onedio
Kıtalararası Maraton Yarın Koşulacak
İki kıta arasında gerçekleştirilen en önemli yarış olan 36. Vodafone İstanbul Maratonu yarın koşulacak.İstanbul Büyükşehir Belediyesi Spor AŞ tarafından gerçekleştirilen organizasyonda maratonun yanı sıra 10 ve 15 kilometre yarışlarıyla, halk yürüyüşü de yapılacak. Bu yıl 36'ncısı düzenlenecek maratonun en yüksek atlet kaydına ulaşıldığı, bu sayının 25 bini aşması beklendiği bildirildi.Önceki senelere oranla katılımda önemli bir artışın olduğu organizasyonda en yüksek artış bu maratonda oldu. 2012'de 3 bin 838, 2013'te 4 bin 229 kayıtlı maraton koşucusu yarışırken, 36. Vodafone İstanbul Maratonu öncesinde bu sayı 3 senede yaklaşık yüzde 31 artış göstererek 5 bin 538'e yükseldi. Organizasyon, 2012 yılında Uluslararası Atletizm Federasyonları Birliği (IAAF) tarafından 'Altın Kategori' unvanına layık görülmüştü.36. Vodafone İstanbul Maratonu'na geçen yıl 97 ülkeden sporcular mücadele ederken, bu yıl ise 118 farklı ülkeden sporcular kayıt yaptırdı.2 bin 500 gönüllü görev yapacakOrganizasyonda gönüllüler de katılımcılara yardımcı olacak.Maraton boyunca 2 bin 500 gönüllü, atletlerin yanı sıra antrenör ve seyircilere çeşitli konularda destek verecek.Yeşil maratonBu yıl 36'ncısı yapılacak maratonda çevreci bir anlayışla koşulacak.Proje kapsamında Maraton Hatıra Ormanı oluşturulması planlanırken, 118 farklı ülkeye mensup sporcular kendi ülkelerine özgü fidanları bu orman için getirecek.Maraton sırasında ayrıca çevreci ürünlerin kullanımına dikkat edilecek.İki sloganlı organizasyon36. organizasyon iki slogan üzerinden gerçekleştirilecek.'İstanbul Aşkına Koş' sloganıyla katılımcılar davet edilirken, '#birsebebivar' sloganı da organizasyonda kullanılacak.Organizasyonun en önemli koşusu yine maraton olacak36. Vodafone İstanbul Maratonu'nun bu yılki en önemli koşusu yine 42 kilometre 195 metrelik yarış olacak.Boğaziçi Köprüsü'nün gişelerinin yaklaşık 300 metre gerisinden saat 09.00'da başlayacak maratonda atletler, köprüyü geçtikten sonra Beşiktaş sapağından ayrılarak Barbaros Bulvarı'ndan Beşiktaş'a inerek sahil yolunu izleyip Karaköy'e ulaşacak. Galata Köprüsü'nden sonra Eyüp'e yönelecek maratoncular, Feshane'den sonra dönüş yaparak Unkapanı üzerinden Yenikapı'ya inecek. Bakırköy'den yapılacak dönüşle sahilden Gülhane Parkı'na kadar uzanan parkur, parkın içinden geçerek Sultanahmet'e çıkacak. Atletler, Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorluklarının toplantı ve spor merkezi olan 'At Meydanı'nda, Sultanahmet Camisi'nin giriş kapısı ile Mısır Dikilitaşı'nın arasında yarışı tamamlayacak.ÖdüllerMaratonu kazanacak kadın ve erkek sporcular 50'şer bin dolar para ödülünün sahibi olacak. Bu yarışta ikincilere 25'er, üçüncülere 15'er, dördüncülere 10'ar ve beşincilere 8'er bin dolar ödül verilecek.Koşuda Türk sporcular arasında ilk sırada yer alacak atletler 20'şer bin dolar para ödülü kazanacak. Bu kategoride ikinci Türk atletler 10'ar bin ve üçüncüler de 5'er bin dolar alacak.15 Kilometre KoşuOrganizasyonun diğer yarışı olan 15 Kilometre Koşusu ise maratonun başladığı yerden saat 09.00'da start alacak.Atletler, maratona katılanların yolunu takip ederek Karaköy'e ulaşacak. Buradan Unkapanı Köprüsü'nün altından Balat'ta bulunan Rum Kilisesi'nin önünden geçecek yarışmacılar, Yusuf Şücaattin Anbari Camisi önünden yapılacak dönüşle birlikte maraton güzergahından ayrılacak. Sahilden devam eden yarış Eminönü'nde İstanbul Ticaret Üniversitesi önünde son bulacak.15 Kilometre Yarışı'nda kadınlar ve erkeklerde toplam 18 bin dolar para ödülü verilecek.10 Kilometre KoşuOrganizasyon kapsamındaki 10 Kilometre Koşu, maraton çıkışının yaklaşık 250 metre gerisinden, saat 09.10'da start alacak.Bu yarışa katılacak atletler, köprüyü geçtikten sonra Beşiktaş sapağından ayrılarak, Barbaros Bulvarı'ndan Beşiktaş'a inecek.Atletler, yapımı süren Vodafone Arena'nın önünden devam ederek Fındıklı, Tophane, Galata Köprüsü istikametini izleyecek. Bu koşu da Eminönü'nde bulunan İstanbul Ticaret Üniversitesi önünde bitecek.Halk YürüyüşüOrganizasyonda en renkli görüntülerin oluştuğu ve en yüksek katılımın olduğu Halk Yürüyüşü de aynı gün yapılacak.Anadolu Yakası'nda Altunizade Köprüsü'nün altından saat 09.30'da başlayacak 8 kilometrelik yürüyüşü katılımcılar, Avrupa yakasında Dolmabahçe'de tamamlayacak.Etkinliğe katılacaklar, Taksim Divan Pastanesi önünden ve Mecidiyeköy Metro İstasyonu karşı caddesinden 07.00- 08.00 saatleri arasında kalkacak İETT otobüsleriyle Altunizade Köprüsü'ne gidebilecek.Milliyet
Latin Sinemasından En İzlenesi 50 Nadide Eser
Brezilya'nın 1960'lı yıllarda başlayan ve 80'li yıllarda giderek tırmanan ve halen dünyanın en tehlikeli yerlerinden birisini oluşturmasının hikayesidir.Bu şehrin hikayesini anlatabilmek için şehirde yaşayan birçok insanın hayatları, bu karakterlerden biri olan Buscape'in gözünden anlatılmaktadır. Küçük, fakir ve zenci bir çocuk olan Buscape hem çok sağlıksızdır hem de çok korkmuştur. Hem diğerleri gibi suçlu biri haline gelmekten korkmakta hem de az maaşlı bir işle yetinemeyecek kadar da akıllı olduğunu bilmektedir. Oldukça vahşi bir ortamda yetişen bu çocuğa talih hiç gülmemiştir ancak gerçekleri başka bir gözle görebileceğinin farkına varmıştır.http://www.imdb.com/title/tt0317248/
Kubbeleri Sıvayla Kaplanan Külliyeden, Kazıdıkça Şaheser Çıktı
Bursa’da 12 türbenin bulunduğu Muradiye Külliyesi’nin, 150 yıl önce yapılan onarımda sıvayla kaplanan kubbeleri kazındıkça her biri bir sanat şaheseri olan kubbe işlemeleri ortaya çıktı.UNESCO’nun Dünya Mirası listesine aldığı eserlerden önemli bölümünü oluşturan Muradiye Külliyesi’nde iki yıl önce restorasyon çalışmaları başlatıldı. Altı asırlık külliyenin 150 yıl önce Fransız bir mimar tarafından yapılan onarımda sıvayla kaplanan üzerine Barok tarzı desenler konulan kubbelerindeki sıvalar kazınarak altındaki eserlere ulaşıldı.Bursa Kalesi’nin kuzey batı eteklerinde, Sultan İkinci Murad tarafından inşa ettirilen ve bulunduğu semte de adını veren külliye; cami, medrese, hamam, imaret, çeşme ve türbelerin bulunduğu yapılar topluluğundan oluşuyor. Muradiye Külliyesi, 1425 Mayıs ayında başlanıp 1426 Kasım ayında bitirilen caminin önüne 1451 yılında vefat eden İkinci Murat’ın türbesi inşa edilmesiyle oluşmaya başladı. Bu türbenin civarına daha sonra birçok şehzade ve saray mensubunun da gömülmesiyle caminin haziresi hanedan kabristanı haline geldi.Külliyede, Sultan II’nci Murat’ın eşi Fatih Sultan Mehmet’in annesi Hüma Hatun, Fatih Sultan Mehmet’in ebesi Gülbahar Hatun, Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Cem Sultan, Fatih Sultan Mehmet’in eşi Gülşah Hatun, Sultan II. Beyazıt’ın oğulları Şehzade Ahmet ve Şehzade Mahmut, Sultan II. Beyazıt’ın eşleri Gülruh Hatun, Şirin Hatun, gelini Mükrime Hatun ve Muhteşem Yüzyıl dizisiyle gündeme gelen Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzade Mustafa’nın türbeleri yer alıyor.Külliyedeki eserler günümüze ulaşıncaya kadar hem doğal afetlerden, hem de insanların yaptıkları uygulamalardan zarar gördü. 1855 yılındaki Bursa depreminde zarar gören Yeşil Türbe ve Külliye için dönemin valisi Ahmet Vefik Paşa’nın önerisi üzerine Fransız Mimar Leon Parville Bursa’ya davet edildi. Parville’nin yürüttüğü restorasyon çalışmaları 1864-1867 yılları arasında yapıldı ve Parville buradaki çalışmalarını 1874 yılında ‘Doğu Mimarisi’ adlı kitapta topladı. Parville, depremden zarar gören bu tarihi yapıları yıkılmaktan kurtarırken, içlerinde yaptığı restorasyonla bir dönemin izlerinin silinmesine neden oldu. 15′nci yüzyıldan kalan kalem işlerinin üzerini sıva ile kaplayan Parville, dönemin modasına uygun olarak, Osmanlı ile uzaktan yakından ilgisi olmayan Barok desenler çizdirdi.İki yıl önce restorasyon öncesi inceleme yapan uzmanlar, ipuçlarına rastladıkları kalem işlerine sıvayı kazdıkça ulaştı. Durum anıtlar kuruluna bildirildi. Anıtlar Kurulu da Barok desenlerden birer kesit bırakılmak kaydıyla kimileri altın varaklı kalem işlerinin restorasyonuna izin verdi. Uzmanlar iki yıl aralıksız süren çalışmalar sonucu muhteşem kalem işi kubbeleri ilk günkü haline getirdi. Çalışmalarda sadece tavanlar değil, dış yapı taşları arasındaki çimento kalıntılarından, Kündekari denilen ve çivi kullanılmadan birbirlerine geçme yapılan ahşap kapılara, çatılara kadar tüm bölümler elden geçirildi. 8 türbesinin onarımı tamamlanan Külliye 6 ay içinde de ziyarete açılacak.Büyükşehir Belediye Başkanı AKP’li Recep Altepe Bursa’nın bir çok medeniyete ev sahipliği yaptığını belirterek, “Osmanlı cihan imparatorluğunun çıktığı ilk topraklar burası. Bursa Osmanlı’yı kuran şehir. Bursa’nın ‘Topkapı’sı da Muradiye Külliyesi. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethedinceye kadar 6 sultanın kabri Bursa’da yapıldı. Külliyedeki her bir türbe, Yeşil Türbe kadar dikkat çekici birer sanat eseri” dedi. DHA
Türkiye'nin Yeni Logosundaki 8 Motife Listevari.com Farkıyla Bir Daha Bak..
Türk sanayini yurt dışında üst düzeyde temsil etmek ve 'Türk Malı' algısını yükseltmek amacıyla Ekonomi Bakanlığı ve Türkiye İhracatçılar Meclisi'nin koordinasyonu ile gerçekleştirilen  'Türkiye Markası'nın lansmanı geçtiğimiz günlerde yapildi.Saffron Danışmanlık tarafından tasarlanan logoda, Türklerin tarihte kilim, halı, el sanatları, mimari gibi alanlarda kullandıkları kültürel motiflerden esinlenildi ve onlara çağdaş anlamlar yüklendi. Buna göre logoyu oluşturan 8 motif; yükselişi, sinerjiyi, dünyayı, buluşmayı, doğu ve batıyı, inovasyonu, birlikteliği ve harmoniyi simgeliyor.İlk bakışta herkes tarafından anlaşılacak ve gerçekten Türkiye'yi temsil edecek, her sektör, ürün ve hizmet için kullanılabilecek bir slogan oluşturulma sürecinde yoğun bir çalışma ortaya koyuldu ve bu çabaların sonucunda yeni logo ve'Turkey, Discover the Potential' sloganı ortaya çıktı.Listevari.com ekibi olarak biz logoyu çok beğendik ve emeğe saygımız sonsuz.Fakat biz de kendi yorumumuzu katmadan edemedik..İşte logonun 8 anlamı;
Türkiye AB-ABD Serbest Anlaşması Trenine Yetişir mi?
ABD ve Avrupa Birliği (AB), dünyanın en büyük iki ekonomik gücü olarak ekonomik pazarlarını entegre etme adına önemli çalışmalar yapıyorlar.AB - ABD Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTYO) olarak adlandırılan bu serbest pazar kurma girişimlerinin yakın zamanda Washington’da 7'nci tur müzakereleri taraflara göre ‘yapıcı’ geçti.Karşılıklı olarak teklifler incelenmeye başlandı ve bazı alanlarda konsolide edilmiş metinlerin ortaya çıktığı duyuruldu.Konu hakkında Carnegie Endowment for International Peace isimli düşünce kuruluşu için geniş bir inceleme kaleme alan ve aynı zamanda İstanbul merkezli Ekonomi ve Dış Politika Araştırma Merkezi'nin de (EDAM) kurucusu olan Sinan Ülgen'e göre, TTYO’dan her iki tarafın da beklentileri oldukça yüksek.Center for Economic Policy Research'ün 2013 yılı bulguları gerçekleştiği takdirde bu ortaklıktan AB yıllık olarak 164 milyar dolar, ABD’nin ise 131 milyar dolarlık bir kazanç sağlamayacak.'Ekonomik NATO' mu kuruluyor?ABD ve AB ile yoğun ticari ilişkiler içinde bulunan ama TTYO'ya dahil olmadığı için bu ortaklıktan mahrum kalacak Kanada ve Türkiye gibi ülkeler ise, Almanya merkezli Institute for Economic Research’e göre azımayacak derecede bir gelir kaybına uğrayacak.Ülgen’in 'içerde misin dışarıda mı kaldın (Locked in or Left out)' başlıklı raporundaki alıntıya göre, Kanada, TTYO’nun dışında kalmasıyla ulusal gelirinin yüzde 10 büyüklüğündeki bir kısmını kaybederken, Türkiye’nin ise yine ulusal gelirinin yüzde 2,5’i oranında yıllık bir kayıba uğraması sözkonusu.Bu yeni serbest ticaret alanının oluşumu için ‘Ekonomik NATO’ tabirini kullananlar az değil.Bunlardan biri de TUSİAD’in Washington temsilciliğini yapan Barış Ornarlı. Ornarlı, özellikle Washington’da, gerek Amerikalı yetkililerle gerekse de Kongre’deki görüşmelerde, güvenlik odaklı NATO’ya üye olan Türkiye’nin, TTYO için de gözetilmesi savını sıklıkla kullandığını ve bu yönde bir gündem oluşturmak adına çalışıldığını söylüyor.Diğer yandan taraflar arasındaki müzakereler, 2013 yılının ilk yarısında resmi olarak başlamasına rağmen bir tarafta 50 eyalete sahip olan ABD, diğer tarafta ise 28 ülkeli AB’nin temsilcileri, müzakerelerde ayrıntılara indikçe bazı somut engellerle karşılaşmaktalar.Ornarlı’ya göre, şu aşamada iki taraf özellikle mali hizmetler, yatırımcı-devlet tahkim konuları ve tarım gibi alanlarda ortaya çıkan sıkıntıların üstesinden gelmeye çalışıyor.Müzakelerin ne zaman bitebileceği hakkında şimdiye kadar ortaya konmuş bir takvim bulunmuyor. Merkezi Ankara olan Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) Amerika Araştırmaları Merkezi Başkanı Mehmet Yeğin’e göre, AB ve ABD arasındaki TTYO süreci 'yapısal olarak Türkiye'nin aleyhine işliyor. TTYO’nun bir parçası olmaya çalışmak, Türkiye için nehir akışına ters yüzmeye çalışmaya benziyor. Çünkü tarafların (ABD ve AB) hiçbir şey yapmaması durumunda Türkiye dışarıda kalıyor. ABD'nin aktif bir şekilde Türkiye'yi dahil etmek istemesi gerekiyor ki bu ancak Yeni Kongre ile Türkiye'nin beyaz bir sayfa açmasıyla olur.‘’Cumhuriyetçiler TTYO’ya hız getirebilir mi?Demokratlar, felsefi olarak daha korumacı ve serbest ticaret anlaşmaları karşıtı bir pozisyon takınıyor. Bundan dolayı da, geçtiğimiz dönemde, Başkan Barack Obama ile aynı partiden olmalarına rağmen, TTYO’yu hızlandırıcı bir fonksiyon eda edebilecek 'hızlı yöntem (Trade Promotion Authority)' yetkisini Beyaz Saray’a vermediler.Bu yetki olmadan, Kongre üyeleri, belki de yüzlerce maddeden oluşacak serbest ticaret anlaşmasının her bir fıkrasını Kongre'de oylama ile veto etme imkanına sahip olacak ve bu da süreci adeta ilave bir müzakere katmanı eklemiş olacak.Şimdilerde Kongre’nin tümünün kontrolünü ele alan Cumhuriyetçiler ise, felsefi olarak serbest ticaret anlaşmalarına daha sıcak bakmakta ve bunun daha az bürokrasi ile daha çok ticaret ve büyüme anlamına geldiğini savunmakta.Bundan da yola çıkarak Yeğin, 'ABD-AB arasındaki müzakerele süreci önümüzdeki dönemde hızlanacak' öngörüsünde bulunuyor ve 'hatta Başkan Obama'ya 'hızlı yöntem' yetkisinin verilme olasılığı da artıyor' diye ekliyor.Ne var ki, derinden kutuplaşmış Washington'da, muhalif Cumhuriyetçi kanat üyelerinin, böyle olumlu bir adım atıp, atmayacakları bekleyip görülecek.Ornarlı, Avrupalıların da müzakelerin selameti açısından, TTYO anlaşmasını paket olarak Kongre’nin önüne getirebilecek bu yetkinin Başkan’a verilmesini beklediklerini ekledi. AB Bakanı Volkan Bozkır: Türkiye TTYO'nun dışında kalırsa Gümrük Birliği'ni askıya alabiliriz.Türkiye’nin Resti Ne Demek?Türkiye’nin TTYO ile ilgili gelişmelerde beklentilerin karşılanmadığının en önemli sinyali, AB Bakanı Volkan Bozkır’ın henüz geçen hafta verdiği 'TTYO’ya alınmazsak Gümrük Birliği üyeliğini dondururuz’’ demecinde görüldü. Washington’daki Brookings Enstitü’de çalışmalar yapan ve TTYO ile ilgili incelemeler de kaleme almış olan Kemal Kırışçı’ya göre, bu demeç 'kısmi olarak gövde gösterisi iken diğer taraftan da Türk tarafının derinden yaşadığı kızgınlığı' yansıtması açısından önemli.Bakan Bozkır’ın AB’ye savurduğu bu tehdidi BBC Türkçe’ye değerlendiren ve TTYO’yu yakından izleyen iki diğer uzmana göre ise Bozkır bir taraftan bu tehditle 'iç politikaya yönelik seçim yatırımı yaparken' diğer taraftan ise, 'Gümrük Birliği'nden ayrılma tehdidi aslında içi boş ve daha çok Türk şirketlerini yaralayacak bir sonuç vereceği için, gerçekçi de değil' diyor.Ayrıca hiç şüphe yok ki Türkiye’nin 2014’ü AB yılı olarak ilan ettiği bir dönemde, ‘Gümrük Birliğinden ayrılırız’ çıkışları, AB ile olan ilişkileri daha da zedelemekte.ABD ile zayıflayan ilişkilerDünyanın iki büyük ekonomik bloğu, global yatırım ve ticaret pazarının yüzde 60’ını temsil edecek yeni bir oluşumun köşe taşlarını yavaş ama kararlı adımlarla yerleştirirken, Türkiye’nin aleyhine işleyen bir başka konu da, Türkiye’nin Washington’daki imajının ABD yönetimi ile ilişkilerinin ve özellikle TTYO anlaşmasında önemli bir rol oynayan Kongre ile bağlarının son yılların en kötü seviyelerinde seyretmesi.Türkiye’nin daha hızlı ekonomik reformlar ile hareketlenmiş olan ‘serbest ticaret’ trenini yakalaması gerektiğini savunanlar artarken, TTYO müzakere sürecinin de şimdiden ikinci bir AB üyeliği müzakereleri hayal kırıklığına giderek benzediği algısı yerleşmeye başlıyor.1950’lerde üyesi olunan NATO üyeliği ile Türkiye Batı ittifakının sağlam bir üyesi olmuş, sonraki on yıllarda bu çekirdek ittifakın üstünde ilişkilerini bina etmişti, güvenlik şemsiyesi altına girmişti.‘’Ekonomik NATO’’ üyeliği için ise şimdilik şans pek de Türkiye’nin yanında değil gibi.İlhan TanırBBCTürkçe
Reklam
IŞİD Kendi Parasını Basıyor
IŞİD, değerli metallerden kendi parasını basmaya başlayacağını duyurdu. Paralar altın, gümüş ve bakırdan üretilecek. 1 gümüş dirhem 1 dolara eşit olacak.Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) 'Dinar, Dirhem ve Fils' adını taşıyacak ve altın, gümüş ve bakır’dan üretilecek yeni parasını sosyal medya üzerinden tanıttı.IŞİD Devlet Hazinesi Divanı’nın açıklamasına göre, basımı yapılacak para, Müslümanlara empoze edilen ve onların birikimlerini ziyan eden uluslararası para ve sermaye piyasasından bağımsız olacak ve üretildiği metalden değerini alacak.Açıklamada, para basma kararının çok uzun değerlendirme sürecinden geçtiği ve bu konuda uzmanlar tarafından Şura Meclisi’ne sunulan kapsamlı yasa tasarısının incelenerek onaylandığı ifade edildi.IŞİD, paranın üç farklı birimden oluşacağını, üretim sürecinin ve para değeri biçmenin Hazine Divanı tarafından kararlaştırılacağını duyurdu.En küçük para Fils, 10 ve 20'lik olarak bakırdan üretilecek. Gümüşten üretilecek Dirhem 5-10 ve 20'lik olarak basılacak. En değerli maden altından üretilecek Dinar ise 1 ve 5'lik olacak.Altından üretilen 5 Dinar yaklaşık 1500 Türk lirasına tekabül edecek. Al Jazeera
Samsung, Altın Kaplama TV Üretti
Güney Koreli Samsung özel bir hayır kuruluşu için 78 inç boyutlarında kavisli UHD bir TV üretti. Televizyonun arka yüzü tamamen altın ile kaplandı ve özel bir tasarıma kavuştu.Samsung yaptığı duyuru ile birlikte özel üretim 78 inç boyutlarındaki kavisli Ultra HD televizyonunu tanıttı. Dünya üzerinde sadece tek bir şanslı kişinin sahibi olabileceği bu özel televizyonun büyük kısmı tamamen altın alaşımı ile kaplanmış. Altın vernik karışımı bir madde ile kaplanan cihazın üzerinde özel çizimler de yer alıyor.Hong Kong'da gerçekleştirilecek özel bir hayır etkinliği için özel olarak hazırlatılan ürün 2 kavuşacak. Güney Koreli sanatçı Sung Yong Hong tarafından Kore'nin özel vernik boyama tekniği olan 'Ottchil' ile süslenen 78 inç'lik UHD cihaz arka yüzünde Neolitik çağdan kalma bir çizim anlayışına ev sahipliği yapıyor. Bu boyama tekniği ise ' özel şeyleri korumak ve saklamak ' için kullanılmış.Samsung en önemli anıları ve mutlulukları 'saklamak' temasını kullanmak istediklerini belirtirken, altın vernik kaplamalı arka yüzeyde sinema tarihinin en önemli filmlerinden ikonik görüntüler kazınmış.Hong Kong'da gerçekleşecek ön sunum sonrası açık artırma ile satılacak bu özel televizyonun rekor bir fiyata alıcı bulması bekleniyor.ShiftDelete.Net
Reklam
Türk Sineması 100. Yaşını Kutluyor
Türk sineması, ilk Türk filmi kabul edilen 'Ayastefanos Abidesinin Yıkılışı'nın bugün 100'üncü yaşını kutluyor.Osmanlı coğrafyasının beyaz perdeyle tanışmasından tiyatro kökenli ilk dönem filmlere, 'Fransız kızlar' için uygulanan ilk sansürden bir döneme damga vuran Muhsin Ertuğrul'a ve Yeşilçam'dan milenyumla yeniden ivme kazanan yerli filmlere Türk sineması, dünyanın en eski ulusal sinemaları arasında yer alıyor.İstanbul Şehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Peyami Çelikcan, araştırmacı ve yazarlar tarafından başlangıç alındığı tarih dolayısıyla zaman zaman tartışmaların odağı olan Türk sinemasına ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.Sinemanın bu topraklardaki geçmişinin çok daha eskilere dayandığını belirten Çelikcan, 'Bu yıl 100. yaşını kutladığımız sinemamızın geçmişi, İstanbul'da ilk film gösteriminin yapıldığı 1896'ya kadar uzanıyor. O yıl, Beyoğlu'nda başlayan sinema gösterimlerinin ardından geleneksel temaşa sanatının sergilendiği alanlarda film gösterimlerinin yapılmasıyla sinema seyircisi oluşuyor. Dünya sinemasının başlangıcının da Lumiere Kardeşlerin 1895'te Paris'te ilk filmlerinin seyirciyle buluşmasıyla başlatıldığı göz önüne alındığında, aslında Türk sinemasının başlangıcını da 1896 almak daha uygun olur' diye konuştu.Çelikcan, 1914'e gelene kadar Avrupalı sinemacıların Osmanlı coğrafyasına ilgisi dolayısıyla yüzyılın başından itibaren çeşitli çalışmalar yapıldığını, film çekim ve gösterimine ilişkin ilk yasal düzenlemenin hazırlandığını ve Osmanlı tebaasından Makedon asıllı Manaki Kardeşlerce 1911 yılında da belgesel filmler çekildiğini anlattı.Çelikcan, Osmanlı ordusunda görevli Fuat Uzkınay'ın 1914'teki çektiği ve günümüze ulaşan hiçbir kopyasının bulunmadığı filmin, dönemin koşulları dolayısıyla Türk sinemasının başlangıcı olarak referans alındığını söyledi.Beyaz perdeye ilk yansıma Yıldız Sarayı'ndaÖte yandan, AA muhabirinin çeşitli kaynaklardan derlediği bilgilere göre, Türk sinemasının bir asrı ise şöyle:Osmanlı Devleti, dünyanın ilk kez Lumiere Kardeşler'in 1895'te çektiği bir trenin gardan hareketini gösteren filme hemen ilgi göstererek, Yıldız Sarayı'ndaki ilk gösterimle bu topraklar 'büyülü dünya' ile tanıştı. Türk sinemasının ilk adımı ise 1.Dünya Savaşı'nın başladığı günlerde yedek subaylığını yapan Fuat Uzkınay'ın yönetmenliğinde 14 Kasım 1914'te propaganda amaçlı çekilen 'Ayastefanos'taki Rus Abidesinin Yıkılışı' belgeseliyle atıldı. Ardından, Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın emriyle 1915'te Merkez Ordu Sinema Dairesinin (MOSD) kurulmasıyla hem Türkiye'yi ziyarete gelen imparatorların gezi belgeselleri hem de birkaç öykülü film denemeleri yapıldı.Türk sinemasında ilk sansür 'Fransız kızları' için yapıldıDönemin sevilen tiyatro oyunu Leblebici Horhor ile 'Himmet Ağanın İzdivacı', 1916'da çekilmeye başlamasına rağmen savaş koşullarında vaktinde tamamlanamadı. Dolayısıyla Türk sinemasında yarım kalmadan çekilen ilk öykülü film, İstanbul'un işgaliyle MOSD'un sinemayla ilgili tüm malzemelerinin devredildiği Müdafaa-i Milliye Cemiyetinin Sedat Simavi'ye ısmarladığı 'Pençe' ve 'Casus' filmleri oldu. Türk sinemasında sansür ilk kez, İstanbul'un İtilaf devletlerinin işgali altında bulunduğu 1919'da çekilen 'Mürebbiye' filmine uygulandı. Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın aynı adlı eserinden Fuat Uzkınay'ın yapımcılığında beyaz perdeye aktarılan sessiz film, Fransız kadınları kötü gösterdiği gerekçesiyle yasaklanmasına rağmen gizlice gösterildi.Türk sineması ilk komedi film serisine ise 1921'de gösterilen 'Bican Efendi' ile kavuştu.Sinemada 'tek adam' dönemiİlk özel yapımevi Kemal Film'in kuruluşuyla Türk sinemasında yeni bir dönem başladı. Muhsin Ertuğrul, yurt dışında edindiği sinema tecrübesiyle uzun yıllar 'tek adam' olarak pek çok ilki hayata geçirdi. 'İstanbul'da Bir Facia-i Aşk' filmiyle Türk sinemasına adım atan Ertuğrul, aleyhlerinde çekildiği düşüncesiyle film setinin Bektaşilerce basıldığı 'Boğaziçi Esrarı', ilk kez Türk kadınlarının rol aldığı 'Ateşten Gömlek', ilk ortak yapım (Türk-Mısır-Yunan) 'İstanbul Sokaklarında' filmlerinin de aralarında olduğu yapımlara imza attı.Türk sineması ilk uluslararası ödülünü, Ertuğrul'un 1934'te ikinci kez perdeye uyarladığı 'Leblebici Horhor Ağa'nın Venedik 2. Uluslararası Film Şenliği'nde 'onur diploması'na layık görülmesiyle aldı.2. Dünya Savaşı'nın olumsuz etkisiyle 1939-1945 yıllarında çok az sayıda filmin üretildiği Türk sinemasının yerini yabancı filmlerin doldururken, 'Yerli Film Yapanlar Cemiyeti'nce 1948 yılında ilk kez düzenlenen yarışma sektöre canlılık getirdi.Sinemamızın 'altın çağı'Yüzyılın ikinci yarısından itibaren Türk sineması büyük bir atılım yaptı. Sinemacı Ömer Lütfi Akad'ın 1949 yılında çektiği 'Vurun Kahpeye', sektörü yeniden şekillendirdi. Tarihi filmler, roman uyarlamaları, şehir hikayelerinin de ağırlık kazandığı 50'li yıllarda bir sinema dili oluşturulmaya başlandı. Yönetmen Akad'ın parladığı bul yıllarda, Türk sinemasının da yıldızları yükselerek Ayhan Işık, Belgin Doruk, Zeki Müren, Fikret Hakan gibi isimlere kavuştu.Film üretim verimliliğinin en üst noktaya çıktığı 1960'lı yıllarda ise sinema ulusal bir kimliğe büründü. Yapım, üretim ve dağıtım gücü bakımından 'altın çağ' kabul edilen bu dönemde, 1963'ten itibaren renkli filmler ağırlık kazandı. Türk sineması, 1966 yılında 241 film üreterek dünya uzun metraj film üretimi sıralamasında 4'üncü oldu. Memduh Ün, Metin Erksan, Atıf Yılmaz, Ertem Eğilmez, Halit Refiğ gibi yönetmenlerin yanı sıra Cüneyt Arkın, Hülya Koçyiğit, Kartal Tibet, Yılmaz Güney, Fatma Girik, Türkan Şoray gibi oyuncular da sinema dünyasına adım attı.İlk 'Altın Portakal' ve 'Altın Ayı' ödülleriTürk sineması uluslararası ilk büyük zaferine, 1964'te Berlin Film Şenliği'nde 'Altın Ayı'yı kazanan Metin Erksan'ın 'Susuz Yaz' filmiyle ulaştı. Kültür ve Turizm Bakanlığınca bu yaz gerçekleştirilen 'En İyi 100 Film' anketinde halkın oymasıyla da birinci seçilen Susuz Yaz, Türk sinemasının en iyi filmi olarak yüzyıla damga vurdu. Aynı yıl Türk Film Prodüktörleri Cemiyeti ve Antalya Belediyesinin ortak girişimleriyle I. Antalya Film Festivali (Altın Portakal) düzenlendi.1965'ten itibaren, bir filmin 5-6 günde tamamlandığı, iç içe filmler çevrildiği 'hızlı' film furyası başladı. Günlük gazetelerde ve dergilerde yayınlanan çizgi romanlarla fotoromanların beyaz perdeye de yansıtılmasıyla başlayan avantür filmler modasıyla başta Killing olmak üzere Baytekin, Fantoma, Mandrake, Uçan Adam gibi filmler çekildi.Beyazperdede farklı türlerTelevizyonun evlere girmesinin sinemadan uzaklaşıldığı 1970'li yıllarda, bu zamana kadar çekilen melodramlar, komediler, sosyal içerikli dramlarla halkın içine giren, Ortadoğu ve Balkan ülkelerinde de izlenir hale gelen Türk sinemasının, çeşitli furyaların etkisiyle kalitesi düştü, sektör daralma sürecine girdi. Türkiye ve dünyadaki olayların etkisiyle 70'ler hem arabesk hem Almanya'ya işçi göçü dolayısıyla gurbet hem 'Karaoğlan', 'Malkoçoğlu', 'Tarkan'lı, 'Çeko', 'Zorro', 'Killing', 'Tom Miks', 'Süperman'li fantastik, avantür hem de erotik filmlerin çekildiği dönem oldu.Öte yandan, Atıf Yılmaz'ın 'Selvi Boylum Al Yazmalım', 'Kibar Feyzo', Lütfi Akad'ın 'Gelin', 'Düğün' ve 'Diyet' üçlemesi, Metin Erksan'ın 'Sensiz Yaşayamam', Erden Kıral'ın 'Kanal', Ali Özgentürk'ün 'Hazal', Yılmaz Güney'in 'Umut', 'Arkadaş' filmleri dönemin dikkat çeken yapımları arasında yer aldı.Türk sinemasında Ertem Göreç'in 'Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler'iyle ilk kez masal uyarlaması filmler görücüye çıkarken, Türker İnanoğlu'nun canlandırdığı 'Yumurcak', Menderes Utku'nun 'Afacan' filmleri de sinemada 'çocuk kahramanlar' ortaya çıkardı. Bu dönem ayrıca Şule Yüksel Şenler'in Huzur Sokağı romanından uyarlanan 'Birleşen Yollar'ın beğenilmesiyle din temalı filmler de bir biri ardına beyaz perdeye yansıdı.Sinemaya 'darbe' etkisiTürk sineması, 1980 darbesinin etkisiyle dönüşüm yaşarken, filmlerin başrol oyuncusu yerine yönetmeniyle anılmaya başlamasıyla 'Yeşilçam' dönemi sona erdi. Bunun yanı sıra 1980'lerin başlarında 70 civarında film üretilirken 1984'ten itibaren yıllık 100 filmin üzerine çıkıldı ve sanat filmlerine ağırlık verildi.Film festivallerinin kendi seyirci kitlesini oluşturmaya başladığı bu dönemde, Türk sineması Cannes Film Festivali'nin büyük ödülü 'Altın Palmiye'ye, ilk kez Şerif Gören ve Yılmaz Güney'in 'Yol' filmiyle 1982'de sahip oldu.1990'lar 'Eşkıya' ile canlandıTürk sinemasının krize girdiği 1990'lı yıllarda film üretimi sayısı yılda 10'a kadar düştü. Sinemaların kapandığı, televizyon kanallarının çeşitlendiği, VCD-DVD'lerle alternatif izleme alanlarının ortaya çıktığı dönemde Türk sineması kimlik arayışına girdi.Yönetmenlerin daha gerçekçi ve yaşamın içinden küçük öykülerin anlatıldığı yapımlara yöneldiği bu dönemde televizyon kanallarının desteğiyle de pek çok film üretildi.Yavuz Turgul'un 1996'da çektiği 'Eşkiya' filmi 90'ların en önemli yapımı olurken, Türk sinemasının yeniden zirveye çıkması için gereken ivmeyi sağladı.Sinan Çetin'in 'Berlin in Berlin', Ömer Vargı'nın 'Her Şey Çok Güzel Olacak', Mustafa Altıoklar'ın 'Ağır Roman', Derviş Zam'in 'Tabutta Rövaşata', Reha Erdem'in 'Kaç Para Kaç', Tomris Giritlioğlu'nun 'Salkım Hanımın Taneleri' dönemin dikkat çeken yapımları arasında yer aldı.Milenyumun bereketiTürk sineması tırmanışa geçtiği 2000'li yıllarda ilk önemli başarısını, Nuri Bilge Ceylan'ın Uzak filminin 2003'te Cannes Film Festivali'nde 'Jüri Büyük Ödülü'nü kazanmasıyla yakaladı.Özellikle 2005'ten itibaren film üretim sayısında artışın yanı sıra yerli film seyircisi de sinemaları doldurdu. Rekorların kırıldığı bu yıllarda, Türk sineması bugüne kadarki en büyük gişesine ise 7 milyonu aşkın kişinin izlediği 'Recep İvedik 4' filmiyle ulaştı.2005 yılında 30 milyona yaklaşan sinema seyircisi sayısı geçen yıl 50 milyonu geçti. Vizyon gelirinin 505 milyonu aştığı sektörün toplam büyüklüğü ise 2 milyar lirayı aştı.Sektör, 2013 yılı itibariyle 620 sinema binası, 2 bin 170 sinema perdesi ve 271 bin 250 sinema koltuğuyla sinemaseverlere hizmet veriyor.Tuğba Özgür Durmaz | AA
'Babasını Öldürüp, Tv Sehpası Yaptı'
İngiltere'de Nathan Robinson adlı bir zanlının babasını öldürdükten sonra cesedi parçalara ayırıp, televizyon sehpası olarak kullandığı iddia edildi.İddiaya göre Robinson 158 kilo ağırlığındaki babasını öldürdükten sonra cesedini parçalara ayırdı ve parçaları plastik saklama kaplarına koydu. Sonra da üst üste koyduğu saklama kaplarını televizyon sehpası olarak kullandı.Öldürülen baba William Spiller’ın parçaları Haziran 2013’te Bournemouth kentindeki bir dairede bulunmuştu.28 yaşındaki Nathan Robinson, babasını planlayarak öldürmediğini söylüyor ve olayın kazayla ölüme sebebiyet vermek olduğunu savunuyor.Savcılığın iddiasına göre, cinayet geçen ay baba ile oğulun arasında para yüzünden çıkan tartışmanın ardından işlendi.Savcı Nigel Lickley, jüriye Robinson’ın taksi şöförü babasını birlikte yaşadıkları evde öldürdüğünü, cesedi maket bıçağı ve testere kullanarak parçalara ayırdığını söyledi.William Spiller’ın kız arkadaşı uzun süre mesajlarına cevap alamayınca polise kayıp ihbarında bulundu.Yetkililer 1.67 boyundaki Spiller’ın ceset parçalarını plastik saklama kaplarının içinde titizlikle paketlenmiş şekilde, kafasını ise bir dosya dolabının içine saklı halde buldular.Jüri üyelerine olayın yaşandığı dairenin fotoğrafları gösterildi.Fotoğraflarda içinde ceset parçaları bulunan plastik saklama kaplarının üst üste konup televizyonun sehpası olarak kullanıldığı görüldü.Mahkemede alt kat komşusunun banyo tavanından akan “pembe bir sıvı” gördüğü belirtildi.Komşu daha önce üst kattan tartışma sesleri duyduğunu ve kurbanın oğluna ‘Seni hayatım boyunca beslememi mi bekliyorsun?’ şeklinde bağırdığını anlattı.Akıntının kaynağını araştırmak için zanlının evine giden alt kat komşusu, Robinson’ı ‘oldukça sakin, gayet normal, kendinde’ olduğunu söyledi.Savcı Lickley, Robinson’ın babasının parasından en az 7,750 sterlin aldığını bu arada öldürdüğü babasına gelen cep telefonu mesajlarına yanıt da verdiğini anlattı.BBC Türkçe
Reklam
Manisa'da Sıradaki Tehlike  Nikel Madenciliği mi?
Manisa'da sülfir asit ile yapılmak istenen nikel madenciliği nedeniyle 2 milyon ağaç ve Gediz Ovası yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. ÇED raporu kabul edildi.Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Manisa Turgutlu Çaldağı'nda çıkarılmak istenen nikel madeni ile ilgili projenin yeni Çevresel Etki Değerlendirilme (ÇED) raporuna onay verdi.Çaldağı'nda sülfir asit ile yapılmak istenen nikel madenciliği nedeniyle 2 milyon ağaç ve Gediz Ovası yok olma tehlikesi ile karşı karşıya.VTG Holding’e bağlı Çal Dağı Nikel Madencilik AŞ, uzun süredir Çaldağı'nda nikel madeni çıkarmak istiyor. Halkın ilk ÇED raporuna açtığı dava devam ederken, şirket ÇED raporunda değişiklik yaparak bakanlığa sunmuştu. Bianet'ten Nilay Vardar'ın haberine göre, bakanlığın kabul ettiği yeni rapora da dava açılacak.
Kullanım Bedeli Liradan Dolara Çevrildi, Doğalgaza Gizli Zam Geldi
Enerji Bakanlığı'nın hazırladığı kanun tasarısında İGDAŞ'ın abonelerinden TL olarak olduğu sistem kullanım bedeli dolara çevrildi.İGDAŞ’ın özelleştirilmesiyle İstanbul’da doğalgaz zamlanacak. Enerji Bakanlığı’nın hazırladığı kanun tasarısında, İGDAŞ’ın abonelerden TL olarak aldığı sistem kullanım bedeli dolara çevrildi.Ayrıca ilk taslakta metreküp başına 0,05555 dolar olarak belirlenen sistem kullanım bedeli son tasarıyla 0,0622378 dolara çıkarıldı.İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İGDAŞ özelleştirme sürecinin kasım ayında başlatılacağını açıkladı.Türkiye'nin en büyük doğalgaz dağıtım şirketi olan İGDAŞ'ın özelleştirilmesi, aboneleri üzecek. Çünkü satışla birlikte İstanbul'da doğalgaz hemen zamlanacak.Nedeni Enerji Bakanlığı'nın hazırladığı kanun tasarısı.Tasarıyla, İGDAŞ'ın halen abonelerinden TL olarak aldığı sistem kullanım bedelini dolara çevrildi ve metreküp başına 0,05555 dolar karşılığı TL alarak belirlendi.Ancak bakanlık tasarıda Başbakanlık ve TBMM’ye gönderilme sürecinde değişikliğe giderek sistem kullanım bedelini metreküp başına 0,055550 dolardan 0,0622378 dolara çıkardı.İGDAŞ'ın değer artışı, abonelerin cebinden çıkacakUzmanlara göre, abone için sevindirici olmayan bu durum İGDAŞ'ın özelleştirme değerini artıracak. İGDAŞ'ın 5,3 milyon abonesi bulunuyor. Şirketin yıllık doğalgaz satışı ise 5 milyar metreküp civarında.Doğalgaz dağıtım şirketlerinin tarifeleri (Sistem kullanım bedeli dâhil), Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) onayına tabi.Kurum, dağıtım şirketinin geliri olarak da bilinen sistem kullanım bedelini Türk Lirası (TL) olarak belirliyor.Ancak Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin kuruluşu Başkentgaz'ın özelleştirmesinde birim hizmet bedeli yasayla dolara çevrilmiş ve metreküp başına 0,05555 US doları/metreküp, serbest tüketicilerden alınan taşıma bedeli ise 0,0077 US doları/metreküp olarak belirlenmişti.Bu nedenle aboneler için sistem kullanım bedeli, dolar kuruna paralel her ay yeniden belirleniyor.Ankara'da özelleştirme öncesi (Mayıs 2013) metreküp başına 0,100146 TL olan sistem kullanım bedeli döviz kuru nedeniyle özelleştirme sonrası artışa geçti.Ankaralı aboneler için bedel, Kasım 2014'te metreküp başına 0,125621 TL'ye yükseldi. Enerji Bakanlığı'nın tasarısı aynen yasallaşırsa, İstanbul içinde (İGDAŞ) abonelerden alınan birim hizmet bedeli de 10 yıl boyunca her ay yeniden belirlenecek.ÖNCE DOLARA ÇEVRİLDİ, SONRA ARTTIEnerji Bakanlığı'nın hazırladığı ‘Doğalgaz Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı' Başbakanlık tarafından TBMM'ye gönderildi (Ağustos 2014).Tasarının İGDAŞ'ın özelleştirilmesinin gündeme alınması nedeniyle kısa sürede yasallaşması bekleniyor.Bakanlık ilk hazırladığı ve Başbakanlık'a gönderdiği taslakta (Eylül 2013) abonelerden alınan sistem kullanım bedeli (Dağıtım şirketinin geliri) dolara çevrilerek yeniden belirlendi.Taslağın geçici 3. maddesi şöyle: İGDAŞ'ın hisselerinin özelleştirilmesine dair hisse satış sözleşmesinin imza tarihinden itibaren on yıl boyunca sistem kullanım bedeli (birim hizmet ve amortisman bedeli) 0,05555 ABD Dolar/m3 karşılığı TL, sistem kullanım bedeli (taşıma bedeli) 0,0077 ABD Doları/m3 karşılığı TL olarak uygulanır.Ancak taslak Başbakanlık sürecinde değişikliğe gidilerek sistem kullanım bedeli dolar bazında artırıldı.TBMM’ye gönderilerek tasarının ilgili maddesi şöyle (Geçici madde 12):İGDAŞ'ın hisselerinin özelleştirilmesine dair hisse satış sözleşmesinin imza tarihinden itibaren on yıl boyunca sistem kullanım bedeli (birim hizmet ve amortisman bedeli) 0,062378 ABD Doları/m3 karşılığı TL, sistem kullanım bedeli (taşıma bedeli) 0,01480 ABD Doları/m3 karşılığı TL olarak uygulanır.T24
Kadınların Yazdığı 20 Hayat Değiştiren Kitap
Harper Lee’nin 1960’da yayımlanan “Bülbülü Öldürmek” adlı romanı “kadınların yazdığı hayat değiştiren kitaplar” oylamasında birinci seçildi.İngiltere’nin prestijli etkinliklerinden Baileys Kadın Yazarlar Roman Ödülü’nün başlattığı kampanyayla sosyal medya üzerinden bir halk oylaması yapıldı ve “kadınlar tarafından yazılmış en etkileyici ve okurların hayatını değiştiren kitap” Harper Lee’nin “Bülbülü Öldürmek” romanı seçildi. Gelecek sene Baileys Ödülü’nün jüri başkanlığını üstlenecek, halihazırda İngiltere merkezli insan hakları kuruluşu Liberty’nin direktörü olarak görev yapan Shami Chakrabarti, romanı “çoğumuzu insan haklarına duyduğumuz inançla ilk kez tanıştıran kitap” olarak nitelendirdi. “Bülbülü Öldürmek” beyaz bir kadına tecavüzle suçlanan siyah Tom Robinson’ı savunan avukat Atticus Finch’in hikayesini anlatıyor ve ırksal adaletsizlik ve masumiyetin yok edilmesi gibi temaları merkeze alıyor. Kadınlar tarafından yazılmış en etkileyici 20 kitap listesinde çocuk kitaplarından klasiklere, bilimkurgudan romansa kadar farklı türde eserler yer alıyor. Listede “Bülbülü Öldürmek”i, Margaret Atwood’un kadınlara mülk gibi davranılmasını anlatan distopik romanı “Damızlık Kızın Öyküsü” takip ediyor. Charlotte Brontë’nin “Jane Eyre”i, J.K. Rowling’in “Harry Potter” serisi ve Brontë kardeşlerden Emily’nin “Uğultulu Tepeler”i listede ilk beşe giren diğer kitaplar oldu. Halk oylamasıyla seçilen 20 kitaplık listenin tamamı şöyle: 1) “Bülbülü Öldürmek” – Harper Lee 2) “Damızlık Kızın Öyküsü” – Margaret Atwood 3) “Jane Eyre” – Charlotte Brontë 4) “Harry Potter” serisi –J.K. Rowling 5) “Uğultulu Tepeler” – Emily Brontë 6) “Gurur ve Önyargı” – Jane Austen 7) “Rebecca” –Daphne du Maurier 8) “Küçük Kadınlar” – Louisa May Alcott 9) “Gizli Tarih” – Donna Tartt 10) “I Capture the Castle” – Dodie Smith 11) “Sırça Fanus” –Sylvia Plath 12) “Sevilen” – Toni Morrison 13) “Rüzgar Gibi Geçti” – Margaret Mitchell 14) “Kevin Hakkında Konuşmalıyız” –Lionel Shriver 15) “Zaman Yolcusunun Karısı” – Audrey Niffenegger 16) “Middlemarch” – George Eliot 17) “I Know Why the Caged Bird Sings” – Maya Angelou 18) “Altın Defter” – Doris Lessing 19) “Renklerden Moru” – Alice Walker 20) “Kadınlara Mahsus” – Marilyn FrenchMilliyet
Reklam
Türkiye'nin Gümrük Birliği Resti Ne Anlama Geliyor?
Avrupa Birliği (AB) Bakanı ve Başmüzakereci Volkan Bozkır'ın 'ABD ve AB arasında imzalanacak bir serbest ticaret anlaşmasından Türkiye dışlanırsa Gümrük Birliği'ni askıya alabiliriz' sözleri yeni bir tartışma başlattı.Ankara'yı rahatsız eden konu, dünyanın iki büyük ekonomik pazarının Türkiye'yi dışlayarak gümrüklerini karşılıklı olarak açması durumunda Türkiye'nin özellikle ABD pazarında haksız bir rekabetle karşı karşıya kalabileceği endişesi.Türkiye Gümrük Birliği anlaşmasına imza atmış olan bir ülke olduğu için Brüksel'in imzaladığı her serbest ticaret anlaşması Türkiye'yi de bağlıyor. Yani Türkiye de diğer tüm AB üyeleri gibi anlaşma yapılan ülkeye gümrüklerini açıyor. Ancak AB ile anlaşıp Türkiye ile ikili bir ticaret anlaşması yapmayan ülkeler için aynı durum söz konusu değil.Yani Türkiye ile ayrı bir anlaşma yapmayan bir ülke Türkiye'ye gümrüksüz mal sokarken, Türkiye'den ithal ettiği ürünler için gümrük tarifelerini çalıştırabiliyor.'Burada teknik bir uyuşmazlık var' diyen Marmara Üniversitesi'nden AB Ticaret Politikaları uzmanı Sait Akman, AB'nin yaptığı anlaşmaların Türkiye'yi de bağlar hale geldiğini ifade ediyor ve 'Danışma mekanizmaları olsa da bunlar yetersiz kalıyor' diyor.Sanayiciler de 'ortaya çıkan haksız rekabet ortamından' rahatsız.Denizli Sanayi Odası Başkanı Müjdat Keçeci 'Avrupa Briliği'nin serbest ticaret anlaşmaları bizim en büyük sorunumuz. Anlaşma yaptıkları ülkelere mal satmakta çok zorlanıyoruz. Rekabet edemiyoruz' diyor.Belki en son seçenektir ama Bakan'ın tepkisine katılıyorum. Yoksa bu anlaşma yüzünden Türkiye mağdur olacak.'Müjdat Keçeci, Denizli Sanayi Odası BaşkanıSait Akman'a göre sanayiciyi rahatsız eden 'Gümrük Birliği'nin bağlayıcılığ'ı, söz konusu ülke ABD gibi dünyanın en büyük ekonomisi olunca siyasi tepki de çekiyor.Türkiye'nin ABD ile ticari ilişkileri özellikle 2007'den itibaren canlanmaya başlamıştı. 2011'e kadar iki ülke artasındaki ticari ilişkiler ABD lehine gelişmiş ve Türkiye'nin ABD'ye karşı verdiği dış ticaret açığı 11 milyar doları aşmıştı. Sonraki yıllarda bu artış Türkiye'nin ihracatındaki artışla birlikte kademeli olarak kapanmıştı.AB ve ABD arasındaki olası bir ticaret anlaşmasıyla birlikte bu tablonun tekrar terse dönebileceği ve ABD'ye karşı verilen açığın tekrar artışa geçebileceği ifade ediliyor.İş çevreleri ise Volkan Bozkır'ın 'Gümrük Birliği askıya alınır' açıklamasını farklı yorumluyor.Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Derneği (TÜSİAD) Uluslararası Koordinatörü Bahadır Kaleağası, 'Bakanın sözlerini Türkiye'nin dışlandığı bir ticaret anlaşması imzalanması halinde Gümrük Birliği'nin fiilen işlemez hale geleceği şeklinde yorumluyoruz' diyor.AB ve ABD'nin de durumun farkında olduğunu ifade eden Kaleağası, 'Türkiye'yi dışarıda bırakan bir ABD-AB anlaşması sadece Türkiye'yi değil Avrupalı ve ABD'li iş çevrelerini de rahatsız ediyor. Türkiye'de yatırımı olan Alman şirketler, ABD'li şirketler rahatsız. Bu yatırımlarını Gümrük Birliği'nin sunduğu avantajları göz önüne alarak yapmışlartdı' diyor.Peki iş çevreleri, sanayiciler ve akademisylenler bu sorunu aşmak için ne gibi öneriler getiriyor?Denizli Sanayi Odası Başkanı Keçeci'ye göre, eğer ABD ve AB Türkiye'yi dışlarıda tutmaya devam ederse Gümrük Birliği'nin askıya alınması bir seçenek olabilir.'Belki en son seçenektir ama Bakan'ın tepkisine katılıyorum. Yoksa bu anlaşma yüzünden Türkiye mağdur olacak' diyor.Gümrük Birliği'nin askıya alınması durumunda ise hem Türkiye hem de AB ülkeleri karşılıklı olarak 18 yıl önce indirdikleri ticaret duvarlarını tekrar yükseltmesi anlamına gelecek.İhracatının yüzde 50'sini Avrupa Birliği'ne yapan Türkiye için bu durum rekabet gücünün zayıflaması anlamına geliyor.Sait Akman'a göre ise Gümrük Birliği'nin askıya alınması ya da serbest ticaret anlaşması statüsüne düşürülmesi AB'ye üyelik yolunda atılacak bir geri adım olacak.Akman, AB ve ABD arasındaki görüşmeler devam ederken Türkiye'nin olumsuz etkilenmesini önleyecek eşzamanlı bir sürecin yürütülebileceğini ifade ediyor.Ancak Akman, Volkan Bozkır'ın 'askıya alırız' açıklamasını kastederek 'Sürekli bu tür açıklamalar ilkişkileri zayıflatır. Bu söylemlerden dışarıdan çok iç kamuoyuna yönelik' diyor.TÜSİAD'dan Bahadır Kaleağası ise her ne kadar Türkiye'nin AB ve ABD arasındaki müzakerelere katılamayacağını söylese de 'Bu müzakereleri Avrupa Komisyonu yürütüyor. Ancak Türkiye en azından gözlemci statüsünde katılabilir. En azından ne yönde ilerlendiğini daha net görebiliriz' diyor.Enis Şenerdem | BBC Türkçe
Bakan Zeybekçi: 'Türkiye ile Yunanistan En Büyük Hatayı Zorunlu Göç Konusunda Yaptılar'
Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Türkiye ile Yunanistan'ın tarihte yaptığı en büyük hatanın zorunlu göç olduğunu söyledi.İZMİREkonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Ekonomi Bakanlığı koordinasyonunda Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) tarafından İzmir'de düzenlenen 'Türkiye-Yunanistan İş Forumu'nun açılışında yaptığı konuşmada, forumun iki ülke arasındaki ilişkilerin geleceği açısından büyük önem taşıdığını belirtti.'Bu adım inşallah hayırlara vesile olur' diyen Zeybekci, insanların bazı şeyleri seçme hakkının bulunmadığını, komşuluğun da bunlardan biri olduğunu ifade derek, şöyle devam etti:'Bazı şeyler vardık ki seçemezsiniz, bazı şeyler vardır ki kararı size ait değildir. İnsan annesini, babasını, kardeşini seçemez. İnsan çocuğunu seçemez, vatanını, coğrafyasını seçemez. Seçemediği bu özelliklere de çok büyük bir sevgiyle sarılmak zorundadır. Türkiye ile Yunanistan bu özelliklere sahip birer ülkedir. Bir birlerini seçme hakkı yoktur, bir birlerini seçme imkanları yoktur. Birinin diğerine 'seni istemiyorum' deme hakkı yoktur. Böyle bir alternatif yoktur, böyle bir şans yoktur. Ama bence zor olanı zorlamaktan ziyade kolay olanı yapmak lazım. Bir birini çok sevmeleri gereken iki ülke olarak düşünüyorum.'Birlikte hareket etmenin önemiİki ülkenin birlikte hareket etmesinin önemine dikkati çeken Bakan Zeybekci, 'Eğer akıllı olursak, 1 artı 1'i 2 değilde, 1 artı 1'i 3, 1 artı 1'i 4, 1 artı 1'i 5, 7-8-11 yapacaksak eğer, işbirliği yapmak zorundayız. Aynı denizin iki tarafında aynı kıyının 3 kilometrelik 5 kilometrelik mesafesinde aynı rüzgardan beslenen, aynı yağmurun altında ıslanan aynı coğrafyanın ve kültürün bir çok şeyi birlikte paylaşan ülke bence bugüne kadar maalesef ciddi hata yapmıştır' diye konuştu.Zorunlu göç büyük hataEkonomi Bakanı Zeybekci, iki ülkenin yavaş yavaş birbirlerini tanımaya başladığına işaret ederek, şunları söyledi:'İki ülkenin tarihinde yaptığı en büyük hata savaşmalarıydı ama savaşmaktan daha kötü bir hata bu zorunlu göç oldu. Buradaki Anadolu'daki insanlarının göç ettirilmesi, adalardaki ve Yunanistan'daki insanların zorla göç ettirilmesidir. Elimizdeki en büyük fırsatı böyle teptik. İki ülke arasındaki en büyük köprüyü yıktık, en büyük imkanı ortadan kaldırdık. Keşke o hata yapılmasaydı, keşke o zorunlu göç olmasaydı. Keşke birlikte yaşama kültürü ilelebet devam etseydi. Bütün bu coğrafyada yine bizim dostlarımız, komşularımız, arkadaşlarımız yerinde kalsaydı. Girit'te, Rodos'ta, Selanik'te de Türk kökenle Yunanistan vatandaşları orada kalsaydı.'Yunanistan'daki anısını anlattıNihat Zeybekci, geçmişte kendisi için Yunanistan'ın her denize girdiğinde 'karşı ada, karşıdaki komşu' gibi göründüğüne değinerek, şöyle konuştu:'2005 yılında Denizli Belediye Başkanı olduğum dönemde Türk-Yunan ortaklığında yapılan bir kültür etkinliği için Samos ya da Sisam'a gitmiştik. Hangisi Türkçe hangisi Yunanca bilmiyorum. Yunan tarafı Samos mu diyor. Bunda bile iki tarafta itilaflar var. Oraya gittik, bizi çok güzel ağırladılar. O küçük adanın merkezinde bir okul bahçesinde çok doğal ortamda bizi karşıladılar. Ada halkı evlerinden karnıyarık, cacık getirdiler. Çok önemli bir şey yaşadım. Çok yaşlı bir kadın geldi, bana Türkçe 'hoş geldin' dedi. 'Biz seninle akrabayız' dedi. Olabilir, bundan memnun olurum dedim. Nereden akrabayız dedim. 'Senin soyadın Zeybekci, bizim de soyadımız Zeybeki' dedi.'İki ülkenin bir araya gelmesi durumunda karşılıklı kazançların ortaya çıkacağını vurgulayan Zeybekci, turizmde çok büyük işbirliğinin yapılabileceğini yineledi.Zeybekci, 'Ege'nin rüzgarını, turizmini, koylarını birlikte pazarlayabiliriz. Ege'nin imkanlarını birlikte bütün dünyaya pazarlayabiliriz. Önümüzdeki yıllarda birçok projeyi bir çok etkinliği birlikte yapabiliriz. Japonya-Kore örneği çok önemli. Dünya kupasını beraber düzenlediler. Biz niye uluslararası etkinliklerde işbirliği yapmayalım. Bir birini tamamlayan iki ülke. Diğer taraftan da çok büyük avantajlarımız şu. Yunanistan'ın potansiyeli sadece yüz ölçümü, nüfusu veya ekonomisiyle sınırlı değil. Türkiye'nin de potansiyeli sadece yüz ölçümü sınırlı değil' şeklinde konuştu.İki ülkenin Balkanlar'da, Orta Asya'da ve dünyanın diğer ülkelerinde birlikte iş yapabileceğini anlatan Zeybekci, 'Türk müteahhit şirketleri, dünyada Çin'den sonra ikinci sırada. Türk müteahhitlerinin sadece geçen sene dünyada ait oldukları müteahhit kontratları 40 milyar dolara yakın. Türk müteahhitlerinin şu anda devam ettirdikleri, tamamladıkları projelere baktığımızda 300 milyar dolar civarında. Yunanistan ile Türkiye birlikte üçüncü ülkelerde çok büyük yol alabilirler' ifadelerini kullandı.Nihat Zeybekci, çok büyük önem taşıyan bu toplantının hemen ardından sektörel bazda yeni toplantılar yapılabileceğine işaret etti.Muhabir: Ali Rıza Karasu/Halil ŞahinAA
Reklam
6 Ucuz ve Çevreci Ulaşım Alternatifi
Türkiye'de ortalama 8 kişiye 1 otomobil düşmesine rağmen, büyük şehirlerde araçların %70'inin sadece bir kişiyi taşıdığını düşünürsek, toplu taşıma kullanmamız ya da ulaşımı da paylaşmaya başlamamız gerekiyor. Daha az tüketmek, bireylerin üretime katkısını artırmak ve çevreyi daha az kirletmek için Paylaşım Ekonomisi platformlarına her gün bir yenisi ekleniyor.  Paylaşım Ekonomisine ve çevreye en çok katkıda bulunan Ulaşım Paylaşımı toplulukları ise (henüz çok yaygınlaşmış olmasa da) Türkiye'de faaliyet göstermeye başladı
IŞİD Kendi Parasını Tedavüle Sokacak
Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) hakim olduğu bölgelerde kendi para birimini kullanmak için harekete geçti.İngiliz Daily Mail gazetesinde yer alan habere göre, IŞİD'in basmayı planladığı paralar altın ve gümüş sikke şeklinde olacak. Yeni paraları IŞİD'in önümüzdeki birkaç hafta içinde tedavüle sokması bekleniyor. Terör örgütü, bu paralarda Halife Osman'ın 630'lu yıllarda tedavüle soktuğu yuvarlak sikkeyi örnek aldı. O dönemde basılan sikkenin bir tarafından İslami yazıların bulunduğu damga, diğer yüzünde hükümdarın ismi ve basıldığı tarih yazıyordu. Bu altın sikke İslam dinarı adını taşırken yaklaşık 4,3 gram ağırlığındaydı. İslam dirhemi olarak adlandırılan gümüş sikke ise üç gramdı.Hakan AYTAŞ- KÖLN/DHA
Sanatçılar Akün ve Şinasi Sahneleri İçin Nöbet Tutuyor
Akün ve Şinasi sahnelerinin gizlice satıldığının ortaya çıkmasın ardından tiyatrocular ve sanatseverler her akşam 19:00'da tiyatro önünde nöbet tutmaya başladı.Ankara'da bulunan Akün ve Şinasi sahnelerinin geçtiğimiz günlerde gizlice satıldığının ortaya çıkmasının ardından sanatseverler ve Devlet Tiyatroları (DT) oyuncuları her akşam saat 19:00'da tiyatro önünde bir araya geliyor.Satışın öğrenilmesinin ardından Cumartesi gününden bu yana her akşam sürdürülen nöbetlerde Ankara halkı sürece ilişkin bilgilendiriliyor. Önümüzdeki günlerde KESK'e bağlı Kültür Sanat Sen, bazı kültür sanat dernekleri ve platformlar arasında yapılacak toplantının ardından büyük bir eylem için Ankara halkına çağrı yapılacağı öğrenildi.'SAHNELERİN SATILMASI ANKARA'NIN KÜLTÜRSÜZLEŞTİRİLMESİ DEMEK'Bu akşamki nöbete katılan Kültür Sanat Sen üyesi DT oyuncusu İskender Altın, İleri'ye yaptığı açıklamada Akün ve Şinasi sahnelerinin satılmasının Ankara'nın ve Çankaya'nın kültürsüzleştirilmesi, tiyatronun ve sanatın kovulması demek olduğunu vurguladı.Şinasi ve Akün'ün Devlet Tiyatrolarına geçmeden önceki yıllarda da tiyatro ve sinema salonu olarak kente sanat hizmeti verdiğini hatırlatan Altın, bu iki sahnenin satışını tiyatroların özelleştirilmesinin devamı olarak gördüklerinin altını çizdi. Ankara gibi büyük bir kente mevcut sahnelerin yetmediğini belirten Altın, bu iki sahnenin satılmasının kentte ciddi bir kültürel boşuk yaratacağını sözlerine ekledi.İlerihaber
Reklam