onedio
İngiltere'de Sürücüsüz Araç Denemeleri Başlıyor
İngiltere'de sürücüsüz taşıtların trafiğe ve yol güvenliğine etkisinin araştırılması için 1 Ocak'tan itibaren dört bölgede test sürüşleri başlayacak. Sürüşler en az bir buçuk yıl sürecek. Bu süre üç yıla da çıkabilir.Proje, İngiltere Maliye Bakanı George Osborne'un bütçe hazırlıklarını anlattığı 'Sonbahar Raporu'nun açıklanmasının ardından, kamu sektöründe görev yapan sivil toplum kuruluşu Innovative UK tarafından duyuruldu.BBC Türkçe'de yer alan habere göre; Osborne, proje için Temmuz ayında ayrılan 10 milyon sterline ek olarak, 9 milyon sterlin daha fon sağlanacağını duyurdu.Sürücüsüz arabaların test sürüşleri Bristol, Coventry, Milton Keynes ve Londra'nın güneydoğundaki Greenwich bölgesinde başlayacak.Bristol'de oluşturulacak ve aralarında Axa sigorta şirketinin de bulunduğu konsorsiyum, arabaların trafiği azaltıp azaltmadığını ve yol güvenliğini artırıp artırmadığını araştıracak.Konsorsiyum ayrıca, halkın bu yeni teknolojiye tepkilerini, uygulamanın yasal sürecini inceleyecek ve sigorta değerlendirmesi yapacak.Sürücüsüz arabalar, Greenwich'te de yolcu taşıma amaçlı servis aracı ve vale park hizmetleri için denenecek.Halkın tepkisi incelenecekGreenwich'te projeyi hayata geçirecek Ulaşım Araştırma Laboratuvarı'nın üyeleri arasında General Motors, AA ve RAC sürücü kursları da bulunuyor.Proje kapsamında, otomatik sürüş özelliği bulunan bir araba simülatörü de incelenecek bölgenin üç boyutlu bir modelini çıkaracak, bu modelleme sayesinde de halkın bilgisayar aracılığıyla sürülen araca tepkileri gözlemlenecek.Ulaşım Araştırma Laboratuvarı Başkanı Rob Wallis, bu yöntemle halkın 'yenilikçi teknolojiyi kabullenebildiğini veya otomatik araçlara güvendiğini' gösterebileceklerini söyledi.Milton Keynes ve Coventry bölgelerindeki projenin uygulayıcıları arasında da Ford, Jaguar Land Rover ve mühendislik firması Arup da bulunuyor.Söz konusu bölgelerde de sürücüsüz araçlar hem karayollarında hem de yayalara ayrılan bölgelerde özel tasarlanan eğitim alanlarında test edilecek.Bu grup da, araçların navigasyonuna yardımcı olması için yollarda ve çevre bölgelerdeki alt yapıya gerekli teknolojilerin geliştirilmesi üzerinde çalışacak.t24
Ak Saray'ın Altın Varaklı Bir Bardağı, Asgari Ücretten Fazla
Cumhurbaşkanı Edoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın kadın kuruluşlarını kabul ettiği yemekte, kullanılan bardaklar dikkat çektiMimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan ,Emine Erdoğan 'ın Ak Saray'da sivil toplum kuruluşlarını kabul ettiği yemekte, masada duran altın varaklı kadehlerin maliyetinin asgari ücretle çalışan işçinin maaşından fazla olduğunu söyledi.Cumhurbaşkanı’nın eşi Emine Erdoğan’ın sarayda, kadınlarla ilgili çalışma yürüten sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle buluştuğu yemekte, fotoğraflara yansıyan özel kadehlere dikkat çeken Tezcan Karakuş Candan’a göre “O masada duran altın varaklı kadehlerdi. Osmanlı serisi deniyor onlara. Tek bardağın maliyeti bin lira civarında. Özel olarak üretilmiş. Asgari ücretli bir işçinin maaşından daha pahalı bir bardak.”Saraya, Manisa’da özel olarak üretilen 4 bin metrekarelik bir halı dokunduğu belirtiliyor. Üç boyutlu, yanmaz halının her metrekaresinde 400 bin ilmek var. Candan, sadece halının maliyetinin 1 milyon 200 bin lira olduğunu söylüyor. Candan, “Sadece halı için harcanan para 600 öğretmenin bir aylık maaşına denk. Bir işçi 1 ay boyunca çalışırsa bu halının 3 metrekaresi dokunabiliyor.” ifadelerini kullandı.T24
James Bond'un Yeni Filmi: Spectre
James Bond'un yeni macerasının çekimleri 8 Aralık'ta başlıyor. 2015 yılının Kasım ayında vizyona girmesi beklenen yeni James Bond filminin yapımcıları, yeni serinin ismini ve oyuncuları İngiltere'de düzenlenen basın toplantısıyla açıkladı.Radikal'deki habere göre, James Bond serisinin 24'üncü filmini çekecek olan Sam Mendes, 'James Bond' karakterine eşlik edecek oyuncuların isimlerini açıkladı. James Bond filminde Daniel Craig'e karşı kötü karekter için kameranın karşısına geçecek isim Zincirsiz ve Soysuzlar Çetesi'ndeki oyunculuğuyla tanıdığımız Alman aktör Christoph Waltz olacak.Ünlü Fransız oyuncu Monica Bellucci ile Mavi En Sıcak Renktir filmindeki performansıyla Altın Palmiye kazanan Lea Seydoux ise yeni Bond kızları oldu.
Başbakan Davutoğlu: 'Paralel Yapı Bir Cemaat Değil'
Başbakan Ahmet Davutoğlu, isim vermeden Gülen Cemaati'ne ilişkin olarak, cemaat vasfını kaybettikleri için 'Paralel Yapı' ismini verdiklerini belirterek, 'Siz kendi yakınlarınızı devletin belli kademelerine getirmek için sınavlara müdahele edeceksiniz, sonra da ben hayır işi gönül işi yapıyorum diyeceksiniz' diye konuştu.Başbakan Ahmet Davutoğlu, TGRTHaber televizyonunda canlı yayınına katılarak, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.Alevilerle ilgili çalıştaylar gerçekleştirildiği ama sonuçlandırılamadığı ifade edilerek kanuni olarak bir düzenleme düşünülüp düşünülmediğinin sorulması üzerine Davutoğlu, 'sonuç getirilemedi' demenin doğru bir tespit olmadığını söyledi.Başbakan Davutoğlu, sorunun kültürel, tarihi bir arka planı varsa bunun bir anda noktasal bir vuruşla çözülemeyeceğini vurguladı, bunun ciddi bir psikolojik ve zihniyet dönüşümüyle sağlam zeminlere oturacak bir süreç olarak görülmesi gerektiğini kaydetti.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığı döneminde başlayan çalıştayların devrim mahiyetinde bir atılım olduğunu belirten Davutoğlu, ilk defa Alevileri temsil eden sivil toplum kuruluşları, dedeler ve kanaat önderleri bir araya getirilerek bu sorunun tartışılmaya başlandığını vurguladı.Tunceli'deki konuşmasında herkesin takmak zorunda olduğu maskeleri indirmesi, herkesin gönlünü açması, birbiriyle rahat konuşması şeklinde çağrı yaptığını dile getiren Davutoğlu, o dönemde Alevilerle ilgili çok ciddi adımlar atıldığını, Alevi klasiklerinin basıldığını, Din Kültürü dersindeki Alevilikle ilgili müfredatın artırıldığını, Madımak'ın kültür merkezine dönüştürüldüğünü anlattı.Alevilerle ortak kültürel geçmişi paylaşmak anlamında bir süreç başlattıklarını, bunların sıradan adımlar olarak görülmemesi gerektiğini ifade eden Davutoğlu, 'Hacı Bektaş Türbesi'ne girişte ücretin kaldırılması noktasal, önemsiz gibi görülebilir. Sembolik değeri çok yüksek. Çünkü, oralar dergahlar kapatıldıktan sonra ücret alınması müzelik kimliğiyle ancak meşruiyet zemini bulabiliyordu. Alevi geleneğin dergahları vatandaşlarımızın ziyaretine açıktır. Bunun içinde ayrıca bir meşruiyet alanı oluşturmaya gerek yok. Zaten bu alanda' dedi.Dersim olaylarında kullanılan kışlanın müzeye çevrilmesi gibi adımlar atıldığını, bunların bir anlamda psikolojik eşiğin aşılmasına dönük adımlar olduğunu söyleyen Davutoğlu, 'Bu tür sorunların önemli bir kısmı psikolojiktir. Yani yüzde 60-70. O aşıldığı zaman geri kalan o teknik detaylar daha rahat konuşulur hale geliyor' dedi.Alevi kanaat önderleriyle yemekBaşbakan Davutoğlu, Alevi kanaat önderleriyle bir araya geldiği yemeğin başbakanlık konutunda verdiği ilk davet olduğunu ve bunun devam edeceğini, başka Alevi kanaat önderleriyle de bir araya geleceğini söyledi.Başbakan olarak bir şey dikte etmek, deklare etmek için yemekte bir araya gelmediğini dile getiren Davutoğlu, şöyle devam etti:'Önce dinlemek, halleşmek ve samimiyetle her şey paylaşmak ihtiyacı var. Feyiz dolu bir akşamdı. Sofra duasıyla başlayan ve biten güzel bir akşam geçirdik. Alandan gelen arkadaşımız ilk defa orada görüştüler. Her ikisi de Alevi toplumunun önemli isimleri. Çok samimi sohbet oldu. Bütün vatandaşlarımızın izleyebilmesini isterdim. İzleyebilmiş olsalardı şunu görürlerdi; Aslında zikredilen farklar o kadar büyük farklar değil. Sanki iki taraf var ve bu iki tarafın anlaşması mümkün değil. Konuşulduğunda aşılması mümkün olmayacak hususlar değil.Bundan sonra da görüşmeye devam edeceğim. Bu bazı sorunların sürüncemede bırakılması anlamına gelmiyor. Aksine beraber çözdüğümüz zaman sorunlar kalıcı şekilde çözülür. Ben şu anda bu makamda olmasaydım, bölgedeki etnik ve mezhebi çatışmaları gören, sorumluluk hisseden bir aydın olarak da böyle bir faaliyet içinde olmayı arzu ederdim. Yanı başımızda birbirleriyle etnik ve mezhep kimliği altında şehirlerin mahallelerin bölünerek çatıştığı kardeş halkları gördüğümüzde, bizim önce almamız gereken ders, böyle bir noktaya gelmeden önce, ki bizim toplulumuzda böyle bir şey hiç olmayacaktır ama bunu tahrik edebilecek unsurlara karşı önce iletişim, konuşma.'Toplantı önceden planlandıBaşbakan Davutoğlu, yemeğe katılanları kast ederek, 'Ne kavramda bir farklılık gördüm ne de iletişimde bir ötekileştirme dili' dedi.Davutoğlu, tasavvuf geleneği kavramlarıyla Alevi-Bektaşi geleneğinin kavramlarının birbirine zıt olmadığını dile getirdi.AİHM kararı ve süreciyle ilgisi yokYemekte, farklı kanaatler sergileyenler olduğunu, iki taraf olarak konuşulmadığını ifade eden Davutoğlu, bu toplantının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararı ve süreciyle ilgili olmadığını, daha önceden planlandığını söyledi.Davutoğlu, 'AİHM veya başka bir uluslararası taraf üzerinden kendi vatandaşlarımızla konuşmayı ben zillet adlederim. Bizim bu meseleleri çözmek için Strazburg'a, Brüksel'e başka bir yere ihtiyacımız yok. Oturur, konuşur, kendimiz çözeriz. Bunu çözecek aklımız ve vicdanımız var. Başkasının tavsiyesine ihtiyacımız yok. AİHM ve Avrupa Konseyi'nin prensipleri bizim de kabul ettiğimiz kurucu ülke olarak da onayladığımız prensipler' dedi.Davutoğlu, Yargıtay kararının da hukuki süreç içinde geliştiğini, toplantının bununla ilgisinin olmadığını belirterek, şunları kaydetti:'Belki bir tevafuk oldu ama, biz bunları görerek ileride AİHM kararı çıkabilir ben Hacı Bektaş'ta şimdiden tedbiren konuşayım demedim. Muharrem ayı vesilesiyle başladı. Son derece doğal. Meseleler biliniyor, çalıştaylarda da ortaya kondu. Sohbetimizde de nasıl çözüleceği belirlendi. Hiçbir sünni de cemevine karşı değildir. Alevi vatandaşımızın da camiye karşı olduğu kanaatinde değilim. Orada da hepsi özellikle vurgulayarak, Alevi İslam geleneği kavramını kullanarak dile getirdiler. İslamın dışında, İslamla bağlantısı kopmuş bir Aleviliğin Alevilikten de kopacağı konusunda masada ortak bir kanaat vardı. Birçok AK Parti belediyesi cemevi inşa etmiştir, katkı sağlamıştır. Cemevinin meşrulaşması gibi bir sıkıntısı yok. Zaten doğal olarak gelmiş, modern bir kavramdır. İhtiyaç neyse hep beraber oturur, çözeriz.'Zorunlu din dersiDavutoğlu, din dersini kaldırmanın, Aleviliğin öğretilmesi sorununu çözmeyeceğini ifade ederek, Din kültürü dersinin din kültürü etrafında olması, uygulamalı din eğitiminin de seçmeli nitelikte, Aleviliğin de öğretilmesi şeklindeki taleplerin haklı ve doğru olduğunu söyledi.Bunun milli birlik ve beraberlik açısından tehdit değil, faydalı olarak görüldüğünü vurgulayan Davutoğlu, şöyle devam etti:'Bu doğal bir şey. Bunlar asırlarca nasıl bir arada yaşamışlarsa aynı şekilde yaşarlar. Moderniteden gelen sıkıntılar aslında bunlar. Geleneksel toplumda olmayan sıkıntılar. 100-200 sene önceki İstanbul sokaklarına gittiğinizde Mevlevi dergahı, Bektaşi dergahı, Nakşi dergahı, hepsi yan yana yaşamışlardır. Kilise, sinagog bunları da zıtlık içinde kimse görmemiştir. Şimdi yeniden bu kültürü inşa etmemiz lazım. Moderleşme içinde bazı bu kurumlar tehdit gibi algılandı. Eskiyi temsil eden, geri kalmış gibi algılandı, müzelere döndürülüp ücret kondu. Geleneksel hoşgörü kültürüyle çağdaş eşit vatandaşlık kültürünü birleştireceğimiz yerde çözüm. Eşit vatandaş. Hiçbir vatandaşımız bizim açımızdan karşı, ötekileşmiş olamaz. Devlet böyle baktığı anda kendini reddeder. Seçim, demokrasi bir rekabettir. Herkes halktan oy almak için söylemini kullanır. Ama bu şeyde bir oy hesabı olamaz. Olsa seçim öncesinde bu dosyayı açmamayı düşünebilirdik. Hayır. Ben bana oy verenler kadar oy vermeyenlerin de başbakanıyım. ''Bu konuyu siyaset üstü bir konu olarak mı bakıyorsunuz?' sorusunda, 'Evet, kesinlikle' yanıtını veren Davutoğlu, 'Biz oy hesabı içinde, oy talebinde değiliz. Yeter ki toplumumuzda herkes bu ülkeye ait olmak dolayısıyla mutlu hissetsin. Kendisini siyasal, sosyal, ekonomik ilişkiler ağının dışında görmesin, kimliğini, düşüncesini rahatlıkla ifade edebilsin. Siyaset parçalaştırıcı, bölen bir alan haline dönüşür, eğer kimlik siyaseti üzerinden bir şey üretilmeye kalkışılırsa' diye konuştu.'Bunlar Türkiye'deki istikrarla ilgili bir yeni soru işaretleri uyandırma çabası olarak da değerlendirilebilir'Başbakan Ahmet Davutoğlu, Anayasa Mahkemesi bağlamında devam eden seçim barajı tartışmalarını değerlendirerek, 'Burada geçen sene 30 Mart seçimleri öncesinde ve daha önce ortaya çıkan tabloya baktığımızda, 2015 seçimlerinin önemini de gördüğümüzde, bunlar Türkiye'deki istikrarla ilgili bir yeni soru işaretleri uyandırma çabası olarak da değerlendirilebilir' dedi.Başbakan Davutoğlu, Anayasa Mahkemesi Başkanına atfen çıkan haberler hususunda, ertesi gün Anayasa Mahkemesi Başkanlığı'nın yaptığı açıklamayla konuyu açıklığa kavuşturduğunu ifade etti.Anayasa Mahkemesi üzerinden bir tartışma yapmak istemediğini belirten Davutoğlu, 'Açıklığa kavuşan bir husus var. Orada Anayasa Mahkemesi Başkanına atfedilen beyanların, doğru olmadığı ortaya çıktı. ...Gazetecinin iyi niyetle bir algı, bir iletişim sıkıntısından olabiliyor bazen. Bizim için esas olan pazartesi günü yapılan açıklamadır ve o yalanlanmıştır.' diye konuştu.'Hiçbir zaman baraj korkumuz olmadı'AK Parti yeni kurulduğunda, 14 ay sonra iktidar olacağını düşünerek kurulmadığını vurgulayan Davutoğlu, partinin iktidar hedefiyle kurulduğunu fakat o dönem erken seçime gidilip gidilmeyeceğinin belli olmadığını hatırlattı. Davutoğlu, seçim barajının o dönem de var olduğunu aktararak, şunları söyledi:'Yeni kurulan bir parti olarak da 'Aman barajlar kalksın' diye bir şey yapmadı. Çünkü, Sayın Cumhurbaşkanımız liderliğinde kendine güveniyordu, 'Ben iktidar olurum' diyordu. Kendine güvenen bir parti olarak hiçbir zaman barajın arkasına da saklanmadık, barajdan da korkmadık. 2001 Ağustos ile 2002 Kasım arasında bir muhalefet partisi olarak, barajı bahane göstermeden halka ulaşmaya çalıştık ve başarılı olduk. Sonra da barajın arkasına saklanmadık. Aldığımız oy oranları herhangi bir şekilde baraj dolayısıyla alınmış oy oranları değil. Milletvekili dağılımını koysak bile yüzde 50'yi yakalamış Türk siyasetinde kaç parti var, yüzde 48,5 yüzde 49'ları yakalamış? 2011 seçimlerinde geldiğimiz düzey belli. Dolayısıyla AK Parti olarak bu konuda herhangi bir kaybımız yok.''Erdoğan, geçen yıl 3 seçenek önerdi'Başbakan Davutoğlu, geçen yıl bu sebeple AK Parti Genel Başkanı olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 3 teklifte bulunduğunu anımsatarak, barajın tamamen kaldırılması, daraltılmış bölgeye geçilerek barajın yüzde 3 ile 5 arasında tutulması ya da mevcut sistemle devam edilmesi seçeneklerinin sunulduğunu dile getirdi.Burada önemli olanın parlamenter sistemde temsil ile istikrarı bir arada sağlanması olduğunu vurgulayan Davutoğlu, şöyle devam etti:'1995'te Anayasa Mahkemesi'nin aldığı karar var. O zaman yapılan itirazı reddederken, temsil ile istikrar aynı derecede önemlidir. Temsili sağlarsınız, 1965-1969'da Milli Bakiye Sistemi'yle en küçük partilere bile şeyler dağıtıldı, fakat ondan sonra gelen koalisyon hükümetleri gösterdi ki; temsille sağladığınız olumlu unsurlar istikrar getirmiyorsa bu sefer başka sıkıntılar doğuruyor. Peki istikrar yeterli mi? Yetmez. Birçok Ortadoğu ve başka ülkelerde antidemokratik istikrar var ama demokrasi olmadığı için meşruiyet yok, temsil yok. O zaman bizim yapmamız gereken en uygun bir şekilde bunları buluşturabilmek. Bu tartışma geçen sene açılmış olsaydı, biz teklif ettiğimizde, memnuniyetle bütün partililerle oturulur, konuşulur ve yeni bir formül neyse onun üzerinde çalışılırdı.''Baraj tartışmaları, istikrarla ilgili soru işareti uyandırma çabasıdır'Davutoğlu, anayasal bir zorunluluk olarak, değişikliğin 1 yıl önceden olmadıkça uygulanma şansı bulunmadığına dikkati çekerek, 'O zaman grup konuşmamızda da vurguladığım gibi; bu konuları böyle bir reaktif ya da bir şeyi engellemek için ele alınan konular değil de ilkesel, rasyonel, birlikte oturup değerlendirip, herkesin temsille istikrarı birlikte sağladığı bir noktaya, her fikre açığız. Birden Anayasa Mahkemesi Başkanlığının reddettiği o konuşma etrafında bir fırtına kopartıldı, bir algı yürütülmeye çalışıldı. Burada geçen sene 30 Mart seçimleri öncesinde ve daha önce ortaya çıkan tabloya baktığımızda, 2015 seçimlerinin önemini de gördüğümüzde, bunlar Türkiye'deki istikrarla ilgili bir yeni soru işaretleri uyandırma çabası olarak da değerlendirilebilir. Şu anki temsil, geçerli oylar üzerinden zaten yüzde 95'lere varan güçlü bir temsil şeyimiz var. Bu noktada bir sıkıntı yok' dedi.Davutoğlu, söz konusu tartışmaların zamanlamasına işaret ederek, Anayasa Mahkemesi'nin 1995'te, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin de 2008'de aldığı kararların şu anki seçim sistemine meşruiyet gölgesi getirmeyeceğini söyledi. Bu kararların barajı meşru gördüğünü anımsatan Davutoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:'Ama bu çözülmek istenseydi yeni bir teklifle, 2013'ün Eylül ayında yapılan teklif şu ana kadar tartışılır, konuşulurdu. Bunları bekletip, şimdi böyle bir tartışma açmak doğru değil. Önümüzdeki dönemde bu çerçevede de bir kriz beklemiyorum. Türkiye'de seçim normal zamanında yapılır. Meşru prosedürler içinde yapılır. Bu tartışma etrafında hiçbir vatandaşımızın tedirgin olmaması lazım. İstikrarımızı bozacak bir şeye izin vermeyiz, temsili yok edecek bir demokrasiye zaten izin vermeyiz. Bundan heveslenip de 'acaba bu sefer AK Parti'nin ayağını kaydırmak suretiyle Türkiye'de istikrarı bozabilir miyiz' diye hevesleniyorsa, hevesleri kursaklarında kalır.''Cemaat, gönül beraberliğidir'Başbakan Davutoğlu, Türkiye'deki bütün cemaatlerin fişlendiği yönündeki iddialara ilişkin soruya şöyle yanıt verdi:'Bir kere bazı kavramların ne kadar yozlaştırıldığı, hepimizin önem verdiği kavramların ne kadar anlam kaymasına uğradığı, özellikle bu cemaat kavramı etrafında son yaşadıklarımızla görüldü. Biraz önce cemevi dedik, cami dedik… Cemaat de aynı şeyden gelir; cem etmekten yani bir araya getirmekten, muhabbetle bir araya getirmekten. Cemaat, gönül beraberliğidir. Şu cemaat olur, bu cemaat olur, her bir yol eğer o gönül muhabbetine dayanıyorsa bunlar zaten yasakla ortadan kalkacak şeyler değil. Kalksaydı 12 Eylül kaldırırdı, 28 Şubat kaldırırdı. Cemaatler kanunla, yasayla bir araya gelmez ki, kanunla, yasayla kaldırılabilsin. Gönül erleri bir araya gelir ve yapar. Dolayısıyla herhangi bir cemaate, devletin tavır alması demek, sosyolojik bir gerçekliğe tavır alması demek. Dolayısıyla böyle bir şey söz konusu değil. Peki, 'Paralel yapı bir cemaat midir?' diye soruyorsanız, cemaat değil. Aradaki ayrım burada. Bunun için niye biz 3 sene önce bu yapıya da bir cemaat, bir gönül şeyi olarak mukabelede bulunup, her türlü imkanı sağlıyorduk. Hiçbir cemaat yapısı AK Parti iktidarlığında herhangi bir kısıtlamaya tabii tutuldu mu? Herkes özgürce kendini ifade etti. 28 Şubat'ın bunaltıcı atmosferinden bu ülkeyi kim çıkardı, herkes kendisine sorsun.''Cemaat gibi görünüp, başka amaçlara yöneldiler'Davutoğlu, 28 Şubat döneminde bazı kesimlerin 'başörtüsü teferruattır' diyerek maske taktığını belirterek, bu maskeleri kaldıranın AK Parti iktidarları olduğunu söyledi. Söz konusu yapıyı cemaat olarak tanımlamadığına vurgu yapan Davutoğlu, 'O vasıfla gönüllü işler yaparken, hiçbir zorlukla karşılaşmazken şimdi neden karşılaşıyor? Çünkü cemaat gibi görünüp yaptığı faaliyetlerin ötesinde başka bir amaca yöneldi. Nedir o amaç? Millete gidip de onun rızasını almadan, meşruiyetini milletten almadan Ankara'da bürokrasiyi örgütleyerek ve kontrol altına alarak millet adına otorite kullanmaya kalktı. İşte o zaman 'Arkadaş sen cemaat değilsin' deriz. Çünkü niyetin gönül ve muhabbet köprüleri kurarak, millet arasında irtibatları kuvvetlendirmek değil, niyetin cemaat görünümü altında halkın oylarıyla seçilmiş iktidara bir politika dikte etmek' ifadesini kullandı.Davutoğlu, 'pararlel yapı'nın dış mihraklarla işbirliği yaptığını aktararak, devletin gizli belgelerinin ortaya çıkarılarak gizli bir operasyonun parçası olunmaya çalışıldığını belirtti.'Onlar, cemaat vasfını kaybetti'MİT tırlarına yapılan operasyon dahil olmak üzere birçok olayın alt alta konulduğunda mevcut yapının 'cemaat' olarak adlandırılamayacağını vurgulayan Davutoğlu, şunları söyledi:'Bunlara cemaat adını vermek, cemaat kavramına ihanet etmektir. Şimdi artık cemaat demiyoruz. Paralel yapı diyoruz. Çünkü cemaat vasfını kaybetti. İster seküler olsun ister dini görünümlü olsun devleti bürokraside örgütlenmek suretiyle ele geçirmeye çalışırsa bu 60'lı yıllardaki cunta faaliyeti olsun... Ezanın tekrar aslına döndürülmesini bir darbe gerekçesi olarak, daha sonra birçok... Son örneği 28 Şubat'tır. Başkası da dini argümanlar kullanarak bir şekilde devletin içinde paralel bir örgütlenmeyle millet iradesine ipotek koymak... Buna cemaat faaliyeti denir mi? Burada cemaat vasfını kaybetti. Öyle olmamış olsaydı, yitirmemiş olsaydı, bizim için geçmişte ne idiyseler aynı şekilde yürürlerdi. Kendi yakınlarınızı devlet kademelerine getirmek için personel birimlerini tutacaksınız, imtihanları kontrol edeceksiniz, birçok kul hakkına da gireceksiniz. Sonra da 'Ben, hayır, hizmet işi yapıyorum' diyeceksiniz. İşte o andan itibaren çizgi geçilmiş ve başka bir şeye dönüşmüş olur o faaliyet.''Yapılanlar, örtülü bir operasyondur'Davutoğlu, bu faaliyetlere destek veren vatandaşları tenzih ettiklerini aktararak, vatandaşların Türkçe'yi yayan bir faaliyete destek verdiklerine dikkati çekti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığı döneminde meydana gelen yasa dışı dinleme faaliyetlerine de değinen Davutoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:'Biz yapmadık' dediler. Peki yapmadınız da neden sahip çıktınız? O çıkar çıkmaz, 'Bu devlete ihanettir. Biz buna karşıyız' demediniz de o tapeleri yayarak bir algı oluşturmaya çalıştınız? İyi niyetli bütün cemaat yapılarına soruyorum. Bu cemaat faaliyeti midir? Değil. Biz o zaman deriz ki 'Bu örtülü bir siyasi operasyondur. Örtülü başka bir istihbari bir operasyondur. O zaman bu yapı oradan çıkar. Bu yapı suçüstü yakalanınca, bu sefer de kendilerini aklamak için diğer cemaat yapılarına 'Onlar da bizim gibi' dediler. Hayır onlar sizin gibi değil. Başka hiçbir yapı böyle bir eylem içine girmedi. Emniyet ve yargı içinde örgütlenerek, 'Sadece benim elemanlarım buraya girer, başkası giremez' demedi. İnsanların mahremine girmedi. Kasetlerle şantajlar yapmaya kalkmadı. Bu ister ana muhalefet partisi liderine yapılsın geçmişte olduğu gibi, isterse başka birine yapılsın, bizim için suçtur.''MGK'da hiçbir cemaat konuşulmadı'Davutoğlu, diğer cemaatlerin bu tür söylemleri üstüne alınmaması gerektiğini anlatarak, bu konuda ayrımın net olduğunu söyledi. MGK'da hiçbir cemaatin konuşulmadığına vurgu yapan Davutoğlu, hiçbir cemaate karşı da tedbir düşünülmediğini kaydetti. Davutoğlu, MGK'da paralel bir yapını ve ona karşı alınacak tedbirlerin konuşulduğunu belirtti. Paralel yapının hedeflerine ulaşması durumunda meşru siyaset yapılacak alanın ortadan kalkacağını aktararak, 'Meşru devlet yönetimi başka yollarla ipotek altına alınacaktı. Kimse bunu başka şeylerin içine çekmesin. Kendisini aklayabilmek için tekrar cemaat yapısı içine kendisi içine koyarak birtakım... Öyle ifadeler kullanmışlar ki, bunlar çocukça algı operasyonu' diye konuştu.'Türkiye'de sivil topluma asla baskı yapılamaz'Türkiye'de sivil toplumun baskı altına alınamayacağını ifade eden Davutoğlu, şöyle devam etti:'Hiçbir cemaat, sivil toplum örgütü baskı altına alınmayacaktır. Ama kim olursa olsun kiminle irtibatlı olursa olsun. Halkın meşruiyetini almadan devlet üzerinde bir ipotek kurmaya kalkarsa bu devlet öyle sokakta bulunup da bu hale getirilmedi. 12 yıldır gecemizi gündüzümüze kattık. Bütün AK Parti kadroları ve siyasetçileri itibariyle söylüyorum. Aslında muhalefete de sesleniyorum. 'Sizin de hukukunuz zedeleniyor. Çünkü halka gidip talepte bulunuyorsunuz. Birisi görünmeyen bir muhalefet yapmak istiyor ve sizi kullanmak istiyor. Ne görünmez iktidara ne de görünmez muhalefete izin veririz. Muhalefet yapacak olan da çıksın er meydanına. Görüyorsunuz, Anadolu'yu geziyorum. Çıksın besmeleyi de söyleyerek, 'Euzü billahi mine'ş-şeytani ve's-siyaset' diyerek, 'Siyasetten uzağım' diyeceksiniz. Peki uzaksan uzak dur. Ben akademisyen kimliğim içindeyken herhangi bir siyasi faaliyet içinde olmadım. Engelleyen bir şey yoktu. Oraya gitmiş olsaydım, hocalık yapsaydım siyaset yapmazdım. Öğrencilerimi yetiştirirdim, öğrencim istiyorsa siyaset yapardı, istiyorsa ilim yapardı. Ama onun üzerinden bir siyasi manipülasyona kalkmazdım.'Davutoğlu, 'cemaat'in pak ismini kimsenin kirletmemesi gerektiğini belirterek, demokratik bir yönetimden kimseye tehdit gelmeyeceğini söyledi. Demokratik yönetimlerde sivil toplum örgütleri dahil kimsenin takibat altında olmadığına vurgu yapan Davutoğlu, sivil toplumu aşarak kamu alanı etkisi altına almak isteyenlerin bunun dışında olduğunu kaydetti.'Atılması gereken adım atılacağı zaman atılır'Başbakan Ahmet Davutoğlu, Çözüm Süreci'ne ilişkin, 'Hız katma konusunda hiçbir tereddüdümüz yok. İnşallah seçimden önce nihai noktaya doğru geliriz. Tabii hedefimiz bu. Mümkün olsa yarın. Bizim için bir şey yok ama önemli olan, biz bunu dediğimizde bütün aktörlerin de aynı iradeyi gösterdiğinden emin olmamız. Bir zaman zikretmiyorum. Atılması gereken adım atılacağı zaman atılır' dedi.Başbakan Davutoğlu, 'Türkiye, iletişim özgürlüğüne geçti mi, Artık rahat rahat telefonla konuşabilecek miyiz' soruları üzerine, hükümetlerin topluma taahhüdü olması gereken bu konunun, kendilerinin de taahhüdü olduğunu dile getirerek, toplumun, bir başka gözün, kulağın kendisini takip ettiği inancını taşımayacak şekilde özgürleşmesi gerektiğini söyledi.Devletler arasındaki bazı konularda bu tür risk olabileceğine değinen Davutoğlu, şunları belirtti:'Halkımızın, sıradan vatandaşımızın iletişim özgürlüğü teminat altındadır, olacaktır. Eğer kriminalojik bir şeyin parçası ise uyuşturucu işi yapıyorsa dinlenecek, aksi takdirde neslimizi koruyamayız. Kaçakçılık yapıyorsa terör faaliyeti içindeyse bunları takip etmek devletin görevidir, etmediği zaman huzur kalmaz, düzen kalmaz. Bunun dışında vatandaşlarımızın siyasi düşünceleri, ait oldukları sivil toplum kuruluşları sebebiyle etnik, mezhebi kimlik sebebiyle dinlenmesi, takip edilmesi diye bir şey söz konusu olamaz. Bu konuda kimin şikayeti varsa bizzat ben de takip ederim, arkadaşlarım da takip eder. Böyle bir şeye izin vermeyiz.'Davutoğlu, geçmişte yaşanan 'bazı acı tecrübeler'den sonra iletişim özgürlüğü alanını, keskin bir şekilde tahkim etmeye kararlı olduklarını, bunu ihlal edeceklere karşı karşı tedbir alacaklarını bildirdi ve kimsenin tedirgin olmaması gerektiğini vurguladı.Teknolojinin olanaklarına değinen Davutoğlu, devlet desteği olmadan da bu tür imkanlara rahat erişilebildiğine işaret ederek, 'Bizim meselemiz onları durdurmak, onları engellemek ve halkımızın kendisini huzur ve rahatta hissettiği atmosferi sağlamak' diye konuştu.'Ya böyle şefkatli devletin onurlu vatandaşı olma alternatifi var ya da...'Başbakan Davutoğlu, Çözüm Süreci'ne işaret edilerek sorulan '2015'in en azından ilk yarısında bu sorunun silah bırakma aşamasına gelebileceği umudu taşıyor musunuz' sorusu üzerine, 2013 Nevruz'undan itibaren bu umudu hep taşıdıklarını ifade ederek, sadece umutta bırakmayıp yasal çerçevede adımlar atıldığını anlattı.Herkesin aynı ciddiyetle davranmadığını dile getiren Davutoğlu, 6-7 Ekim olaylarının, sürecin kırılganlığı konusunda bazı ipuçları verdiğine işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:'O tecrübeden de hareketle siyasi otorite olarak yeni bir çerçeve tespit ettik. Bu çerçevede yürümeye devam edeceğiz. Nedir bu çerçeve? Bazen şer gördüğümüz şeylerden bir hayır da çıkabilecek durumlar olabiliyor. 6-7 Ekim olayları gösterdi ki kamu düzeninin olmadığı yerde hiçbir şey olmaz. Kamu düzenini tehdit altında tutan bazı unsurlar varsa Çözüm Süreci bununla birlikte yürümez. Bunu devlet olarak biz tespit etmedik, bölge halkı da Türkiye'nin her yerindeki Kürt vatandaşlarımız da bunu tespit etti. Gerek Akil İnsanlar Heyeti toplantımızda gerek Şanlurfa'da yaptığımız istişarede beni ümitlendiren, umudumuzu bir öteye taşıyan şey, Çözüm Süreci artık devletin ya da AK Parti hükümetinin sahiplendiği bir husus değil sadece. Bölgedeki bütün sivil toplum bunu sahipleniyor. Bölgedeki sivil toplum, yani örgüt tesiri dışında olan, bölgenin gerçek dinamikleri ki bunların bir kısmı değişik kanaatlere sahip, bir kısmı daha muhafazakar, bir kısmı daha seküler. Her kesimden var. Şanlıurfa'daki toplantıda da gördüğüm, hemen hemen herkesin, kamu düzeni kavramını benimsemiş olması. Devlet otoritesi demiyorum, herkesin sahiplendiği kamu düzeni önemli bir husustur.'Davutoğlu, 6-7 Ekim'den bu yana ciddi mesafe alındığını kaydederek, 'Bir kere faili meçhul bırakmıyoruz. 'Kim, ne işlemişse hesabını verir' dedim. Yasin Börü'nün de katilleri, zanlıları diyeyim tabii hukuki süreç ama bizim elimizde sağlam veriler var, dün yakalandı. Hepsi takip edilecek çünkü Çözüm Süreci, herhangi bir süreç ancak kamu düzeni ve demokratik sistem içinde olur' değerlendirmesinde bulundu.HDP'nin üslubunun demokratik prensipler etrafında değiştiğini gördüklerini ifade eden Davutoğlu, yeni bir ortam oluştuğunu ve yeni ortamda 'en kısa sürede nihai sonuca ulaşmayı' hedeflediklerini bildirdi.Davutoğlu, demokratik toplumlarda herkesin her talebi dile getirebileceğini belirterek, 'Kimseyi yasaklamayız, kimseyi engellemeyiz ama hiçbir gerekçe herhangi bir talebin silah kullanarak veya silah üzerinden geri getirilmesine zemin teşkil etmez' ifadesini kullandı.'Yeni Türkiye dediğimizde herkes silahı bir kenara bıraksın, gelsin kanaati neyse izah etsin. Örgütlenmek istiyorsa örgütlensin, meşru örgütlenme anlamında söylüyorum, illegal örgütlenme anlamında demiyorum' diyen Davutoğlu, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle yaptığı toplantıda herkesin 'Ne eksiğim var da ben bunu dile getiremiyorum, Ankara'da, Diyarbakır'da, Hakkari'de dile getiremiyorum veya karşılık bulmuyor da ben silaha başvuruyorum' sorusunu sorması gerektiğini söylediğini belirtti.Davutoğlu, halk bunu sorduğunda Çözüm Süreci'nin doğru yere oturacağını belirterek, 'Halk bunu soruyor artık çünkü karşısında yanlış uygulamalar yapan bir devlet görmüyor. Hiç de gocunmuyorum, Sayın Bahçeli ne derse desin, ayağına gelen, elini öpen bir devlet var, milletin elini öpen bir devlet var. O zaman alternatifleri ortaya koyacak. Ya böyle şefkatli devletin onurlu vatandaşı olma alternatifi var ya da her fırsat bulduğunda kendi hakkını savunduğunu iddia ettiği Kürtleri dağa çıkaran, haraç toplayan, baskı uygulayan, yol kesen, şehir basan, şehir yakan bir yapı var' görüşünü paylaştı.6-7 Ekim olaylarında kitlesel olaylara katılan, bazıları aldatılmış olan gençlere dönük bir şey yapmadıklarını söyleyen Davutoğlu, konuşmasına şöyle devam etti:'Sıkıyönetim de ilan etmedik. Talimatım çok açıktı ve hala açık, aynı talimat: Kim ne suç işlerse İzmir'de hangi kural geçerliyse Hakkari'de de aynı kural geçerlidir. Edirne'de hangi kural geçerliyse Diyarbakır'da aynı kural geçerlidir. Kimse işlediği suç dolayısıyla masum değildir. Bunun da örnekleri görüldükçe halkta da güven hasıl olmaya başladı. Hangi aktör, buna katkıda bulunacak kim varsa elini taşın altına koysun, beraber yapalım. Bu başarı olacaksa netice alınacaksa hepimizin başarısı, mutluluğu olacak. Ama herhalde Doğu Anadolu'da, Güneydoğu Anadolu'da kimse Kobani'de olduğu gibi ya da Haseki'de de olduğu gibi ya başka bir terör tehdidi altında ya da Kürt haklarını savunduğu iddia edilen bir yapının baskısı altında yaşamak istemez. Irak ve Suriye örnekleri, çok acı veren örneklerdir ama halkımızın da bu örnekleri görmek suretiyle etnik ve mezhep temelli kışkırtma yapan herkes karşısında omuz omuza durması lazım ve duruyor da.''Kolay yaralar değil sarılması gereken'Halkın bilinçlenmesi ve duyarlılığın artması sebebiyle fikir teatisi içinde yol alınacak bir dönem olduğunu anlatan Davutoğlu, şunları kaydetti:'Kimseye de bir tarih vermek istemem. Kolay yaralar değil sarılması gereken, 30-35 yıllık bir sorun, 30 bin vatandaşımızı kaybetmişiz, insanların hayatları yanmış. Bunun arkasında 12 Eylül'de Diyarbakır Hapishanesinde yapılan işkenceler de var, terör örgütünün halka yaptığı zulümler de var. Bütün bu tortu üzerinden yeni bir şey inşa etmek durumundayız. Bu yeni inşa edeceğimiz şeyin bir daha provoke edilmemesi lazım. Ama şu sıralamayı söylerim: Kamu düzeni, atılabilecek diğer adımlarla birlikte tekrar güvenin ihdas edilmesi ve sonra daha önce 2013 Mayıs'ında söz konusu olan silahları bırakarak Türkiye'den çıkma adımının geçilmesi ve bu süreçte ne yapılması gerekiyorsa beraber yapılması.''Silah bırakma çağrısı'na ilişkin bir soruya da Davutoğlu, şu yanıtı verdi:'Temel itibarıyla çağrımız bu. Gönül ister ki ve hedefimiz de buydu, 1 Ekim'de, biz seçimlere kadar hatta bu senenin sonuna kadar bu meseleyi büyük ölçüde çözelim. Nehrin yarısını geçtik geri dönmek mümkün değil. İstiyoruz ki karşı tarafa doğru kulaçları hızlı atalım. Ama tam biz bu kulaçları hızlı atalım iradesi gösterirken, birileri bu kulacı atmaya çalışanların ayaklarından suyun altına doğru çekmeye çalıştı 6-7 Ekim olaylarında. Biz buna kapılmadık, kulaç atmaya devam ediyoruz, bölge halkıyla bütün kesimlerle birlikte. Hız katma konusunda hiçbir tereddüdümüz yok. İnşallah seçimden önce nihai noktaya doğru geliriz. Tabii hedefimiz bu. Mümkün olsa yarın. Bizim için bir şey yok ama önemli olan, biz bunu dediğimizde bütün aktörlerin de aynı iradeyi gösterdiğinden emin olmamız. Bir zaman zikretmiyorum. Atılması gereken adım atılacağı zaman atılır. Sürekli zamanlar üzerinde konuştuğumuzda, bu işi engellemeye çalışanlar da o zaman etrafında engellemek için çaba göstermeye başlıyorlar. Biz, kararlı ve iyi niyetli bir şekilde tutumumuzu sürdürürüz, gerekli adımları atarız. İnşallah en kısa zamanda da nihai hedef, demokratik bir toplum içinde herkesin bütün haklarda istifade ettiği ve kimsenin dışlanmadığı bir siyaset anlayışının yerleşmesi, yeni Türkiye itibarıyla söylüyorum ve silahlı bütün faaliyetlerin, silah kullanarak herhangi bir hak talep etme iddiasındaki bütün faaliyetlerin tamamıyla devre dışı kaldığı, nihai çözümün geldiği nokta odur.''Biz görevimizi yaparız nihai karar millete ait'Başbakan Ahmet Davutoğlu, son gelen anketlerde bütün partilerde hemen hemen bir düşme, AK Parti'de ise yükselme olduğunu belirterek, 'Biz görevimizi yaparız nihai karar millete ait. Ama sürekli bu anketleri yaptırıyoruz. Yüzde 48,5-51,5 arasında dolaşan bir bantta' dedi.'Çok kapsamlı bir eylem planı açıkladınız. 2015'te ekonomik olarak bizi neler bekliyor. Veya ihracatta bir üst basamağa çıkmamızı, sıçrama yapmamızı sağlayacak neler olacak? Umutlu musunuz?' sorusuna karşılık Davutoğlu, kesinlikle ümitli olduklarını, bu hafta G-20 dönem başkanlığını üstlendiklerini, sadece Türkiye için değil dünya ekonomisinde ümit vaat eden bir dönem başkanlığı yapacaklarını söyledi.Türkiye'de felaket tellallığının bol olduğunu, her şeyin söylendiğini ifade eden Davutoğlu, Borsa İstanbul'un son haftalardaki artışına dikkati çekti.Dün katıldığı 'Doblo Amerika Üretime Başlangıç ve İhracat Töreni'ni hatırlatan Davutoğlu, bu projenin önemli olduğunu kaydederek, iktidara geldiklerinde üretilen araç sayılarına ve bugünkü rakamlara ilişkin bilgiler verdi.'Her hafta bir reform paketi ilan edeceğiz'Reel sektörün dönüşümüyle ilgili 25 paketin 9'unu ilan ettiklerini ifade eden Davutoğlu, 'Önümüzdeki hafta ekonomiyle ilgili daha sık müjdeler vereceğiz ve 8 paketi daha ilan edeceğiz. Bir makro ekonomik dönüşüm noktasında reformlar. 8 paket de özellikle sosyal destek boyutunda. Bunların hepsi reform paketleri. Bundan sonra her hafta neredeyse bir reform paketi ilan ederek yolumuza devam edeceğiz' diye konuştu.Davutoğlu, dünyada yoksulluk sınırının günde 4,6 dolar gelir olduğunu kaydederek, 2002'de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yüzde 30,5'inin bu rakamın altında olduğunu, şu anda bu oranın yüzde 2,06'ya düştüğünü, mutlak yoksulluk olan 2 doların altında kimsenin kalmadığını söyledi.Bu istatistiğin gelişmiş ülkelerde bile yakalanamayabildiğini vurgulayan Davutoğlu, Türkiye'de büyüyen bir ekonomi, artan bir nüfus olduğunu, istihdam konusunda neredeyse mucize kabul edilecek başarı yakalandığını, bu yıl 1,2 milyon istihdam üretildiğini, dinamik bir nüfusa sahip olunduğu için daha fazla iş talebi geleceğini anlattı.Davutoğlu, amaçlarının, 'üretimi daha hızlı artırmak, ihracatı daha dinamik pazarlara açmak, Türkiye'yi orta gelir tuzağına düşürmeden en gelişmiş 10 ekonomi arasına sokmak' olduğuna işaret ederek, şeffaflık ve yolsuzlukla mücadele konusunda reform paketleri bulunduğunu aktardı.'Şeffaflıkla ilgili açık tedbirler alacağız''Şeffaflıkla ilgili kesinlikle çok açık tedbirler alacağız. Yolsuzlukla mücadele bağlamında atılacak adımlar var' diyen Davutoğlu, kayıt dışı ekonomiyle mücadele edeceklerini anlattı.Geçen hafta 15 bin öğretmen atadıklarını ve bu hafta bedelli askerlik konusunda olumlu anlamda açıklamaları yaptıklarını dile getiren Davutoğlu, 'Üzerinde çalıştığımız, halkımızın refahını ve hayat standardını olumlu yönde etkileyecek birçok proje üzerinde çalışıyoruz. Bunları kademe kademe halkımızla paylaşacağız' ifadelerini kullandı.Davutoğlu, sorunu görme kudreti veren Allah'ın çözme kudreti de verdiğini, şimdiye kadar şahsi hayatında da karşılaştığı hiçbir sorundan kaçmadığını, kişinin kendisine güvenmemesi halinde sorunu çözemeyeceğini aktararak, 'Dolayısıyla Türkiye'nin çözülemeyecek sorunu yok. Yeter ki niyet, irade sağlam olsun' diye konuştu.'Teknoloji yoğunluklu ve profesyonel ordu'Askerlik süresine ilişkin bir soru üzerine Davutoğlu, son Yüksek Askeri Şura toplantısında iki noktaya dikkati çektiğini ve bütün komuta kademesiyle bu konuda mutabık kaldığını kaydederek, 'Bir; Silahlı Kuvvetlerimizi insan yoğunluklu bir ordu yapılanmasından teknoloji yoğunluklu ordu yapılanmasına geçmesi. Öyle teknolojik araçlar var ki şimdi herhangi bir operasyonda mesela elektronik savaş teknolojisine sahipseniz binlerce, onbinlerce askeri sahaya sürmeden netice alabiliyorsunuz' dedi.Başbakan Davutoğlu, şu anda caydırıcılığın asker sayısının artması değil, 'teknolojik ve elektronik savaş kabiliyetine sahip olmada' bulunduğunu, meselenin asker sayısını artırmak olmadığını anlattı.Savunma sanayisini geliştireceklerini, milli savunma sistemi, milli füze, elektronik savaş kabiliyetini artıracaklarını dile getiren Davutoğlu, şu anda da bunu finanse edebilecek güçleri olduğunu bildirdi.Başbakan Davutoğlu, 'Mümkün olduğu kadar profesyonelce askerliği meslek olarak benimsemiş insan unsuruna ağırlık vermek lazım. Biraz önce Meclis grup başkan vekillerimizle görüştüm. Sözleşmeli er ve erbaş alımlarıyla ilgili kolaylaştırıcı ve yaşı düşüren çok ciddi bir paket getiriyoruz. Böylece meslek olarak askerlik yapacak olanların Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki oranını artıracağız' diye konuştu.Mesleği askerlik olanların oranını artırmak istediklerini söyleyen Davutoğlu, bedelli askerliğe buradan geldiklerini ancak bunun sürekli tekrar etmeyeceğini aktardı.'Son anketlere göre AK Parti'de yükseliş diğerlerinde düşüş eğilimi var'Davutoğlu, 'Seçimlere çok az bir zaman kaldı. Bazı gazetelerde bazı anketler yayınlanıyor. Size gelen son bir anket var mı?' sorusu üzerine şunları söyledi:'Son gelen anketlerde bütün partilerde hemen hemen bir düşüş eğilimi var. AK Parti'de yükselme eğilimi var. Son aylar itibariyle söylüyorum. Muhalif tarafta veya objektif kim olursa olsun şu anda AK Parti'nin var olan oylarını muhafaza ettiği ve bir yükselme trendi içerisinde olduğuna dönük işaretler var. Biz görevimizi yaparız nihai karar millete ait. Ama sürekli bu anketleri yaptırıyoruz. Yüzde 48,5-51,5 arasında dolaşan bir bantta.'Davutoğlu, İstanbul trafiğiyle ilgili bir çılgın proje olup olmadığına ilişkin bir soru üzerine, 'Şu ana kadar bizim dönemimizde tedbirler alınmamış olsaydı İstanbul bu hızlı gelişmesi karşısında dünyada trafiği en kötü şehirler arasına girerdi' dedi.Bu konuda yapılan çalışmalara da değinen Davutoğlu, metro ağını daha fazla genişleteceklerini, İstanbul'un kendilerine bir emanet olduğunu, bu şehre ne şekilde olursa olsun hizmet etmenin tarihte insanın sahip olacağı en büyük onur olduğunu söyledi.Başbakan Davutoğlu, 'Toplantıdan toplantıya koşuyorsunuz. Yurtiçi, yurtdışı seyahatler... Vitamin kullanıyor musunuz?' sorusuna karşılık diğer siyasetçilere de teklif edeceği bir vitamin olduğunu belirterek, 'Vatandaşla karşılaştığınızda elini elinize alın, kucaklaşın. Göğsü göğsünüze, eli elinize değsin oradan geçiyor vitamin. Başka şeye ihtiyaç yok' ifadelerini kullandı.AA
'Yasin Börü ve Arkadaşlarının Katil Zanlıları Yakalandı'
Başbakan Davutoğlu, 'Diyarbakır'da katledilen Yasin Börü ve 3 arkadaşının katil zanlıları 16 kişi, bugün sabah yakalandı ve adalete sevk edildi' dedi.Başbakan Ahmet Davutoğlu, TOFAŞ tesislerinde, ABD'ye ticari araç ihracı dolayısıyla düzenlenen törene katıldı.Davutoğlu, Bursa'daki Tofaş Türk Otomobil Fabrikası'nda düzenlenen 'Doblo Amerika Üretime Başlangıç ve İhracat Töreni'nde yaptığı konuşmada, bugünün hem Tofaş, Koç Holding ve Fiat Chrysler için hem de Bursa ve Türkiye için bir gurur günü olduğunu söyledi.Bu gurur gününe katkıda bulunan yetkililere ve emekçilere teşekkür eden Davutoğlu, şunları kaydetti:'Eminim rahmetli Vehbi Koç eğer burada olsaydı, 'Ülkem varsa ben de varım' demesinin bir doğrudan somut göstergesinin hayata geçmesinden büyük bir memnuniyet duyardı, onu da rahmetle anıyorum. Gerçekten bir gurur günü, Doblo Amerika'nın ihracatına başlanmasına katılmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Biraz önce rakamlar verildi, 175 bin Doblo ihraç edilecek, Kamil Bey'in verdiği rakamlara göre. Türkiye'ye baktığımızda 2002'de toplam 357 bin araç üretiyorduk. Yani 2002'de üretilen araç sayısının neredeyse yarısı, sadece 'Doblo Amerika' olarak Amerika'ya ihraç edilecek.'Davutoğlu, toplam Doblo ihracatının 3.2 milyar dolar olacağını ifade ederek, sözlerini şöyle devam ettirdi:'Otomotiv sektörünün 2002'de Türkiye'deki ihracatı ise 3.3 milyar dolardı. Yani 2002'de ihraç edilen bütün otomotiv sektörü ihracatının neredeyse toplamı kadar sadece Doblo ihraç edilmiş olacak. Bu, aslında Türk ekonomisinde ve otomotiv sektöründe ölçeğin ne kadar büyüdüğünü gösteren çok önemli rakamlar. Tebrik ediyorum, üç açıdan son derece önemli bir gelişmedir. Birincisi üretim açısından, reel sektördeki canlanma ve üretim kapasitesi açısından. İkincisi ihracatımız açısından, üçüncüsü ise bu ihracatın yöneldiği hedef açısından. Yani ihracatın Kuzey Amerika'ya, ABD'ye ve Kanada'ya yapılıyor olması açısından. Bu da başlı başına önemlidir.'Başbakan Davutoğlu, üretim açısından bakıldığında, Türkiye'de son 12 yılda gerçekleşen gayrisafi milli hasıla büyümesinin, 3.5 misli artan yani 250 milyar dolarlardan 820 milyar dolarlara çıkan büyümenin iç dengelerine bakıldığında, aslında Türkiye ekonomisinin yükselen bir güç olarak kendini dünya ekonomisine entegre ederken, sanayinin gösterdiği performansı takdirle yad etmek gerektiğini vurguladı. Ekonomideki güzel gelişmeler'Son birkaç gün içinde aslında ekonomimizin yine küresel ekonomi içindeki performansı bakımından çok güzel gelişmelere şahit olduk' diyen Davutoğlu, konuşmasına şöyle devam etti:'Geçen cuma günü İstanbul Borsası yüzde 7,5 yükselişle dünyada yükselen 3. borsaydı. Endekste de en yüksek performans gösteren 3. borsaydı. Bu performansla son 15 ayın en yüksek düzeyine ulaştık. Yine gösterge tahvil bileşik faizleri de yüzde 7,6 civarına düşerek temmuz 2013'ten beri ulaştığımız en düşük düzeye indi. Bunlar çok olumlu göstergeler ama hepimizi gururlandıran bir başka önemli gelişme, 1 Aralık 2014'ten itibaren G-20 dönem başkanlığını üstlenmiş olmamız... Bu olağanüstü bir gururdur. G-20 dönem başkanlığı ile küresel ekonominin tabiri caizse bir yıl için patronluğunu, yönlendiriciliğini üstlenmekle bugün burada Doblo ihracatının gerçekleşme törenini aynı haftada yaşıyor olmamız hem ülke bazında hem Tofaş'ımızın bir sanayi kuruluşu olarak bu performansta sağladığı katkı açısından çok önemli, güzel bir tesadüf.'Davutoğlu, bu tesadüflerin çok yaşanacağının altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü:'Çünkü Türk ekonomisi büyürken şirketlerimizin üretim kapasiteleri de artacak. Burada bir hususa dikkati çekmek istiyorum. Özellikle dünya ekonomisi küçülürken, küresel ekonomide daralma yaşanırken ve bütün dünya neredeyse yüzde 2 performansını yakalamaya çalışırken, Türkiye küresel krizden sonra dahi dünyada en yüksek büyüme performansını gösteren ülkeler arasında yer aldı. G-20 zirvesi için Avustralya'da bulunduğumuzda liderler arasında yapılan özel oturumda her ülkenin kendi ekonomik perspektifini ve yapısal dönüşüm programını anlatması istendiğinde Türk ekonomisini anlatırken üç hususa dikkatleri çektim. Bir siyasi istikrar, iki makro ekonomik istikrar, rasyonel makro ekonomik politikalar, üçüncüsü de yapısal reformlar ve şartlara intibak eden yeni yapısal atılımlar.' İkinci ekonomik hamle programıDavutoğlu, 62. hükümeti kurar kurmaz bütün bu unsurları da ihtiva edecek şekilde hükümet programlarını, ikinci ekonomik hamle programı olarak ilan ettiklerini dile getirdi.Arkasından orta vadeli programı açıkladıklarını, ardından da sektörel yapısal dönüşüm programlarının ilk dokuzunu açıkladıklarını anlatan Davutoğlu, şunları söyledi:'Şimdi son 12 yıl içindeki bu performansımızın, ekonomik büyüme performansımızın en önemli, en sihirli, tabiri caizse anahtarı, güven ve istikrardır. Bütün yatırımcılar, iç veya dış yatırım sahipleri, öncelikle rasyonel aktörler olarak öngörülebilirliğe bakarlar. Yani 'Acaba o ülkede görünür bir gelecekte herhangi bir kriz yaşanır mı? Bir türbülans olur mu? Alınan siyasi kararlar uygulanabilir mi, uygulanamaz mı?' Bu en önemli kriterdir. Orta vadeli programda çok iddialı ve dengeli hedefler ortaya koyabilirsiniz ama herkesin bakacağı şudur; bu orta vadeli programı uygularken bu yıllar içinde acaba aynı siyasi kadro, ekip ve mantık o ülkeyi yönetmeye devam edecek mi? Soru budur.'Davutoğlu, çok güzel tanımlamalar yapmanın yetmeyeceğinin altını çizerek, şöyle devam etti:'Önemli olan o güzel tanımlamaları, o güzel hedefleri hayata geçirecek siyasi istikrarın sürüp sürmeyeceğidir. 1990'lı yıllarda dünya ekonomisi büyürken ve genelde bu genişleme dolayısıyla bütün ülkeler özellikle de Marksist ekonomiden liberal ekonomiye geçen Doğu Avrupa ülkelerinde büyük ekonomik kalkınmalar sağlanırken, Türkiye'nin gayrisafi milli hasılasını büyütememesinin, ekonomik kriz yaşamasının nedenlerinin başında 16 ayda değişen hükümet gerçeği vardır. 16 ayda değişen ve aynı zamanda da koalisyon olan hükümetlerin herhangi bir uzun dönemli perspektif üretmeleri, ülkede yatırımı teşvik edecek şekilde sanayiye ve yatırımcıya güven telkin etmesi mümkün değil.'Türkiye'de, ekonomi bakanlığının bir partide, diğer sektörel yatırım yapacak bakanlıkların başka partilerde olduğu günlerin yaşandığını anımsatan Davutoğlu, şunları kaydetti:'Bunu şunu için vurguluyorum. Siyasi istikrar, ekonomik istikrarla birlikte yatırımı teşvik etmenin en önemli araçlarındandır ve gururla ifade ediyorum Türkiye'de sağlanan demokratik istikrar, istikrar eğer demokratik yolla sağlanmazsa başka problemler çıkartır, demokrasiyle birlikte gelen istikrar ekonomik kalkınmanın anahtarıdır. Onun için bizim öncelikle hedefimiz, bu istikrar ortamını en güçlü şekilde sanayicimizin, iş dünyamızın rahat yatırım yapıp önünü görebileceği, yapacağı yatırımların uzun dönemli perspektiflerdeki planlamalarını, sürdürülebilir bir yönetimle vurgulandığı gibi devam ettirmesidir.'Başbakan Davutoğlu, 'Çok ciddi teşviklerle altı bölgeye ayırarak Türkiye'yi, yatırımları özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu'ya da yaymak oralara da getirmek istedik. Şimdi önümüzdeki dönemde ilk teşvik sistemini tekrar gözden geçirerek, Ar-Ge ve teknoloji yoğunluklu yatırımlara yeni teşvikler getirmenin çabası içindeyiz. Ama bakınız, istikrar o kadar önemli ki çözüm süreciyle birlikte Doğu ve Güneydoğu'ya olağanüstü bir ilgi uyanmaya başladı son iki yılda ve ciddi yatırım kaymaları başlamıştı. Kobani bahane edilerek 6-7 Ekim olaylarının, aslında Türk ekonomisinin bu bölgeye dönük olarak da ciddi bir yeni dönem başlangıcı önünde engelleyecek şekilde gerçekleşmiş olması hepimiz için dikkatle düşünülmesi gereken bir husustur' dedi.3 yeni binek araç projesiyle devam edilecekKoç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç, Başbakan Ahmet Davutoğlu, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz'ın da katılımıyla TOFAŞ Türk Otomobil Fabrikası AŞ'nin üretim tesislerinde düzenlenen 'Doblo Amerika Üretime Başlangıç ve İhracat Töreni'ndeki konuşmasında, Başbakan Davutoğlu'na bu heyecanı paylaştığı için teşekkür etti. Koç, 'Ülkemize, kendimize ve otomotiv sektörünün geleceğine duyduğumuz inançla yatırımlarımıza hız kesmeden devam ediyoruz. Doblo'nun yenilenmesiyle başlayan yatırımlarımıza, biri yeni sedan, diğerleri station wagon ve hatchback olmak üzere 3 yeni binek araç projesiyle devam edeceğiz. Süregelen yatırımlarımız haricinde sadece bu modellerle yaptığımız toplam yatırım miktarı 1,4 milyar dolara ulaşıyor. Gururla eklemek isterim ki bu tarihi yatırımlar aynı zamanda TOFAŞ mühendisliğinin ve işçiliğinin küresel arenadaki başarısını da açıkça ortaya koymuş oluyor' diye konuştu.Mustafa Koç, 'Uzun vadeli bakış açısıyla 2010 yılından bu yana otomotiv sektörüne yaptığımız yatırımlar 10 milyar TL'ye ulaşmaktadır. TOFAŞ'ın son dönemde imza attığı yeni yatırımlar da ülkemize ve geleceğimize olan inancımızın birer göstergesidir' dedi.AA
Reklam
TOKİ'den 'AK Saray' Cevabı: 'Maliyeti Açıklanırsa Ekonomi Zarar Görür'
Mimarlar Odası Ankara Şubesi, TOKİ'ye, 'Ak Saray'ın maliyetini sordu. TOKİ'den 'Maliyetinin açıklanması ülke ekonomi çıkarlarına zarar verir' cevabı geldi.Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) arazisine inşa edilen Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nın  (Ak Saray) maliyetiyle ilgili tartışmaya TOKİ'de katıldı. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in 1 milyar 370 milyon lira olarak açıkladığı maliyeti mimarlar, TOKİ'ye sordu. TOKİ'den, “Maliyetinin açıklanması ülke ekonomi çıkarlarına zarar verir.” cevabı geldi. Mimarlar Odası Ankara Şubesi, resmi yazıyla Toplu Konut İdaresi Başkanlığı'ndan AOÇ arazisine inşa edilen sarayın maliyetlerini istedi. TOKİ ise yine resmi yazıyla bilgi ve belgelerin zamanından önce açıklanması halinde, ülkenin ekonomik çıkarlarına zarar vereceğini iletti.TOKİ'nin, odaya gönderdiği cevapta şu ifadelere yer verildi: “Ülkenin ekonomik çıkarlarına ilişkin bilgi veya belgeler başlıklı madde 17 'Açıklanması ya da zamanından önce açıklanması halinde, ülkenin ekonomik çıkarlarına zarar verecek veya haksız rekabet ve kazanca sebep olacak bilgi veya belgeler, bu kanun kapsamı dışındadır.' Hükmü gereğince, idaremiz tarafından bilgi verilmesi uygun görülmemiştir.” 'MALİYET 5 MİLYAR LİRANIN ÜSTÜNE ÇIKABİLİR'TOKİ'nin cevabını yorumlayan Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, sarayın tamamen bitmesi halinde maliyetinin beklenenin çok üzerinde olacağını iddia etti. Candan, saray maliyetinin 5 milyar liranın üzerine çıkabileceğini savunarak, “Kaçak Saray'ın maliyetlerinin 5 katrilyonun üzerinde olabileceğini ve bu maliyetin buzdağının görünen kısmı olduğunu açıklamıştık. TOKİ'nin maliyeti açıklamama nedeni, ülkenin ekonomisine zarar verecek olması ise bu demektir ki kaçak sarayın maliyeti açıklandığında, borsada spekülatif bir durum yaşanacak, dudaklarımızı uçuklatacak bir maliyeti olduğu anlamına geliyor. Bu nedenle tarafımıza bilgi verilmemesi Kaçak Saray'ın maliyeti ekonomik kriz nedeni olacak boyutta olduğunu düşündürüyor. Maliyetin açıklanandan çok daha yüksek olduğunu söylemiştik, zira açıklanana eş bir maliyet olsaydı Maliye Bakanlığı'nın açıkladığı rakamı TOKİ de açıklamaktan çekinmezdi. Kesin olarak söyleyebiliriz ki Kaçak Saray'da maliyet açıklanan rakamdan yani 1,5 katrilyondan yüksektir” ifadelerini kullandı. 'Milletin sarayı' ifadeleriyle harcanan paranın gizlenmeye çalışıldığını kaydeden Candan, “Kılıf bulmaya çalışsalar da yaptıkları aşırı lüks harcama hiçbir şekliyle kabul görecek durumda değil. Halkın yoksulluğuna çözüm aramak yerine lüks içerisinde, jakuzili, havuzlu, buhar odalı, hamamlı cumhurbaşkanlığı konutu yaptıranlar, ekonomik krize neden olacak bir maliyetle, halkın kullanımında olan Atatürk Orman Çiftliği gasp ederek kaçak saray yaptıranlar iktidarlarını sürdüremezler” şeklinde konuştu.BAŞBAKANLIK'TAN BİLGİ ALINMimarlar Odası Ankara Şubesi tarafından resmi yazıyla TOKİ'ye sorulan sorular arasında Başbakanlık binasının toplam inşaat maliyeti, kaba ve ince inşaat imalatları, çevresindeki 40 metre genişliğindeki yol maliyeti, işçilik maliyeti, peyzaj düzenlemesinde ithal edilen ağaçların maliyeti, çevre düzenleme ihale işlerini alan şirketlerin bilgileri, temizlik, bahçe bakımı, aydınlatma ve işletme giderleri yer aldı. TOKİ bu sorulara ilişkin Başbakanlık'tan bilgi alınması istedi.ANKARA / CİHAN
Reklam
DİSK: 'Asgari Ücret 1.800 Net! Saraylar Değil Ekmeğimiz Büyüsün'
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Kani Beko, asgari ücretin “net 1.800 lira” olması gerektiğini vurguladı.Asgari ücretle ilgili değerlendirme yapan Beko, 2015 yılı asgari ücretinin Aralık ayı içinde belirleneceğine işaret ederek, hükümetin hedeflediği zam oranının 3+3 olarak açıkladığını hatırlattı ve ekledi:“Zam oranı ile hükümet işçilere günlük 1 lira civarında bir zammı uygun gördüğünü duyurdu. Hükümet açlık sınırının altında bir asgari ücrette ısrar ederek, yeniden bir sosyal cinayete imza atacağını şimdiden ilan etti. Hükümetin zam oranının önceden açıklaması ile Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplantıları bir kez daha anlamsızlaştı. Yıllardır ‘orta oyunu’ olarak nitelendirdiğimiz bu komisyon toplantılarının senaryosunu ve oyunun sonunu artık herkes biliyor.”Kani Beko, kişi başına düşen milli gelirin 2014 yılı itibarıyla aylık 1.800 lirayı aştığını ifade ederek, “Hükümet bu rakamla çok övünüyor. Biz işçiler 4 kişilik hanemiz için payımıza düşenin sadece birini talep ediyoruz. En azından yaşamak için buna ihtiyacımız var. Ve soruyoruz: Hanemizin payına düşen aylık en az 7.200 liramız nerede?” dedi ve şöyle devam etti:“Ekonomi büyürken biz alınteri döküyoruz, çalışırken biz ölüyoruz, biz sakatlanıyoruz, biz hastalanıyoruz. Madem Türkiye ekonomisi büyüyor, bizim aşımız, bizim ekmeğimiz neden büyümüyor? Büyümeden pay alsaydık, birilerini zengin ettiğimiz oranda zam alsaydık şimdi asgari ücret yaklaşık 1.800 lira olacaktı. Çünkü; Cumhurbaşkanlığı bütçesi geçtiğimiz yıla göre neredeyse 2 katına çıktı. Bu ülkede tüm değerleri üretenler için daha düşük bir artış kabul edilemez. Asgari ücret artış oranı, Cumhurbaşkanlığı bütçesinin artış oranına eşitlenmelidir. Bu rakam yaklaşık net 1.800 liradır. Çünkü, 4 kişilik bir hanede yoksulluk sınırı 3.500-4.000 lira civarındadır. Asgari ücret için belirlenmesi gereken gerçek tutar aslında budur. Yoksulluğa mahkum eden ücrete asgari ücret denmez! İki kişi çalışmamıza rağmen çocuklarımızı yoksulluğa mahkum etmemek için net 1800 lira şarttır.”“Asgari Ücret 1.800 Net!” sloganı ile yüz binlerce işçiye ulaşmak üzere bildiriler hazırladıklarını da vurgulayan Beko, yürütecekleri kampanyayı da şöyle anlattı:“Bu bildirileri kentlerin meydanlarında, işçi havzalarında, iş yerlerinde dağıtacağız. Türkiye’nin dört bir yanında stantlar açacak, basın açıklamaları düzenleyecek, eylemler, yürüyüşler organize edeceğiz. Ve de Asgari Ücret Tespit Komisyonu milyonlarca işçinin geleceğini belirlerken kapının önünde olacak ve şu sloganlarımızla kulaklarını çınlatacağız: Asgari ücret 1.800 net! Saraylar değil ekmeğimiz büyüsün.” DHA
Hükümetin Teklifi: Asgari Ücrete 1 Lira Zam
Milyonlarca işçinin geçinmeye çalıştığı asgari ücrete yapılacak zammı belirlemek üzere taraflar yarın bir araya gelecek. Ancak adı “pazarlık masası” olsa da her seferinde işçi kesiminin tekliflerine daha ilk günden kapıyı kapatan hükümetin yapacağı zam teklifi şimdiden belli.Cumhurbaşkanlığı Sarayı için 1 milyar 370 milyon liranın harcandığı Türkiye’de hükümet yaklaşık 8 milyon işçinin bir ay geçinmeye çalıştığı 891 liralık asgari ücrete günlük 1, aylık 31 lira zam önerisiyle masaya oturacak. Günlük bir simit parasına denk gelen zammı reddeden Türk-İş, aile bireyleri dikkate alınmadan sadece tek bir çalışanın yaşama maliyetinin bin 447,67 lira olduğuna vurgu yaptı. DİSK ise asgari ücretin net bin 800 lira olmasını istedi.Mustafa Çakır'ın Cumhuriyet'te yer alan haberine göre, Türkiye’deki yaklaşık 8 milyon işçi asgari ücret ile geçinmeye çalışıyor. Yani işçilerin yüzde 70’e yakını halen 891 lira olan asgari ücretle ayın sonunu getiriyor. Aileleri ile birlikte düşünüldüğünde ise asgari ücret yaklaşık 20 milyon insanı doğrudan etkiliyor. Brüt bin 134 lira olan asgari ücretten sosyal güvenlik pirimi, gelir vergisi, damga vergisi, işsizlik sigortası için yüzde 21.4 oranında kesinti yapılıyor. Bu da asgari ücretin 242,97 lirasının kesintilere gitmesi anlamına geliyor. Kesintilerin ardından bekar bir işçinin eline 891,3 lira geçiyor. Asgari ücretli bir çalışan 2014 yılında bordrodan yapılan kesintiyle toplam 823,32 lira vergi (gelir ve damga vergisi toplamı) ödüyor. Asgari ücretli işçi sosyal güvenlik ile işsizlik sigortası pirimi olarak da yılda toplam bin 984,50 lira ödemek zorunda kalıyor. Günlük 29,70 liraya denk gelen asgari ücretle işçi, 1 kg et bile alamıyor.2015 yılında geçerli olacak asgari ücreti belirlemek üzere ilk toplantı yarın yapılacak. Hükümet yüzde 3+3 zam teklifiyle masaya oturacak. Bu da net asgari ücrete aylık 31,60 lira zam anlamına geliyor. Bu durumda asgari ücret günlük bir simit parası yani 1 lira artmış olacak. Asgari ücretlinin eline geçecek saat ücreti de 14 kuruş artacak. Bu artışın bir yumurta parası bile olmadığına çeken Türk-İş’in Kasım 2014 açlık ve yoksulluk sınırı araştırmasına göre, aile bireyleri dikkate alınmadan sadece tek bir çalışanın yaşama maliyeti bin 447,67 lira. Türk-İş asgari ücretin de en az bu kadar olmasını istiyor. Dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarının bir önceki yıla göre 160 TL ve yaşam maliyetinin de 519 TL arttığına işaret eden Türk-İş, devletin resmi verilerine göre de ülke genelinde ortalama kira tutarının ayda 615 lira olduğuna dikkat çekti. Türk-İş, “İşveren ve hükümet temsilcileri tarafından işçi kesimi temsilcilerinin muhalefetiyle belirlenen asgari ücret günümüzde sadece 891,03 TL’dir. Ve özel kesimde bu ücret düzeyinde çalışmak durumunda/zorunda olan milyonlarca işçi bulunmaktadır. Yapılacak düzenlemeyle bu milyonlara yüzbinlerce göçmen ve sığınmacı çalışan da eklenecektir. Bu ücret politikasıyla, insanların çaresizliği istismar edilmektedir” vurgusunu yaptı.DİSK: Net 1800 lira olsunDİSK ise net asgari ücretin bin 800 lira olmasını istedi. Milyonlarca işçinin yaşamını ve geleceğini belirleyen asgari ücretin bu yıl da bir ortaoyunu ile belirlenmek istendiğine işaret eden DİSK, hükümet programında yüzde 3+3 olacağı önceden duyurulan asgari ücret için tespit komisyonunun toplanacağını, toplantılar yapılacağını belirtti. DİSK, “Böylesi bir orta oyunundan çıkacak olan bir kez daha açlık sınırının altında bir asgari ücrettir. Ekonomi büyürken, bu büyüme uğruna işçiler ölürken, ekmeğimizin değil sarayların büyümesine seyirci kalamayız. İşçinin dört kişilik hanesine bir kişilik ‘kişi başına milli gelir’ bile düşmemesi kader/fıtrat değildir. Açlık sınırının altında asgari ücret cinayettir” değerlendirmesini yaptı.Mustafa Çakır | Cumhuriyet
Putin: 'Doğalgazda Yüzde 6 İndirim Sağlayacağız'
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ankara'ya geldi. İlk olarak Anıtkabir'i ziyaret eden Putin, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından karşılandı.Özel uçağı ile saat 13.08'de Ankara'ya gelen Putin ve beraberindeki heyeti, Esenboğa Havalimanında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Dışişleri Bakanlığı yetkilileri ile Rusya Büyükelçiliği yetkilileri karşıladı.Uçaktan indikten sonra tören kıtasını selamlayan Putin, Şeref Salonu'na girmeden aprona getirilen özel aracına binerek, konvoyu ile havalimanından ayrıldı.
Reklam
'Hitler Atatürk Hayranıydı' Denilen Kitapta Ne Anlatılıyor?
Adolf Hitler’in Mustafa Kemal Atatürk’e duyduğu hayranlığa dair belge ve iddiaları derleyen yeni bir kitap yayımlandı. Stefan Ihrig’in kaleme alığı ‘ Nazilerin Hayalindeki Atatürk (Atatürk in the Nazi Imagination) ‘ isimli kitapta, Hitler’in 1’inci Dünya Savaşı sonrasında Atatürk’ün Anadolu’da verdiği mücadeleden ve bazı politikalarından ilham aldığına dair tezler sıralanıyor.Kitapta, ‘ çaresiz ve perişan haldeki ‘ Almanya’nın gözünde, Türkiye’de yaşananların ‘ milliyetçi bir hayalin gerçekleşmesi ‘ olarak algılandığı belirtiliyor; tarihsel bir perspektiften, savaş sonrası ‘ küllerinden doğmak isteyen ‘ Almanların, kurtuluş mücadelesini kazanan bir Türkiye’ye nasıl baktığı anlatılıyor.Yıldıray Oğur ve Hilal Kaplan’ın da gündemindeHarvard Üniversitesi Yayınları tarafından 27 Kasım 2014’te yayımlanan kitap, hükümete yakın yazarlar tarafından da adeta altın madeni muamelesi gördü. Türkiye gazetesinden Yıldıray Oğur iki gündür köşesini bu kitaba ayırırken, bugün Yeni Şafak’tan Hilal Kaplan da aynı konuyu ele aldı. İki yazar da, Hitler’in Atatürk hayranlığını ‘ Atatürk’ün suçuymuş ‘ gibi lanse ederek dillerine doladı.Amerikan haber sitesi Daily Beast’in derlemesine göre, kitapta öne çıkan belge ve iddialar arasında şunlar yer alıyor:‘Hitler ve Goebbels kişisel olarak hayrandı’Hitler, iktidara yükselirken İtalyan diktatör Benito Mussolini’yi değil, Atatürk’ü örnek aldı. Öyle ki, Türkiye’yi kendisinin ‘ parlayan yıldız ‘ı olarak görüyordu.Naziler, ‘Türk Ulusal Hareketi’ni model aldı; Hitler ve propaganda bakanı Joseph Goebbels Atatürk’e kişisel hayranlık besliyordu.1’inci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanlar, özellikle de ülkedeki muhafazakar kesimler, Paris Barış Konferansı’nda kendilerine adil davranılmadığına, hatta bürokratlar ve Berlin’deki azınlıklar tarafından ihanete uğradıklarına inanıyordu. 1’inci Dünya Savaşı’nda kendileri gibi yenilgiye uğrayan Türklerinse, Sevr Anlaşması’ndan sonra ‘ küllerinden doğması ‘, Almanları derinden etkiledi.Ihrig bu konuda şu ifadeleri kullanıyor: ” Çaresiz ve perişan haldeki Almanya’nın gözünde, bu durum milliyetçi bir hayalin gerçek olması ya da daha ziyade bir tür aşırı ulusal bir pornografiydi.’ ‘‘Aşk hikayesi’ yaşanıyorduAlman gazeteleri 29 Haziran 1919’da, Paris’te imzalanan ve toprak kaybedip devasa bir tazminat ödemek zorunda bırakan Versay Barış Anlaşması’nı manşetlerine taşımıştı. Sadece iki gün sonraysa, Daily Beast’in deyimiyle, ‘ Mustafa Kemal Paşa’yla bir aşk hikayesi ‘ başladı. Türkiye, Atatürk ve Kurtuluş Savaşı’na dair haberler gazete manşetlerine yükseldi.
Puskas Ödülü Adayı Birbirinden Güzel 10 Gol
FIFA, Puskas Ödülü için adayları açıklarken rabona vuruşuyla gündemden düşmeyen Lamela'nın golüne yer verilmedi.Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği'nin (FIFA) düzenlediği ve yılın en iyi golüne verilen 'FIFA Puskas Ödülü' için adaylar belli oldu.FIFA'dan yapılan açıklamaya göre, unutulmaz Macar futbolcu Ferenc Puskas'ın anısına 2009'dan beri düzenlenen ''en iyi gol'' ödülünün adayları arasında, Fransa 1. Futbol Ligi'nde (Ligue 1) Paris Saint Germain forması giyen İsveçli Zlatan İbrahimoviç, İngiltere Premier Lig ekiplerinden Manchester United'ın golcüsü Hollandalı Robin van Persie ve İspanya'da Real Madrid forması giyen Kolombiyalı James Rodriguez de yer aldı.FIFA ve France Football dergisinin internet sayfaları üzerinden yapılan oylama 1 Aralık'a kadar sürecek.Bu tarihten itibaren aday sayısı 3'e düşecek ve ödül, 12 Ocak 2015'te İsviçre'nin Zürih kentinde yapılacak FIFA Altın Top Gala Töreni'nde açıklanacak. Galada, kadınlarda ve erkeklerde yılın en iyi futbolcularının yanı sıra, Yılın En İyi İlk 11'i ile erkek ve kadın futbolunun en iyi teknik direktörleri de ilan edilecek.2010 yılında Hamit Altıntop'un milli formayla Kazakistan'a attığı golle kazandığı ödülü, 2009 yılında Cristiano Ronaldo, 2011'de Neymar, 2012'de Fenerbahçe forması altında attığı golle Miroslav Stoch ve 2013'te İsveçli futbolcu Zlatan İbrahimoviç almıştı.2014 'FIFA Puskas Ödülü'nün adayları ve gollerin atıldığı karşılaşmalar şöyleTim Cahill: 18 Haziran 2014, Avustralya - Hollanda (2014 FIFA Dünya Kupası)Diego Costa: 23 Kasım 2013, Atletico Madrid - Getafe (İspanya)Marco Fabian: 15 Şubat 2014, Cruz Azul - Puebla (Meksika)Zlatan İbrahimoviç: 19 Ekim 2013, Paris St. Germain - SC Bastia (Fransa)Pajtim Kasami: 21 Ekim 2013, Crystal Palace - Fulham (İngiltere)Stephanie Roche: 20 Ekim 2013, Peamount United - Wexford Youths (İrlanda Cumhuriyeti)James Rodriguez: 28 Haziran 2014, Kolombiya - Uruguay (2014 FIFA Dünya Kupası)Camilo Sanvezzo: 6 Ekim 2013, Vancouver Whitecaps - Portland Timbers (ABD-Kanada)Hisato Sato: 8 Mart 2014, Sanfrecce Hiroshima - Kawasaki Frontale (Japonya)Robin van Persie: 13 Ekim 2014, İspanya - Hollanda (2014 FIFA Dünya Kupası)Goal.com
Reklam
"Annem Bana Kara Büyü Yaptı"
Beşiktaş’ın Avrupa Ligi’ndeki rakiplerinden Tottenham’ın dünyaca ünlü golcüsü Adebayor, annnesi kendisine kara büyü yaptığı için bir süredir kötü oynadığını iddia etti.İngiltere Premier Ligi takımlarından Tottenham Hotspurs’da forma giyen Emmanuel Adebayor, bir süredir sahada iyi bir performans sergilemiyor olmasının “annesinin ona kara büyü yapmasına bağlı olduğunu” söyleyerek şaşkınlık yarattı.Togo asıllı 30 yaşındaki Forvet oyuncusu Gana’nın Peace FM radyosuna verdiği röportajda “Elbette ben rahip değilim, futbolcuyum. O yüzden kimin cadı olduğunu söylemek bana düşmez. Annemi evden kovduğumu iddia ediyorlar ama o kendisi evi terk etti. Onunla konuşmuyorum çünkü o herkese işlerimin iyiye gitmeyeceğini söylüyor. Benim hakkımda konuşmayı, bana kara büyü yapmayı bırakmaları gerekiyor” dedi.“AİLEM ŞİMDİDEN SERVETİMİ BÖLÜŞÜYOR”Ailesinin milyonlarca sterlinlik servetini bölüşmek için şimdiden planlar yapmaya başladığını ve ona zarar vermek için “Kara büyücülerle anlaştığını” da söyleyen futbolcu “Aralarında evlerimi arabalarımı bölüşüyorlar. O ölünce bu ev senin olacak bu araba ise benim diye konuşuyorlar” dedi.HAFTADA 170 BİN STERLİN ALIYORTakımından haftada 170 bin sterlin maaş alan futbolcunun ailesi ise, Adebayor’un annesini “cadı olduğunu iddia ederek evden koyduğunu, akrabalarının telefonlarına çıkmadığını ve onlara hiçbir maddi yardımda bulunmadığını” iddia etti.MÜSLÜMAN ŞİFACILAR BEYNİNİ YIKADIFutbolcunun Almanya’nın Bremen kentinde yaşayan kamyon şöförü ağabeyi Kola ise Sun gazetesine yaptığı açıklamada “Annem hergün oğlum beni cadı olmakla suçladı diyerek ağlıyor” dedi.42 yaşındaki Kola “Alfalar”olarak bilinen Müslüman şifacıların kardeşinin beynini yıkadığını iddia etti ve “Benim ailem Hristiyan ancak Müslüman şifacıları ziyaret etmek sıra dışı bir durum değil. O kötü şifacılar ile görüşüyor ve bütün bunlara onlar neden oluyor” dedi.12 MAÇTA 2 GOL ATABİLDİ30 yaşındaki Adebayor bu sezon 10 Premier Lig, 2 Avrupa Ligi maçı oynadı. Premier Lig’de 2 gol atarken, 1 de asist yaptı.Hürriyet
Reklam
Startup Mentor Türkiye Girişimcilerle Mentorları Buluşturuyor!
Ankara – Startup Mentor Türkiye, gerçek bir firması ve çalışan bir ürün ya da servisi olan girişimcileri alanlarında deneyimli mentorlarla Aralık ayında ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi’nde buluşturuyor!Temel hedefi Türkiye’deki girişimcilik ekosistemini desteklemek ve geliştirmek olan Startup Mentor Türkiye Programı, girişimcileri tecrübeli mentorlarla buluşturarak gelişmelerine imkan yaratmayı amaçlayan bir girişim. Startupların birçok ortak sorununa yardımcı olabilecek ulusal ve/veya uluslararası deneyime sahip mentorları daha görünür kılmak, yatırım yapılabilir startup sayısını arttırabilmek, ve birçok açıdan sınırlı kapasitesi olan startupların gelişmelerine katkı sağlayabilmek için, ‘bilgi’, ‘deneyim’ ve ‘network’ sağlayabilecek mentorlarla girişimcileri “ücretsiz” buluşturan bir program. Başvuru Tarihi ve KoşullarıStartup Mentor Türkiye Programına başvuru yapmak isteyen startuplar için son tarih 2 Aralık'a kadar uzatıldı. Mentorların başvuru tarihi ise 25 Kasım 2014’de sonlandı. Başvurular arasından 15 girişimin seçileceği ve eşleştirildikleri mentorlar ile çalışmalara başlayacağı Startup Mentor Turkey programı kapsamında ‘1 gün bootcamp’ ve ‘3 ay mentorluk desteği’ sağlanacak.Partnerler:SMT Programı, özel sektör, sivil toplum, akademi, yatırımcı ekosistemi ve akredite iş melekleri  ağlarından oluşan geniş bir listenin partnerliğinde gerçekleştirilmektedir.– ODTÜ Genç Girişimciler Topluluğu– ODTÜ Girişimcilik Merkezi– Galata İş Melekleri Ağı– Boğaziçi Mezunları İş Melekleri Ağı (BUBA)– Sirket Ortağım Melek Yatırımcı Ağı– TURKISHWIN – Uluslararası Kadın Ağı– Embriyonix Kuluçka Programı– Viveka Kuluçka Merkezi– Sabancı Üniversitesi Kuluçka Merkezi SUCool– Gazi Teknopark– Onedio.com– İcerik.com– JCI Ankara– European Mentoring & Coaching Council – Avrupa Mentorluk ve Koçluk KonseyiDetaylı bilgi için: http://www.startupmentorturkey.com/info@startupmentorturkey.com
'İşçi Sağlığı ve İş Güvenliğine Uyulmayacaksa Kömürümüzden Vazgeçmeye Hazırız'
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, maden faciasının meydana geldiği Ermenek'in ekonomi ve ticaretin maden sahalarından elde edilen gelirle sağlandığını söyledi. Yıldız, 'Ama hiçbir işçi kardeşimizin canı, hiçbir işçi kardeşimizin gördüğü zarar, bizim kömürümüzden daha değersiz değil. Tam tersi daha da değerli. Eğer işçi sağlığı ve iş güvenliğine uyulmayacaksa, biz Enerji Bakanlığı olarak oradaki kömürümüzden vazgeçmeye hazırız' dedi.Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Ak Parti Karaman Merkez İlçe Olağan Kongresi'ne katılmak için Karaman'a geldi. Yunus Emre Konferans Salonu'nda gerçekleşen kongrede partililerine seslenen Bakan Yıldız, Ermenek'te yaşanan maden kazasının Türkiye’yi derinden üzdüğünü ifade ederek, bu tür kazaların bir daha yaşanmamasını diledi.'Gerekirse kömürden vazgeçeriz'Bakan Yıldız, maden faciasının meydana geldiği Ermenek'in, ekonomi ve ticaretin maden sahalarından elde edilen gelirle sağlandığını ancak, bakanlık olarak gerekirse oradaki kömürden vazgeçebileceklerini belirtti. Bakan Yıldız, şöyle konuştu:'Çalışma Bakanlığımızın yaptığı çok güzel çalışmalar var ve kanunlaştırılmak üzerede bakanlar kuruluna sunuldu. Ondan sonra da meclisten geçecek. Biz işçi sağlığına uymayan yerlerin kapatılmasından yanayız. Biliyorum Ermenek’in ticareti, özellikle maden sahalarından gelen gelirlerle beraber orada ticaret ve ekonomi oluşuyor. Ama hiçbir işçi kardeşimizin canı, hiçbir işçi kardeşimizin gördüğü zarar, bizim kömürümüzden daha değersiz değil. Tam tersi daha da değerli. Eğer işçi sağlığı ve iş güvenliğine uyulmayacaksa biz Enerji Bakanlığı olarak oradaki kömürümüzden vazgeçmeye hazırız.''Karaman'da iş imkanı var'Karaman'da iş imkanı olduğunu ve Ermenekliler'in, Karaman'a gelip çalışabileceğini ifade eden Bakan Yıldız, Karaman’da iş, istihdam, iş bulma olanağı bulunduğunu söyledi. Yıldız, 'O yüzden Ermenek’teki kardeşim de gelip burada çalışabilecek. Eğer o maden ocakları o şartlara uyabiliyorsa, o maden ocakları devam edecek. Eğer o şartlara uymuyorsa, o maden ocakları kömür üretimi yapamayacaklar' dedi.Soma'daki kesilen zeytin ağaçlarına değinen Bakan Yıldız, kendilerine, 'Siz ağaçları mı, zeytinliği mi yoksa santralleri mi tercih edersiniz ?' diye sorulduğunu anlatırken şöyle konuştu:'Biz ne zeytinimizden vazgeçeriz, ne yeşilimizden vazgeçeriz, ne de santrallerimizden vazgeçeriz. Bunların her birisi bizim. Bu Ayrancı’daki kömürler, Soma’daki kömürler, Ak Parti’nin kömürü falan değil. 77 milyonun kömürü. Biz aldığımız Ak Parti oylarıyla 77 milyonumuza hizmet götürüyoruz. Oradaki bir kısım üslup hatalarını, bir kısım usul hatalarını görmemezlikten gelemeyiz. Çok iyi niyetli insanlarımız orada feveran ettiler. Hepsinin iyi niyetli olduğunu tabii ki söyleyemem. Ama bilelim ki orada bir kaynağın değerlendirilmesi söz konusu vardır.'Bakan Yıldız, konuşmasının ardından Ankara'ya hareket etti.DHA
Reklam