Cumhurbaşkanı Erdoğan: 'Sıra Türkiye'ye Gelince Herkesin Çevrecilik Damarı Kabarıyor'
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 'Bu ülkede faiz ödemesine giden her fazla kuruş, milletin hakkının gaspıdır. Faize gitmeyen kaynak yatırıma dönüşecek' dedi.KIRŞEHİRCumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Polat Enerji tarafından Kırşehir'in Mucur ilçesi Geycek mevkisinde yapımı tamamlanan Geycek Rüzgar Enerji Santrali (RES) açılış töreninde, santralin Mucur'a, Kırşehir'e, Türkiye'ye hayırlı olmasını diledi.Geycek RES'in, 285 milyon dolarlık yatırımla hayata geçirildiğini, 150 megawatlık gücüyle Türkiye'nin en büyük enerji santrallerinden biri olacağını belirterek, bu yatırımı Mucur'a ve Türkiye'ye kazandıran Polat Holding'e teşekkür etti.'Her enerji tesisi bizim için altın kıymetinde'Türkiye büyüdükçe, üretimi artıkça, refah seviyesi yükseldikçe enerji talebi ve enerjiye yatırım ihtiyacının arttığına işaret eden Erdoğan, bir ülkenin refah düzeyinin enerji tüketimiyle ilişkili olduğunu, Türkiye'nin de 12 yılda enerji tüketiminin 2 kat arttığını, 2023'te de bu ihtiyacın bugüne göre 2 kat daha artma eğiliminde bulunduğunu söyledi.Türkiye'nin 120 milyar dolarlık yeni enerji yatırımına ihtiyac duyduğunu ve enerjide dışa bağımlılığı azaltmanın hem stratejik hem de cari açığın azaltılması bakımından hayati önem taşıdığını ifade eden Erdoğan, 'Hangi kaynağa dayanırsa dayansın devreye giren her enerji tesisi bizim için altın kıymetinde' dedi.'Sıra Türkiye'ye gelince herkesin çevrecilik damarı kabarıyor'Erdoğan, doğalgaz ve petrol yerine mümkün olduğu kadar kömüre dayalı termik santraller, HES, rüzgar, güneş ve jeotermal kaynakları ikame etmenin çabası içerisinde bulunduklarını belirterek, şöyle devam etti:'Siz bakmayın Batı'daki çevreci akımların sürekli kömürü, nükleer enerjiyi kötülediklerine. Bugün Almanya, Amerika gibi gelişmiş ülkelerin tamamında birinci sıradaki enerji kaynağının hala kömür olduğunu görürsünüz. Aynı şekilde nükleer enerjiyi en çok kullanan ülkeler de yine gelişmiş ülkelerdir. Çin'de neredeyse her hafta yeni bir kömür santrali devreye alınıyor. Sıra Türkiye'ye gelince herkesin çevrecilik damarı kabarıyor. Aslında burada dert, çevrecilik hassasiyeti sergilemek değil Türkiye'nin gelişmesini, büyümesini, kalkınmasını engellemek. Açık söylüyorum, en büyük çevreci biziz. Son 12 yılda bu alanda ortaya konan performansı hiçbir dönemde, hiçbir iktidar ortaya koyamamıştır. Şu anda ülkemizdeki yenilenebilir enerji kaynaklarının tamamını seferber etmiş durumdayız. Bizden önce böyle bir şey yok denecek noktada. Örneğin RES'lerle Türkiye adeta bizim dönemde tanıştı, ondan önce böyle bir şey yok ve hızla artarak devam ediyor.Türkiye'nin hedeflediğimiz şekilde büyümesini sadece bu kaynaklarla gerçekleştirmesi de mümkün değil. Onun için bunların yanında kömürü de kullanacağız, nükleer enerjiyi de kullanacağız. Onun için hem Kuzey'de hem Güney'de, biliyorsunuz Sinop ve Akkuyu ile ilgili çalışmalarımız devam ediyor. Elbette tahrip etmeden, çevreyi bozmadan, çevrenin bize Allah'ın bir emaneti olduğu gerçeğini unutmadan bunu yapacağız. Ne çevreciliğin kalkınmamızı engellemek için bir silah gibi kullanılmasına izin vereceğiz ne de tabiatın felaketi pahasına bir kalkınmacılık anlayışına geçit vereceğiz.''12 yılda 3,5 milyar ağaç ve fidan'Cumhurbaşkanı Erdoğan, son 12 senede Türkiye genelinde 3,5 milyar ağaç ve fidan dikildiğini, bunların yaklaşık 600 milyonunun yetişmiş ağaç olduğunu anlatarak, süratle ağaç ve fidan dikimine devam edileceğini, dengeli sürdürülebilir bir kalkınma anlayışıyla Türkiye'yi 2023 hedeflerine ulaştırmakta kararlı olduklarını vurguladı.Her alanda olduğu gibi enerji yatırımlarında da özel sektöre öncelik verdiklerine dikkat çeken Erdoğan, özel sektörün kurulu enerji gücündeki payının, 12 yıl önce yüzde 32 iken, bugün yüzde 72'ye ulaştığını, bunun artarak süreceğini kaydetti.Özel sektörü enerji alanında yatırım yapmaya teşvik ettiklerini, edeceklerini, yenilenebilir enerji yatırımları için özendirici tesisler verdiklerini dile getiren Erdoğan, açılışı yapılan Geycek RES'in yenilenebilir enerji yatırımları konusunda önemli ve örnek bir tesis olduğunu söyledi.Geçmişte büyüklerin dereler için 'Su akar, Türk bakar' dediklerini anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 'Şimdi ne yapıyoruz? Şimdi 'Su akar, Türk yapar' diyoruz. Bir taraftan barajlar bir taraftan HES'lerle hem enerji üretimimizi artırıyoruz, bunun yanında içme suyu, kullanma suyu üretiyoruz. Aksi takdirde durumumuz çok büyük bir felaket olabilirdi. 20 milyon ağaca tekamül eden emisyon azaltımıyla çevre dostu bir tesis olan şu andaki santralin üreteceği enerji sayesinde doğalgaz faturamızdan yılda 40 milyon lira, eski rakamla 40 trilyon lira tasarruf edeceğiz. Bu tesisle jeotermal kaynaklar bakımından zaten zengin olan Kırşehir'in esen rüzgarı da ekonomimize kazandırılmış oluyor' diye konuştu.'Bu RES'lerle bir çevrecilik dersi veriyoruz'Cumhurbaşkanı Erdoğan, rüzgar enerji tribünlerinin dağlara ayrı bir güzellik, hava kattığını, farklı bir mimari estetik kazandırdığını, 30 yıl önce yurtdışında bunları gördüklerinde 'Acaba bunlar nedir? Bizim ülkemizde neden yok' diye baktıklarını anlatarak, şunları kaydetti:'Bizim ülkedeki siyasi mantalite bu işe çok uzaktı, dertli değillerdi, araştırma yoktu. Bizi evde kömürün kokusuna, külüne vesairine mahkum etmişlerdi. Analarımız, babalarımız neler çekti, ama biz geldik, siyasi hayatımın en etkin dönemlerinde İstanbul gibi bir yerde doğalgazı tüm çevresine yaydım. Türkiyemizde şu anda doğalgazın gitmediği il sayısı artık 8-9 tane kaldı, bunun dışında her yer doğalgazı gördü. Bizim insanca yaşamak hakkımız değil mi? 780 bin kilometrekarelik vatan toprakları üzerinde bunu sağlamak siyasilerin görevidir. Bu RES'lerle de inanıyorum ki yenilenebilir enerjiden bir çevrecilik dersini veriyoruz.''Amaç, Türkiye'yi faiz lobisine teslim olmaya zorlamaktı'Erdoğan, bu tür tesislerin inşaat ve işletme aşamasında, yapıldıkları bölgeye sağladıkları katkının da dikkate alınması gerektiğini söyledi.Polat Grubu'nun buna ilave olarak tüm bölgeye hizmet verecek bir spor tesisini de ülkeye kazandırdığını ifade eden Erdoğan, bunun için de kendilerini tebrik etti.Büyüyen, güçlenen Türkiye'nin zorlukları birer birer aşarak hedeflerine doğru kararlılıkla ilerlediğini belirten Erdoğan, 'Elbette bundan rahatsız olanlar var. Türkiye'yi yeniden 70 sente muhtaç oluğumuz o eski günlere götürmek isteyenler var. Bizi o günlere döndürmek için tüm güçleriyle çalışanlar, her fırsatta, biliyorsunuz bunu değerlendirmenin gayreti içerisindeler' diye konuştu.Erdoğan, 17-25 Aralık darbe teşebbüsünün hedeflerinden birinin de Türkiye'nin ekonomisi olduğuna işaret ederek, 'Ekonominin omurgası olan, lokomotifi olan iş adamlarımızdı. Onlarla birlikte başta Enerji Bakanımız olmak üzere bu alanda görev yapan kamu personeli de hedefler arasında yer alıyordu' değerlendirmesinde bulundu.Buradaki asıl amacı bildiklerini vurgulayan Erdoğan, 'Asıl amaç Türkiye'yi ekonomik olarak çökertmekti, enerji projelerimize darbe vurmaktı. Amaç Türkiye'yi geçmişte defalarca yaptıkları gibi, yeniden faiz lobisine teslim olmaya zorlamaktı. Ülkemizde yaşanan ekonomik krizlere baktığımızda, en belirgin tezahürlerin, akıl almaz düzeylere ulaşan faiz oranları, faiz ödemeleri olduğunu görüyorsunuz' dedi.Türkiye'de, toplanan vergilerin tamamının tek başına faiz ödemelerini karşılayamadığı dönemleri yaşadıklarını dile getiren Erdoğan, ülkeye o günleri bir daha asla yaşatmamaya kararlı olduklarını vurguladı.'Bunların hiçbirine eyvallahımız olmadı, olmayacak'Merkez Bankasının uyguladığı faiz oranları konusundaki itirazlarını her fırsatta, her platformda dile getirdiğini anlatan Erdoğan, şu görüşlerini bildirdi:'Bu ülkede faiz ödemesine giden her fazla kuruş milletin hakkının gasbıdır. Çünkü faize gitmeyen o para, ister kamuda olsun ister özel sektör olsun, nereye gidecek söyleyeyim. Bu kaynak aynen burada olduğu gibi yatırıma dönüşecek, üretime dönüşecek, istihdama dönüşecek. Diyorlar ki; 'Yatırım notumuz zarar görür.' Eğer işimiz Batı'daki derecelendirme kuruluşlarına, ekonomik analiz yapan çevrelere kalsa, bize yağmurlu havada bir bardak su vermezler. Ekonomik potansiyeli bizimle mukayese dahi edilemeyecek ülkeler allanıp pullanırken, Türkiye sürekli riskli gösterildi. Hatta son ekonomik kriz sonrası yerle yeksan olmuş tüm ülkeler hala bizim üzerimizde tutuluyor, bizden daha güçlü gösteriliyor. Hepsi yalan, bizim bunların hiçbirine eyvallahımız olmadı, olmayacak.''Biz bugüne kadar onlara rağmen yatırım çektik, onlara rağmen büyüdük, onlara rağmen güçlendik ama bunu kendi içimizdeki bir takım kurumlarımıza hala anlatamadık' ifadesini kullanan Erdoğan, 'Faiz oranı, enflasyon öngörüsünün neredeyse iki katı. Böyle bir çarpıklık olabilir mi? İnşallah bunların hepsi de düzelecek. Türkiye'de geçtiğimiz 12 yılda pek çok şey nasıl düzeldiyse, nasıl hale yola girdiyse bu mesele de inşallah makul bir çizgiye, milletin ve memleketin hayrına bir yere gelip oturacak' diye konuştu.Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:'Aynı şekilde Türkiye'yi siyasi ve ekonomik olarak çökertmek isteyen üst aklın da onun kuklalarının da hevesleri kursaklarında kalmaya devam edecek. Milletin iradesi yerine o veya bu vesayet sisteminin devamını arzu edenlerin, bu yönde gayret gösterenlerin çabaları bugüne kadar sonuç vermedi, bundan sonra da inşallah vermeyecek. Paralel yapı başta olmak üzere demokrasimize, ekonomimize, istikrarımıza kast eden herkese karşı mücadelemiz sonuna kadar sürecek. Milletimizin kendisine hizmet edene, vefası, şükranı ne kadar samimiyse, ihanet edene de tepkisi o kadar şiddetlidir.'Ülkeye ve millete hizmet eden, yatırım yapan, üreten, Türkiye'yi 2023 hedeflerine yaklaştıracak adım atan herkesin daima yanında ve destekçisi olduklarını vurgulayan Erdoğan, nerede bir yatırım varsa, nerede bir hizmet varsa orada bulunmanın kendisi için en büyük mutluluk olduğunu söyledi.'Benim kavgam bu ülkeye ve bu millete düşmanlık edenlerledir'Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:'Az önce Adnan Bey bir şey söyledi, 'Mayıs ayında Soma'da 250 megavatlık yine bir rüzgar santralinin açılışı var' dedi. Buyurun, burada şimdi 150, bunu açıyoruz. Soma'da daha büyüğünü açacağız. Bu, nereden nereye geldiğimizi göstermesi bakımından önemli. Bütün yerlerde taş üstüne kim taş koyarsa bizim orada olmak sorumluluğumuzdur, görevimizdir ve tabii ki bizler de olacağız.Benim kavgam bu ülkeye ve bu millete düşmanlık edenlerledir. Benim öfkem sadece ve sadece ülkesine ve milletine düşmanlık edenlere karşıdır. Bu ülkeye, bu millete hizmet eden herkese gönlüm de kapım da sonuna kadar açıktır.'Polat Grubu'nu ve tüm ortaklarını bu yatırım için tebrik ettiğini belirten Erdoğan, Geycek Rüzgar Enerji Santrali'nin hayırlı olmasını diledi.NotlarKonuşmasının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan'a, Polat Holding Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Polat tarafından, rüzgar tribünü şeklinde bir plaket hediye edildi.Daha sonra Erdoğan, 'Yeni Türkiye'nin yeni enerjisi' diyerek, beraberindekilerle santralin açılış şalterini indirdi. Erdoğan, bu sırada Adnan Polat'ın babası İbrahim Polat'ın da sahneye gelmesini isteyerek, 'İbrahim Bey gelir misin? Evladın unutuyor, ben unutmuyorum' diyerek espri yaptı.Açılış törenine Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam, Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç, Kırşehir Valisi Necati Şentürk, Kırşehir ve çevre illerin bazı milletvekilleri, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu Başkanı Mustafa Yılmaz, Polat Holding Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Polat, iş adamları ve çok sayıda davetli katıldı.Muhabir: Kadir Karakuş, Esra AltınmakasAA
'Vergi Tabana Yayılacak'
Maliye Bakanı Şimşek, Kayıt Dışı Ekonomi ile Mücadele Eylem Planı’nı açıkladı. Planın amacı, vergiyi tabana yayarak kayıt dışılığı azaltmak. Yeni vergi olmayacak. Kayıt dışı istihdam azaltılacak.Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Kayıtdışı Ekonomi ile Mücadele Eylem Planı'na ilişkin, 'Buradaki amaç; vergiyi tabana yayarak, kayıtdışılığı azaltarak, ülkemizin, ekonomimizin gelişmesi, kalkınması için daha fazla kaynak sağlamak. Yeni herhangi bir vergi yok. Sadece vergide adaleti sağlamaya, vergiyi tabana yaymaya yönelik bir çerçeve, bir eylem planı' dedi.Şimşek, Vergi Denetim Kurulu Başkanlığında düzenlediği basın toplantısında, 'Kayıtdışı Ekonomi ile Mücadele Eylem Planı'nı açıkladı.Kayıtdışı ekonominin, ülkenin gelişmesini engelleyen temel bir yapısal sorun olduğunu belirten Şimşek, kayıtdışı ekonomiyle mücadelenin en az terörle mücadele kadar önemli olduğunu ifade etti.Bu eylem planıyla hiçbir şekilde dar gelirli kesimin, esnafın veya genel anlamda tüm kesimlerin vergi yükünü artıracak bir adım atılmayacağını vurgulayan Şimşek, 'Buradaki amaç; vergiyi tabana yayarak, kayıtdışılığı azaltarak, ülkemizin, ekonomimizin gelişmesi, kalkınması için daha fazla kaynak sağlamak. Dolayısıyla yeni herhangi bir vergi yok. Sadece vergide adaleti sağlamaya, vergiyi tabana yaymaya yönelik bir çerçeve, bir eylem planı' diye konuştu.Kayıtdışılığın, bir anlamda vatandaşların sosyal güvenlik haklarından mahrum kalması anlamına da geldiğini dile getiren Şimşek, çalıştığı halde maaşların düşük gösterilmesinin de kayıtdışılık olduğunu ifade etti. Şimşek, ilerleyen dönemde kayıtdışı istihdamla mücadelenin de çok önemli bir alan olacağını vurguladı.Vergi oranları düştüBuna karşın, mevzuatın basitleştirilmesi anlamında daha yapılacak çok işin olduğunu belirten Şimşek, ilerleyen dönemde bu çalışmaların devam edeceğini söyledi.Vergi oranlarının 2002 yılında çok yüksek olduğunu ve bu oranları AK Parti olarak ciddi anlamda düşürdüklerini anlatan Şimşek, 'Artık, 'gelir vergisi oranları çok yüksek, onun için kayıtdışı kalınıyor' demek, bence makul bir gerekçe değil' diye konuştu. Şimşek, kurum kazançları üzerindeki vergi yükünün OECD ülkeleri arasında en düşük olduğu ülkenin, Türkiye olduğunu ifade etti. Bu dönemde, dolaylı vergi oranlarını da ciddi şekilde düşürdüklerini belirten Şimşek, özellikle KDV oranlarını önemli ölçüde aşağı çektiklerini kaydetti.Vergi tabana yayılacakAmaçlarının, vergiyi tabana yaymak olduğunu ve bunun için kayıtdışılıkla mücadele edeceklerini vurgulayan Şimşek, bu mücadeleyi yaparken gönüllü uyumu arttıracaklarını, vergiye uyum maliyetlerini aşağı çekeceklerini bildirdi. Bunun için de teknolojinin getirdiği imkanları sonuna kadar kullandıklarını aktaran Şimşek, 'Bir anlamda elektronik maliye sistemini oluşturduk. Bugün itibarıyla beyannamelerin yüzde 99'undan fazlası elektronik ortamda alınıyor, ödemelerinizi artık elektronik ortamda yapabiliyorsunuz' dedi.Şimşek, teknolojiyi daha da yaygın şekilde kullanacaklarını belirterek, amaçlarının vergi uyum maliyetlerini aşağıya çekerek, vatandaşın hayatını kolaylaştırmak olduğunu söyledi.Dünya Bankasıyla PWC'nin, 2015 yılında yayımladığı vergi ödemeleri raporunda, vergi ödeme kolaylığı açısından 189 ülkenin incelendiği ifade eden Şimşek, şöyle konuştu:'Bu çalışmaya göre Türkiye 189 ülke arasında 56. sıraya yükseldi. Daha önceki araştırmada 71. sıradaydık. Demekki bütün bu çalışmalar aslında sonuç verdi ve dünyanın diğer ülkelerine göre biz daha hızlı ve etkin bu işi yapıyoruz ancak bu yeterli değil. Bizim ilk 30'ları, ilk 20'leri hedeflememiz lazım. Dolayısıyla daha yapacağımız çok şey var ama hakikaten çok mesafe katetmiş ve Türkiye bu alanda başarılı olmuştur.'100 çalışandan 36’sı kayıtdışıBakan Şimşek, 2002 yılından bu yana kayıtdışılıkla mücadelede önemli mesafe alındığına işaret ederek, şunları söyledi:'Kayıtdışı ekonominin gayrisafi yurt içi hasılaya oranını 2002'den bu yana 6 puan düşürdük. Son olarak, yüzde 26,5 seviyesindeyiz. Yani kayıtdışı ekonominin milli gelire oranı yüzde 26,5. Nereden geldik, yüzde 32'lerin üzerinden geldik. Yeni eylem planını uygulayarak, 2018 yılı sonunda kayıtdışı ekonominin büyüklüğünü milli gelire oran olarak yüzde 21,5'e düşürmeyi hedefliyoruz. Ben inanıyorum ki biz daha iyisini yapabileceğiz.Kayıtdışı istihdamda da çok ciddi bir azalma söz konusu. 2002 yılında her 100 çalışandan 52'si kayıtdışıydı, bu çok ciddi bir rakam. Bugün her 100 çalışandan sadece 35-36'sı kayıtdışı. Bu da yüksek bir rakam ama bunu daha aşağı çekmek için bu eylem planını hazırladık. Hedefimiz 2018 yılında yüzde 30'un altını görmektir.'AA, Al Jazeera Turk
Celal Kara: '7 Konuşmada Erdoğan Adı Geçiyor'
17 Aralık operasyonu savcılarından Celal Kara, Cumhuriyet'ten Can Dündar'ın sorularını yanıtladı. Savcı Kara'nın açıklamalarının yer aldığı yazı dizisinde son bölüm yayınlandı. Celal Kara’dan eleştirilere yanıtlar: İşte Erdoğan’ın adının geçtiği konuşmalar...- 5 gün boyunca yayımlanan röportajımıza çok sayıda tebrik, eleştiri, itiraz geldi. Bunların belli başlılarını, başlıklar halinde cevaplamanızı rica edeceğim. En çok üzerinde durulan, ilk gün manşete çıkan, “1 Numara Erdoğan’dı” sözünüz… Önce buna bir açıklık getirelim:CELAL KARA - Soruşturmanın kolluk aşamasında, “dönemin Başbakanı”ndan bahseden bazı telefon görüşmeleri saptandı. Sıralayayım:VARAN 1 Sarraf, Çağlayan’la bir görüşmesinde, “Beyefendiye de bir şeyler yapalım” teklifinde bulunuyor. Çağlayan ise “Beyefendi’ye değil, çevresine yapalım” diyor. Bundan kısa bir süre sonra Sarraf, TÜRGEV’e 500 bin dolar para gönderiyor. Sarraf ile TÜRGEV yöneticisi arasında geçen görüşmeden ise bu yöneticinin gelecek paradan, önceden haberdar olduğu anlaşılıyor. Bu durumda; (kamuoyunda da aynı tabirin sıkça kullanılmasına bakılırsa) bu görüşmedeki “Beyefendi” tabiri ile “Dönemin Başbakanı”nın kastedildiği yönünde haklı kuşkular oluşmuştur. O konuşmanın içeriği de bu kanaati oluşturacak nitelikteydi.VARAN 2 2013 Eylül ayında Rıza Sarraf’la görüşmesinde Süleyman Aslan, Başbakanlıkta toplantı yaptıklarını, yurtdışı firmaların Halk Bankası üzerinden bu işe girmelerinde yasal sorunlar olacağını, ama Sarraf’a verdikleri söze sadık kalacaklarını ve Sarraf yönüyle bir sorun olmayacağını söylüyor. Sarraf ise 3 bakanla yemekte bu konuyu konuştuklarından ve 4 milyar dolar ihracat hedefini tutturmak için Başbakan’a verdiği söz gereği, elinden geleni yapacağından bahsediyor.VARAN 3 2013 Ekim ayında Zafer Çağlayan ile görüşmesinde Aslan, ihracat sisteminde Sarrafdışındaki kişilerin de Sarraf’ın yaptığı işin aynısını yapmak için üzerlerinde baskı kurduklarını söylediğinde, Çağlayan, “Sarraf’a baskı olabilir ama Başbakan’ın talimatı o yönde” diyor. Yine Çağlayan, ihracat rakamlarının negatife kaydığını, 3-4 milyar dolar ihracata ihtiyaç olduğunu; Başbakan’la yaptıkları toplantıda bu baskılardan bahsettiğini, Başbakan’ın ise gevşeme olmadan bu işe devam edilmesi şeklinde talimat verdiğinden bahsediyor.VARAN 4 2013 Mayıs ayında Rıza Sarraf- Egemen Bağış görüşmesinde Sarraf’ın yakınlarının vatandaşlığa alınması talebinden Başbakan’ın da haberdar olduğu, Sarraf’tan karşılıklı olarak övgü ile bahsedildiği ve Bakanlar Kurulu’ndan olumlu karar çıkması için temaslarda bulunulacağı ve bu talebin yerine getirileceğinden bahsediliyor.VARAN 5 2013 Nisan ayında Rıza Sarraf, Abdullah Happani ile görüşmesinde, Çağlayan’ınkendisini Başbakan’la tanıştırdığından, kendisinin Başbakan’dan şahsına bir koruma memuru tahsis edilmesini istediğinden, talebinin bakanların da bulunduğu bir ortamda onaylandığından, konuyu İçişleri Bakanı’nın takip edeceğinden bahsediyor.VARAN 6 2013 Ekim ayında Rıza Sarraf, Egemen Bağış’a, şirketleri ve faaliyetleri aleyhine basında çıkacak bir haberin engellenmesini, Başbakan’dan isteyeceğinden bahsediyor. Ancak konu Başbakan’a yansımadan, Muammer Güler ve Egemen Bağış’ın müdahalesi ile çözülüyor.VARAN 7 2013 Eylül ayında Rıza Sarraf, Abdullah Happani ile görüşmesinde, Süleyman Aslan’ın Başbakan’la görüştüğünden ve Çin üzerinden gelecek parayla altın ihracatı yapma konusunda Başbakan’ın talimatı olduğundan bahsediyor. Aynı dönemde Aslan, Sarraf’a ihracatın İran ile bağlantı kurmadan, farklı bir yöntemle artırılması konusunda Başbakan’ın talimatı olduğundan bahsediyor.Başbakan’dan habersiz mümkün mü?Bu durumda;* Soruşturma sırasında tamamen yasal yöntemlerle tespit edilen ve dosyaya dahil edilen bu telefon görüşmeleri eldeyken,* Sarraf’ın aile fertlerinin istisnai yoldan T.C. vatandaşlığına alınması için Bakanlar Kurulu üyelerinin imzası gerekiyorken,* Sarraf, Başbakan’ın protokolünde, hiçbir resmi sıfatı olmamasına rağmen bakanların yanında fotoğraflanmışken,* Operasyonun ilk günlerinde “Dönemin Başbakanı”, kendisi için “Tanırım, hayırsever bir işadamıdır” demişken,* Sarraf’ın bakanlarla menfaat ilişkisi içinde olduğu ve deşifre edilmesi durumunda hükümetin zor durumda kalacağına ilişkin MİT’e ait bilgi notunun, operasyondan 8 ay önce Başbakan’a sunduğuna dair haberler muhataplarınca yalanlanamamışken,“İlk başlarda Başbakan’ın olaylarla hiçbir ilgisi görünmüyor, ancak sonraki diyaloglara bakılınca, Başbakan’ın bu konulardan haberdar olmaması mümkün değil” değerlendirmeme, olaya tarafsız gözle bakabilen kim itiraz edebilir?Niye basından kaçırıyorlar sanıyorsunuz?- Bunlar fezlekede yazılmadı mı?KARA - Bu tapelerin tamamı 504 sayfalık polis fezlekesi ile bilgi notu olarak hazırladığımız 309 sayfalık raporda var. Siz o fezlekelerin basından bu kadar ısrarla ve kararlılıkla kaçırılmasının sebebinin ne olduğunu sanıyordunuz?Başbakan’ın daha derinlemesine irdelenmesi gerekiyordu- Madem öyle, Meclis’e gönderilen bilgi notunda yer alan bu üç bakanın yanında neden Başbakan’ın adı yoktu?KARA - Bir savcı, soruşturmasında konu edilen suçlarda, dokunulmazlığı olmayan şüpheli şahıslar açısından suçun maddi ve manevi unsurlarına göre delilleri değerlendirir. İcrai hareketlerin tamamlanıp tamamlanmadığını ve kastın olup olmadığını irdelerken delillere bağlı hareket eder.Bakanlar Yüce Divan’a gitseydi Başbakan’ın tablosu da netleşirdi“Dönemin Başbakanı”na gelince…Makam unvanının gıyabında zikredildiği bu tapelerde karşılaşılan şüphenin, yaptığım soruşturma aşamasında daha derinlemesine irdelenmesi gerekiyordu. Bu irdeleme kapsamında maddi gerçek; mevzuat yönüyle ancak yasama dokunulmazlığı olmayan şüphelilerle ilgili o aşamaya kadar elde edilen delillere ilaveten yapacağım başka incelemelerin de sonuçlanmasıyla netleşebilirdi.Başbakan hakkında soruşturma ve herhangi bir suç vasıflandırması yapmak, benim yetkim ve sorumluluğum kapsamının dışındadır. O aşamada yasama dokunulmazlığı olan bakanlar yönüyle de eğer Yüce Divan’da bir yargılama olsaydı, Başbakan açısından o aşamada henüz netleşmemiş olan bu tablo, bakanların yargılanması sırasında daha ileri seviyede netleşebilirdi.- Bu yüzden mi, “bakanlar, yüzde 99 Yüce Divan’a sevk edilmeyecek” öngörüsünde bulundunuz?KARA - Aynen öyle.
Liberal Demokrat Parti'nin Seçmenlerine Öğrettiği 11 Önemli Şey
26 Haziran 1994 tarihinde Besim Tibuk başkanlığında kurulan siyasi partidir.Politik görüşü klasik liberalizm, bireysel özgürlük, serbest piyasa ekonomisi ve insan haklarına dayalıdır. Hukuka dayalı, insan hak ve hürriyetlerini birincil koşut kabul eden, yetkileri sınırlandırılmış merkeziyetçi olmayan devleti savunmaktadır. Parti ekonomi politikalarında serbest piyasa ekonomisi ve serbest ticareti, sosyal politikalardaysa sivil liberteryenizm ve kültürel liberalizmi savunma eğilimi göstermektedir.
Uluslararası Projeler Nasıl Gidiyor?
Uluslararası projeler ile hızlı büyüme inşaat firmaları açısından önemli bir stratejik karar. Tüm sektörlerde olduğu gibi inşaat sektöründe de uluslararası projelerde kıyasıya bir rekabet yaşanmakta, açılan ihalelerde en iyi teklif verme ve projeyi zamanında teslim etme gibi unsurların yanı sıra faaliyet gösterilen ülkelerdeki riskler de ön plana çıkmaktadır.Uluslararası arenadaki riskler aslında inşaat firmalarının kendi ülkelerinde karşı karşıya olduklarıyla benzerlik gösterse de ülkeden ülkeye farklılıklar da söz konusu. İnşaat şirketlerinin sürdürdükleri projelerdeki performansları bu risklerin doğru yönetilmesine bağlı. Yapılan çeşitli araştırmalar uluslararası projelerde kayda alınması gereken 18 riskin bulunduğunu gösteriyor. Siyasi istikrar, hukuk ve kanunlar, döviz kuru riski, kültürel farklılıklar, enflasyon, kamusallaştırma, farklı vergi ödemeleri/uygulamaları, dil farklılığı, rüşvet ve yolsuzluk, mücbir sebepler ve sosyal/siyasi karışılıklar risk haritasının önemli ögeleri.Bir ülkenin siyasi istikrarı ile ekonomik performansı arasında doğrudan bağ olduğunu ele alırsak döviz kuru, enflasyon ve ilişkili olarak faiz riskleri en önemli unsurlar.Küresel rekabet açısından Türk inşaat şirketleri dünyada son derece önemli bir yere sahip. Bu durum ENR tarafından her yıl hazırlanan “Dünyanın İlk 250 inşaat Şirketi” raporu ile de her yıl kanıtlanyor.İlk 250 şirketin toplam uluslararası cirosu 544 milyar dolara yakın. İspanya ve Çin’in başa güreştiği bu listedeki Türk şirketlerinin ciro toplamı 20 milyar dolar civarında. Bu büyüklükle Türkiye 9’uncu sırada. Ekonomi Bakanlığı verilerine göre ise tüm sektörün uluslararası projelerden elde ettiği ciro 32 milyar dolara yakın. Daha da önemlisi tanışıklığın pozitif fayda getirdiğini düşünürsek, dünya ölçeğinde ilk 250’de yer alan Türk şirketlerin sayısı 42 . Bu yönden değerlendirildiğinde müteahhitlik hizmetlerinde Türkiye uluslararası arenada Çin’nden sonra ikinci sırada .Türk inşaat şirketleri son 40 küsür yılda 285 milyar dolar değere sahip 7 bin 500 uluslararası projede rol oynadı. Müteahhitlik hizmetlerinin yanı sıra Türkiye inşaat malzemeleri üretiminde de dünyanın önde gelen ülkeleri arasında. Dört kıtada 103 ülkede proje yürüten Türk inşaat firmalarının etkin olduğu alanlar inşaat malzemeleri üretiminden altyapıya, konut üretiminden fabrika inşaatına ve turizm projelerine kadar uzanıyor.Türk inşaat firmaların gerçekleştirdiği uluslararası projeler açısından Rusya Federasyonu, Türkmenistan ve Irak oldukça önemli pazarlar. Bu ülkelerin ihracat kalemleri, yani ülke gelirlerinin çoğu petrol ve doğal gaza bağlı. Malum, ham petrolün varil fiyatı son bir yılda %50-60 dolar bazında değer yitirmiş vaziyette.MIT Üniversitesi ’nin “Karmaşık Ekonomi Gözlemevi” ülkelerin ekonomik göstergelerini kullanarak bir takım veriler yayınlıyor. Bu veriler ışığında bir ülke ekonomisinin riskleri hakkında fikir sahibi olabiliyorsunuz. Buradaki “karmaşık” kelimesine takılmış olabilirsiniz. Bunu çeşitlilik olarak da algılayabilirsiniz. Örnek olarak Türkiye ihracattan sağladığı gelirler anlamında çeşitliliğe sahip. Yani bir ihracat kaleminin kötüye gitmesi, diğer birinin olağanüstü başarılı olmasıyla dengeler altüst olmadan pekala ekonomik krizlerden uzak kalma olasılığına sahip. Buna karşılık ihracatının yüzde 60’ını petrol ve doğal gaz satışlarından sağlayan Rusya Federasyonu’nun bu emtia fiyatlarında yaşanacak çöküntü karşısında yapabileceği pek de bir şey yok.Durum Türk inşaat şirketlerinin ağırlıklı olarak projelerini gerçekleştirdiği diğer ülkeler olan Türkmenistan, Irak ve Katar’da da pek farklı değil. İhracat gelirlerine bakıldığında petrol ve doğal gaz bağımlılığı Türkmenistan’da yüzde 91, Irak’da yüzde 99 ve Katar’da yüzde 95. Bu ülkeler arasında Katar, Dünya Kupası hazırlıkları ve altyapı hizmetleri yatırımlarında kararlığı açısından “risk” olarak görülmeyebilir.Ekonomi Bakanlığı verilerine göre 2010-2013 yıllarını kapsayan dönemde Türk inşaat firmalarının proje geliştirdikleri ilk üç ülke sırasıyla Türkmenistan (yüzde 23), Rusya Federasyonu (yüzde 17) ve Irak (yüzde 12). Üç ülkenin toplam ciro içindeki payı yüzde 52. Projelerin gerçekleştirildiği petrol ve doğal gaz üreticisi ülkelerin toplam içindeki payı ise yüzde 75’in üzerinde. Toplam ciro içerisinde karayolu/tünel inşaatı yüzde 14 ile başta olmakla birlikte ikinci sıradaki konut projeleri yüzde 13 ikinci sırada ve hatırı sayılır bir ağırlığa sahip. Verilerde diğer olarak geçen yüzde 30’luk bölüm ve konut projeleri dışında kalan yüzde 57 havalimanı, spor tesisleri, alışveriş merkezleri, demiryolu, fabrika, petro-kimya tesisi, turizm tesisi, karayolu/tünel projelerini içeriyor.Gerçekleşen proje değerlerine bakıldığı zaman Rusya Federasyonu 2011 ve 2012’deki liderliğini 2013’te Türkmenistan’a kaptırmış vaziyette. Yine de bu ülkenin, 2013 yılında 32 milyar dolara yakın gerçekleşen sektörün uluslararası cirosu içerisindeki payı yüzde 18. Cironun yüzde 61’i, Türkmenistan (yüzde 34), Rusya Federasyonu (yüzde 18) ve Azerbaycan’da (yüzde 9) elde edilmiş. Türk inşaat şirketleri tarafından 47 ülkede 393 proje gerçekleştirilmiş. Türk inşaat şirketlerinin en fazla proje gerçekleştirdiği ilk üç ülke Irak (74), Türkmenistan (60) ve Rusya Federasyonu (51). Projelerin yüzde 70’inden fazlası petrol ve doğal gaz üreticisi ülkelerde.Ekonomi Bakanlığı verileri Türkiye inşaat sektörünün 2014 ilk 6 ay 10 milyar dolar mertebesinde değere sahip 116 proje gerçekleştiğini gösteriyor. Bu dönemde önemli bir değişiklik göze çarpıyor. Proje tutarlarına göre ilk 3 sırada Katar, Cezayir ve Irak göze çarpıyor. Bu üç ülkenin toplam içerisindeki payı yüzde 57. 2014’de Ruble’nin gerilemesi ve ekonomisinin petrol ve doğal gaza bağımlılığı ve buradaki fiyat düşüşleri ile ekonomisi büyük darbe alan Rusya Federasyonu’nun payı ise yüzde 2. Bu dönemde petrol ve doğal gaza bağımlı ekonomiye sahip ülkelerin ciro içindeki payı yüzde 67. Karayolu/köprü/tünel (yüzde 28), demiryolu (yüzde 23) ve konut (yüzde 15) projeleri toplam cironun yüzde 66’sını oluşturuyor.Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi tarafından yapılan açıklamaya göre 2014 sonu itibariyle yurtdışı müteahhitlik hizmetlerinden sağlanan geli 22,5 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu durumda, 2014 yılında 2013 senesine göre müteahhitlik hizmet ihracatında Türkiye’nin kaybı 10 milyar dolar ya da yüzde 31 civarında . İlk beş ülke sırasıyla Türkmenistan, Rusya, Cezayir, Katar ve Kazakistan.Yıllar bazında gelinen noktada inşaat sektörünün daha katma değerli uluslararası projeler ürettiği bir gerçek. Zira 1972-2014/6 aralığında ortalam proje değeri 38 milyon dolar. 2013’te üretilen 116 projeden ortalama 80 milyon dolar, 2014’ün ilk 6 ayında üretilen 116 projenin beher değeri ise ortalama 86 milyon dolar.Buna karşılık Türk inşaat sektörü ekonominin dalgalı ve siyasi sorunların yaşandığı coğrafyalarda faaliyet gösteriyor. Irak ve Libya’daki olumsuzluklar, Rusya Federasyonu’nun yaşadığı ekonomik problemler 2014 performansındaki düşüşe neden olmasında kuşkusuz önemli. Petrol ve doğal gaz fiyatlarında düşüş, faaliyet gösterilen ülkelerde yaşanan kur sorunları ve neticesinde ekonomilerinde yaşanan problemler, yurtdışı müteahhitlik hizmetlerinin toplam cirolarında önemli yer turan Türk inşaat şirketleri tarafından yakından gözlemlemesi ve stratejilerinde özümsenmesi gereken hususlar.İnşaat Sektörü’nün Türkiye’nin can damarı olduğu herkesin bildiği bir gerçek. Öyle ki sektör Türkiye’nin Gayrisafi Yurtiçi Milli Hasıla’sının yüzde 6’sına karşılık geliyor ve 2 milyon kişiye yakın istihdam sağlıyor. Sektörün ülke ekonomisine doğrudan ya da dolaylı etkisi ele alındığında tarım sektörü hariç payı yüzde 30 civarında. Yine tarım sektörü hariç işgücünün yüzde 10 civarında bir kısmı bu sektörden ekmek parasını kazanıyor. Türkiye İstatistik Enstitüsü’ne göre Türk İnşaat sektörü 2013’te yıllık bazda Gayrisafi Yurtiçi Milli Hasıla’nın 3,1 puan üzerinde yüzde 7,1 büyüdü.Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi ’nin açıklamasında yer alan “Müteahhitlik sektörümüz en önemli hizmet ihraç kalemlerimizden biridir. Cari açığın azaltılmasına önemli katkı sağlamaktadır” ibaresini hatırlamakta fayda var. Bu durumda cari açıkta 2014 yılı itibariyle kapatılması gereken 10 milyar dolarlık bir açık oluşmuş durumda. 2015 yılının müteahhitlik hizmeti açısından önde gelen pazarlarından Rusya Federasyonu açısından hiç de iyi gitmeyeceği düşünülürse cari bu açığın artması muhtemel .İnşaat sektörünün diğer sektörlerde faaliyet gösteren ihracatçı firmalar gibi ekonomisi daha karmaşık yapıya sahip farklı ülkelerde fırsatları kovalayarak pazar riskini yaymaları çok önemli.
Reklam
Ekim Alanı Son 20 Yılda Yüzde 60 Azaldı
Türkiye, bakliyat üretimindeki gerileme ile net ithalatçı konuma düşerken destek primlerinin artırılması ile üretimde artış hedefleniyor. Ekilebilir tarım arazilerinin her geçen gün azaldığı bir ortamda uzun vadede primlerin tek başına yeterli olup olmayacağı ise soru işareti.Türkiye'de bakliyat ürünlerine yönelik üretim son yıllarda ciddi bir gerileme trendinde. TÜİK verilerine göre 1990’larda 630 bin ton olan kırmızı mercimek üretimi, 2013’te 395 bin tona geriledi.216 bin ton olan yeşil mercimek üretimi 22 bin tona gerilerken, aynı dönemde nohut üretimi 860 bin tondan 506 bin tona düştü.Kuru fasulye üretimi ise 210 bin ton seviyelerinden 195 bin tona inerken bakla üretimi de 75 bin tondan 18 bin tona geriledi.Hepimizin bildiği bu rakamların özeti olarak 1990’lı yıllarda 2 milyon ton seviyelerindeki kuru bakliyat üretimi geçen yıl itibariyle 1.1 milyon tonu gördü.Üretim ile paralel şekilde baklagil ekilen tarım arazileri de hızla azalıyor.1990'lı yıllarda 20 milyon dekar olan Türkiye'nin bakliyat ekim alanı 2013 yılında 8 milyon dekara geriledi.
Sebze Fiyatları Uçtu
Ocak ayının sonunda bir çok sebze meyve ürününde fiyatlar tırmandı. Özellikle Antalya ve çevresinde etkili olan yoğun yağış ve sel sera ürünlerinin fiyatlarının hızla yükselmesine neden oldu.Çarliston biberin kilo fiyatı ayın ilk günlerine oranla yüzde 100 artışla 3 liradan 6 liraya çıkarken sivri biberin bir önceki ay 3.5 lira olan kilo fiyatı ise 4.5 liraya çıktı.Dolmalık biber ise en çok artışın yaşandığı sera ürünlerinden biri oldu. Ocak ayının ilk günlerinde 4 lira olan kilogram fiyatı, ayın sonunda yüzde 75 artışla 7 liraya yükseldi.DOMATESTE TABAN FİYAT 4 LİRASofraların ve yemeklerin vazgeçilmezi domateste de tablo değişmedi. Kilogram fiyatı 2.5 ile 4 lira arasında olan domatesin ay sonu fiyatı 4 lira 6 lira arasında değişiyor.Taze fasulyenin kilo fiyatı 9.5 liradan 15 liraya yükselirken patlıcanın kilo fiyatı da 4-7 lira aralığından 6-85 lira aralığına yükseldi.Salatalığın ise fiyatı ayın ilk günlerinde 3.5-7 lira aralığındayken, 4-20 lira aralığına çıkarken, sakız kabağın kilo fiyatı 7 liradan 6.5 liraya geriledi.Kış sebzelerinde ise beyaz lahananın kilo fiyatı ocak ayının başında 1.5 lirayken, ayın sonunda 1 liraya düştü. Havucun kilo fiyatı ise ayın ilk günlerine göre yüzde 25 artışla 2.5 liraya çıktı.Ispanağın kilosu ise 2.5 liradan 4 liraya yükseldi. Karnabaharın fiyatında da artış yaşandı. Ayın ilk günlerinde 3 lira olan kilo fiyatı yüzde 33 artışla 4 lira oldu. Limonda 3.5 liradan 4 liraya yükseldi.SALATA YAPMAK EL YAKIYORBuna karşılık pırasa 3.5 liralık kilo fiyatını korudu. Kuru soğan ise 3.5 liradan 4.5 liraya yükseldi. Göbek salatanın adet fiyatı 2.5 liradan yüzde 80 artışla 4.5 liraya çıkarken kıvırcığın fiyatı yüzde 60 artışla 4 liraya yükseldi.Kırmızı turp ise ayın ilk günlerinde ki 2-3 lira aralığında ki fiyatını korudu. Maydanozun demeti ise 1.5 liradan 1 lira 30 kuruşa gerildi. Taze soğan ise yüzde 50 artışla 2 liradan 3 liraya yükseldi.Armutun fiyatı Ocak ayının ilk günlerinde 6 lirayken ayın sonunda 3.5 liraya gerilerken ayvanın da kilo fiyatı 8 liradan 7 liraya düştü. Elma ise 3.5-6 lira aralığındaki fiyatını, kivi 4 liralık fiyatını, mandalina ise 2.5-6 lira aralığındaki fiyatını korudu.Muzun kilo fiyatı 5.5 liradan 6 liraya yükseldi. Narın kilosu 5 liradan 3 liraya, portakalın kilosu ise 2 liradan 1.5 liraya, zencefilin ise 28 lira olan kilo fiyatı 15 liraya çekildi.DHA
Reklam
Siyanürlü Madene Direnen Fatsalılara Soruşturma
Ordu’nun Fatsa ilçesinde İngiliz Stratex International şirketinin yapmak istediği siyanürle altın ayrıştırma madenciliğine karşı çıkan Fatsalılara, maden yoluna yürüyüş gerçekleştirdikleri için soruşturma açıldı.Evrensel’in haberine göre, Fatsa Ünye Doğa Koruma Platformu çağrısıyla geçtiğimiz pazar ‘Siyanüre Hayır’ yürüyüşü gerçekleştiren Fatsalılar ‘toplantı ve gösteri yürüyüşü yasasına muhalefet etmek’ le suçlanıyor.
Yerel Basın'dan, Hacıosmanoğlu'na Uyarı: 'Dur Artık Başkan'
Trabzonspor'da ara transferde kulübün bütçesini zorlayacak bonservis ve yıllık ücretlerin telaffuz edilmesine camiadan sert eleştiri geldi. Yerel basın, Başkan İbrahim Hacıosmanoğlu'nu, 'Dur artık Başkan' diyerek uyardıTrabzonspor'da son açıklanan rakamlara göre 300 milyon liraya yaklaşan borca rağmen Başkan İbrahim Hacıosmanoğlu'nun, 10 milyon euroya varan bonservis bedelleriyle oyuncu almak istemesi camiadan tepki görmeye devam ediyor. Ozan Tufan, Şener Özbayraklı, De Jong, Aytaç Kara gibi isimlere önerilen yüksek transfer ücretleriyle kulübün daha büyük bir borç batağına sürükleneceğini ileri süren yerel basın da camianın bu konudaki tepkilerini dile getirmeye devam ediyor.DUR ARTIK BAŞKANKaradeniz'in Sesi Gazetesi, ''Dur artık başkan! Kulübün borcunu ödenemeyecek rakamlara ulaştırmasına rağmen transfere milyonlar harcamaya devam ettiği gibi gaflarıyla da kulübün itibarına zarar veren Başkan büyük tepki çekiyor' sözlerine yer verdi. İşadamlarından hibe ve borç aldığını açıklayan Başkan Hacıosmanoğlu'na seslenen gazete, ''Hibe ise eyvallah, borç ise yandık vallah! Yönetime çağrımızdır. Kulübe maddi yardımda bulunanları açıklayan, kamuoyu aydınlansın' ifadelerini kullandı.Günebakış Gazetesi de, ''Çılgın teklif. 7.5 milyon euro, Soner, Mustafa ve Zeki.. Yanal istiyor, Başkan Hacıosmanoğlu, Ozan ve Şener için ekonomiyi uçuruma getiriyor' ifadesini kullandı.DE JONG'DA SONA DOĞRUTrabzonspor'da Tolgay Arslan transferinden hayal kırıklığıyla ayrılan Başkan İbrahim Hacıosmanoğlu'nun, Ozan Tufan konusunda da Bursaspor'la anlaşamaması üzerine rotanın yöneltildiği Milan'ın Hollandalı ön liberosu Nigel De Jong konusunda önemli aşama kaydedildi. Milan'ın yaşadığı maddi zorluklar nedeniyle oyuncularını satma konusunda zorluk çıkarmaması bordo mavilileri bu transfer konusunda ümitlendirirken, 30 yaşındaki De Jong'un 7 milyon euroluk bonservis bedelinde indirime gidilmesi konusunda görüşmelerin menajerler aracılığıyla sürdürüldüğü belirtildi. Trabzonspor'un bu transferle orta saha ve ön liberodaki sıkıntısını halletmeyi amaçladığı vurgulandı.KAYSERİ ERCİYESSPOR KARŞISINDA 11 EKSİKTrabzonspor'da yarın akşam Avni Aker'de saat 10.00'deki Suat Altın İnşaat Kayseri Erciyesspor karşılaşmasında 11 oyuncu çeşitli nedenlerle forma giyemeyecek. Sarı kart cezalısı Yusuf Erdoğan, sakatlıkları bulunan Mehmet Ekici, Belkalem, Uğur Demirok, Waris, Salih Dursun, Onur ve Deniz Yılmaz'ın yanısıra milli takımlarda bulunan Yatabare, Constant ve Medjani takımdaki yerlerini alamayacak.KAYSERİ ERCİYESSPOR İLE 8'İNCİ RANDEVUTrabzonspor ile Suat Altın İnşaat Kayseri Erciyesspor yarın 8'inci kez karşı karşıya gelecek. İki takım arasında daha önce yapılan 7 maçın 4'ünü Trabzonspor kazanırken, Suat Altın İnşaat Kayseri Erciyesspor ise 1 kez galip gelebildi. İki maçta ise taraflar beraberliği bozamadı. Bu maçlarda Trabzonspor 12 gol atarken kalesinde 3 gol gördü.AKHİSAR BELEDİYESPOR MAÇININ YERİ DEĞİŞTİTrabzonspor'un Akhisar Belediye ile oynayacağı Ziraat Türkiye Kupası maçının yeri değişti. Trabzonspor'dan yapılan açımlamada, ''Türkiye Futbol Federasyonu tarafından daha önce 03 Şubat 2015 Salı günü Balıkesir Atatürk Stadı'nda saat 18.00'de oynanacağı bildirilen Akhisar Belediyespor-Trabzonspor Ziraat Türkiye Kupası B Grubu maçının yeri değiştirildi. Buna göre müsabaka aynı gün ve saatte Manisa 19 Mayıs Stadı'nda oynanacak' başlıklarını kullanıldı.TRABZONSPOR'DAN TARAFTARINA UYARIBu arada Trabzonspor, yarın yapılacak Suat Alltın İnşaat Kayseri Erciyesspor maçı öncesi taraftarlara yönelik bir duyuru yaptı. Kulübün internet sitesinde yayınlanan duyuruda, 'TFF ve UEFA talimatları gereği stadyumlarda meşale yakmak, stadyumlara yanıcı, yakıcı maddeler sokmak, sahaya konfeti, su şişesi ve benzeri maddeler atmak, koltuk kırmak, merdiven boşluklarına oturmak ve kötü tezahüratta bulunmak kesinlikle yasaktır. Ayrıca takımımızın daha önce oynadığı müsabakalarda taraftarlarımızın yaktığı meşaleler ve rakip takım veya takımlara yönelik kötü tezahüratları kulübümüzün ciddi oranda ceza ödemesine neden olmuştur. Bu cezalar her tekrarda katlanarak artmakta ve sonuç olarak daha da ağır boyutlar kazanmaktadır. Ayrıca bu cezaların kulübümüze getireceği zararların yanı sıra, sebebiyet verenler de yasa gereği maddi ve manevi çok ciddi yaptırımlarla karşı karşıya kalacaklardır. Tüm taraftarlarımızdan konuya gereken hassasiyeti göstermelerini ve takımımızı maç boyunca centilmence desteklemelerini bekliyoruz' ifadeleri kullanıldı.Haber Türk
Hükümetten KOBi'lere Destek Paketi
Başbakan Davutoğlu'nun açıkladığı pakete göre uluslararası piyasada markalaşmak isteyen firmalara 150 bin lira devlet desteği verilecek.Başbakan Ahmet Davutoğlu, hükümetin KOBİ'lere (Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler) destek için yeni bir planı hayata geçireceğini duyurdu.Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'na bağlı KOSGEB'in (Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı) düzenlediği ödül töreninde konuşan Davutoğlu, girişimciler için dört destek açıkladı. Buna göre;KOBİ'lerin ürün bazında uluslararası arenaya açılabilmesi için kurumsallaşma ve markalaşmaları desteklenecek. 100 milyon bütçeli programda 300 firmaya 150 bin lira destek verilecek.'İşbirliği-Güçbirliği Destek Programı' kapsamında üç işletmenin biraraya gelerek oluşturacakları teknolojik girişimlere 300 bin TL geri ödemesiz toplamda 1 milyon lira destek sağlanacak.ARGE, inovasyon alanlarındaki KOSGEB destekleri yüzde 50 artacak.'Girişimcilik Destek Programı'nda kadın ve engelliler için bugüne kadar sağlanan destekten birinci dereceden gazi ve şehit yakınları da yararlanacak. Bu Yüzde 10 olan limit, yüzde 20'ye çıkarılacak.Al Jazeera Turk
Reklam
Hayatın Bir Zevk Haline Dönüşebileceği, Dünyanın En Yaşanabilir 21 Şehri
Bazı şehirlerde yaşamak şartlarına göre diğerlerine nazaran daha kolay. Global bir danışma firması olan ECA International en yaşanılabilir şehirler için bir liste yapmış. Objektif bir şekilde, yaşam kalitesi, sağlık hizmetleri, barınma, iklim, kamu hizmetleri, sosyal aktivite imkanları, internet hizmeti, altyapı, politik tansiyon gibi önemli faktörleri göz önünde bulundururak liste oluşturulmuş.
Dolar 6 Haftanın Zirvesini Gördü
Dolar, Türk Lirası karşısında 2,38'i aşarak 6 haftanın en yükseğini gördü.Dün, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Enflasyon Raporu'nun açıklanması ile gün içinde 2,3394 seviyesine kadar gerileyen dolar/TL, Başkan Erdem Başçı'nın ocak ayı enflasyonunun yüzde 1'in üzerinde düşüş göstermesi durumunda faiz indirmek için 24 Şubat’taki olağan Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısını beklemeyeceklerini açıklamasının ardından yükselişe geçerek 2,3706'yı görmüştü.Bugün bankalararası piyasada güne 2,3656'dan başlayan dolar/TL, TCMB'nin sert faiz indirimi yapabileceği beklentisinin piyasa tarafından güçlü bir şekilde fiyatlanmasıyla son 6 haftanın en yüksek seviyesi olan 2,3832'ye çıktı. Dolar/TL, şu dakikalarda 2,3780'den alıcı bulurken, avro/TL ise dünkü kapanışa göre yüzde 0,36 artışla 2,70'in hemen üzerinde işlem görüyor.Olası faiz indirimi beklentisiyle gösterge tahvilin bileşik faizi yüzde 6,58 ile Haziran 2013'ten bu yana gördüğü en düşük seviyesine geriledi.Analistler, Merkez Bankası'nın faiz indirimi yapacağı beklentisi, Yunanistan'daki ekonomik belirsizlik, Rusya ile Ukrayna arasındaki gerilimin devam etmesi ve Rusya'ya yapılacak yaptırımların artabileceği açıklamalarının gelişen ülke varlıkları ile birlikte değerlendirilen TL üzerinde de baskı yarattığını belirtiyor.Son on gündür Brent petrolün varil fiyatının 46-50 dolar aralığında yatay hareket etmesiyle daha fazla düşmeyeceği beklentilerinin arttığını, bunun da dolar/TL'deki yükselişi desteklediğini aktaran analistler, teknik olarak 2,3730 seviyesinin üzerinde kalınması durumunda 2,39 ve tarihi zirvesi konumunda olan 2,4126 seviyesinin gündeme gelebileceğini öngörüyor.AA
Syriza'nın İlk İcraatı: Özelleştirmeler Durduruldu
Yunan Haber Ajansı ANA-MPA'ya göre Çevre ve Enerji Bakanı Panagiotis Lafazanis, Kamu Enerji Şirketi PPC ve dağıtım şirketi ADMIE'nin özelleştirilmesinin durduralacağını söyledi.Lafazanis 'Yunan halkına yardımcı olmak için elektrik ücretlerini azaltıp, rekabeti artırmaya çalışacağız' dedi.Lafazanis özelleştirmenin durdurulmasının Avrupalı ortaklarıyla sorun yaratıp yaratmayacağı yönündeki soruyaysa, hükümetin sadece kendilerini seçen Yunan halkına karşı sorumlu olduğu yanıtını verdi.Durdurulan bir diğer özelleştirme süreci ise ülkenin en büyük ticari limanı olan Pire Limanı özelleştirmesi oldu.Fransız haber ajansı AFP'ye konuşan Yunanistan'ın yeni Denizcilik Bakanı Theodoros Dritsas,Selanik Limanı özelleştirmesinin de durdurulduğunu açıkladı.Temerrüt borç alan bir kişinin, kuruluşun ya da ülkenin borçlandığı kişiye verdiği taahhütleri yerine getirememesi durumu olarak tanımlanıyor.Örneğin yatırımcılara tahvil, yani borç senedi satan bir ülke ödemeleri zamanında yapamazsa temerrüde düşmüş oluyor.'Temerrüde düşme' terimi borçlarını geri ödeyemeyecek duruma gelen ülkeler için de kullanılıyor.Bir ülkenin temerrüde düşmesi durumunda tahvil yatırımcıları ödemelerin acilen yapılmasını talep edebiliyor. Bunun dışında ülke uluslararası piyasalardan borçlanamaz hale gelebiliyor. Bunun sonucunda da kamu çalışanlarının maaşlarının ödenememesine kadar varan bir kriz patlak verebiliyor.Yunanistan 2010'da Avrupa Birliği (AB), Avrupa Merkez Bankası ve Uluslararası Para Fonu'ndan (IMF) oluşan troykayla pazarlıkları sonucu kurtarma kredisi karşılığında büyük bütçe kesintilerine gitti ve kamu varlıklarının da özelleştirilmesi süreci başladı.Yunanistan'ın yeni Başbakanı Alexis Tsipras seçilmesinin ardından kabinesine yaptığı ilk konuşmada ülkesinin temerrüde düşmeyeceğini söyledi.Tsipras ülkesinin alacaklılarıyla 240 milyar Euro tutarındaki kurtarma kredisini müzakere edeceğini belirtti.Tsipras, 'Her iki tarafa da zarar verecek bir çatışmaya girmeyeceğiz, ancak boyun eğme politikasına da devam etmeyeceğiz' dedi.AB Yunan hükümetine taahhütlerini yerine getirmesi uyarısında bulunmuştu. Temerrüde düşülmesi Yunanistan’ı Euro’dan çıkmaya zorlayabilir.Tsipras ilk konuşmasını yaparken, Yunan tahvillerinin faizleri rekor düzeylerde arttı. Bu durum yatırımcıların borçların yeniden yapılandırılmasındaki kısa vadeli risklerden duyduğu kaygıyı yansıtıyor.Atina Borsası'nda da yüzde 6,4 değer kaybı oldu.2008’deki küresel mali krizden bu yana ekonomide büyük küçülmeler olurken, işsizlik arttı ve pek çok Yunan yoksullaştı.'Yunanistan'ın onurunu koruyacağını' belirten Tsipras borçların yeniden müzakeresinde 'sürdürülebilir, adil ve her iki tarafın yararına' bir çözüm bulmaya çalışacağını söylerken, ayrıntı vermedi.Tsipras ekonomik canlanma için 'gerçekçi çözümler' vaat etti ve ayrıca yolsuzluk ve vergi kaçakçılığıyla mücadele edeceğini vurguladı.Yeni Yunan hükümetinin Ekonomi Başsözcüsü Euclid Tsakalatos da Yunanistan'ın dev miktarlardaki borcunu tamamen ödemesini beklemenin gerçekçi olmadığını söyledi.BBC Türkçe
Reklam
"Galatasaray'ın Hisselerini Biri Topluyor"
Galatasaray eski 2. Başkanı Işın Çelebi, genel kurulun, imtiyazlı hisse satışını reddettiğine dikkat çekti, Ünal Aysal dönemindeki planın 3-5 ay sonra yeniden masaya geldiğini belirtti. Çelebi, “Birisi bu hisseleri topluyor” diye konuştu.Galatasaray’da önceki gün gündeme gelen ama kısa süre sonra kulüp tarafından yalanlanan Sportif A.Ş. hisselerinin yüzde 14’üne denk gelen ‘Altın Hisse’nin satımına ilişkin iddia camiada da geniş yankı buldu.Kulüp üyeleri bu duruma bir hayli tepki gösterirken, eylül ayında divan kurulunda oybirliği ile reddedilen ve Ünal Aysal’ın istifasına kadar yol açan sürecin şu anki yönetim tarafından gündeme getirilmesi eleştirildi.Milliyet ’e konuşan eski Maliye Bakanı ve Galatasaray eski 2. Başkanı Işın Çelebi, “Bu Galatasaray’ın namusudur. Galatasaray’ın ruhuna, gelenek ve göreneklerine aykırı bir çalışma. Eylülde reddediliyor ama 3-5 ay sonra yine masaya getiriliyor” dedi.Sportif A.Ş.’de Esas Sözleşme’de değişikliğe gitmeden A tipi hisselerin satılamayacağını belirten Çelebi, “Gerekli izinler ve 60 gün önceden ilan verilmesi şart. Ama bu bile değişiklik için yeterli değil. Genel kurul istemezse olmaz” yorumunu yaptı.A tipi hisselerin satılmasının büyük riskler doğuracağını aktaran Çelebi, “Finans mühendisliği ciddi bir iştir. Aldım-sattım diye olmaz. A Tipi, imtiyazlı hisseler. Bunların elden çıkarılması ile imtiyaz hakkı yitirilebilir. Şu ortamda B veya C hisseleri satılabilir. Şu anki yönetim Ünal Aysal operasyonunu devam ettirmek istiyorlar. Galatasaray’ın hisseleri 400 liradan 19 liranın altına düştü. Fenerbahçe hisseleri ile başa baştı. Ama bugün Galatasaray hisseleri neredeyse 4’e 1 oranında. B hisseleri yüzde 68’den yeni satışla yüzde 55’e düşecek. Ancak birisi bu hisseleri topluyor. Nedense hiç yükselmiyor” diye konuştu.Satıyoruz ama!B grubu hisselerden yüzde 14’ünün satılacağını belirten sarı-kırmızılı bir yönetici, “Altın hisse deniliyor ama Galatasaray’ın elinde altın hisse yok. Ya A grubu ya da B... A grubu hisseleri yüzde 25 oranındadır ve kulübün elindedir. Bu kesinlikle devredilemez. B Grubu ise halka açık hisseler... Şu an yüzde 31.6 halkın elinde. Bu yeni satışla beraber yüzde 45 olacak. Bu rakam bir kişinin elinde toplansa dahi yönetimde temsil edilemiyor. Ayrıca Sportif AŞ’yi zarardan kurtarıp kâr yapması için yapılmış bir operasyon olmayacak” dedi.CNN Türk
Reklam
Yunanistan'ın Görme Engelli Milletvekili Sağlık Bakanı Oldu
Yunanistan'da radikal sol Syriza'nın seçim zaferinin ardından kabine üyeleri yemin etti.Kendisini 'dengesiz Marksist' olarak tanımlayan ve AB ile kemer sıkma politikaları pazarlığını yürütecek olan Maliye Bakanı Yanis Varufakis'in yanı sıra kabinede öne çıkan bir diğer isim ise Sağlık Bakanı Panagiotis Korumblis.63 yaşındaki Korumblis ülkenin ilk görme engelli bakanı olarak tarihe geçti.Yunanistan medyasına göre ailesi Osmanlı döneminde Karadeniz kıyılarından Yunanistan'a göçen Pontuslardan olan bakan, görme yeteneğini 10 yaşında İkinci Dünya Savaşı döneminden kalan bir bombanın patlaması sonucunda kaybetmiş. Korumblis daha önce sosyalist parti PASOK'tan vekil olarak görev yapmış.Kabinede 6 kadınGuardian gazetesi ise kabinede toplam 39 kişinin görev yapacağını bunlardan altısının ise kadın olduğunu yazdı.Ülkenin yeni başbakanı Aleksis Tsipras kabinedeki bakan sayısını 19'dan 11'e indirirken, koalisyonun küçük ortağı olan sağ parti Bağımsız Yunanlar'ın lideri Panos Kammenos ise Savunma Bakanı oldu. Kammenos'un partisi de kemer sıkma politikalarına karşı bir siyaset yürütüyor. Ancak göçmenlik gibi konularda oldukça katı bir çizgisi olan partinin ekonomi politikları dışındaki duruşunun koalisyonun geleceği hakkında endişe yaratabileceği düşünülüyor.BBC Türkçe
Birgül Ayman Güler CHP'den İstifa Etti
CHP İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler partisinden istifa etti. Güler yazılı açıklamasında 'Bugünkü yapı, ideolojisi bakımından milletvekili olduğum CHP değildir. İstifa ettiğim parti CHP değil, politik bakımdan tutarsız bir yapıdır' dedi.Güler, Parti Disiplin Kurulu'nun kendisi hakkındaki kararını beklemeden istifa dilekçesini Meclis Başkanlığı'na sundu. Yazılı bir açıklamayla kararını duyuran İzmir Milletvekili Güler parti yönetimine sert eleştiriler yöneltti. Güler CHP'nin Anayasa'dan Türk vatandaşlığını kaldırma hedefine destek veridiğini, çözüm sürecinde 'üçüncü göz'e kapı açan yasal düzenlemelere ortak olduğunu savundu. 'Bugünkü yapı, ideolojisi bakımından milletvekili olduğum CHP değildir.' ifadelerini kullanan Güler 'Gerçek dışı soykırım suçlamalarının, yeni CHP yöneticileri tarafından Türkiye’nin kendini ifade etme olanakları bastırılarak desteklendiğini' öne sürdü:Güler 1915 olaylarının 100.yılında 'soykırımla yüzleş' pankartını taşıyan genel merkez yöneticilerinin bu desteği somut şekilde ilan ettiğini öne sürdü, diğer gerekçelerini şöyle sıraladı: 'Laiklik ilkesini sekülerlik haline dönüştürme gayreti, eğitimi geriletip parçalayan saldırılara sözde pedagojik gerekçeli etkisiz muhalefette ve inkarla örtülen ittifaklarda kanıtını bulmuştur. Yeni-chp, ulusal ekonomi anlayışını terk etmiş, ulusal üretken sektörler için değil küresel mali piyasaların faiz çıkarlarını gözeten bir yapı olmuştur. Gelir dağılımında adalet ilkesini terk edip, neo-liberalizmin yoksullukla mücadele politikalarına sıkışmıştır. Devletçilik ilkesi zamanı geçmiş sayılırken, özelleştirme adeta doğal politika olarak kabul edilmiştir. Halkçılık içi boş retorik olarak nitelendirilip bir yana atılmış, planlama ve sosyal devletle kalkınma yerine piyasa dinamikleriyle küresel ekonomiye bağlılık teslimiyeti getirilmiştir.''Yeni CHP, partiyi ve örgütünü tasfiye etme işlevi görüyor'İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler CHP'deki yeni yapının parti programına ve kurucu ilkelerine aykırı olduğunu, yetkili kurullar dışlanarak ortaya çıktığını savundu. Güler, Kılıçdaroğlu'nun yeniden genel başkan seçildiği olağanüstü kurultayda 'delegelerin oyunu alamayanların hile ile parti yönetimine sokulduğunu' iddia etti:'Genel başkanlık, yetkili kurulların dışında alınan kararların tek kişilik yürütme makamına dönüşmüştür. Yetkililerin sorumluluğu ve hesap verme zorunluluğu yok edilmiştir. Son Kurultay, kırılma noktasıdır. Kurultay delegesinin onayını alamayan kimselerin Kurultay’a karşı hile yoluyla yönetici koltuklarına oturtulması da başka söze gerek bırakmaz. Hiçbir gerçek neden yokken ilçe – il kongreleriyle Kurultay’ın ertelenmesi, tüzüğe aykırı yönetmelik değişiklikleri yapma cüreti sergilenmesi, değişiklik adı altında Parti’nin Altıok Programı’nı ortadan kaldırma hazırlıkları, disiplin sürecinin tasfiye amacıyla kullanılması, Parti’nin cumhuriyetçi ve halkçı olmayanların istila harekatını tamamlama adımlarıdır.''Halk için değil iktidar için güvence'Güler, CHP'nin halka güven vermediğini, seçmeni ve parti üyelerini umutsuzluğa sürüklediğini savundu. Güler, 'CHP yabancısı bu yapı 2015 seçimlerinde ve sonrasında halkımız ve seçmenimiz için değil, mevcut iktidar için güvencedir.' ifadelerini kullandı. Güler İzmir Bağımsız Milletvekili olarak görevini sürdüreceğini, 2015 seçimlerinde 'Cumhuriyet için büyük birliğin sağlanması, bağımsız Türkiye hedefiyle Mustafa Kemal Atatürk ve Altıok Programı çerçevesinde güçlü bir siyasal seçenek üretilmesi için üzerine düşeni yapacağını' da açıklamasında vurguladı. Güler'le ilgili süreçİzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler, 30 Mart seçimlerinde partisinin Cemaat ile ittifak yaptığını öne sürdü, 'İllerde ve ilçelerde Cemaatin çeşitli unsurlarının CHP ile yürüdüğünü hepimiz gördük' dedi. Güler, bu sözleri nedeniyle 'parti suçu oluşturan tutum ve davranışları' gerekçe gösterilerek 'kınama cezası' ile cezalandırılmak üzere, parti tüzüğünün 68'inci maddesi uyarınca Yüksek Disiplin Kurulu'na sevk edildi. Güler, CHP Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan'ın başkanlığını yaptığı YDK'ya yazılı savunmasını gönderdi. Güler YDK'nın bu savunmasının ardından vereceği kararı beklemeden partisinden istifa ettiYDK dışında Güler, grup yönetimi tarafından bir yıl süreli geçici olarak gruptan çıkarma istemiyle bu kez Grup Disiplin Kurulu'na sevk edilmişti. Al Jazeera
Senin Mezar Taşında Ne Yazacak?
etiket
Büyük ihtimalle hepimizin mezar taşında, ölüm-doğum tarihi ve Ruhuna Fatiha yazacak! Peki ama başka ne yazacak? Aslında bu test, senin insanlar tarafından nasıl algılandığını ölçüyor!..
Celal Kara: 'Bakanların İki Rolü Vardı... Karım Bile Bilmiyordu'
17 Aralık’ın savcısı Celal Kara Cumhuriyet gazetesi yazarı Can Dündar'ın sorularını yanıtladı. Önceki gün 'Yolsuzluk soruşturmasında 1 numara Erdoğan'dı' sözleriyle Türkiye gündemine oturan 17 Aralık operasyonu savcılarından Celal Kara'nın açıklamalarının yer aldığı ikinci bölüm şöyle:  17 Aralık soruşturmasından nasıl haberdar oldunuz?CELAL KARA - Başlangıcında yoktum. 2013 Haziranı’nda tayini çıkan bir savcının yerine getirildiğimde, onun elindeki 300 kadar soruşturma dosyasıyla birlikte bu da bana verildi. O aşamaya kadar kolluk takip ediyordu. Tüm delilleri incelemem, son bir ayda oldu. Detaylar aralıkta netleşti. Aralıkta operasyonu yaptığımda dosya 13 aylıktı. Yani uzun süre o dosyaya ben bakmamışım. Alınan teknik takip kararları vs. bana ait değil.Nasıl başlamış soruşturma?KARA - 2010 sonunda Rıza Sarraf’ın Rusya gümrüğünde parası yakalanmış. Rus yetkililer bizim makamlara bildirmiş. Biz o zamana kadar Sarraf’ı sadece magazin basınından biliyorduk. Yapılan inceleme sonucu “Burada şüpheli bir para hareketi var” denilmiş. Olay yeri İstanbul diye buraya bildirilmiş. 2012 Temmuzu’nda, “Rıza Sarraf, Kapalıçarşı’da döviz şirketleri üzerinden kayıtsız para transferi ve altın ihracatı yapıyor” diye bir ihbar gelmiş. Bu ihbar üzerine polis araştırma yapmış. Yani ben devraldığımda dosya ve teknik takipler epey ilerlemişti.‘Hukukçu, davanın siyasi sonucuyla ilgilenmez’Bunun hassas bir dosya olduğunu ne zaman anladınız?KARA - Bu ithamları kabul etmem söz konusu değil. Hadiseler bizi nereye götürdüyse oraya gittik. Özel olarak şu yöne eğilelim demedik. Ama şunu da soruyorum:İktidarın adının karıştığı bir yolsuzluk soruşturması nasıl yapılmalı ki “darbe” diye nitelendirilmesin? Bunu izah edecek bir hukukçu arıyorum.‘Endişelenmedim diyemem’Dosyanın mahiyetini anlayınca endişelenmediniz mi? Sonuçta iktidar partisinden bakanların çocuklarını takip ediyorsunuz.KARA - Hiç endişelenmedim demek, hayatın gerçekliğiyle bağdaşmaz. Ama “Hayati bir risk doğar mı”dan çok, “İftiraya maruz kalırsam bunu cevaplandırma imkânım yok” diye bir korkum vardı baştan beri... Çamur atsalar cevap veremezdim.Takip bir aşamada deşifre oldu değil mi?KARA - Evet, Barış Güler’in kuryesi, 25 Ekim’de Orient Sokak’ta takibi fark ediyor. O Barış’a, Barış da babasına haber veriyor. Babası da “Acaba kim takip ediyor” diye istihbarata soruyor. Sarraf’ın evinin önüne bir izleme aracı koyuyorlar.Ne yaptınız bu şüphe oluşunca?KARA - “Deşifre edecekler” diye düşünerek 27 Ekim’de teknik takibi durdurduk. Operasyondan bir hafta önce yeniden başlattık. 25 Ekim’de Orient Sokak’ta takibi fark eden Barış Güler’in kuryesi, Barış Güler’e o da babası Muammer Güler’e haber veriyor.‘Karıma bile söylemedim’CELAL KARA - Bir önceki hafta boyunca ben 3-4 kez Emniyet’e gittim. Saatlerce konuştuk. Şimdi hepsi tutuklanmış olan alt kadrolar hazırlıkları yaptı. Bir yandan da “Bu para nasıl geliyor, nerden çıkıyor”; onu çözmeye çalışıyoruz. Operasyona birkaç gün kala, benim sorularım üzerine detaya girilince, sistemi tam çözdük. Onların üzerinde çalıştık. Daha detaylı delil incelemesi yaptık. Sonraki aşamalarda yapılacak işlemleri belirledik. Karşımıza çıkacak engelleri hesaplayarak hazırlık yaptık. Hem 500 küsur sayfalık fezlekeyi hem 309 sayfalık raporu hazırlattım. Bir dirençle karşılaşacağımızı bildiğim için, “Özellikle dokunulmazlıkları bulunanlar hakkında Meclis’e gönderilecek rapor, ilk günden bana gelsin” dedi.Kaç kişi biliyordu operasyonun detaylarını?KARA - Fiziki takibi yapanlar sadece izledikleri kadarını bilir. Dosyanın içeriğini bilmezler. Amirlerinden 2 kişi biliyordu. Operasyonu yürütenler, Yakub Saygılı, Kazım Aksoy, Yasin Topçu, Mehmet Akif Üner, Hüseyin Korkmaz, Savaş Akyol; müdüründen polisine kadar tecrübeli, çalışkan ve dürüst insanlardı. Teknikten dinleme yapan 7-8 memur ve soruları hazırlayan 4-5 kişi biliyordu. Benim kâtibim biliyordu. Yani toplasanız 20 kişiyi geçmez.Eşiniz, aileniz biliyor muydu?KARA - Hiçbirine söylemedim. O gün operasyon yapılıp da medyada ismim çıkınca akşam eşim kızdı, anlatmadığım için… Çocuklar da okuldaki arkadaşlarından duymuşlar. “Oooo baba, ünlü olmuşsun” dediler.İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın da bilmiyormuş.KARA - Operasyonu yapan polis şefleri ona söylemiyorlar, çünkü söylerlerse bakana iletmek zorunda kalacağını biliyorlar. Nitekim 17 Aralık’ta kendisi haberdar olduğunda, “Bana iyi ki söylememişsiniz; bilsem, bildirmek zorunda kalırdım” diyor.gün ilk iş olarak birbirlerini arayacaklarını biliyordunuz. O yüzden mi tekrar teknik takibe başladınız?KARA - Bunu bir hafta öncesinden kararlaştırmıştık. Operasyon sırasında özellikle muhabereden çok ciddi delil düşer. Ayrıca şahısların nerde olduğunu belirlemek açısından da önemlidir. Çünkü şahsın nerde olduğunu belirleyemezseniz hem onu hem de aramada elde edeceğiniz birçok delili kaçırırsınız.‘Evlerden para çıkacağını tahmin ediyordum’Evlerde para sayma makinelerinin, kutu içinde paraların çıkacağını biliyor muydunuz?KARA - Hayır. Onlar o günkü aramada ortaya çıktı. Paratrafiğini fiziki ve teknik takipte görüntülemiştik, ama paraları nerde sakladıklarını bilmiyorduk. Yine de bastığımız evlerden külliyetli miktarda para çıkacağını tahmin ediyordum.“Bakan bunu durdurabilir” kaygınız yok muydu?KARA - Sabah erken saatte bir operasyon yaptığınız zaman durdurması biraz zordur. Başladığınız anda operasyonu yapmışsınızdır. Ortasında “Ben operasyonu yaptırmıyorum” demek biraz zordur. Onlar da baskın sırasında bir durum muhakemesi yapıyorlar. Sonra ortaya çıkan veriler öyle gösteriyor. En fazla ertesi gün durdurabilirler, ama biz o sırada aramaları tamamlamış, gözaltıları yapmış, delilleri almış oluruz. Burada asıl karşı operasyonu savcıyı ve müdürleri değiştirerek yapabilirlerdi. Müdür değiştirmek kolaydı; onu yaptılar. Rıza Sarraf ve Halkbankası Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın tapesinde, sahte belgelerle yolsuzluğa nasıl yol verildiği öğreniliyor.‘Hem ülke, hem banka soyuldu’CELAL KARA - Burada temel hedef Rıza Sarraf… İran’ın ambargo nedeniyle elde edemediği parayı transfer edebilmek için yollar arıyor. Burdakiler de bundan gelir elde edebilmenin yolunu arıyorlar.Bizim TÜPRAŞ ve BOTAŞ zaten İran’a borçlu… “Merkez Bankası’nda stoklanan parayı uluslararası normlara uygun olarak nasıl transfer edebiliriz” diye yol arıyorlar, ama paranın boyutu çok büyük. Önce altın ihracatı deneniyor. Ama “Amerika öğrenirse Halkbank’ın oradaki hesaplarına tedbir gelir” diye kaygılanıyorlar. Bunun üzerine ihracata çeviriyorlar işi...Ambargodaki istisnalar gıda, tıbbi malzeme ve ilaç… Bunların ihracatına izin var. Fakat burda da Sarraf, Türkiye’den ihracat yapmak yerine buradaki şirketleriyle Dubai ile İran arasında yapılacak ithalat ve ihracatın transit tacirliğini yapıyor. Fakat gıda ve ilaç da fazla para tutmuyor. de belirtildiği gibi, azami kapasitesi 5 bin ton olan gemilerle 150 bin ton gıda ihraç edilmiş gibi gösterecek sahte evraklar düzenleniyor. Amaç, bu şekilde ambargoyu delerek, İran’ın bizden alacaklı olduğu parayı transfer etmek...Normalde bu transfer banka üzerinden yapılsa hem ihracatçı, hem ülke hem de banka kazanacakkensahte işlemlerle, altın gibi vergisi olmayan değerler ihraç ederek ülkeye vergi kaybettiriyorlar.Bakanların burda rolü ne?KARA - Bakanların 2 rolü var:Bir: Sarraf’ı bu işte tek tabanca kılmak için başkasının bu işe girmesini engellemek…İki: Mahiyetini bildikleri bu yolsuzluğa sahte belgelerle yol vermek...Zaten bir tapesi var Süleyman Aslan’la Rıza Sarraf’ın…“5 bin tonluk gemiyle 150 bin ton taşımış gibi göstermişsiniz. Bu kadar da göze sokmayın, daha makul şekilde yapın” diyor. Yani faaliyetin yasal olmadığını, belgelerin sahte olduğunu bilmelerine rağmen yol veriyorlar.İran açısından bir kayıp yok. Onlar bu parayı ambargodan kaçırıp ülkelerine transfer edebilmek için yüzde 10’a yakın miktarını feda ediyor. Ve bunu açıklarken “Burda asıl sizin ülkeniz ve bankanız zarara uğradı” diyor. Gerçekten de bankanın kasasına girmesi gereken para, “komisyon” adı altında şahısların cebine rüşvet olarak gidiyor. Uluslararası arenada da ambargoyu delmek için devlet görevlilerinin böyle yakışık almayacak metotlar kullanması da ülkenin itibarını zedeliyor.Rıza Sarraf mı bakanları buluyor, yoksa devlet böyle bir kararı uygulamak için Sarraf’ı mı tercih ediyor?KARA - Bizim elimizde Sarraf’ın Zafer Çağlayan’la nasıl ve kimin aracılığıyla tanıştığına dair bir bilgi yok. Ama bildiğimiz, Sarraf’ı Egemen Bağış’a Zafer Çağlayan götürüyor. Muammer Güler’i ise İstanbul’da “30 yıllık dostum” dediği Berber Yaşar tanıştırıyor. Sarraf, bakanla görüşmesinin ayrıntılarını Berber Yaşar’a aktarırken dinlemeye takılıyor.Sarraf’ın Güler’den beklentisi ne?Ambargo nedeniyle İranlılara bankacılık işlemlerinde kırmızı alarm var. Bundan sıyrılmak için başkaülke vatandaşlığına giriyorlar. Sarraf ve ailesi de TC vatandaşı olmak istiyor. Hem bunun için, hem koruma talepleri için İçişleri Bakanı ile tanışmak çok önemli...İzleme sürecinde devlet katından müdahale olmadı mı?KARA - Olmadı, olamaz da zaten… Soruşturma gizli yürütülüyor. Biz de kollukla uyum içinde çalışıyoruz.Onların işi daha zor… Amirlerine karşı bir operasyon hazırlığındalar sonuçta...KARA - Hem zor, hem kolay... Sığınacakları bir yer var: “Savcının emrini yerine getiriyoruz” derler. Onlar talepte bulunsa bile biz onay vermeden yapmalarına imkân yok. Biz de mahkeme kararı gerektiren konularda mahkeme kararı alarak yapabiliyoruz.Mahkemeden karar çıkartmakta zorluk yaşadınız mı?KARA - Orda hiç sorun çıkmadı. Takip talebinin altını dolduracak delil ve bulgular, talebin altına ekleniyordu. Yani “Fiziki takipte bunu görüntüledik” veya “Teknik takipte bunların da dinlenmesi gerekiyor” diye... Hiçbir talebimiz reddedilmedi. 32 mahkemeden ortalama 2- 3’er karar alsanız, düşünün kaç sefer verilmiş. Bunların bir de uzatmaları var. Herbirinde yeniden incelenmiş. Hiçbirinden ret kararı çıkmamış.Operasyona başladığınızda seçime 3.5 ay kalmıştı. Bunun siyasi tartışma yaratacağı belliydi. Niye o tarihi seçtiniz?CELAL KARA - Hukukçu, soruşturmanın zamanıyla da ilgilenmez. Bizi şartlar o zamanda zorladı:Birincisi bütün deliller toplanmıştı; daha fazla beklememizi gerektiren bir durum yoktu. Takibikestiğimiz tarihle operasyona başlayacağımız gün arasında soruşturmayı tamamlamak için 35- 40 gün gibi bir süremiz vardı.İkincisi, soruşturmadan şüpheleniyorlar, ama bir türlü deşifre edemiyorlardı. Barış Güler, kendisi hakkında soruşturma olup olmadığını birilerine sorduruyordu. İstihbarat şube müdürü, -suç olduğu halde- “Soruşturma var mı” diye hem sözlü, hem yazılı olarak soruyordu. İçişleri Bakanı’nın ciddi girişimleri vardı.Üçüncüsü, biz bu soruşturmayı kollukla yürütüyorduk.İçişleri Bakanı, şüpheleri artınca şube müdürlerini değiştirecekti. Ne varsa onlardan öğrenecekti. Organize ve mali şube müdürleri görevden alınacaklarını 17 Aralık’a birkaç gün kala öğrendiler. “Bizi alacaklarına dair ciddi duyumlar geliyor. Yerimize gelecek isimler bile belli… En fazla birkaç günümüz kaldı. Şimdi yaptık yaptık, yapamazsak bir daha hiçbir zaman yapılamaz” dediler. Operasyonu 2-3 gün farkla kurtarabildik.Yani, “48 saat içinde yaptık yaptık, yoksa kapanır bu dosya” diye mi düşündünüz?KARA - Evet. Nitekim soruşturmadan haberdar olsalar neler yapacakları, sonradan yaptıklarından da görüldü. 2-3 gün daha beklesek, soruşturmayı yürüten şube müdürleri görevden alınmış olacaktı. Yeni gelen polisler, talimatları yerine getirmeyecekti. Her şey deşifre olacaktı. Kaçanlar kaçacaktı. Yapamayacaktık. O yüzden “Hemen yapalım” kararı verdik.Müdürler bana, “Operasyon başladıktan sonraki 12 saat içinde bizi görevden alırlar” demişlerdi. Yanılmışlar. 15 saat sürdü alınmaları…O gece 2 gibi alındılar.Can Dündar | Cumhuriyet
Reklam