‘Tampon’ mu, ‘Güvenli Bölgeler’ mi?
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye'nin IŞİD’e karşı “askeri destek verebileceğini” söylemesiyle birlikte yeni bir tartışma başladı.Bu açıklamanın hemen ardından Türk yetkililer, “tampon bölge” ya da “güvenli bölge” ve bunlara ek olarak “uçuşa kapalı bölge” olasılıklarını gündeme getirdi. Bu kapsamda Türkiye’nin, IŞİD’le mücadeleye ne kadar katkı yapacağıyla ilgili tartışmalar ise daha da büyüdü.2 Ekim Salı günü TBMM Genel Kurulu’na gelmesi beklenen Irak ve Suriye ile ilgili tezkereler de Ankara’nın gündemini oldukça meşgul etmeye başladı. Hükümet, tezkerelerin içeriğine ilişkin net açıklamalar yapmazken, ana muhalefet partisi CHP “tezkerenin içeriğine katkı yapalım” diyerek hükümete çağrıda bulundu.Özcan: Politik hedefiniz, stratejiniz olacakBBC Türkçe’nin sorularını yanıtlayan CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, “Tezkerenin içeriği de dahil her türlü katkıya hazırız ama öncelikle hükümetin bir talebi ya da teması olması lazım” dedi.Altay, ‘IŞİD’le mücadelede, Kürtlere silah yardımı yapılması’ yönündeki kimi taleplere karşı, “O konuda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yorumu, görüşü önemli. IŞİD’le mücadele etmek için her yol da mubah değildir. İç güvenlik hassasiyetlerimizi de dikkate alarak süreci götürmek lazım” ifadesini kullandı.TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nihat Ali Özcan, ‘tampon’ ya da ‘güvenli bölgeler’in teknik tarifinin birbirinden farklı olduğunun altını çizdi.Özcan, “Tampon bölgede, daha çok sınır güvenliğiyle ilgili ve geride sizin bölgenizin güvenliğini sağlaması açısından talepte bulunuyorsunuz. Güvenli bölgede ise güvenlik kenarda kalıyor, insani amaçlarla bunu yapmak istediğiniz argümanı ön plana çıkıyor. Bu nedenle böyle bir fikri uluslararası alanda daha kolay kabul ettirebilirsiniz” dedi.‘Güvenli bölgeler doğru bir tercih mi’ sorusuna Özcan, “Bu, tek başına hiçbir şeyin çözümü değil. Sizin önce bir politik hedefiniz, onu da gerçekleştirmek için bir stratejiniz olacak. Eğer o stratejinizin bir parçası ‘tampon’ ya da ‘güvenli bölge’, ‘uçuşa yasak bölge’ ise ancak o zaman bunun bir karşılığı, anlamı olur. Yoksa tek başına böyle bir şey yapıyorsanız, ‘neden yapıyorsun’ sorusu sorulduğunda, cevap veremezsiniz. Stratejinizin parçasıyla evet, gerekçesi de kendi içinde tutarlı olur. Tüm bunları gözetmeden, ‘bu mu, bu mu’ yaparak sorunun üstesinden gelemezsiniz” yanıtını verdi.Turan: ‘Tampon’ oluşturmak birkaç yönden güçİstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlter Turan ise Türkiye’nin ‘tampon bölge’den beklediği faydayı, “Suriye’den kaynaklanan göçün bu tampon bölgede tutulması ve Türkiye’ye gelmemesi” diye açıkladı.Turan, bunu gerçekleştirmenin ise “birkaç yönden güç olduğunu” ifade etti ve “Birincisi, bir tampon bölge kurulabilmesi ve oraya yerleşecek nüfusun korunabilmesi için siz, o bölgenin saldırıdan korunmasını da temin etmek mecburiyetindesiniz. Bu da ancak sizin oraya karadan silahlı güç göndermenizle mümkün olabilecek bir şeydir. Bölgenin uçuşa yasak ilan edilmesi, oranın yeterince korunmasını sağlamaz. İkincisi, dar olması düşünülen bir tampon bölgede çok sayıda nüfusun barındırılması son derece güçtür” yorumunu yaptı.Turan ayrıca tampon bölgenin gerçekleştirilmesi için uluslararası işbirliği yapılması gerektiğini de ekledi ve Suriye’nin “böyle bir tampon bölge kurulmasını kendi egemenlik hakkının ihlali olarak göreceğini” söyledi.Kaplan: Çözüm sürecini dinamitlerHalkların Demokratik Partisi (HDP) ise ‘tampon bölge’nin “fikrine” bile karşı. HDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ‘tampon bölge’ kurulması durumunda Suriye'nin kuzeyinde Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Rojava bölgesindeki “direnişin de kırılacağı” yorumunu yaptı ve 'Tampon bölge kurulma fikri, çözüm sürecini dinamitler' dedi.Kaplan, çözüm sürecinin, “Türkiye'deki Kürtler açısından olduğu kadar, Rojava ve Irak'taki Kürtler açısından da geçerli, birbiriyle bağlantılı bir süreç” olduğunu savundu ve “Kimin arasına tampon kuruyorsunuz? Bunların hepsi akraba' diye konuştu.Gazeteci Semih İdiz ise ‘tampon bölge kurulması yönündeki tartışmaların çözüm sürecine zarar vereceği’ ve ‘sınırın diğer tarafındaki Kürt halklarını dağıtacağı’ yönündeki yorumlar için “Bunlar biraz yakıştırma. Çünkü şimdi ilk etapta herhalde Kürt Devleti, Türkiye gibi konularla meşgul değiller. Şu anda kendilerinin halklarının güvenliklerini sağlamakla meşguller” dedi.Bu yöndeki yorumlar için “spekülatif kalıyor” ifadesini kullanan İdiz, “Şu anda bölgede sadece Kürtler değil, bir koalisyon var. Hem Özgür Suriye Ordusu, hem de ılımlı ve Batı'yla işbirliği yapan İslami Cephe var. Bu tip yorumlar mevcut durum karşısında biraz prematüre gibi geliyor bana” yorumunda bulundu.Sinan Onuş | BBC Türkçe
LPG'ye Bu Geceden İtibaren Zam
Otogaz Liquid Petroleum Gas (LPG) satış fiyatlarına 10 kuruş zam geldiİstanbul Avrupa Yakası'nda şu sıralar 2,75 lira civarından satılan otogazın litre fiyatı bu gece itibarıyla 2,85 liraya çıkacak.Cihan/ Taraf
Al Pacino Altın Portakal'a Davet Edildi
Festival Direktörü Elif Dağdeviren, Al Pacino'yla yazışmaların sürdüğünü belirtirken, Nicole Kidman'la da prensipte anlaşıldığını ancak ünlü oyuncunun 75 yaşındaki babası Anthony Kidman'ın vefatından dolayı festivale katılamayacağını söyledi.Konyaaltı Sanayici ve İşadamları Derneği (KONYSİAD) davetlisi olarak işadamlarıyla kahvaltıda bir araya gelen 51'inci Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali Direktörü Elif Dağdeviren, 3 ay önce yönetimini devraldıkları festivalin 51 yıllık bir geçmişe sahip olmasına karşın, adı dışında hiçbir şeye sahip olmadığını söyledi. Dağdeviren, 'Son 4 yılın bütün bilgileri, verileri, arşivi hiçbir şeyi yok. Bununla ilgili bana cevap geliyor, o yüzden diye. Hiçbir önemi yok hangi yüzden olduğunun. Sonuç, yok' dedi.İSTANBUL KORTEJİ ELEŞTİRİYORBu yıl 10- 18 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilecek Altın Portakal'ın 100 yaşını kutlayan Türk sinemasının 51 yılında var oluşuna dikkat çeken Dağdeviren, marka adından başka bir şeye sahip olmadığını belirttiği festivalin buna rağmen çeşitli gelenekleri yarattığını söyledi. Festival kortejinin bu geleneklerden biri olduğunu belirten Dağdeviren, şunları söyledi:'Ama çok eleştiri alıyoruz İstanbul'dan 'Kortej ne havai fişek de ne? Festival filmle alakalıdır. Halk festivalle, ki bu çok doğru altını çizerek söylüyorum, sinema salonunda buluşur. 'Halkın Portakalı' diye bir şey yapılmış. Çok güzel ama bu sene vaktimiz olmadığı için yetiştiremedik. Önümüzdeki sene öğrenciler üzerinden eğitimler başlayacak.'SİNEMA SEKTÖRÜ ANTALYA'YA KÜSTÜFestivalin son 3 yılında sinema sektörünün küslüğüyle de karşı karşıya kaldığını aktaran Elif Dağdeviren, bunun nedeninin organizasyon eksiklikleri olduğunu belirterek, 'Sinema sektörü Antalya'ya küstü, son iki üç senedir. Ağırlanmak istiyor insanlar. Davet edildikleri yerde düzgün bir organizasyon istiyorlar. Ağırlamada sorun yaşanmış' diye konuştu.POLİTİKA EKRANDA VARDIRBu duruma festivale sinema tarafından bakılmamasının da eklendiğini savunan Dağdeviren, 'Bir film festivalinin en önemli özelliği politika gibi konulardan uzak durmak zorunda olduğudur. Politika vardır ama ekranda. Filmi seyreder çıkar tartışırsınız. Festivale ait alanlarda o festivalin sorumlularının elinde mikrofonla politika yapmaları kadar sakıncalı bir durum olamaz. O zaman festival festivallikten çıkıyor, şov alanına dönüyor. Sinema sektörü bunların sonucunda Antalya'dan gittikçe uzaklaşmış' diye konuştu.NICOLE KIDMAN GELEMİYORYaptıkları çalışmalarla Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde sinemanın odakta olduğu bir durumu yaratmayı başardıklarını kaydeden Dağdeviren, geçmişinde Kevin Spacey, Adrien Brody gibi sinemanın dünyaca ünlü isimlerini ağırlayan Altın Portakal'da uluslararası önemli isimleri ağırlamak için yazışmalar yaptıklarını söyledi. Dağdeviren, bu isimlerden birinin dünyaca ünlü Oscar'lı yıldız Al Pacino olduğunu söyledi. Al Pacino'yla görüşmelerin yazışma aşamasında olduğunu, davetin yapıldığını aktaran Dağdeviren, Nicole Kidman'ın da davetliler arasında yer aldığını fakat ünlü oyuncunun babası Anthony Kidman'ın ölümü nedeniyle gelemeyeceğini söyledi. Dağdreviren, 'Nicole Kidman'ın gelmesi için uğraştık. Prensipte tarihi uydu. Babasını kaybetti, olmadı' dedi.DHA
İstanbul Modern'de 'Yüzyıllık Aşk'
Türkiye'nin ilk sinema salonlarından bugünün festival sinemalarına kadar uzanan nostaljik bir sunum yapan 'Yüzyıllık Aşk: Türkiye'de Sinema ve Seyirci İlişkisi' sergisi İstanbul Modern'de açıldı.Türkiye'de sinema kültürünü ve sinema sevgisini seyircinin bakış açısıyla inceleyen, geniş bir yazılı ve görsel arşiv araştırmasıyla sinema tarihinin belleğini görünür kılan, Türkiye'nin ilk sinema salonlarından bugünün festival sinemalarına kadar uzanan nostaljik bir sunum yapan 'Yüzyıllık Aşk: Türkiye'de Sinema ve Seyirci İlişkisi' sergisi İstanbul Modern'de açıldı.İstanbul Kalkınma Ajansı ile Kültür ve Turizm Bakanlığının katkılarıyla İstanbul Modern tarafından Türk Sinemasının 100. yılına ithafen hazırlanan, küratörlüğünü İstanbul Modern Sinema Yöneticisi Müge Turan ve araştırmacı yazar Gökhan Akçura'nın üstlendiği serginin açılışında konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Çelik, serginin Türk sinemasının 100. yılına dair en önemli etkinliklerden olduğunu söyledi.Serginin sinemaya seyirci gözünden baktığını ve bunun kavramsal olarak çok önemli olduğunu dile getiren Çelik, Türk sinemasının bir kültür-sanat faaliyeti olmanın ötesinde hafızalarını ve belleklerini oluşturan bir sektör olduğunu ifade etti.Çelik, sinemada toplumsal hayatın çeşitli evrelerinin olduğunu ve tiyatrocuların baskın olduğu dönemden Yeşilçam'ın altın çağlarına kadar çok farklı dönemlerin görüldüğünü kaydetti.Bakan Çelik, 'En önemlisi çeşitli toplumsal ve siyasi evreleri görüyoruz. Bunlar da gelenek-modernizm çatışması, siyasi merkez ve çevre çatışması, tarım toplumu ile sanayi toplumu çatışması, kır-kent çatışması gibi. Tüm bu unsurlar aslında Türkiye'yi, tarihini anlamamız için mutlaka bilmemiz, derinlemesine anlamamız gereken bütün bu unsurlar sinemamız tarafından bugüne kadar saklanmış durumda' diye konuştu.'Hasar görmüş filmleri restore edecek teknik donanımları sağladık'Bundan sonrasında akademisyenlerin, araştırmacıların Türkiye'yi anlamak için çeşitli konuları ele alırken sinemaya daha fazla eğilmesi gerekeceğini vurgulayan Çelik, İstanbul Modern'in böyle bir sergiyle kendilerinin de hafızalarını tazelediğini bildirdi.Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, şöyle devam etti:'Ayrıca bildiğiniz gibi en önemli unsurlardan bir tanesi sinema mirasının korunması. Bugüne kadar bu mirasın iyi korunduğunu söyleyemeyiz. Birtakım toplumsal şartlar, bireysel hassasiyetlerdeki zaaflar neticesinde iyi korunamamış. Hem ihtilal dönemlerinde veya başka muhtıra dönemlerinde yakılmış sansürlenmiş. Sinema hafızamız ciddi bir şekilde hasar görmüş. Bunun korunmasıyla ilgili bir adım atıyoruz. Sinema Genel Müdürlüğümüz bünyesinde bir Sinema Arşiv Müzesi oluşturacağız. Ayrıca bu hasar görmüş filmleri restore edecek teknik donanımları sağladık. Bundan sonra korunmasıyla ilgili de tedbirler alacağız. Tüm bunlarla sinemanın 100. yılını kutluyoruz. Herkes bu sergiyi gezsin. Sinemanın gerçek sahibi sokaktaki seyircidir. Aslında bir bakıma da seyircinin gözünden Türkiye'nin geçmişini, toplumsal sıkıntılarını, çeşitli tarihi karelerini anlatan bir sergi olmuş. Emeği geçenleri kutluyorum.'Çelik, sinemanın halkın sıkıntılarını paylaşması açısından da önemli olduğuna işaret ederek, Türk halkının sinemada kendi hayatının resmini çektiğini anlattı.'Sergi, sinema ile seyirci arasındaki aşk öyküsünü gündeme getiriyor'İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı da İstanbul Modern'in benimsediği disiplinlerarası yaklaşımını, kuruluşunun 10. yılında yenilikçi projelerle görünür kılmaya devam ettiğini anlatarak, 11 Aralık 2004'te açılan İstanbul Modern'in, Türkiye'de bir müze çatısı altında hizmet veren sinema salonu ve bölümüne sahip ilk kurum olduğu bilgisini verdi.İstanbul Modern Sinema'nın, hem dünya sineması hem de Türk sinemasından örnekler sunduğunu, sıra dışı film ve belgeselleri sinemaseverlerle buluşturduğunu aktaran Eczacıbaşı, Türk sinemasının 100. yılında sinema ile seyirci arasında yüzyıldır süren aşk öyküsünü gündeme getiren ve Türkiye'de ilk kez gerçekleştirilen araştırma sergisine ev sahipliği yapmaktan mutluluk duyduklarını ifade etti.Eczacıbaşı, 'Ülkemizde sinema kültürünü ve sinema sevgisini seyircinin bakış açısıyla inceleyen sergi, geniş bir yazılı ve görsel arşiv araştırmasıyla, sinema tarihimizin belleğini görünür kılıyor. Sinemanın bizi nasıl değiştirdiğini ve dönüştürdüğünü yansıtarak, sayısız sosyo-kültürel dinamiği yeniden değerlendirmemize olanak sağlıyor. Yazılı ve görsel arşiv belgelerinin dijital ortama aktarılması ve hazırlanan kapsamlı sergi kataloğu sayesinde, yapılan araştırmalardan gelecek kuşakların yararlanacağını umuyorum' ifadelerini kullandı.Konuşmaların ardından, sergiye katkısı olanlara plaket verildi.Açılışa, Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, iş adamı Ethem Sancak, ünlü oyuncu Hülya Koçyiğit, sanat ve iş dünyasından çok sayıda davetli katıldı.'Yüzyıllık Aşk: Türkiye'de Sinema ve Seyirci İlişkisi' sergisiİstanbul Modern'in kuruluşunun 10. yılında Türk sinemasının 100. yıl dönümüne ithafen sunduğu 'Yüzyıllık Aşk: Türkiye’de Sinema ve Seyirci İlişkisi' sergisi, sinemayı yaşatan unsur olarak seyirciye odaklanıyor, sinemanın seyirciyle buluşma anlarına, bu buluşmanın yarattığı şaşırtıcı ve büyülü kolektif ve kişisel dünyalara yer veriyor.'İstanbul Kalkınma Ajansı 2014 yılı Kar Amacı Gütmeyen Kuruluşlara Yönelik Küresel Turizm Merkezi İstanbul Mali Destek Programı' kapsamında desteklenen ve Kültür ve Turizm Bakanlığının katkılarıyla gerçekleşen sergi, Türkiye'de ilk kez düzenleniyor.Sinema tarihinde seyirciye dair yazılı ve görsel arşiv malzemesini dijital platforma aktararak, kaynakları iyi korunmamış ve kişisel çabalarla yaşatılmaya çalışılmış bir tarihin belleğini görünür kılmaya çalışan sergi, seyircinin sinema ile buluşma noktası sinema salonlarını 'seyirci mabetleri' olarak değerlendirirken, Türkiye'nin ilk sinema salonlarından günün festival sinemalarına kadar uzanan nostaljik bir sunum yapıyor.Sergi, seyircinin sinema ve filmlerle ilişkisini sağlayan gazete ilanları, film broşürleri, afişler gibi unsurların yanı sıra sinema seyircisinin fanatizmini de ayrı bir bölümde ele alıyor.Cikletlerden çıkan resimlerden çay tabaklarına kadar sinemaya dair her şeySinema seyircisinin 'fanatik' olduğu saptamasını yapan sergide, ciklet, çikolata gibi malzemelerden çıkan resimler başta olmak üzere, sinema konulu kitaplar, romanlar, yıldız takvimleri, Türkan Şoray resimli çay tabağı, Filiz Akın resimli cüzdan benzeri her tür sinema belgesi ve objesi yer alıyor.Sergi aynı zamanda fanatik olarak adlandırılabilecek üç kişiyi 'Sinema Seyircisi Fanatiktir' başlıklı bölümde büyüteç altına alıyor.Sergide sinema ve seyircinin 'büyülü' ilişkisi, yıldızlardan imzalı fotoğraflar, aktris Hümaşah Hiçan'a yazılmış hayran mektupları, dergi kapakları, sinema dergilerinin düzenlediği yıldız buluşmalarından örneklerle aktarılıyor.'Yüzyıllık Aşk' sergisi için 50'ye yakın filmden, Türkiye'deki sinema ve seyirci arasındaki özel ilişkiyi yansıtan sahneleri bir araya getiren özel bir çalışma hazırlandı. Bu video, 1950'li yıllardan bugüne seyircinin sinema deneyiminin tarihine dair önemli bir belge niteliği taşıyor.Aynı zamanda sergi kapsamında seyircinin film müzikleriyle kurduğu ilişkiyi, nostaljik bir deneyime dönüştüren özel bir alan tasarlandı. Ziyaretçiler Türk filmlerinde yer alan unutulmaz şarkılar arasından seçtikleri plağı dinlerken, o filmdeki sahneyi eş zamanlı izleyebiliyor.Türk sinema tarihinde seyirciye dair yazılı ve görsel arşiv malzemesini dijital platforma aktararak, kaynakları iyi korunmamış ve kişisel çabalarla yaşatılmaya çalışılmış bir tarihin belleğini görünür kılmaya çalışan sergi 4 Ocak 2015'e kadar görülebilecek.Muhabir: Uğur Aslanhan | AA
Merkez Bankası Faiz Kararını Açıkladı
Merkez Bankası faizlerde değişikliğe gitmedi. 8.25 olan politika faizi aynı kaldı.Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK), bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 8,25 düzeyinde sabit tuttu.TCMB'den faiz oranlarına ilişkin yapılan duyuruya göre PPK, Erdem Başçı başkanlığında toplandı. Kurul, Merkez Bankası bünyesindeki bankalararası para piyasası ve Borsa İstanbul Repo-Ters Repo pazarlarında uygulanmakta olan faiz oranları ile bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının sabit tutulmasına karar verdi.Kurul, gecelik marjinal fonlama oranını yüzde 11,25'te, açık piyasa işlemleri çerçevesinde piyasa yapıcısı bankalara repo işlemleri yoluyla tanınan borçlanma imkanı faiz oranını yüzde 10,75'te, Merkez Bankası borçlanma faiz oranı yüzde 7,5'te sabit bıraktı.Kurul, bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 8,25 düzeyinde sabit tuttu.Geç Likidite Penceresi uygulaması çerçevesinde, Bankalararası Para Piyasası'nda saat 16.00-17.00 arası gecelik vadede uygulanan Merkez Bankası borçlanma faiz oranı yüzde sıfır (0) ve borç verme faiz oranı yüzde 12,75'te sabit bırakıldı.'İhracat dengeli büyümeyi desteklemeye devam etmektedir'Sıkı para politikası duruşunun ve alınan makroihtiyati önlemlerin etkisiyle kredi büyüme hızlarının makul düzeylerde seyrettiği belirtilen duyuruda, zayıflayan küresel talebe rağmen ihracatın dengeli büyümeyi desteklemeye devam ettiği kaydedildi.Duyuruda, şunlar ifade edildi'Yılın başında alınan makro ihtiyati önlemlerin ve para politikasındaki sıkı duruşun çekirdek enflasyon eğilimi üzerindeki olumlu etkileri gözlenmeye başlanmıştır. Gıda fiyatlarındaki yüksek seyir enflasyon görünümündeki iyileşmeyi geciktirmektedir. Bununla birlikte düşen emtia fiyatlarının enflasyon üzerindeki yukarı yönlü riskleri sınırlayabileceği değerlendirilmiştir.Enflasyon beklentileri, fiyatlama davranışları ve enflasyonu etkileyen diğer unsurlar yakından izlenecek ve enflasyon görünümünde belirgin bir iyileşme sağlanana kadar getiri eğrisini yataya yakın tutmak suretiyle para politikasındaki sıkı duruş sürdürülecektir. Açıklanacak her türlü yeni verinin ve haberin Kurul'un geleceğe yönelik politika duruşunu değiştirmesine neden olabileceği önemle vurgulanmalıdır'Para Politikası Kurulu toplantı özetinin beş iş günü içinde yayımlanacağı bildirildi.Merkez Bankası'nın 2013 yılbaşından bu yana uyguladığı bir hafta vadeli repo ihale faiz oranları ise şöyle oldu:Tarih Değişim Faiz22.Oca 5,5019.Şub 5,5026.Mar 5,5016.Nis 0,50 5,0016.May 4,5018.Haz 4,5023.Tem 4,5020.Ağu 4,5017.Eyl 4,5023.Eki 4,5019.Kas 4,5017.Ara 4,50201421.Oca 4,5028.Oca 10,0018. Şub 10,0018. Mar 10,0024.Nis 10,0022.May 0,50 9,5024.Haz 0,75 8,7517.Tem 0,50 8,2527.Ağu 8,2525.Eyl 8,25Merkez Bankası'nın 2013 yıl başından bu yana uyguladığı kısa vadeli faiz oranları ise şöyle:Tarih Borçlanma Faiz Oranı Borç Verme Faiz Oranı22.Oca 4,75 8,7519.Şub 4,50 8,5026.Mar 4,50 7,5016.Nis 4,00 7,0016.May 3,50 6,5018.Haz 3,50 6,5023.Tem 3,50 7,2520.Ağu 3,50 7,7517.Eyl 3,50 7,7523.Eki 3,50 7,7519.Kas 3,50 7,7517.Ara 3,50 7,75201421.Oca 3,50 7,7528.Oca 8,00 12,0018.Şub 8,00 12,0018.Mar 8,00 12,0024.Nis 8,00 12,0022.May 8,00 12,0024.Haz 8,00 12,0017.Tem 7,50 12,0027 Ağu. 7,50 11,2525 Eyl 7,50 11,25CNN TÜRK
Çin’in En Zengin Adamından 3 Önemli Ders
Jack Ma, Alibaba’nın rekor halka açılımı sonrası oldukça yoğun günler geçiriyor. Geçtiğimiz salı New York City’de bir panele katılan Ma gelecek planları hakkında konuştu. Sohbeti sırasında pek çok tavsiye de veren Ma’nın konuşmasında akılda kalması gereken üç şey şöyleydi:1- Daha çok para, daha çok problem: Çok paranız olduğunda, özellikle bu para bir yatırımcı parasıysa, sorunlarınız ve sorumluluklarınız da artacaktır. ‘‘Eğer 1 milyon dolarınız varsa şanslısınızdır. Eğer 10 milyon dolarınız varsa problemler başlamış demektir, enflasyonu ve nereye yatırım yapmanız gerektiğiniz düşünürsünüz. Eğer 100 milyon dolar veya 1 milyar dolarınız varsa bu büyük bir sorumluluktur çünkü insanlar size o kadar parayı diğerlerinden daha iyi yere harcayabileceğinize güvendikleri için vermişlerdir.’’2- Büyük düşün: Ma, başarılı olmalarını bugün mükemmel bir iş yapmış olmalarına değil, 15 yıl önce bugünü görerek internetin küçük işletmelere faydalı olabileceğine inanmalarına bağladığını söyledi.3- Gençleri cesaretlendirmek: ‘‘Genç insanlar ve küçük işletmeler bir gün büyüyeceklerdir. Gençlerin aklına ektiğiniz fikir tohumları olgunlaşarak dünyayı değiştireceklerdir’’.
Reklam
'Dünya Bankası ile TÜİK'in Verileri Çelişiyor, Neden?'
CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, TÜİK’in açıkladığı 2013 yılına ait Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması’na göre, 2010 yılında toplumun en çok kazanan yüzde 10’luk dilimiyle en az kazanan yüzde 10’luk dilimi arasındaki gelir makasının 11,7 kat olduğunu, buna karşın Dünya Bankası’nın aynı dönem için 14,5’lık bir makas tespit ettiğini söyledi.Öztrak, “Dünya Bankası verisi ile TÜİK verisi arasındaki bu ciddi farkın nedenleri izaha muhtaçtır ve kamuoyuna açıklanması gerekmektedir” dedi.CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak’ın Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevaplaması için verdiği soru önergesinin gerekçesi ve sorular şöyle:TÜİK, “Gelir ve Yaşam Koşulları” Araştırmasının 2013 sonuçlarını kamuoyuna açıklamıştır. Çalışma Türkiye’de gelirin adaletsiz dağılımını ve vatandaşlarımızın yaşam koşullarındaki sıkıntıları bir kez daha gündeme getirmiştir.2000’lerin olumlu küresel ikliminde yoksullukla mücadele ve gelirin adil dağılımı konusunda tüm Dünya’da ciddi başarılar sağlanmıştır. Nitekim Dünya Bankası verilerine göre 2002’den bu yana Çin’de yoksulluktan kurtulanların sayısı 206 milyona, Hindistan’da 75 milyona, Brezilya’da 7 milyona ulaşmıştır. Türkiye’de ise bu dönemde yoksulluktan kurtulan vatandaşlarımızın sayısı sadece 334.000′de kalmıştır.Bu olumlu küresel iklimde Türkiye’de, gelirin adil dağılımı konusunda da, kaydedilen mesafe sınırlıdır. Dünya Bankası verilerine göre ülkemizde 2002’de en zengin yüzde 10’un geliri, en yoksul yüzde 10’unun gelirinin 14,7 katı iken; 2010’da bu 14,5 katı olmuştur. Aynı dönemde bu fark, Brezilya’da 79,3’ten 55,8’e; Arjantin’de 44’ten 22,1’e; Meksika’da 22,5’den 18,8’e düşmüştür. Bu ülkeleri yöneten iktidarlar elverişli küresel iklimden, pastanın daha adil paylaşımı konusunda, Türkiye’den daha fazla yararlanabilmişlerdir.1) Dünya Bankası verilerine göre 2010’da en yüksek yüzde 10’luk gelir grubuyla en düşük yüzde 10’luk gelir grubu arasındaki gelir makası 14,5 kat olmasına karşın, TÜİK rakamlarında aynı makasın 11,7 kat olmasının sebebi nedir?2) 2013’de tarım istihdamı 97.000 gerilemesine, çiftçinin işlediği tarım alanı 20000 dönüm düşmesine rağmen kırda gelir dağılımının nispeten düzelmesini neyle açıklıyorsunuz?3) Hane halkı kullanılabilir geliri ile hane halkının yurtiçi harcamaları arasındaki çok büyük farkın sebebi nedir? Paylaşılan gelir, yapılan harcamaya göre neden çok düşük kalmaktadır?4) Yeni milli gelir serilerinin açıklanmasından bu yana 6 yıl geçmesine rağmen TÜİK neden “Gelir Yöntemiyle GSYH” serilerini açıklayamamıştır?5) Gelir Yöntemiyle Milli Gelir serilerini TÜİK ne zaman açıklamayı düşünmektedir?6) 2013’de vatandaşlarımızın yaşam koşullarına işaret eden bazı göstergelerdeki olağanüstü iyileşmenin sebebi nedir?7) Yaşam koşulları göstergelerindeki bu olağanüstü iyileşmeler neden gelir dağılımı göstergelerine yansımamaktadır?(Ankara- ZETE)
Bank Asya Hisseleri Yeniden İşleme Açıldı
Geçen hafta Perşembe günü işleme kapatılan Bank Asya hisseleri bugün 14:00 itibariyle 0.69 lira baz fiyattan işleme açıldı.Borsa İstanbul yönetimi tarafından KAP'a yapılan açıklamaya göre hisseler baz fiyat artı eksi yüzde 10 fiyat marjı ile başlayacak.CNN Türk
Reklam
Şirket Kurmadan Önce Bilmeniz Gereken 3 Şey
Henüz adım atmaya başlamamış bir girişimciyseniz, Slikon Vadisi kapitalistlerinden biri olan John Doerr’in tavsiyelerine göz atmanızda fayda var.‘‘Bir zaman gelecek, kendi işimi kursam mı kurmasam mı diye düşüneceksiniz.’’ diyen Doerr, acele etmeye gerek olmadığını ve piyasanın yetenekli yöneticilere her zaman ihtiyacı olacağını söylüyor.İşte kendi işinizi kurmak için adım atmaya başlamadan önce bilmeniz gereken üç önemli şey:1- Fikir bulmak basittir.2- Uygulama, yani fikrinizi hayata geçirmek için izlediğiniz yol ise herşeydir.3- Başarılı olmak için iyi bir takıma ihtiyacınız var.Elbette bunlar iyi bir fikrin çok önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Ancak diğer maddelerin başarılı olmadaki payı, iyi bir fikirden çok daha fazla. ‘‘Facebook ve Myspace arasındaki fark, Sun Microsystems ve Apollo arasındaki fark hep fikrin uygulanmasından geliyor’’ diyen Doerr, başarılı bir yolu takip edebilmenin de iyi bir takıma sahip olmayı gerektirdiğini savunuyor.
Reklam
İşte Dijital Paraya Geçmek İçin 5 Sebep
Görünen o ki Apple, cihazlarındaki teknolojiler ile birlikte 2015 yılında pek çok insanı ödeme yapmak için ellerini cebine atmak zorunda olmaktan kurtaracak. Ekonomi uzmanları da bir süredir devletlerin de artık teknolojiyi kullanarak benzer uygulamalara geçmesi yönünde tavsiyelerde bulunuyor. Kısa vadede tüm insanların yüzyıllardır kullandıkları parayı bırakarak dijital paralara geçmesi imkansız gibi gözükse de, uzun vadede halka gerekli eğitimlerin verilmesi ve çeşitli politik atılımlar ile birlikte sanal para filmlerden hayatımıza giriş yapabilir gibi görünüyor.İşte dijital paraya geçmek için 5 neden: 1- Dijital para çok daha verimliThe Economist’in yaptığı araştırmaya göre insanlar yılda altı saatlerini bankamatik aramayla geçiriyor. Ek olarak Amerika’daki güvenlik kontrol noktalarında yılda 531.395$’lık bozuk para unutuluyor.2- Dijital para ile suç önlemek daha kolaySuçlular kağıt parayı takip edilmesi imkansız olduğu için seviyorlar. Kağıt paranın olmadığı bir ortamda ise tüm transferler kayıt altında tutulacaktır. F.B.I. verilerine göre Amerika’da 2011 yılında banka soygunlarında çalınan para yaklaşık 30 milyon $. Ek olarak ülkemizde de büyük bir problem teşkil eden vergi kaçırma olaylarının da dijital parayla önüne geçilebilecek (vergi kaçırmanın dünya devletlerine maliyeti yaklaşık 3.1 trilyon $ olarak tahmin ediliyor)Bu arada dijital para ile suç %100 engellenmeyecek elbette. Örnekleri günümüzde de mevcut.3- Dijital Para daha hesaplıKağıt para basmanın maliyeti tamamen ortadan kalkacak, 1 kuruşun maliyetinin 1 kuruştan fazla olmasından dolayı edilen zararlardan kurtulunacak.4- Dijital para ile negatif faizler görülebilecekYine The Economist’in açıkladığı üzere kağıt paranın bankalardan çekilip evlerde saklanma riski mevcut. Dijital parada böyle bir imkan olmayacağından sıfırın altındaki faizler bu sistemde mümkün ve yatırımları çeşitli sektörlerde arttırabileceği öngörülüyor.5- Kağıt para oldukça pisElbette pek çok insanın elinden geçmesinden dolayı kağıt paranın bakteri ve mikroplarla dolu olduğu çeşitli araştırmalarla da ispatlanmış durumda.
Reklam
Ek İş Yapmak İstiyorum Ne Yapabilirim?
Günümüzde hayat şartlarının zorluğu insanları ek iş arayışları içerisine sokmaktadır. Her geçen gün insanların paraya ihtiyaçları ek iş yapmaya zorlamaktadır. Bazende işiniz olmasına rağmen, kazandığınız para size yetmeyebilir. Bu sebeple iş değiştirme arayışına girmiş olabilirsiniz. Merak etmeyin sizin gibi milyonlarca kişi bu arayışın içinde. İşinden memnun olan, geliri tatmin eden ne kadar insan var ki. Gerçi gelirinde sonu olmadığı gibi, harcamaların da sonu yok. Hele  hayatı daha lüks hale getirmenin hiç sonu yok. Eğer ek iş yapmak istiyor iseniz, öncelikle asıl işinizden arda kalan zamanınızı hesaplayın. Örneğin sabit vardiyalı çalışan bir işçinin boş zamanları akşam saatleri veya hafta sonlarıdır. Bu sebeple ek iş yapabilmek için çok fazla zamanınız kalmadığınız dan yapacağınız ek işin akşam saatlerinde yada tatil günlerinde olması gerekli. Öncelikle buna karar vermelisiniz, ben hangi saatlerde çalışabilirim, ve ne iş yapabilirim sorusunu kendinize sormalısınız. Eğer hafta sonu tatiliniz de sadece bir gün ise, bu günüde ailenize ve sevdiklerinize ayırma ihtiyacı duyacağınızdan uzun süreli stabil bir ek iş kurmanız sizin için zor olacaktır. Eğer ek işinizde devamlılık sağlamak istiyor iseniz, sizi sıkmayacak hoşunuza gidecek sevdiğiniz biz sektöre yönelmekte fayda var. Zaten günün büyük bölümünü çalışarak geçiriyorsunuz, ikinci bir işe yönelmek size zor gelecektir. Ancak hoşlandığınız bir iş olması durumunda bu zorluk ortadan kalkabilir.
Filmekimi'nde Bilet Bulursanız Sevinçten Halay Çekeceğiniz 16 Film
Ken Loach, Mike Leigh, Tony Gatlif, Jean-Luc Godard, Gregg Araki, Roy Andersson, David Cronenberg, Jean-Pierre ve Luc Dardenne, Abel Ferrara, Clint Eastwood, Zhang Yimou,  Kim Ki-duk... Bu sene 13. kez düzenlenecek olan Filmekimi'nin programında önemli bir kısmı usta yönetmenlerden ve pek çoğu ödüllü 43 film yer alıyor. Programda Yabancı Dilde En İyi Film Oscar’ına aday gösterilen dört film var: George Ovashvili’nin yönettiği, Karlovy Vary Film Festivali’nde Büyük Ödül’ü kazanan Corn Island / Mısır Adası. Başrolünde İlyas Salman’ın oynadığı film, Gürcistan’ın Oscar adayı.Kornél Mundruczó’nun Macar yönetmen Miklos Jancso’ya ithaf ettiği altıncı uzun metrajı Beyaz Tanrı / White God, Cannes’da Belirli Bir Bakış bölümünde En İyi Film seçildi. Macaristan’da günümüzde yükselen ırkçılığı köpeklerin insanlara karşı devrimi üzerinden anlatan film, Macaristan’ın Oscar adayı.Avrupa sinemasının son dönem yetiştirdiği en dikkat çekici yönetmenlerden Ruben Östlund’un yazıp yönettiği Turist / Force Majeur Cannes’da Belirli Bir Bakış bölümünde Jüri Ödülü’ne layık görüldü. Tatile çıkan bir ailenin çözülmesini anlatan film, İsveç’in Oscar adayı.Afrika sinemasının en büyük isimlerinden Abderrahman Sissako’nun dünya prömiyerini yaptığı Cannes’da Ekümenik Jüri Ödülü’nü kazanan “Timbuktu”, Moritanya’nın Oscar adayı oldu. Bu sene 'karşı'yı da sevindiren Filmekimi, İstanbul'daki gösterim yerlerine Rexx'i de ekledi ve ilk kez Kadıköy'de. İstanbul ayağı 11-17 Ekim tarihlerinde yapılacak Filmekimi ayrıca Ankara, İzmir, Bursa, Diyarbakır, Urfa ve Trabzon olmak üzere 6 kenti daha ziyaret ediyor. Detaylar için filmekimi.iksv.org adresini ziyaret edebilirsiniz. Filmekimi, geçen yıl 47 bin izleyiciyle buluşmuş, salonlardaki doluluk oranı %99’a ulaşmış. Filmekimi'ni takip eden sinemaseverlerin çok iyi bileceği üzere dilediğiniz filme bilet bulmak öyle kolay bir iş değil. Biletler göz açıp kapatıncaya kadar tükeniyor. Özellikle 24-25 ve 26  Eylül'de gerçekleşecek Lale Kart üyeleri için ön satış döneminden sonra biraz da ne çıkarsa bahtımıza diyeceğiz. Sinemaseverlere iyi şanslar diliyor ve bu seneki programdan seçtiklerimizi paylaşıyoruz. Şimdiden iyi seyirler...
Reklam
Yoksulluk Sınırı 4 Bin 199 TL’ye Yükseldi
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Birimi (KESK-AR), açlık ve yoksulluk sınırını açıkladı.Buna göre, 4 kişilik bir ailenin sağlıklı beslenmek için yapması gereken minimum aylık gıda harcaması olan açlık sınırı, Ağustos ayında bin 328 TL'ye yükseldi.Açlık sınırının tüketim harcamasına dağıtılması ile elde edilen yoksulluk sınırı ise 4 bin 199 TL oldu.KESK-AR, 2014 yılı Ocak-Ağustos dönem aralığı incelendiğinde, açlık ve yoksulluk sınırının yüzde 9 oranında yükseldiğine dikkat çekti, 'Açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşayan nüfus da artmıştır' dedi.Araştırmaya göre, insanca yaşam için aylık yapılması gereken asgari gıda ve içecek harcaması Ocak ayında bin 221 lirayken, Ekim ayında bu tutar bin 328 liraya yükseldi.KESK-AR, 'Bu da, aynı bütçeyle hanelere daha az gıda girmesi veya alınan gıda niteliğinin düşmesi ile aynı anlama gelmektedir' yorumunu yaptı.Enflasyon hedeflemesinin anlamının reel ücretleri düşürmek olduğu yorumunu yapan KESK-AR, şunları kaydetti:'2014 yılında da Merkez Bankası, bir devlet politikası olarak gerçekleşme ihtimali neredeyse imkansız olan enflasyon hedefini yüzde 6,6 olarak belirlemiştir. Gerçekte ise enflasyon çift hanelere yaklaşmaktadır.Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, sekiz aylık enflasyon yüzde 6.28 ve yıllık enflasyon da yüzde 9.54’e çıkmıştır. Gıda enflasyonu ise yıllık yüzde 14.4 ile son 4 yılın zirvesindedir.Neredeyse iktidar dönemi boyunca hedeflediği enflasyonun yüzde 100 üzerinde gerçekleşen enflasyona rağmen, AKP hükümeti toplu sözleşme masasında kendi hedeflediği enflasyonu dikkate almaya devam etmektedir. Bunun aynı zamanda adı yüzde 100 yoksullaştırmadır!'Hükümetin seçtiği iktisadi politika tercihleri kapsamında uyguladığı ücret politikalarının giderek halkı yoksullaştırdığı, temel yaşamsal faaliyetlerini ve ihtiyaçlarını karşılayamaz hale getirdiğini belirten KESK-AR, 'Eğer ki kamu emekçilerini 'enflasyona ezdirmemek' istiyorsa ücret zamlarında emekçileri temsil etmeyen genel enflasyonu değil, farklı gelir gruplarının farklılaşan enflasyonunu dikkate almalıdır. Bugüne kadar hedeflenen ve gerçekleşen enflasyon arasında oluşan farklar yüzde 100’ü aşmıştır. Kamu emekçilerin bu farktan doğan kayıpları telafi edilmeli, enflasyon karşısında yaşadıkları refah kayıpları artık sonlandırılmalıdır' diye belirtti.Etha
Die Welt: 'Türkiye Gizlice Atom Bombası Üzerinde mi Çalışıyor?'
Die Welt gazetesinde bir makale kaleme alan Almanya Savunma Bakanlığı eski çalışanı, Alman İstihbarat Servisi’nin (BND) Türkiye’yi dinleme gerekçesinin, Ankara’nın yürüttüğü gizli bir atom bombası geliştirme projesi olabileceğini yazdı.Almanya’nın saygın gazetelerinden Die Welt’teki makaleyi kaleme alan Alman Savunma Bakanlığı eski çalışanı Hans Rühle’ye göre çalışmalar yakıt çubuklarından orta menzilli füzelere kadar uzanıyor.Rühle şunları yazıyor:“Yakın zamanda ortaya çıkan Alman İstihbarat Servisi’nin Türkiye’yi dinlemesi için birkaç sebebi öngörmek mümkün: Boğaz’ın kıyısındaki ülkeden Irak ve Suriye’deki kriz ortamına çekilen İslami savaşçılar, uyuşturucu kaçakçılığı, militan Kürtler… Ama pek de bilinmeyen, daha iyi bir sebep bu dinlemelere meşru bir gerekçe yaratıyor olabilir. O da bir süredir Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın işaretlerini verdiği, ülkesini nükleer silahlandırma isteği.İran’ın nükleer programı ve Kuzey Kore’nin nükleer silah testleriyle yaptığı provokasyonlar belirli aralıklarla haberlerde yer alıyor. Fakat Türkiye’nin bir atom bombası üzerinde çalıştığı açık bir şekilde tartışılmıyor. Buna karşılık Batılı istihbarat servisleri bu konuda geniş anlamda hemfikir durumda.STRATEJİK MODEL: İRANTürkiye’nin bu konuda stratejik modeli açık bir şekilde İran olarak gözüküyor. Tahran sivil bir nükleer program örtüsü altında nükleer materyal üretimine girişiyor. Türkiye de son yıllarda sivil nükleer programa önem veriyor. Buna gerekçe olarak da hızla büyüyen ekonomi ve giderek artan enerji ihtiyacını gösteriyor.”Rühle yazısının devamında Türkiye’nin Ruslarla yaptığı nükleer enerji santralı anlaşmasından ve ayrıntılarından bahsederken bazı ayrıntılara dikkat çekiyor: Nükleer tesis çalışmalarında gereken uranyum miktarı belliyken ve normalde taraflar 60 yıllık işletme, bu süreçte gereken uranyumun temini ve atık maddelerin geri alımı konusunda anlaşırken Türkiye bu konuda kendini sınırlamaktan kaçınarak bir anlaşmaya yanaşmadı.Türkiye bu konuya görüşmelerde de herhangi bir açıklama getirmedi. Rühle’ye göre bunun arkasındaki amacı anlamak güç değil: “Türk yönetimi nükleer programın bu kısmını kendi elinde tutmak istiyor ve bu kısım, nükleer silah geliştirmek isteyen her ülke için kritik öneme sahip.”“TÜRKİYE KULLANILMIŞ YAKIT ÇUBUKLARINI VERMEK İSTEMİYOR”Rühle’ye göre ikinci kritik nokta da yakıt çubukları. Tüm dünya, nükleer atıklardan nasıl kurtulunacağını büyük bir mesele olarak tartışırken, üstelik bunları elde tutup yeniden üretime sokmak, yenisini almaktan çok daha pahalıya malolurken Türkiye kullanılmış yakıt çubuklarını verme niyetinde değil. Bunun da tek mantıklı açıklaması, eski Savunma Bakanlığı çalışanına göre kullanılmış çubukların Plutonyum bombası üretiminde kullanılabilir olması.Makalesinde uranyum zenginleştirmeden de ayrıntılarıyla bahseden Rühle, nükleer enerji santralı için yüzde 3,5 ila 5 arasında uranyum zenginleştirmenin gerekliliğinden bahsediyor. Bu oranın nükleer silah için ise en az yüzde 80 olduğunu aktaran yazar, iki üretim için de tekniğin prensip olarak aynı olduğunu, eğer Türkiye hazır zenginleştirilmiş uranyum almaktan kaçınırsa bunun da kendisinin uranyum zenginleştirmeye kalkacağını göstereceğine dikkat çekiyor.“TANER YILDIZ, NÜKLEERİ ÖĞRENMEK İSTİYOR”Rühle, Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın anlaşmalardaki boşlukları gerekçelendirdiği şu sözlerine de dikkat eçkiyor: “Nükleer konusunu öğrenmek istiyoruz.”Alman İstihbarat Servisi’nin (BND) Almanya’da çok sınırlı bir kesime aktardığı bilgiye göre, henüz daha 2010 yılında Erdoğan’ın gizlice bir uranyum zenginleştirme tesisi kurulmasını emrettiğini yazar aktarıyor. BND’nin elde ettiği diğer bilgilere göre de Türkiye elinde ciddi miktarda santrifüj bulunduruyor. Bu santrifüjlerin kaynağı da sadece tahmin edilebilir: Pakistan.NÜKLEER KAÇAKÇI ABDÜLKADİR KAAN VE TÜRKİYETürkiye, 1987′den 2002′ye kadar nükleer kaçakçı Pakistanlı Abdülkadir Kaan’ın (Abdul Qadeer Khan) İran, Libya, ve Kuzey Kore arasında binlerce santrifüjün transferini içeren aktivitelerine katılmıştı. Pakistan’ın tesislerinin tüm elektronik aksamları Türk ortaklarca yapılmıştı. Kaan hatta tüm yasadışı santrifüj üretimini bir dönem Türkiye’de depolamaya niyetlenmişti. 1998′de dönemin Pakistan Başbakanı Navaz Şerif Türkiye’ye araştırma alanında nükleer ortaklık bile önermişti.1982′den 1988′e kadar Alman Savunma Bakanlığı’nda çalışan yazara göre Türkiye, Pakistan’ın nükleer programına 80′li yıllarda yardım etmişti. O dönem elde edilemeyen birçok materyal Türkiye üzerinden Pakistan’a ulaşmıştı. Yazar, “Bugün gizli servisler iki ülke arasında nükleer bilimcilerin değiş tokuşunu haber verirse şaşırmamak gerekir” diyor.Rühle, Kaan’ın nükleer materyallerin yanı sıra müşterilerine tasarım şemaları da sağladığını, bunlardan birinin 2003 yılında İslamabad’dan yollanmış bir takım elbise paketinin içinde Libya’da CIA operasyonuyla bulunduğunu aktarıyor. Rühle, eğer Türkiye’nin tıpkı Libya, İran ve Kuzey Kore gibi Kaan’ın müşterisi olması halinde gerekli birçok malzemeye ve teknolojik bilgi birikimine de sahip olabileceğine işaret ediyor.TÜRKİYE’NİN HIZLANAN FÜZE PROGRAMIZincirin bir diğer halkası da Türkiye’nin füze programı. Türkiye 80′li yıllardan beri menzili en fazla 150 kilometre olan kısa menzilli roketler üretiyordu. Erdoğan Aralık 2011′de ülkesinin silah endüstrisine uzun menzilli füze geliştirmesi konusunda talimat vermişti. İki ay sonrasında ise Türkiye orta menzilli füze geliştirmeye başlamıştı. Türkiye 2012 yılında 1500 kilometre menzilli bir füze denedi, 2.500 kilometre menzili olan bir orta menzilli füzeyi de 2015′de kullanıma sunmaya hazırlanıyor.Orta menzilli füzeler hedef isabet oranlarının yüksek olması ve kullanım ömrü dolayısıyla kitle imha silahı olarak yeterli oluyor. Böyle bir programın varolması, üstelik hızlı bir şekilde uygulamaya konulması da bir nükleer silah programının varlığı için çok ciddi bir emare olarak gösteriliyor.Türk yetkililer nükleer silah geliştirme konusunda pek ketum olsalar da bazı konuşmalarla tüyolar veriyor. Türkiye’nin ABD büyükelçisi Namık Tan, Ağustos 2011′de “İran’ın nükleer silah bulundurmasına izin veremeyiz” diyor. İki yıl sonra ise bu kez dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Foreign Affairs’e, “Bir komşu ülkenin, Türkiye’nin sahip olmadığı bir silaha sahip olmasına Türkiye izin vermez” demecini veriyor.“İRAN SAHİP OLURSA BİZİM DE OLSUN”Rühle, 2012 yılında Türkiye’de yapılmış bir anketi de makalesine taşımış: Ankete katılan 1500 Türk’ün yüzde 54′ü, İran’ın nükleer silahlara sahip olması durumunda Türkiye’nin kendi nükleer silahını geliştirmesine yönelik görüş bildirmiş.Rühle yazısını şöyle sonlandırıyor:“Alman gizli servisi ve milletvekilleri başka görüşte olmalı. Almanya’nın bir ortağı açık bir şekilde kendini nükleer silahlı bir bölgesel güç yolunda görüyorsa bu Alman siyasetinin dikkate alması ve tepki vermesi gereken özel bir gelişmedir.Nükleer güç olduğu aşikar İsrail’in ve gelişen nükleer güç İran’ın varlığı, ülkesi için süpergüç vizyonunu gerçek kılmak isteyen Türkiye Cumhurbaşkanı’na kendi ülkesini nükleer silahlandırmaktan başka bir yol bırakmıyor. Aksi takdirde Türkiye kendi anlayışlarına göre bölgede tali güç olarak kalır ki bu Erdoğan’ı asla tatmin etmez ve etmeyecek.” Ramazan Durak | ZETE
51. Antalya Altın Portakal Ulusal Yarışma Filmleri Açıklandı
51. Uluslararası Antalya Altın Portakal Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’na seçilen filmler belli oldu. Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yıl 10 – 18 Ekim tarihleri arasında düzenlenecek olan Festival’de Türkiye sinemasının öncü yönetmenlerinin ve genç temsilcilerinin gelenekten geleceğe bir köprü oluşturan filmleri bir arada yer alacak.2011’de konan prömiyer yapma şartının kaldırılması üzerine Festival’e 57 uzun metrajlı film başvuruda bulundu. Alin Taşçıyan,Atalay Taşdiken, Serkan Çakarer ve Sevin Okyay’dan oluşan jüri tarafından yapılan ön eleme sonucu 12 film yarışmaya seçildi. Çağdaş Türkiye sinemasının çeşitliliğini yansıtan seçkide bulunan filmler, 14 dalda Altın Portakal’ın yanı sıra SİYAD, Film-Yön veİzleyici ödülleri için de yarışacak. Bu filmlerden beş tanesi En İyi İlk Film Ödülü’nün de adayları.51. Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’na katılmaya hak kazanan filmler şöyle sıralanıyor:Balık / Derviş ZaimÇekmeköy Underground / Ayşim Türkmen Keskin  İlk Film, Dünya PrömiyeriFakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku / Çiğdem Vitrinel  Dünya PrömiyeriGuruldayan Kalpler / Ömer Uğur  Dünya Prömiyeriİtirazım Var / Onur Ünlüİyi Biri /Ayhan Sonyürek  Dünya PrömiyeriKlama Dayika Min – Annemin Şarkısı / Erol Mintaş  İlk Film, Türkiye PrömiyeriKumun Tadı / Melisa Önel  İlk FilmKuzu / Kutluğ Ataman  Türkiye PrömiyeriNeden Tarkovski Olamıyorum / Murat DüzgünoğluOflu Hoca’yı Aramak – O.H.A. / Osman Levent Soyarslan  İlk Film, Dünya PrömiyeriSivas / Kaan Müjdeci  İlk Film, Türkiye PrömiyeriKarşı Kültür
Reklam