Dünya Kupası'nın Altın Eldivenleri
Almanya'nın şampiyonluğuyla tamamlanan 2014 FIFA Dünya Kupası, kalecilerin ortaya koyduğu üst düzey performanslarla akıllarda yer etti.Turnuva sonunda 'Altın Eldiven' ödülüne layık görülen Alman Manuel Neuer başta olmak üzere, özellikle Amerika kıtası temsilcilerinin kalecileri, sergiledikleri performansla ön plana çıktı. ABD'den Tim Howard, Meksika'dan Guillermo Ochoa, Kosta Rika'dan Keylor Navas, Şili'den Claudio Bravo ve Kolombiya'dan David Ospina ile Uruguay'ın Galatasaraylı file bekçisi Fernando Muslera gibi kendilerini kulüp takımlarında kanıtlamış birçok başarılı eldiven, Dünya Kupası'nda bu kez ülkeleri adına önemli performanslar ortaya koydu. Brezilya 2014'te bir kez daha yetiştirdiği kalecilerle göze çarpan Amerika kıtası, geçmiş yıllarda Türkiye'de forma giyen Claudio Taffarel, Oscar Cordoba ve Aly Faryd Mondragon'un yanı sıra, Rene Higuita, Sergio Goycochea, Jose Luis Chilavert, Dida ve Rogerio Ceni gibi isimleri dünya futboluna armağan etti. 'Panzerler'in kalesi Neuer ile emin ellerde Almanya Milli Takımı'nın Dünya Kupası şampiyonluğunda pay sahibi olan başlıca isimler arasında, Manuel Neuer yer aldı. 'Panzerler'in kalesini emanet ettiği 28 yaşındaki file bekçisi, tipik kaleci özelliklerinin yanı sıra, ceza alanının dışında topla bir libero misali oynamasıyla oyunun geriden kurulması anlamında da takımına önemli bir katkı sağladı. Neuer, 18 gol atıp 4 gol yiyen Almanya Milli Takımı ile 2014 FIFA Dünya Kupası'nın en başarılı kalecisi seçilerek, 'Altın Eldiven' ödülüne layık görüldü. Kupanın unutulmazı Tim Howard Dünya Kupası'nın adından en fazla söz ettiren ismi, ABD'nin file bekçisi Tim Howard oldu. Başarılı performansıyla sosyal medyada da birçok ilginç paylaşımın kaynağı olan Howard, takımının Belçika ile oynadığı ikinci tur maçında 16 kurtarışa imza atarak Dünya Kupası tarihine geçti. 35 yaşındaki file bekçisinin kalesini koruduğu ve ikinci turda elenen ABD, turnuvada 5 gol atıp, 6 gol yedi. 'Örümcek adam' Guillermo Ochoa Meksikalı Guillermo Ochoa, Dünya Kupası'nda performansıyla en fazla dikkati çeken isimler arasına girdi. Grup aşamasında yalnızca 1 gol yiyen ve Meksika'nın kalesini başarıyla koruyan 28 yaşındaki file bekçisi, yaptığı kurtarışlarla taraflı tarafsız tüm futbolseverlerin beğenisini topladı. Ochoa, grup karşılaşmasında Hırvat oyuncu Ivan Perisic'in golüne engel olamazken, ikinci turda ise takımının Hollanda'ya 2-1'lik skorla elenmesini önleyemedi. 'Portakallar' karşısında son anlara kadar kurtarışlarıyla rakip takıma gol izni tanımayan Ochoa, son dakikalarda birisi penaltıdan olmak üzere kalesinde iki gol gördü. Başarılı kaleci, turnuvada oynadığı 4 maçta 3 gol yedi. Kosta Rika'da Navas etkisi Kupanın sürpriz takımlarından Kosta Rika'da elde edilen çeyrek final başarısında en önemli pay, kuşkusuz kaleci Keylor Navas'a ait. Kosta Rika'nın 27 yaşındaki file bekçisi, yaptığı olağanüstü kurtarışlarla Dünya Kupası'nın adından söz edilen kalecileri arasına girdi. Navas, forma giydiği 5 maçta kalesinde yalnızca 2 gol gördü ve turnuvanın en az gol yiyen kalecisi oldu. Kolombiya'nın kalesi Ospina ile güvende Kolombiya Milli Takımı kalecisi David Ospina, Dünya Kupası'nda çeyrek finalde elenen ülkesinin kalesinde oynadığı 5 maçta 4 gol gördü. C Grubu'nda mücadele eden Kolombiya'nın Fildişi Sahili ve Japonya maçlarında birer gol yiyen 25 yaşındaki kaleci, 2-0 kazanılan ikinci tur maçında ise Uruguay'a karşı kalesini kapadı. Güney Amerika'nın futbol dünyasına kazandırdığı önemli kalecilerden biri de Aly Faryd Mondragon. Bir dönem Galatasaray'da da forma giyen ve turnuvada Ospina'nın yedekliğini üstlenen Mondragon, Brezilya'daki Dünya Kupası'nda tarihe geçti. Emektar kaleci, Japonya karşılaşmasında Ospina'nın yerine oyuna dahil olarak 43 yaş 3 gün ile Dünya Kupası tarihinde forma giyen en yaşlı futbolcu unvanını, Kamerunlu Roger Milla'nın elinden aldı. Şili'nin kalesi Bravo'ya emanet Yeni sezon için İspanyol devi Barcelona ile anlaşan Şilili kaleci Claudio Bravo, Dünya Kupası'ndaki performansıyla ön plana çıktı. Turnuvaya ikinci turda Brezilya'ya yenilerek elenen Şili'de oynanan 4 maçta da sahaya çıkan Bravo, bu karşılaşmalarda kalesinde 4 gol gördü. 31 yaşındaki file bekçisi, aynı zamanda kaptanlığını yaptığı Şili Milli Takımı'na tecrübesiyle liderlik etti. Julio Cesar'ın acı vedası Turnuvayı hayal kırıklığıyla kapatan Brezilya'nın en talihsiz ismi, kaleci Julio Cesar olarak göze çarptı. Evsahibi takımın tecrübeli file bekçisi, özellikle ikinci turda Şili'yi eledikleri maçta kurtardığı penaltılarla takımını çeyrek finale taşıdı. Ancak yarı finalde 7-1'lik tarihi Almanya yenilgisinde kariyerinin en kötü maçlarından birini yaşayan Julio Cesar, üçüncülük maçında alınan 3-0'lık Hollanda mağlubiyetinin ardından milli takım formasına şanssız bir şekilde veda etti. Yarı finale kadar sergilediği performansla güven veren ve yalnızca 4 gol yiyen 34 yaşındaki kaleci, turnuva sonunda kalesinde 14 gol gördü. Courtois güven verdi Belçika Milli Takımı'nın yakaladığı altın jenerasyonun temel parçalarından biri kaleci Thibaut Courtois. İspanya'da Atletico Madrid'in yaşadığı tarihi sezonda pay sahibi olan Courtois, Dünya Kupası'nda çeyrek finalde Arjantin'e boyun eğen Belçika'nın kalesinde yine güven verdi. 22 yaşındaki file bekçisi oynadığı 6 karşılaşmada 3 gol yedi. Muslera'lı Uruguay ikinci turda takıldı Uruguay Milli Takımı'nın kalesini başarıyla koruyan Fernando Muslera, Brezilya 2014'te takımıyla gruptan çıkma başarısı gösterdi. Muslera, ikinci tura yükselen Uruguay ile her zamanki performansının bir adım uzağında kalsa da yeteneğiyle Güney Amerika'nın çıkardığı başarılı kalecilerin arasında yer alıyor. 28 yaşındaki Galatasaraylı kaleci, turnuvada 4 maçta 6 gol yedi.
Dünya Basını Messi'nin Ödül Almasına 'Skandal' Dedi
FIFA'nın finali kaybeden Messi'yi mutlu etmek için Altın Top Ödülü'nü yıldız futbolcuya verdiği öne sürüldü.Dünya Kupası finalinin ardından, bireysel ödüller de sahiplerini buldu. Lionel Messi , Dünya Kupası'nda gösterdiği performansla en iyi oyuncuya verilen Altın Top Ödülü'ne layık görülürken tartışmaları da beraberinde getirdi.Başta İspanyol basını olmak üzere pek çok ülkede Messi’nin, Altın Top Ödülü’nü almasını “skandal” olarak değerlendirdi. Hürriyet'te yer alan habere göre, FIFA’nın finali kaybeden Messi’yi mutlu etmek için böyle bir karar aldığı öne sürülürken, sosyal medyada da insanların tepkisi farklı değildi. Alman kaleci Neuer, Altın Eldiven Ödülü'ne layık görüldü. En İyi Genç Oyuncu ödülü Fransız Paul Pogba'ya giderken, Altın Ayakkabı'nın sahibi ise Kolombiyalı futbolcu James Rodriguez oldu. Ancak Altın Top Ödülü anons edildiğinde ise büyük bir şaşkınlık yaşandı. Herkes Müller yada James Rodriguez’in bu ödülü kucaklayacağını sanıyordu ancak kazanan Messi oldu. Grup maçlarında takımı adına 4 gol ve 1 asistle oynayan Messi, sonraki karşılaşmalarda beklentinin altında kaldı. Özellikle finalde çok şey beklenen Messi, takımının mağlubiyetine engel olamadığı gibi etkisiz futboluyla da dikkat çekti.T24
Ronaldo Filistinli Çocukları Yine Unutmadı
Real Madrid'in süper yıldızı Ronaldo, İsrail zulmü altındaki Filistinli çocuklar için 2 milyon dolar bağışta bulundu.Real Madrid'in Portekizli yıldızı Cristiano Ronaldo, İsrail'in Filistin'de uyguladığı zulme tepkisiz kalmadı. Futbolunun yanı sıra yaptığı yardımlarla gündeme gelen Ronaldo, Dünya Kupası dönüşü Filistinli çocuklara ramazan bayramı dolayısıyla 2 milyon dolar bağışta bulundu. Bu, Ronaldo'nun Filistinli çocuklara ilk yardımı değil. Portekizli yıldızın, 2012 yılında satışa çıkardığı Altın Ayakkabı ödülü 1.5 milyon avroya satılmıştı. Ronaldo, bu parayı da Filistinli çocuklara bağışlamıştı. Stargazete
Mekandan Hatun Kaldırmak İçin 18 Altın Kural
Mekandan kız kaldırmak bir Türk erkeği için; sünnet, ehliyet, askerlik gibi tamamlanması gereken bir görevdir. Bu tarihi adımı atamamış hiç bir erkeğin tam olarak hayat çizgisini doğru olarak devam ettirdiğinden bahsedilemez. Şimdi birbirimizi kandırmayalım bu ülkede yaşayan erkeklerin ancak %1'i bu ulvi görevi yerine getirmiştir. Geri kalan %99'un bir kısmı ya bu işi beceremeyeceğini baştan kabul etmiştir, ya da 'Ben de yaptım' diye yalan söylemektedir. Yalana ve boyun eğmeye gerek yok arkadaşlar. Bu listedeki 18 şeyi kesinlikle yapmadığınız sürece şans size de gülecektir. Koca yaz boş kollarla geçmez, haydin barlara gece kulüplerine bilimum hatun bulunası yerlere koşun, vatan sizden hizmet bekler!
Ülkemizde Zamana Tanıklık Eden Saat Kuleleri
Diğer bir adı Tepsi Minare olan saat kulesi, Saltuklu Emirlerinden İnanç Biygu Alp Tuğrul Bey tarafından İçkale Camisi’nin minaresi ve gözetleme köşkü olarak yaptırılmış. Ezan okunan yer olarak 'Tepe Minare', üstünün yıkılmasıyla 'Kesik Kule' ve 'Minare Kule' adını aldı. Kırım Savaşı’ndan önce kuleye bir saat yerleştirilince 'Saat Kulesi' adıyla tanınmaya başladı. Kırım savaşından sonra bu saati Ruslar yerinden söküp almış ve bunun üzerine 1877 yılında İngiltere tarafından bugünkü saat armağan edilmiş.Üst kısımda, saatten 1.50 m. aşağıda kuleyi çepeçevre kuşatan Arapça küfi yazılı yazıtta “İkbal dinin ışığı, İslâm’ın kutbu, devletin yardımcısı, milletin zahiri, arkası, meliklerin ve emirlerin güneşi Ebil Kasım oğlu Ebil Muzaffer Gazi İnanç Biygu Alp Tuğrul Bey içindir” yazısı bulunuyor.
Reklam
Reklam
Geçmişten Günümüze Dünya Kupası Topları
Bu topa vurmak oldukça zor olsa gerek. Kafa vurmayı falan düşünmeyin bile. Çünkü tamamen deriden. Yağmurlu havalarda ıslandığını düşünün bir de... İyice ağırlaşır. İşte Tiento! İnsan bakınca '' nerdeeen nereye'' demek istiyor.
Umut Oran: Temiz Siyaset İçin ‘Hayati’ İstifa
Wright Kardeşler mezarlarından Hayati Yazıcı’ya katıla katıla gülüyorlardır Hayati Beyin mantığı Gana-İstanbul-Dubai üçgeninde, Bermuda Üçgeninde kayboldu! Bu kadar tesadüf ancak planlayarak olur! Maşallah Bakanlar Kurulu’nun dörtte biri Zarrab’ın altınlarının önünü açmak için seferber olmuş. Türk halkı “beşi bir yerde”yi sever Soruşturma komisyonunu beşlemek lazım. ANKARA Merkezinde Rıza Zarrab’ın olduğu, uçakla 1,5 tonluk altın kaçakçılığı yapılmasıyla ilgili yolsuzluğun üzerinin kapatılmaması için Varan 1, 2, 3 dosyalarını açıklayan CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, dosyanın finalini Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’yı istifaya davet ederek yaptı.  Oran, “Hayati Yazıcı, uçağın ikmal için indiğini söylüyor, Gana-İstanbul-Dubai arasındaki üçgende uçak niye fazladan 4 bin km uçsun? Wright Kardeşler mezarlarından Hayati Yazıcı’ya katıla katıla gülüyorlardır. Hayati Beyin mantığı Gana-İstanbul-Dubai üçgeninde, Bermuda Üçgeninde kayboldu! Bu kadar tesadüf ancak planlayarak olur! Maşallah Bakanlar Kurulu’nun dörtte biri Zarrab’ın altınlarının önünü açmak için seferber olmuş. Soruşturma komisyonu 4 eski bakan için 64 günde zor kuruldu ama eksik oldu. Türk halkı “beşi bir yerde”yi sever komisyonu beşlemek lazım. Temiz siyaset için ‘Hayati’ istifa” diye konuştu. TBMM’de basın toplantısı düzenleyen CHP’li Umut Oran, 62. kuruluş yıldönümünden dolayı Türkiye Gazeteciler Sendikası’nı kutlayarak sözlerine başladı. Bugünün Dünya Hukuk Günü olduğunu da anımsatan Umut Oran, şöyle konuştu: GİZEMLİ VE PAHALI UÇAK! Gelin şimdi de onlarca hukuksuzluğu bünyesinde barındıran gizemli ve pahalı bir uçaktan bahsedelim. Hani geçen hafta İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının takipsizlik verdiği uçak. Önce hukukun görevini yapmasını bekledim fakat yargının kapattığı dosyayı açma görevi de bize düştü. Geçen haftadan bu yana dikkat çekmeye çalıştığım konuyu biliyorsunuz. Gana’nın Başkenti Akra’dan havalanan ULS Havayollarına ait TC-ABK KZU755 sefer sayılı kargo uçağı 1 Ocak 2013’te İstanbul Atatürk Havalimanı’na indi ve bugüne dek süren bir zincirleme yolsuzluk silsilesi başladı. Herkesin tatil rehavetinde olduğu bir günde üstelik Sabiha Gökçen’e inmesi gerekirken yoğun sis nedeniyle Atatürk Havalimanına inmişti bu uçak. DOĞAL TAŞ DEDİLER! İran’da tutuklanan ve tüm malvarlığına el konulan Babek Zencani’nin kiraladığı bu uçağın yükünün “doğal taş” olarak bildirilmesinden şüphelenen gümrükçüler yaptıkları arama sonucunda 1,5 ton altın taşındığını görünce uçağı mühürlediler. Uçak personeli yükle ilgili ne bir fatura ne konşimento hiçbir belge sunamadılar. MÜTHİŞ TELEFON TRAFİĞİ BAŞLIYOR Bu mühürlemeden sonra Ankara’ya kadar uzanan müthiş bir telefon ve kurye trafiği başladı. 17 Aralık sonrasında ortalığa saçılan tapelerde de gördük ki insanın küçük dilini yutacağı o kadar çok telefon görüşmesi yapılmış ki. Reza Zarrab mesela hemen kankası olan Ekonomi Bakanı olan Zafer Çağlayan’ı arıyor, Zafer Beyin özel Kalem Müdürü Onur Kaya, Gümrük Bakanlığı Müsteşarı Ziya Altunyıldız’ı arıyor. O kadar rahatlar ki Zarrab adamına, “Bakan Beyi aradım daha ötesi var mı ki” diyebiliyor, pes! Yine bu diyaloglardan dürüstlük abidesi memur Teoman’ı da öğreniyoruz UÇAK GİTTİKTEN BİR AY SONRA BAKAN TALİMAT VERİYOR Zarrab’ın sözlerinden anlıyoruz ki ‘daha ötesi’ de varmış ve o da devreye girince sonuçta uçak 17 Ocak’ta Türkiye’den Dubai’ye gitti. Ama Sayın Bakan Hayati Yazıcı ancak bir ay sonra aklı başına geldi ve 15 Şubat’ta altın kaçakçılığıyla ilgili soruşturma talimatı verebildi. Olay basına yansımasa bu talimatı da mı vermeyecekti acaba! Neden bir ay bekledi? MÜFETTİŞİ SINIRLAYAN İFADELER Üstelik Hayati Bey, soruşturma talimat yazısında, “uçağın taşıdığı eşyanın transit eşyası olduğunu, Dubai’ye gittiğini, akaryakıt ikmali için Türkiye’ye iniş yaptığını” savunarak araştıracak müfettişe yol ve yordam göstermeyi de ihmal etmiyor. Sayın Bakan nereden biliyorsun 1,5 ton altının Dubai’ye gittiğini ve ikmal için İstanbul’a inildiğini? Uçağın rotasını sen mi çizdin? Üstelik o kadar kör gözüne parmak iş yapıyor ki müfettişe bir ayda soruşturmanı bitir diyor. Buradan mektup yazsan Gana’dan bir ayda anca yanıtı gelir! MÜFETTİŞ: KAÇAKÇILIK VAR AMA… Gümrük Başmüfettişi de 18.3.2013 tarihli raporunda, “Külçe altınların Gana’dan, Gana mevzuatına uygun olmayan bir şekilde kaçak olarak yurt dışına çıkarıldığını” belirtiyor ama her ne hikmetse sonuç bölümünde Kaçakçılık Yasasına muhalefetten işlem yapmaya gerek görmüyor ve konunun idari para cezalarıyla kapatılmasını sağlıyor. İnsanüstü bir çalışmayla uluslar arası boyutu da olan bir olayı bir ayda inceleyip çözerek raporunu yazan başmüfettişin acaba Gana ile hiç yazışma yapmadan internet sitelerine girip hiçbir resmi niteliği olmayan bazı sayfalardan kes, kopyala, yapıştır yaparak dosya hazırlaması ne kadar hukukidir? Kaçakçılık Mücadele Yasası’na göre kiralanmış olan bu uçağa bile devletin el koyması mümkünken konuyu geçiştiriyor. WRİGHT KARDEŞLER HAYATİ YAZICI’YA GÜLÜYOR Altıncı hissi güçlü olan Hayati Bey, uçağın akaryakıt ikmali için İstanbul’a indiğini aslında Dubai’ye gittiğini söylerken eminim Wright Kardeşler mezarlarından kendisine Hayati Yazıcı’ya katıla katıla gülüyorlardır. Çünkü Gana ile İstanbul arası havadan 7 bin 354 kilometre, İstanbul’la Dubai arası da 2 bin 992 kilometre. Yani Gana’dan İstanbul aktarmalı Dubai uçuşu toplam 10 bin 346 kilometre. Oysa Gana ile Dubai arası ise 6 bin 293 km. Madem bu uçak Dubai’ye gidecekti neden fazladan 4 bin 53 kilometre uçuyor! Burada mantık aramayın çünkü Hayati Beyin mantığı Gana-İstanbul-Dubai üçgeninde, Bermuda Üçgeninde kayboldu! ‘DERİNLİKLİ’ DIŞİŞLERİ DE DEVREDE Zarrab ‘daha ötesini’ hep aramış dosya da onu da görüyoruz çünkü hiç ilgisi yokken bu olaya Dışişleri Bakanlığı da karışmış. Dışişleri, 8 Ocak 2013’te Gümrük Bakanlığına resmi olarak başvurarak “yapılacak bir görüşmede ele alınmak üzere konuyla ilgili tüm bilgi ve belgelerin gönderilmesini” istiyor. ‘Derinlikli’ Dışişleri’miz Ortadoğu batağıyla ilgileneceğine Zarrab’ın uçağının akıbetinin peşine düşüyor. 292 KG ALTIN KAYBOLUYOR KİMSENİN UMURUNDA DEĞİL! Olaydaki soru işaretleri o kadar fazla ki hangi birisini anlatayım bir de uçaktaki 1,5 tonluk altının durduğu yerde çekmesi, ağırlığını yitirmesi var. Uçak mühürlendiğinde 1 Ocak’ta 1500 kg olan altın her ne hikmetse 16 Ocak’taki incelemede 1208 kilograma düşüvermiş. 292 kg altın durduğu yerde 15 günde buharlaşır mı arkadaşlar üstelik Ocak ayında? Kimsenin umurunda da değil ‘arkadaş nereye gitti bu 292 kg altın’ diye soran da yok, Tam 16,4 milyon dolarlık altın kayboluyor beyefendiler için rutin bir işlem umursamıyorlar bile, insaf! TAPELERDEN SONRA YAZICI’DAN YENİ TALİMAT Bir yıl sonra tapelerin ortalığa dökülmesiyle Gümrük Bakanlığında yeni bir telaş başlıyor ve Hayati Bey uçağın gitmesinden 371 gün sonra 24 Ocak’ta yeniden soruşturma talimatı vermek zorunda kalıyor. Üstelik bu talimatın içine dürüst memur Teoman da katılıyor ve 17 gümrükçü hakkında güya inceleme yapılıyor. O zaman biz de sayın bakana soralım 18 Mart 2013 tarihli ilk müfettiş raporu yanlış mıydı ki ikinci inceleme talimatını veriyorsun? İlkinde usulsüzlük varsa o raporu düzenleyen müfettiş hakkında neden inceleme yaptırmadın? BAKANLARIN ¼’Ü ZARRAB’IN ALTINLARI İÇİN SEFERBER OLMUŞ Arkadaşlar bu kadar tesadüf ancak planlayarak olur! Maşallah Bakanlar Kurulu’nun dörtte biri Zarrab’ın altınlarının önünü açmak için seferber olmuş. Tüm bu karanlık çarpık ilişkileri alt alta koyduğumuzda ortaya çıkan sonuç şudur ki Gümrük bürokratlarının Hayati Beyin onayı olmadan tek bir adım atması dahi mümkün olamazdı. Altın dolu uçak take-off yapabildiyse bu Hayati Yazıcı ve uçağın pilotu sayesindedir. YOLSUZLUKLA İLGİLİ 2 HADİSİ HATIRLATTI Muhalefet ağzıyla kuş tutsa dahi itibar etmeyen AKP hükümetine Hadis-i Şerifle sesleneyim belki etkilenirler bu mübarek ramazan ayında. Peygamber efendimizin 'Hırsızlık yapan kızım Fatıma da olsa mutlaka cezalandırırdım', 'Rüşveti alan da veren de cehennemdedir'hadislerini unutmuşa benziyorlar. SORUŞTURMA KOMİSYONU 5’LEMEK LAZIM Soruşturma Komisyonu AKP’nin engellemesi yüzünden 64 gün sonra kuruldu. Ama eksik oldu, çünkü sadece 4 bakan için kuruldu.Biliyorsunuz Türk halkı “beşi bir yerde”yi sever bunu beşe tamamlamak lazım ve bunun için gerekeni yapacağız. Ama öncesinde geçmişte hakimlik de yapmış olan Hayati Yazıcı’yı, “peygamber postu” da denilen bu yüce mesleğin onurundan dolayı istifaya davet ediyorum. TEMİZ SİYASET İÇİN HAYATİ İSTİFA DİYORUM.
Reklam
'Gencecik Kızlarımıza Sıkmabaş, Sevgi Dolu Gençlerimize Çapulcu Dedirtmem'
Seçim bildirgesini okuyan muhalefetin ortak Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu , “Gün geçti yeni bebekler doğdu. Ülkeleri için sokağa çıktılar. Dün nasıl yanındaydım, bugün de yanındayım. Ben talebelerime, gözlerinden sevgi fışkıran gençlerime çapulcu dedirtmem” dedi. İhsanoğlu, “28 Şubat’ta gencecik kız çocuklarımıza sıkmabaş diye bağıranlar vardı. Ben buna karşı dokuz çocuğun yanında durdum, makamım elimden alındı. Ben öğrencilerime sıkmabaş diye hakaret ettirmem. Okuma hakkının elinden almasına izin veremezdim” diye konuştu. Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu, seçim bildirgesini okuyor. İhsanoğlu konuşmasına, tıpkı Başbakan Tayyip Erdoğan gibi duayla başladı. İhsanoğlu, “Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla başlıyorum, hamd olsun, Allah’ımıza hamd olsun, o özünde merhametli işinde merhametli. Rabbimiz yalnız sana kulluk eder yalnız senden yardım isteriz. Nimet verdiklerinin yoluna gazaba uğrayanların ve sapanların yoluna değil, doğru yola. Amin” dedi. Ekmeleddin İhsanoğu, kampanyası boyunca kullanacağı seçim bildirgesini açıklarken şunları söyledi: Cumhuriyetimizin en kritik dönemlerinden birinde, cumhurbaşkanının ilk kez vatandaşların oylarıyla belirleneceği bu dönemde, Türkiye’nin 12’nci cumhurbaşkanı adayı olarak huzurunuzdayım. Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla başlıyorum, hamd olsun, Allah’ımıza hamd olsun, o özünde merhametli işinde merhametli. Rabbimiz yalnız sana kulluk eder yalnız senden yardım isteriz. Nimet verdiklerinin yoluna gazaba uğrayanların ve sapanların yoluna değil, doğru yola. Amin. Bu çok hassas dönemde seçime giderken, ülkemizin içeride huzurunu korumaya, komşularıyla ihtilaflarını çözmeye her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. Ey azizler diye hitap etmek istiyorum. Erzurumlu İbrahim Hakkı dostlarına şu şekilde seslenirdi “Ey aziz, ey azizler” çok hassas dönemden geçiyoruz. Daha fazla huzura ihtiyacımız var. Ben MHP, CHP dahil, AKP, HDP, BBP seçmenlerinin, tüm Türkiye’nin cumhurbaşkanı adayıyım. Hiçbir partiye diğer partilerden daha yakın veya uzak değilim. Her partide namusuyla çalışan bürokrat teknokrat var. Benim tüm ülkede, sevdiğim saydığım milletim vardır. Sevgili ey azizler, elimde bir avuç tohum var. Bu tohumları ekmek istiyorum. Sevmek istiyorum. Sevgi ekeyim ki sevgi filizlensin. İnsanlarımız kavga etmesin. 28 Şubat’ta gencecik kız çocuklarımıza sıkmabaş diye bağıranlar vardı. Ben buna karşı dokuz çocuğun yanında durdum, makamım elimden alındı. Ben öğrencilerime sıkmabaş diye hakaret ettirmem. Okuma hakkının elinden almasına izin veremezdim. Gün geçti yeni bebekler doğdu. Ülkeleri için sokağa çıktılar. Dün nasıl yanındaydım, bugün de yanındayım. Ben talebelerime, gözlerinden sevgi fışkıran gençlerime çapulcu dedirtmem. Ali İsmail Korkmaz da onlardan biriydi. Onun da tüm kaybettiğimiz canların da ruhu şad olsun. Elbette her yerde her zaman bu gibi demokratik gösterileri suiistimal etmeye çalışan gruplar olacaktır. Şurada 1000 kişi toplansa, önce su satan esnaf, sonra polis, sonra o küçük gruplar. Devletin görevi sapla samanı ayırmaktır. Bu ülkeyi üçe beşe bölmekle, her fırsatta ikilik çıkartmakla siyaset yapılır belki ama devlet yönetemez. Analar bu çocukları doğuruyor, yemiyor içmiyor büyütüyor. Gençlerimiz çok kıymetli, tüm gençlerimiz hepsi çok kıymetli. Edirne’deki evlatlarımız çok kıymetli, Hakkari’deki evlatlarımız da çok kuvvetli. Kadınlarımız da çok kuvvetli. Ama ne yazık ki kadınlarımız ne siyasette ne de istihdamda hak ettikleri noktalara gelebilmişlerdir. Çocuk gelinlerde dünya üçüncüsüyüz. Cinayetlerde de üst sıradayız. Ben çocuklarımızın katil olmayacağı, kimsenin kimsenin canına kast etmeyeceği bir Türkiye hayal ediyorum. Ey azizler, saygı. Ekeceğimiz diğer tohum saygıdır. Üslüpta saygı. Bağımsız yargı, bir suç iddiasıyla ilgili hükmünü bildirmedikçe, böyle bir hükmü vermek, yargısız infaz demektir. Maalesef ülkemizde yargısız infazları görüyoruz. Herkesin herkesle ilgili peşin bir hükmü var. düşünceler kamplaşıyor. Saygısızlık tarafların hepsini üzer, zarar verir. Bu sebeple, cumhurbaşkanı seçilirsem derin yaralar almış, hatta neredeyse kangren haline dönüşmüş bu ilişkileri saygı çerçevesinde iyileştirmek için çalışacağım. Hükümleri hukuk versin, hukuka herkes güvensin, hiç kimse adaletten üstün değildir. Suçu ispatlanmadıkça hiç kimse suçlu değildir. O halde adalete saygılı, muhalefete saygılı, farklı görüşlere sahip olanlara saygılı olmak. Hükümete saygılı, toplumun her kesimine saygılı olmak için bu tarlaya saygı ekmemiz gerekecek. Saygı ekmek için verin elinizi. Ey azizler. Dirlik. Ekeceğimiz diğer tohum da dirlik. Ne demek dirlik? Dirlik bir insanın sağlığı, huzuru, güveni demektir. Fertleri dirlik içinde bir toplum, topyekun dirlik içindedir. Oysa çoğumuz borçluyuz. Hem devlet hem millet boçlu. Zenginin borcu olabilir, ama onun çocuklarının eğitimi aksamaz, sofrada bal kaymak eksik olmaz. Ya fakirin borcu? Bak pahalı arabaya, zengin çok görünür fakir az görünür. Ödenemez biçimde kredi kartı borcu içinde. Bu borcu ödemek için vatandaşlarımız yemelerinden içmelerinden kesiyorlar. Köylü memur esnaf işçi işsiz, nereye gitsem duyduğum tek şey bu faizli borçlu halidir. Diyeceksiniz ki cumhurbaşkanlığı icra makamı değildir. Evet icra yetkisi yoktur ama icrayla el ele vererek, çağrı yaparak, yetkisini ve pozisyonunu kullanarak yol gösterir. Cumhurbaşkanları yol yapmaz ama yol gösterir. Türkiye’nin en yoksul kesimini bir basamak yukarı çıkartmak, çok büyük bir siyasi mutabakat meselesidir. Zordur ama imkansız değildir. AK Partilisi, CHP’lisi, HDP’lisi el ele verirse, bu sosyal yaraya çözüm üretiriz. Hür düşünce olmazsa, Amerika’nın akıllı telefonuna Güney Kore rakip olamaz. Eğitimde, sanatta her alanda sonsuz hürriyet. Hürriyet, demokraside şarttır. Hürriyet olmazsa demokrasi olmaz, demokrasi olmazsa hürriyet olmaz. Bu hürriyet havasını keserseniz o ülke nefessiz kalır. Şu tabloda görüyorsunuz. Türkiye’de 2000 yılında dünyanın 18’nci ülkesi. 2014’de 19’ncü ülkesi. 14 yılda geldiğimiz yer burasıdır. Yani gerilemiş, gelirimiz artmış mı artmış, ama herkesin geliri artmış. Biz büyük bir devletiz, büyük bir milletiz. Ve potansiyelimiz büyüktür. Bu gençler kahve köşelerinde ömür tüketiyorlar. Gençlerin aklını fikrini bilime, sanayiye kanalize etmeliyiz. Bunun sonunda ne oluyor, işte bu tablolar çıkıyor. Dünyanın gittiği yer patenttir, bilimdir, matematiktir. Bunlara dikkat etmezsek, düne göre iyi oluruz belki ama rakiplerimize göre iyi olur muyuz esas soru bu. Biz şimdiye kadar tek bir Nobel kazandık, o da Orhan Pamuk sayesinde. Bilimde, tıpta, fizikte, kimyada Nobel kazanmadık. Bizimle yarışa, bizden sonra kalkan ülkeler bunu başardı. Ben size Hindistan’dan Çin’den bahsetmeyeceğim. Mısır’dan Pakistan’dan bahsedeceğim. 80’li yıllarda Pakistan’dan fizik ödülü almıştır. 15 yıl önce Mısır’dan bir kimyager ödül almıştır. Türkiye bu hedefe ulaşması için çalışması lazım. Daha fazla destek ve toplumda huzur. Diyorum ki dirlik ekmek için verin elinizi. Tarlamız büyük ve bereketli, tıpkı ülkemiz gibi. Ey azizler, son tohum sevgi saygı ve dirlikten sonra, birlik tohumudur. Birlikte yaşama kültürüne herkesten daha fazla sahip bir milletiz. Yıllardır ortak acılarımız devam ediyor. Suriye’de yaşanan trajedi, Soma’da aç gözlü kapitalist anlayışın faturasına, rehin alınan vatandaşlarımıza, ölen her bir cana ortak olarak üzülüyoruz. Ama çok uzun zamandır hep birlikte sevinemiyoruz, sevinmeyen bir ülke ülke olma vasfını yitirmeye başlar. Barajlarımız, tüp geçitlerimiz, yollarımız hepimizin vergisiyle yapılıyor. Ama bunun için bile ortak bir sevincimiz olmuyor. Bu konuda bile bir ikilik, yarış, 70 sene önceki ülkelerle anlamsız kıyaslamalar arasında kaybolup gidiyor sevinçlerimiz. Dış dünyaya gelince, Atatürk’ün sözünü her yere yazıyoruz “Yurtta sulh cihanda sulh” diyoruz. uygulamada ne kadar başarılı oluyoruz Atatürk şu anda yaşasaydı ne yapardı? Atatürk en akılcı çözümleri üreten bir liderdir. Şunu kesinlikle söyleyebilirim. Şu anda yaşasaydı, Ortadoğu, Kafkaslar, Balkanlar’da barış ve refah için temelini atmıştı. Filistinli çocuğun attığı tweet, New York’taki Yahudi genci ağlatıyıor. Bir saniyede olup bitiveriyor. Bizim teknik üniversitelerimiz var, aydın modern milyonlarca gencimiz var. Şirketlerimiz çevre ülkelerinde büyük başarılara imza atmışlardır. O halde, paylaşamadığımız nedir? Bu koca coğrafyada değil mezhep milliyet savaşlarıyla despotluk kibir mi üretecek? Yoksa laik demokratik bir biçimde el ele vereceğiz? Barış mı kazanacak savaş mı kazanacak? Birlik mi kazanacak ayrışma mı? Ben birlikten yanayım. Neredeyse bir ay sonra Türkiye önemli bir seçim yapacak, ama bizim elimizde bu masraflı seçimi finanse edecek imkanlar yok. Bir rakibimiz hem iktidar olmanın getirdiği avantajla, hem de başbakanlığın imkanlarıyla bolluk içerisinde bir kampanya yapabilecek. Bazı kanallarda aman Ekmel Bey’i aciz gösterin, dili sürçer ise bunu abartın, iyi bir söz söylerse görmezden gelin, onu örtünüz gibi dolaşıyor. Gizlisi saklısı yok, iftiranın biri bin para. Güvendiğim tek şey var, Türk milletinin derin sağ duyusu. Türk milleti tarih boyunca bunu göstermiştir. Güzel milletime bir çift sözüm var. Aziz kardeşlerim, ey azizler, korkmayınız, Türkiye’de istikrarı sarsacak hiçbir şey yapmayacağım. AK Parti dahil bütün partilerle el ele vereceğim. Ekmek için… Ne demek ekmek için? Milletimizin kültüründe çok kutsal kavramlar var. bunun başında kitap gelir. Biz kitap diye Kuran-ı Kerim'e deriz. Bir başka kutsalımız var, bayrağımızdır. Bayrağımız bizim canımızdır, kanımızdır. Bu devletin tapu senedidir. Bir başka kutsalımız ekmektir. Ekmek bizim için çok kutsal bir kavramdır. Ekmek fırından aldığımız ekmek, Ekmek tüten ocak demektir, ekmek alın teri demektir. Şerefimiz namusumuz demektir. Kitabımıza bayrağımıza ekmeğimize sahip çıkalım. Ben Mehmet Akif Ersoy’un dergahında büyümüş bir gurbetçi çocuğuyum. Taksicisi simitçisi garsonu mevsimlik işçisi hepimizin derdi ekmek. Suriye’nin ekmeği elinden alındı. Sokaklarda perişan biçimde. O kadar zulüm mazlum gördüm ki, en zor şartlarda ara buluculuk yaptım. Filistin’de devlet nişanı alan ilk ve tek Türk benim. 20 bin yetimin kefaletini, Gazze’de Somali’de İslam dünyasının bir çok yerinde, aç susuz kalmış insana, bebeğe, karnını doyurmasına sebep oldum. Yüz binlerce insanın hayatta kalmasına sebep oldum. Çoluğunun çocuğunun mürvetini görmek herkesin hakkı. Torun sevmek herkesin hakkı. Sadece sevgi ekelim, saygı ekelim, nezaket ekelim ki, bu topraklar nice Yunus’lara Nazım’lara Akif’lere vatan olsun. Çünkü ne ekersek onu biçeriz. Güzellikleri ekmek için Türkiyemizin emrindeyim. Allah bu millete devlete zeval vermemesi niyazıyla, hepinize teşekkür eder saygılarımı sunarım. Anadolu Ajansı Aydın ziyaretiniz sırasında, Irak Filistin olayları için Türkiye’nin taraf olmaması gerektiğini ifade etmiştiniz. Bu açıklamanıza eleştiriler yöneltildi. Şu anda İsrail’in Gazze’ye saldırıları devam ediyor. Hayatını kaybedenlerin sayısı 75’i buldu. Türkiye’nin tarafsız kalması gerektiğini düşünüyor musunuz? İstanbul’da Türk Sol’u dergisiyle pozunuz çıkmıştı. Bu dergi daha önce sloganlarla gündeme gelmişti. Görüşünüz nedir? Birinci olarak, taraf tutmaması meselesi Filistin’le ilgili değil. Arap ülkeleri kavgalarıyla, arap liderleri arasındaki kavgalarla ilgili söyledim. Bu konuda taraf tutmanın, bölgeye ve Türkiye’ye neler getirdiğini izah etmeye ihtiyaç var. O bakımdan bunu herhalde bir daha açıklama ihtiyacı duymuyorum. Arife Bağdat tarif edilmez. İkinci mesele, Filistinle ilgili olarak benim böyle bir sözüm yok. Bunu söyleyenler herhalde yanlış bilgi edindiler bir yerden. Benim 9 sene içerisinde genel sekreter olarak yaptığım, Filistin halkına yaptığım hizmet herkesin bildiği konudur. 2006 Aralık ayında, Hamas ile Fetih arasındaki ilk ateşkesi ben sağladım. Bunu uzun boylu, mekik diplomasisi icra ederek, Ramallah’da Abbas ile, Gazze’de başbakan ile, Şam’da Hamas lideriyle beraber, o üç merkez arasında mekik dokuyarak, sessizce giderek en sonunda aralık ayının sonuna doğru ateşkes sağladık. Birbirlerini öldürüyorlardı. Bu hamas ile fetih arasındaki ilk ateşkes sayesinde, milli mutabakat hükümetinin kurulması çalışıldı. Hükümetin kuruluş merasimine filistin dışından davet edilen tek kişi bu kardeşiniz olmuştur. Sonra, çalışmalarımız devam etmiştir. Bunlardan bazıları Gazze’ye yapılan saldırılar. Hava saldırıları, karayolundan saldırılar. Biz burada teşkilatımızın karar organlarını davet ettik. BM Güvenlik konseyi kilitlenmişti 2006’da Lübnan’ın güneyinde yapılan saldırılar neticesinde. Biz baskı yaparak güvenlik konseyinin toplanmasını sağladık ve bir ateşkes kararı çıktı. Biz Gazze’ye sayısız defalarca gittim ben. Orada çok büyük sayıda insani yardım, sağlık, barınma gıda icraaları. Bir kalp nakli, kornea nakli yapıldı ilk olarak. Bizim her yerden götürdüğümüz yardımlar sayesinde oldu. Biraz önce gördüğünüz o yaşlı hanımla olan bir fotoğraf vardı, bu Abdurabbu ailesinden 4-5 katlı evi yıkılmış bir hanımın eviydi. Ben o kadıncağızı teselli ediyordum. 77 senesinde İsrail’in gaddarca saldırı neticesinde daha önceki evleri yıkılıyor, kocası öldürülüyor. Bu sefer çocukları öldürülüyor, bütün mal mülk kaybediyor. Ben o kadıncağızı çadırında ziyaret ettim. Ona ve etrafındakilere yardım götürdüm. Daha sonra Kudüs’le ilgili olarak teşkilatımızın tarihinde ilk defa stratejik bir plan yaptık. Kudüslüler eşit vatandaşlık hakkına, insan haklarının tatminine yönelik imkanları yok, işgal altında. Kendi vatanlarında evlerinde yabancı olarak muamele görüyorlar. 60 seneden beri mektep bakımından, hastane bakımındna, ev barınma ihtiyacı bakımından sıkıntı içerisinde. Çünkü işgal kuvvetleri müsaade etmiyor. Biz barınma eğitim sağlık ihtİyacını gidermek için Kudüslülerle beraber, belediye reisi, valisi, filistinle beraber, islam kalkınma bankasını devreye sokarak, bir Kudüs kurtarma planı yaptık. Ben bunu devlet zirvelerine götürdüm ve bunlar kabul edildi, uygulanıyor şimdi. Filistin davasına yaptığım en büyük hizmetlerden birisi, Filistin’in BM ve bağlı kuruluşlarına üyeliğini sağlamaktır. UNESCO’ya tam üyelik olmuştur. Filistin devleti BM’nin bir alt organında tam üye oluyor. Güvenlik konseyinde, Filistin’in tam üye olması mümkün değildi, o zaman gözlemci üye olması lazım. Güvenlik konseyi bildiğiniz sebeplerden dolayı evet demiyordu. Bunları yapan bir insana siz nasıl diyebilirsiniz ki Filistin’e hizmet etmedi? Bana bütün bunların hepsinden en üstünü, Gazze’ye gidip birkaç defa o insanlarla temas etmek, tarihimizin 20’nci ve 21’nci yüz yılın kara lekesi olan Filistin davası, oradaki insani yaşama şartlarının altında yaşayan Gazzelilerin halini görmek ve yardımcı olmak. İkinci gururum, Mescidi Aksa’da, Hazreti peygamberimizin miraca yükseldiği noktada namaz kılmayı nasip etti. Gerisi beni ilgilendirmez. Murat Yetkin / Hürriyet Daily News Atatürk’teki yurtta sulh cihanda sulh sözünün gereğinin yapılmaması gerektiğini söylediniz. Bugün kü dış politikayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Ey azizler dediniz, Bunlar monşer sözüne atıfla mı söylendi? Ben size referansımı söyledim. Bugün pilotlarınız, diplomatlarınız rehin alınıyorsa ve içeride dışarda siz hedef oluyorsanız komşularınızla herhalde bir sıkıntı vardır. Birkaç ülkede büyükelçiniz yoksa ve eski ticaret yollarınız kapatılmışsa, herhalde burada bir sıkıntı var. Gerçekten bunu gidermenin zamanının geldiğine inanıyorum. Aksi takdirde bizim dünyadaki yalnızlığımız daha da artacaktır. Mümtazer Türköne / Zaman Temsili demokrasinin vazgeçilmez şartı seçimler. Siz kampanyanızı yeni başlattınız. Sanıyorum bir ay zarfında,seçimin adil şartlarda yapılması meselesi olacak. Sonuçlar üzerinde belki de bir şaibe oluşturacak. Bu itirazlarınız doğrultusunda neler yapmayı planlıyorsunuz? Dünyanın hiçbir yerinde cumhurbaşkanlığı seçimi iki ayda yapılmaz. ABD’de iki sene falan devam ediyor. Biz iki aya indiriyoruz, bu tuhaf bir şey. Mesele diyoruz ki devlet para vermesin. E peki, birileri devletin imkanlarıyla yararlanıyor? İki aday neden yararlanmasın? Ondan sonra iki ayda ancak siz evi taşırsınız. Ama bir cumhurbaşkanı iki ayda seçilir mi? Demek ki öyle düşünülmüş. Bugün gazetelerde gördüm. TRT sayın başbakanımıza, 553 dakika tahsis etmiş. Bu abdı acizlerine, bu adaya ve Selahattin beye de üç dakika falan lütfetmiş. Bu milletin gözünden kaçmıyor. Birinci sırada oturanlar hatırlar, üçüncü dördüncü sıradakiler hatırlamazlar. 80’li yıllarda, o devrin muktedirleri, apoletli olanlar, oturdular masa başında siyasi rejim kurdular. Dediler ki Turgut Sunal paşayı sağ partinin başı yapalım, bizim Necdet paşa iyi adamdır onu da sol başkanı yapalım. Rahmetli Turgut Özal çıktı ve buna meydan okudu. Biz de milletin desteğiyle bu seçimi kazanacağız. Abbas Güçlü / Milliyet Eğitime bilime gençlere yönelik vurgular yaptınız. Siyasetçilerden bu kadar çok vurguyu göremiyorduk. Öğretmenler hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu sözlerinin cumhurbaşkanlığı seçimleri için mi geçerli? Hizmet aşkınız devam edecek mi? Kazanamazsanız bu söyledikleriniz rafa mı kalkacak? Şimdi tabi bilim ve teknoloji konusunda benim görüşlerim bir yerde inançlarımdır. Ben fen fakültesinde yetişmiş, doktora sonrasını hep kimyada yapmış bir insanım. Onun için bilimle ilgili ilgim çok yakındadır ve teknik seviyededir. Ben bizim ülkemizin geleceğini ilmi araştırmalarda, yani biz şimdi ilmi araştırma seviyesinde ikinci ligdeyiz. Bu 20 seneden beri bu şekilde. Biz 2023’e hedef koyduk. İlk on ekonomi arasına girmek. Hepimizin çalışmamız lazım. Ama aynı şeyi bilim konusunda araştırma geliştirme konusunda aynı şeyi yapmamız lazım. İkinci ligde birinci lige girmemiz lazım. Siz ileri teknoloji kullanırsanız ve yeni teknolojileri keşfederseniz katma değeriniz yüksek olur. O yüzden ekonomiyle bilim ve teknoloji arasındaki karşılıklı etkileşim çok önemli. Mevkiim ne olursa olsun ona inanacağım. Ezgi Başaran / Radikal Herkesin aday olduğunu söylüyorsunuz. Kürt sorununda nerede durduğunuzu öğrenmek istiyorum. Hükümetin yürüttüğü çözüm sürecine nasıl bakıyorsunuz? Prensipte Abdullah Öcalan ile görüşülmesine ne dersiniz? Kürt meselesi bizim en hassas, mühim meselemizdir. Barış elbette barış. Savaş elbette hayır. Ve barışla bu işi halletme yollarını bulmamız lazım. Bu barışı sağlamak için bizim çok önemli tecrübelerimiz var. biz bin senedir beraber yaşıyoruz. Sosyal hayatlarımız örf adetlerimiz yemeklerimiz her şeyimiz. Birbirine baktığınız zaman kimin Kürt kimin Türk olduğunu fark etmek mümkün değil. ama dil farkı var. o dile karşı da ülkemiz hata yapmıştır. Biz her şeyi sopayla halletmeye çalışmış bir mirastan geliyoruz maalesef. İnsanları susturmak, ana dillerini konuşmamalarını sağlamak kabul edilemez bir şey. Ben yabancı bir ülkede doğdum. Benim için ana dilim, ana sütü gibi, ana dili insanın temel hakkıdır. Ana dilini konuştuğu yer vatandır. Eğer siz konuşamıyorsanız siz vatanınızda yaşamıyorsunuz. Bu olacak şey değil, çok büyük haksızlık oldu. bunun giderilmesi şarttır. Bunu nasıl yapacağız? Bu bin senelik tarihin, genlerimize işlemiş kodlarıyla, bugün insan hak ve hürriyetlerinin anayasa konması, kanunların geliştirilmesi, hedef aldığımız AB normlarını getirmektir ve bu gibi problemi meselesi olan tek ülke biz değiliz. Bunları yaparken sonunda siz bunu muhakkak Meclis’e götürmeniz lazım. Parlamentonun bunu kabul etmesi lazım. Ülkede bir milli mutabakatın olması lazım. Bunu sağlamadığınız takdirde bu barış aksak bir barış olur. Doğuracağı sıkıntılar menfaatlerden daha fazla olur. Ateşkesin devam etmesi lazım. İnsanların hürriyet içerisinde istedikleri yerde yaşamaları lazım. Bunu yaparken, ülkenin toprak bütünlüğünü, hakimiyet milletindir, anayasal sisteminin korunması lazım, bayrağın birliği ve resmi dilin birliği konusunda büyük bir anlayış görüyorum. Biz bu imkanlara sahibiz. Elbette cumhurbaşkanı bunları kolaylaştırıcı rol oynaması lazım. Halk oylamasıyla seçilecek cumhurbaşkanının bir elinde anayasa bir elinde halktan aldığı güçle hükümete destek verebilir, bu yolları açabilir. Ayrıntılar geliyor...T24
İş Stresini Azaltmanın 8 Yolu
Stres başımızın belası.. Özellikle modern yaşamın getirdiği en büyük sorunlardan biri. Hatta birçok hastalığın sebebi stres. Yoğun iş temposuyla birlikte kaçınılmaz son stres! Peki iş stresi ni en aza indirgemenin yolları ne olabilir? İş stresini nasıl azaltabiliriz? Bir listeniz olsun. Ve bu liste hem yapmanız gerekenleri hem de yapmamanız gerekenleri içersin. Bu şekilde nerede “evet”, nerede “hayır” demeniz gerektiğini çok daha rahat hatırlayabilirsiniz. En önemlisi de, kendinize gerçekçi hayaller kurup, olmayacak durumlar için hazırlıklı olabilirsiniz. Çok bunaldığınız anlarda derin bir nefes alın. Sakin olun. Stresini en kolay yenmenin bir yolu da sakin olmayı öğrenmek. Bir de, vücudunuzun aynı şekilde, hep aynı enerjiyle hareket etmeyeceğinin bilincinde olun. Kahkaha stresi azaltır. Çevrenizdeki insanlara gülümserken, kendiniz de istemeden mutlu olursunuz. Ama zorla gülümsemeyin, içten olun. Gülümsemek tüm gününüzü motive edecektir. Çalışırken 5 dakikalık ara vermek sizi motive eder. Bunun için oturduğunuz sandalyeden kalkın, birkaç dakikayı kendinize ayırın. Merdiven çıkın, çay için, arkadaşlarınızla konuşun. Hem bu şekilde egzersiz de yapmış olursunuz. Çalışma arkadaşlarınız bir konuda sizinle fikir birliğinde değilse, ne olursa olsun, kendinizi kötü hissetmeyin; onları iyi dinleyin ve ortak konular belirleyin. Sıkıntılarınızı ve yapmak istediklerinizi paylaşabileceğiniz bir mentor bulun. Bir mentordan destek almak, hem ruhsal hem de iş dünyasında size iyi gelebilir. Uykusuzluk da stres yaratır. Uyku düzeninizi şekillendirerek kendinizi daha iyi hissedebilirsiniz. Bu şekilde işteki konsantrasyonunuz da artar. Stresli bir günün ardından iyi bir uyku çekin. Stresinizi azaltacak iyimser arkadaşlar edinin. Onlarla birlikte olun, bir araya gelin. Hatta işyerinde de pozitif düşünen arkadaşlarınızla yan yana gelmeye özen gösterin. Keyfinizi yerine getireceklerini unutmayın. Kaynak : Mahmure
Gülmek İçin Yapılmış Birbirinden Saçma Burç Yorumları
İnternetin fenomen yorumlarından biri olan özellikle kızların hergün baktığı burç yorumları.Peki nedir bu burç işi,inanana lafım yok ama kimisine göre gerçekten saçma geliyor.İşte bunlarda tamamen komiklik olsun diye kafadan uydurulmuş burçların birbirinden saçma yorumları.
Reklam
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Ankara Üniversitesi Rektörü Erkan İbiş , iki hafta önce SBF Dekanı Yalçın Karatepe hakkında soruşturma başlattı. Gerekçe: İzinsiz görev yerini terk etmek… Sanırsınız asker, nöbetçi kulübesini terk etmiş. Dekanın savunması istenmiş. Meğer, SBF Yönetim Kurulu’nun kararıyla atandığı Basın İlan Kurumu’nun genel kurul toplantısındaymış. Gideceğini, 10 gün önceden rektörlüğe bildirmiş, hatta yerine vekil tayin etmiş. Vekâlete rektörlükten onay da gelmiş. Bunun tartışması bitmeden, ikinci soruşturma geldi: Bu kez suçlama; “görevini ihmal ederek terör örgütlerinin SBF’de hâkimiyet kurmasına fırsat vermek...”
Reklam
Pakistan'da Köle ve Çocuk Olmak
Pakistanda çocuklar boyundan büyük işlerde çalıştırılıyor. Kanun, yasanın olmadığı (uygulanamadığı) ülkelerde bu gibi insan haklarını ihlal üstüne ihlal eden görüntülere karşı dünyanın ses vermesi gerekiyor. Pakistan’ın İslamabad şehrinde küçük yaştaki çocuklar ailelelerine destek olmak için tuğla ocağında çalışıyorlar. Uluslararası Çalışma Örgütü 2002 yılında çocuk işçiler konusunda farkındalık yaratmak için 12 Haziran’ı Dünya Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü olarak belirlemiş durumda. 250 Milyon Çocuk İşçi Var ILO verilerine göre dünya genelinde 250 milyondan fazla çocuk çok kötü koşullarda çalıştırılıyor. Bu çocuk işçilerin yüzde 61′i Asya, 32′si Afrika ve yüzde 7′si Güney Amerika’da bulunuyor. Dünyada en fazla çocuk işçi bulunan Hindistan’la Pakistan bu alanda başı çekiyor. Çocuklar çağdaş kölelik koşullarında evlerden, çiftliklerden, dikiş atölyelerinden taş ocaklarına ve madenlere kadar tehlikeli ve ağır işlerde çalıştırılıyor. Küresel ekonomik krizin etkisiyle artan yoksulluğun bir sonucu olan çocuk işçiliği hızlı bir yükselişe geçmiş durumda. Eğitime ayrılan kaynaklar daralırkan kızlar başta olmak üzere çocuklar okula gitmek yerine çok düşük ücretle çalışıyorlar. Tahminlere göre, 75 milyon çocuk işçi 10 yaşın altında bulunuyor.
İyi ki GALATASARAYlıyım Dedirten 13 Efsane İsim
GALATASARAY bünyesinde öyle futbolcular, öyle taraftarlar, öyle başkanlar barındırmıştır ki taraftarına iyi ki GALATASARAYlıyım dedirtir...  Fazla söze gerek yok saymakla bitmeyecek işte o isimlerden bir kaçı ve efsane oluş sebepleri...
Vatandaş Gırtlağa Kadar Borç Batağında, Erdoğan Kapağı Çankaya'ya Atma Derdinde
CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran Başbakan Recep Tayyip Erdoğan döneminde Türk ekonomisinin iç-dış borcunun katlandığına ilişkin çeşitli verileri derlerken, 'Erdoğan döneminde kamu ve özel sektör borcu üç kat arttı o hala 'borç yiğidin kamçısıdır' diyor. Borç yiğidin kamçısı değil, ekonominin yumuşak karnıdır. Türkiye’nin sırasıyla eğitim, sağlık, adalet, güvenlik, iş bulma ve fırsat eşitliğinde yeni bir sayfa açması gerekmektedir. Ayrıca her alanda eşitsizlik giderilerek yeni bir kalkınma hikâyesi yazılmalıdır. Erdoğan “borç yiğidin kamçısıdır” sözünü ezberlemiş, ama koca Türkiye “borç yiyen kesesinden yer”in canlı örneği haline geldi, bunu gizliyor. Borç yiğidin kamçısı değil Türk ekonomisinin yumuşak karnıdır! Kendisine bir de “Borç ağır bir yüktür” Hadis-i Şerifini de hatırlatalım belki üzerinde etkisi olur” diye konuştu. Konuyla ilgili yazılı açıklama yapan Umut Oran şunları kaydetti:   Cumhurbaşkanlığı’na kendi kendini aday gösteren Tayyip Erdoğan, üç dönemlik başbakanlığı süresindeki ekonomi politikalarıyla devleti, özel sektörü ve vatandaşları gırtlağına kadar borca soktu. Erdoğanlı yıllarda kamunun toplam borcu net 378,8 milyar lira artarak 257 milyar liradan 636 milyara yükseldi. Başka deyişle ilk 80 yılın sonundaki borç bakiyesi 257 milyar lira olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, son 11.5 yılda bunun yaklaşık bir buçuk katı kadar net borçlanmaya gitti, toplam borç 2.5 katına çıktı.  Kamu ve özel sektörün 2002 sonunda 129.6 milyar dolar olan toplam dış borcu, 386.8 milyar dolarla üçe katlandı. 2002’de 3.896 TL olan kişi başına kamu borcu, Erdoğan’la 8.296 TL’ye, kişi başına 1.963 dolar olan dış borç ise 5.045 dolara çıktı. Buna karşılık Erdoğanlı yıllarda ekmek fiyatı ikiye, benzin üçe katlandı, asgari ücretin alım gücü yaklaşık 7 çeyrek altından 5’e düştü. Sürekli borçlanmaya ve tüketmeye teşvik edilen vatandaşların kredi borçları 127 kat artışla 1.9 milyardan 253 milyara, kredi kartı borçları da 4.3 milyardan 77.7 milyara yükseldi. 2.5 milyon kişi borcunu ödeyemediği için kara listeye girmiş durumda. Erdoğan döneminde kârın yurt dışına aktarılması teşvik edildi. Aralık 2002-Nisan 2014 arasında dış kredilere ödenen faizler, yabancıların Türkiye’deki doğrudan yatırım ve portföy yatırımlarından elde ederek ülkelerine aktardıkları kârlar ve Türkiye’de elde ettiği ücret ve primlerden aktarmalar şeklindeki toplam kaynak transferi 170 milyar doları aştı. Şimdi Köşk’e kapağı atıp ülkeyi oradan yönetmeye, kendi tek adam rejimini tahkim edip resmileştirmeye niyetlenen Erdoğan, dokunulmazlık zırhı sayesinde, yaptığı onlarca yolsuzluğun cezai sorumluluğundan da kurtulmayı planlıyor. Erdoğan’ın ekonomide bıraktığı saatli bombanın bedelini ise 77 milyon ödeyecektir. Bu enkazın ciddi siyasi ve sosyal sonuçları olacak, bu yük uzun yıllar halkın ve devletin sırtında kambur olmaya devam edecektir. Erdoğan “borç yiğidin kamçısıdır” sözünü ezberlemiş, ama koca Türkiye “borç yiyen kesesinden yer”in canlı örneği haline geldi, bunu gizliyor. Borç yiğidin kamçısı değil Türk ekonomisinin yumuşak karnıdır! Kendisine bir de “Borç ağır bir yüktür” Hadis-i Şerifini de hatırlatalım belki üzerinde etkisi olur. Erdoğan, üç dönem yaptığı başbakanlık görevinin ardından şimdi kendi kendini Cumhurbaşkanlığına aday göstererek Çankaya’ya kapağı atmaya hazırlanıyor. Başbakanlığı süresince içeride toplumu kutuplaştıran, ülkeyi bölünme noktasına getiren, dış politikası ile Türkiye’yi adeta tüm dünya ile düşman eden Erdoğan, ekonomide de izlediği sıcak paraya ve borçla tüketime dayalı politikaların sonucuolarak patlamaya hazır bir saatli bomba niteliğinde devasa bir borç batağı bırakıyor. 11.5 YILDA DEVLETİ NET 379 MİLYAR LİRA BORÇLANDIRDI Kamunun 2002 sonunda 155 milyar lira olan iç borç stoku 11.5 yılda 436,3 milyar liraya çıkarak üçe katlandı. Aralık 2002- Mart 2014 döneminde 102 milyar liradan 199.6 milyara çıkan dış borçla birlikte kamunun toplam borç yükü yaklaşık bir buçuk kat büyüyerek 257 milyar liradan 636 milyar liraya ulaştı. Buna göre toplam kamu borcu 2002-2014 döneminde net 378,8 milyar lira büyüdü. Başka deyişle ilk 80 yılın sonundaki borç bakiyesi 257 milyar lira olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, son 11.5 yılda bunun yaklaşık bir buçuk katı kadar net borçlanmaya gitti, toplum kamu borç stoku 2.5 katına çıktı.  11.5 YILDA DIŞ BORÇ 3’E KATLANDI…Erdoğan’ın başbakanlığında Türkiye, dış borçlanma rekoru kırdı. Ülkenin 2002 sonunda 129.6 milyar dolar olan toplam dış borcu, Mart 2014 itibariyle 386.8 milyar dolara çıktı. AKP döneminde, Cumhuriyetin ilk 80 yılında oluşan stokun iki katı kadar net dış borçlanmaya gidildi. Başka deyişle 80 yılın sonundaki dış borç bakiyesi son 11.5 yılda üçe katlandı. 386.8 milyar dolarlık dış borcun yaklaşık 117 milyar doları kamuya, 4.9 milyar doları Merkez Bankası’na, 264.9 milyar dolarla en büyük bölümü ise özel sektöre ait bulunuyor. 11.5 yılda kamunun dış borcu yüzde 81 büyürken, özel sektörün dış borcundaki büyüme 515 kata ulaştı. AKP’nin işbaşına geldiğinde kamu finansmanını dış borç yerine ağırlıkla iç borçla döndürmeye ağırlık vermesi, kur garantisi vererek özel sektörü dışarıdan borçlanmaya teşvik etmesi bu kesimin dış borcunu patlattı. Bankalar başta özel sektör dışarıya, kamu ise daha çok içeriye borçlu hale geldi. VATANDAŞIN KREDİ BORCU 127 KAT, KART BORCU 17 KAT BÜYÜDÜ AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılının sonunda 1.9 milyar lira dolayında bulunan toplam tüketici kredileri, aradan geçen sürede tam yüzde 12 bin 743 (127.4 kat) artarak bu yılın Nisan sonunda 253.4 milyar liraya ulaştı. Bunun 112.1 milyarını konut, 7.7 milyarını taşıt kredileri, yaklaşık 133.6 milyarını da diğer krediler oluşturuyor. AKP’nin, ekonominin lokomotifi olarak gördüğü ve aynı zamanda en büyük yolsuzluk alanlarının başında gelen inşaat sektörüne verdiği olağanüstü kamu desteğinin de etkisiyle, tüketici kredileri içinde en hızlı artış 420 katla konutta gerçekleşti. Aynı dönemde bireysel kredi kartı borçları da yüzde 1.692 oranında (16.9 kat) artarak 4.3 milyar liradan 77.7 milyara yükseldi. Böylece tüketici kredileri ve bireysel kredi kartı borçlarının bileşimi olan toplam hane halkı borç yükü, 51.5 kat büyüyerek 6.3 milyar liradan 331.1 milyara yükseldi. Bu dönemde haneler 324.8 milyarlık net borçlanmaya gittiler. Halkın borçla tüketime şartlandırıldığı AKP döneminde kredi kartlarının sayısında adeta patlama yaşandı. 2002 sonunda 15 milyon 705 bin 370 adet olan dolaşımdaki toplam kredi kartı sayısı, yüzde 265 artışla Mayıs 2014 itibariyle 57 milyon 317 bin 236 adede ulaştı. Buna göre AKP döneminde vatandaşların cebine net 41 milyon 611 bin 866 adet yeni kredi kartı konuldu. Öte yandan Mayıs 2014 itibariyle tüketici kredisi ve/veya kredi kartı borcunu ödemediği için kara listeye alınan 2.5 milyon vatandaş bulunuyor. Kara listedekilerin sayısı son 4 yılda 5’e katlanmış durumda. BORÇ BATAĞI NASIL OLUŞTU?Erdoğan hükümetlerinin izlediği politikalarla Türkiye ekonomisi, sıcak para ve borçlanma şeklinde dış kaynağa aşırı bağımlı hale getirildi. Tatlı kârı gören sıcak para geldikçe ekonomi çarkı döndü. Ekonomide canlılık, yoğun sıcak para girişleri ve bankaların yurt dışından borçlanıp bununla içeriyi fonlaması sayesinde sürdürüldü. Bu kadar dış kaynak bolluğuna rağmen 2003-2013 dönemindeki ortalama büyüme sadece yüzde 4.9’la vasat düzeyde kaldı. Kâğıt üzerinde kaydedilen büyümeler de istihdam yaratmadı, işsizlik sorunu çözülemedi. İşsizlik kronikleşti, reel ücretler geriledi, gelir dağılımı bozuldu, buna rağmen tüketici kredisi ve kredi kartları üzerinden henüz kazanılmamış gelirlerle, yani borçlanarak tüketen vatandaşlara, sanal bir refah ve zenginleşme algısı yaşatıldı ve bu da oya tahvil edildi. Halk sürekli borçla tüketmeye teşvik edildi; bankaların yurt dışından borçlanarak sağladığı kaynaklar özellikle inşaat gibi belli sektörler yanında en çok tüketiciye pompalandı. Bankacılık sektörünün kaynak bombardımanına tuttuğu iç tüketim canlandıkça, ithalat, dış ticaret açığı ve buna bağlı olarak cari açık patladı. Kışkırtılan tüketim, tüm kesimleriyle ülkeyi ağır bir borç yükünün altına soktu. Sonuçta vatandaşlar bankalara; bankalar ve şirketler yurt dışı kreditörlere, devlet ise hem yurt içi hem yurt dışındaki borç verenlere gırtlağına kadar borçlu hale getirildi. 2002’de 3.896 TL olan kişi başına kamu borcu, Erdoğan’la 8.296 TL’ye, kişi başına 1.963 dolar olan dış borç ise 5.045 dolara çıktı. Açık tüketici kredisi bulunanların sayısı 2002-2014 döneminde 1.7 milyondan 14.7 milyona yükseldi. Erdoğanlı yıllarda ekmek fiyatı ikiye, benzin üçe katlanırken, asgari ücretin alım gücü yaklaşık 7 çeyrek altından 5’e düştü. GELİNEN NOKTA: GELİR EŞİTSİZLİĞİNDE OECD 3’ÜNCÜLÜĞÜ Tayyip Erdoğan, siyaset ve ekonomide kendisine yöneltilen tüm eleştirilerde “ekonomideki başarımızı çekemiyorlar” yalanına sarıldı ve ortaya çıkan tüm başarısızlıklarını “faiz lobisinin komplosuna” bağladı. Oysa TÜSİAD tarafından yaptırılan gelir dağılımı araştırması, yaklaşık 12 yıldır Tayyip Erdoğan tarafından yönetilen Türkiye’nin, OECD ülkeleri arasında Meksika ve Şili’den sonra gelirleri en eşitsiz dağılan 3. ülke olduğunu ortaya koyarken,  2007-2011 döneminde açık farkla gelirleri en fazla artanın, faiz geliri elde eden kesim olduğunu gösteriyor.  Araştırmaya göre ülkedeki tüm ekonomik kesimlerin toplam geliri söz konusu dönemde yüzde 2.4 arttı. Bu kesimler içinde işçi ve memurların oluşturduğu emek kesiminin gelirleri yüzde 3.7, tarım müteşebbislerinin gelirleri yüzde 8.5, diğer müteşebbis gelirleri yüzde 4.8, emekli gelirleri ise sadece yüzde 1.6 artarken, Erdoğan’ın “faiz lobisi” diye adlandırdığı kesiminin gelirlerinde tam yüzde 45.6 artış yaşandı. YURTDIŞINA KÂR AKTARILMASI TEŞVİK EDİLDİErdoğanlı yıllarda, yabancıların kârı yurt dışına aktarması teşvik edildi. 2002 sonundan bu yılın Nisan sonuna kadar olan dönemde dış kredilere ödenen faizler, yabancıların Türkiye’deki doğrudan ve portföy yatırımlarından elde ederek ülkelerine aktardıkları kârlar ve Türkiye’de çalışan yabancıların elde ettiği ücret ve primlerden aktarmalar şeklinde yapılan toplam kaynak transferi 170 milyar doları aştı. Bu dönemde; dış kredilere ödenen faiz 104.8 milyar, sıcak paracıların Borsa ve DİBS’teki portföy yatırımlarından kazanarak ülkesine yaptığı transferler 38.2 milyar, doğrudan yatırımlardan elde edilerek aktarılan kârlar yaklaşık 25.5 milyar ve maaş-primlerden yapılan aktarma 1.7 milyar dolara ulaştı. 13 Haziran 2014 itibariyle Türkiye’de Borsa, DİBS, eurobond ve mevduatta park etmiş 144 milyar dolarlık bir portföye sahip bulunan yabancılar parayla para kazanıp, kârını ülkelerine aktarmaya devam ediyor. BORÇ YİĞİDİN KAMÇISI DEĞİL EKONOMİNİN YUMUŞAK KARNIDIR!Sonuç olarak Erdoğan’ın ekonomi politikaları Türkiye de her alanda EŞİTSİZLİĞİ ciddi oranda arttırdı. Gelir artışının %90’ı en yüksek gelire sahip %5’lik kesime gidiyor. Türkiye’de fırsat eşitsizliği ve gelir dağılımı eşitsizliği öncelikle ele alınması gereken en önemli konulardandır. Erdoğan’ın ekonomi politikaları sonucunda BORÇLANMA / DIŞ TİCARET AÇIĞI / CARİ AÇIK / İŞSİZLİK ve YOKSULLUK çok büyük artış kaydetmiş ve kronik sorun haline gelmiştir. Türkiye’nin sırasıyla eğitim, sağlık, adalet, güvenlik, iş bulma ve fırsat eşitliğinde yeni bir sayfa açması gerekmektedir. Ayrıca her alanda eşitsizlik giderilerek yeni bir kalkınma hikâyesi yazılmalıdır. Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda BORÇ KRİZİNE sürüklenmemesi ancak üretim eksenli yeni bir kalkınma paradigmasının inşasına ve tasarruf oranlarının arttırılmasına bağlı gözükmektedir. Bu yeni kalkınma stratejisi için bilim ve teknoloji politikalarının planlı bir şekilde hazırlanıp üretim yapısının dönüştürülmesiyle Türkiye’nin orta gelir tuzağından çıkmasında yararlı olacaktır. Bu bağlamda özellikle temel bilimlere yönelik eğitim yatırımlarının kamu tarafından planlı bir şekilde ele alınması yararlı olacaktır. Erdoğan “borç yiğidin kamçısıdır” sözünü ezberlemiş, ama koca Türkiye “borç yiyen kesesinden yer”in canlı örneği haline geldi, bunu gizliyor. Borç yiğidin kamçısı değil Türk ekonomisinin yumuşak karnıdır! Kendisine bir de “Borç ağır bir yüktür” Hadis-i Şerifini de hatırlatalım belki üzerinde etkisi olur.
Reklam