Tüsiad'ın Dijital Türkiye Konferansı
İSTANBUL (AA) - Logo Yazılım Yönetim Kurulu Başkanı Tuğrul Tekbulut, Türk yazılım sektörünün ürün ve platform oluşturmaya ağırlık vererek rakiplerinin önüne geçebileceğini belirterek, 'Türkiye, döngüyü hızlandırmak zorunda. Ürün üretecek bir yönteme doğru geçmemiz lazım. Ürünleri üretirken de yazılım sektörünün eski modellerine değil, bugünkü modellerine bakarak, yani bulut tabanlı ve hizmet odaklı modellerle iş yapmak gerekiyor. Bulutta çalışıyorsanız zaten bir anda küresel bir firma olabiliyorsunuz.' dedi.Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) tarafından düzenlenen TÜSİAD Dijital Türkiye Konferansı kapsamında 'Türkiye'de Yazılım Sektörü' paneli gerçekleştirildi. Panelde konuşan Logo Yazılım Yönetim Kurulu Başkanı Tekbulut, Türkiye'de yazılım sektörünün 1980'lerde başladığını ifade ederek, PC'nin çıkması ve bilişimin demokratikleşmesi sonucu yazılımın bir ürün haline geldiğini söyledi.Yazılımın, geçen 40 yılda ekonominin dönüşmesine yön veren sektör olduğunu belirten Tekbulut, dünyanın en zengin kişileri listesinde genellikle yazılım şirketi sahibi iş insanlarının bulunduğunu anlattı.Tekbulut, Türkiye'de yazılım sektörünün durumunun hala iyi olmadığını belirterek, 'Çevremizdeki bütün ülkeler, bizden sonra başlayan bütün ülkeler bile bizi geçti.' dedi.Türkiye'deki 800 milyon dolarlık yazılım sektörü ihracatını küçümsememek gerektiğini aktaran Tekbulut, 'Üretilen katma değer, aslında tekstilde üretilenin 10 katıdır. Yani 8 milyar dolarlık bir tekstil ihracatıyla karşılaştırmak gerekir. Çünkü katma değeri çok yüksektir.' ifadelerini kullandı.'Logo Yazılım'ın hisselerinin büyük çoğunluğunu yabancılar alıyor'Tuğrul Tekbulut, Türkiye'de dolar kurunun artması nedeniyle yazılımcılara rakip ülkelerde olduğu gibi yüksek maaşlar verilemediğini belirterek, şunları kaydetti: 'Türk yazılım firmalarının ürünleşmekten başka çaresi yok. Ürünleşmek lazım ki kar marjınızı kontrol edebilesiniz. Logo'nun başarısındaki en önemli şeylerden bir tanesi, ürünleşmeyi çok erken zamanlarda fark etmesi oldu. Peki ürünleşmek herkesin harcı mıydı? Çok zordu. Niye Logo ürünleşebildi de diğerleri ürünleşemedi? Ben sadece sabır ve inat diye düşünüyorum.Türkiye'de sermaye azlığı nedeniyle yazılım firmaları ürünleşmeyi başaramadı. Bugün Logo Yazılım halka açık ve halka açık hisselerinin büyük bir çoğunluğunu yabancılar alıyor. Yabancılar aldığı için de değerleniyor. Çünkü Türkiye'de borsa analistlerinin bile yeni baktığını görüyoruz. Yani yazılımı değerlendiremiyorlar bile... Bu şirkete bir çimento şirketi gibi 'niye temettü dağıtmıyor' diye bakıyorlar.''İnsan kaynağımız yetenekli'Logo Yazılım Yönetim Kurulu Başkanı Tekbulut, yazılım sektörü oyuncularının sermaye yokluğu nedeniyle proje yaparak geçinmeye çalıştığını, yabancılara terzi usulü, parça başına iş yapıldığını söyledi.Sürdürülebilir gelişim için sektörün; telif hakları koruması ve doğru kamu destekleriyle güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Tekbulut, Türk yazılım sektörünün ürün ve platform oluşturmaya ağırlık vererek rakiplerinin önüne geçebileceğini söyledi. Tekbulut, 'Türkiye, döngüyü hızlandırmak zorunda. Bunun için de bence insan kaynağımız var. İnsan kaynağımız yetenekli. Ölçekleyebilme sorunumuz var. Bu konuda az adam yetiştiriyoruz. Bunlarla birlikte ürün üretecek bir yönteme doğru geçmemiz lazım. Ürünleri üretirken de yazılım sektörünün eski modellerine değil, bugünkü modellerine bakarak, yani bulut tabanlı ve hizmet odaklı modellerle iş yapmak gerekiyor. Bulutta çalışıyorsanız zaten bir anda küresel bir firma olabiliyorsunuz.' diye konuştu. 'Yazılım sektöründe 800 milyon dolar seviyesinde bir ihracatımız var'TÜSİAD Yazılım Çalışma Grubu Başkanı ve Arçelik Genel Müdür Yardımcısı Utku Barış Pazar da Polonya'da 380 bin, Türkiye'de ise 120-150 bin arasında yazılımcı bulunduğunu bildirdi. Pazar, 'Polonya'nın yazılım sektöründe ulaştığı ihracat rakamı 15 milyar dolar seviyesine gelmiş durumda. Türkiye için bu rakama baktığımızda en son verilere göre, yazılım sektöründe 800 milyon dolar seviyesinde bir ihracatımız var. O yüzden de Türkiye'nin yazılımcı ekosistemi haline gelmesi, çok uluslu şirketlerin Türkiye'de istihdam yapması ve ekosistemin her alanda gelişmesi çok kritik konular olarak öne çıkıyor.' şeklinde konuştu.'Sektör, ürünleşme konusunda küresel rakiplerinin 20 yıl gerisinde kaldı'Telenity Üst Yöneticisi (CEO) İlhan Bağören ise Türkiye'de yazılım sektörünün uluslararası yetkinliğe ulaştığını ancak sektörün sahip olduğu teknolojiyi ticarileştirme konusunda yeterli başarıyı yakalayamadığını söyledi.Sektörün ürünleşme konusunda küresel rakiplerinin 20 yıl gerisinde kaldığını savunan Bağören, 'Firmalarımızda çalışan başına gelirimiz senelik 20-25 bin dolarda kalmış durumda. Uluslararası rakipler 150 bin dolarlar seviyesinde giderken...' ifadelerini kullandı.Ürün yönetimi konusunda gelişmiş yazılım ekosistemlerinde 7 yazılım mühendisine bir ürün yöneticisi düştüğünü aktaran Bağören, şöyle devam etti: 'Türkiye'de 120-140 bin arası yazılımcı, bilişimci olduğunu düşünürseniz 20 bin ürün yöneticisine ihtiyacımız var. Halbuki bizde 20'den fazlaysa şaşırırım. Firma olarak ürün yöneticilerimizi hep yurt dışından ithal ettik. Amerika'da ürün yönetimi ve ürün yöneticiliği, yazılım şirketlerinin en doğal parçası. Yani bir basketbol takımında oyun kurucu gibi... Mahalle basketbolu oynuyoruz aslında. Daha organize olmamız lazım.' Devletin yazılım sektörüne destek konusuna geç eğildiğini ifade eden Bağören, yazılımın, son 3-4 yılda destek almaya başladığını söyledi. Bağören, 'Yazılım aslında bambaşka bir dünya... O nedenle desteklerin de ona göre kurgulanması lazım.' dedi. 500 İstanbul Yönetici Ortağı Rina Onur Şirinoğlu, Türkiye'de yazılım mühendisi artışının yüzde 16 ile Avrupa'daki en yüksek oranlardan biri olduğunu söyledi.Şirinoğlu, Türk yazılım mühendislerinin ve sektörün ürünleşme ve platformlaşmaya odaklanması gerektiğini de sözlerine ekledi.
Analiz - Biden Amerikan Toplumunu Birleştirebilir Mi?
İSTANBUL (AA) -ALİ ASLAN- Joe Biden 20 Ocak’ta yapılan pek de alışılmadık bir devir teslim töreniyle ABD’nin 46. başkanı oldu. Biden’ın törende yaptığı konuşma “birlik-beraberlik” teması üzerine kuruluydu. Konuşmanın en çarpıcı noktası ülkenin “silahsız iç savaş” (uncivil war) şartları altında olduğunun bizzat yeni başkan tarafından ifade edilmesiydi. Bu ifade Amerikan toplumunun, değerler konusunda bir uzlaşı içerisinde olması bir tarafa, toplumsal anlaşmazlıkların makul bir şekilde yönetilmesini sağlayacak ortak kuralları benimseme konusunda dahi bir uzlaşıya sahip olmadığını ortaya koyuyordu. Değerler ve kurallar düzeyinde birliğin sağlanamaması, toplumun sıcak çatışmanın eşiğinde olduğunu teyit ediyordu. Yani toplumsal kesimleri bir arada tutan yegâne faktörün, elindekini kaybetmeme iştiyakı ya da ölüm korkusundan kaynaklanan, yazılı olmayan bir karşılıklı saldırmama anlaşmasından başka bir şey olmadığını vurgulamaktaydı.Bu ifadeler abartılı görülebilir ya da kulağa pek gerçekçi gelmeyebilir. Ancak 6 Ocak Kongre baskınının ardından Amerikan kamuoyunda oluşan şok ve panik havası bu tespitin çok da yabana atılmaması gerektiğini ortaya koyuyor. Onca curcunaya rağmen Amerika, Western filmlerinde silahların patlamasının hemen öncesinde beliren derin sessizliği ve tekinsizliği çok yakından tecrübe etti. Biden’ın konuşmasının Lincolnvâri bir konuşma olarak değerlendirilmesi ve bir sembol olarak Abraham Lincoln’ın akıllara gelmesi boşuna değil. Bilindiği üzere, ülkenin 16. başkanı Abraham Lincoln, 1860’larda yaşanan Amerikan iç savaşında görev yapmıştı ve iç savaşı sonlandıran ve ülkenin birliğini tekrar sağlayan lider olarak tarihe geçmişti. Bu sebeple Lincoln ülkenin ikinci kurucusu addedilir.Bu gelişmelerin ışığında, mevcut Amerikan siyaseti iki önemli soru etrafında şekil almaktadır. Bu sorulardan birincisi “toplumda birliği kimin bozduğu” meselesine odaklanırken ikincisi ise Biden’ın toplumda birliği sağlama konusunda ne denli başarılı olacağını merkeze koyuyor. Bu iki konu önümüzdeki dönemde Amerikan siyasetinde iktidar mücadelesinin gidişatını belirleyecek sorular. Hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçiler bu soruların merkezi rolünü kabul ediyor ve bu zeminde iktidar mücadelesi vermeye hazır görünüyorlar. Bundan sonraki süreç, toplumda birliği kimin bozduğuna ve Biden’ın toplumsal kutuplaşmanın hararetini düşürme ve nihayet ortadan kaldırma konusunda ne denli başarılı olacağına dair ileri sürülecek rakip tezlerin kapışmasına sahne olacaktır.Toplumsal birliği kim bozuyor?Toplumda birliği kim bozduğu sorusunun işaret fişeği, bizzat Biden tarafından devir teslim töreninde yapılan konuşmada atıldı. Biden konuşmasında, toplumda öteden beri kırsal ile şehir merkezi ve liberaller ile muhafazakârlar arasında bir ayrışmanın ve rekabetin olduğunu teslim etti. Buna ek olarak, ırk zemininde beyaz/siyah ve cinsiyet zemininde kadın/erkek ayrışmalarının da ülkenin toplumsal düzeninde belirleyici rol oynadığına vurgu yaptı. İlk defa siyahi ve kadın bir başkan yardımcısının (Kamala Harris) seçilmesini işaret ederek bu ayrışmaların yatıştırılması konusunda zamanla ciddi bir yol alındığını da ekledi. Liberaller ile muhafazakârlar arasındaki ayrışmaya yönelik ise değerler konusunda ciddi ayrışmalar olsa bile, kurallar konusunda bir uzlaşının var olmasının önemine dikkat çekti; ülke tarihinde zaman zaman ayrışmaların dozajı artsa da, bir şekilde demokratik kurallara riayet edilmesinde ortak bir eğilimin oluştuğunu belirtti.Tüm bu kabuller ve karşı tarafa zeytin dalı uzatan ifadelerden sonra, kendisi ve birlikte hareket ettiği dava arkadaşlarının, ülkede yerleşik kuralları ve teamülleri hiçe sayan aşırı sağın varlığını hoş görmeyeceğinin altını net bir şekilde çizdi. Biden’a göre toplumda birliği bozanlar, değerler konusunda ayrışma yaşayan muhafazakârlar ya da kırsal kesim insanları değil, ülkedeki yerleşik demokratik kuralları hiçe sayan aşırı sağ gruplar. Aşırı sağ gruplar, ülkedeki yerleşik demokratik kuralları ihlal ederek toplumu iç savaşa sürükler şekilde birliği bozma tehlikesi oluşturmakta. Aşırı sağ gruplar liberaller ile muhafazakârlar arasındaki meşru ayrışmaların oluşturduğu çemberin dışına çıkarak ve bu çemberin oluşturduğu yerleşik müesses nizamı tehdit ederek toplum dışı bir nitelik arz ediyor. Toplumun bir parçası olarak görülmeleri de söz konusu değil. Her birliğin bir kurucu “dışarıya” ya da “ötekiye” ihtiyacı olduğu gerçeğini hatırlayacak olursak, Biden ülkedeki toplumsal birlik ve bütünlüğün dışarısının ya da ötekisinin aşırı sağ gruplar olduğunu dile getirmiş oldu. Ülkedeki birliğin yerleşik demokratik kuralları hiçe sayan aşırı sağa karşı kurulacağını ilan etti. Toplumun sınırlarının aşırı sağa karşıtlık üzerinden somutluk kazanacağını belirtti.Cumhuriyetçi çevrelerdeki tartışmalara baktığımızda ise Biden’ın çizdiği bu resmi kabul etme konusunda pek bir ışık görünmüyor. Bu çevreler Biden’ın “Amerikan toplumu versus aşırı sağ” şeklinde formüle ettiği siyasi çerçeveyi, Demokratların Cumhuriyetçileri tahakküm altına almak için kullandığı hegemonik bir araç olarak görmekteler. Aşırı sağ olarak tanımlanan toplum dışı siyasi aktöre karşı konumlandırılan Amerikan toplumu, Biden’ın ifade ettiği gibi demokratik kurallara saygılı Demokratlar ve Cumhuriyetçilerden oluşmuyor. Bu kesimlere göre Biden, esasında Amerikan toplumunu liberal-küreselci çizgide tanımlıyor ve bu toplum tanımı içinde Cumhuriyetçilerin birçoğunun yer bulması söz konusu değil. Aşırı sağ ifadesini kullanarak Biden Cumhuriyetçilerin makul taleplerini de gayrimeşru hale getiriyor, onları toplumdan dışlıyor ve toplumu bölüyor. Toplumu birleştirme misyonu üstlenen Biden’ın hemen ilk adımda toplumu böldüğü ve kutuplaştırdığı tezi, Cumhuriyetçi çevrelerin şu an en fazla başvurduğu tez durumunda. Dolayısıyla “aşırı sağ” ifadesinin bir bakıma, özellikle 6 Ocak’taki Kongre baskını olayından sonra, Cumhuriyetçilerin geneli üzerinde kullanılan ve onları hizaya sokmaya çalışan bir siyasi sopa işlevi gördüğünü söylemek mümkün.Cumhuriyetçi toplum kesimlerine göre toplumdaki asıl kutuplaşma, Amerikan halkı ile küreselci elit arasında. Biden ve demokratlar ve bunlarla hareket eden bazı Cumhuriyetçi siyasi elitler küreselci blokta yer alıyorlar ve Amerikan halkına ve devletine karşı ciddi bir tehdit oluşturuyorlar. O halde, “toplumda birliği kim bozuyor” sorusuna bu kesimlerin verdiği alternatif cevap, bunun küreselci elit ve onların kuyruğuna takılan toplumsal kesimler olduğu şeklinde. Bu görüş, küreselci eliti Amerikan toplumunun dışarısı ya da ötekisi olarak tanımlıyor. Küreselci elitin ülkeye ihanet ettiği ve halkı kandırdığı tezini işliyor. Hatırlanacağı üzere bu, eski başkan Trump’a 2016’daki başkanlık seçimini kazandıran ve yönetimi süresince başvurduğu temel antagonizmaydı. Trump’ın kaybetmesinin Trumpizmin kaybettiği anlamına gelmediğinin sıklıkla işlenen bir tez olması boşuna değil. Çünkü bu antagonizma öyle kolay bir şekilde yabana atılacak ve üstesinden gelinebilecek zayıf bir teze sahip değil. Cumhuriyetçi tabanın ve kısmen de partinin gösterdiği dirence bakılırsa, Trumpizmin aşırı sağ olarak çerçevelenip etkisizleştirilmesi öyle kolay olacağa benzemiyor; hem de 6 Ocak Kongre baskını gibi, bu kesimler açısından siyaseten çok yanlış ve talihsiz bir olayın yaşanmasına rağmen. Cumhuriyetçi seçmenlerin yarısının 6 Ocak Kongre baskınını gayrimeşru bir eylem olarak görmediğini burada küçük bir parantez açıp ifade etmek gerekir. Trumpizmin kolay kolay ölmeyeceğini dile getirenler ve uyarılarda bulunanlar genellikle Biden destekçileri. Beklentileri de “Amerikan toplumu versus küreselci” antagonizmasına galebe çalarak Amerikan siyasetinin “Amerikan toplumu versus aşırı sağ” şeklindeki antagonizma tarafından belirlenmesi.Biden ülkeyi birleştirebilir mi?Amerikan siyasetinin “küreselci versus yerli-millici” antagonizması tarafından belirlendiği epey ortada. Topluma birlik kazandırması düşünülen her iki antagonizmanın da (“Amerikan toplumu versus aşırı sağ” ve “Amerikan toplumu versus küreselci elit”) toplumun sınırlarını, fiziksel olarak toplumun içinde bulunan bir grubu dışlayarak kurmaya çalışması, toplumsal birliğin gerçekleştirilmesinin önünde büyük bir engel oluşturuyor. Bu engeli daha da büyüten faktör, aşırı sağ ya da küreselci şeklinde çerçevelenip sembolik olarak toplumun dışında tutulmaya çalışılan toplumsal kesimlerin, toplumun bütünü içinde marjinal bir azınlığı temsil etmekten uzak olması. Oysa her iki taraf da dışladığı bu kesimleri olabildiğince küçük ve marjinal bir toplumsal kesim olarak sunma gayreti içinde. Fakat son seçim sonuçlarına ve kamuoyundaki tartışmalara bakılacak olursa, aşırı sağ ya da küreselci olarak yaftalanan her iki siyasi pozisyonun da toplumsal desteğinin çok geniş olduğu gözlemleniyor. Aşırı sağ olarak adlandırılan siyaset Cumhuriyetçilerin büyük bir kesimi, küreselci olarak tanımlanan siyaset de Demokratların çok büyük bir kesimi tarafından kabul görüyor. Bu durumda her iki tarafın da küreselci ve aşırı sağ olarak tanımlanan eğilimleri bir kenara bırakması ya da kendi içlerinden atması mümkün değil. Aynı şekilde, siyasi iktidarı elinde tutan Demokratların, Cumhuriyetçilerin kendilerine boyun eğmelerini sağlayacak adımı atmaları, yani Cumhuriyetçilerin taleplerini kendi siyasi projelerine eklemlemeleri de imkân dahilinde görünmüyor. Bu durumda, mevcut toplumsal kutuplaşmanın siyasetin tam merkezine oturmasından başka bir sonuç beklenemez.Bu karamsar tabloya rağmen, Demokratların birliği sağlamak ve toplumsal kutuplaşmanın hararetini düşürmek adına atabileceği bazı pratik adımlar kamuoyunda tartışılıyor. Buna göre Biden’ın atabileceği birkaç adım var: Bunlardan ilki Kongre’de hemen Cumhuriyetçilerin desteğini alabilecek bir projeyi başlatmak. Örnek olarak, eski başkanlardan Bill Clinton’ın aynı amaçla Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması’nı (NAFTA) geçirdiği ve bu süreçte bazı Demokrat Partili temsilciler itiraz ederken bazı Cumhuriyetçilerin ise destek verdiği dile getiriliyor. Biden’ın da siyasi kamplaşmayı bulandırmak ve zayıflatmak adına benzer bir girişimde bulunması kuvvetle muhtemel. Bir başka seçenek ise Demokratların Kongre’de Cumhuriyetçilere taktik anlamda bazı tavizler vermeleri. Daha somut olarak, Cumhuriyetçilerin itiraz ettikleri bazı konularda onlara boyun eğerek kendilerini güçlü ve güvende hissetmelerini sağlamak. Çok uzun yıllar Kongre’de görev yapan ve bu hassas dengelerin bilincinde olan Biden’ın bu seçeneği de gündeminde tutma ihtimali yüksek. Son olarak, Demokratların Trump’ın azil sürecini başlatmasının kutuplaşmayı daha da artıracağı, bu sebeple bundan vazgeçmenin siyaseten daha doğru bir adım olacağı ileri sürülüyor. Senatonun ve Biden yönetiminin, enerjisini kutuplaştırıcı ve yıpratıcı azil sürecine vermektense, topluma vaat edilen icraatlara harcamasının daha mantıklı olduğu söyleniyor. Bu yabana atılır bir seçenek değil, fakat Demokratların sadece Trump’ı değil Trumpizmi de ezmek ve kabaran toplumsal muhalefetin burnunu iyice sürtmek için bilendiği göz önüne alındığında, bunun pek de kolay olmayacağını söylemek lazım. Biden’ın devir teslim konuşmasında bu siyasi ve toplumsal akımı “iç terör” olarak adlandırdığı akıldan çıkarılmamalı. Ayrıca kamuoyu tartışmalarında Demokratlar, Cumhuriyetçilerin hâlâ yüksek perdeden konuşup Biden yönetimini taviz vermeye zorlayarak, yeterli ölçüde demokratik olmayan bir toplumsal birlik arayışına sevk etmeye çalıştığı konusunda uyarılarda bulunuyorlar.Bu adımların özellikle ilk ikisinin Kongre’de Cumhuriyetçi temsilcileri kazanmaya odaklandığını ve toplumsal tabanda pek bir etkisinin olmayacağı açık. Demokratlar Cumhuriyetçi siyasi eliti kendi taraflarına çekebilirlerse toplumsal kutuplaşmanın da yatışacağını umuyorlar. Oysa Cumhuriyetçi siyasi elitin Demokratlara karşı yumuşaması, toplumsal tabandaki karşılığının azalmasına ve parti ile seçmenleri arasında bir güven bunalımının doğmasına yol açabilir. Cumhuriyetçi siyasi elitin, bu siyasi-toplumsal gerçeğin ve dengelerin farkında olması nedeniyle, Demokratlara yeşil ışık yakması pek kolay olmayabilir. Şayet bu gerçekleşirse, Amerikan siyasetinde yeni bir partinin doğuşuna ve orta ve uzun vadede hatırı sayılır bir güç elde edişine şahitlik edebiliriz. Trump’ın yeni bir parti kuracağı söylentilerinin tam da bu nedenle dolaşımda olduğuna şüphe yok. Cumhuriyetçi partinin önde gelen figürlerinin, kendi partilerini ayakta tutmak için, kendilerinin de bir parçası oldukları Washington eliti ile kendi toplumsal tabanları arasında bir karar vermeye zorlandığı oldukça açık.Dış tehdit birleştirici olabilir mi?Toplumsal kutuplaşmayı aşma ve birliği sağlama konusunda Biden için bir başka seçenek ise Amerikan toplumunun dikkatini toplumun tamamını tehdit eden bir dış tehdide çekmek. Dışardaki daha büyük bir tehdidin varlığı içerideki ayrışmaların üstünü örtebilir. Literatürde “günah keçisi” stratejisi olarak bilinen bu adımın, Biden tarafından atılıp atılmayacağı konusunda bir netlik yok. Biden devir teslim töreninde yaptığı konuşmasında pandemiyi bir dış tehdit olarak adlandırdı ve “pandemiye karşı birleşmeliyiz” dedi. Pandeminin Amerikan toplumunu hem ekonomik hem de sağlık açısından çok kötü etkilediği bir gerçek. Fakat pandeminin toplumu birleştirici bir etki yaratıp yaratmayacağı büyük bir soru işareti. Kaldı ki pandemi birleştirici bir rol oynayabileceği gibi ayrıştırıcı bir rol de oynayabilir. Trump’ın ipini çeken birincil faktörün pandemi ve onun yarattığı ekonomik ve toplumsal tahribat olduğu akıldan çıkarılmamalı. Cumhuriyetçi kesimlerde şimdiden, ekonomik yardımların Demokrat seçmenlere gittiği ya da gideceği konusunda dedikodular yayılmaya başlamış durumda.Dış tehdidin Amerikan toplumunun tamamını tehdit eden başka bir uluslararası güç olması daha makul bir seçenek olarak duruyor. Çin bu güçlerin başında geliyor ve Amerikan toplumunda Çin tehdidinin alıcı sayısı hiç azımsanmayacak oranda. Toplumun son yıllarda tecrübe edilen ekonomik sıkıntılarla Çin arasında bir bağ kurması çok zor değil. Çin’in Amerikan işlerini çaldığı, toplumda yaygın bir kanaat. Siyasi elit açısından ise Çin’in komünist ve otoriter bir güç olması ve Amerikan hegemonyasını sarsması, baş tehdit olarak adlandırılması için yeterli bir gerekçe. Fakat Biden ve ekibinin Çin’e karşı Trump yönetiminden ayrışarak daha farklı bir strateji izlemesi ihtimali yüksek. Küreselleşmeyi ve uluslararası kurumları yeniden canlandırmak isteyen Biden yönetiminin, Çin’i uluslararası düzenden dışlayarak değil kapsamaya çalışarak kontrol altına alma stratejisi izleyeceğini beklemek gerekir. Biden Çin ile reelpolitik üzerinden bir hesaplaşmaya girişmek yerine, liberal hegemonya araçlarını seferber ederek onu dengelemek isteyecektir.Rusya ve İran başta olmak üzere otoriter addedilen devletlerin yönelttiği siyasi tehditler ve güvenlik tehdidi üzerinden bir dış düşman yaratarak toplumu birleştirmek de seçenekler arasında. İran’ı hedef tahtasına yerleştirerek Trump, Çin’den gelen ekonomik tehdidin yanı sıra, toplumu birleştirici bir unsur olarak siyaset ve güvenlik tehdidine de başvurmuştu. İran konusunda Biden yönetimi Trump kadar sert değil. Trump’ın çekildiği nükleer anlaşmaya geri dönülmesi an meselesi. Fakat yine de Biden yönetiminde, Amerikan dış politikasının “demokrasi versus otoriterlik” antagonizması üzerinden yürütülmesi şaşırtıcı olmaz. Biden yönetiminin, küreselleşmeyi canlandırma kapsamında, ekonomik güçlerin önünü açmak için otoriterlik iddiaları üzerinden devlet egemenliğini ve alternatif siyasetleri hedef tahtasına koyması muhtemel. Ayrıca kendi bölgelerinde bağımsız dış politika takip eden devletleri hizaya sokmak için baskı yapılacak olmasına da kesin gözüyle bakılabilir. Fakat bunun Amerikan toplumu içindeki kutuplaşmayı ne denli yatıştıracağı ise büyük bir soru işareti. Hatta bunun, içerideki kutuplaşmayı daha da artıracağı bile düşünülebilir. Cumhuriyetçilerin küreselleşmeye ve ekonomiye karşı devlet egemenliğini, ekonomik milliyetçiliği, otonomiyi ve siyaseti savundukları düşünüldüğünde, onlar Biden yönetiminin bu dış tehdit stratejisini kendilerine yönelik bir saldırı olarak görebilirler.“İç terör” ifadesi neden tehlikeli?Sonuç olarak, Cumhuriyetçilerin ya da Biden karşıtlarının odaklandığı iki mesele var. Bunlardan biri ekonomik, diğeri ise kültürel sorunlar. Amerikan toplumunda mavi yakalı orta sınıfın zayıflaması ve sınıfsal olarak alta düşmesi söz konusu. Toplumda önemli bir yekûn oluşturan bu grup, uzunca bir süredir küreselleşmenin etkisiyle rekabetçi güçlerini kaybetmekte ve işsizlik ve fakirleşme sorunuyla karşı karşıya kalmakta. Buna ek olarak, neo-liberal küreselleşmenin etkisiyle büyüyen zengin ile fakir arasındaki uçurum da bu toplumsal kesimlerin dikkatinden kaçmıyor ve yerleşik siyasi düzenin meşruiyetini sorgulayan bir tepkiye yol açıyor. Artan eşitsizliğin ve göz ardı edilmenin toplumsal birlik ve bütünlüğün zeminini dinamitlediği çok açık. Böylesi bir durumun varlığı apaçık ortadayken, toplumu birleştirme misyonu kuşanan Biden’ın devir teslim konuşmasında ekonomik ve sosyal eşitsizlik sorununa nerdeyse hiç değinmemesi büyük bir hata ve talihsizlikti.Ekonomik eşitsizliklerin etkisi, bununla örtüşen kültürel ayrışmayla katlanmakta. Aynı toplumsal kesimler sadece ekonomik anlamda değil, aynı zamanda kültürel olarak da kaybettiklerini düşünüyorlar. Bir yandan geleneksel orta sınıfın dayandığı aile, din ve konvansiyonel kadın/erkek rolleri büyük bir baskı altındayken ve dönüşüm geçirirken, vatanseverlik, yerellik ve kendi kendine yetme gibi diğer değerler de küreselleşmenin etkisiyle “demode” ve “gerici” yaftası yemekten kurtulamıyor. Kendi kimliğini kuran bu değerlerin sürekli merkez medya ve müesses siyasi nizam tarafından hor görülmesi, değersizleştirilmesi ve itilip kakılması, bu toplumsal kesimleri siyaseten ayrıca motive ediyor. Biden’ın devir-teslim töreninde bu kesimlerin değerlerini pek de ciddiye almayan ve “ilerici” değerlere vurgu yapan bir konuşma gerçekleştirdiği göz önüne alındığında, ekonomi ile birlikte kültürel alanının da Amerikan toplumunda kutuplaşmanın motoru olmaya devam edeceğini söyleyebiliriz. Dolayısıyla ekonomik ve kültürel boyutlarıyla küreselleşme, Amerikan toplumunu “kazananlar” ve “kaybedenler” şeklinde ikiye bölmüş durumda ve bunun bir süre daha devam edeceğini kestirmek zor değil. Günümüz Amerikan siyaseti neo-liberal küreselleşmenin ürettiği kazananlar ile kaybedenler arasındaki bu ayrışma tarafından belirleniyor ve belirlenmeye devam edecek gibi görünüyor.Tüm bu tartışma, Amerikan toplumundaki ayrışma ve kutuplaşmanın yapısal faktörlerce tetiklendiğini gösteriyor. Dolayısıyla merkez medyadaki, ayrışmanın Trump ya da belli bir toplumsal kesim tarafından körüklendiği tezi, yani ayrışmanın nedenini oyunbozan bir aktörün varlığına ve eylemlerine bağlama çabası nafile görünüyor. Birleştirici olmak istiyorsa Biden’ın sorunun yapısal faktörler tarafından tetiklendiğini kabullenmesi ve küreselleşmenin Amerikan toplumunda yarattığı tahribatı gidermeye yönelik bir siyaset takip etmesi gerekir. Bu hedefe yönelmeyen bir siyaset, kuşanılan birleştiricilik misyonunun havada kalmasına ve Amerikan siyasetinin daha da tehlikeli sulara çekilmesine yol açacaktır. Biden devir teslim konuşmasında her ne kadar 6 Ocak Kongre baskınını yapanları “yerli terörist” ilan etse de, önümüzdeki siyasi manzaraya baktığımızda, küreselleşmenin kaybedenlerinin (yani birçok sıradan Amerikalının) bu suçlamayı kendi üzerine almayacağının bir garantisi yok gibi görünüyor.[İbn Haldun Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi olan Dr. Ali Aslan aynı zamanda SETA Toplum ve Medya direktörlüğünde araştırmacıdır]
Bakan Soylu, "Terörle Mücadele Şube Müdürleri Değerlendirme Çalıştayı"Nda Konuştu: (1)
BOLU (AA) - İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 'Bugün Türkiye'de terör örgütü PKK'nın sayısını 320'nin altına kadar düşürdük. Yaz-kış operasyonlarımız devam ediyor. Eren-5'e başladık, mağara mağara giriyoruz. Bulacağız ve onları imha edeceğiz. Burada hiçbir tedirginliğimiz söz konusu değildir.' dedi.Bakan Soylu, Bolu'da düzenlenen 'Terörle Mücadele Şube Müdürleri Değerlendirme Çalıştayı'na katıldı.Burada konuşan Soylu, nasıl bir coğrafyada yaşadıklarını bildiklerini belirterek, 'Bir tarafta Orta Doğu'yu bir savaş ve çatışma alanına döndürmek isteyenler diğer tarafta etrafımızdaki bütün coğrafyayı ateş çemberine döndürmek isteyenler diğer tarafta yüzlerce yıldır yaşadığımız bu coğrafyayı huzur, istikrar, birlik ve kardeşlikten ayırmak isteyenler ve diğer tarafta bu büyük medeniyetin, güçlü devlet anlayışımızın ve bütün dünyaya örnek olan, coğrafyamıza örnek olan millet anlayışının etkisizleştirilmesi için Anadolu'muza, Türkiye'mize karşı kurulan oyunlar ve kumpaslar var. 21. yüzyılın belki de en yakıcı meselelerinden biri olan terörle bizi imtihan etmelerinin tam göbeğinde bulunuyoruz.' ifadesini kullandı.Soylu, mesai arkadaşlarına ve ailelerine teşekkür ederek, 'Türkiye'ye oyun kurmaya çalışanların kafasına bu oyunu geçiren güçlü bir ekipsiniz. Hepinizi ayakta alkışlıyorum ve tebrik ediyorum. Allah sizlerden razı olsun. Kendinizi çok geliştirdiniz, devletimizin kapasitesini çok geliştirdiniz ve belki de dünyada terörle mücadelenin nasıl yapılabileceği konusunda bütün dünya ülkelerine ders verebilecek bir niteliğe geldiniz.' diye konuştu.'Her şeyin sebebini bilir de söyleyemezdik'Bir gözlerinin kendi işlerinde olduğunu, diğer gözlerinin, akıllarının ve dikkatlerinin dünyadaki resimde olduğunu dile getiren Soylu, sözlerini şöyle sürdürdü:'Bu mecburiyetin sebebini elbette ki hepiniz biliyorsunuz. Bu ülkenin haritada nerede olduğunu biliyorsanız, etrafındaki coğrafyayı biliyorsanız, bu ülkenin tarihini, bu ülkenin inancını, bu ülkenin medeniyetini ve bu ülkenin millet kodlarını biliyorsanız ve tanıyorsanız bunu bilirsiniz. Bize yıllarca izlettikleri resim şuydu; dünyanın 2 süper gücü var, ayrıca bir de Avrupa var. Orta Doğu çatışma bölgesidir, Filistin'de zulüm, Afganistan'da savaş, İran ve Irak'ta gerilim var. Suriye'de PKK kampları vardır. Başka ülkelerde de vardır ama açık açık söyleyemeyiz. PKK'nın para ve silah desteğini kimin verdiğini biliriz ama söylemeyiz. Darbeleri kimin yaptırdığını biliriz ama söyleyemeyiz, terörden en büyük acıyı ve maliyeti çekeriz ama sadece o olayın dairesine ve çerçevesine bakarız. Resmin tamamına sanki bakmamız yasaklanmıştır. Bakamayız, vatandaşımıza söylediğimiz tek şey, 'Olay sonrasında geniş çaplı operasyon başlatıldı ve kanı yerde kalmayacaktık'. Bir de klasik, 'bıçak kemiğe dayandı' söylemidir. Her şeyin sebebini bilir de söyleyemezdik, adım atamazdık çünkü korkularımız vardı, bize korkular yaşattırıyorlardı.'Soylu, Terörle Mücadele Daire Başkanlığının hazırladığı videoyu hep beraber izlediklerine işaret ederek, şöyle devam etti:'Sanki bir korku tüneli gibi ölümler, patlamalar, terör olayları ve bunların her birini yaşayan bir millet, her birini yaşayan ekonomi, her birini yaşayan bir siyaset, her birini yaşayan bir devlet... 'Amerika ne der, Avrupa ne der?' kaygısına göre sınırlandırılmış, çerçevesi vesayet kurumlarıyla belirlenmiş bir alan içerisindedir. Sadece o alanda sorunlarımızı çözmeye çalışırdık. İçerde güvenlik birimlerimiz, sizden önceki kardeşlerimiz, büyüklerimiz, canlarını cebine koyar, uğraşırlar, mücadele ederler, gayret ederler ama bir sınıra gelirler, bir adım ötesine gidemezler. Teşbihte hata olmaz; o büyük resme tıpkı resim sergisi gezer gibi sadece bakıp çıktığımız için 2 fırça da biz orada atamadığımız için ne acılarımızı dindirebildik ne de arzu ettiğimiz noktaya gelebildik.19 yılda olan biteni tek bir cümleyle 21. asrın başından itibaren olan biteni tek cümleyle anlatayım; Recep Tayyip Erdoğan resim fırçasını eline aldı, önce bu ülkeye, sonra da bu dünyaya yeni bir resim çizdi. Olan bitenin net tarifi budur. Türkiye önce altyapısını ve demokrasini tahkim ederek bir güç oluşturdu. Sonra bu güçle birlikte bir strateji ortaya koydu ve uyguladı.''Türkiye büyüdükçe Türkiye'yi terörle sınayacaklardır'Bakan Soylu, Cumhurbaşkanı Erdoğan ülkenin başında olduğu sürece Türkiye'nin büyümeye, zenginleşmeye, ilgi alanlarını etki alanlarına döndürmeye, güçlü yarınlarını, medeniyetini dünyanın bütün ülkelerine aktarmaya devam edeceğini söyledi. Türkiye'yi çekemeyen ve hazmedemeyenlerin ise tehditlerini alenen sürdüreceğine işaret eden Soylu, 'O yüzden siz uyumayacaksınız arkadaşlar. Türkiye büyüyecek. Sizin göreviniz; bu tehditleri bertaraf edecek aklı, gücü, cesareti, istihbari gücü en üst seviyeye çıkarmaktır. Türkiye büyüdükçe, zenginleştikçe, ürettikçe, eğitim seviyesi, medeniyetini bütün dünyaya yayma kabiliyeti, ilgi alanları etki alanlarına dönüştükçe Türkiye'yi terörle sınayacaklardır.' diye konuştu.Soylu, kimsenin bunlara aldanmaması gerektiğinin altını çizerek, 'Bugün Türkiye'de terör örgütü PKK'nın sayısını 320'nin altına kadar düşürdük. Yaz-kış operasyonlarımız devam ediyor. Eren-5'e başladık, mağara mağara giriyoruz. Bulacağız ve onları imha edeceğiz. Burada hiçbir tedirginliğimiz söz konusu değildir. Türkiye içerisinde vücut bulduramadıkları, güç veremedikleri PKK terör örgütüne, Irak'ın kuzeyinde ve aynı zamanda Suriye'de uluslararası destekle güç verdirmeye çalışıyorlar. Arkasında Amerika'nın, Avrupa'nın olduğunu hepimiz biliyoruz. Eskiden Türkiye'de olan terör kamplarını Suriye'de kurduklarını, oradaki aileleri tehdit edip o ailelerin çocuklarını PKK/PYD terör örgütüne kattıklarını, onlara uluslararası sistemden gelen aylıklarını verdiklerini hepimiz biliyoruz.' değerlendirmesinde bulundu.'Bütün operasyonların kendine ait bir sebebi var'İçişleri Bakanı Soylu, Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde terörle mücadelede büyük mesafe aldığını vurgulayarak, şunları kaydetti:'Ama yığınağın Suriye'ye yapıldığını, Türkiye'nin Afrin, Cerablus, Azez, Mare, Çobanbey, aynı zamanda Tel Abyad, Resulayn, bu noktalara yaptığı operasyonların temel anlamının burada yattığını, uluslararası bir sistemin, hemen yanı başımızda kuzu postuna büründürmeye çalıştıkları, içerisinde kendi bütün karakterlerini barındıran canavarları besleyen bir alan oluşturmaya çalıştıklarını hep beraber biliyoruz.' Bütün operasyonların kendine ait bir sebebi olduğuna dikkati çeken Soylu, 'Bu, bizim etrafımızda ve içimizde örülmek istenen, bizi hareketsiz ve istikrarsız bırakmak isteyen o anlayışı yıkma ve Türkiye'yi coğrafyasıyla birlikte ilelebet özgür, hür ve güçlü bir ülke yapabilme kabiliyetidir.' dedi.Soylu, hala Türkiye'nin büyüklüğünü anlamayanların olduğunu dile getirerek, 'Bu nesil bir sınav neslidir. Bir sınavın içerisindeyiz. Bu sınavın içerisinden Allah'ın izniyle başarılı şekilde çıkarsak Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde güçlü şekilde çıktığımız andan itibaren tecrübeler gelecek nesillere aktarılacak ve gelecek Türkiye'si büyük ve güçlü olacaktır.' diye konuştu.(Sürecek)
Bakan Pekcan, Dünya Gümrük Günü Etkinliği Ve Ödül Töreni'ne Katıldı:
ANKARA (AA) - Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, geçen yıl yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınına rağmen gümrüklerde rekor nitelikte pek çok yakalamaya imza attıklarını belirterek, 'Gümrük süreçlerindeki hizmet kalitesinin üst seviyede tutulması ve her daim geliştirilmesi için ileri teknolojiyi yakından takip ediyor, teknoloji odaklı pek çok projemizi hayata geçiriyoruz.' dedi.Bakan Pekcan, Ticaret Bakanlığında düzenlenen Dünya Gümrük Günü Etkinliği ve Ödül Töreni'nde yaptığı konuşmada, gümrük camiasının tüm fertlerinin 26 Ocak'a rastlayan gününü kutladı. Gümrük teşkilatı mensuplarının aynı zamanda uluslararası gümrük camiasının da temsilcileri olduğuna işaret eden Pekcan, mesleğin geçerliliğini ve önemini artırarak sürdürdüğünü söyledi.Pekcan, gümrük süreçlerinin gerek küresel ekonomi ve ticaretin gelişimi gerekse insan sağlığı ve ulusların güvenliğinin gözetilmesi açısından kritik önem arz etmeye devam ettiğini bildirdi.Mümkün olan en modern ve etkin uygulamaları temin etme bilinciyle çalıştıklarını dile getiren Pekcan, Kovid-19 salgınının gümrüklerin işleyişi bakımından büyük zorluklar getirdiğine dikkati çekti.Bakan Pekcan, ülke olarak oluşan yeni şartlara çok hızlı reaksiyon gösterdiklerini ifade ederek, 'Temassız Ticaret' uygulamasıyla gümrüklerdeki etkinliği koruduklarını, ürün sevkiyatlarının devamlılığını sağladıklarını ve gümrüklerde görevli personelin süreci başarıyla yönettiğini anlattı.'Dünya Gümrük Örgütü ve AB ile iş birliği halindeyiz'Dünya Gümrük Örgütü, Avrupa Birliği (AB) ve diğer uluslararası kurum ve kuruluşlarla iş birliği halinde çalıştıklarını vurgulayan Pekcan, şöyle konuştu:'Çalışmalarımızın uluslararası kabul görmüş kural, standart ve teamüllerle uyumlu olması elimizi en çok güçlendiren ve hizmet kalitemizi garanti altına alan unsurdur. Bu anlamda bugüne kadar büyük kazanımlar sağladık, operasyonel çıtamızı oldukça ileri bir noktaya taşıdık. Bundan sonraki süreçte de aynı ciddiyetle çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Uluslararası standartlar kadar kendimizle yarışmalı, dünyaya örnek olabilecek uygulamalar geliştirmeye devam etmeliyiz.'Pekcan, gümrük süreçlerindeki hizmet kalitesinin üst seviyede tutulması ve her daim geliştirilmesi için ileri teknolojiyi yakından takip ettiklerini ve teknoloji odaklı pek çok projeyi hayata geçirdiklerini söyledi. Bu alanda gerçekleştirdikleri çalışmalara da değinen Pekcan, 'Kağıtsız Gümrük' uygulamalarının kapsamını genişletmeye devam edeceklerini, 'Akıllı Gümrük' anlayışı ile risk analiz ve tespit yöntemleri başta olmak üzere hemen her çalışmalarında teknolojik imkanlardan istifade etmeyi sürdüreceklerini belirtti.'Salgına rağmen rekor nitelikte yakalamaya imza attık'Teknolojinin sahadaki tecrübenin tam ikamesi olamayacağını dile getiren Pekcan, 'Bu bağlamda teknolojiyi sahadaki tecrübeyle harmanlayarak, etkin sonuçlar almaya devam edeceğimize olan inancım tamdır.' değerlendirmesinde bulundu.Bakan Pekcan, geçen yıl kaçakçılıkla mücadelede elde edilen somut başarıların bunun güzel bir göstergesi olduğuna dikkati çekerek, şu ifadeleri kullandı:'Salgın nedeniyle küresel ölçekte ekonomik aktivite ve hareketlik azalmış olmasına rağmen gümrüklerimizde rekor nitelikte pek çok yakalamaya imza attık. Bu vesileyle 2020 yılında gerek salgınla mücadelede gerekse kaçakçılıkla mücadele anlamında sergilenen başarılı performans nedeniyle tüm teşkilatımızı bir kez daha canı gönülden tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum.' Uluslararası bir vizyon, milli, yerli ve özgün yaklaşımlarla çalışmaya devam edeceklerini belirten Pekcan, 'Üstün görev bilincinizi, uzmanlığınız ve mesleki yeterliğinizle birleştirerek tüm ülke sathında başarılarınıza yeni başarılar ekleyeceğinize olan inancım tamdır. Bizler de tüm desteğimizle sizlerle birlikte olmaya devam edeceğiz.' dedi.Ödül takdimiBakan Pekcan, gümrük teşkilatı içinde çalışmaları ve başarılarıyla emsalleri arasında ön plana çıkan personele de ödüllerini takdim etti.Ödül almaya hak kazanan personeli tebrik ederek üstün başarılarının devamını dileyen Pekcan, özel sektörden ve paydaş kuruluşlardan da ödül alacak isimler olduğunu bildirdi. Pekcan, şunları kaydetti:'Ödül almaya layık görülen isimler arasında ne yazık ki artık aramızda bulunmayan iki personelimiz de var. 2016 yılında İstanbul Atatürk Havalimanı'nda görev yapmakta iken teröristlerin açtığı ateş sonucu şehit olan Muhafaza Memuru Umut Sakaroğlu ve Çanakkale Kaçak İstihbarat Bölge Amirliği emrinde görevli iken gemi arama vazifesi esnasında hayatını kaybeden Muhafaza Memuru Ahmet Serkan Yarımoğlu. Her iki kahraman muhafaza memurumuzun aziz hatıralarını saygıyla yad ediyor, onlara bir kez daha Allah'tan rahmet diliyor, sevenlerine sabır ve başsağlığı diliyorum.'Türkiye olarak her zaman insanlık ve uluslararası iş birliği adına ortaya konacak her girişime, her projeye etkin katkı sunmaya hazır olduklarını vurgulayan Pekcan, düzenlenen ödül töreninde Liyakat Sertifikası almayı hak kazananlara da belgelerini verdi. Gümrük alanında başarı göstererek ödül almaya hak kazanan isimler şunlar:'Gümrükler Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Sinan Akyüz, Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğünden Ticaret Uzmanı Gül Öztürk, Ticaret Uzmanı Seda Gündüz, İstanbul Havalimanı Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdür Vekili Cumhur Fatih Aydın, Risk Yönetimi, Tasfiye ve Döner Sermaye Genel Müdürlüğü Ticaret Uzmanı Mustafa Çakır, Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığı Şefi Bahadır Gülseroğlu, Doğu Anadolu Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüğü Şefi Yalçın Tınaz, GAP Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüğü Bölge Amir Vekili Gümrük Muhafaza Kısım Amiri Ruşen Durmuş, İpekyolu Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüğü Muhafaza Memuru Selman Özcan, AHL Kargo Gümrük Müdürlüğü, Kaçkar Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüğü Bölge Müdür Yardımcısı Alp Giray, Orta Anadolu Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüğü Gümrük Müdürü Ahmet Kartal, Trakya Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüğü, Uludağ Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüğü Muayene Memuru Özer Temeloğlu, Ankara Lojistik Yatırımları ve Akaryakıt Ticaret AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Erhan Gündüz, UTİKAD Üyesi Obdan Sistem Antrepoculuk ve Taşımacılık Ticaret AŞ Kurucusu Arkın Obdan, Güneydoğu Anadolu Hububat, Bakliyat ve Yağlı Tohumlar İhracatçıları Birliği Başkanı Mahsum Altunkaya, Güneydoğu Anadolu Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği Başkanı Ahmet Fikret Kileci.'
Akşener, Doğu Türkistanlı Kadını Kürsüye Çağırdı; TBMM TV Yayından Çıktı...
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, 'Yana yakıla, 'HDP kapatılsın' diyorlar ama, bunun için en ufak bir adım bile atmıyorlar' açıklamasını yaptı. Akşener, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in adına gönderme yaparak 'Cinping Perinçek' diye seslendiği Doğu Perinçek'in Erdoğan ve Bahçeli'yi esir aldığını söyledi.Öte yandan Akşener, Doğu Türkistanlı Nursiman Abduraşid'i kürsüye çıkarınca TBMM televizyonu yayını kesti. Nursiman Abduraşid konuşmasında 'Doğu Türkistan'a kulak verin' çağrısı yaptı. 
Ülke Genelinde 133 Altın Madeni Ruhsatı Verilmiş
CHP'li Ömer Fethi Gürer, başta Kaz Dağları olmak üzere, madencilik ruhsatı verilerek adeta talan edilen ormanları, sit alanlarını, milli parkları ve temiz su kaynaklarını TBMM gündemine getirdi. Bakan Dönmez'in aynı soruya verdiği iki farklı yanıt dikkat çekti.
Reklam
Rıfat Kamaşak Yazio: Güvensizlik Üzerine Kurulu Sistemde Polisiye Tedbir İle Kopya Çektirmeme Çabaları
etiket
Sosyal düzenin karşılıklı güven değil de güvensizliğe dayalı olarak kurulduğu toplumlarda paranoyanın artması nedeni ile yaşam oldukça sinir bozucu bir hal alabilir. Özel ya da kamu hangi alanda olursa olsun herhangi bir aksiyon gerçekleştirmek istediğinizde herkes birbirinin gözünde potansiyel suçlu, yalancı, üçkağıtçı, dolandırıcı, fırsatçı vb. etik dışı davranışlara meyilli şahsiyetler olarak görülür. Bu durumu toplumun her alanında deneyimlemek mümkündür.
Reklam
Malezya Esnafı, Kovid-19 Tedbirleri Kapsamında Uzatılan Sokağa Çıkma Yasağından Memnun Değil
KUALA LUMPUR (AA) - ÖMER FARUK YILDIZ - Malezya'nın başkenti Kuala Lumpur'da işletme sahipleri ve çalışanlar, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) nedeniyle 13 Ocak'ta 2 haftalığına ilan edilen, daha sonra kapsamı ve süresi genişletilen sokağa çıkma yasağı uygulamasını olumlu karşılamıyor.Son haftalarda giderek artan Kovid-19 vaka sayıları nedeniyle hükümet 13-26 Ocak'ta 3 federal bölge ve 5 eyalette, ardından 22 Ocak'ta 6 eyalette daha 2 haftalık sokağa çıkma yasağı ilan etti.Kovid-19'a karşı alınan tedbirlerinin kapsamının genişletilmesiyle 13 Ocak'ta sokağa çıkma yasağının uygulandığı bölgelerde uygulamanın süresi 4 Şubat'a kadar uzatıldı.Bu kapsamda üretim, inşaat, temel hizmetler, ulaşım ve tarım gibi sektörlerin, kısıtlı kapasitede faaliyetlerine devam etmesine izin verilirken diğer sektörlerin faaliyetleri durduruldu.Ofis çalışanları yeniden evden çalışma düzenine geçti, devlet daireleri ise asgari personel bulundurarak hizmeti sürdürüyor. AA muhabirine konuşan başkent Kuala Lumpur'daki işletme sahipleri ve çalışanlar, geçen yıldan bu yana ikinci kez ilan edilen sokağa çıkma yasağı uygulaması sürecinde nasıl ayakta kalmaya çalıştıklarını ve Kovid-19 tedbirlerine dair düşüncelerini anlattı.Sokak yemeği tezgahı sahibi 46 yaşındaki Yusniza Usof, yaklaşık bir senedir Kovid-19 tedbirlerine alışık olduklarını belirterek, 'İlk sokağa çıkma yasağı zamanında sokak yemeklerine izin verilmemişti. Şimdi en azından faaliyetleri yürütebiliyoruz.' dedi.Yusniza, sokağa çıkma yasağının uzatılmasının günlük müşteri sayısı ve gelirini olumsuz etkileyeceğini vurguladı ve 'Kovid-19'un engellenmesi için gerekli olsa da sokağa çıkma yasağının uzatılması bize umut vermiyor. Sipariş yemek için gelen müşterilerimiz yine var fakat burada yemek yasak olduğu sürece eski gelirimize kavuşmak bizim için çok zor.' şeklinde konuştu.'Bu şekilde ne kadar devam edebileceğiz, bilmiyorum'Restoran sahibi 52 yaşındaki Norley Ismayatim ise Kovid-19 tedbirlerini uzatmanın gıda sektörü işletmecileri için ideal çözüm olmadığını kaydederek, 'Son iki haftada günlük gelirim yaklaşık yüzde 70 azaldı. Gelir kaybımızı telafi edecek herhangi bir uygulama yok. Bu şekilde ne kadar devam edebileceğiz, bilmiyorum.' ifadesini kullandı.Normalde ramazan aylarında iftarlık yemek almak isteyen müşterilerin çokluğundan ötürü kazançlarının arttığını belirten Norley, 'Önümüz yine ramazan ve büyük ihtimalle ramazan pazarları, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da kurulmayacak. Bu durumda en çok müşteri yoğunluğu yaşadığımız ayda bile müşteriden mahrum kalabiliriz.' diye konuştu.Norley, hükümetin Kovid-19 tedbirlerine devam ederken işletme sahiplerini de düşünmesi gerektiği uyarısında bulundu.Otopark ve araba yıkama servisinde çalışan 34 yaşındaki Mugilan Muniyandi, ikinci kez uygulamaya konan sokağa çıkma yasağında işini kaybetmekten korktuğunu söyledi.Muniyandi, ekonomi sektörünün işlememesi durumunda otoparka çok az sayıda arabanın geldiğini ifade ederek, 'Aylık gelirim yaklaşık 1800 Malezya ringgiti (3 bin 284 TL) seviyesine düştü. Bu parayla aileme bakmam ve günlük ihtiyaçları karşılamam çok zor. Eyaletler arası seyahat de yasak olduğu için köye dönüp tasarruf da yapamıyorum.' diye konuştu.Hayat pahalılığının arttığı Kuala Lumpur'da geliriyle yaşamanın çok zor olduğunu söyleyen Muniyandi, 'Hükümet artık ekonomi sektörünü durdurmasın. Halkın geliri zaten azaldı, ekonomi işlemezse daha da kötüye gideceğiz.' tavsiyesinde bulundu.Malezya'da şimdiye kadar 190 bin 434 kişi Kovid-19'a yakalandı, virüs nedeniyle 700 kişi yaşamını yitirdi.Malezya Kralı Sultan Abdullah Şah, Kovid-19 ile daha etkili mücadele edilmesi için de 12 Ocak'ta, ülke genelinde 1 Ağustos'a kadar olağanüstü hal ilan etmişti.
Mersin'de Altın Taşıyan Kuyumcu Kuryelerini Gasbetmek İsteyen 2 Şüpheli Tutuklandı
MERSİN (AA) - Mersin'in Akdeniz ilçesinde, yaklaşık 2 milyon 700 bin liralık altın taşıyan kuyumcu kuryelerini gasbetmek isteyen 2 zanlı tutuklandı.Alınan bilgiye göre, Kahramanmaraş'tan kente gelen kuyumcu kuryeleri C.C. ve M.T. kalacakları otel önünde maskeli ve silahlı 2 şüpheli tarafından gasbedilmek istendi.Şüphelilerin, içerisinde yaklaşık 2 milyon 700 bin liralık altın bulunan çantayı gasbetmesine engel olan kuryeler, durumu Asayiş Şube Müdürlüğü Gasp Büro Amirliği ekiplerine bildirdi. Çevredeki güvenlik kamerası kayıtlarını inceleyen ekipler, zanlıların D.İ. ve Ö.Ş, onlara yardım edenlerin de H.Ş, N.Z, M.A, A.K, T.F. ve M.F. olduğunu belirledi.Operasyonla gözaltına alınan zanlılar, emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi.Zanlılardan biri, adliyeye sevk edildiği sırada, gazetecilerin sorusu üzerine, 'Büyük paraydı olmadı işte. Olsaydı güzel olurdu. Zenginden alıp garibana verecektik.' dedi.Nöbetçi sulh ceza hakimliğine çıkarılan zanlılardan D.İ. ve Ö.Ş. tutuklandı, diğerleri adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Öte yandan, çevredeki bir güvenlik kamerasına, kalacakları otele giden kuryelerin araçlarından indikleri sırada motosikletli, maskeli ve silahlı iki kişi tarafından gasbedilmeye çalışılması, kuryelerin direnmesi üzerine zanlıların ateş ederek bölgeden uzaklaşması yer alıyor.
Reklam
İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tolunay: "İklim Değişikliği Canlı Türlerini Tehdit Ediyor"
EDİRNE (AA) - İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Toprak İlmi ve Ekoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay, iklim değişikliğinin canlı türlerinin neslinin devamını tehlikeye soktuğunu belirterek, '2019 yılında yayınlanan bir rapora göre iklim değişikliği nedeniyle Altın Kurbağa türünün nesli tükendi.' dedi.Prof. Dr. Tolunay, Temiz Enerji Vakfı (TEMEV) ve Küresel Denge Derneği iş birliğinde çevrimiçi düzenlenen 'Yerelden Ulusala İklim Ağı' toplantısında, iklim değişikliğinin canlılar ve ekosistemler üzerinde birçok etkisi olduğunu söyledi.Dünyada ortalama sıcaklıkların arttığını anlatan Tolunay, küresel ısınmanın iklim değişikliğine neden olduğunu dile getirdi.Değişken bir iklim yapısının yaşanmaya başlandığını belirten Tolunay, 'Sürekli değişkenlik bitkileri olumsuz etkiliyor. Hava biraz soğuyor bitkiler yapraklarını döküyor, hemen ardından ısınıyor yapraklarını açıyor sonra bir anda don oluyor ve yine yapraklarını döküyor. Bu tür değişkenlikler, yoğun yağışlar, aşırı kurak dönemler canlı türlerini ve ekosistemleri olumsuz etkiliyor.' diye konuştu. Tolunay, iklim değişikliğine bağlı olarak canlı türlerinin yaşam alanlarının bozulduğuna ve genetik çeşitliliğin azaldığına dikkati çekti.Bu durumun canlı türlerinin ve doğal ekosistemlerin yok olmasına neden olabildiğini aktaran Tolunay, şöyle devam etti: 'İklim değişikliği nedeniyle bazı türlere ait bireyler ölebiliyor ya da değişen koşullar nedeniyle farklı noktalara göç etmek zorunda kalıyorlar. Göç edemediklerinde besine ve suya ulaşamadıklarında o türlerin birey sayıları azalıyor. Örneğin binlerce şah kartalı varken değişen koşullara bağlı bu sayı yüzün altına inerse artık o türün neslini sağlıklı bir şekilde devam ettirme şansı olmuyor. Çünkü genetik çeşitlilik azalıyor.''Altın Kurbağa türünün nesli tükendi'İklim değişikliğine bağlı olarak canlıların yaşam alanlarının her geçen gün daraldığına vurgu yapan Tolunay, şunları kaydetti: 'Canlıların habitatlarının bozulması, istilacı türler, aşırı tüketim ve kirlilik gibi nedenler canlıları çok büyük risk altına sokuyor. Bunun yanında iklim değişikliğinin de etkileriyle canlı türlerinin yaşadığı riskin gelecekte daha da çok artacağı öngörülüyor. 2019 yılında yayınlanan bir rapora göre iklim değişikliği nedeniyle Altın Kurbağa türünün nesli tükendi. İklim değişikliği nedeniyle tamamen nesli tükenen ilk canlı türü olarak kabul ediliyor. Güney Amerika'nın kuzeyindeki ormanlarda yaşayan bir kurbağa türüydü.'
Reklam
Reklam
Ak Parti Sözcüsü Çelik, Myk Toplantısı'na İlişkin Açıklamalarda Bulundu: (5)
ANKARA (AA) - AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, 'Bütün değerlendirmeler tamamlandıktan sonra İnsan Hakları Eylem Planı, Cumhurbaşkanımız tarafından bizzat açıklanacak.' dedi.Çelik, AK Parti Genel Merkezi'nde, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Toplantısı devam ederken basın toplantısı düzenledi. Vali ve kaymakamlara yönelik 'militan' suçlamasının AK Parti MYK'de gündeme gelip gelmediği sorusu üzerine Çelik, toplantıda değerlendirildiğini belirterek, 'CHP yönetiminin kullandığı dilin sistematik bir şekilde mülki idaremizi, askeri unsurlarımızı, yargı mensuplarımızı baskı altına almaya çalışan bir tavır ve Türk devlet ve mülki idare sistemi üzerinde paralel bir iktidar alanı oluşturmaya çalışan bir faaliyet olduğunu görüyoruz.' ifadesini kullandı.MYK'nin buna karşı en güçlü tepkinin verilmesi gerektiği konusunda hemfikir olduğunu vurgulayan Çelik, 'Hiçbir valimizin, hiçbir kaymakamımızın, hiçbir silahlı kuvvetler mensubumuzun ve hiçbir yargı mensubumuzun Kılıçdaroğlu'nun söylediklerini ciddiye alması gerekmez. Biz gereken cevabı veriyoruz ve vermeye devam edeceğiz.' dedi.Bu dönemde terörle mücadeleden salgına kadar büyük bir mücadele veren mülki idarenin bu kapasitesini görmekten büyük gurur duyduklarını ifade eden Çelik, mülki idarenin bu kadar büyük bir yükün altındayken bile hemen her yerde işlerin tıkır tıkır işlediği mekanizmaları anında kurduğunu ve faaliyetlerini bu çerçevede sürdüğünü söyledi.Çelik, 'Bir vali ya da kaymakam CHP Genel Merkezi'nden talimat almıyorsa ona 'militan' derler. Askeriyede CHP'nin kışkırtmasıyla bir vesayet girişimi söz konusu değilse ona 'militan' derler. Aynı şekilde yargı mensupları CHP'den talimat almıyorsa 'militan' derler, tehdit ederler. Yaptıkları bundan ibaret. Diyor ki 'Sürekli tarihten bahsetmeyin.' Tarihte yaptığınızı dejavuyla bugün de yapmaya çalışıyorsunuz. Siz bunu yapmayın. Mülki idaremizin arkasındayız. Hepsine selamlarımızı, sevgilerimizi iletiyoruz. Milletimize yaptıkları hizmetlerde hepsine başarılar diliyoruz.'Yargı ve ekonomi reformları'Yargı ve ekonomi reformlarında hangi aşamaya gelindi? Ne zaman tamamlanması öngörülüyor?' sorusu üzerine Çelik, ekonomi ve yargıyla ilgili reformlarda derinlemesine bir çalışma yapıldığını söyledi.Geçmişte yapılan reformların sahadan dönüşlerini dikkatle değerlendirdiklerini aktaran Çelik, 'Şimdiye kadar gerçekleştirdiğimiz seri muhakeme, basit yargılama, e-duruşma gibi uygulamalarla ilgili tepkiler nasıldır? Sahada bunlar iyi işlemekte midir? Vatandaş memnuniyeti nedir? Yargı mensuplarının bunun işleyişine dönük değerlendirmeleri ile avukatların değerlendirmeleri nedir? Bunlar değerlendiriliyor.' diye konuştu.Bu reform sürecinin 2019-2023 arasını kapsadığını ve bunun yarısının şu anda tamamlandığını anlatan Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:'Şimdi ise İnsan Hakları Eylem Planı tamamlanmak üzere. Bunların hepsi bugün kapsamlı bir şekilde MYK'mizde değerlendiriliyor. Arkadaşlarımızın destek verdiği ve eleştirdiği hususlar var. Bunlarla ilgili olarak belki birkaç toplantı daha yapmak gerekecek. Ama süratli bir şekilde çalışılıyor. Bu çalışıldıktan, bütün bu değerlendirmeler tamamlandıktan sonra İnsan Hakları Eylem Planı Cumhurbaşkanımız tarafından kamuoyuyla paylaşılacak. Bizzat Cumhurbaşkanımız açıklayacak bunu. Arkasından da bununla ilgili idari ve yasal düzenlemeler gerçekleştirilecek.'Ekonomi alanında atılacak adımların da MYK tarafından değerlendirilmeye devam ettiğini belirten Çelik, 'Bunlar birkaç toplantı daha alacak. Çünkü yapılanlarla ilgili olarak farklı değerlendirmeler söz konusu olabiliyor. Bütün bu görüşler alındıktan sonra sahadaki görüşler, ona göre bu çalışma birkaç toplantı sonrasında son halini almış olur. Sizlerle paylaşırım.' dedi.'Çok üzücü bir durum''Diyarbakır annelerinin evlat nöbeti esnasında HDP'li bir milletvekilinin zafer işareti yapmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?' sorusuna Çelik, şu yanıtı verdi:'Çok üzücü bir durum. Bir insanın zafer işareti yapacağı kesimin Diyarbakır anneleri olması son derece dramatik ve ahlaki olmayan bir tutum. Annelere karşı zafer işareti yapılmaz, annelerin eli öpülür, annelere hürmet edilir. Çünkü anneler evlatlarını kaybetmişler ve vicdan nöbeti tutuyorlar. Daha sonra da 'Bizim bu işaretimiz bizi suçlayan AK Parti'ye karşıydı' falan gibisinden açıklamalar yapılıyor. Bu sadece bizim kendi kendimize ürettiğimiz bir suçlama değil. Her şey ayan beyan ortada. Bu anneler evlatlarını, göz bebeklerini istiyorlar. Günlerdir bunlara dönük olarak burada ifade ediyoruz, ne büyük ajanslar bunların sesini duyuyor ne de o bahsettiğiniz parti olmak üzere muhalefetteki partiler bu konuda bir duyarlılık sergiliyor. Bunlar anne, bunlar evlatlarını kaybetmiş. Sırf terörü lanetlememek için annelerin duygularına sahip çıkmamak kadar zalimane bir şey olabilir mi? Bir insanın hayatında asla düşmemesi gereken bir durum, annelere karşı zafer işareti yapmaktır. 'Allah kimseyi böyle bir duruma düşürmesin' diyeceğimiz bir durumdadır. Bir zafer kazanmak istiyorsanız gidin teröre karşı kazanın. Annelerin elini öpün.''Umarız pozitif bir atmosferde geçer'Yunanistan ile istikşafi görüşmelere ilişkin bir soru üzerine de Çelik, şu değerlendirmelerde bulundu:'Türkiye her zaman bu istikşafi görüşmelerden yana olduğunu söyledi. Ege'deki sorunlar, kıta sahanlığı sorunları, havada ve denizde söz konusu olan sorunlar... Şimdi buna hidrokarbon kaynaklarıyla ilgili konular eklendi. Bütün bunlar çerçevesinde yine bu kapsamlı bir dosya olarak ele alınacaktır. Dosyaların parçalarının birbirinden ayrılıp ayrı bir istikşafi görüşme yapılması söz konusu değildir. Başlangıç olarak iyidir. Türkiye tabii ki masaya pozitif bir gündemle oturmuştur. Türkiye bir diplomasi devleti olarak diplomatik yeteneğini, diplomatlarının bu konudaki yeteneklerini gösterebilecek, herkes için 'kazan kazan' formülü gerçekleştirebilecek bir kapasiteye sahiptir. Türk diplomatları her zaman gerek Akdeniz'de gerek Ege'de gerek bölgede barışı destekleyecek, çatışmaları çözecek, önleyecek formüller üretme konusunda dünyada öne çıkan bir diplomatik yeteneğe sahiptirler. Bu yetenekleriyle şimdi masadadırlar.'Yunanistan tarafının da olumlu yaklaşması gerektiğini düşündüklerini dile getiren Çelik, şunları söyledi:'Ama neredeyse Akdeniz'in büyük bir kesimini kapsayacak şekilde NOTAM ilan etmek, silahsızlandırılmış adalarda silahlı birtakım aktiviteler içerisinde olmak bu süreci tabii ki sıkıntıya sokar. Beklentimiz şudur, diplomatik yolla siyasi aklı çalıştırarak, bölgedeki tarihi derinliğimizi çalıştırarak çözülemeyecek bir sorun yoktur. Yunanistan'ın bölgesel istikrara katkı sağlayacak bu diplomatik görüşmelere katkı vermesini bekliyoruz. Yoksa Fransa'nın ya da başka ülkelerin ortaya koyduğu tavırlarla silah alımını artırmak, Türkiye'ye karşı Mısır, İsrail gibi ülkelerle iş birliği yapmak ya da Türkiye'nin Libya'daki pozisyonunu sabote etmeye çalışmak gibisinden yaklaşımlar hiçbir sonuç almaz. Biz komşuyuz, Yunanistan dara düştüğü zaman yanında bütün bu bahsettiğim ülkeleri değil, her zaman Türkiye'yi bulmuştur. Dolayısıyla 'Konuşulacak, çözülecek bir mesele söz konusudur' diyenler varsa bu istikşafi görüşmelerin kıymetini bilip, bu şekilde değerlendirmeleri gerekiyor. Biz kesinlikle bunların olumlu sonuçlanması gerektiğini değerlendiriyoruz ve bu istikşafi görüşmelere güçlü bir destek veriyoruz. Umarız pozitif bir atmosferde geçer.''O sektörlerdeki kardeşlerimizle çok yakın temas halindeyiz'Çelik, maske, mesafe, temizlik kuralına devam ettiklerini belirterek, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) vaka sayılarının düştüğünü ve bu kazanımı korumanın yolunun, bu tedbirleri almaktan geçtiğini söyledi.Ömer Çelik, 'Bugün de bazı konularda kışkırtıcı bazı beyanlar gördük, çeşitli sektörlerde alınan Kovid-19 tedbirlerinin eleştirilmesiyle ilgili. Emin olun o sektörlerdeki kardeşlerimizle çok yakın temas halindeyiz. Onların rahatlaması için en kısa zamanda nasıl adımlar atacağımızı her zaman tartışıyoruz. Onun ötesinde önemli olan şu anda bu sürecin devam ettirilmesi ve rakamların giderek sıfıra doğru yaklaşmasıdır.' diye konuştu.Aşı olanların rahat hareket etmemesi gerektiğine dikkati çeken Çelik, 'Antikorları çıkana kadar hatta daha sonrasında da maske, mesafe, temizlik kuralına uymaya devam edeceğiz. Ne zaman ki bilim adamlarımız 'Dünya normale döndü' der, o zaman normal hayatımıza döneceğiz.' dedi.(Bitti)
Fetö'den Tmsf'ye Alınan Şirketler Ortalama Yüzde 65 Büyüdü
ERZİNCAN (AA) - AK Parti İzmir Milletvekili Binali Yıldırım, 'Bu terör örgütü FETÖ sadece demokrasimizi yok etmeyi, Cumhurbaşkanımızı, Başbakanı öldürmeyi ve kirli emelleri adına ülkeyi bir kaosa sürüklemeyi hedeflemedi, aynı zamanda da gayrimeşru yollarla elde ettikleri kaynaklarla ülkemizi de bir badireye sürüklemek istediler.' dedi.Yıldırım, İl Afet Acil Durum Müdürlüğü Konferans Salonunda gerçekleştirilen, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna (TMSF) ait olan ve İl Özel İdaresi işletmesindeki Er İdare AŞ tarafından alınan Girlevik-Çemişgezek-Bayburt Hidroelektrik Santrallerinin Devir Teslim Sözleşme Töreni'nde, yolları böldüklerini ancak ülkeyi terör örgütlerine böldürmediklerini söyledi. 15 Temmuz darbe girişimiyle Türkiye'nin bir kaosa sürüklenmeye çalışıldığını ifade eden Yıldırım, o günlerin bir film şeridi gibi kafasından geçtiğini belirtti.FETÖ'nün kirli amaçlarını konuşmasında aktaran Yıldırım, şöyle devam etti:'Bu terör örgütü FETÖ sadece demokrasimizi yok etmeyi, Cumhurbaşkanımızı, Başbakanı öldürmeyi ve kirli emelleri adına ülkeyi bir kaosa sürüklemeyi hedeflemedi, aynı zamanda da gayrimeşru yollarla elde ettikleri kaynaklarla ülkemizi de bir badireye sürüklemek istediler. 15 Temmuz kalkışmasından sonra bir baktık ki her alanda devletin imkanlarını kabiliyetlerini bir şekilde elde etmişler. Üretim alanında, hizmet alanında, eğitim alanında ve aklınıza gelen bütün sektörlerde maalesef böyleydi durum. Bine yakın şirket bunlarla bağlantılı ve bu örgüte sürekli kaynak aktaran muazzam bir parasal büyüklükten bahsediyoruz. Bunların bir şekilde alınması ve bu ülkenin kaynağının bu milletin dişiyle tırnağıyla derleyip toparladığı bu imkanların heder olmaması gerekiyor.'FETÖ'ye ait bütün varlıkları TMSF'ye geçirdiklerini ifade eden Yıldırım, 'İlk günlerde mahkemeler gayret ediyor kararlar veriyor. Kararlar birbirinden çok farklı. Bir dağınıklık bir karışıklık söz konusu. Kayyumlar atanıyor kayyumlarla ilgili yetki çerçevesi belli değil. Onların imkanları alacakları, kamu vicdanını rahatsız eden bir uygulamayla karşı karşıya kaldık.' dedi.Bu durumu Cumhurbaşkanıyla değerlendirerek 'Bu iş böyle yürümez' dediklerine dikkati çeken Yıldırım, şöyle devam etti:'Bunu tek elden yönetmek lazım. Geçmişte bu Uzanlar hadisesindeki tecrübemize dayanarak o TMSF modelini hayata geçirdik. Bütün varlıkları TMSF'ye geçirdik. Yönetimiyle ve mali sorumluğuyla. Sonra işler daha düzene girdi. Bugün ortaya çıkan rakamları görünce bu kararın ne kadar isabetli olduğunu gördük.'Yıldırım, çalışmalarından dolayı TMSF Başkanı ve ekibine teşekkür etti.'Bu şirketler bir milli servet'TMSF Başkanı Muhiddin Gülal ise 15 Temmuz darbe girişiminden sonra FETÖ ile aidiyeti tespit edilen bir kısım şahıslara ait varlıkların TMSF kayyumuna aktarıldığını hatırlattı.15 Temmuz'dan sonra TMSF'de bir eksen kayması yaşandığını dile getiren Gülal, şunları kaydetti:'Bugün 38 vilayetimizde 797 şirketimiz var. 40 bin 403 çalışanımız var. Aktif olarak 70 milyar liranın üzerine çıktı bizdeki yatırım büyüklüğü. Öz kaynak olarak 30 milyar liraya yaklaştık. Biz devraldığımız andan itibaren dedik ki bu şirketlerde irtifa kaybı olmayacak. Bu şirketler bir milli servet ve bize milletimizin emanetidir. Bu anlayışla basiretli tüccar felsefesi içerisinde biz bu şirketlere 15 Temmuz'dan bu tarafa vaziyet ediyoruz. Bugün itibarıyla bu şirketler ortalama yüzde 65 seviyesinde büyüdüler. Geçen sene TMSF kayyumunda yönetilen Koza Altın, geçen hafta açıklanan kurumlar vergisi sıralamasında ilk 100 şirket içerisinde 13'üncü sırada yer aldı.'Törene, Erzincan Valisi Mehmet Makas, AK Parti Erzincan milletvekilleri Süleyman Karaman, Burhan Çakır, Erzincan Belediye Bekir Aksun, İl Genel Meclis Başkanı Bekir Yıldız ile kamu kurum yöneticileri ve vatandaşlar katıldı. İmza töreninin ardından Binali Yıldırım ve TMSF Başkanı Muhiddin Gülal'a bakır tepsi hediye edildi.
Ak Parti Sözcüsü Çelik, Myk Toplantısı'na İlişkin Açıklamalarda Bulundu: (2)
ANKARA (AA) - AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, 'Kılıçdaroğlu, Türkiye'deki valilerimize, kaymakamlarımıza 'militan' diyerek büyük skandallara imza atmaya devam etti.' dedi.Çelik, AK Parti Genel Merkezi'nde, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı devam ederken basın toplantısı düzenledi.CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, partisinin TBMM'deki Grup Toplantısı'nda 'AK Parti ne yapmak istedi de biz engel olduk?' ifadesini kullandığını hatırlatan Çelik, 'Bizim bildiğimiz şudur, AK Parti bu memleket, millet ve devlet için ne yapmak istediyse hangi iyiliği üretmek istediyse karşımızda oldunuz. Bunu Mecliste vesayetin, jüristokrasinin, askeri vesayetin kalkmadığı zamanlarda bunları tahrik ederek, kışkırtarak yapmaya çalıştınız.' ifadelerini kullandı.Bir CHP milletvekilinin, 'Türkiye'de ordu, kağıttan kaplanmış. Darbe bile yapamıyor.' ifadelerini kullandığını dile getiren Ömer Çelik, 'Darbe teşvik eden bir sözü yıllar evvel söylediğinde hepiniz sessiz kaldınız. Sonrasında da bunun devamı geldi. Parti kapatma girişimleri, AK Parti'yi kapatma girişimi söz konusu olduğunda Türkiye'nin en büyük partisi tamamen temelsiz, mesnetsiz bir biçimde kapatılmaya çalışıldığında yine sessiz kaldınız. Hatta bunu destekleyen açıklamalar yaptınız. Ne zaman iyi bir şey gerçekleştirsek jüristokrasi ve askeri vesayet üzerinden bir şey yapamaz hale geldiğinizde Anayasa Mahkemesine gitme şeklinde, bir siyasi partinin faaliyetini tamamen Anayasa Mahkemesine indirgeyen bir tutum sergilediniz.' diye konuştu.'Gücünüz yetseydi hepsine engel olacaktınız ama gücünüz yetmedi'CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun sorunun cevabının açık olduğunu belirten Çelik, ''AK Parti ne yapmak istedi de biz engel olduk' diyor. Gücünüz yetseydi hepsine engel olacaktınız ama gücünüz yetmedi. Çünkü millet size destek vermedi, millet AK Parti'nin reform iradesine, milli siyasetine, demokratikleşme, reform ve Türkiye'yi büyütmek iradesine destek verdiği için sizin bütün bu girişimleriniz berhava oldu.' dedi.Yargı ve mülki idare mensuplarının tehdit edilip, baskı altına alınmaya çalışıldığını ifade eden Çelik, 'Geçmişte yaptığınız gibi iktidara gelemediğiniz zaman, seçilmiş iktidarın üzerinde bir denetleme iktidarı kurmaya çalışıyorsunuz. Tarih boyunca bunu yaptınız, iktidara gelmek üzere kurgulanmadığınızı siz de çok iyi biliyorsunuz. İktidara gelmek yerine, milletin oyuyla iktidara gelmiş olanlar üzerinde bir denetleme iktidarı kurmak, bir engizisyon gerçekleştirmek üzere bu tavrı gerçekleştirdiniz. 60 ihtilaline, bu ideolojik desteği vererek imza attınız.' ifadelerini kullandı.Çelik, şöyle devam etti:'Ondan sonraki bir sürü vesayet döneminde de aynı şeyleri gerçekleştirdiniz şimdi bunları söylediğin zaman geçmişten örnek verdiğimiz zaman Sayın Kılıçdaroğlu diyor ki 'Bunlar tarihte oldu. Bunları bir daha, bir daha gündeme getirmenin ne anlamı var?' Zaten mesele şu keşke tarihte olmuş olsaydı, bu kötülük ve yıkım siyasetini terk edebilseydiniz ama her fırsatta bunu yeniden gündeme getireceğinizi ifade ediyorsunuz. Yeniden bu siyasetin peşinden koştuğunuzu, yeniden bu siyaseti gerçekleştirmek için bir iktidar arayışı içerisinde olduğunuzu ifade ediyorsunuz.Keşke demokratik bir diyalektik içerisinde sizinle kamu siyasetinin, çeşitli siyasi alanların daha iyi olacağına dair bir siyasi rekabet içerisinde olabilseydik ama siz siyasi rekabet üretmiyorsunuz. Tamamen siyasi husumet üretme peşinde dolaşıyorsunuz. Çok iyi hatırlıyorum iktidara ilk geldiğimizde, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne ilk girdiğimizde evet birtakım çatlak sesler vardı ama ona rağmen dış politika konusunda, ekonomi konusunda, diğer konularda faydalandığımız şeyler söyleyen çok değerli CHP aktörleri vardı. En azından bir siyasi rekabet içerisinde karşı argüman geliştiriyorlardı.''Karşımızdaki devletleri tutan bir siyaset söz konusu'Bir şey söylendiğinde, 'Bu öyle değil' demenin muhalefet üretmek anlamına gelmediğini dile getiren Ömer Çelik, şöyle konuştu:'Bu öyle değilse doğrusu nedir diye söylemeye kapasitesi olan CHP aktörleri vardı. O siyasilerin hepsi gitti, maalesef şimdi bir yönetim olarak, sözcüleri olarak tamamen bir yıkım siyaseti ile karşı karşıya kaldığımız bir tablo var. CHP'deki kardeşlerimizin de hiçbir şekilde tasvip etmeyeceği, Türkiye Cumhuriyeti devletinin başka devletlerle karşı karşıya geldiği her durumda karşımızdaki devletleri tutan savrulmuş ve maalesef başka bir yere kendisini konumlandırılmış bir siyaset söz konusu.Keşke tarihi anakronik bir biçimde bugün yeniden yaşatmak, tarihin birtakım hapishanelerine, tarihin birtakım kıskaçlarına ve mengenelerine Türk siyasetini, milletimizin kazanımlarını sıkıştırmak isteyen bir tavır içinde olmasaydınız. Biz de bunlardan örnek vermek zorunda kalmasaydık ama bütün demokratik retoriğinize rağmen bir viraja geldiğimizde hemen tarihin mengenelerini yeniden kurmaya çalışıyorsunuz, hemen tarihin hapishanelerini yeniden kurmaya çalışıyorsunuz, tarihin yasaklarını yeniden getirmeye çalışıyorsunuz. Bunun en önemli göstergesi de kullandığınız dildir. Ne siyasi nezakete ne demokratik adaba uygun olmayan bir dil kullanıyorsunuz ama Türkiye Cumhuriyeti'nin temel kurumlarını, milletin temel kazanımlarını doğrudan hedef alan, milletin bugüne kadar verdiği demokrasi mücadelesini itibarsızlaştırmaya çalışan bir tutum içerisine giriyorsun. İşte bu kabul edilemez bir tavırdır.''Türkiye'nin mülki idare geleneği, çok köklü bir gelenektir'Siyasi partiler arasındaki dilin makul bir düzeyde olmasının, en sert tartışmaların bile belli bir çizgi içerisinde kalmasının arzu edildiğini belirten Çelik, 'Ama siz bunun ötesine geçerek, milletin kazanımlarını hedef alan, milletin büyük demokrasi mücadelesini hedef alan bir tutum içerisine giriyorsunuz.' dedi.Ömer Çelik, 15 Temmuz darbe girişiminde milletin, bütün demokrasi tarihini temize çektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:'Siz tutup o darbe girişimine karşı yapılan direnişi itibarsızlaştırmaya çalışıyorsunuz. 'Güdümlü darbe' diyerek bir kurgu oluşturmaya çalışıyorsunuz. 'Güdümlü darbe' diyerek siyaseten ve demokratik açıdan asla kabul edilemez bir tutum içerisine giriyorsunuz. Jüristokrasiden bahsediyorsunuz, sürekli olarak militarizm peşinde koşuyorsunuz ondan sonra da utanmadan bize 'militan' diyorsunuz. Bu sözleri söyleyenler, bu konularda konuşurken maalesef aynaya bakarak konuşmuş oluyorlar. Bunlar bizim tarihimizde yok, bunlar sizin kendi tarihinizde gerçekleştirilmiş şeyler. Kılıçdaroğlu, Türkiye'deki valilerimize, kaymakamlarımıza 'militan' diyerek büyük skandallara imza atmaya devam etti. Türkiye'nin mülki idare geleneği, çok köklü bir gelenektir. Osmanlı'dan bugüne kadar son derece de köklü bir idari geleneği oluşmuştur. Türkiye Cumhuriyeti bunu taçlandırarak daha ileri noktalara götürmüştür. Devlet adamları olarak valiler, kaymakamlar, yargı mensupları ellerinden gelenin en iyisini, 'milletin emrinde olmak' anlayışıyla gerçekleştirmeye çalışıyor.'Vali ve kaymakamlara 'militan' diyenlerin, Türk devlet ve idare geleneğini yok sayan, 'barbarca' bir tavır içerisinde, tamamen bir yıkım siyaseti peşinde olduklarını kaydeden Çelik, 'Çok net söylemek isterim bu tekrarlanmasaydı, bu cümleleri kurmaya gerek kalmayacaktı. Bu yanlıştan dönülseydi, hadi dönülmedi diyelim tekrarlanmasaydı yine susulacaktı. Fakat açık ve net bir şekilde söylüyorum valilere, kaymakamlara, yargı mensuplarına 'militan' diyenlerin kendisi faşistin ta kendisidir. Bu Nazi ağzıyla konuşmayı bırakmaları lazım. Bu insanlar en zor şartlarda bazı yerlerde de ölümle göz göze kalarak bu faaliyetleri gerçekleştiriyor.' ifadelerini kullandı.Şehit kaymakam ve yargı mensupları olduğunu hatırlatan Ömer Çelik, şunları kaydetti:'İnsan biraz bunlardan utanır. Bir eleştiri getireceksiniz, biz siyasetçiyiz burada, gelin bize getirin, gelin bize konuşun. Cevap veremeyecek durumdaki valilere, kaymakamlara, yargı mensuplarına, askerlere bunu söylemenizin sebebini biliyoruz. Çünkü biz sizin siyasi zihniyetinizin tomografisinde, MR'ında neler var çok iyi biliriz. Kurmaya çalıştığınız denetleme iktidarıyla milletin verdiği yetkiyle iktidara gelemediğiniz için, Türk idaresini baskı altına almaya çalışıyorsunuz.Kendiniz iktidar değilseniz, mülki idareyi baskı altına alıp orada iktidar gibi davranmaya çalışıyorsunuz. Yargı mensuplarını baskı altına almaya çalışıyorsunuz. Geçmişte yaptığınız hakaretlerde 'Sokağa çıkamaz' diyerek tehdit ettiğiniz gibi. Askeriye içerisinde fitne çıkarmaya çalışıyorsunuz, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne bağlı bir ordudan milli iradeye bağlı bir ordudan seçilmiş Cumhurbaşkanının başkomutanı olduğu bir ordudan rahatsız olduğunuz için, terörle mücadele eden bir ordudan rahatsız olduğunuz için bunu yapıyorsunuz.'(Sürecek)
ABD'de Beyaz Saray Ve Trump Tower'a Saldırı Planlamaktan Tutuklanan 2 Kişi Suçlamaları Kabul Etti
NEW YORK (AA) - ABD’de Washington'daki Beyaz Saray’a ve New York’taki Trump Tower binasına saldırı planı yapmaktan tutuklanan 2 kişi, haklarındaki suçlamaları kabul etti.Associated Press’in (AP) ulaştığı mahkeme kayıtlarına göre, Teksas eyaletinden Jaylyn Christopher Molina'nın Mayıs 2019’dan itibaren Güney Carolina'da yaşayan 34 yaşındaki Kristopher Sean Matthews ile birlikte Suriye’deki DEAŞ örgütüne katılarak Beyaz Saray, New York’taki Trump Tower ve borsa binası gibi yerlere saldırı düzenlemeyi planladığı belirlendi.Söz konusu kişilerin çıkarıldıkları mahkemede haklarındaki suçlamaları kabul ettikleri kaydedildi.Matthews’in 4 Mart’ta, Molina’nın da 22 Nisan’da tekrar mahkemeye çıkarılacağı ve ikisinin de komplo suçlamasından 20 yıla kadar hapsinin istendiği öğrenildi.22 yaşındaki Molina’nın, cep telefonunda yapılan aramada çocuk pornosuna dair görüntüler çıktığı, bundan dolayı da ayrıca 20 yıla kadar hapis cezası alabileceği bilgisi paylaşıldı.Molina ve Matthews, DEAŞ'e destek sağlamak suçlamasıyla 25 Eylül 2020'de Federal Soruşturma Bürosu (FBI) ekiplerince gözaltına alınmıştı.
Reklam