'Bir Telefonu Almak İçin Saatlerce Kuyrukta Bekliyorlar, Geçen Yılkinden Farkı Yok'
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye ürünlerinin, yeni bir logo ve ''Gücü Keşfet'' sloganı ile tanıtılacağını belirtti.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çırağan Palace Kempinski Otel'de, Türkiye İhracatçılar Meclisi 'Türkiye Markası' lansmanı toplantısında yaptığı konuşmada, tanıtımı yapılacak logo ve sloganın başarılı olmasını diledi.Logonun hazırlanmasında emeği geçen kişi ve kuruluşları tebrik eden Erdoğan, tasarım üzerinde uzun soluklu bir çalışma yapıldığını, iş adamlarından reklam ajanslarına, ihracatçılardan siyasetçilere, sivil toplum örgütlerinden vatandaşlara değin geniş bir yelpazede görüşler alındığını ifade etti. Başbakanlık görevinde bulunduğu sırada taslakları kendisinin de görme fırsatı bulduğunu, önerilerini, tavsiyelerini ilettiğini aktaran Erdoğan, 'Sonuçta Ekonomi Bakanlığı ve Türkiye İhracatçılar Meclisinin ön ayak olduğu ama bugün itibarıyla tüm Türkiye'ye mal olacak, tüm dünya tarafından tanınacak bir tasarım ortaya çıktı' dedi.Benzeri süreçleri ve heyecanları daha önce de başbakanlık yaptığı hükümetler dönemlerinde yaşadığını ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:'Bildiğiniz gibi, 28 Ocak 2004'te bir yasa çıkardık. Türk Lirası'ndan 6 sıfırın atılması sürecini başlattık. 2004 yılı boyunca Merkez Bankamız, çok titiz bir şekilde hazırlıklarını yaptı ve 'Yeni Türk Lirası' adı altında yeni banknot ve madeni paraları 1 Ocak 2005'te tedavüle soktu. Bu yeni banknot ve madeni paraların tanıtımını da yine bizzat ben ve bakan arkadaşlarım birlikte yapmıştık. Yeni Türk Lirası, o dönemde mevcut paralarla aynı tasarımı taşıyordu. Ancak 6 sıfır olmaksızın basılmıştı. Ardından 1 Ocak 2009'da milletçe yine bir başka heyecanı yaşadık. Geçici olarak tedavüle girmiş 'Yeni Türk Lirası'ndan', 'Yeni' ibaresini kaldırdık. Yeni tasarımlarıyla Türk Lirası'nı kullanmaya başladık. Dünyanın ilgiyle izlediği çok çok başarılı bir operasyon gerçekleştirdik. Allah'a hamdolsun hiçbir aksaklık yaşanmadı. 6 sıfırın atıldığı yeni paramız, sadece Türkiye'de değil, tüm dünyada beğeni topladı, ilgi çekti ve Türk Lirası nihayet itibarına yeniden kavuşmuş oldu. Yine bugün yaşadığımıza benzer bir heyecanı Türk Lirası'nın simgesini hazırlarken ve kamuoyuna açıklarken yaşadık. Dünyadaki tüm güçlü ve saygın para birimlerinin bir logosu vardı ancak, Türk Lirası için sadece 'TL' kısaltması kullanılıyordu. Güzel, sade, kolay yazılabilir bir logo hazırlandı, kamuoyuna tanıtıldı ve bu logo da çok hızlı yaygınlaşarak vatandaşlarımız tarafından kullanılmaya başlandı. Şu anda çarşıda, pazarda, etiketlere baktığımızda bu logonun kullanıldığını ve artık iyice benimsendiğini görüyoruz. 'Bugün de Ekonomi Bakanlığı ve TİM tarafından hazırlanan aynen yeni Türk Lirası logosu gibi önem arz eden bir başka logoyu, bir başka milli tasarımı, Türkiye ve dünyaya tanıttıklarını dile getiren Erdoğan, 'İnşallah bugünden itibaren Türkiye'de üretilen ürünlerin artık üzerinde 'Made in Turkey' damgası yerine artık bu logo olacak. Dünyanın neresinde olursa olsun bu logoyu görenler o ürünün Türkiye'de üretildiğini, Türkiye'den ihraç edildiğini anlayacaklar' diye konuştu. Bu logoyla birlikte 'Discover the potential' sloganının kullanılacağını kaydeden Erdoğan, bu sloganın da son derece isabetli olduğunu söyledi. 'Discover the potential' cümlesini İngilizce'den Türkçe'ye çevirirken 'Potansiyel' sözcüğü yerine 'Güç' sözcüğünün kullanımının daha uygun olacağı görüşünde olduğunu ifade eden Erdoğan, 'Yani 'Gücü keşfet'... Bu noktada böyle bir yaklaşım. İnşallah bugünden itibaren tüm dünyada Türkiye'yi ve Türkiye ürünlerini bu logoyla ve 'Gücü keşfet' sloganıyla tanıtıyor olacağız' diye konuştu. Türkiye'nin dünyaca tanınan markalarının itibar ve güvene sahip olduğunu anlatan Erdoğan, 'Bu logo ve sloganla inanıyorum ki ürünlerimizin gücüne güç katılmış, itibarına itibar katılmış, güvenine de güven katılmış olacaktır. Bu önemli logo ve sloganın bir kez daha hayırlı olmasını diliyorum. Emeği geçenleri tekrar tebrik ediyor, elinize sağlık diyor, herkese şahsım, ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum' dedi. 'Eleştiriler olacak'Erdoğan, belirlenen logo ve slogana yönelik eleştiriler geleceğine işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:'Yeni Türk Lirası ve sıfırları atılmış Türk Lirası banknotlarını tanıttığımızda belli kesimlerden çok acımasızca eleştiriler yapılmıştı. Hatta bu 6 sıfır atıldığı zaman, 'Enflasyon patlar' deyip, 'Eğer bu başarılı olursa Taksim'e çıkar eşek gibi anırırım' diyen köşe yazarları olmuştu. Hala yazmaya devam ediyorlar ama Taksim Meydanı'na çıkmadılar. Değerli arkadaşlarım, bugün baktığımızda hem banknotlarımızın hem de TL logosunun sorunsuz şekilde kullanıldığını benimsendiğini görüyoruz. Karamsar senaryoların hiçbiri gerçekleşmedi. Yeni paraların enflasyon üzerinde hiçbir olumsuz etkisi olmadı. Ödemeler üzerinde, ticarette, çarşıda, pazarda yeni paralardan dolayı öyle seslendirildiği gibi olumsuz hadiseler de yaşanmadı. Toplum yeni para birimine çok kısa sürede adapte oldu. Değişime anında ayak uydurdu sanki yıllardır kullanıyormuş gibi yeni paraları ve yeni logoyu kullanmaya başladı. Bugün tanıtımı yapılan slogan ve logonun da yapılacak tüm olumsuz eleştirilere rağmen hızla benimseneceğine, hızla kullanıma girip yaygınlaşacağına ben yürekten inanıyorum. Özellikle bizim KOBİ'lerimiz, sanayicilerimiz, ihracatçılarımız, değişim konusunda dünyada gerçekten farklı bir yere sahipler. Onların bu logoyu hızla ürünlerine ambalajlarına, paketlerine basıp logonun yaygınlaşmasına katkı sunacaklarını tahmin ediyorum. Tabi bu logo ve sloganın yaygınlaşmasında uluslararası markalarımıza da büyük görev düşüyor. Örneğin Kültür ve Turizm Bakanlığımızın artık uluslararası bir turizm markası olan Türkiye'yi bu logoyla tanıştırmalarını bekliyoruz.'Konuşmasında Türk Hava Yolları'nın da benzeri şekilde logo ve slogana sahip çıkmasını, logo ve sloganı onlarca dünya ülkelerine taşımasını beklediğini ifade eden Erdoğan, 'Barcelona'yı Real Madrid'i filan falan bunları taşıyabilirsin o ayrı bir konu ama önemli olan bu. Bunu tabi ısrarla taşımanız gerekir' diyerek espri yaptı.Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:'Bu yeni logo ve sloganı esasen yeni Türkiye'nin güçlü Türkiye'nin artık küresel iddiaları ve hedefleri olan Türkiye'nin özgüven simgesi olarak görüyorum. Evet bu tasarım ve 'Gücü Keşfet' sloganı, yeni Türkiye'nin özgüveninin simgesidir, özgüvenin sloganıdır. Biz sadece bu logoyu markalarımızın üzerine basmakla yetinmeyeceğiz. Bu özgüvenlogosunu basabileceğimiz artık çok daha fazla marka üretmenin mücadelesini de kararlılıkla yürüteceğiz. Mevcut markalarımız artık bize yetmiyor. Dünya mağazalarında, piyasalarında, pazarlarında kendisine yer bulan markalarımızla gurur duyuyoruz ama bunları artık sayıca yetersiz görüyoruz. Türkiye ekonomisi gelmiş artık marka meselesine, marka ihtiyacına dayanmıştır. Bizim istikrarlı şekilde büyürken ihracatımızı son derece hızlı şekilde artırırken artık enerjimizin önemli bir kısmını bu marka konusuna ayırmamız gerekiyor. Arkadaşlar yeni markalar üretecek güce yani potansiyele ziyadesiyle bu heyet sahiptir. Eğer fikir derseniz, Allah'a hamdolsun olsun parlak fikirlere, yenilikçi fikirlere sahip bir neslimiz var. Eğer girişim diyorsak, girişim ruhu diyorsak, dünyanın her yerine ulaşabilen ve her yerinde iş kovalayan dinamik, enerjik girişimcilerimiz var. Teşvik konusunda, destek konusunda eskisine oranla çok daha farklı, çok daha güçlü bir konumdayız.'Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için Amerika Birleşik Devletleri'nin New York şehrinde olduklarını, konakladıkları otelin bulunduğu '5. Cadde' adı verilen uzun bulvarda dünyanın birçok ülkesinin büyük markalarının görüldüğünü belirtti.Aynı caddede dünyaca tanınmış bir teknoloji markasının da mağazasının bulunduğu dile getiren Erdoğan, şunları söyledi: 'Tabii bizim toplantı ve görüşmelerden dolayı görme fırsatımız olmadı. Ama arkadaşlarımız şahsıma aktardılar, o teknoloji mağazası 24 saat açık. Normalde saat 22'dekapanıyor ama o 24 saat açık. 24 saat boyunca yeni çıkardığı telefonu satın almak için mağazanın önünde kuyruk oluşuyor. İnsanlar o marka telefonun yeni modelini alabilmek için gece dahil saatlerce kuyrukta bekliyor. Bu marka hemen her yıl yeni bir model çıkardığı halde, modeller arasında çok büyük farklılıklar da yok, markanın sahip olduğu güç, prestij ve tanınmışlık sayesinde mağazalar önünde bu uzun kuyrukları oluşturabiliyorlar. Burada zaten birçok arkadaşımız, dostumuz da bunu biliyor. Dikkatinizi çekiyorum, aslında satılan telefon değil, satılan o telefonun markası. 'Bak yenisini aldım' bu.' Erdoğan, ABD ekonomisine bakıldığında, ekonomiyi ayakta tutan ve büyüten gücün bu ve buna benzer markalar olduğunun görüldüğünü aktararak, Japonya, Kore, Almanya, İngiltere ve diğer büyük ekonomisi olan devletlerin de aynı şekilde olduğunu, küresel markaları sayesinde istikrarla büyüdüklerini anlattı. Türkiye'nin geçmişte yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen, ekonomideki tüm belirsizliklere rağmen, böyle küresel markalar oluşturmayı başardığını vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:'Bu markalarımızı da bir kez daha tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum. Mesela Avrupa'da güçlü markalarımız var. Ama bunu bizim dünyaya da yaymamız gerekiyor. Ancak bunlar tabii bir elin parmakları kadar. Bize bu yetmez. Bizim artık ufukları zorlayan potansiyelimize denk düşecek yeni markalar üretmemiz lazım. Daha çok, daha güçlü, daha fazla tanınmış markalara ihtiyacımız var. Bunu da yaparız ve ben yapacağımıza gönülden inanıyorum.''12 aylık ihracatımız 157 milyar dolara ulaştı'Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye İhracatçılar Meclisi'nin bu hedefe inandığını ve bir süredir bu hedef yolunda çok başarılı çalışmalar yaptığını, araştırma, geliştirme, markalaşma konusunda özellikle de inovasyon konusunda TİM'in yaptığı çalışmaları izlediklerini, takdir ettiklerini, bu gayret için de kendilerine teşekkür ettiğini dile getirerek, şöyle devam etti:'Bundan daha da önemlisi TİM bizim 2023 hedeflerimize yürekten inandı. Bunların gerçekleşebilir olduğunu ilan etti. Bu yolda da hız kesmeden, umudunu kaybetmeden yolunda ilerliyor. TİM'in ve Türkiye'nin tüm ihracatçılarının inandığı bu seviyeyi yakalayacaklarına, hedeflerine ve hedeflerimize mutlaka ulaşacaklarına şahsen ben de gönülden inanıyorum. Asla umudunuz kaybolmasın, asla yılgınlığa düşmeyin, asla vazgeçmeyin. Yapılan olumsuz, karamsar, umutsuz açıklamalara da lütfen itibar etmeyin. 2023 hedeflerini ulaşılamaz görenlerin, hayal gibi görenlerin açıklamaları sizleri asla karamsarlığa sevk etmesin. Lütfen hatırlayın değerli arkadaşlar 2002 yılında milli gelirimiz 230 milyar dolarken, 2013'te bunun 820 milyar dolara çıkacağı söylenseydi buna kim inanırdı? Bunu ulaşılamaz hedef olarak görüyorlardı. Çünkü 79 senede 230 milyar dolara gelmişsin. 10 senede kalkıp da 820 milyar dolara nasıl geleceksin? Bunun hemen kıyasını yapıyorlardı. Ne oldu? 2013 sonunda milli gelirimiz 820 milyar dolara ulaştı. Kişi başı milli gelir 2002 yılında 3 bin 500 dolardı, 2013 sonunda 3 kattan fazla artarak 10 bin 500 dolar olacağı söylenseydi buna da inanmayacaklardı. Ama bu gerçekleşti.'Türkiye'nin küresel krize rağmen 2 yıl üst üste yüzde 9 büyüme kaydettiğini anımsatan Erdoğan, 2013 büyümesinin yüzde 4 olduğunu, bu oranla Türkiye'nin dünyada en yüksek oranda büyüyen ülkeler arasında yer aldığını, 2014'te de büyümenin devam ettiğini ve edeceğini söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ikinci çeyrekteki büyümenin yüzde 2 olmasının dahi ülke için büyük bir başarı olduğunu, zira diğer büyük ekonomilere bakıldığında büyüme oranlarının 0-1'i ancak yakalayabildiklerinin görüldüğünü ifade ederek, 'İşte Avrupa. Avrupa'da en güçlü ekonomi Almanya, bakıyorsunuz 0,8. Bizim yıl sonu hedefimizi inşallah yüzde 4. Çok çalışacağız, çok üreteceğiz, daha çok ihracat yaparak bu hedefi tutturacağız. Yine 2002 yılında 150 milyar doların üzerinde ihracat denilseydi, biri de çıkıp hayal diyeceklerdi. Niye? Çünkü o zaman 36 milyar dolar. 36 milyar dolardan 150 milyar dolara çıkılır mı? Ama sizler çalıştınız. Ürettiniz, ihracat ettiniz. En son ağustos ayında TİM'in açıkladığı rakamlara baktığımızda son 12 aylık ihracatımız 157 milyar dolara ulaştı ve bu alanda da yeni bir rekor kırıldı. Bu büyük rekor için de sizleri kutluyorum, tebrik ediyorum' diye konuştu.'Bunlar devletçi mantıkla olmadı'Bunların devletçi bir mantıkla olmadığını, özel sektörün önünün açılması suretiyle olduğunu belirten Erdoğan, eğer devletçi mantık devam etseydi bunların başarılamayacağını söyledi.Erdoğan, göreve geldiklerinde Türkiye'de 6 bin 100 kilometre bölünmüş yol olduğunu, kendilerinin ise 15 bin kilometreye ulaşmayı hedeflediklerini ve söz verdikleri süre içerisinde 17 bin kilometre bölünmüş yol inşa ettiklerini vurgulayarak, şunları aktardı:'Devlet olarak bizim görevimiz buydu. Biz Boğaz'ın altından Marmaray'ı yapacağız dedik. 'Hayal' dediler ki bu 12 yıl öncesinin değil, 150 yıl öncesinin, Abdülhamit Han'ın hayaliydi, Türkiye hamdolsun o hayali de bizim iktidarımızla gerçekleştirdi. Yüksek Hızlı Tren aynı şekilde hayaldi, Türkiye onu da gerçeğe dönüştürdü. Önceki hafta TÜSİAD'ınYüksek İstişare Konseyi'nde de ifade ettim, dedim ki, 'ya yol bulacağız, yol yoksa da yollar açacağız'. Şimdi biz bunu yapıyoruz. Niye? Biz ya yol bulacağız, ya yolları açacağız ki ülkemizdeki girişimci de ne yapsın?  O da yollardan devam edip gitsin. Hiçbir konuda, alanda çözümsüzlük ve çaresizlik bu ülkenin ve bu milletin önünde seçenek olmayacak. Ülke olarak, millet olarak önümüze hangi sorun çıkarsa inşallah çözeriz. Hangi engel çıkarsa inşallah yaparız. Bütün hayalleri de Allah'ın izniyle gerçeğe dönüştürürüz. Buna inanacak ve her zaman bu özgüven içinde, bu umut için de olacağız. Şu anda belli çevrelerden pompalanan karamsarlığa da hiç kimse aldırmasın. Bakın Türkiye Cumhurbaşkanı olarak, içeride ve dışarıda gelişmeleri en yakından takip eden birisi olarak ifade ediyorum. Türkiye ekonomisi de Türkiye'nin dış politikası da hiç olmadığı kadar güçlü, hiç olmadığı kadar sağlam ve istikrarlı şekilde yollarında ilerliyor. Bundan hiç endişeniz, tereddüttünüz olmasın. Uluslararası medyadan bazıları çıkıyor, 'Türkiye ekonomisi şöyle, Türkiye ekonomisi böyle' diye afaki yorumlar yapıyor. İnanın, karanlık bir operasyonun, karanlık bir algı operasyonunun parçası olarak bunu yapıyorlar.'Aynı şekilde bazı kredi derecelendirme kuruluşlarının da olduğunu ifade eden Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: 'Bunların kimler olduğunu, buradaki iş adamı arkadaşlarım gayet iyi bilirler. Bunların kökenini ne olduğunu gayet iyi bilirsiniz. Batmakta olan ülkelerin notuna bakıyorsunuz 6 not birden yükseltiyor, Türkiye gibi büyüyen gibi bir ekonomi hakkında olumsuz yorum yapıyor. İnsaf ya. Edep denilen bir şey var. Ya ekonomi bilmiyor bunlar ya bunların bilimden haberi yok veyahutta gerçekten bu alanda daha yeni çırak bile değiller, tamamen siyasi bir karar veriyorlar. Bunun adı algı operasyonudur. Başka bir şey değil. Kendilerine verilen bir vazife var. Bu vazifeyi yapıyorlar. Türkiye'yi güya dünyada küçük gösterecekler, yaptıkları iş bu. Tekrar söylüyorum. Biz bu seviyelere ulusal ya da uluslararası o bazı medya kuruluşlarının, o bazı kredi derecelendirme kuruluşlarının üfürmeleriyle gelmedik. Biz bu seviyelere işçimizin, çiftçimizin, sanayicimizin, esnafımızın gayretleriyle geldik, sizin gayretlerinizle geldik. Bu seviyelere işte bu salonda bulunan çok değerli ihracatçılarımızın alın teriyle geldik. Bundan sonra da manşetlerle değil, afaki yorumlarla değil, emekle gayretle alın teriyle hayır dualarla geleceğe yürüyeceğiz. Hani slogan diyor ya, 'Gücü Keşfet'. 10 yıl önce keşfedemeyenler bugün keşfettiler. İnanın şu anda bizim gücümüzü keşfedemeyenler de er ya da geç bunu keşfedecek, bunun farkına varacaklar.'  'Yani artık alan el değiliz, biz veren eliz'Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu anda İMF'ye borcunu ödemiş ve borç verebilecek bir konuma gelen bir Türkiye olduğunu, 27,5 milyar dolardan aldıkları Merkez Bankası rezervlerinin şu anda 132 milyar 582 milyon dolara çıktığını ifade etti. Artık dünyanın en büyük havalimanını inşa edebilen bir Türkiye olduğuna işaret eden Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:'Marmaray gibi, Tüp Geçit gibi, Üçüncü Köprü gibi, Körfez geçişi gibi nice büyük projeyi sürdüren ve şu anda onları özellikle önümüzdeki yıldan itibaren Yavuz Sultan Selim Köprü'sü önümüzdeki yıl sonu bitiyor inşallah. Bunun yanında yine aynı şekilde Boğaz'ın altından tüp geçit önümüzdeki yıl sonuna o da yetişiyor, o da bitiyor. artık otomobiller Boğaz'ın altından geçebilecek. İzmit geçişi o da hızla devam ediyor. Bütün bunlarla beraber bir Kanal İstanbul Projesi de inşallah yakında onun da adımları atılacak. Bütün bunları yaparken, dünyanın her yerinde bunun yanında mazlumlara el uzatabilen bir Türkiye var. 2013 yılında milli gelirimizin, bakın bu da çok önemli binde 23'ünü insani yardımlara ayırdık. Bu oranla dünyanın en cömert ülkesi konumuna yükseldik. Acil ve insani yardımlarda şu anda Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere'den sonra dünyada üçüncü sıradayız. Türkiye bu. Yani artık alan el değiliz, biz veren eliz. Kriz bölgelerinden vatandaşlarını tahliye edebilen, başka ülke vatandaşlarını tahliye edebilen, rehinelerini başarılı operasyonlarla burunları dahi kanamadan kurtarabilen bir Türkiye var. 1,5 milyona yakın insani Arap, Kürt, Ezidi, Sünni, Şii, Müslüman, Hristiyan, Musevi demeden kabul eden, sınırlarını açan, onlara gıda, barınak, güvenlik temin edebilen bir Türkiye var. Bu tabii vatandaşlarımız arasında bazı olumsuz yaklaşımlar meydana getiriyor olabilir. Ama şunu unutmayalım biz insanız.'Cumhurbaşkanı 'Biz öyle bir ecdadın torunlarıyız ki biz hep darda kalanın yanında olduk. Hep mazlumların yanında olduk. Sadece bu topraklarda değil, Hint Yarımadası’na kadar biz mazlumlar için donanma gönderen bir ecdadın torunlarıyız'' diye konuştu.Bunun hafife alınmaması gerektiğini vurgulayan Erdoğan, bu insanların ölümden kaçtığını, üzerlerine bombaların yağdığını, sadece Türkiye'nin 1.5 milyon insanı kabul ettiğini, batı ülkelerinin ise bu süre içerisinde ne yazık ki 130 bin insanı kabul ettiğini belirtti.Batı ülkelerinin buna rağmen ''çok insan geldi'' diye dertlenip durduğunu ifade eden Erdoğan, şunları söyledi:''1.5 milyon sadece biz. Bizim kadar Lübnan aynı şekilde. O da o kadar kabul etti. 700 bin civarında Ürdün. Aynı şekilde Irak. Tüm bunlar coğrafyada devam eden, az önce Kültür Bakanımızın da söylediği, aslında işte bir kültür coğrafyasının içinde size o değerlerin yüklediği bir görevdir. Biz o görevi yerine getiriyoruz. Biz böyle bir medeniyetin çocuklarıyız. Bölgesel krizlerin çözümünde görüşlerine, uyarılarına, özellikle de gücüne ihtiyaç duyulan bir Türkiye var. İşte bu Birleşmiş Milletler Güvenlik konseyi toplantısında, 'Burada Türkiye’nin olması gerekir' ifadesinin, bakın katılımcıların hepsi, ikili görüşmelerde, özel görüşmelerde ''Biz bunları Türkiye'nin içinde bulunduğu, bu lider kadroyla ancak gerçekleştirebiliriz'' diyen bir anlayış var. Zaten işin gereği de budur. Niye? Sürekli olarak bu insanlar size göç ediyor ve tehdit altında olan ülke hangisi? Türkiye. Irak tarafından da tehdit var, Suriye tarafından da tehdit var. Irak'ı ve Suriye'yi şu anda hedefe koyan bir anlayışı ve bölgedeki tüm terör örgütleri ile böyle bir mücadeleyi yapmak zorundayız. Buradaki oluşacak bir koalisyon içinde Türkiye rehineler olduğu için, tabi biz bu süreçte farklı yaklaşmıştık. Şimdi bakıyorum, bazı medya mensupları 'Daha önce Başbakanken şöyle diyordu, şimdi böyle diyor' diye yazanlar çizenler var. O kadar anlarsınız. Sizin sırtınızda küfe yok, rahatsınız. Ama bizim sırtımızda küfe var, sorumluluk var, onlar da böyle bir sorumluluk yok. Biz bu sorumluluğun idraki içerisinde ne dedik; 'Sağ salim önce bu 49 tane rehinemizi kurtaracağız. Ondan sonraki yaklaşım, ondan sonraki yol haritamız farklı olacak. Şimdi farklı yol haritası inşallah çalışmaya başlıyor, çalışacak.'Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin güçlü bir ülke olduğunu anlatarak, ''Biz güçlüyüz, güçlü bir ülkeyiz. Biz, gücünün farkında bir ülkeyiz. Esasen yeni Türkiye, gücünü yeniden keşfeden Türkiye'dir. Potansiyelini yeniden keşfeden Türkiye'dir. Biz gücümüzün potansiyelimizin farkında olarak Türkiye'yi bu günlere taşıdık. İnşallah bu gücü henüz keşfetmemiş olanlar da keşfedecek ve Türkiye çok daha ileri seviyelere ulaşacaktır'' dedi.Çözüm süreci Burada bir noktaya da özellikle değinmek istediğini belirten Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:''Tabii terör sadece komşu ülkelerde olmuyor. İçimizde de terör var. Her şeyden önce ekonominin ayağına bağlanmış bir prangaydı terör. Ne yaptık, Çözüm sürecini başlatarak sabırlı bir şekilde bu süreci muhafaza ederek Türkiye'yi bu ağır ağır prangadan büyük ölçüde kurtardık. Yine biz sabırlıyız, soğukkanlıyız. Tüm sabotajlara rağmen bu süreci hassas bir şekilde, kararlı bir şekilde nihayete erdireceğiz. Ekonominin, toplumsal huzurun prangası olan bu ağırlıktan Türkiye'yi inşallah tamamen kurtaracağız. Çözüm sürecine yönelik hiçbir tehdide, hiçbir şantaja Türkiye boyun eğmez. Bakın biz şu anda Suriye’den yeni bir göç dalgasına maruz kaldık. Bir hafta içinde 150 bini aşkın SuriyeliKürt kardeşimiz sınıra akın etti. Almayalım mı? Aldık. O mağdur kardeşlerimizi içeri aldık ve şu anda ülkemizde misafir ediyoruz. Yaşadıkları bölgede güvenlik temin edilinceye kadar bizim ülkemizde misafir olacaklar. Bunu aynen 1991 yılındaki o büyük Kürt göçünde de yaptık. Merhum Özal da sınırları açtı ve 1 milyona yakın o zaman Kürt kardeşimize sahip çıktık. Bunu takdir etmek yerine, bunu kardeşler arasındaki muhabbetin bir vesilesi, bir vasıtası olarak görmek yerine siyasetin malzemesi yapmak, buradan bile istismar üretmek, en hafif tabiriyle kendini bilmezliktir. Mehmetçik sınıra gelen o mağdur insanların can güvenliği için çırpınırken, birilerinin çıkıp Mehmetçik'e taş atması maalesef büyük bir densizliktir.''Türkiye’nin bu mağdur Kürt kardeşlerine sınırı açmasının çözüm süreci yolunda önemli bir adım olduğunu ifade eden Erdoğan, ancak birilerinin bundan rahatsız olduğunu bildirdi.Birilerinin tahrik peşinde, provokasyon peşinde, sabotaj peşinde koştuğunu dile getiren Erdoğan, ''Hiç umutlanmasınlar. Ne bu kardeşliğe, ne de çözüm sürecine asla zarar veremezler. Benim yurt içindeki ve yurt dışındaki Kürt kardeşlerim taş atan ellerle, su veren, ekmek veren, toprağını misafirlerine açan elleri ve gönülleri birbirinden ayıracaktır diye inanıyorum. İnanıyorum ki bu son hadiselerle içerideki ve dışarıdaki kardeşim Türkiye Cumhuriyeti devletinin yeni yüzünü, şefkatli, kucaklayıcı ve merhametli yüzünü keşfedecektir'' dedi.Yeni tasarımın ve ''Gücü keşfet'' sloganının tekrar hayırlara vesile olmasını dileyen Erdoğan, Türkiye İhracatçılar Meclisi'ni, bu heyecan verici çalışmalarından dolayı tebrik ettiğini belirtti. Ekonomi Bakanlığı'na ve katkı sunan diğer bakanlıklara, kurum, kuruluş, sivil toplum kuruluşu ve medyaya teşekkür eden Erdoğan, ''Bu logo ve sloganı, dünyanın en güzel köşelerindeki raflara ulaştıracak ihracatçı kardeşlerimize de şimdiden teşekkür ediyor, başarılar diliyorum. Allah yolumuzu, bahtımızı açık etsin diyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum'' diyerek, konuşmasını tamamladı. Etem Geylan-Hatice Şenses Kurukız-Arif Yakıcı-Uğur AslanhanAA
Kitaptan Uyarlanan En İyi 30 Aşk Filmi
Nicholas Sparks'ın aynı isimli kitabından uyarlanan filmde John isimli genç orduya yazılır. Gitmeden önce Savannah isimli bir üniversite öğrencisine aşık olur ve çok geçmeden de kızın kalbini kazanır ancak John'un orduya çağrılması çiftin yalnız mektuplar aracılığıyla iletişim kurmasına neden olacaktır.
Hisarcıklıoğlu, DEİK Yönetiminden İstifa Etti
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Ekonomi Bakanlığına bağlı olarak kurulan yeni Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Yönetim Kurulu Üyeliği'nden istifa etti.Hisarcıklıoğlu, yazılı açıklamasında, Yeni DEİK'in bugün yapılacak ilk yönetim kurulu toplantısı öncesinde, 27 Eylül saat 19.00'da toplanan TOBB Yönetim Kurulunda yeni DEİK'in yönetim kurulunda yer almaması hususunda görüş birliğine vardığını bildirdi.DEİK'in yeni yapısıyla daha büyük başarılara imza atması ve Türkiye'nin dış ekonomik ilişkilerinde hareket alanını daha da geliştirmesi temennisinde bulunan Hisarcıklıoğlu, bugüne kadar ilgili tüm kamu kurumlarıyla eşgüdümlü çalıştıkları ve ellerinden gelen desteği verdikleri gibi bugünden sonra da yeni DEİK'e gereken desteği vereceklerini kaydetti. Torba Yasa ile feshedilen ve ekonomi bakanlığına bağlı olarak yeniden oluşturulan DEİK'in yeni yönetiminin 20 Eylül'de yayımlanan yönetmelikle Ekonomi Bakanlığı tarafından atandığını hatırlatan Hisarcıklıoğlu, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci'ye gönderdiği istifa mektubunda şu ifadelere yer verdi:'Türkiye'nin 1980 sonrasında gerçekleştirdiği reformlar ve ekonominin dışa açılma hamlesinin bir parçası olarak, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin (TOBB) 18 1986 tarihli yönetim kurulu kararıyla kurulan DEİK, 28 yılı aşan deneyimiyle Türk İş dünyasının yurt dışındaki faaliyetlerini destekleyici ana unsur olmuştur. Bu süreçte Türkiye'nin ihracatı 8 milyar dolar düzeyinden 150 milyar doların üzerine çıkmış; Türk müteahhitleri yurt dışı operasyonları ile dünyanın en büyük ikinci gücü olmuş; Türkiye, İtalya ile Çin arasındaki geniş coğrafyanın en büyük imalat gücü haline gelmiştir. DEİK de bu dönemde operasyonlarını giderek genişletmiş, Türk özel sektörünü küresel piyasalarda desteklemeyi kendisine şiar edinmiştir. Ayrıca DEİK, dış ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla Dışişleri Bakanlığımız, Ekonomi Bakanlığımız, Kalkınma Bakanlığımız, Gümrük ve Ticaret Bakanlığımız, Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı başta olmak üzere tüm kamu kurum ve kuruluşlarımızla eşgüdüm içinde birçok faaliyet yürütmüştür. Özellikle 2001 yılında TOBB Başkanı olmam sonrasında DEİK'in yapısının güçlendirilmesi ve kurumsal bir yapıya kavuşturulması için büyük bir çaba gösterdik. 2004 yılında TOBB Kanunu'nun yenilenmesi çalışmaları kapsamında DEİK'e ayrı bir tüzel kişilik kazandırılmasını sağlamak üzere, 5174 sayılı TOBB Kanunu'na DEİK'e ilişkin özel hükümler konulması önerimiz, yüce meclisimiz tarafından kabul gördü. Böylece, 1986'dan 2004'e kadar TOBB'un bir parçası olarak faaliyet gösteren DEİK, özel sektör kuruluşlarının ortaklaşa kurduğu ve yönettiği kurumsal bir yapıya kavuştu. Bu kapsamda, 2001'de TOBB dahil 9 olan Kurucu Kuruluş sayısı, 2014 itibarıyla 42'ye yükseldi. 2001 öncesi finansal sıkıntılar çeken DEİK, 2014 itibarıyla kendi ayakları üzerinde durabilen bir kurum haline geldi. 81 ilimizdeki iş insanlarımıza daha iyi hizmet verebilmek adına kurucu kuruluşların Anadolu'daki teşkilatları nezdinde 265 DEİK temsilciliği oluşturuldu. Kurucu kuruluşlarımızla gerçekleştirilen ortak etkinliklerle söz konusu kuruluşların üye tabanlarının da DEİK koordinasyonunda dışa açılmaları sağlandı. 2001'de 65 olan ikili İş Konseyi sayımız, Türkiye'nin dünya genelinde artan etkinliğine bağlı olarak Ağustos 2014 itibarıyla 119'a yükseldi. Ülkemizin hizmet ihracat kapasitesinin arttırılmasına katkı sağlamak amacıyla sağlık turizmi, eğitim ekonomisi, enerji, lojistik, uluslararası teknik müşavirlik sektörel iş konseyleri kuruldu. 26 Aralık 2007 tarihli DEİK Yönetim Kurulu kararı ile yurt dışındaki Türk iş diasporasının etkin örgütlenmesini hedefleyen 'Dünya Türk İşadamları Konseyini (DTİK)' kurduk. Türk iş insanlarının olduğu her ülkede ülke ve şehir temsilcilikleri kurularak, örgütlenmenin tabana yayılması sağladık. Yurt dışındaki Türklerin bir araya getirilmesinde, aralarında kalıcı iletişim kurulmasında, ana Vatan ile bağlarının güçlendirilmesinde oldukça önemli ve anlamlı bir görev üstlendik. Bu gelişmeler sayesinde, 2001'de yurt içi ve yurt dışında düzenlenen toplam etkinlik sayısı 113 iken, 2013'te bu rakam 792'ye yükselerek, 7 kat arttı. 15 bini aşkın yabancı iş insanının katıldığı bu etkinliklerde, 28 yabancı devlet başkanı ve başbakan ağırlandı. Bakan seviyesinde de 120'yi aşkın katılım sağlandı. Tüm bu etkinliklerimiz Türkiye Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Dışişleri Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı başta olmak üzere ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının bilgisi ve yönlendirilmesi dahilinde yapıldı. Bunları DEİK olarak tüm kurucu kuruluşlarımız, iş konseyi başkanlarımız ve üyelerimizin yanında çalışanlarımızın üstün gayretleri ve ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının desteğiyle başardık. Hep beraber Türkiye ekonomisinin daha da güçlenmesi, Türk iş insanlarının yurt dışında işlerinin kolaylaştırılması, muhatabımız özel sektör kuruluşları ile daha sağlıklı ve kurumsal bir ilişki kurmak adına yaptık. Türkiye'nin yazdığı başarı hikayelerinde bizim de tuzumuz olsun istedik. Geldiğimiz noktada 11 Eylül 2014'te yasalaşan 6552 sayılı Kanun ile Yüce Meclisimiz, mevcut DEİK'in kapatılmasını ve Ekonomi Bakanlığımıza bağlı yeni bir DEİK kurulmasını takdir etmiştir. 20 Eylül 2014'te Ekonomi Bakanlığımızın yayımladığı yeni yönetmelik ile de Ekonomi Bakanlığımıza bağlı olarak faaliyet gösterecek yeni DEİK'in yapısı şekillenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir parçası olarak, artık kamu gücünü ve devlet imkanlarını kullanabilecek DEİK daha fazla araç ve imkan ile donatılmış olacaktır. Tüm temennimiz DEİK'in yeni yapısıyla daha büyük başarılara imza atması, Türkiye'nin dış ekonomik ilişkilerinde hareket alanını daha da geliştirmesidir. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği olarak, ülkemizin başarılarının devam etmesi ve Türk özel sektörünün yurt içinde ve yurt dışında başarılarının artırılması için çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bugüne kadar ilgili tüm kamu kurumlarımızla eşgüdümlü çalıştığımız ve elimizden gelen desteği verdiğimiz gibi bugünden sonra da yeni DEİK'e gereken desteği vereceğiz. Yurt dışı özel sektör kuruluşları arası ilişkilerde özel sektörden özel sektöre ilişki kurulması esastır. Bu kapsamda, yeni DEİK'e desteğimizin dışarıdan sürdürülmesinin daha faydalı olacağı kanaatindeyiz. Bu çerçevede, yeni DEİK'te şahsıma lütfettiğiniz görevden istifamın kabulünü saygılarımla arz ederim.'Milliyet
Çin'den Türkiye'ye 'Serbest Ticaret' Teklifi
New York'ta bulunan Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi başkanlığındaki Çin heyeti, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'na Türkiye ile serbest ticaret anlaşması yapılması teklifinde bulundu.New York'ta bulunan Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi başkanlığındaki Çin heyeti, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'na Türkiye ile serbest ticaret anlaşması yapılması teklifinde bulundu.Birleşmiş Milletler (BM) 69. Genel Kurul görüşmeler çerçevesinde New York'ta bulunan Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Wang Yi ile bir araya geldi. İkili ve bölgesel ilişkilerin gündeme geldiği görüşmede, Çin tarafının Çavuşoğlu başkanlığındaki Türk Dışişleri heyetine, bir serbest ticaret anlaşmasının imzalanmasının faydalı olacağı düşüncesini dile getirdiği belirtildi.Görüşmede, önümüzdeki dönemde yapılacak ziyaretlere değinilerek, Çin tarafının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Çin Halk Cumhuriyeti'ni ziyaret etme beklentisinin dile getirildiği bildirildi.Görüşmede ayıca ikili ticaretin arttırılması konusu ele alınırken, Türk tarafının BM Güvenlik Konseyi geçici adaylığı konusunda Çin'in desteğini talep ettiği belirtildi.Parlamentolararası ilişkilerin geliştirilmesinin talep edildiği görüşmede, BM ve BM kuruluşlarıyla işbirliğinin arttırılması konusunun da gündeme geldiği kaydedildi.Görüşmede, yüksek hızlı tren projesi hakkında görüş alışverişinde bulunulurken, savunma ve nükleer enerji konusunda da işbirliğinin önemine vurgu yapıldığı bildirildi.Habertürk
Emeklilere Bayram Müjdesi
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Çelik, emekli, dul ve yetim aylıklarının Kurban Bayramı'ndan önce ödeneceğini açıkladı.Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, emekli, dul ve yetim aylıklarının Kurban Bayramı'ndan önce ödeneceğini bildirdi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Bakan Çelik, Sosyal Güvenlik Kurumundan emekli, dul ve yetim aylığı alanların aylıklarının Kurban Bayramından önce ödeneceğini açıkladı.Buna göre, 5434 Sayılı TC Emekli Sandığı Kanunu Kapsamında emekli, dul ve yetim aylığı alanlardan ödeme günü 1 ve 2 Ekim'dekilere 29 Pazartesi; 3 Ekim'dekilere 30 Eylül Salı; 4 Ekim'dekilere 1 Ekim Çarşamba ve 5 Ekim olanlara da 2 Ekim Perşembe günü ödeme yapılacak. ANKARA - AA
Reklam
'2013'te Uçak Kirasına 143 Milyon TL Harcandı'
AKP iktidarının geçen yıl uçak ve helikopter kiralama harcamalarına 143 milyon 500 bin TL harcadığı ortaya çıktı. Cumhuriyet’ten Çiğdem Toker’in yazısında yer verdiği bütçe rakamlarına göre, AKP hükümetinin son sekiz yıldaki kiralama harcamaları 317 milyon 3oo bin TL’den 1 milyar 1 milyon TL’ye çıktı. Bu harcamalarda taşıt ve uçak kiralamaya ayrılan pay ise giderek büyüdü.‘Uçma’ masrafı bir senede yüzde 38 artmışBütçedeki harcama kalemlerine göre, 2012’de taşıt kiralamaya 158.7 milyon TL harcanırken, bu rakam 2013’te 220.2 milyon TL’ye ulaşmış. Bir senede hükümetin genel ulaşım masrafları 61.5 milyon artmış.Öte yandan, taşıt kiralamada en büyük kalem olan helikopter ve uçak kiralama harcalamaları bir senede yüzde 38 artmış. Geçen yıl 104.2 milyon TL uçak ve helikopter kiralamak için kullanılırken, bu harcama 2013’te 143.5 milyon TL’ye yükselmiş.2014’te şimdiden 217 milyon TLBu senenin ilk sekiz ayında harcanan kiralama bedeliyse şimdiden 217 milyon TL’ye ulaşmış. Kamu kuruluşlarının hizmet binası için sekiz ayda 190.3 milyon TL ödenirken, uçak ve helikopter kiralamaya 81.1 milyon TL kira bedeli ödenmiş.Yepyeni bir harcama kalemi: Personel servisi kirasıSon yıllarda artan harcamalardan biriyse, ‘personel servisi kirası ‘ olmuş. Daha önceki yıllarda bütçede bu harcamalar bir kalem olarak yer almazken, kiralanan ya da şehir dışına yapılan yeni hizmet binaları sebebiyle personel servislerine 2014’ün sekiz ayında ödenen kira bedeli 270 milyon TL’ye ulaşmış.Diken
Bu Eserlere Bakmadan Geçmeyin
Miro'dan Banks'ye, Ai Weiwei'den Anish Kapoor'a, Nuri Bilge Ceylan'dan Marina Abramovic'e dünya sanatının yıldız isimlerini İstanbul'a getiren Art Intentaional sanat fuarı Haliç Kongre Merkezi'nde açıldı. Cem Erciyes, pazar günü sona erecek fuarı gezdi ve dikkat çeken eserleri yazdı.Duyarsız
Reklam
Suriye Petrolü Toprağa Akıyor
Suriyeli Kürtlerin kontrolünde tuttuğu bin 200 kuyunun büyük bölümünde çatışmalar nedeniyle üretim yapılamıyor. Çıkartılan petrolün büyük bölümü yine toprağa akıyor. İç savaşın yaşandığı Suriye'de Baas rejimi, terör örgütü IŞİD ve Kürtler arasında paylaşılamayan Kamışlı ilinin Rimelan kasabası, ülkede en zengin petrol yataklarının bulunduğu bölge olarak biliniyor. Cizre (Cezire) Kantonu Ekonomi Bakanı Abdurrahman Hemo: 'Suriye'nin petrol rezervini dünya biliyor. Bunun yüzde 36'sı bölgemizde. Şu anda rezervimizin sadece yüzde 3'ünü kullanıyoruz' 'Bizde bir litre su, bir litre benzinden daha pahalıdır. Tam kapasiteyle bin 200 kuyunun işletilmesi durumunda bölgemiz ekonomik açıdan şaha kalkar'Suriye'de Baas rejimi, terör örgütü IŞİD ve Kürtler arasında paylaşılamayan Kamışlı ilinin Rimelan kasabası, ülkede en zengin petrol yataklarının bulunduğu bölge olarak biliniyor. Kürtlerin kontrolünde tuttuğu bölgedeki bin 200 kuyunun büyük bölümünde çatışmalar nedeniyle üretim yapılamıyor. Çıkartılan petrolün büyük bölümü yine toprağa akıyor.AA Suriye'de petrolün bulunduğu sahalara girdi ve 'at başı' denilen ve petrol pompalayan araçları görüntüledi.Suriye'deki petrol rezervinin yüzde 36'sı, Kürtlerin yaşadığı ülkenin kuzey bölgesinde yer alıyor. Ancak Suriyeli Kürtler, hem iç savaş hem de yeterli imkanları olmadığı için petrolü rafine edip satamıyor. Yüzlerce kuyudan çıkartılan petrolün sevk edildiği depolarda yer yok. Bu nedenle sadece yüzeye yakın petrol rafine ediliyor. Mazot ve benzin için gerekli rafine işlemi yapıldıktan sonra geri kalan tüm petrol tekrar toprağa akıtılıyor.Rimelan kasabasındaki petrol sahasının uzunluğu 100, genişliği ise 80 kilometre civarında. Bu alanın tamamında kaliteli petrol çıkıyor. Türkiye'nin Mardin ilinin Nusaybin ilçesinin hemen güneyinde yer alan Kamışlı'dan başlayan petrol sahası Deyr üz-Zor ve Irak'ın Musul iline bağlı Sincar (Şengal) ilçesi sınırlarına kadar uzuyor. Epeyce geniş olan petrol sahasında çok sayıda küçük ölçekte rafine işlemi yapılması için kurulan tesisler bulunuyor. Fakat bunların çoğu bakımsızlık nedeniyle artık iş göremiyor.Rus uzmanları ve rejim bekçileriRimelan, petrol zengini bir bölge olduğu için Baas rejimi, burasıyla özel ilgilenmiş. Yerleşim birimi, rejimin güçlü olduğu dönemde Suriye'nin gözde ilçesi olarak biliniyor. Burada petrol işinde çalışan mühendisler ve güvenliğinden sorumlu üst düzey askeri komutanlar için inşa edilen lüks siteler ve villalar bulunuyor. Söz konusu evlerde başta Rus petrol uzmanları olmak üzere rejimin bekçileri kalıyordu.Ancak dört yılı aşan iç savaş ve çatışmalar nedeniyle bölgede durum tamamıyla değişti. Artık bölge, Demokratik Birlik Partisi'nin (PYD) elinde. Ama petrol yönetimi, 6 partinin dahil olduğu Demokratik Toplum Hareketi (TEV-DEM) ile geçen aylarda ilan edilen, bünyesinde 14 siyasi parti ve 52 sivil toplum kuruluşunun yer aldığı Cizre (Cezire) Kantonu eliyle gerçekleştiriliyor.Kantonun ekonomiden sorumlu bakanı yüksek petrol mühendisi Abdurrahman Hemo, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kürtlerin bölgelerindeki petrolü, enerjiye ihtiyacı olan komşusu Türkiye başta olmak üzere dünya devletlerine satmak istediklerini söyledi.Bölgede kurulan Suriye Ekonomi Geliştirme Merkezi Başkanlığını da yürüten Hemo, ülkedeki petrol rezervinin yüzde 36'sına sahip olduklarını belirtti.Hemo, Suriye'nin petrol rezervine ilişkin rakamı vermek istemese de son iki yıldır kendi bölgelerinde gerçekleştirdikleri üretimle, benzin, mazot ihtiyaçlarını giderdiklerini ve bağımlılıktan kurtulduklarını ifade etti.Bin 200 petrol kuyusu'Baas rejimi 45 yıldır tüm zenginliklerimizi aldı ancak bölgemiz için bir şey yapmadı' diyen Hemo, şunları kaydetti:'Petrol zenginliğinin tamamı Suriye'nin güneyi için akıtıldı. Şu anda burası merkezi yönetimden kopmuş. Rejim de burada yok denilecek niteliktedir. Artık petrol yönetimi bizim elimizde. Petrolümüz çok temizdir. Bölgemizde hali hazırda bin 200 kuyu mevcut. Bunların tamamı faaldir. Ama biz tüm kuyuları işletmiyoruz. Sadece kendi ihtiyacımızı karşılayacak kadarını çalıştırıyoruz.'Türkiye'nin, Suriye'nin Kürt bölgesindeki tüm varlıklara ilişkin bilgi sahibi olduğunu ancak petrolün satılması için kendilerine kapıları açmamasına üzüldüklerini dile getiren Hemo, 'Türkiye ile şimdiye kadar aramızda bir gelişme olmadı' dedi.Hemo, ihtiyaçları kadar petrol çıkartıp rafine edebildiklerini belirterek, şöyle devam etti:'Rezervimizin ancak yüzde 3'ünü kullanabiliyoruz. Daha fazlasını çıkarmak şimdilik işimize gelmiyor. Şu anda mazotumuz sudan ucuz. Bir litre su 75, bir litre mazot ise sadece 35 Suriye lirasıdır. Halkımızın enerji ihtiyacını karşılıyor ve kimseye muhtaç etmiyoruz. Tam kapasiteyle bin 200 kuyunun işletilmesi durumunda bölgemiz ekonomik açıdan şaha kalkar.'Siyah göllerKereçoğ ve Gir-ziro denilen bölgedeki rafineride görev yapan petrol mühendisi Muhammed Ömer ise ayrıştırma işlemlerinin çok ilkel yöntemlerle yapıldığını ifade etti.Petrol ürünlerinin saymakla bitmediğini belirten Ömer, şimdilik ham petrolden LPG, mazot ve benzin elde ettiklerini aktardı. Petrolün diğer ürünlerinden istifade edebilmek için ise yeterli imkanlara sahip olmadıklarını aktaran Ömer, 'Şu anda Rojava'da iki çeşit benzin satılıyor. Birini biz rafine edip piyasaya sunuyoruz diğeri ise Şam'dan geliyor. Benzinimizin kalitesi düşük olduğu için ucuz. Litresi yaklaşık 70 cent. Şam'dan gelen benzinin litresiyse 2 dolardır' dedi.OPEC verilerine göre Suriye'nin petrol rezervi 2,5 milyar varil. Bunun yaklaşık 800 milyon variline Suriyeli Kürtler sahip. Suriye savaştan önce yılda 3,1 milyar dolarlık petrol ihraç ediyordu.AA
'Aziz Yıldırım'la Birlikte Ankara'ya Gidip Statlarımızın Tapusunu İsteyeceğiz'
Fikret Orman, 'Sayın Aziz Yıldırım'la birlikte Ankara'ya gidip, statların tapusunu istediğimizi söyleyeceğiz. Parası da neyse ödeyeceğiz' dediGazetelerin ekonomi servisi yöneticileriyle bir araya gelen Beşiktaş Başkanı Fikret Orman, Vodafone Arena hakkında önemli açıklamalarda bulundu.Stadı, bazı takımlar gibi devlet veya belediye desteği ile yapmadıklarını belirten Orman, “Vodafone Arena kulübün kaynakları ile inşa ediliyor. Stada gelen millet, parayı harcayan millet ama biz devlete pay ödüyoruz. Ben ve Sayın Aziz Yıldırım Ankara’ya gidip, statların tapusunu isteyeceğiz. Parası neyse ödeyeceğiz. Stadın sponsor gelirlerinden yüzde 25′ini Spor Genel Müdürlüğü’ne veriyoruz. Tapuyu alıp, bu parayı ödemekten kurtulmak istiyoruz” diye konuştu. Fikret Orman, G.Saray Başkanı Ünal Aysal’ın, “Mali durumumuz, Beşiktaş ve diğer kulüplerden daha iyi” sözlerini etik bulmadığını da dile getirdi.SOSA YİNE YEDEKBursaspor maçında sonradan oyuna girip, Olcay’ın attığı galibiyet golünün asistini yapan Sosa’nın, bugünkü Eskişehirspor maçında da yedek soyunacağı öğrenildi. Bilic’in kondisyon eksiği olan Arjantinli yıldızı, gidişata göre oyuna alacağı ifade edildi.Sabah
Reklam
Dünya Mutfağından Mantıya Benzer 7 Yemek
TarifUna yumurta, tuz ve su ilave edip, kulak memesi kıvamı alana dek yoğurun. Bezelere ayırıp, merdane hamurları açın. Hamurları, geniş ağızlı su bardağı ile yuvarlaklar çıkarın. Harç için, kıyma, kıyılmış soğan, maydanoz, kuru nane, pulbiber, karabiber, 1-2 çorba kaşığı su ve tuzu harmanlayın. Merdane ile tek tek açıp büyütün ve incelttiğiniz hamurların içine 1 çorba kaşığı harçtan pay edin. Yuvarlak hamurların uçlarını büzgü yaparak kapatın. Bol miktardaki kaynayan suda 10 dakika haşlayın. Dilediğiniz sosla sıcak olarak servis yapın
5 Grafikle Türkiye'de Tarım
Doğada hazır bulduğu yiyeceklerle yaşamını sürdüren insanoğlu, toplumsal gelişimin belirli bir aşamasında tarımı keşfetmiştir. Bu şekilde hazır bulamadığı veya tükenen ürünleri üretmeye başlamıştır.Tarım sadece ekonomik bir faaliyet değil, aynı zamanda sosyal, bölgesel, kültürel, ekolojik ve sağlığın korunması konusunda büyük önem taşıyan bir toplumsal süreç olarak görülmektedir. Tarımın halkın beslenmesi , kendine yeterlilik,sanayiye hammadde temini, gelir dağılımındaki dengesizliğin giderilmesi ve ekonomik değer yaratılmasının yanında toplumsal yapının, kırsal mirasın ve çevrenin korunması, kaliteli üretim aracılığıyla yaşam kalitesinin arttırılması gibi işlevleride vardır.
20 Yaşını Doldurmadan Milyoner Olabileceğinizin Kanıtı 40 Başarı Öyküsü
Hepimizin bildiği gibi bazı girişimciler kolaylıkla zengin oluyor, fakat bunu henüz daha çok genç yaşlarda başaranlar da var. Yalnızca çok az sayıda insan henüz 20 yaşını tamamlamadan milyoner olabiliyor. Genç yaşdaki insanların bir çoğu enerjilerini başlangıç seviyesi işlerde harcıyor, fakat öyle insanlar var ki genç yaşta milyonlar kazanarak başarıya ulaşabiliyor. Genç girişimcilere bu anlamda verilecek tavsiyeler bulunmasına rağmen, bir gerçek var ki, o da milyoner olmak için bir yaş sınırının olmadığıdır. Bunun en güzel örneklerini aşağıdaki 40 insanın hikayelerinde bulabilirsiniz.Genç ve milyoner insanlar hakkındaki bilgileri okuduktan sonra bir nebze de olsa kıskançlık hissedebilirsiniz. Fakat bu listeden alınacak çok önemli bir ders var: hayallerinizin peşinden koşmak için hiçbir zaman geç değil. Bu genç insanlar bize gösteriyoru ki iyi bir fikir, düzenli çalışma ve yaratıcılık ile hayallermize ulaşabiliriz.
Reklam
Efsane Hapishane Dizisi Oz'dan Dikkate Alınası 15 Hayat Dersi
Bir zamanların efsane dizisi ve kült kavramına her anlamında sahip müthiş dizisi OZ. Özel bir hapishaneyi anlatan ve sahip olduğu unutulmaz karakterlerle tv dünyasına adını altın harflerle yazdırmıştır. Dizinin anlatıcısı  ve bir karakteri olan Augustus Hill'in söyledikleri tecrübe edilecek cinsten değildir. Salt hayattır. Çünkü  Oz nefrettir, Oz merhamettir, Oz sistemdir, Oz hayatın ilikleridir.
Tüm Zamanların En İyi 100 Kitabı
Birçok kuruluş ve yayın organı kendi yöntemleriyle yaptığı araştırmalar sonucu ortaya çıkan en iyi 100 kitap listesi yayınlıyor. Listeler üç aşağı beş yukarı aynı kitaplardan oluşuyor. Ben size Norveç Kitap Kulüplerinin 54 ülkeden birçok yazarın katılımıyla belirlediği listeyi sunmak istiyorum. Norveç Kitap Kulüpleri'nin, dünyayı ele geçiren televizyon ve bilgisayara karşı klasik edebiyatı yüceltmek amacıyla belirlediği tüm zamanların en iyi yüz kitabı listesinde Salman Rüşdi, Milan Kundera, John Le Carre, John Irving, Nadine Gordimer, Carlos Fuentes gibi yazarlar bulunuyor. En çok oyu Don Kişot'un aldığı liste şöyle: Chinua Achebe / Ruhum Yeniden Doğacak Hans Christian Andersen / Masallar Jane Austen / Aşk ve Gurur Honore de Balzac / Goriot Baba Samuel Beckett / Üçleme: Molloy / Malone / Adlandırılmayan Giovanni Boccaccio / Decameron Jorge Luis Borges / Toplu Eserleri Emily Bronte / Uğultulu Tepeler Albert Camus / YabancıPaul Celan / Şiirler Louis - Ferdinand Celine / Dünyanın Sonuna Seyahat Miguel de Cervantes / Don Kişot Geoffrey Chaucer / Canterbury MasallarıJoseph Conrad / Nostromo Dante Alighieri / İlahi Komedya Charles Dickens / Büyük Umutlar Denis Diderot / Kaderci Jacques ve EfendisiAlfred Doblin / Berlin Alexanderplatz Dostoyevski / Suç ve Ceza; Budala; Ecinniler; Karamazov Kardeşler George Eliot / Middlemarch Ralph Ellison / Görünmez AdamEuripides / Medea William Faulkner / Abşalom, Abşalom!, Ses ve Öfke Gustave Flaubert / Madame Bovary Federico Garcia Lorca / Çingene Romansları Gabriel Garcia Marquez / Yüzyıllık Yalnızlık; Kolera Günlerinde AşkGılgamış Destanı Johann Wolfgang von Goethe / Faust Nikolai Gogol / Ölü Canlar Günter Grass / Teneke Trampet Joao Guimaraes Rosa / The Devil to Pay in the Backlands Knut Hamsun / Açlık Ernest Hemingway / Yaşlı Adam ve Deniz Homeros / İlyada; Odessa Henrik Ibsen / Bir Bebek Evi Kitabı Mukaddes / Eyüb'ün KitabıJames Joyce /Ulysses Franz Kafka / Bütün Öyküleri; Dava; ŞatoKalidasa / The Recognition of Sakuntala Yasunari Kawabata / Karlar Ülkesi Nikos Kazancakis / Zorba DH Lawrence / Oğullar ve AşıklarHalldor K. Laxness / Independent People Giacomo Leopardi / Bütün ŞiirleriDoris Lessing / Altın Defter Astrid Lindgren / Pippi UzunçorapLu Xun / Diary of a Madman and Other Stories MahabharataNecip Mahfuz / Cebelavi ÇocuklarıThomas Mann / Buddenbrook Ailesi;Büyülü Dağ Herman Melville / Moby Dick Michel de Montaigne / Denemeler Elsa Morante / History Toni Morrison / Sevgili Murasaki Shikibu / Genji'nin Destanı Robert Musil / Niteliksiz Adam Vladimir Nabokov / Lolita George Orwell / 1984 Ovidius / Dönüşümler Fernando Pessoa / Huzursuzluğun Kitabı Edgar Allan Poe / Bütün Hikâyeleri Marcel Proust / Kayıp Zamanın İzinde Francois Rabelais / Gargantua ve Pantagruel Juan Rulfo / Pedro Paramo Mevlana / Mesnevi Salman Rüşdi / Geceyarısı Çocukları Sadi - i Şirazi / Bostan Tayyip Salih / A Season of Migration to the North Jose Saramago / Körlük William Shakespeare / Hamlet; Kral Lear; Othello Sofokles / Kral OidipusStendhal / Kırmızı ve Siyah Laurence Sterne / Tristram Shandy Beyefendi'nin Hayatı ve Görüşleri Italo Svevo / Zeno'nun Bilinci Jonathan Swift / Gulliver'in Seyahatleri Leo Tolstoy / Savaş ve Barış; Anna Karenina; Ivan Ilyiç'in ÖlümüÇehov / Seçilmiş HikâyelerMark Twain / Huckleberry Finn'in MaceralarıValmiki / Ramayana Virgil / The Aeneid Walt Whitman / Çimen Yaprakları Virginia Woolf / Mrs. Dalloway; Deniz Feneri Marguerite Yourcenar / Hadrianus'un Anıları Yanık Njall'ın Sagası Kaynak: http://www.gamlibaykussanat.com/index.php?option=com_content&view=article&id=132:tum-zamanlarin-en-iyi-100-kitabi&catid=9:kitap&Itemid=15
Reklam
11 Maddede Türkiye'de Gelir Adaletsizliği Gerçeği
Herhangi bir ülke belirli bir dönem boyunca diğer ülkelerden gelir transferi veya mal ve hizmet üretimi, doğal kaynakların daha verimli bir şekilde değerlendirilmesi gibi yollarla zenginleşebilir. Ancak bu zenginleşme dönemi o ülkede yaşayan insanların toplam olarak yaşam seviyelerinin daha iyi bir noktaya geldiğini göstermez. Gelir adaletsizliği ölçütü işte böyle bir ülkede yaşayan insanların gelirleri, zenginlik ve refah durumlarının nasıl dağıldığını gösteren temel bir ekonomik veri olarak kabul ediliyor.  Yani esas önemli olan sadece bir ülkede kişi başına düşen gelirin artması değil, bu gelirin de aynı zamanda nasıl dağıldığı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) hafta başında 2013 yılı Türkiye Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması'nın sonuçlarını açıkladı. Bu sonuçlar çerçevesinde Türkiye'de durum nedir, neler oluyor şöyle bir bakmak istedik.
Hiçbir İşe Yaramayan 5 Kişisel Gelişim Miti
Duygusal Zeka, İçimizdeki Çocuk, Kendini Gerçekleştirme vb. Popüler Psikolojinin iğreti dili kültürel kimliğimizin neredeyse bir parçası oldu. New Humanist'ten Stephen Briers ise bu duruma karşı çıkıyor. Neredeyse tüm süpermarketlerde bulunan kitap raflarında çok satanlar çoğunlukla 'Kişisel Gelişim' kitaplarından oluşuyor! Kişilerin gelişmesi için gerçekten bu kitapların bir yararı oluyor mu bilmiyorum. Sevmediğim bir yazın türü olduğu sanırım anlaşılmıştır. Bilimsel temelini çözemediğim bu tavsiyeleri çoğu zaman yanıltıcı bulurum. Bu tür bir kitabı okumasanız dahi içinden çıkan dahiyane sözleri duymayan yok gibidir. İşte aşağıda; Stephen Briers'in kaleminden, duymaya alıştığımız ve neredeyse doğruluğunu tartışmadığımız gerçeklerin perdesini arayabilirsiniz.İyi okumalar... NOT 1: Galeride kullanılan karikatürler Yiğit Özgür'e aittir. NOT 2: Kişisel gelişim kitaplarından hoşlanmayan sıradan bir okurun amatör hezeyanlarıyla dolu kişisel önyargılarıyla kaleme alınmıştır. Verilen linklerdeki çalışmaları okumak ve daha derin bir düşünceyle; tarihsel gerçekliğe ulaşmak adına, bilimsel sorgulamadan geçirmek daha iyi olacaktır.NOT 3: Kaynak linkteki yazıdan yapılan çevirideki kimi kısımlar ilgiyi dağıtmamak kaygısıyla özetlenmiştir. Umarım bütünlüğü sağlayabilmişimdir.
‘Tampon’ mu, ‘Güvenli Bölgeler’ mi?
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye'nin IŞİD’e karşı “askeri destek verebileceğini” söylemesiyle birlikte yeni bir tartışma başladı.Bu açıklamanın hemen ardından Türk yetkililer, “tampon bölge” ya da “güvenli bölge” ve bunlara ek olarak “uçuşa kapalı bölge” olasılıklarını gündeme getirdi. Bu kapsamda Türkiye’nin, IŞİD’le mücadeleye ne kadar katkı yapacağıyla ilgili tartışmalar ise daha da büyüdü.2 Ekim Salı günü TBMM Genel Kurulu’na gelmesi beklenen Irak ve Suriye ile ilgili tezkereler de Ankara’nın gündemini oldukça meşgul etmeye başladı. Hükümet, tezkerelerin içeriğine ilişkin net açıklamalar yapmazken, ana muhalefet partisi CHP “tezkerenin içeriğine katkı yapalım” diyerek hükümete çağrıda bulundu.Özcan: Politik hedefiniz, stratejiniz olacakBBC Türkçe’nin sorularını yanıtlayan CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, “Tezkerenin içeriği de dahil her türlü katkıya hazırız ama öncelikle hükümetin bir talebi ya da teması olması lazım” dedi.Altay, ‘IŞİD’le mücadelede, Kürtlere silah yardımı yapılması’ yönündeki kimi taleplere karşı, “O konuda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yorumu, görüşü önemli. IŞİD’le mücadele etmek için her yol da mubah değildir. İç güvenlik hassasiyetlerimizi de dikkate alarak süreci götürmek lazım” ifadesini kullandı.TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nihat Ali Özcan, ‘tampon’ ya da ‘güvenli bölgeler’in teknik tarifinin birbirinden farklı olduğunun altını çizdi.Özcan, “Tampon bölgede, daha çok sınır güvenliğiyle ilgili ve geride sizin bölgenizin güvenliğini sağlaması açısından talepte bulunuyorsunuz. Güvenli bölgede ise güvenlik kenarda kalıyor, insani amaçlarla bunu yapmak istediğiniz argümanı ön plana çıkıyor. Bu nedenle böyle bir fikri uluslararası alanda daha kolay kabul ettirebilirsiniz” dedi.‘Güvenli bölgeler doğru bir tercih mi’ sorusuna Özcan, “Bu, tek başına hiçbir şeyin çözümü değil. Sizin önce bir politik hedefiniz, onu da gerçekleştirmek için bir stratejiniz olacak. Eğer o stratejinizin bir parçası ‘tampon’ ya da ‘güvenli bölge’, ‘uçuşa yasak bölge’ ise ancak o zaman bunun bir karşılığı, anlamı olur. Yoksa tek başına böyle bir şey yapıyorsanız, ‘neden yapıyorsun’ sorusu sorulduğunda, cevap veremezsiniz. Stratejinizin parçasıyla evet, gerekçesi de kendi içinde tutarlı olur. Tüm bunları gözetmeden, ‘bu mu, bu mu’ yaparak sorunun üstesinden gelemezsiniz” yanıtını verdi.Turan: ‘Tampon’ oluşturmak birkaç yönden güçİstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlter Turan ise Türkiye’nin ‘tampon bölge’den beklediği faydayı, “Suriye’den kaynaklanan göçün bu tampon bölgede tutulması ve Türkiye’ye gelmemesi” diye açıkladı.Turan, bunu gerçekleştirmenin ise “birkaç yönden güç olduğunu” ifade etti ve “Birincisi, bir tampon bölge kurulabilmesi ve oraya yerleşecek nüfusun korunabilmesi için siz, o bölgenin saldırıdan korunmasını da temin etmek mecburiyetindesiniz. Bu da ancak sizin oraya karadan silahlı güç göndermenizle mümkün olabilecek bir şeydir. Bölgenin uçuşa yasak ilan edilmesi, oranın yeterince korunmasını sağlamaz. İkincisi, dar olması düşünülen bir tampon bölgede çok sayıda nüfusun barındırılması son derece güçtür” yorumunu yaptı.Turan ayrıca tampon bölgenin gerçekleştirilmesi için uluslararası işbirliği yapılması gerektiğini de ekledi ve Suriye’nin “böyle bir tampon bölge kurulmasını kendi egemenlik hakkının ihlali olarak göreceğini” söyledi.Kaplan: Çözüm sürecini dinamitlerHalkların Demokratik Partisi (HDP) ise ‘tampon bölge’nin “fikrine” bile karşı. HDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ‘tampon bölge’ kurulması durumunda Suriye'nin kuzeyinde Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Rojava bölgesindeki “direnişin de kırılacağı” yorumunu yaptı ve 'Tampon bölge kurulma fikri, çözüm sürecini dinamitler' dedi.Kaplan, çözüm sürecinin, “Türkiye'deki Kürtler açısından olduğu kadar, Rojava ve Irak'taki Kürtler açısından da geçerli, birbiriyle bağlantılı bir süreç” olduğunu savundu ve “Kimin arasına tampon kuruyorsunuz? Bunların hepsi akraba' diye konuştu.Gazeteci Semih İdiz ise ‘tampon bölge kurulması yönündeki tartışmaların çözüm sürecine zarar vereceği’ ve ‘sınırın diğer tarafındaki Kürt halklarını dağıtacağı’ yönündeki yorumlar için “Bunlar biraz yakıştırma. Çünkü şimdi ilk etapta herhalde Kürt Devleti, Türkiye gibi konularla meşgul değiller. Şu anda kendilerinin halklarının güvenliklerini sağlamakla meşguller” dedi.Bu yöndeki yorumlar için “spekülatif kalıyor” ifadesini kullanan İdiz, “Şu anda bölgede sadece Kürtler değil, bir koalisyon var. Hem Özgür Suriye Ordusu, hem de ılımlı ve Batı'yla işbirliği yapan İslami Cephe var. Bu tip yorumlar mevcut durum karşısında biraz prematüre gibi geliyor bana” yorumunda bulundu.Sinan Onuş | BBC Türkçe
Reklam