Fransa Ekonomi Bakanı, Havuzlarda Kadınlara Özel Seans Ayrılmasını Terörle Bağdaştırdı
PARİS (AA) - Fransa Ekonomi Bakanı Bruno Le Maire, bazı belediyelerin yüzme havuzlarında kadınlara özel seans saatleri düzenlemesini, terörist ideolojiyle bağdaştırdı.Europe 1 radyosuna konuk olan Bakan Le Maire, Fransa’da yıllardır var olan 'siyasi İslam' fikrinin, terörün kökenindeki ideoloji olduğunu ileri sürdü.Bakan La Maire bazı belediyelerde yüzme havuzlarında kadınlara özel seanslara izin verilmesini terörist ideoloji olarak nitelediği siyasi İslam’a teslim olmakla bağdaştırdı ve korkaklık olarak tanımladı.Le Figaro gazetesine verdiği mülakatta Le Maire, Fransız iş insanlarından dini ayrımcılıkla mücadeleye katkıda bulunmalarını istedi.Siyasi İslam’ın Fransız milletini ve değerlerini yok ederek, tarihini baltalamayı amaçladığını iddia eden Le Maire, iş insanlarını hükümetin ayrımcılıkla mücadelesine katılmaya davet etti.- Macron, İslam’ı hedef göstermiştiFransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 2 Ekim’de, hükümetinin 'İslamcı ayrılıkçı' fikirlerle mücadeleye ilişkin bir yasa tasarısı hazırladığını ve 9 Aralık'ta Bakanlar Kuruluna sunacağını duyurmuştu.'Cumhuriyetin ortağı olması için İslam'ın yapılandırılması gerekiyor.' ifadelerini kullanan Macron, 'Fransa'daki Müslümanların ayrılıkçı' fikirleri savunan bir ideolojilerinin olduğunu, bu kişilerin kendi yasalarını Fransa'nın yasalarından üstün gördüğünü ileri sürerek İslam'ı hedef göstermişti.Geçen hafta da İçişleri Bakanı Gerald Darmanin’in ülkedeki marketlerde helal gıda ürünlerine özel reyonların bulunmasından rahatsız olduğunu ve 'cemaatçiliğin böyle başladığı' açıklamasını yapmıştı.
"8. Boğaziçi Film Festivali" Başladı
İSTANBUL (AA) - Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğünün katkıları, Global İletişim Ortağı Anadolu Ajansının destekleriyle düzenlenen '8. Boğaziçi Film Festivali', sinemaseverlerle buluştu.'#HerŞeyeRağmen' sloganıyla ödüllü yapımların izleyiciye sunulacağı festivalin açılışı, dünyaca ünlü İranlı yönetmen Majid Majidi'nin 'Güneşin Çocukları' filmi ile yapıldı. Film, Beyoğlu ve Kadıköy sinemalarında akşam seansında gösterildi.Gösterim öncesinde konuşan festivalin Artistik Direktörü Emrah Kılıç, 'Majid Majidi'yi biz 5. yılımızda festivalimizde ağırlamıştık bugün de sevdiğimiz bir yönetmenden iyi bir film seçtik sizler için, umarım beğenirsiniz, iyi seyirler.' diye konuştu.Uluslararası Kısa Belgesel Film Yarışması'nda yer alan '3 Yol Ayrımı', 'Ceuta Kapısı', 'Ve Akşam Olur', 'Gözler Üstünde', 'Portakal Çiçekleri Tomurcuklanırken', 'Carthage Kartalları', 'Altın Düğmeler' ve 'Köpekler' filmlerinin gösterimleri Beyoğlu Sineması'nda, 'Odaklan Babaanne', 'Zana', 'Adliye' filmleri ise Kadıköy Sineması'nda gerçekleşti.Festivalde yer alan 'Nasipse Adayız' filminin gösterimi ise film ekibinin katılımıyla yapıldı.Etkinlik kapsamında yarın, Beyoğlu Sineması'nda 'Koku', 'Kumbara', 'Flaşbellek' ve 'Şeytan Yoktur' filmleri, Kadıköy Sineması'nda ise 'İçimdeki Ada', 'Vahşi Bölge', 'Kurye' ve 'Kız Kardeş' filmleri izlenebilecek.30 Ekim'de sona erecek festivalin ayrıntılı programına www.bogazicifilmfestivali.com adresinden ulaşılabilir.
Sudan Trump'ın “Terörü Destekleyen Ülkeler” Listesinden Çıkarma Kararını İmzalamasını Memnuniyetle Karşıladı
HARTUM (AA) - Sudan hükümeti, ABD Başkanı Donald Trump’ın Sudan’ı 'terörü destekleyen ülkeler' listesinden çıkarma kararını imzalamasını memnuniyetle karşıladı.
Sudan Başbakanı Abdullah Hamduk, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, 'ABD Başkanı Trump’ın Sudan’ın adını terörü destekleyen ülkeler listesinden çıkarma kararını imzalayıp Kongreye göndermesini memnuniyetle karşıladıklarını' belirterek, Trump’a teşekkür etti.Hamduk, 'Sudan’ı terörizm listesinden çıkarma sürecini en kısa sürede tamamlamak için Trump yönetimi ve Kongre'yle koordinasyona devam ettiklerini, Washington ile Hartum arasında Sudan halkının çıkarlarına en iyi şekilde hizmet eden dış ilişkileri sabırsızlıkla beklediklerini' ifade etti.-'Sudan ve şanlı devrimi için tarihi bir gün'Trump’ın imzasının ABD’den ülkesine gelecekte benzer davalar açılmasını engelleyeceğini belirten Hamduk, kararın ülkesinin uluslararası topluma, küresel finans ve bankacılık sistemine, bölgesel ve uluslararası yatırımlara dönüşünün kapılarını sonuna kadar açacağını, vatandaşların para transferini kolaylaştıracağını, teknolojiden en iyi şekilde yararlanılacağını, hava, kara ve deniz ulaşımında ulusal kurumlar kurulmasını kolaylaştıracağını, ülkedeki ekonomi ve hayat şartlarını iyileştireceğini sözlerine ekledi.Egemenlik Konseyinden yapılan yazılı açıklamada da Sudan’ın adının terörü destekleyen ülkeler listesinden çıkartılması, ülkedeki genel siyasi ve ekonomik duruma ayrıca dış ilişkilere olumlu etkileri olacak büyük bir açılıma eş değer olarak nitelendirildi.Sudan halkının uzun yıllardır beklediği bu adıma ulaşılmasında Egemenlik Konseyi ve hükümetin rolüne vurgu yapılan açıklamada, “Sudan’ın terörü destekleyen ülkeler listesinden çıkartılması, halkın onurunu geri kazanma savaşındaki zaferini temsil ediyor. Sudan ve şanlı devrimi için tarihi bir gün.' ifadeleri kullanıldı.Açıklamada ABD yönetimi “cesur” kararından dolayı takdir edilirken, bölgesel ve uluslararası arenada amacına ulaşana kadar Sudan’a destek olanlara teşekkür edildi.Bu arada, Sudan devlet televizyonu Sudan, ABD ve İsrailli yetkililerin ortak açıklama yapacağını duyurdu.Kongre'nin önünde 45 günlük süre bulunuyorBeyaz Saray'dan yapılan yazılı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump’ın, Sudan'ı 'teröre destek veren ülkeler' listesinden çıkarma kararını imzaladığını Kongreye bildirdiği kaydedilmişti.Söz konusu adımın, Sudan'ın 'terör kurbanlarına 335 milyon dolarlık ödemeyi yapmasının' hemen ardından atıldığına işaret edilen açıklamada, Sudan'daki yönetime gösterdiği anlayış için de teşekkür edilmişti.Söz konusu karara ilişkin Kongre'nin önünde 45 günlük bir süre bulunuyor; bu süre içinde aksi yönde bir adım atılmaması durumunda Sudan söz konusu listeden resmen çıkmış olacak.Kongre'nin ayrıca, egemen bir devlet olarak Sudan'ın ABD mahkemelerinde yargılamaya maruz kalmaması için gerekli yasal düzenlemeyi de yapması gerekiyor.Trump'ın 335 milyon dolar şartı ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi günü Twitter hesabından, Sudan'ın ABD'li terör kurbanlarına ve ailelerine 335 milyon dolar tazminat ödeyeceğini duyurmuştu. Trump, bu yapıldığında Sudan'ı 'Terörü Destekleyen Ülkeler' listesinden çıkaracağını vurgulamıştı.
Sudan Başbakanı Abdullah Hamduk da devlet televizyonunda yayımlanan konuşmasında, ABD'li terör kurbanları ve aileleri için Washington yönetiminin talep ettiği 10 milyar doları aşkın tazminatın bir yıldır yürütülen müzakereler sonucu birkaç yüz milyon dolara düşürüldüğünü ve salı günü itibarıyla hesaba yatırıldığını bildirmişti.ABD'nin kara listeye aldığı Sudan, 27 yıldır ambargo ve yaptırımlarla karşı karşıya
ABD, El Kaide terör örgütü lideri Usame bin Ladin’e 1991-1996 yıllarında kucak açtığı için terör gruplarına destek verdiği gerekçesiyle “kara listeye” dahil ettiği Sudan’a 1997’de ekonomik yaptırım uygulamaya başlamış, Kenya ve Tanzanya’daki büyükelçiliklerine düzenlenen saldırılar sonrası bunları daha da ağırlaştırmıştı.
ABD Yüksek Mahkemesi, 18 Mayıs’ta Sudan hükümetinin, 1998'de ABD'nin Kenya ve Tanzanya'daki büyükelçiliklerine düzenlenen terör saldırılarının kurbanlarına ve yakınlarına 10 milyar dolardan fazla tazminat ödemesini kararlaştırmıştı.
 Müzakereler sonucu bu rakam 335 milyon dolara kadar düşürülmüştü.
El Kaide'nin bombalı saldırılarında 224 kişi yaşamını yitirmiş, binlerce kişi yaralanmıştı. Olayın ardından birçok kurban ve yakını ABD'deki eyalet ve federal mahkemelere başvurarak saldırılardan dolayı Sudan hükümetini suçlamış ve tazminat talep etmişti.
ABD mahkemeleri, daha önce görülen davalarda, söz konusu saldırılarda Sudan'ın terör örgütü El Kaide ve örgüt lideri Usame Bin Ladin'e yardım ettiğine hükmetmişti.
Akbank'tan Sendikasyon Kredisi Açıklaması
İSTANBUL (AA) - Akbank, 14 Ekim 2020'de temin ettiği 367 gün vadeli, yaklaşık 700 milyon dolar tutarındaki sendikasyon kredisine gelen ilave talepler ile birlikte, toplam tutarın 388 milyon dolar ve 348,5 milyon avro olmak üzere yaklaşık 800 milyon doları yükseldiğini duyurdu.Akbank tarafından Kamuyu Aydınlatma Platformu'nda (KAP) yapılan açıklamada bankanın 14 Ekim 2020'de temin ettiği 367 gün vadeli, yaklaşık 700 milyon dolar tutarındaki sendikasyon kredisinin akordiyon özelliği ile birlikte taahhüt süresince gelebilecek ilave talepler ile tutarının artabileceğinin duyurulduğu anımsatıldı.Açıklamada, 'Krediye gelen ilave talepler ile birlikte, toplam tutar 388 milyon dolar ve 348,5 milyon avro olmak üzere yaklaşık 800 milyon dolara yükselmiştir.' denildi.
Sanayi Ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Erzurum'da Sanayiciler İle Buluştu:
ERZURUM (AA) - Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, 'Sanayimiz için çok kritik bir adımı hayata geçirerek, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Sanayileşme İcra Komitesini kurduk. Bu Komitede, sanayimize seviye atlatacak ve ülkemizi geleceğe hazırlayacak kararlar ilgili bakanlıklarla birlikte alınacak.' dedi.Varak, Erzurum Sanayi ve Ticaret Odası Toplantı Salonu'nda düzenlenen istişare ve değerlendirme toplantıdaki konuşmasında, zorlu bir süreçten geçildiğini belirterek küresel salgının tüm ülkeleri etkileyip dünyadaki bütün dengeleri sarstığını anlattı.Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) sürecinde hem toplumun hem de ekonominin sağlığını korumaya odaklandıklarını ve bu süreci Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde kararlı şekilde yönettiklerini anlatan Varank, şu ifadeleri kullandı:'Sosyal destek, kısa çalışma ödeneği, işsizlik ödeneği ve normalleşme desteği gibi başlıklar altında vatandaşlarımıza 39 milyar liralık kaynak aktardık, milyonlarca vatandaşımızın hayatına dokunduk. Kamu bankalarımız eliyle, krediye erişim imkanlarını genişlettik. Sokağa çıkma kısıtlaması varken dahi, Bakanlığımıza başvuran fabrikaların çalışmasını mümkün kıldık. Teknoparklarda ve Ar-Ge merkezlerinde uzaktan çalışmayı kolaylaştırdık. Güvenli üretim yapan ve güvenli hizmet sunan firmaları belgelendirmeye başladık. Dış talebin de canlanmasıyla hazirandan itibaren ekonomi tekrar canlanmaya başladı. İmalat sanayinde siparişler, üretim, kapasite kullanım oranları yükseldi.'Varank, sanayideki elektrik tüketimi verilerinin de pandemi dönemindeki kayıpların giderildiğini gösterdiğini dile getirerek 'Organize Sanayi Bölgelerimiz (OSB), eylülde son 6 ayın elektrik tüketimi rekorunu kırdı. Hatta son çeyreğe de güçlü bir başlangıç yaptık. Ekim’in ilk yarısına ilişkin veriler, eylül ve martın aynı dönemlerini geride bırakmış durumda. Otomotiv ve tekstil ağırlıklı OSB’lerin bulunduğu Sakarya, Bursa ve Kocaeli üçgeninde elektrik tüketimi, marta göre yüzde 7 daha fazla.' diye konuştu.'Reel sektörün ilk 8 aydaki yatırım talebi, geçen senenin yüzde 30 üzerinde'Tüm Türkiye’de yatırım talebi cephesinde de güzel haberler olduğunu dile getiren Varan, 'Reel sektörün ilk 8 aydaki yatırım talebi, geçen senenin yüzde 30 üzerinde. Biz bu dönemde özel sektörün 127 milyar liralık sabit yatırımını 6 bin 296 teşvik belgesiyle destekledik. Bu yatırımlar tamamlandığında, 191 bin vatandaşımıza yeni iş imkanları doğmuş olacak. Erzurum özelinde de durum parlak. İlk 8 ayda, 487 milyon liralık 26 farklı sabit yatırıma teşvik vermişiz. Bu projeler tamamlandığında 2 binin üzerinde yeni istihdam oluşmasını bekliyoruz. Çok daha dikkat çekici olansa yatırım tutarı açısından karşılaştırma yaptığımızda, bu senenin ilk 8 ayında, şimdiden son 8 yılı geride bırakmış olmanız.' dedi.Varank, yatırımlar ve üretimin hem Türkiye’de hem de Erzurum’da arttığını söyleyerek 'İnşallah yılın üçüncü çeyreğinde güçlü bir büyüme göreceğiz. Yılın son çeyreğinde de iyi bir performans gösterebilirsek bu zorlu seneyi minimum hasarla atlatabiliriz. Finansal piyasalardaki dalgalanmanın, iş yapma biçiminizi etkilemesine lütfen izin vermeyin. İhracata daha fazla yönelip, pazarlarınızı geliştirmeye ve yerli katma değeri artırmaya bakın.' değerlendirmesinde bulundu.'KOBİ’lerimize ilk 9 ayda 1 milyar liranın üzerinde destek ödemesi yaptık'Bakanlık olarak da bu dönemde önemli adımlara imza attıklarını aktaran Varan, 'Yoğun bakım solunum cihazımızı rekor sürede seri üretim bandından indirdik ve tüm dünyaya şunu gösterdik, Türkiye'nin kabiliyetleri çok fazla ve çok esnek şekilde bu kabiliyetleri uygulayabiliyor. Kimsenin bu kadar sürede üretemediğini biliyorsunuz. Amerika Başkanı'nın tweetleri oldu, kendi global firmalarına Twitter'dan talimatlar yağdırdı, dedi ki 'Fabrikanızı açın bunları üretin' ama onlar üretemedi, Allah'a şükür biz ürettik. Bu bizim sanayimizin ne kadar gelişmiş olduğunu gösteriyor. Otomotiv sektöründe küresel bir marka oluşturma hedefiyle çıktığımız yolda Türkiye’nin Otomobili fabrikasının temellerini Gemlik’te attık. Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programı'nda, makine sektöründeki projeleri desteklemeye başladık. KOBİ’lerimize ilk 9 ayda KOSGEB aracılığıyla 1 milyar liranın üzerinde destek ödemesi yaptık. Sanayi altyapımızı güçlendirmek üzere 33 farklı OSB’ye kamulaştırma ve altyapı harcamaları için 154 milyon lira destek sağladık. Erzurum İkinci OSB de bu desteklerden faydalandı.' şeklinde konuştu.Varank, OSB'lerdeki sanayi parsellerinin daha verimli kullanılması için emsal hesabında, sanayi tesisleşmesine uygun bir düzenleme yaptıklarını anlatarak şunları söyledi:'Zemin altı ilk bodrum katlar daha önceki düzenlemede yüzde 30 katsayısının içindeyken, yeni yapılan düzenlemeyle bu katsayıdan çıkarıldı. Ayrıca sanayi tesisleşmesine uygun tesisat, yangın holü, zorunlu otoparklar, galeri ve mescit gibi mahalleri emsal dışı olarak tanımladık. Bu düzenleme sayesinde sanayicilerimiz, parsellerini ihtiyaçları doğrultusunda daha esnek planlayabilecek. Yatırım teşviklerimizde de tarihi bir adım atarak ilçe bazlı teşvik sistemini hayata geçiriyoruz. Tabii bu işin mutfağında veri bazlı analizler var. Tüm il ve ilçelerimizin sosyo-ekonomik gelişmişlik endekslerini güncelledik. İller için 52 göstergeyi, ilçeler içinse 32 göstergeyi dikkate alarak bir sıralama yaptık. Yeni sistemle illerin az gelişmiş ilçelerinde yapılacak yatırımlar, bir alt bölge desteklerinden faydalanacak. Böylece görece dezavantajlı ilçelere daha fazla yatırım gitmesi teşvik edilecek, istihdam artacak ve ekonomik hayat canlanacak.''Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Sanayileşme İcra Komitesini kurduk'Bakan Varank, çalışmalarının süreceğini vurgulayarak şöyle konuştu:'Yine sanayimiz için çok kritik bir adımı hayata geçirerek, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Sanayileşme İcra Komitesini (SAİK) kurduk.Bu Komitede sanayimize seviye atlatacak ve ülkemizi geleceğe hazırlayacak kararlar ilgili bakanlıklarla birlikte alınacak.Tabii yeri gelmişken burada bir yanlış anlamayı da düzeltmek istiyorum.SAİK kararnamesinde yer alan bir maddeden hareketle, devletin istediği şirkete el koyabileceği gibi absürt yorumlar yapan bazı köşe yazarları çıktı.Böyle bir şey olabilir mi, böyle bir şey elbette olamaz. Sanırım bu durum, hem kararnameyi dikkatli okumamak hem de son küresel eğilimleri iyi takip etmemekten kaynaklanıyor.Orada yazılan, ülke açısından stratejik öneme sahip şirketlerin ortaklık yapısında yabancılarla ilgili bir değişiklik olacaksa, devletin ihtiyaç duyması halinde buna dönük politikalar geliştirebilmesi için bir yetki tanımı.Bu batı ülkelerinde, Amerika’da, Almanya’da bu dönemde sıkça gündeme gelen uygulamaları olan bir husus.Dolayısıyla 'el koyma falan' garip, kötü niyetli yorumlar ve ekonominin işleyişine aykırı yorumlar.Bu haberler, hangi mantıkla yazılıyor, anlamak gerçekten mümkün değil.' Gelecek yıl Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının çok daha güçlü olacağını ifade eden Varank, sözlerini şöyle sürdürdü:'Kalkınma planları ile uyumlu olacak şekilde bütçemiz geçen seneye göre yüzde 50 arttı. Organize Sanayi Bölgeleri ve Küçük Sanayi Siteleri için kullanacağımız bütçede, 5 katlık bir artış olacak. Ayrıca yenilik ve inovasyon öncülüğündeki projeleri daha yoğun biçimde destekleyeceğiz. Bu sabah tam da bu konuda çok kritik bir veri açıklandı. 2019 yılında Ar-Ge harcamalarının milli gelirdeki payı yüzde 1,06’ya yükseldi. Bakın bu son 10 senenin rekoru. Alt detaylara da baktığımızda özel sektörün hem Ar-Ge harcamalarının hem de Ar-Ge finansmanında oynadığı rolün arttığını görüyoruz. Bununla birlikte, bu alandaki insan kaynağımız da artıyor. Yani hem özel sektör inovasyona daha çok yöneliyor hem de bu alanda çalışan insan kaynağı artıyor. İşte Türkiye, bu eğilimin devam etmesiyle rekabet gücünü daha da artıracak. Biz, Bakanlık olarak bu işin çok yakın takipçisiyiz. Buradan hareketle TÜBİTAK’ın Ar-Ge bütçesi de 2021 yılında yüzde 100 artıyor. Yani, ekosistemi çok daha güçlü bir şekilde destekleyeceğiz.'Varank, Erzurum'a yapılan yatırımlara da değinerek AK Parti'nin bu kenti hiçbir zaman yalnız bırakmadığını da kaydetti.Programa, Erzurum Valisi Okay Memiş, Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, AK Parti Erzurum Milletvekili Selami Altınok, çeşitli kurumların temsilcileri ve iş insanları katıldı.
Haydar Özkömürcü Yazio: En Sık Kullanılan 9 İnternet Dolandırıcılığı Yöntemi
etiket
Bazen suç internet ortamında gerçekleşince suç değilmiş gibi düşünülebiliyor. Ancak internet dünyasında dolandırıcılık her geçen gün popülerleşmekte ve mağdur sayısı dünya genelinde artmakta. Çoğu zaman kolluk kuvvetleri etkin çalışmalar gerçekleştirse de, mağdur olanlar kaybettikleriyle kalmakta. En sık yapılan internet dolandırıcılığı yöntemlerini derledim.
Reklam
Kazakistan İle Türkiye Arasındaki Ticaret Hacmi 2 Milyar 56 Milyon Dolara Ulaştı
NUR SULTAN (AA) - Kazakistan ile Türkiye arasındaki ticaret hacmi, bu yılın 8 ayında 2 milyar 56 milyon dolar oldu.Ulusal Ekonomi Bakanlığı Milli İstatistik Komitesi verilerine göre, 2020 ocak-ağustos döneminde Kazakistan ile Türkiye arasındaki ticaret hacmi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1,3 artarak 2 milyar 56 milyon dolara ulaştı.Ülkeden Türkiye'ye ihracat geçen yılın aynı dönemine göre yüze 2,1 gerileyerek, 1 milyar 482 milyon dolar düzeyinde gerçekleşti.Ocak-ağustos döneminde Kazakistan'ın Türkiye'den ithalatı ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10,4 artarak 574 milyon 360 bin dolar seviyesine çıktı.Kazakistan, Türkiye'ye buğday, bakır, doğalgaz, petrol, alüminyum ve çinko gibi ürünleri ihraç ederken, Türkiye'den elektrik donanımlar, makine, tekstil, mobilya ve diğer ürünleri satın alıyor.Kazakistan'da 2 binin üzerinde Türk sermayeli firma faaliyet gösteriyor.
Bakan Pekcan, Tüsiad'ın "Küresel Tedarik Zincirlerinin Yeniden Yapılanması" Webinarında Konuştu:
ANKARA (AA) - Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, Avrupa Birliği (AB) ile Birleşik Krallık arasında sağlanacak anlaşmaya paralel biçimde, Türkiye ile Birleşik Krallık arasında da bir Serbest Ticaret Anlaşması imzalanması yönünde Birleşik Krallık makamlarıyla çalışmaların olumlu ilerlediğini belirterek, 'Hatta belli bir noktaya ulaşmış durumdayız.' dedi.Bakan Pekcan, Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneğince (TÜSİAD) düzenlenen 'Küresel Tedarik Zincirlerinin Yeniden Yapılanması' konulu webinara katıldı. Dünya ekonomisinde küresel değer zincirlerinin trendinin değişmesi veya en azından dönüşmesi ihtimaliyle karşı karşıya olduğunu ifade eden Pekcan, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının bu ihtimalin belirlenmesinde tetikleyici rol üstlendiğini söyledi. Pekcan, salgının, modern dünyada eşine az rastlanmış ölçüde ekonomik şoklara ve daralmaya yol açtığına işaret ederek, bunun hem arz hem de talepte gerçekleştiğini, finansal piyasalarda da ciddi dalgalanmaların kaydedildiğini bildirdi. Kovid-19 krizinin, küresel değer zincirlerinin işleyişindeki derin fay hatlarını harekete geçirdiğine dikkati çeken Pekcan, küresel şirketler ve onların farklı kıtalarda yer alan tedarikçileri arasındaki karşılıklı yüksek bağımlılık modelinde kırılmalar oluştuğunu yarattığını dile getirdi.Pekcan, özellikle salgının ilk dönemlerinde tedarik zincirlerindeki aksamaların küresel firmalar tarafından yeni tedarik ağları arayışı için de bir başlangıç oluşturduğunu vurgulayarak, 'Bu, Çin'e alternatif üretim üsleri yaratılması çalışmalarının hızlanmasına yol açmıştır. Bu çerçeveden bakıldığında yeni arayışların bir neticesi olarak, önümüzdeki dönemde, küresel değer ve tedarik zincirlerinde hissedilebilir ve gözle görülebilir değişimleri yaşamamız şaşırtıcı olmayacak.' diye konuştu.Bakan Pekcan, küresel değer zincirlerindeki dönüşümü konuşmanın tek sebebinin salgın olmadığını, Endüstri 4.0 olarak başlayan trendle dönüşümün temellerinin atılmaya başlandığını, özellikle otomasyon alanında yeniliklerin üretimde düşük vasıflı iş gücüne bağımlılığı azaltabilecek nitelikte olduğunu kaydetti.Düşük vasıflı iş gücüne bağımlığın azalmasının da üretim süreçlerinin dağınık küresel ölçekli yapısından daha bütünleşik bölgesel ölçekli bir yapıya dönüşmesini teşvik edebilecek nitelikte olduğunu ifade eden Pekcan, 'Dolayısıyla aslında Endüstri 4.0 ile başlayan üretimde bölgesel yoğunlaşma sürecinin, ticaret savaşları ve korumacılık önlemleriyle beraber tetiklenmesi, pandemi şokuyla birlikte hız kazanmış olabileceği yönünde bir değerlendirmede bulunmak mümkün.' ifadelerini kullandı. 'Bloklaşma ve kamplaşma gibi süreçlere taraftar değiliz'Bakan Pekcan, özellikle ABD ve Avrupa Birliği'ndeki (AB) üreticilerde tedarikçilerin yurt içi veya yakın bölgelere alınmasına yönelik çalışmalar başlatılmasına ve yerelleşmenin artırılmasına yönelik bir eğilim oluştuğunu belirterek, şu değerlendirmede bulundu:'Hatta bunun da bir yan etkisi olarak, bölgesel bloklaşmanın artabileceği, liberal ticaret politikalarının yerini korumacılığın, ülkeler arası iş birliğinin yerini ise bölgeselleşmenin ve milliyetçiliğin alacağı 'adalaşma' dönemine girdiğimiz bile bazı uluslararası çalışmalarda dile getirilmeye başladı. Tedarik mesafelerinin ve sürelerinin kısalması, tedarikçi sayılarının artırılması, tedariklerin daha sık ve daha küçük partiler halinde yapılması, tedarik zincirlerinde bölgesel yeni ağlar kurulması, yeni tedarik zinciri ağlarına yönelik olarak yeni ticaret ve gümrük birliği alanları oluşturulması öne çıkabilecek eğilimler arasında değerlendirilmektedir. Küresel ticaretteki korumacılık maalesef yeni bir konu değil. Pandemi öncesinde, özellikle 2018 yılından itibaren ABD-Çin-AB eksenli başlayan ve küresel ekonomiyi kıskacına alan korumacılık trendi bugün de artarak etkilerini sürdürüyor. Biz Türkiye olarak her zaman adil rekabet şartları ve kurallara dayalı serbest ticaretten yana olduk. Çünkü biz kendimize ve rekabet gücümüze güveniyoruz. Dolayısıyla bloklaşma ve bloklar arası kamplaşma gibi süreçlere genel itibarıyla taraftar değiliz ancak elbette tüm bu senaryoları iyi irdeliyoruz ve pozisyonumuzu bu yönde alıyoruz.''Ticari diplomasi faaliyetlerini de etkinlikle sürdürüyoruz'Pekcan, bölgesel ölçekte bakıldığında bugün Türkiye’nin, AB başta olmak üzere, komşu ve çevre ülkelerle güçlü bir yasal iş birliği altyapısının, derinleşmiş ekonomik ve ticari ilişkilerinin bulunduğunu belirterek, şöyle konuştu:'Bölgemizdeki ticaret ortaklarımızla bu ilişkilerimizi yasal, teknik ve fiili olarak daha da ileri noktalara taşımak için çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Bu konuda ticari diplomasi faaliyetlerimize de Bakanlık olarak ara vermeden devam ediyoruz. Göreve gelişimden itibaren 164 ikili görüşme gerçekleştirdik, bunların 72'si muhataplarımızla yüz yüze oldu. Bu dönemde hem AB ile Gümrük Birliğinin güncellenmesi hem de çelik sektöründe uygulanan korumacılık önlemleri başta olmak üzere Bakanlık olarak 44 görüşme gerçekleştirdik, bunun 32'sini ben muhataplarımla yaptım. Bu süreçte İstişare Kurulu üyelerimiz yakinen biliyorlar, biz sivil toplum kuruluşlarımızı Gümrük Birliği Anlaşması'nın güncellenmesi için aktif rol oynamaya davet ediyoruz. Çünkü artık AB iş dünyasının da en az Türk iş dünyası kadar Gümrük Birliği Anlaşması'nın güncellenmesine ihtiyacı var. 25 yılını doldurmuş ve geçici olarak düzenlenmiş anlaşma üzerinde konuşuyoruz, artık bu pandemi sürecinde de ön plana çıkan dijitalleşme, e-ticaret, servis ve hizmet, kamu alımlarını, tarım ürünlerini kapsamamaktadır. Bu anlaşmanın güncellenmesi her iki tarafın iş dünyasının da faydasınadır.'Bakan Pekcan, AB ve bölgesel ortaklar olmak üzere ticari diplomasi faaliyetlerini de etkinlikle sürdüklerine işaret ederek, 'AB ile Birleşik Krallık arasında sağlanacak anlaşmaya paralel bir biçimde ülkemiz ile Birleşik Krallık arasında bir Serbest Ticaret Anlaşması imzalanması yönünde Birleşik Krallık makamları ile çalışmalarımız olumlu biçimde ilerliyor. Hatta belli bir noktaya ulaşmış durumdayız. Sadece AB ile Birleşik Krallık arasındaki anlaşma sürecinin gecikmesi bizim onlara paralel anlaşma yürüttüğümüz için bu gecikmeye neden olmaktadır. Yine 'Küresel Değer Zincirleri' bağlamında önemli konular olan AB Yeşil Mutabakatı Stratejisi'ni ve AB Tedarik Zinciri yasal düzenlemelerini yakından takip ettiğimizi ve bu konular üzerinde çalıştığımızı da belirtmek isterim.' dedi.'Türkiye'nin bir fırsat dalgası yaşayabilme potansiyeli mevcut'Bakan Pekcan, küresel değer zincirlerinin dönüşüm sürecinde Türkiye'nin avantajlarına da dikkati çekerek, ülkenin elinin güçlü olduğu söyledi. Dünya genelinde yapılan birçok çalışma ve anketin Türkiye'nin 'yeni normal' olarak adlandırılan dönemde alternatif tedarikçi adayı ülkelerden biri olma potansiyeline sahip bulunduğunu gösterdiğini vurgulayan Pekcan, alternatif arayışları çerçevesinde Türkiye'nin, potansiyel olarak, daha avantajlı konuma geçebilecek ülkelerin başında geldiğini bildirdi. Çin'in Bir Kuşak Bir Yol Projesi kapsamında özellikle lojistik konusunda attığı adımları da göz ardı etmemek gerektiğini ifade eden Pekcan, bu konuda hızla adımlar atacaklarını, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile koordinasyon halinde sadece kara yolu kotalarına bağlı kalarak değil, hem demir yolu hem de Ro-Ro taşımacılığının ön plana çıkması ve ticaret ortaklıklarının yoğun olduğu ülkelerde Türkiye lojistik merkezlerinin kurulması yönünde çalışmalarının devam ettiğini anlattı. Pekcan, Türkiye'nin bu avantajın üstüne yeni yatırımlar ve yeni ticari ortaklıkları içeren bir fırsat dalgası yaşayabilme potansiyelinin mevcut olduğunu belirterek, 'Türkiye’nin bu fırsat dalgasını içselleştirebilecek kapasitesi var.' diye konuştu. Bakanlık olarak dijital ekonomiye adaptasyon konusuna büyük önem verdiklerini vurgulayan Pekcan, bu doğrultuda yürüttükleri çalışmalara değindi. Pekcan, salgın döneminde 'e-Ticaret Olarak KOBİ'lerin Yanındayız' kampanyasını başlattıklarını hatırlatarak, '135 bin KOBİ'miz bu kampanyadan yararlandı 7 bin ilave iş gücü yarattık ve 3 bin 761 KOBİ'miz e-ticaretle tanıştı ve 1,2 milyar lira erken ödeme gerçekleştirildi.' ifadelerini kullandı. Bakanlık projelerinin yanı sıra Türkiye'nin küresel tedarik zincirleri alanında ön sıralarda yer alabilmesi için başlatılan bir projeye de dikkati çeken Pekcan, 'Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Politikaları Kurulu, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi, Ticaret Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı ve özel sektör temsilcilerinin katılımlarıyla toplantılar gerçekleştiriyoruz. Çalışmaları yürütmek üzere bakanlar düzeyinde 'Yönlendirme Komitesi' bir de 'Program Ofisi' oluşturduk. Bu sürecin önümüzdeki günlerde Bakanlığımızın katkılarıyla daha da kurumsal bir hale geleceğini öngörüyoruz.' değerlendirmesinde bulundu.
Reklam
Bakan Pekcan, Tüsiad'ın "Küresel Tedarik Zincirlerinin Yeniden Yapılanması" Webinarında Konuştu:
ANKARA (AA) - Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, Avrupa Birliği (AB) ile Birleşik Krallık arasında sağlanacak anlaşmaya paralel biçimde, Türkiye ile Birleşik Krallık arasında da bir Serbest Ticaret Anlaşması imzalanması yönünde Birleşik Krallık makamlarıyla çalışmaların olumlu ilerlediğini belirterek, 'Hatta belli bir noktaya ulaşmış durumdayız.' dedi.Bakan Pekcan, Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneğince (TÜSİAD) düzenlenen 'Küresel Tedarik Zincirlerinin Yeniden Yapılanması' konulu webinara katıldı. Dünya ekonomisinde küresel değer zincirlerinin trendinin değişmesi veya en azından dönüşmesi ihtimaliyle karşı karşıya olduğunu ifade eden Pekcan, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının bu ihtimalin belirlenmesinde tetikleyici rol üstlendiğini söyledi. Pekcan, salgının, modern dünyada eşine az rastlanmış ölçüde ekonomik şoklara ve daralmaya yol açtığına işaret ederek, bunun hem arz hem de talepte gerçekleştiğini, finansal piyasalarda da ciddi dalgalanmaların kaydedildiğini bildirdi. Kovid-19 krizinin, küresel değer zincirlerinin işleyişindeki derin fay hatlarını harekete geçirdiğine dikkati çeken Pekcan, küresel şirketler ve onların farklı kıtalarda yer alan tedarikçileri arasındaki karşılıklı yüksek bağımlılık modelinde kırılmalar oluştuğunu yarattığını dile getirdi.Pekcan, özellikle salgının ilk dönemlerinde tedarik zincirlerindeki aksamaların küresel firmalar tarafından yeni tedarik ağları arayışı için de bir başlangıç oluşturduğunu vurgulayarak, 'Bu, Çin'e alternatif üretim üsleri yaratılması çalışmalarının hızlanmasına yol açmıştır. Bu çerçeveden bakıldığında yeni arayışların bir neticesi olarak, önümüzdeki dönemde, küresel değer ve tedarik zincirlerinde hissedilebilir ve gözle görülebilir değişimleri yaşamamız şaşırtıcı olmayacak.' diye konuştu.Bakan Pekcan, küresel değer zincirlerindeki dönüşümü konuşmanın tek sebebinin salgın olmadığını, Endüstri 4.0 olarak başlayan trendle dönüşümün temellerinin atılmaya başlandığını, özellikle otomasyon alanında yeniliklerin üretimde düşük vasıflı iş gücüne bağımlılığı azaltabilecek nitelikte olduğunu kaydetti.Düşük vasıflı iş gücüne bağımlığın azalmasının da üretim süreçlerinin dağınık küresel ölçekli yapısından daha bütünleşik bölgesel ölçekli bir yapıya dönüşmesini teşvik edebilecek nitelikte olduğunu ifade eden Pekcan, 'Dolayısıyla aslında Endüstri 4.0 ile başlayan üretimde bölgesel yoğunlaşma sürecinin, ticaret savaşları ve korumacılık önlemleriyle beraber tetiklenmesi, pandemi şokuyla birlikte hız kazanmış olabileceği yönünde bir değerlendirmede bulunmak mümkün.' ifadelerini kullandı. 'Bloklaşma ve kamplaşma gibi süreçlere taraftar değiliz'Bakan Pekcan, özellikle ABD ve Avrupa Birliği'ndeki (AB) üreticilerde tedarikçilerin yurt içi veya yakın bölgelere alınmasına yönelik çalışmalar başlatılmasına ve yerelleşmenin artırılmasına yönelik bir eğilim oluştuğunu belirterek, şu değerlendirmede bulundu:'Hatta bunun da bir yan etkisi olarak, bölgesel bloklaşmanın artabileceği, liberal ticaret politikalarının yerini korumacılığın, ülkeler arası iş birliğinin yerini ise bölgeselleşmenin ve milliyetçiliğin alacağı 'adalaşma' dönemine girdiğimiz bile bazı uluslararası çalışmalarda dile getirilmeye başladı. Tedarik mesafelerinin ve sürelerinin kısalması, tedarikçi sayılarının artırılması, tedariklerin daha sık ve daha küçük partiler halinde yapılması, tedarik zincirlerinde bölgesel yeni ağlar kurulması, yeni tedarik zinciri ağlarına yönelik olarak yeni ticaret ve gümrük birliği alanları oluşturulması öne çıkabilecek eğilimler arasında değerlendirilmektedir. Küresel ticaretteki korumacılık maalesef yeni bir konu değil. Pandemi öncesinde, özellikle 2018 yılından itibaren ABD-Çin-AB eksenli başlayan ve küresel ekonomiyi kıskacına alan korumacılık trendi bugün de artarak etkilerini sürdürüyor. Biz Türkiye olarak her zaman adil rekabet şartları ve kurallara dayalı serbest ticaretten yana olduk. Çünkü biz kendimize ve rekabet gücümüze güveniyoruz. Dolayısıyla bloklaşma ve bloklar arası kamplaşma gibi süreçlere genel itibarıyla taraftar değiliz ancak elbette tüm bu senaryoları iyi irdeliyoruz ve pozisyonumuzu bu yönde alıyoruz.''Ticari diplomasi faaliyetlerini de etkinlikle sürdürüyoruz'Pekcan, bölgesel ölçekte bakıldığında bugün Türkiye’nin, AB başta olmak üzere, komşu ve çevre ülkelerle güçlü bir yasal iş birliği altyapısının, derinleşmiş ekonomik ve ticari ilişkilerinin bulunduğunu belirterek, şöyle konuştu:'Bölgemizdeki ticaret ortaklarımızla bu ilişkilerimizi yasal, teknik ve fiili olarak daha da ileri noktalara taşımak için çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Bu konuda ticari diplomasi faaliyetlerimize de Bakanlık olarak ara vermeden devam ediyoruz. Göreve gelişimden itibaren 164 ikili görüşme gerçekleştirdik, bunların 72'si muhataplarımızla yüz yüze oldu. Bu dönemde hem AB ile Gümrük Birliğinin güncellenmesi hem de çelik sektöründe uygulanan korumacılık önlemleri başta olmak üzere Bakanlık olarak 44 görüşme gerçekleştirdik, bunun 32'sini ben muhataplarımla yaptım. Bu süreçte İstişare Kurulu üyelerimiz yakinen biliyorlar, biz sivil toplum kuruluşlarımızı Gümrük Birliği Anlaşması'nın güncellenmesi için aktif rol oynamaya davet ediyoruz. Çünkü artık AB iş dünyasının da en az Türk iş dünyası kadar Gümrük Birliği Anlaşması'nın güncellenmesine ihtiyacı var. 25 yılını doldurmuş ve geçici olarak düzenlenmiş anlaşma üzerinde konuşuyoruz, artık bu pandemi sürecinde de ön plana çıkan dijitalleşme, e-ticaret, servis ve hizmet, kamu alımlarını, tarım ürünlerini kapsamamaktadır. Bu anlaşmanın güncellenmesi her iki tarafın iş dünyasının da faydasınadır.'Bakan Pekcan, AB ve bölgesel ortaklar olmak üzere ticari diplomasi faaliyetlerini de etkinlikle sürdüklerine işaret ederek, 'AB ile Birleşik Krallık arasında sağlanacak anlaşmaya paralel bir biçimde ülkemiz ile Birleşik Krallık arasında bir Serbest Ticaret Anlaşması imzalanması yönünde Birleşik Krallık makamları ile çalışmalarımız olumlu biçimde ilerliyor. Hatta belli bir noktaya ulaşmış durumdayız. Sadece AB ile Birleşik Krallık arasındaki anlaşma sürecinin gecikmesi bizim onlara paralel anlaşma yürüttüğümüz için bu gecikmeye neden olmaktadır. Yine 'Küresel Değer Zincirleri' bağlamında önemli konular olan AB Yeşil Mutabakatı Stratejisi'ni ve AB Tedarik Zinciri yasal düzenlemelerini yakından takip ettiğimizi ve bu konular üzerinde çalıştığımızı da belirtmek isterim.' dedi.'Türkiye'nin bir fırsat dalgası yaşayabilme potansiyeli mevcut'Bakan Pekcan, küresel değer zincirlerinin dönüşüm sürecinde Türkiye'nin avantajlarına da dikkati çekerek, ülkenin elinin güçlü olduğu söyledi. Dünya genelinde yapılan birçok çalışma ve anketin Türkiye'nin 'yeni normal' olarak adlandırılan dönemde alternatif tedarikçi adayı ülkelerden biri olma potansiyeline sahip bulunduğunu gösterdiğini vurgulayan Pekcan, alternatif arayışları çerçevesinde Türkiye'nin, potansiyel olarak, daha avantajlı konuma geçebilecek ülkelerin başında geldiğini bildirdi. Çin'in Bir Kuşak Bir Yol Projesi kapsamında özellikle lojistik konusunda attığı adımları da göz ardı etmemek gerektiğini ifade eden Pekcan, bu konuda hızla adımlar atacaklarını, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile koordinasyon halinde sadece kara yolu kotalarına bağlı kalarak değil, hem demir yolu hem de Ro-Ro taşımacılığının ön plana çıkması ve ticaret ortaklıklarının yoğun olduğu ülkelerde Türkiye lojistik merkezlerinin kurulması yönünde çalışmalarının devam ettiğini anlattı. Pekcan, Türkiye'nin bu avantajın üstüne yeni yatırımlar ve yeni ticari ortaklıkları içeren bir fırsat dalgası yaşayabilme potansiyelinin mevcut olduğunu belirterek, 'Türkiye’nin bu fırsat dalgasını içselleştirebilecek kapasitesi var.' diye konuştu. Bakanlık olarak dijital ekonomiye adaptasyon konusuna büyük önem verdiklerini vurgulayan Pekcan, bu doğrultuda yürüttükleri çalışmalara değindi. Pekcan, salgın döneminde 'e-Ticaret Olarak KOBİ'lerin Yanındayız' kampanyasını başlattıklarını hatırlatarak, '135 bin KOBİ'miz bu kampanyadan yararlandı 7 bin ilave iş gücü yarattık ve 3 bin 761 KOBİ'miz e-ticaretle tanıştı ve 1,2 milyar lira erken ödeme gerçekleştirildi.' ifadelerini kullandı. Bakanlık projelerinin yanı sıra Türkiye'nin küresel tedarik zincirleri alanında ön sıralarda yer alabilmesi için başlatılan bir projeye de dikkati çeken Pekcan, 'Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Politikaları Kurulu, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi, Ticaret Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı ve özel sektör temsilcilerinin katılımlarıyla toplantılar gerçekleştiriyoruz. Çalışmaları yürütmek üzere bakanlar düzeyinde 'Yönlendirme Komitesi' bir de 'Program Ofisi' oluşturduk. Bu sürecin önümüzdeki günlerde Bakanlığımızın katkılarıyla daha da kurumsal bir hale geleceğini öngörüyoruz.' değerlendirmesinde bulundu.
Bolivya'da Genel Seçimin Resmi Sonuçları Açıklandı
BUENOS AIRES (AA) - Bolivya Yüksek Seçim Mahkemesi (TSE) ülkede 18 Ekim'de düzenlenen genel seçimin resmi sonuçlarını açıkladı.TSE'nin internet sitesinde paylaşılan sonuçlara göre, eski Devlet Başkanı Evo Morales’in daha önce liderliğini yaptığı Sosyalizm Hareketi Partisi'nin (MAS) adayı Luis Arce yüzde 55,10 oy alarak seçimi ilk turda kazandı.Geçen yıl düzenlenen, hile iddiasıyla iptal edilen seçim krizinde takipçilerini sokak gösterilerine davet eden Yurttaş Birliği Partisinin (CC) adayı eski Devlet Başkanı Carlos Mesa yüzde 28,83 ve aynı krizde Morales'e karşı aktif rol oynayan İnanıyoruz İttifakı'nın adayı aşırı sağcı Luis Camacho ise yüzde 14 oy aldı.Arce'nin, devlet başkanlığı görevini 15 Kasım'a kadar üstlenmesi bekleniyor. Arce'nin devlet başkanlığı koltuğuna oturmasıyla Bolivya'da 1 yıl sonra seçilmiş hükümet göreve gelecek.Seçime kadar anketleri önde götüren 56 yaşındaki Arce, Morales'in 14 yıllık iktidarında, sağlık sorunları nedeniyle 2017 ve 2019 haricinde, Ekonomi Bakanlığı görevini yürütmüştü.Morales, ülkenin 2006-2014 yıllarındaki gelişimi nedeniyle, MAS'de Bolivya'da 'ekonomik mucizenin yöneticisi' olarak tanınan Arce'nin adaylığını 19 Ocak'ta Arjantin'den duyurmuştu.Bolivya'daki krizBolivya'da 20 Ekim 2019'daki tartışmalı seçimleri ilk turda kazanan Morales, hile iddialarıyla sokaklara çıkan muhaliflerin şiddet eylemlerine dönüşen protestoları, polisin isyanı ve ordunun çağrısının ardından 10 Kasım'da istifa etmiş ve siyasi sığınmacı olarak önce Meksika'ya, ardından da Arjantin'e gitmişti.Bolivya Çokuluslu Yasama Meclisinin üst kanadı Senatörler Meclisi Başkan Yardımcısı muhalif Jeanine Anez'in geçici devlet başkanlığı görevine getirildiği ülkede, çoğunluğu yerlilerden oluşan Anez karşıtlarının günlerce süren protestolarında 30'dan fazla kişi hayatını kaybetmişti.
Mediamarkt, Media Awards'ta "En İyi Teknoloji Marketi" Seçildi
İSTANBUL (AA) - MediaMarkt, sosyal medya sektörünün en iyilerinin ödüllendirildiği Social Media Awards Turkey 2020’de Teknoloji Marketleri kategorisinin en iyisi seçilerek 'Altın Ödüle' layık görüldü.MediaMarkt'ten yapılan açıklamaya göre, Şirket, teknolojiseverler için hayata geçirdiği hizmetlerle ödül kazanmaya devam ediyor. MediaMarkt Türkiye, Marketing Türkiye ve BoomSonar iş birliğiyle düzenlenen, objektif verilere ve jüri değerlendirmesine göre en başarılı çalışmaların ödüllendirildiği Social Media Awards Turkey 2020’de faaliyet gösterdiği sektörün en iyisi seçildi ve Teknoloji Marketleri kategorisinde Altın Ödül’ün kazananı oldu. MediaMarkt 3 yıldır üst üste Teknoloji Marketleri kategorisinde birinci seçiliyor.Açıklamada görüşlerine yer verilen MediaMarkt Türkiye İcra Komitesi Üyesi, MediaMarkt Türkiye Pazarlama Kurumsal İletişim ve e-Ticaret Direktörü Çağanur Atay Uçtu, şunları aktardı:'MediaMarkt olarak faaliyet gösterdiğimiz alan zor bir sektör çünkü benzer ürünler, farklı kanallarda ve satış noktalarında benzer fiyatlardan satışa sunuluyor, dolayısıyla başarılı olmak için 'fark yaratabilmek' gerekiyor. Bunun içinse tüketiciye hem ürünün sunumunda hem de hizmet anlamında daha iyi bir deneyim yaşatmak gerekiyor. Biz de MediaMarkt olarak teknolojiseverlerin hem fiziksel hem de online mağazalarımızda yaşadığı deneyimin olumlu anlamda artması için bu konuyu gündemimizin en üstünde tutuyor ve her geçen gün, bunu daha da iyileştirmek için çalışıyoruz. Tüm bunlar ise tüketiciyi merkeze koymakla başlıyor ki aldığımız bu ödül de bizim, tüketicilerin tercihlerinin merkezinde MediaMarkt’ın olduğunun güzel bir temsili oldu. MediaMarkt olarak tüketici araştırmasına dayalı bu ödüle layık görülmekten dolayı gurur duyuyoruz. Bu başarıda tüm organizasyonumuzun büyük emekleri bulunmaktadır, herkesin emeklerine sağlık.'
Reklam
Greenpeace: Japonya'da Denize Dökülme İhtimali Olan Kirli Su, İnsan Dna'sına Zarar Verebilir
ANKARA (AA) - Çevre örgütü Greenpeace, Japonya'da Fukuşima Daiichi Nükleer Santrali'nden denize bırakılma ihtimali olan kirli suyun, insan DNA'sına zarar verme tehlikesi taşıyan radyoaktif madde içerdiğini bildirdi.BBC'nin haberine göre, Greenpeace'in hazırladığı raporda, 2011'de deprem ve tsunamide hasar gören Fukuşima Daiichi Nükleer Santrali'nde tutulan radyoaktif olma özelliğini koruyan büyük miktarda suyun denize dökülmesi halinde, insan DNA'sına verebileceği zarara değinildi.Raporda, kirli suyun içinde 'insan DNA’sına zarar verme potansiyeline sahip' olduğu belirtilen radyoaktif bir madde olan 'Karbon-14'ün tehlikeli seviyelerde' bulunduğu ileri sürüldü.Japonya hükümetinin, kirli suyu Pasifik Okyanusu'na tahliye etmeyi planladığının kaydedildiği raporda, strontium-90, karbon-14 ve diğer tehlikeli radyonüklidleri içeren kirli suyun denize boşaltılmasının yerel ve çok daha uzak yerlerdeki topluluklar ve çevre için ciddi, uzun vadeli sonuçları olacağı vurgulandı.Raporda, bu kirli suyun okyanusa salınması halinde '5 bin 730 yıllık yarılanma ömrü olan' karbon-14’ün tamamen çevreye bulaşacağı kaydedildi.Japon hükümetinin ve söz konusu santralin işletmecisi Tokyo Elektrik Enerjisi Şirketinin (TEPCO), suyu depolama kapasitesinin 2022'den itibaren dolacağını, sudaki tek radyonüklitin trityum olduğunu ve suyu okyanusa boşaltmanın hiçbir alternatifinin bulunmadığını savunduğunun aktarıldığı raporda, hükümet, suyun 'sadece trityum içerdiği' izlenimini vererek 'işlemden geçirildiğini' öne sürmekle itham edildi.Suyun bertaraf edilmesine yönelik karar, hükümetin sorumluluğundaJapon medyasında geçen hafta, 'radyoaktiviteyi azaltmak için filtrelenmiş, 1 milyon tondan fazla suyun 2022'den itibaren denize bırakılmaya başlanacağı' yönünde haberler yer almış, hükümet ise herhangi bir nihai karar alınmadığını açıklamıştı. Çevre grupları, uzun süredir suyun okyanusa salınmasına karşı olduklarını ifade ederken, balıkçılar da tüketicilerin bölgeden ürün almayı reddedeceğini söyleyerek bu duruma karşı çıkmıştı.Japonya Ekonomi, Ticaret ve Sanayi Bakanı Kajiyama Hiroşi, 18 Ekim'de yaptığı açıklamada, radyoaktif özellik taşıyan suyun ortadan kaldırılması konusunun çözümsüz bırakılmaması gerektiğini belirtmiş, suyun bertaraf edilmesine yönelik kararın, hükümetin sorumluluğunda olduğunu ve bu konuda ilk fırsatta bir karara varılması gerektiğini kaydetmişti.2011'deki deprem ve tsunami, radyoaktif sızıntıya neden olmuştuJaponya'da 11 Mart 2011'de meydana gelen 9 büyüklüğündeki deprem ve sonrasında oluşan tsunami, Fukuşima Nükleer Santrali'nde radyoaktif sızıntıya neden olmuştu.Olayda, santraldeki 4 nükleer reaktörden 3'ü zarar görmüş, çevrede yaşayan on binlerce kişi, sızıntı sonrası evlerini terk etmek zorunda kalmıştı. Sızıntının tamamen kontrol altına alınıp santralin tasfiye edilmesinin onlarca yıl süreceği tahmin ediliyor.
Reklam
Saadet Büyük Yazio: Borsada Daima Çok Kazanan Olmanız İçin Bilmeniz Gerekenler
etiket
Ve Hisse Senedi Yatırımcısı Olmaya Giriş...Şşşş tüyo yok mu? abi acayip gitmiş X hissesi… Tüh be keşke bütün paramla alsaydım… Bütün paramla hisse senedi yatırımı yapmadığıma öyle pişman oldum ki…  Nasıl yani? Şirket hissesi 4 TL’den 230 TL ye mi yükselmiş… Vayyy nasıl kaçırdım yaaa… 40.000 TL param vardı korktum keşke hepsiyle alsaydım abi şimdiye milyarder olmuştum! Geçen gün bir arkadaş söyledi sadece 500 TL’si ile hisse senedi oynamaya başlamış 600 bin TL servet yapmış… Tüh ya keşke kredi alsaydım faizler düşükken keşke! O para ile de borçlanıp borsa ya girerdim!.. Kaçırdım… Abi, benim kurum bir de bana kredi tanımladı açığa işlem de yapılabiliyormuş onu da öğrendim var yaaa acayip çözdüm bu işi ben!  benim şirket hissesi var ya uçtu uçtu !!!! Ama satar mıyım bekliyorum fiyat 8’e katlayacak dediler… Ve sonra…  Sen bir şahinsin ben garip serçe… Bu kısmı özellikle beni ekonomide_saadet Instagram hesabımdan takip edenler için yazıyorum onlar beni anladı. Yeni okuyuculara ise daha açık izah edeyim isterim… Yukarıdaki hikayenin benzeri etrafınızdan bir şekilde kulağınıza gelmiş olabilir veya eskiden şöyle anlatılırdı. Şu aldığı son model araba var ya onu Borsa dan kazanmış. Bu adam var ya borsadan milyarları götürdü... Bu hikayelerde başı çoğunlukla yukarıdaki gibi başlıyor fakat finali de hep aynı mı olur? Bu yatırımcı sonunda bütün parasını ya batırır borsada ve tövbe eder, bir daha borsa oynamayacaktır (!) ya da aldığı hisse senetlerindeki zararı realize etmeyi göze alamayıp kendini borsanın upuzun vadeli yatırımcıları listesine altın harflerle yazdırır…
Afet Eğitimleri, Gönüllüleri Depreme Karşı Önlem Almaya Hazırlıyor
İSTANBUL (AA) - KAAN BOZDOĞAN- 'Asrın felaketi' olarak nitelendirilen 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nin ardından ülke genelinde başlatılan ve bugüne kadar İstanbul'da yaklaşık 2 milyon kişiye verilen afet ve acil durum eğitimleri, başta beklenen İstanbul depremi olmak üzere, olası afetlere karşı vatandaşın bilinçlenmesine katkı sağlıyor.Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) İstanbul İl Müdürlüğü bünyesindeki Afet Eğitim Merkezi'nde gönüllü vatandaşlara ve kuruluşlara, deprem, arama kurtarma, ilk yardım ve KBRN gibi çeşitli konularda eğitimler veriliyor. Her türlü afete karşı bilinç kazandırmak amacıyla verilen bu eğitimlerde katılımcılar, kimi zaman bir binada ya da su kuyusunda mahsur kalan kişiyi kurtarırken, bazen de sel sularının sürükleyici gücünü yerinde deneyimliyorlar.Katılımcılar aynı zamanda eğitim kapsamında simülasyon ile Türkiye'de bugüne kadar yaşanmış 10 depremin şiddeti ve yıkıcı etkisini tecrübe edip, deprem konusunda doğru bilinen yanlışları öğreniyorlar.Afet Eğitim Merkezi Eğitim Sorumlusu Arzu Aksoy, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye'de 1999 Marmara Depremi'nin ardından afet konusunda farkındalık eğitimlerinin yaygınlaştığını söyledi.2018 yılına kadar müdürlük bünyesinde verilen eğitimlerin artık Afet Eğitim Merkezi çatısı altında verildiğini belirten Aksoy, son iki yılda 52 bin kişinin merkezdeki eğitimlerden istifade ettiğini anlattı. Son 21 yılda eğitimlerle afet bilinci konusunda aşama katedildiğini dile getiren Aksoy, 'O güne (1999 Marmara Depremi) kadar hep müdahale aşamasında olan eğitimler ondan sonra artık, 'planla, hazırlan, bilgilen' boyutuna geçti. Bu kapsamda 1999'dan bugüne kadar yaklaşık 2 milyon kişiye eğitim verildi.' dedi.Aksoy, eğitim alan 2 milyon kişinin etkileşimi düşünüldüğünde AFAD'ın bu konuda 5 milyondan fazla insana dokunduğunu aktardı. 'Bizim için altın saatler olarak nitelendirdiğimiz ilk 72 saat çok önemli'7'den 70'e herkesin bu eğitimleri alabildiğini ifade eden Aksoy, afet bilinci eğitimlerinin 'deprem öncesi, deprem sırası ve deprem sonrası' hazırlıkları içerdiğine dikkati çekti.Olası afetlerde ilk 3 günün önemine değinen Aksoy, şöyle konuştu: 'Bizim için altın saatler olarak nitelendirdiğimiz ilk 72 saat çok önemli. Profesyonel ekipler gelene kadar kendi bilgimizle, kendi hazırlığımızla aslında baş başayız. Bizler öncelikle ilk 72 saate hazırlanmamız gerekiyor. Bunları aslında herkese anlatmaya çalışıyoruz. Afet bilinci kültürü bu ilk 72 saate hazırlık aşamasıdır. Mesela neler yapacağız bu 72 saat için? Öncelikle aile afet planımızı yapmamız gerekiyor. Aile afet planında evimizdeki düşüp bize zarar verebilecek eşyaların duvara sabitlenmesi, gerekirse yerlerinin değiştirilmesi, toplanma alanlarının önceden planlanıp belirlenmesi ve daha sonra bir afet çantasının oluşturulması önem arz ediyor. Her vatandaşın bu şekilde hazırlık yapmış olması önemli. Diyoruz ki bir birey afete hazırsa tüm toplum afete hazırdır.'Kişinin afet bilincinin gerekliliklerini öncelikle evinde ve kendi çevresinde hayata geçirmesi gerektiğini anlatan Aksoy, afet konusunda eğitim almak isteyen herkese kapılarının açık olduğunu ifade etti.'Herkesi eğitimlerimize davet ediyoruz'Merkezde deprem özelinde farkındalık eğitimleriyle beraber simülasyon eğitimlerinin de bulunduğunu dile getiren Aksoy, 'Afet simülasyonumuz Türkiye'de yaşanmış 10 tane depremi simüle eder. Bu sarsma tablasında eğitim alan tüm katılımcılar simülasyonu yaşarlar. Gerçek depremi orada yaşarlar aslında. Bunu yaşadıklarında farkındalık daha fazla oluşuyor.' şeklinde konuştu.Merkeze ulaşamayanlar için gezici deprem simülasyon tırının dönem dönem kent meydanlarında vatandaşlarla buluştuğunu belirten Aksoy, isteyenlerin merkezde sel simülasyonundan, enkaz ve kuyu alanlarında yapılan çalışmalardan da faydalanabileceklerini söyledi. Eğitim sonrası geri bildirimlerin de memnuniyet verici olduğunu aktaran Aksoy, 'Herkes bazı durumların bildikleri doğruların yanlış olduğunu ya da aslında neleri yapması gerektiğini çok daha net görmüş oluyor. Simülasyonlar da bunu destekliyor aslında. Doğru davranış burada yaşayarak, yüz yüze eğitimlerle çok daha farkındalık sağlıyor. Bu anlamda öncelikle enkaz alanında yapmaması gerekenleri öğreniyor. Doğru müdahaleyi, evinde hazırlığı, tahliye konusunu öğreniyor.' değerlendirmesinde bulundu.Her bireyin AFAD gönüllüsü olabileceğinin altını çizen Aksoy, 'AFAD gönüllüsü olmak için internet üzerinden bir portalımız var. Eğitimlerini uzaktan tamamlıyorlar. Uzaktan eğitimlerini tamamlayan tüm gönüllülere hafif arama kurtarma, yangın, afet bilinci gibi eğitimlerimizi yüz yüze de gerçekleştiriyoruz. Böylelikle AFAD gönüllüsü olarak bizlere destekte bulunabiliyorlar.' ifadesini kullandı.Aksoy, olası İstanbul depremine karşı hazırlıklı olunması çağrısında bulunurken, şunları kaydetti:'İstanbul'da olası bir depreme karşı hazırlıklı olmamız gerekiyor. Bu anlamda eğitimlerimizi alalım. 'Bilgilen, hazırlan' diyoruz. Bu anlamda herkesi eğitimlerimize davet ediyoruz. Afet Eğitim Merkezimizde bize ulaşabilirler, herkese kapımız açık. Eğitimlerimizi yüz yüze gerçekleştirebiliyoruz. Burada eğitimlerini alabilirler. 'Herkes bilgilensin, hazırlansın ve doğru davranışı afet sırasında gerçekleştirsin.' diyoruz.'
Reklam
Aksaray Valisi Aydoğdu'dan Tokyo Paralimpik Oyunları'na Kota Kazanan Sporculara Ziyaret
AKSARAY (AA) - Aksaray Valisi Hamza Aydoğdu, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) nedeniyle 2021'e ertelenen 2020 Tokyo Paralimpik Oyunlarına kota kazanan sporcuları ziyaret etti.Aksaray Spor Salonu'nda gerçekleştirilen antrenmanları izleyen ve sporcularla sohbet eden Vali Aydoğdu, antrenörlerden bilgi aldı.Aydoğdu, gazetecilere, kent olarak paralimpik spor alanında, Türkiye'de bir ilke imza attıklarını söyledi.2020 Paralimpik Oyunları'nın pandemi dolayısıyla 2021 yılına ertelendiğini hatırlatan Aydoğdu, şunları kaydetti:'Bir sporcumuz atıcılık, iki sporcumuz da judoda olimpiyat kotasına girdi. İnşallah Türkiye'mizi orada en iyi şekilde temsil edecekler. Sporcularımızı ziyaretimizde sohbet ve tebrik ettik. Aksaray'da ilk kez 3 sporcu kotaya girdi. Bu durum bizleri çok sevindirdi. İnşallah olimpiyatlarda başarıyla hem ülkemizi hem de Aksaray'ı temsil edecekler. Sporcularımızın bizlere madalya getireceğinden eminiz. Onların başarılı olması için elimizden gelen gayreti göstereceğiz.''Hedefim olimpiyat şampiyonu olabilmek'Judo alanında kota elde eden Duygu Çete Erter ise 1998 yılında judoya başladığını ve birçok başarı elde ettiğini anımsattı.Çin'de 2008 yılında yapılan Paralimpik Olimpiyatları'nda mücadele ettiğini ve Türkiye'nin judoda olimpiyatta yarışan ilk görme engelli sporcusu olduğunu anlatan Erter, '2010 yılında dünya üçüncüsü oldum. Ulusal ve uluslararası çeşitli müsabakalarda birçok madalya kazandım. En büyük hedefim olimpiyat şampiyonu olabilmek. Bu sporu çok severek yapıyorum. Ülkemize madalya getirmek istiyorum.' diye konuştu.Atıcılık branşında kota elde eden Hakan Çevik de 2018'de Kore'de düzenlenen Dünya Şampiyonası'nda üçüncü olduğunu ve kotayı aldığını ifade etti.2021'de düzenlenecek şampiyonaya hazırlandıklarını anlatan Çevik, sözlerini şöyle sürdürdü:'Poligonda günlük çift antrenman yaparak hazırlıklarımız devam ediyor. Günde 3-4 saat çalışıyoruz. Olimpiyatlarda ülkemizi en iyi şekilde temsil etmek istiyoruz. Gönlümüz tabii ki altın madalyada. Çalışmalarımız bu yönde devam ediyor. Milli formayı giymek tarif edilemez bir duygu. 10 yıldır milli takımdayım. Hedefim inşallah altın madalyayı kazanıp milli marşımızı söyletmek olacak.'Program, Vali Aydoğdu'nun sporculara tatlı ikram etmesinin ardından sona erdi.
İstanbul'da Kurye Dehşeti! Tartıştıkları Adamın Motosikletle Başını Ezmeye Çalıştılar
Üç kurye gece yarısı Bebek’te dehşeti yaşattı. Üç kurye, hız yarışına girdikleri otomobildekileri feci şekilde dövdü. Kuryelerden biri, yerde baygın yatan bir kişinin başını motoru ile ezmeye çalıştı. Darp ettikleri kişilerin 2 cep telefonu ve altın kolyesini alıp kaçan kişiler, polisin takibi sonrası yakalandı. Üç kurye tutuklama talebi ile sevk edildikleri mahkemeden, adli kontrol şartı ile serbest kaldı.
Sabancı Ve Skoda Transportation Güçlerini Temsa İçin Birleştirdi
İSTANBUL (AA) - Temsa Ulaşım Araçları’nın Sabancı Holding ve PPF IndustryCo tarafından satın alınması konusunda tüm resmi süreçler tamamlanırken, 50 yıldan uzun süredir Türk sanayisine hizmet eden Temsa’da yeni yatırımların önü de açıldı. Sabancı Holding açıklamasına göre, Temsa’nın yönetimi, yurt içi ve yurt dışındaki ilgili otoritelerden alınan nihai onayların ardından Sabancı Holding ve PPF Group ortaklığına geçti. Küresel ölçekte yaklaşık 50 milyar avroluk varlığı yöneten PPF Group, aynı zamanda dünyanın önde gelen mühendislik ve sanayi şirketlerinden olan Skoda Transportation’ın da ana ortağı konumunda bulunuyor. Sabancı Holding’in iştiraki Exsa Export Sanayi Mamulleri Satış ve Araştırma A.Ş. ile PPF Group iştiraki PPF IndustryCo. B.V. (PPF) arasında atılan imzalarla birlikte, 50 yılı aşkın süredir Türk sanayisine hizmet veren TEMSA, yeni ortaklık yapısıyla yeniden Türkiye ekonomisine kazandırılmış oldu. Temsa’da Üst Yönetici (CEO) görevine ise son olarak Sabancı Topluluğu iştiraklerinden Kordsa’da görev yapan Tolga Kaan Doğancıoğlu getirildi. Açıklamaya göre, geçmiş yıllarda otomotiv sektöründe gerek üretim gerekse tasarım tarafında görev yapan ve bu alanda büyük tecrübeye sahip olan Tolga Kaan Doğancıoğlu, yeni dönemde Temsa’da rekabetçi üretim sürekliliğinin sağlanması ve şirketin mevcut pazarlardaki konumunun güçlendirilmesine katkı sunacak. Doğancıoğlu ayrıca akıllı ulaşım, elektrikli ve sürücüsüz araçlar gibi potansiyel büyüme alanlarında Temsa’ya liderlik edecek. 'Temsa’ya yeni ufuklar da açabilecek bir iş birliğine imza attık' Açıklamada konuya ilişkin görüşlerine yer verilen Sabancı Holding Üst Yöneticisi (CEO) Cenk Alper, Temsa’yı yeniden Türkiye ekonomisine kazandırmanın gurur ve mutluluğunu yaşadıklarını dile getirdi. Alper, 'Şirketimizi geçen sene yurt dışı menşeili bir yatırım fonuna sattık, satış sonrasında şirketin finansal durumuyla ilgil yaşanan olumsuz gelişmeler Temsa’nın faaliyetlerini durdurmasına yol açtı. Biz de doğduğumuz topraklar olan Adana’ya, ülkemize ve kendi yarattığımız bu değerli markaya karşı olan sorumluluğumuzun gereğince, sorunun çözümünde kalıcı bir rol üstlenmek istedik. Gelecekte Temsa’ya yeni ufuklar da açabilecek bir iş birliğine imza attık. Bu süreci başarıyla sonlandırmış olmaktan da son derece mutluyuz.' ifadelerini kullandı. Bu noktada, ilk günden bu yana çözümün parçası olan, yapıcı tutumlarıyla Temsa’nın yeniden Türkiye ekonomisine kazandırılmasına önemli katkılarda bulunan bankalara da özellikle teşekkür ettiklerini aktaran Alper, 'Sabancı Topluluğu bildiğiniz gibi her zaman dünya çapında güçlü ortaklıkların altına imza atmış bir gruptur. Bu doğrultuda yeni ortaklığımız uluslararası yatırımcıya güven verecektir. Ülke ekonomisine katkı sağlanması bakımından yeni iş birliğimizin piyasalara da moral olacağına inanıyoruz.' açıklamasında bulundu. 'İnovasyona dayalı büyüme stratejisiyle fark yaratacak' Bugün dünyada teknolojik rekabetin en çetin yaşandığı sektörlerin başında otomotivin geldiğini belirten Alper, 'Böylesine bir dünyada Temsa’nın sadece kaliteli üretim gücüyle değil aynı zamanda inovasyona dayalı büyüme stratejisiyle de fark yaratacağına inanıyoruz. Bugüne kadar 66 farklı ülkeye 12 binin üzerinde araç ihraç eden Temsa’nın, dış pazarlarda daha da başarılı olup, Skoda Transportation ile birlikte potansiyelini kullanabileceğine inanıyoruz. Temsa, toplu ulaşımın geleceği olarak gördüğümüz elektrikli araç çözümlerinde yapacağı yeni yatırımlarla sürdürülebilirlik konusunda da örnek şirketlerden biri olacaktır.' değerlendirmesinde bulundu. Cenk Alper şunları kaydetti: 'PPF Group çatısı altında faaliyet gösteren Avrupa lideri Skoda Transportation, bugün elektrikli lokomotif, metro vagonu, troleybüs ve alçak taban tramvay üretimi konusunda dünyanın lider firmalarının başında geliyor. Bunun yanında Skoda Transportation’ın raylı sistem çözümleri, bugün Konya ve Eskişehir’de şehir içi ulaşıma önemli katkı sağlıyor. Skoda Transportation ve Temsa’nın şehir için ulaşımın farklı alanlarında sahip olduğu yüksek bilgi birikimi ve teknolojinin, Temsa’nın gelecek yolculuğunda farklı ufuklar açabileceğini düşünüyoruz.” 'Türkiye pazarı özellikle Skoda Transportation için büyük bir potansiyele sahip' PPF Group Yatırım Direktörü ve Skoda Transportation Denetim Kurulu Başkanı Ladislav Chvatal ise, Türkiye pazarının özellikle Skoda Transportation için büyük bir potansiyele sahip olduğunu dile getirdi. Chvatal,şunları kaydetti: 'Uluslararası bir yatırım grubu olan PPF olarak, Temsa’ya gerçekleştirdiğimiz yatırım ile Türkiye pazarındaki varlığımızı güçlendiriyoruz. PPF Group aralarında finansal servisler, telekomünikasyon, biyoteknoloji, gayrimenkul ve makine mühendisliğinin de bulunduğu çok farklı kollara yatırım yapıyor. Geleneksel ve yeni nesil sanayi gelişimi, modern altyapı kurulumu ve dijital ekonomi gibi alanları, büyümesinin motoru olarak gören PPF Group, Avrupa’dan Kuzey Amerika ve Asya’ya uzanan bir coğrafyada faaliyetlerini sürdürüyor. 2019 yıl sonu itibariyle dünya genelinde 135 bin kişiye istihdam sağlayan PPF’in toplam varlıkları da 49 milyar avro seviyesinde. PPF, şehir içi ve raylı ulaşımda Avrupa’nın lider üreticisi olan Skoda Transportation’ın bilgi birikimi ve deneyimini bu yatırımla birlikte Türkiye’ye getiriyor. Yeşil enerji ürünlerine odaklanan Skoda Transportation, sadece araç teslimatları gerçekleştirmiyor, bununla birlikte müşterilerine filolarının uzun dönemli tüm servis işlemlerini de içeren karma çözümler sunuyor. Bu doğrultuda, Skoda Transportation, Temsa’nın gelecek hedeflerine ulaşmasına ve Türkiye’deki toplu ulaşımın geleceğinde öncü bir rol oynamasına katkıda bulunacaktır.' Ladislav Chvatal ayrıca Sabancı Holding’in uluslararası deneyim ve bilgi birikimine sahip güçlü bir iş ortağı olduğunu ifade ederek, karşılıklı iş fırsatları bulabilecekleri ve her iki ortağın güçlü yönlerini kullanabilecekleri pek çok alan olduğuna inandıklarını dile getirdi.
Reklam