Analiz - Bolivya'da Boşa Çıkan Darbe Ve Latin Amerika Siyasetine Etkileri
İSTANBUL (AA) -MEHMET NECATİ KUTLU- İçinde bulunduğumuz günlerden yaklaşık olarak bir yıl önce Bolivya’da meydana gelen olaylar tüm dünyanın ilgisinin söz konusu Güney Amerika ülkesine çevrilmesine neden olmuştu. [1] Bolivya’da 20 Ekim 2019 tarihinde düzenlenen seçimleri Evo Morales yeniden geçerli oyların yüzde 47’sini alarak kazanmıştı. Seçimlerin ardından başını muhalefetin çektiği bazı gruplar, Morales’in yeniden seçilmesini sağlayan anayasa değişikliğinin usulsüz olduğunu ve seçimlere hile karıştırıldığını öne sürerek basın-yayın organları ve sokak gösterileriyle ülkeyi bir kaos ortamına sürüklemişti. Başlıca eyaletlerde meydana gelen şiddet olayları ve yağmalamalar ülke geneline yayılmış ve ne asayişi sağlamakla mükellef güçler ne de ordu yaygınlaşan düzensizliği bastırabilmişti. Bolivya Genelkurmay Başkanı Williams Kaliman daha da ileri giderek, Cumhurbaşkanını istifaya davet ettiklerini televizyon aracılığıyla kamuoyuna açıklamıştı. Tırmanarak kontrolden çıkan şiddet olaylarına engel olamayan, vazifesi bu engellemeyi yapmak olan kolluk kuvvetlerinin görevini yapmasını sağlamak bir yana, bizzat ordunun başındaki general tarafından tehditvari bir üslûpla istifaya davet edilen Başkan Morales 10 Kasım 2019 günü istifasını açıklamış ve Meksika’ya iltica etmişti. Bundan sonra Morales’in partisi Sosyalizm Hareketi Partisi (MAS) üyelerine yönelik adeta bir cadı avı başlatılmış ve Anayasa uyarınca geçici olarak başkanlık koltuğuna oturması gereken başkan yardımcısı ve meclis başkanı görevi devralamadıkları için, muhalefet mensubu Senatörler Meclisi Başkan Yardımcısı Jeanine Anez geçici olarak başkanlığı devralmıştı.Darbe sonrası başlatılan 'cadı avı' Bundan sonraki süreçte ise olaylar şöyle gelişti: 12 Kasım 2019 tarihinde cumhurbaşkanlığı makamına oturan Anez, anayasa uyarınca ülkeyi seçime götürecek süreçte en fazla üç ay oturması gereken koltukta yaptığı ilk açıklamalarında anayasaya uygun davranacağını belirtmesine karşın, düzenlenmesi gereken seçimleri iki kez erteleyerek iktidarını zamana yayma yoluna gitti. Ülkede MAS karşıtlığı adeta bir devlet politikası haline gelerek yürütme ve yargı elbirliğiyle on bir ay boyunca başta sâbık Başkan Evo Morales olmak üzere önde gelen MAS üyelerini soruşturmalar ve davalarla yıpratmak ve devlet erkini kullanmak suretiyle iç ve dış kamuoyunu etkileyerek ilgili partiyi zayıflatmak için çalıştı. Jeanine Anez başkanlığa kesinlikle aday olmayacağını açıklamasına rağmen birkaç ay sonra kamuoyuna “ülkenin iyiliği ve istikrarı için” başkanlığa adaylığını koyma kararı aldığını duyurdu ve devletin tüm imkânlarını kullanarak başlattığı kampanya sürecinde oy oranı bir türlü yüzde 10 civarında rakamları aşamayınca 18 Eylül 2020 tarihinde “özgürlük ve demokrasinin sağlanabilmesi için” adaylıktan çekildi. Anez’in 11 aylık başkanlık serüveni ise irili ufaklı skandallarla örülü olarak tarihe geçti. Kızına askeri helikopter tahsis etmesi, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) sürecinde acil olarak satın alınan solunum cihazlarının fahiş fiyata alındığının ortaya çıkması ile yaşanan yolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları 11 aylık sürecin fiyaskolarından ilk akla gelenler. Bu ve bunlara benzer suiistimal örneklerine, geçici iktidarı ellerinde tutanların sâbık Morales dönemi yöneticileri hakkında ortaya koydukları iddialar çerçevesinde harekete geçen, soruşturmalar yürüten ve davalar açan yargı unsurlarını da eklemek gerek. Darbe dönemi sonrasında yaşanan on bir aylık süreçte Bolivya’nın siyasal ve toplumsal dinamikleri bunlar oldu. Kovid-19 pandemisinin getirdiği toplumsal ve ekonomik zorluklar da sıkıntılara tuz-biber ekti.Sonuç olarak Bolivya, Cumhurbaşkanı Evo Morales’in istifasından ancak 11 ay sonra yeniden sandığa gidebildi. 18 Ekim 2020 Pazar günü yapılan seçimleri ise kahir ekseriyetle MAS partisinin adayı, eski Ekonomi Bakanı Luis Arce kazandı. Sandıkların yüzde 100’ü açıldıktan sonra açıklanan kesin sonuçlar MAS adayı Luis Arce’nin yüzde 55,1 oy oranına ulaştığını ve en yakın takipçisi olan Yurttaş Birliği Partisine (CC) mensup muhalif aday Carlos Mesa’ya yüzde 25 oranında fark attığını ortaya koydu. Kesin sonuçların açıklanması sonrasında Dışişleri Bakanlığımız “Seçilen yeni Cumhurbaşkanı Sayın Luis Arce’ye başarılar diliyor, seçim sonuçlarının dost Bolivya halkı için hayırlı olmasını temenni ediyoruz” açıklamasını yaptı.Şimdi, gelelim ibret hikâyesine dönüşen bu sürecin düşündürdüklerine ve bundan sonra beklenebilecek olası sonuçlara:Düşünceler1) Latin Amerika’da sivil/askeri darbeler döneminin can çekişmekte olduğu bir kez daha ortaya konulmuş oldu. Kitleler bilişim çağının sağladığı tüm imkânlarıyla önceki dönemlerle kıyaslanamayacak oranda donanımlı ve iletişimleri neredeyse engellenemez düzeyde. Vesayet kabul etmiyorlar ve vesayet girişimlerini er ya da geç bertaraf ediyorlar. Ekvador’un sâbık Devlet Başkanı Rafael Correa’ya karşı 2010 yılında gerçekleştirmeye çalışılan ve başarısız olan darbe girişimi, Venezuela’da, Millet Meclisi Başkanı Juan Guaido’nun bir parkta elini kaldırıp yandaşlarının önünde yemin ederek gerçekleştirmeye çalıştığı sivil darbe ve bu yazının konusu olan ve Başkan Evo Morales’e karşı 2019 yılında Bolivya’da ortaya konan sivil-askeri işbirlikli darbe bunlara örnek teşkil ediyor. Sayılan tüm girişimler farklı şekillerde olsa da toplum tarafından bertaraf edildi.2) Yolsuzluk, kötü idare ve adam kayırmacılık kısa vadede fark edilmemiş ya da unutulmuş gibi görünse de kitlesel yanıt, kitlesel hareketler şeklinde tezahür ediyor; toplumsal rahatsızlıklar kısa ve orta vadede sokaklara ve sandığa yansıyor. Morales’in anayasaya aykırı şekilde dördüncü kez seçilmek üzere yaptığı hukuki ve siyasal manevralar sonrasında meydana gelen huzursuzluklar ve Şili’de geçtiğimiz yıl toplu taşıma ücretlerine yapılan zammın ardından yaşanan karışıklıklar bu duruma örnek teşkil ediyor. Bununla beraber bu tür toplumsal olayların iç ve dış mihraklar tarafından çıkarılması ya da yönlendirilmesi ihtimalini de göz ardı etmemek gerek. Bununla birlikte iletişim imkânları, eğitim ve bilinç düzeyindeki toplumsal artış, bu tür olası manipülasyonları genellikle akamete uğratabiliyor ve halkın gerçek iradesi çoğu zaman sandıklara yansıyarak nihai sonucu belirliyor.3) Sandıkta yapıldığı söylenen hile ve düzenler çoğu zaman birebir kontrol yöntemiyle önleniyor. Geleneksel oy verme yöntemlerini içeren, salt elektronik olmayan sistemler halk iradesini neredeyse tamamen seçimlere yansıtabiliyor. Sandıkların temsilciler eliyle kontrolü ve temsilcilerin bağımsız bir merkeze yaptıkları bildirimler usulsüzlükleri büyük ölçüde bertaraf edebiliyor. Geçtiğimiz 18 Ekim Pazar günü Bolivya’da yaşananlar buna örnek teşkil edebilir. Darbe sonrası hükümetin kontrolündeki bir siyasal ve toplumsal ortamda yapılan seçimler dahi, erki elinde tutanlara karşı halk iradesini ortaya koyabildi.4) Mağduriyet görünümü, birbirine toplumsal olarak benzerlikler gösteren Latin Amerika toplumlarında halkın iradesi üzerinde etkili olabiliyor. Cumhurbaşkanlığı sarayından kaçan, MAS partisinin kalesi sayılan Cochabamba bölgesinde üzerinde bir gömlekle neredeyse açıkta yatıp kalkan, aile fertlerine ait evler basılan ve yağmalanan Morales görüntüleri, halkın üzerinde darbecilerin hiç istemedikleri bir etki yaptı. 2019 seçimlerinde Morales oyların yüzde 47’sini almışken, yakın çalışma arkadaşlarından olan Luis Arce geçtiğimiz 18 Ekim günü düzenlenen seçimleri yüzde 55 oy oranıyla kazandı.Muhtemel sonuçlar1) MAS Partisi, Evo Morales önderliğinde önemli bir ilerleme göstermiş, kitlelere mal olmuş bir siyasi oluşum konumunda üç iktidar dönemini tamamladı ve ülke vatandaşlarının refah düzeyini görece de olsa düzeltti. 2019 sonunda düzenlenen seçimler sonrasında yaşanan olaylar ise partinin gerek prestijini gerekse üye ve taraftarları nezdindeki güvenilirliğini örseledi. Arce önderliğinde kazanılan yüzde 55’lik seçim galibiyeti bir yandan darbeye karşı bir meşru rövanş teşkil ederken, diğer yandan MAS çevrelerinin kendilerine ve partilerine olan güvenlerini yeniden tesis etti ve güçlendirdi. 2) Evo Morales Latin Amerika siyasetinde en dikkat çeken isimlerinden. Ünü ülkesinin sınırlarını aşan yerli kökenli bir lider. 2019 yılı sonunda anayasal sınırları fazlaca zorlayarak girdiği dördüncü seçim sonucunda aldığı galibiyetin bedelini sivil-askeri bir darbeyle ve ülkeden ayrılmak zorunda kalarak ödedi. Bununla birlikte mağdur durumunda olması bir yandan seçmenlerini parti etrafında toplarken diğer taraftan oy oranını artırdı. Usta siyasetçi seçim sürecine Arjantin’den katkı sağladı ve sonuçları attığı şu tweetle değerlendirdi: “Kardeşlerim, halkın iradesi kazandı, MAS-IPSB çok büyük bir zafer kazandı. Siyasal hareketimiz her iki mecliste de çoğunluğu elde edecek. Milyonlar olduk ve geri döndük; şimdi onuru ve özgürlüğü halka iade etme zamanı...” Morales’in dört kez başkanlık seçimine girmiş ve kazanmış bir siyasetçi olarak politikanın dışında kalması olası görünmüyor. Bununla birlikte başkanlık koltuğuna oturan Arce’nin de koltuğu Morales’e devretmesi şimdilik mümkün görünmüyor. Morales’in başkanlığı dönemindeki ekonomik başarıların mimarı olan eski Ekonomi ve Maliye Bakanı Arce bu dönemde sakin kişiliğiyle öne çıkan isim olacaktır. Altmış bir yaşındaki Morales’in bir dönem âkil adam, usta siyasetçi ve belki de parti başkanı görünümüyle kamuoyunun gündeminde tutularak, bir dahaki seçimlere hazırlanması bir ihtimal olabilir. Bununla birlikte siyaset dünyasında şu ya da bu nedenle giden koltukların geri gelmediği, gelemediği durumlara dair de birçok örnek var.3) Chavez’in ölümü sonrasında Nicolas Maduro tarafından az farkla kazanılan seçimlerle Venezuela solu iktidarı muhafaza edebilmişti. Bununla birlikte, bölgedeki önemli sol eğilimli liderlerin iktidarı birer birer sağ görüşlü liderlere kaptırmaları bu önemli petrol ülkesini kıtada yalnızlaştırdı. Peru’da Ollanta Humala, Brezilya’da Lula da Silva ve Dilma Roussef, Şili’de Michelle Bachelet, Arjantin’de Cristina Kirchner, Uruguay’da Jose Mujica son yıllarda iktidarlarını sağ eğilimli iktidarlara bırakarak siyasi arenadan çekilen önemli liderler. Hugo Chavez ve Fidel Castro’nun ölümleri de Latin Amerika soluna etki eden önemli unsurlar oldu. Venezuela’nın Küba ve Nikaragua ile olan işbirliğiyle hafifletmeye çalıştığı yalnızlığı, Arjantin’de Mauricio Macri iktidarının son bularak Alberto Fernandez önderliğinde sol iktidarın tesis edilmesiyle en azından psikolojik olarak görece moral kazanmıştı. Bu kez Morales’e karşı düzenlenen darbenin boşa çıkması ve ülkede sağlam bir MAS iktidarının tesis edilmesi, bir yandan Venezuela açısından psikolojik bir destek olurken iki ülke arasındaki dayanışmanın artması ve işbirliğinin maddi sonuçlarının olması daha kolay hale gelecek.4) Çin ve Rusya Federasyonu Latin Amerika’da Amerika Birleşik Devletleri’nin baskıları ve hegemonya tesisi çabaları karşısında sol eğilimli hükümetlerin doğal işbirliği adresleri olarak öne çıkıyor ve bu vesileyle bölgedeki etkinliklerini artırıyorlar. Bolivya’da darbe girişiminin boşa çıkması ve büyük ekseriyetle tesis edilen MAS iktidarı Çin’in ve Rusya Federasyonu’nun özelde Bolivya’da genelde bölgede etkinliğini sağlamlaştıracak. Bu çerçevede, bağımsız ve milli bir politika yürüten Türkiye’nin bölgeye verdiği önemi muhafaza etmesi ve artırması uygun olacaktır. Milli menfaatler uyarınca ve uyguladığımız bağımsız denge politikası sayesinde gerek sol eğilimli gerekse ABD yanlısı hükümetlerle işbirliği yapabilmemiz, dünyanın en güçlü ve etkin ülkelerinin bile sahip olmadıkları bir ayrıcalık. Bu önemli ayrıcalığın desteğiyle, THY açılımımızı genişleterek sürdürmemiz, müteahhitlik firmalarımızın bölgedeki etkinliğinin artması, enerji yatırımlarına ortak olmamız ve turizm-ticaret rakamlarımızı artırmamız bölgede halen var olan yeni ve büyük Türkiye imgesini kuvvetlendirecektir. Bölgesel güç düzeyinden küresel aktör konumuna geçmemizin önemli köşe taşlarından biri Latin Amerika’da artacak etkinliğimizdir. Dışişleri Bakanlığımızın uygulamaya koyduğu Latin Amerika açılımı çerçevesinde bölge ülkelerinde açılan büyükelçiliklerimizin, büyük bir kısmı İspanyolca ve Portekizce konuşan bu 600 milyonluk coğrafyadaki etkinlik düzeylerinin artırılması ve bahse konu ülkelerle siyasi, akademik, kültürel ve ekonomik ilişkilerimizin geliştirilmesi ülkemizin Latin Amerika’daki varlığını ve görünürlüğünü artıracaktır.[Prof. Dr. Mehmet Necati Kutlu Ankara Üniversitesi Latin Amerika Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi müdürüdür] [1] https://www.aa.com.tr/tr/analiz/latin-amerikada-baskaldiri-kamplasma-ve-darbeler-yili-2019/1693836
Analiz - Bolivya'da Boşa Çıkan Darbe Ve Latin Amerika Siyasetine Etkileri
İSTANBUL (AA) -MEHMET NECATİ KUTLU- İçinde bulunduğumuz günlerden yaklaşık olarak bir yıl önce Bolivya’da meydana gelen olaylar tüm dünyanın ilgisinin söz konusu Güney Amerika ülkesine çevrilmesine neden olmuştu. [1] Bolivya’da 20 Ekim 2019 tarihinde düzenlenen seçimleri Evo Morales yeniden geçerli oyların yüzde 47’sini alarak kazanmıştı. Seçimlerin ardından başını muhalefetin çektiği bazı gruplar, Morales’in yeniden seçilmesini sağlayan anayasa değişikliğinin usulsüz olduğunu ve seçimlere hile karıştırıldığını öne sürerek basın-yayın organları ve sokak gösterileriyle ülkeyi bir kaos ortamına sürüklemişti. Başlıca eyaletlerde meydana gelen şiddet olayları ve yağmalamalar ülke geneline yayılmış ve ne asayişi sağlamakla mükellef güçler ne de ordu yaygınlaşan düzensizliği bastırabilmişti. Bolivya Genelkurmay Başkanı Williams Kaliman daha da ileri giderek, Cumhurbaşkanını istifaya davet ettiklerini televizyon aracılığıyla kamuoyuna açıklamıştı. Tırmanarak kontrolden çıkan şiddet olaylarına engel olamayan, vazifesi bu engellemeyi yapmak olan kolluk kuvvetlerinin görevini yapmasını sağlamak bir yana, bizzat ordunun başındaki general tarafından tehditvari bir üslûpla istifaya davet edilen Başkan Morales 10 Kasım 2019 günü istifasını açıklamış ve Meksika’ya iltica etmişti. Bundan sonra Morales’in partisi Sosyalizm Hareketi Partisi (MAS) üyelerine yönelik adeta bir cadı avı başlatılmış ve Anayasa uyarınca geçici olarak başkanlık koltuğuna oturması gereken başkan yardımcısı ve meclis başkanı görevi devralamadıkları için, muhalefet mensubu Senatörler Meclisi Başkan Yardımcısı Jeanine Anez geçici olarak başkanlığı devralmıştı.Darbe sonrası başlatılan 'cadı avı' Bundan sonraki süreçte ise olaylar şöyle gelişti: 12 Kasım 2019 tarihinde cumhurbaşkanlığı makamına oturan Anez, anayasa uyarınca ülkeyi seçime götürecek süreçte en fazla üç ay oturması gereken koltukta yaptığı ilk açıklamalarında anayasaya uygun davranacağını belirtmesine karşın, düzenlenmesi gereken seçimleri iki kez erteleyerek iktidarını zamana yayma yoluna gitti. Ülkede MAS karşıtlığı adeta bir devlet politikası haline gelerek yürütme ve yargı elbirliğiyle on bir ay boyunca başta sâbık Başkan Evo Morales olmak üzere önde gelen MAS üyelerini soruşturmalar ve davalarla yıpratmak ve devlet erkini kullanmak suretiyle iç ve dış kamuoyunu etkileyerek ilgili partiyi zayıflatmak için çalıştı. Jeanine Anez başkanlığa kesinlikle aday olmayacağını açıklamasına rağmen birkaç ay sonra kamuoyuna “ülkenin iyiliği ve istikrarı için” başkanlığa adaylığını koyma kararı aldığını duyurdu ve devletin tüm imkânlarını kullanarak başlattığı kampanya sürecinde oy oranı bir türlü yüzde 10 civarında rakamları aşamayınca 18 Eylül 2020 tarihinde “özgürlük ve demokrasinin sağlanabilmesi için” adaylıktan çekildi. Anez’in 11 aylık başkanlık serüveni ise irili ufaklı skandallarla örülü olarak tarihe geçti. Kızına askeri helikopter tahsis etmesi, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) sürecinde acil olarak satın alınan solunum cihazlarının fahiş fiyata alındığının ortaya çıkması ile yaşanan yolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları 11 aylık sürecin fiyaskolarından ilk akla gelenler. Bu ve bunlara benzer suiistimal örneklerine, geçici iktidarı ellerinde tutanların sâbık Morales dönemi yöneticileri hakkında ortaya koydukları iddialar çerçevesinde harekete geçen, soruşturmalar yürüten ve davalar açan yargı unsurlarını da eklemek gerek. Darbe dönemi sonrasında yaşanan on bir aylık süreçte Bolivya’nın siyasal ve toplumsal dinamikleri bunlar oldu. Kovid-19 pandemisinin getirdiği toplumsal ve ekonomik zorluklar da sıkıntılara tuz-biber ekti.Sonuç olarak Bolivya, Cumhurbaşkanı Evo Morales’in istifasından ancak 11 ay sonra yeniden sandığa gidebildi. 18 Ekim 2020 Pazar günü yapılan seçimleri ise kahir ekseriyetle MAS partisinin adayı, eski Ekonomi Bakanı Luis Arce kazandı. Sandıkların yüzde 100’ü açıldıktan sonra açıklanan kesin sonuçlar MAS adayı Luis Arce’nin yüzde 55,1 oy oranına ulaştığını ve en yakın takipçisi olan Yurttaş Birliği Partisine (CC) mensup muhalif aday Carlos Mesa’ya yüzde 25 oranında fark attığını ortaya koydu. Kesin sonuçların açıklanması sonrasında Dışişleri Bakanlığımız “Seçilen yeni Cumhurbaşkanı Sayın Luis Arce’ye başarılar diliyor, seçim sonuçlarının dost Bolivya halkı için hayırlı olmasını temenni ediyoruz” açıklamasını yaptı.Şimdi, gelelim ibret hikâyesine dönüşen bu sürecin düşündürdüklerine ve bundan sonra beklenebilecek olası sonuçlara:Düşünceler1) Latin Amerika’da sivil/askeri darbeler döneminin can çekişmekte olduğu bir kez daha ortaya konulmuş oldu. Kitleler bilişim çağının sağladığı tüm imkânlarıyla önceki dönemlerle kıyaslanamayacak oranda donanımlı ve iletişimleri neredeyse engellenemez düzeyde. Vesayet kabul etmiyorlar ve vesayet girişimlerini er ya da geç bertaraf ediyorlar. Ekvador’un sâbık Devlet Başkanı Rafael Correa’ya karşı 2010 yılında gerçekleştirmeye çalışılan ve başarısız olan darbe girişimi, Venezuela’da, Millet Meclisi Başkanı Juan Guaido’nun bir parkta elini kaldırıp yandaşlarının önünde yemin ederek gerçekleştirmeye çalıştığı sivil darbe ve bu yazının konusu olan ve Başkan Evo Morales’e karşı 2019 yılında Bolivya’da ortaya konan sivil-askeri işbirlikli darbe bunlara örnek teşkil ediyor. Sayılan tüm girişimler farklı şekillerde olsa da toplum tarafından bertaraf edildi.2) Yolsuzluk, kötü idare ve adam kayırmacılık kısa vadede fark edilmemiş ya da unutulmuş gibi görünse de kitlesel yanıt, kitlesel hareketler şeklinde tezahür ediyor; toplumsal rahatsızlıklar kısa ve orta vadede sokaklara ve sandığa yansıyor. Morales’in anayasaya aykırı şekilde dördüncü kez seçilmek üzere yaptığı hukuki ve siyasal manevralar sonrasında meydana gelen huzursuzluklar ve Şili’de geçtiğimiz yıl toplu taşıma ücretlerine yapılan zammın ardından yaşanan karışıklıklar bu duruma örnek teşkil ediyor. Bununla beraber bu tür toplumsal olayların iç ve dış mihraklar tarafından çıkarılması ya da yönlendirilmesi ihtimalini de göz ardı etmemek gerek. Bununla birlikte iletişim imkânları, eğitim ve bilinç düzeyindeki toplumsal artış, bu tür olası manipülasyonları genellikle akamete uğratabiliyor ve halkın gerçek iradesi çoğu zaman sandıklara yansıyarak nihai sonucu belirliyor.3) Sandıkta yapıldığı söylenen hile ve düzenler çoğu zaman birebir kontrol yöntemiyle önleniyor. Geleneksel oy verme yöntemlerini içeren, salt elektronik olmayan sistemler halk iradesini neredeyse tamamen seçimlere yansıtabiliyor. Sandıkların temsilciler eliyle kontrolü ve temsilcilerin bağımsız bir merkeze yaptıkları bildirimler usulsüzlükleri büyük ölçüde bertaraf edebiliyor. Geçtiğimiz 18 Ekim Pazar günü Bolivya’da yaşananlar buna örnek teşkil edebilir. Darbe sonrası hükümetin kontrolündeki bir siyasal ve toplumsal ortamda yapılan seçimler dahi, erki elinde tutanlara karşı halk iradesini ortaya koyabildi.4) Mağduriyet görünümü, birbirine toplumsal olarak benzerlikler gösteren Latin Amerika toplumlarında halkın iradesi üzerinde etkili olabiliyor. Cumhurbaşkanlığı sarayından kaçan, MAS partisinin kalesi sayılan Cochabamba bölgesinde üzerinde bir gömlekle neredeyse açıkta yatıp kalkan, aile fertlerine ait evler basılan ve yağmalanan Morales görüntüleri, halkın üzerinde darbecilerin hiç istemedikleri bir etki yaptı. 2019 seçimlerinde Morales oyların yüzde 47’sini almışken, yakın çalışma arkadaşlarından olan Luis Arce geçtiğimiz 18 Ekim günü düzenlenen seçimleri yüzde 55 oy oranıyla kazandı.Muhtemel sonuçlar1) MAS Partisi, Evo Morales önderliğinde önemli bir ilerleme göstermiş, kitlelere mal olmuş bir siyasi oluşum konumunda üç iktidar dönemini tamamladı ve ülke vatandaşlarının refah düzeyini görece de olsa düzeltti. 2019 sonunda düzenlenen seçimler sonrasında yaşanan olaylar ise partinin gerek prestijini gerekse üye ve taraftarları nezdindeki güvenilirliğini örseledi. Arce önderliğinde kazanılan yüzde 55’lik seçim galibiyeti bir yandan darbeye karşı bir meşru rövanş teşkil ederken, diğer yandan MAS çevrelerinin kendilerine ve partilerine olan güvenlerini yeniden tesis etti ve güçlendirdi. 2) Evo Morales Latin Amerika siyasetinde en dikkat çeken isimlerinden. Ünü ülkesinin sınırlarını aşan yerli kökenli bir lider. 2019 yılı sonunda anayasal sınırları fazlaca zorlayarak girdiği dördüncü seçim sonucunda aldığı galibiyetin bedelini sivil-askeri bir darbeyle ve ülkeden ayrılmak zorunda kalarak ödedi. Bununla birlikte mağdur durumunda olması bir yandan seçmenlerini parti etrafında toplarken diğer taraftan oy oranını artırdı. Usta siyasetçi seçim sürecine Arjantin’den katkı sağladı ve sonuçları attığı şu tweetle değerlendirdi: “Kardeşlerim, halkın iradesi kazandı, MAS-IPSB çok büyük bir zafer kazandı. Siyasal hareketimiz her iki mecliste de çoğunluğu elde edecek. Milyonlar olduk ve geri döndük; şimdi onuru ve özgürlüğü halka iade etme zamanı...” Morales’in dört kez başkanlık seçimine girmiş ve kazanmış bir siyasetçi olarak politikanın dışında kalması olası görünmüyor. Bununla birlikte başkanlık koltuğuna oturan Arce’nin de koltuğu Morales’e devretmesi şimdilik mümkün görünmüyor. Morales’in başkanlığı dönemindeki ekonomik başarıların mimarı olan eski Ekonomi ve Maliye Bakanı Arce bu dönemde sakin kişiliğiyle öne çıkan isim olacaktır. Altmış bir yaşındaki Morales’in bir dönem âkil adam, usta siyasetçi ve belki de parti başkanı görünümüyle kamuoyunun gündeminde tutularak, bir dahaki seçimlere hazırlanması bir ihtimal olabilir. Bununla birlikte siyaset dünyasında şu ya da bu nedenle giden koltukların geri gelmediği, gelemediği durumlara dair de birçok örnek var.3) Chavez’in ölümü sonrasında Nicolas Maduro tarafından az farkla kazanılan seçimlerle Venezuela solu iktidarı muhafaza edebilmişti. Bununla birlikte, bölgedeki önemli sol eğilimli liderlerin iktidarı birer birer sağ görüşlü liderlere kaptırmaları bu önemli petrol ülkesini kıtada yalnızlaştırdı. Peru’da Ollanta Humala, Brezilya’da Lula da Silva ve Dilma Roussef, Şili’de Michelle Bachelet, Arjantin’de Cristina Kirchner, Uruguay’da Jose Mujica son yıllarda iktidarlarını sağ eğilimli iktidarlara bırakarak siyasi arenadan çekilen önemli liderler. Hugo Chavez ve Fidel Castro’nun ölümleri de Latin Amerika soluna etki eden önemli unsurlar oldu. Venezuela’nın Küba ve Nikaragua ile olan işbirliğiyle hafifletmeye çalıştığı yalnızlığı, Arjantin’de Mauricio Macri iktidarının son bularak Alberto Fernandez önderliğinde sol iktidarın tesis edilmesiyle en azından psikolojik olarak görece moral kazanmıştı. Bu kez Morales’e karşı düzenlenen darbenin boşa çıkması ve ülkede sağlam bir MAS iktidarının tesis edilmesi, bir yandan Venezuela açısından psikolojik bir destek olurken iki ülke arasındaki dayanışmanın artması ve işbirliğinin maddi sonuçlarının olması daha kolay hale gelecek.4) Çin ve Rusya Federasyonu Latin Amerika’da Amerika Birleşik Devletleri’nin baskıları ve hegemonya tesisi çabaları karşısında sol eğilimli hükümetlerin doğal işbirliği adresleri olarak öne çıkıyor ve bu vesileyle bölgedeki etkinliklerini artırıyorlar. Bolivya’da darbe girişiminin boşa çıkması ve büyük ekseriyetle tesis edilen MAS iktidarı Çin’in ve Rusya Federasyonu’nun özelde Bolivya’da genelde bölgede etkinliğini sağlamlaştıracak. Bu çerçevede, bağımsız ve milli bir politika yürüten Türkiye’nin bölgeye verdiği önemi muhafaza etmesi ve artırması uygun olacaktır. Milli menfaatler uyarınca ve uyguladığımız bağımsız denge politikası sayesinde gerek sol eğilimli gerekse ABD yanlısı hükümetlerle işbirliği yapabilmemiz, dünyanın en güçlü ve etkin ülkelerinin bile sahip olmadıkları bir ayrıcalık. Bu önemli ayrıcalığın desteğiyle, THY açılımımızı genişleterek sürdürmemiz, müteahhitlik firmalarımızın bölgedeki etkinliğinin artması, enerji yatırımlarına ortak olmamız ve turizm-ticaret rakamlarımızı artırmamız bölgede halen var olan yeni ve büyük Türkiye imgesini kuvvetlendirecektir. Bölgesel güç düzeyinden küresel aktör konumuna geçmemizin önemli köşe taşlarından biri Latin Amerika’da artacak etkinliğimizdir. Dışişleri Bakanlığımızın uygulamaya koyduğu Latin Amerika açılımı çerçevesinde bölge ülkelerinde açılan büyükelçiliklerimizin, büyük bir kısmı İspanyolca ve Portekizce konuşan bu 600 milyonluk coğrafyadaki etkinlik düzeylerinin artırılması ve bahse konu ülkelerle siyasi, akademik, kültürel ve ekonomik ilişkilerimizin geliştirilmesi ülkemizin Latin Amerika’daki varlığını ve görünürlüğünü artıracaktır.[Prof. Dr. Mehmet Necati Kutlu Ankara Üniversitesi Latin Amerika Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi müdürüdür] [1] https://www.aa.com.tr/tr/analiz/latin-amerikada-baskaldiri-kamplasma-ve-darbeler-yili-2019/1693836
Thy'den Yurtiçi İndirim Kampanyası
İSTANBUL (AA) - Türk Hava Yolları (THY) iç hatlar için indirim kampanyası başlattı.THY'nin resmi internet sitesinden yapılan duyuruda, başlatılan kampanya ile yolculara 99.99 TL’ye uçuş imkanı sunulduğu belirtildi. Kampanyanın 26 Ekim-27 Ekim 2020 arası düzenlenen ve seyahat tarihi 1 Aralık 2020- 21 Ocak 2021 arasındaki biletler için geçerli olacağı kaydedildi. Açıklamada, İstanbul Havalimanı ve Sabiha Gökçen Havalimanı çıkışlı ya da varışlı yurtiçi tek yön ekonomi sınıfı uçuşlarda geçerli olan kampanya KKTC ve Hopa’ya yapılacak uçuşları kapsamayacağı belirtilirken şu ifadelere yer yerildi:“Memleket özleminizi giderirken sevdiklerinize sağlık ve güvenle kavuşun diye şimdi Türkiye'nin her yerine uçuşlar 99.99 TL. 26 ve 27 ekimde biletinizi alın, Güvenli Seyahat Standartlarımız ve geliştirilmiş özel hijyen önlemleriyle Türk Hava Yolları'nın her zamanki misafirperverliği eşliğinde seyahatinizi gerçekleştirin.”
Thy'den Yurtiçi İndirim Kampanyası
İSTANBUL (AA) - Türk Hava Yolları (THY) iç hatlar için indirim kampanyası başlattı.THY'nin resmi internet sitesinden yapılan duyuruda, başlatılan kampanya ile yolculara 99.99 TL’ye uçuş imkanı sunulduğu belirtildi. Kampanyanın 26 Ekim-27 Ekim 2020 arası düzenlenen ve seyahat tarihi 1 Aralık 2020- 21 Ocak 2021 arasındaki biletler için geçerli olacağı kaydedildi. Açıklamada, İstanbul Havalimanı ve Sabiha Gökçen Havalimanı çıkışlı ya da varışlı yurtiçi tek yön ekonomi sınıfı uçuşlarda geçerli olan kampanya KKTC ve Hopa’ya yapılacak uçuşları kapsamayacağı belirtilirken şu ifadelere yer yerildi:“Memleket özleminizi giderirken sevdiklerinize sağlık ve güvenle kavuşun diye şimdi Türkiye'nin her yerine uçuşlar 99.99 TL. 26 ve 27 ekimde biletinizi alın, Güvenli Seyahat Standartlarımız ve geliştirilmiş özel hijyen önlemleriyle Türk Hava Yolları'nın her zamanki misafirperverliği eşliğinde seyahatinizi gerçekleştirin.”
Reklam
Haydar Özkörmücü Yazio: E-Ticaret’te Alışveriş Yaparken Dolandırılmayın! En Sık Kullanılan E-Ticaret Dolandırıcılık Yöntemleri
etiket
Özellikle pandemi dönemi ile birlikte e-ticaret sitesi açmak, e-ticaret operasyonlarını büyütmek çok daha mantıklı hale geldi. Fakat her hızlı büyüyen sektörde olduğu gibi e-ticarette de iş ahlakını hiçe sayan işletmenlerin sayısı artmaya başladı. İşte en çok karşılaşılan e-ticaret dolandırıcılıkları ve çakallıkları. Bunların bir kısmı resmi olarak dolandırıcılık faaliyeti olmadığından onun yerine çakallık olarak betimlemek durumundayım.
Reklam
Özbekistan'ın Dış Ticareti 9 Ayda 27,5 Milyar Dolar Oldu
TAŞKENT (AA) - Özbekistan'ın dış ticaret hacmi, bu yılın ocak-eylül döneminde 27 milyar 490,1 milyon dolar oldu.Özbekistan Devlet İstatistik Komitesi'nden yapılan açıklamaya göre, yılın 9 ayında 160'tan fazla ülke ile ticaret yapan Özbekistan'ın dış ticaret hacmi, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 12 azalarak 27 milyar 490,1 milyon dolar olarak gerçekleşti.Ocak-eylül döneminde ülkenin ihracatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6 düşüşle 12 milyar 471,3 milyon dolar, ithalatı da yüzde 16,5 azalışla 15 milyar 18,9 milyon dolar oldu.Bu dönemde ülkenin dış ticaret açığı ise 2 milyar 547,6 milyon dolar olarak kayıtlara geçti.Özbekistan'ın bu dönemde en fazla dış ticaret yaptığı ülkeler arasında 4 milyar 610 milyon dolarla Çin ilk sırada yer alırken, Çin'i, 4 milyar 57 milyon dolarla Rusya, 2 milyar 14 milyon dolarla Kazakistan, 1 milyar 599 milyon dolarla Güney Kore ve 1 milyar 434,1 milyon dolarla Türkiye izledi.Yılın 9 ayında Özbekistan'ın Türkiye ile dış ticaret hacmi 1 milyar 434,1 milyon dolar oldu. Özbekistan'ın Türkiye ile ihracat hacmi yüzde 25,8 azalışla 650,9 milyon dolar, ithalat hacmi ise yüzde 18,6 düşüşle 783,2 milyon dolar olarak gerçekleşti. Türkiye, ülkenin ihracatında yüzde 5,2 pay ile Çin ve Rusya'nın ardından 3. sırada yer alırken, ithalatında 5. sıradaki yerini korudu.Yılın 9 ayında Özbekistan'ın ihracatında altın, hizmetler, sanayi ve tekstil ürünleri, enerji ve petrol ürünleri, meyve, gıda ve kimyasal ürünler, ithalatında ise makine, teçhizat, kimyasal, metal ve gıda ürünleri ilk sıralarda yer aldı.Özbekistan'ın dış ticaret hacmi, geçen yıl 2018'e göre yüzde 26,2 artarak 42,2 milyar dolar olarak gerçekleşirken, söz konusu dönemde ihracat yüzde 15 artışla 17,9 milyar dolar, ithalat da yüzde 25 yükselişle 24,3 milyar dolar olmuştu.
Reklam
Dolar ve Euro Haftaya Rekorla Başladı
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Para Politikası Kurulu'nun faiz kararının ardından yönünü yeniden yukarı çeviren Dolar/TL, yeni haftaya da rekor seviyeden başladı.
Reklam
Bakan Kasapoğlu'ndan Macaristan'da Şampiyon Olan Milli Judoculara Tebrik
ANKARA (AA) - Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu, Budapeşte Grand Slam'da altın madalya kazanan milli judocular Vedat Albayrak ile Kayra Sayit'i tebrik etti.Kasapoğlu, organizasyonda erkekler 81 kiloda altın madalya kazanan Vedat Albayrak ile kadınlar +78 kiloda altın madalya alan Kayra Sayit için tebrik mesajı yayımladı.Bakan Mehmet Muharrem Kasapoğlu, mesajında şu ifadelere yer verdi:'Macaristan'ın başkenti Budapeşte'de düzenlenen Grand Slam'da ülkemizi büyük bir başarıyla temsil eden milli sporcularımız Vedat Albayrak ile Kayra Sayit'i kutlarım. Uluslararası arenada ay-yıldızlı bayrağımızı dalgalandırarak göğsümüzü kabartan sporcularımızın bu başarıları, ülke sporumuzun geleceği adına bizlere büyük bir sevinç yaşatıyor. Başarılı sporcularımızın daha nice başarılar elde edeceklerine inancım tam. Madalya kürsüsünde yer alan milli sporcularımızı tebrik ediyor, bu kıymetli başarıda emeği geçenlere ülkem ve şahsım adına şükranlarımı sunuyorum.'
Reklam
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Malatya'da Toplu Açılış Töreni'nde Konuştu:
MALATYA (AA) - Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 'Gezi olaylarından itibaren ardı ardına yaşadığımız onca saldırıya rağmen 2023 hedefleri bir yol haritası olarak halen önümüzde duruyor. Son 7 yılda içeriden ve dışarıdan maruz kaldığımız operasyonlar işimizi zorlaştırmış olsa da hedeflere ulaşma irademizi asla yok edemedi.' dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, İtfaiye Daire Başkanlığı önünde gerçekleştirilen Toplu Açılış Töreni'ne katılarak vatandaşlara hitap etti. Konuşmasına tüm vatandaşları selamlayarak başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Malatya'nın tarihi günlerinden birini yaşadığını belirtti. Malatya'nın kardeşliğin ve dayanışmanın destanını yazdığını söyleyen Erdoğan, 'Kısıtlı katılımla ancak büyük bir coşkuyla il kongremizi gerçekleştirdik. AK Parti'nin hizmet davasının Malatya'da bayraktarlığını ve emektarlığını yapacak yol arkadaşlarımızı böylece seçmiş oluyoruz.' diye konuştu. Erdoğan, görev alanlara başarı dileyerek, tüm dava arkadaşlarının omuzlarındaki yükün bilinciyle çalışmaları sürdüreceğine inandığını dile getirdi. Cumhuriyetin yüzüncü yılına her alanda güçlü girmeyi arzu ettiklerini belirten Erdoğan, 'Ekonomide, savunmada, ticarette, diplomaside olduğu gibi siyasette de ülkemizi hedefleriyle buluşturmak istiyoruz. Gezi olaylarından itibaren ardı ardına yaşadığımız onca saldırıya rağmen 2023 hedefleri bir yol haritası olarak halen önümüzde duruyor. Son 7 yılda içeriden ve dışarıdan maruz kaldığımız operasyonlar işimizi zorlaştırmış olsa da hedeflere ulaşma irademizi asla yok edemedi. Bilakis önümüze çıkartılan her engel, üstesinden geldiğimiz her badire ile kararlılığımız daha da kuvvetlendi.' değerlendirmesinde bulundu.'Yatırım hamlemize her gün yeni halkalar ekliyoruz'Kendilerini hedeflerinden vazgeçirmek isteyenlere cevaplarını yatırımlarla ve milletin hizmetine sundukları eserlerle verdiklerini söyleyen Erdoğan, 'Yolumuzu kesmeye çalışanlara inat her gün yeni bir projenin açılış sevincini yaşıyoruz. Koronavirüs salgını sebebiyle dünyanın bir çok ülkesinde ekonomi adeta durma noktasına gelmişken hamdolsun biz yatırım hamlemize her gün yeni halkalar ekliyoruz.' dedi.Erdoğan, geçen hafta Şırnak'ta yatırım tutarı 3,5 milyar lirayı geçen yüzlerce hizmetin açılışını yaptıklarını, dün de Kayseri'de kentsel dönüşüm projeleri kapsamında inşa edilen yüzlerce konutu ve iş yerini vatandaşların istifadesine sunduklarını anlattı. Sadece son bir ay içerisinde Gaziantep'ten Hatay'a, Konya'dan Mersin'e kadar Türkiye'nin dört bir yanında açılışlar gerçekleştirdiklerine işaret eden Erdoğan, 'Türkiye'yi terörle, şiddetle, şantajla dize getirmeye çalışanlara cevabımızı bugün de Malatya'dan veriyoruz. Bugün bir kez daha durmak yok, yola devam diyoruz.' ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, tek bir toplu açılış töreniyle toplam bedeli 1 milyar 600 milyon lirayı aşan kamu ve özel sektör yatırımını Malatya ile buluşturduklarını, eğitimde 8 ilçede inşası tamamlanan okullar ve lojmanları, sağlıkta Arguvan ilçesinde inşa edilen Aile Sağlığı Merkezi, Toplum Sağlığı Merkezi, Acil Sağlık İstasyonuyla, Kuluncak ilçe Entegre Hastanesini vatandaşın hizmetine sunduklarını söyledi. Sanayi ve teknolojide Yeşilyurt Türk Standartlar Enstitüsü Araç Kontrol Merkezinin, enerjide 380 kilovatlık Keban Şalt 2 Özel Bölge Güçlendirmesinin açılışını yaptıklarını söyleyen Erdoğan, gençlik ve sporda ilçelerdeki futbol sahalarını, gençlik merkezlerini, olimpik kapalı yüzme havuzu ve öğrenci yurtlarını devreye aldıklarını vurguladı.Erdoğan, Malatya Büyükşehir Belediyesi tarafından tamamlanan ve yatırım tutarı 438 milyon lirayı geçen hizmet binası, tesis, yol, bulvar, meydan ve çevre düzenlemelerinin de açılışlarını yaptıklarına da işaret ederek, Yeşilyurt ve Battalgazi belediyelerinin tamamladığı muhtelif alt yapı, üst yapı projelerinin, güvenlik birimlerine ait hizmet binalarının, özel sektöre ait farklı alanlardaki üretim tesislerinin resmi açılışlarını da bugün gerçekleştirdiklerini kaydetti. Açılışı yapılan 5 bin ton kapasiteli kuru kayısı depolama tesisinin kayısı üreticileri ile tüccarına nakliye, depo kirası ve vergi alanlarında ciddi avantajlar getireceğine inandığını belirten Erdoğan, 'Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızın desteğiyle, toplam yatırım tutarı 13 milyon avroyu geçen ikinci bir depoyu daha inşallah 2021 senesinin ikinci yarısında şehrimize kazandırmayı ümit ediyoruz. Böylece kuru kayısıda dünya ihracatının yüzde 60'tan fazlasını yapan Malatya'yı bu alanda en üst lige taşımayı hedefliyoruz.' diye konuştu. Kayısı üreticilerine desteklerinin sadece depolama tesisleriyle sınırlı olmadığına dikkat çeken Erdoğan, şöyle devam etti:'Ülkemizin marka ürünlerinden biri olan kuru kayısının dünya pazarında gerçek değerinden işlem görmesini sağlamaya çalışıyoruz. Kayısı üreticilerimizin verdiği emeğin karşılığını alması ana önceliğimizdir. 2020 senesi içinde bu doğrultuda devrim niteliğinde bir adım attık. Cumhuriyet tarihimizde ilk defa kuru kayısıyı Toprak Mahsulleri Ofisimizin alımlarına dahil ettik. Bu kapsamda 4 numara kuru kayısıda kilogram başına kükürtlenmiş için 21 liradan, gün kurusu için ise 23 liradan alım başlattık. Piyasaya denge getiren, belirsizliği sona erdiren bu çalışmanın kayısı üreticilerimizi de memnun ettiğini görüyoruz. Önümüzdeki dönemde bu alımları devam ettirerek üreticimizi korumayı sürdüreceğiz. Malatyalı çiftçilerimize hayırlı ve bereketli olsun diyorum.''81 vilayetimizin tamamında kentsel dönüşüm projeleri başlattık'Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin coğrafi bakımdan depremlerin sık yaşandığı, aktif fay hatlarının geçtiği bir kuşakta bulunduğuna işaret ederek, son bir asırda yaşanan büyük depremlerin bu acı gerçeği sık sık hatırlattığını vurguladı.Türkiye'nin on binlerce insanının hayatına mal olan bu gerçeğe rağmen depreme hazırlık konusunda uzun yıllar yeterince tedbir almadığını anımsatan Erdoğan, özellikle köyden şehre yaşanan düzensiz göçle beraber çarpık yapılaşmanın başta İstanbul gibi büyük şehirler olmak üzere birçok şehrin kronik sorunlarından biri olduğuna işaret etti. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:'Göreve geldiğimiz günden itibaren ülkemizin diğer kronik meseleleriyle birlikte depreme karşı dayanıklı konutlar inşa etmeyi de önceliklerimiz arasına aldık. Depremlerden çıkardığımız dersler ışığında şehirlerin imarından binaların inşa standartlarına kadar birçok konuda tarihi önemde değişiklikler yaptık. TOKİ vasıtasıyla 81 vilayetimizin tamamında kentsel dönüşüm projeleri başlattık. Bazı meslek odalarının ideolojik direnişine rağmen Türkiye'ye sağlam, güvenilir, sağlıklı, depreme dayanıklı bir şehirleşme modelini kazandırdık.' Geçmişte bu konuda yapılan ihmallerin kısa sürede telafi edilemeyeceğini bildiklerini ifade eden Erdoğan, 'Birikmiş sorunların bir anda yok olup gitmeyeceğinin de farkındayız. Ancak depremle karşılaştığımızda mümkün olduğu kadar hazırlıklı olmaktan başka çaremiz bulunmuyor. Bu amaçla her açıdan güvenli evleri, ekonomik gücü yerinde insanlarımız yanında 83 milyonun her bir ferdi için hayata geçirmek bu bakımdan önem arz ediyor.' dedi. 'Toplam 446 konutu vatandaşlarımıza teslim ediyoruz' Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün açılışı yapılan en önemli yatırımın TOKİ'nin inşasını bitirdiği deprem konutları olduğunu belirtti.Malatya ve Elazığ'da meydana gelen depremden sonra vatandaşların yaralarını sarmak için hemen çalışmalara başlattıklarını hatırlatan Erdoğan, 'Bugün Pütürge'de 208, Kale'de 238 konut olmak üzere toplam 446 konutu vatandaşlarımıza teslim ediyoruz. İnşası devam eden diğer konutlar tamamlandıkça hak sahiplerine teslimini peyder pey gerçekleştireceğiz. Depremde kaybettiğimiz canların sızısını aradan geçen süreye rağmen yüreğimizde hissetmeye devam ediyoruz. Depremde vefat eden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, geride kalanlar sabırlar diliyorum.' dedi.Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasının ardından video konferans yöntemiyle Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank ile Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli'nin bulunduğu Malatya 1. Organize Sanayi Bölgesine bağlantı yapılarak, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Cazibe Merkezlerini Destekleme Programı (CMDP) kapsamında Fırat Kalkınma Ajansı ve Malatya Ticaret Borsası ve Lisanslı Depo A.Ş. (LİDAŞ) tarafından inşa edilen lisanslı kuru kayısı deposunun da aralarında bulunduğu yapımı tamamlanan 12 üretim tesisi açıldı.Malatya depreminin ardından yapılan konutların Pütürge'deki teslim töreni için TOKİ Başkan Yardımcısı Levent Sungur'a bağlanılan törende, hak sahiplerinden temsili 3 kişiye evleri teslim edildi.Hak sahiplerinden Beyaz Akgül, burada yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a teşekkür ederek, 'Ben seni burada çok görmek istedim. Yine gel başkanım. Allah senden razı olsun. Allah senin eksikliğini başımıza vermesin. Yağmurda çağmurda bırakmadın, sahip çıktın bize. Herkese teşekkür ederim.' dedi.Akgül'ün daveti üzerine kente yapacağı ilk ziyarette Pütürge'ye gelme sözü veren Erdoğan, konutların teslim edilmesinin ardından ara yol çalışmalarının güzel şekilde yapılması talimatını verdi.Ayrıca, İnönü Üniversitesi Onkoloji Hastanesi ve Turgut Özal Meslek Yüksekokulu'nun da açılışı yapıldı. Toplu açılış törenine eski TBMM Başkanı İsmet Yılmaz, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, eski bakanlardan Bülent Tüfekçi, AK Parti Genel Başkan Yardımcıları Erkan Kandemir, Cevdet Yılmaz, Mahir Ünal, Fatma Betül Sayan Kaya ile AK Parti Malatya Milletvekili Öznur Çalık ve Vali Aydın Baruş da katıldı.
Sudan Dışişleri Bakanı Kameruddin, İsrail İle İlişkilerin Normalleştirilmesi Konusunda Anlaştıklarını Açıkladı
HARTUM - (AA) - Sudan Dışişleri Bakanı Ömer Kameruddin, geçiş hükümetinin İsrail ile ilişkilerin normalleştirilmesini kabul ettiğini ancak anlaşmanın yürürlüğe girmesinin yasama organının yetkisinde olduğunu açıkladı.Bakan Kameruddin, Sudan resmi haber ajansı SUNA’da yer alan açıklamasında, 'Normalleşme konusunda anlaştık, onay yasama organında. Normalleşme süreci, yasama meclisinin kurulması ile anayasal yapının tamamlanmasının ardından gerçekleşecek.' ifadesini kullandı.Birçok kararın yürürlüğe girmesinin (henüz kurulmayan) yasama meclisine bağlı olduğunu belirten Kameruddin, önemli olanınsa İsrail ile normalleşme konusunda bir anlaşmaya varılması olduğunu söyledi.Kameruddin, ülkesinin normalleşmeden ekonomi, teknoloji, enerji ve altyapı alanında fayda sağlayacağını kaydetti.Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada da ABD’nin Sudan’ı terörü destekleyen devletler listesinden çıkarmasının memnuniyetle karşılandığı belirtildi.Açıklamada şunlar kaydedildi:'Karar, Sudan’ın uluslararası topluma yeniden entegre olmasının önünü açan, ekonominin toparlanmasına yardımcı olacak tarihi bir adım. Eski rejimin izlediği politikalar, ülkeyi uluslararası toplumdan izole etti. Bu durum, tarihi boyunca terörizmle ilgisi olmayan Sudan halkı üzerinde zararlı etkiler bıraktı. Sudan’ın terörü destekleyen ülkeler listesinden çıkartılması halkı için onur mücadelesinde zafer anlamına geliyor, demokrasiye geçişi, aşırılık ve terörizmle mücadeleyi destekliyor.' İsrail ile normalleşen son ülke Sudan olduBaşta Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) olmak üzere Körfez ülkeleri ile İsrail arasında uzun süredir perde arkasında yürütülen temas süreci, ABD Başkanı Donald Trump'ın 13 Ağustos'ta BAE'nin, 11 Eylül'de de Bahreyn'in İsrail ile normalleşme anlaşmasına vardığını açıklamasıyla aleni hale gelmişti.Beyaz Saray'da 15 Eylül'de düzenlenen resmi törende, İsrail ile BAE ve Bahreyn arasında 'ilişkilerin normalleştirilmesine' yönelik anlaşmalar imzalanmıştı.Trump, cuma günü Oval Ofis'te yaptığı açıklamada, Sudan'ın da İsrail ile barış yapmak ve ilişkilerini normalleştirmek konusunda anlaşmaya vardığını duyurmuştu.Bunun hemen öncesinde Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, Trump'ın Sudan'ı 'teröre destek veren ülkeler' listesinden çıkarma kararını imzaladığı bildirilmişti.Söz konusu adımın Sudan'ın 'terör kurbanlarına 335 milyon dolarlık ödeme yapması'nın hemen ardından atıldığına işaret edilen açıklamada, Hartum yönetimine gösterdiği anlayış için teşekkür edilmişti.
Barış Erbil Yazio: Neden Metallica?
etiket
Metal müzik Nordik ülkeler dışında dönem dönem dünyanın her yerinde gündeme gelse de genel olarak perdeler arkasında kalmış bir müzik türü olarak kabul edilebilir. Popülarite bağlamında özellikle bu müzik türünün bir dinleyicisi değilseniz alt türlerine hâkim olup bu türleri icra eden gruplar hakkında bilgi sahibi olmanız oldukça zordur. Genel olarak protest tavırları, radikal dışavurumcu yaklaşımları ile Popüler Kültür’e oynamaktansa kendi “davalarının peşinden koşmuş metal müzik grupları aslına bakarsanız müzik tarihinde çok önemli bir yere sahiptir. Birçok yeni vokal, elektro gitar ve ritimsel tekniği müzik ekosistemine kazandıran bu türün gölgeler arkasında kalmasının en büyük nedenlerinden biri şüphesiz fazla radikal yaklaşımları olmuştur. Peki, hiç metal müzikle alakası olmayan birinin bile aklına gelebilecek yegâne grup kimdir? Bir çoğunuzun “Metallica” dediğini duyar gibiyim. Evet, yaptıkları müzik, kendi müzik hayatlarında aldıkları kritik kararlar ve yol ayrımlarındaki tarz değişimlerinin kendi piyasalarına oldukça olumlu yansıması sonucu hepimizin bir şekilde bildiği ve günümüzde halen aktif bir şekilde müzik yapan bir kült haline geldi Metallica. Bu kararlar nelerdi ve neden “Metallica” metal müziğin bütün icracılarının önüne geçebildi?   1981 yılında grubun kurucu davulcusu Lars Ulrich ve vokal-gitaristi – aynı zamanda da başarılı bir bir frontman olan James Hetfield tarafından kökleri oluşturuldu Metallica’nın. Ayrılıklar, duygusal buhranlar, seçiş ve vazgeçişlerle dolu seneler geçirdiler günümüze dek. Bu yazıyı şu anda okuyorsanız zaten Metallica’nın diskografisine ve tarihine az çok hakimsiniz demektir. Grubun ve üyelerinin tarihsel gelişimine dair birçok değerli kaynak bulunmakta olduğu için bu yazıda daha çok dönüm noktaları ve hangi sebeplerden ötürü Metallica’nın en tepeye yerleştiğine değineceğim. Zor ve çetrefilli yollardan ve yol ayrımlarından birçok kez geçen bu grup, dağılmanın eşiğine defalarca kez gelmiş ama her defasında küllerinden doğarak ayakta kalmayı becermişti. Burada değişen dünya ve müzik zevklerine Metallica’nın kendi janrası içinde nasıl ayak uydurduğunun özellikle önemi ortaya çıkıyor. Bütün dönüm noktalarını hem kendi dinleyicilerini küstürmeden hem de yeni dinleyici kitlelerine hitap edebilerek geçen Metallica’nın yüzleştiği dönüm noktalarını ve müziksel değişimini gelin inceleyelim.
Milli Eğitim Bakanı Selçuk'tan "Eğitimde Şehre Özgü Model" Açıklaması:
GİRESUN (AA) - Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, meslek liseleri ve bulundukları şehirlerde yapılan üretimin örtüşme oranının yüzde 20'ler civarında olduğunu belirterek, 'Şimdi biz tüm ekibimizle bu bağlantıyı kuruyoruz. Şehrin ihtiyaçlarını ve buradaki üretimi dikkate alan bir model bu. Şehre özgü bir şey...' dedi.Selçuk, Giresun'da gerçekleştirdiği ziyaretler kapsamında, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) Başkanı Muhiddin Gülal'ın da katılımıyla basın mensuplarıyla bir araya gelerek değerlendirmelerde bulundu.Demokrasiyle ilişkilendirilmemiş, ekonomiyle bağlantısı bulunmayan bir eğitimin her zaman içe kapalı ve üretimden kopuk olduğunu belirten Selçuk, bu nedenle eğitimin her zaman çağın ve günün becerilerini dikkate alan, bu becerileri kazandırmak için de hem milli hem de evrensel eksende insan yetiştirme hedeflerini gözeten bir kurum olması gerektiğini söyledi.Selçuk, Türkiye'de meslek lisesindeki beceri setleri ile sanayi ve hizmet sektörünün ihtiyaç duyduğu beceri setlerinin örtüşmesini hedeflediklerini vurgulayarak, şunları kaydetti:'Bu yüzden de 50'nin üstündeki sektörle birebir toplantılar yapıp, uzun süreli çalışmalar yapıp, 'Sanayi ve hizmet sektöründe becerilerin yenilenmesine ilişkin neye ihtiyacınız varsa bizim müfredatımız odur. Öğretim programlarımız buna uyum sağlar. Çünkü bizim mezunlarımızın sizin üretimde beklediğiniz niteliklerle yüzde 100 örtüşmesi ana hedefimiz.' dedik. Bu gerçekleşti ve sektör temsilcileri kendi dijital altyapıları, otomasyon yapıları ve uluslararası birtakım standartları gözeterek... Örneğin, ayakkabıcılık sektörü, robotik alan, otomasyon alanı, turizm alanı, hangi alan olursa olsun her birisinin ihtiyacı olan beceri havuzu ortaya konuldu ve 'Biz bunları ders olarak istiyoruz.' denildi. Bu sağlandı ve bunun ötesinde de ustabaşılarının derse girebilmesinin önü açıldı. Fabrikaların içine okul açılabilmesiyle ilgili bir mevzuat düzenlemesi yapıldı.'Mesleki eğitimdeki üretimden elde edilen gelirde yüzde 15 Hazine kesintisi varken bunun yüzde 1'e indiğini anımsatan Selçuk, bu sayede meslek liselerinde üretim patlaması yaşandığını söyledi.Fabrika ve otel içerisinde okulZiya Selçuk, uzun yıllardır sanayide ve hizmet sektöründe makine parkı, dijital altyapı ve iletişim altyapısının dijitalleştiğini belirterek, otomasyonun da çok arttığına işaret etti.Okullardaki makine parkı, araç-gereçler, öğretmen nitelikleri, müfredat içerikleri ve benzeri birçok hususun mevcut gelişmelere paralel yenilenme ihtiyacı olduğunu aktaran Selçuk, şu değerlendirmelerde bulundu:'Biz şu anda bir şekilde yapabildiğimizi okullarda yapıyoruz, yapamadığımız hususlarda da özel sektörün imkanlarını değerlendiriyoruz. 'Bir otelin içerisinde okul kuralım. Zaten çalışma alanı orası, müşteri orada, orada öğrensinler ve orası okul olsun.' dedik. Turizm Bakanlığımızla iki yıl içerisinde 200 civarında bir okul açacağız, şu anda 50 civarında okulumuz var. Bunların hepsi iş öncelikli, iş garantili okullar... Tabii bu arada ekonomide, üretimdeki gelişmeleri dikkate alan bir eğitim yaklaşımı... Örneğin, savunma sanayimiz dünyada öncü noktada. O zaman savunma sanayisinin teknisyen altyapısını yetiştirmek gerekiyor. O zaman ASELSAN'ın içine okul açıyoruz. Gebze'de organize sanayi bölgesine ya da İstanbul Teknik Üniversitesi'nin teknoparkının içine lise açtık ve bunlar Türkiye'de ilk kez yüzde 1'lik dilimden öğrenci alıyor.'Selçuk, elektrikli otomobil lisesi açtıklarını anımsatarak, buna benzer neye ihtiyaç varsa artık okulun ve eğitimin o olduğunu söyledi.Türkiye'de özel sektörün meslek eğitim merkezi açabilme iznini aldığını belirten Selçuk, 'Meslek eğitim merkezi, çıraklık eğitimi demek. Mesela, Almanya'da mesleki eğitimin yüzde 85'i özel sektörün elindedir. Bizde meslek okullarının yüzde 5'i özel sektörle ilgili. Bu niye önemli? Çünkü özel sektör zaten fabrikasına, makine parkına yatırım yapıyor, güncelliyor kendini. Hazır orada imkan varken, o zaman okul orası, eğitim ortamı orası olsun, orayla beraber çalışalım. Makine parkını okula kurmak yerine orada hazır olanı kullanalım, beraber çalışalım ve ustabaşıları da derse girsin. Bunun yasal ve uygulama altyapısı hazır.' diye konuştu.Selçuk, meslek eğitim merkezlerinden mezun olanların yüzde 88'inin istihdam edildiğine dikkati çekerek, bu kapsamda çıraklık eğitimine başvuran öğrenci sayısında da önemli bir artış yaşandığını kaydetti. Üretimin gerektirdiği beceri setine yönelik eğitimMilli Eğitim Bakanı Selçuk, meslek eğitim merkezini bitirenlerin lise mezunu sayıldığını, orada zaten derslerin verildiğini söyledi.Eskiden, 'Ben lise okuyacağım, bir de çıraklık-kalfalık bitireceğim, herkes 4 sene okurken ben niye daha fazla yıl kaybedeyim?' sorununun yaşandığını ifade eden Selçuk, 'Bunu çözdük ve artık çıraklığı bitiren, kalfalığı bitiren lise mezunu sayılıyor. Erkeklerin askerlikle ilgili yaşadığı güçlükler vardı meslek okullarında. Üniversite okumuyorlarsa mezun olduktan iki yıl sonra askere gitmek zorundaydılar. Milli Savunma Bakanımızın da desteğiyle bu güçlükler ortadan kaldırıldı. Okul sonrası tecil de 2 yıldan 6 yıla çıkarıldı. Meslek lisesi mezunlarının ön lisans okuması halinde yedek astsubay olabilmesi için de bir kanun çıkartıldı.' dedi.Selçuk, bütün bunların üretimin gerektirdiği beceri setine yönelik bir eğitim anlayışıyla yapıldığını, aksi takdirde okulların sanayinin beklentilerini karşılamama durumunun ortaya çıktığını kaydetti.Bu kapsamda bir ekosistem kurduklarından bahseden Selçuk, şöyle devam etti:'Ar-Ge kısmı, okul kısmı, üretim kısmı... Bunun İstanbul'da ekosistemini kurduk. İstanbul'a plastik sanayisiyle ilgili sektörün öncülüğünde bir mükemmelliyet merkezi kurduk. Okulunu kurduk, yanında fabrikası var. Böylece daha lisedeyken daha ileri uygulamalar yapabilme konusu gündeme geldi. Meslek liselerinin önünü açabilmek için Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'yle (TOBB) ortak bir çalışma yaptık ve organize sanayi bölgelerinin içinde ya da dışındaki yüzlerce okulun hamiliğini üstlendiler. Yani birebir artık okulun yönetimi sadece öğretmenler tarafından yapılmayacak, iş dünyasının temsilcileri de yönetim kurulunda olacak ve ihtiyaçları birlikte değerlendirecekler. Okulun gidişatını, dersini, içeriğini birlikte değerlendirip sektörün ihtiyacı neyse ona göre düzenleyecekler. Şöyle de bir şey getirdik; bu liselerin okul yöneticileri teknik alandan olmak zorunda. Çünkü daha önce önemli bir kısmı sosyal bilimler alanındandı ve kimileri konuya hakim değildi. Kişinin yetkinliğinden dolayı orada müdür olması konusunda bir istişare de söz konusu.'Şehre özgü okullarZiya Selçuk, her ülkenin mesleki eğitim modelinin kendine özgü olduğunu, mesleki eğitimin milli gelire bakarak yapılandırıldığını söyledi.Meslek liseleri ve bulundukları şehirlerde yapılan üretimin örtüşme oranının yüzde 20'ler civarında olduğunu belirten Selçuk, 'Şimdi biz tüm ekibimizle bu bağlantıyı kuruyoruz. Şehrin ihtiyaçlarını ve buradaki üretimi dikkate alan bir model bu.' dedi.Selçuk, savunma sanayi lisesi kurarken, 'bu alanda mühendisimiz çok ama teknisyenimiz yok' düşüncesiyle hareket ettiklerini, hangi alanda ileri gidiliyorsa oraya yönelik eksikleri gideren bir altyapı kurduklarını anlattı.Eğitimde şehre özgü okul modeline yönelik örnekler de veren Selçuk, 'Konya'da tarımla ilgili büyük bir üretim var. Orada üniversitenin içine dünyanın en gelişmiş tarım teknolojilerini içeren bir tarım lisesi açtık, dünyadaki tarım liselerine bakıp. Diyelim bir ineğin DNA'sına bakmak, gebelik testi yapmak, birtakım Ar-Ge çalışmaları yapmak... Bütün bunlarla ilgili gördüğümüz manzara şuydu; Tokat'ta ve Konya'da tarımla ilgili, Tokat'taki üniversitenin kampüsünün içine, son derece modern laboratuvarların olduğu, lise öğrencisinin bir Ar-Ge ortamını rahatlıkla görebildiği liselerden bahsediyoruz. Bu şehre özgü bir şey... Oralarda tarımın ilerlemesi, yükselmesiyle ilgili bir durum.' şeklinde konuştu.Selçuk, salgın döneminde meslek liselerinin kısa sürede dijital solunum cihazı, maske ve siperlik üretimi gerçekleştirdiğini, bunun onların üretim kapasitesinin olduğunu gösterdiğini ifade etti.Meslek liselerinin, üretimin alanlarına dönüştürülmesi gerektiğini vurgulayan Selçuk, bunun sadece kitaptan okuyarak yapılamayacağına işaret etti.'Mesleki eğitim konusunda en çok öğretmen eğitimi yapan ülkeyiz'Bakan Selçuk, Türkiye'de ahşap oyuncak konusunda ciddi bir ithalatın olduğunu gözlemlediklerini, bu kapsamda yerli ahşap oyuncak sektörünün oluşmasına öncülük ettiklerini belirterek, 'Dedik ki 'Bizde ahşap var ama okulu yok. Hemen 4 yerde okul açtık. 'Biz bunu burada üretiriz ve kendimize özgü tasarımlar yaparız.' dedik. Bunu da yaptık, şimdi artık ihracata başlıyoruz.' dedi.Faydalı model ve patent konusunda ciddi manada eğitim verdiklerini ifade eden Selçuk, meslek okullarındaki öğretmenlerin tamamının kendi alanlarındaki sektör temsilcileri tarafından eğitime alındığını söyledi.Selçuk, 'Bir taraftan Cumhuriyet tarihinin ve aynı zamanda bugünkü dünyadaki dijital beceri eğitim ve bu mesleki eğitim konusunda en çok öğretmen eğitimi yapan ülke olduk. Bunu da uluslararası kuruluşlar söylüyor. İşte bu hafta mesela EBA eğitim alanındaki dünyadaki bütün siteler içerisinde birinci sıraya yükseldi. Daha da ilerleyeceğiz, açık ara fark olacak.' diye konuştu.Öğrencilere hayatın ve sektörün ihtiyacı olan eğitimin verilmemesi halinde istihdamla ilgili bir tıkanıklık oluştuğuna işaret eden Selçuk, konuşmasını şöyle tamamladı:'(Meslek Liseleri) Buradan mezun olan yüz binlerce insan sürekli işsiz kalınca kültür burada bir kırılma yaşıyor. Diyor ki, 'Artık bunlar işe giremiyor, dolayısıyla meslek lisesi işe yaramaz.' Bu kültürü dönüştürmenin yolu da kırıldığı yerden başlamak. 'Siz buradan mezun olduğunuzda iş önceliğiniz olacak' denildiğinde kültür değişiveriyor birden. Türkiye'de şu an itibarıyla 332 bağımsız ve 295 meslek lisesi bünyesinde toplam 627 okul ve kurumda mesleki eğitim programımız var. Bizim eğitim ve ekonomi dememizin sebebi bu. Demokrasi dememizin sebebi... Bütün bu 1.000 okulu bir demokratikleştirme projesi aynı zamanda. Bu okullarımıza dijital tasarım beceri atölyelerini koyma, bahçesine spor merkezlerini koyma... Çocuğun yaşam sahnesini dönüştürmek istiyoruz ve onları büyük yazarlarla, müzisyenlerle buluşturmak, yani kültürel olarak bir dönüşümü de tetiklemek istiyoruz. Onun ötesinde de tabii bu bir fırsat adaleti sağlıyor. Mesela 8 bin 200 civarında tasarım beceri atölyesi açtık bir senede. Bunların tamamını sosyoekonomik olarak daha düşük seviyedeki bölgelerimize açtık. Niye? Baz oluşturmak için yaptık.'
Reklam