini öngörsünler.Öcalan için sekretarya sözü verildi ve birkaç gün önce Ertuğrul Kürkçü, “Öcalan ve devletin Hatip Dicle ve Ceylan Bağrıyanık'ın isimleri üzerinde anlaştığını” söyledi. Kandil'den kim gidecek?Devlet heyetiyle Önder Apo, İmralı’daki görüşmeler sonucunda bazı komiteler oluşturdu. Yani burada sekretarya kimden oluşacak, müzakere heyetini kimler oluşturacak, izleme komitesinde kimler olacak bu konularda bazı isimler belirlendi, öneriler oldu. Ama Türkiye şimdi bütün bunları inkar ediyor. Türkiye zaten her şeyi inkar ediyor.Peki Kandil'den kim gidecek?Biz niye ısrarla üçüncü taraf olsun diyoruz! İnkar olmasın diye. Burdan gidecek isim yok.Söylemiyor musunuz yani?Hayır yok. Biz burdan isim göndermeyi uygun görmüyoruz. Önderlik de uygun görmüyor.Kandil'den kimse gitmeyecek mi?Hayır, şimdilik kimse gitmiyor.Şimdilik?Şimdilik tabii. Daha müzakere olacak mı olmayacak mı, daha işin başıdır. Nasıl diyelim, burdan şu arkadaşımız gidiyor diye? Eğer müzakere olsaydı, pratik bir aşamada, belki burdan da bir isim katılırdı. Şu anda öyle bir durum yoktur.Sabri Ok ismi geçiyor ama.Hayır, öyle bir şey yok.Bir MİT belgesinden bahsediliyor. Öcalan’ın 2015’te İmralı’dan çıkması için ortada bir anlaşma olduğunu, fakat bu tarihin 2017'ye çekildiği söyleniyor.Bizim böyle bir bilgimiz yok. Kaynaklar kimse, onlara sormak lazım. Bırakalım Önder Apo’nun 15 ya da 17’de bırakılmasını, tarihleri, Önder Apo’nun bırakılması müzakere ile mümkündür. Şimdi adamlar adım bile atmıyor, her şeyi dondurduk, başa geçtik diyorlar. E şimdi nasıl 17’de Önder Apo’yu bırakacaklar?Bir anlaşma yapıldığı söyleniyor.Hiçbir anlaşma yoktur.“Hiçbir” imza atılmadı mı, “hiçbir anlaşma” yapılmadı mı bu bir buçuk yıldan fazla süreçte yani?Hiçbir imza atılmadı, hiçbir anlaşma yoktur. Hep diyalog var, Türkiye hep diyalog sürecinde tutuyor, müzakereye geçmek istemiyor. Onun için de hiçbir şeyi belgelendirmek istemedi. Hiçbir şeyi imzalamak istemedik. Biz niye müzakerede dayatıyoruz, niye izleme komitesinde dayatıyoruz, bunlar için.Peki daha ne kadar ısrar edeceksiniz?Bitti! En sonuna geldik ısrarın. Kürtlerin yapacağı bir şey kalmadı, gerisi Türkiye’nin atacağı adımlardır. Bizim yapacağımız bir şey kalmamıştır. Biz yapacağımızın en azamisini zorlayarak yaptık. Bundan ötesi artık Türkiye’ye bağlıdır.Ne yapılsa süreç rayına oturur peki?Eğer Türk hükümeti ve Cumhurbaşkanı zihniyetini değiştirirse yoluna girer.Nasıl bir zihniyet değişimi?Onlar müzakere yapmıyorlar. Onlar süreci askıya aldıklarını söylüyorlar. Onlar mahkum olmadıklarını söylüyor. Biz söylemiyoruz. Eğer onlar bunlardan vazgeçerse, müzakereyi kabul ederlerse, müzakere şartlarını yerine getirirlerse, o zaman sorun çözüm yoluna girer. Önder Apo bir Kürt ulusal kongeresinin toplanmasını istedi. Ve bu kongreden bir yürütmenin çıkmasını istedi. Yine Kürt diplomasinin yürütülmesi için bir komitenin oluşturulmasını istedi. Yine burda Kürt savunma güçlerinin oluşturulmasını istedi. Bir ortak Kürt savunma gücü, bir barış gücü oluşsun dedi. Bunlar yıllar önce bizim savunduğumuz ve pratikte geliştirmeye çalıştığımız düşüncelerdi ve geliştiriyoruz da. Kongre için çalışmalar yürüttük, bir yere kadar getirdik. Şimdi zemin elverişli hale geldi, kalınan yerden bunları yürütüp yönetmek istiyoruz. Yani biz çalışmalarımıza devam ediyoruz hala. DAİŞ faşizmi kendi iradesi dışında, Kürtleri yakınlaştırıyor. Kürtlerin sorunlarını çözmesine hizmet ediyor. Demokratik ulus anlayışının gelişmesine zemin hazırlıyor. Dikkat edilirse, DAİŞ, Güney Kürdistan'a saldırdığında gerilla halkı korumaya Şengal'e koştu. PKK gerillası orada Yezidilere sahip çıkarak, insanlığa ve insanlığın değerlerine sahip çıktı. Onun için herkes bunu gördü ve dillendirmeye başladı. PKK saygılı olduğunu söyledi, PKK'nin bir insanlık hareketi olduğunu, insanlığa sahip çıktığını söyledi. PKK'ye karşı birçok düşünce ve algı değişmeye başladı. Büyük bir güven oluştu. Kürtler büyük saygı görüyor, herkes bu direnişe göre yeni politikalar oluşturuyor.Ama bir taraftan Türkiye de çatışmaların başlayacağı kaygısını yükseltiyor.Adım atarsa Türkiye, çözüme gider, adım atmazsa da bu iş biter. Biz 40 yıllık bir hareketiz, eğer sorunu çözmezse, teslim olacak değiliz. PKK’nin kuruluşu, teslimiyete karşıdır zaten.İnsanlarda yine eski çatışmalı günlere döneceğiz korkusu başladı.Ne yapalım, yani teslim mi olalım? 40 yıl mücadele ettik, Kürt sorununu ortaya çıkardık, çözümü siyasi yolla yapalım dedik, 93’ten beri tek taraflı dokuz kez ateşkeş ilan ettik. Sonunda gerillayı geri bile çektik, daha ne yapalım? Gerisi teslim olmaktır. Türkiye’nin de AKP’nin de istediği bu zaten. E şimdi biz tasviyeyi mi kabul edeceğiz yani? Eğer bunu dayatıyorlarsa, büyük bir yanlıştalar. Biz 40 yıl mücadele ettik, gerekirse 400 yıl daha mücadele ederiz. Bunun bilinmesi gerek.Aysel Tuğluk “AKP partner değil”, Sırrı Süreyya Önder “Darbe mekaniği”, Hatip Dicle “Paralel yapı” diyor. Öcalan “Süreç sürüyor”, siz “zaten yoktu ki” diyorsunuz. AKP oyalıyor evet ama sizin söyledikleriniz de mesaj karmaşası yaratıyor.Bir mesaj karmaşası yok. Herkesin söylediği birbirini tamamlıyor. Şimdi bir PKK’linin söylediği ile PKK’li olmayanın söylediği aynı olamaz. Aysel Tuğluk, Sırrı Süreyya Önder, Hatip Dicle bir PKK’li değil. Ben PKK’liyim, ben PKK’nin kurucularındanım. Elbette ki benim sürece yaklaşımım değerlendirmelerim farklı olur, HDP'lilerin ya da PKK’li olmayanın farklı olur. Burda yadırganacak birşey yok. Evet PKK, belki Kürt hareketi içindeki her şeyi kapsıyor, öncülük yapıyor ama hepsi PKK değil. Ama söz birliği isteniyorsa, o zaman Türkiye’deki halkların, demokrasi ve sosyalist güçlerin hepsinin Kürt özgürlük mücadelesine destek vermesi ve Türkiye devletine bu sorunu çözmesi için baskı uygulaması gerekiyor.Son dönemde sizi de aslında çok ilgilendiren ama genelde Türkiye'nin bütün doğasını ilgilendiren HES'ler, termik santraller tartışmaları devam ediyor. Kürt bölgelerinde de HES'ler, termik santraller arttı. PKK’nin ekolojik tarumara karşı tutumu nedir?Türkiye’de kapitalizm Turgut Özal döneminde gelişti. AKP ise onu daha da ileriye götürdü. Bugün Türkiye’de artık tekelcilik var. Dünyadaki kapitalist modernite de, tekelciliği esas alıyor.AKP de bunu esas alıyor. Kürdistan’da da bu yönlü bir politika geliştiriyor. Eskiden Kürdistan’da Türk sömürgeciliğinin dayandığı kesimler ağalar, beyler, aşiret reisleriydi. Bu mücadeleyle aşıldı. Şimdi yeni bir egemen sınıf, bir burjuva sınıfı, tekeller Kürdistan’da AKP tarafından büyütülüyor. Ve bunlara dayanarak, Kürdistan’da Türk devleti varlığını sürdürüyor.Bu tekellerin oluşması için, Kürtlerde AKP’ye bağlılık ve sermayenin oluşması için her şey peşkeş çekiliyor. Onun için Kürdistan’da büyük bir tahribat oluşmuştur.Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) sitesinde yer alan verilere göre yalnızca 2002-2011 yılları arasında Fırat-Dicle havzasında santral sayıları yüzde 1000’ler oranında arttı.Bununla aslında Kürt hareketinin özgürleşmesi önlenmek isteniyor. Kürdistan’da doğada, toplumda büyük bir tahribat oluştu. Bu HES’lerle, siyanürlü altın aramayla, termik santrallerle ya da kayagazıyla yapılıyor ve bunların geçtiği yerde yaşam diye bir şey kalmıyor. Yaşanacak ne kadar yer varsa, hepsi tahrip ediliyor. İnsanlar göçertiliyor, hayvanlar öldürülüyor, her şey yok ediliyor. Bizim yaşamımız yok ediliyor. AKP’nin Kürdistan’a karşı yürüttüğü mücadele yaşamı yok etme boyutundadır.Diyorlar ya, Kürdistan sorunu aslında ekonomik sorundur, ekonomik sorunu çözersek tamamdır. Ekonomik sorunu da büyük bir talanla çözmek istiyor. Kürtler arasında yeni işbirlikçileri, yeni bir burjuva sınıfı ve tekelcilik yaratılmaya çalışılıyor. Bu temelde diyor ki, 'ben Kürtlere istihdam, iş olanağı yarattım.' Aslında bununla soykırımı gerçekleştiriyor.Yani Kürtlerin tarihini, değerlerini, yerleşim yerlerini, coğrafyasını, suyunu ortadan kaldırıyor, yaşam alanlarını zehirliyor. En büyük tehlike bu. Halkımızın bunu çok iyi anlaması ve bununla mücadele etmesi gerekiyor. Bugün mücadelenin en önemli yönü burasıdır.T24
Kılıçdaroğlu'ndan Zaytung'a 'Zeytin' Çağrısı
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu iş kazalarına karşı 10 maddelik bir facia önleme planı hazırlayıp sunduklarını açıkladı. Parti grup toplantısında 'Ak Saray' hakkında sert açıklamalarda bulunan Kılıçdaroğlu, Yırcalıları kürsüye davet ederek zeytin fidanı verdi. Kılıçdaroğlu ayrıca “Çocuklarımıza yaşanabilir bir dünya bırakmak için haydi Türkiye tarım arazilerini koruyalım” mesajı veren Tarım Bakanlığı kamu spotlarının da Zaytung'a malzeme olabileceğini söyledi.
Marketten Dosya Masrafsız Kredi!
Borcunu ödemekte zorlanan vatandaşın yeni durağı marketler oldu. Vatandaşın kredi kartı borcunu yüzde 10’a varan faizlerle kapatan marketler, satmadığı malı da satmış gibi göstermeye başladı.Eko­no­mi­de ya­şa­nan sı­kın­tı ve evi­ni borç­la dön­dür­mek­te zor­la­nan va­tan­daş te­fe­ci­nin eli­ne düş­tü. Her şart­ta sis­te­mi dön­dür­me­ye ça­lı­şan va­tan­da­şın çö­züm nok­ta­la­rı­na ise son dö­nem­de mar­ket­ler de ek­len­di.Bugün gazetesinden Emine Açar'ın haberine göre, özel­lik­le ban­ka­cı­lık sek­tö­rün­den kre­di bul­mak­ta zor­la­nan ve bor­cu borç­la çe­vir­mek­te sı­kın­tı ya­şa­yan va­tan­da­şın ka­pı­sı­nı çal­dı­ğı te­fe­ci­ler ara­sı­na mar­ket­ler de ek­len­di. Ye­ni yo­ğun­la­şan ‘mar­ket fi­nan­s’ yön­te­min­de da­ha çok kre­di kar­tı li­mi­ti­nin dol­ma­sı ge­re­ki­yor. Di­ye­lim ki bir kart­ta öden­me­si ge­re­ken borç mik­ta­rı 7 bin li­ra. Bu nok­ta­da mar­ket ön­ce kart sa­hi­bi­nin kar­tı­na 7 bin li­ra­lık öde­me ya­pa­rak bor­cu sı­fır­lı­yor.Sis­tem na­sıl iş­li­yor?Ar­dın­dan da kart sa­hi­bi san­ki ye­ni bir alış­ve­riş yap­mış gi­bi mar­ket­ten çe­şit­li gı­da alış­ve­ri­şi yap­mış gi­bi gös­te­ri­li­yor. Ka­ra lis­te­ye gi­ren bu yüz­den de tü­ke­ti­ci kre­di­si bi­le çe­ke­me­yen ki­şi­le­rin baş­vur­du­ğu yön­tem­de, mar­ke­te gi­den ki­şi­ler, bu­ra­dan bin li­ra ile 10 bin li­ra ara­sın­da mal alı­yor gi­bi gö­rü­ne­bi­li­yor.Faiz %11’i geçiyor7 bin li­ra­lık bir bor­cun ka­pan­ma­sı­nın ar­dın­dan ay­nı kart­tan 3 bin 455, 3 bin 455 ve 691 bin li­ra ol­mak üze­re top­lam­da 7 bin 601 li­ra­lık mal ve­ya hiz­met sa­tı­şı ya­pıl­mış gi­bi gös­te­ri­le­rek pa­ra çe­ki­li­yor. Ara­cı ki­şi de kart­tan ay­rı­ca ken­di ko­mis­yo­nu olan 176 li­ra­yı yi­ne mal ve hiz­met be­de­li ola­rak çe­ki­yor. Ara­cı ki­şi­nin çek­ti­ği be­del ise ge­nel­de mar­ke­tin dı­şın­da baş­ka bir iş­ye­rin­den ger­çek­le­şi­yor. Böy­le­ce 7 bin li­ra­lık bor­cu ka­pa­nan kart sa­hi­bi mar­ke­te yüz­de 8,59, ara­cı ki­şi­ye de yüz­de 2,51 fa­iz öde­ye­rek top­lam­da 7 bin li­ra­lık bor­ca kar­şı­lık yüz­de 11,10 da­ha faz­la öde­me yap­mak du­ru­mun­da ka­lı­yor.Arada aracı kullanıyorMar­ket­ler sis­te­min çok faz­la du­yul­ma­ma­sı için doğ­ru­dan kart borç­lu­su ile mu­ha­tap ol­mu­yor. Bu iş­lem için ara­cı bir ki­şi­ye ih­ti­yaç du­yu­lu­yor. Ara­cı­lar da ge­nel­de da­ha ön­ce bu işi yap­tı­ğı bi­li­nen ve de­ne­tim­le­rin art­tı­ğı ku­yum­cu ya da ben­zin­ci­ler­den olu­şu­yor. Ara­cı ki­şi kart borç­lu­su­nun kar­tı­nı ala­rak borç­lu ol­du­ğu ban­ka­ya borç mik­ta­rı ka­dar pa­ra ya­tı­rı­yor.Dönen para en az 2,5 milyar liraBu yıl uy­gu­la­ma­ya so­ku­lan mar­ket fi­nans yön­te­mi ve ha­len bir­çok va­tan­da­şın ça­re­siz­lik­ten bo­yun eğ­di­ği ku­yum­cu ve ben­zin is­tas­yon­la­rın­da dö­nen pa­ra mik­ta­rı da du­dak uçuk­la­tı­yor. Ka­ba bir he­sap­la bu yıl için­de ya­pı­lan mar­ket ve alış­ve­riş mer­ke­zi, ben­zin is­tas­yon­la­rı, çe­şit­li gı­da ve ku­yum­cu­lar­dan kre­di kar­tıy­la ya­pı­lan alış­ve­riş mik­ta­rı­nın ilk 9 ay­da 121 mil­yar 475 mil­yon li­ra­ya çık­tı­ğı göz­le­ni­yor.Mar­ket ve alış­ve­riş mer­kez­le­rin­de kart­lı har­ca­ma mik­ta­rı bir ön­ce­ki yı­lın ay­nı dö­ne­mi­ne gö­re yüz­de 36,77 ora­nın­da art­mış gö­rü­nü­yor. 4 ka­lem­de top­lam har­ca­ma­nın yüz­de 2’si­nin borç ka­pat­mak adı­na ya­pıl­dı­ğı­nı var­say­dı­ğı­mız­da 2 mil­yar 430 mil­yon li­ra­nın, yüz­de 5 ola­rak var­sa­yıl­dı­ğın­da ise 6 mil­yar 74 mil­yon li­ra­nın alış­ve­riş ha­ri­cin­de borç ka­pat­ma ope­ras­yo­nu için çe­kil­di­ği göz­le­ni­yor.Borç taksitlendiriliyorKar­tın­da har­ca­ma li­mi­ti kal­ma­yan ve ken­di­ni dön­dür­mek­te zor­la­nan va­tan­da­şın son dö­nem­de sık­lık­la baş­vur­du­ğu bu yön­tem­de ye­ni borç­lar da tak­sit­len­di­ri­li­yor. Za­ten va­tan­da­şı ra­hat­la­tan en bü­yük un­sur da tak­sit­len­dir­me im­kâ­nı bu­lun­ma­sı ola­rak özet­le­ni­yor.Ban­ka­lar ye­ni ya­pı­lan top­lu alış­ve­riş­ler­de va­tan­da­şa bir SMS ata­rak “Şu ta­rih­li şu mik­tar­lı har­ca­ma­nı­zı bel­li bir üc­ret kar­şı­lı­ğın­da 6 tak­si­te böl­mek için bi­ze bir onay me­sa­jı atı­n” di­ye bil­gi­len­dir­me ge­çi­yor.EMİNE AÇAR | BUGÜN GAZETESİ
Altın Manyetik Akışkan Magneto Fantezilerini Tatmin Ediyor
Renk değiştiren manyetik sıvılardan sonra şimdi de bizim isteğimize göre şekil değiştiren, iğnelenen ve dans eden altın sıvı ortaya çıktı. ThinkGeek tarafından 60 dolara satışa sunulan garip alet altın sarısı rengiyle siyah manyetik sıvıdan biraz daha pahalı ancak daha şık olduğu kesin. Uzayın derinliklerinden gelip cam kavanozun içine girmiş gibi duran sıvıyı aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz.
Reklam