Yozgat'ta Kendisini Jandarma Olarak Tanıtan Dolandırıcı, Yaşlı Çiftin Altınlarını Aldı
YOZGAT (AA) - Yozgat'ta kendisini telefonda jandarma olarak tanıtan dolandırıcı, yaşlı çiftin 21 cumhuriyet altınını aldı. Yozgat'ın kırsal Divanlı Mahallesi'nde yaşayan Salih (71) ve eşi Satı Yılmazer'i (71) telefonla arayan ve kendisini jandarma olarak tanıtan kişi, hırsızlık suçuna karıştıkları gerekçesiyle evdeki altınları inceleme yapmak için sivil ekip göndereceğini söyledi. Telefondaki kişi, Yılmazer'den gelen sivil ekibe parola sormasını ve parolanın 'bayrak' olduğunu, parolayı yanlış söylerse altınları vermemesini istedi. Dolandırıcının yaklaşık 4 saat telefonda oyaladığı yaşlı çift, eve gelen zanlıya parolayı sorup cevabını aldıktan sonra 21 cumhuriyet altınını teslim etti. Altınları verdikten sonra dolandırıldıklarını anlayan çift, durumu jandarmaya bildirdi. Harekete geçen ekipler, yaptıkları araştırma sonucunda zanlıyı altınlarla birlikte Kayseri'de yakaladı. Zanlının altınların bir kısmını bozdurduğu ve 5 bin lirasını harcadığı belirleyen jandarma ekipleri, kalan para ile altınları Yılmazer çiftine teslim etti. Olayı AA muhabirine anlatan Satı Yılmazer, eve gelen telefonu açtığında karşıdaki kişinin kendisini jandarma olarak tanıttığını belirterek eşinin hırsızlıkla suçlandığını ve telefonu eşine verdiğini anlattı. Salih Yılmazer de telefondaki kişinin kendisine bir evde hırsızlık olduğunu, orada kimlik fotokopisini bulduklarını söylediğini aktararak 'Bana 'Evde silah, altın var mı?' diye sordu, ben de 'Silah yok, altın var.' dedim. Bunun üzerine evdeki altınları alıp parmak izini kontrol edeceklerini söyledi. 'Parolamız bayrak, göndereceğim askere parola sor.' dedi. Ben de gelen kişiye sordum, parolayı bilince altınları verdim.' dedi. Dolandırıldıklarını anlayınca durumu jandarmaya bildirdiklerini dile getiren Yılmazer, 'Jandarmamız dolandırıcıyı Kayseri'de yakaladı. Bozdurulan altın parasını ve kalan altınları getirdi. Jandarmamıza çok teşekkür ediyorum. Ben kandırıldım, başkaları kandırılmasın.' ifadelerini kullandı.
Ak Parti Genel Başkanvekili Kurtulmuş Canlı Yayında Soruları Yanıtladı (1):
İSTANBUL (AA) - AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş; İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile Adalet Bakanı Abdülhamit Gül arasında bir tartışma, sürtüşme varmış gibi anlayışın ortaya konmasının son derece yanlış olduğunu belirterek, 'Her iki Bakanımız da siyasetin içinden yetişmiş, tecrübeli, devleti de tanımış olan iki değerli Bakan arkadaşımızdır. Birbirleriyle çok yakın diyalog içinde olan iki Bakanımızdır. Asla aralarında herhangi bir çekişmenin olması söz konusu değildir. Hele bunu sosyal medya üzerinden dile getirdikleri kanaati doğru değil.' dedi. Kurtulmuş, Haber Global TV'de canlı yayında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.Ekonomi ve yargıdaki reform çalışmalarına değinen Kurtulmuş, Türkiye'nin sıkıntılı dönemleri reformlarla aştığını vurgulayarak, ekonomi ve siyasette reform süreçlerinin eş zamanlı olarak çalışıldığını ve son rötuşlara gelindiğini söyledi. Kurtulmuş, ekonomi, hukuk ve siyasette bir sıçrayışın oluşması için çalıştıklarını dile getirerek, şu değerlendirmede bulundu: 'Bu anlamda Adalet Bakanlığımızın 1,5 yılda hazırladığı İnsan Hakları Eylem Planı, Cumhurbaşkanımızın başkanlığında görüşüldü ve son noktaya geldi, kendisi de kamuoyu ile paylaşacak. Türkiye insan hakları konusundaki kilit kavram insan onurudur. 'Adalet mülkün temelidir' diyoruz. Adalet sistemimizin ihtiyaçları masaya yatırıldı ve bunların insan onuru çerçevesinde gözden geçirilmesi gerekir. Devlet bir çadırsa çadırın ana direği adalettir. Bana deseler ki, 'Devletin bir maddelik anayasası olacak ne yazılır?' 'Devlet, adaleti sağlamakla yükümlüdür' yazmak gerekir derim. Milletimizin ihtiyacı olan adımların atılmasında da hiç tereddüt etmeyiz. Bize insan hakkı dersi vermeye kalkanların insan hakları dosyalarını açarsak o zaman kimsenin Türkiye'ye insan hakları dersi vermeye cüreti kalmaz. Herkes kendi işine baksın, biz Türkiye olarak kendi ihtiyaçlarımızı biliyoruz, bu adımları geçmişte olduğu gibi bundan sonraki süreçte de atmakta hiçbir şekilde imtina etmeyiz.' 'Yargı kendi bağımsız kuralları içinde devam eder'Yargının bağımsızlığı ve her yargı kurumunun kendi kuralları içinde hareket etmesinin hukukun temel ilkesi olduğuna inandıklarını aktaran Kurtulmuş, 'Yargı kurumlarımıza siyaset kurumu olarak, 'Niye şu konuda şöyle davranıyorsunuz?' deme hakkına sahip değiliz. Eleştirebiliriz ama sonuçta yargı kendi bağımsız kuralları içinde devam eder.' dedi. Kurtulmuş, Anayasa Mahkemesi'nin, CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu kararına ilişkin ise, 'Türkiye'de belli davalar üzerinden ortaya çıkan ve yargıyı yıpratan en temel nokta da budur. Bizim de beğenmediğimiz bir çok husus ve mahkeme kararı var ama yargıyı kendi başına bırakmak lazım. Yargının da siyasallaşmaması lazım. Geçmiş dönemlerde çok yapıldı. Yargı kendini siyasetin üstünde asla kabul etmemeli, siyaset de yargıyı eleştirmeli ama yargıçlık durumuna gelmemesi lazım.' şeklinde konuştu. 'Birbirleriyle çok yakın diyalog içinde olan iki Bakanımızdır'Numan Kurtulmuş, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile Adalet Bakanı Abdülhamit Gül arasında olduğu iddia edilen tartışmaya ilişkin, 'İki Bakanımızın arasında böyle bir tartışma, sürtüşme varmış gibi anlayışın ortaya konması son derece yanlış. ' dedi. Kurtulmuş, şu değerlendirmede bulundu:'Sayın İçişleri Bakanımızın validesine yapılan hakareti kimse kabul edemez, son derece aşağılık bir durumdur. Sosyal medya alanının temizlenme zarureti var. Sosyal medyanın bir etiği oluşmalı. İnsanlar sosyal medya üzerinden istediklerine hakaret ediyor. Bu asla kabul edilebilir değildir. Siyaseti magazinleştirmek medyanın da işine geliyor ama her iki Bakanımız da siyasetin içinden yetişmiş, tecrübeli, devleti de tanımış olan iki değerli Bakan arkadaşımızdır. Birbirleriyle çok yakın diyalog içinde olan iki Bakanımızdır. Bu reform paketinin tartışıldığı toplantıda saatlerce yan yana durdular. Asla aralarında herhangi bir çekişmenin olması söz konusu değildir. Hele bunu sosyal medya üzerinden dile getirdikleri kanaati doğru değil. Bu biraz da siyasal magazin haline döndürüldü, bunun doğru olmadığını belirtmek isterim.'AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, bir soru üzerine siyasetçi ve gazetecilere tehdit ve hakaretle bir şekilde hat bildirilmeye çalışılmasının asla kabul edilecek bir şey olmadığını vurgulayarak şunları ifade etti: 'Bu tür saldırıların siyasetçilerin diliyle bir ilgisi olmadığı kanaatindeyim ama buna rağmen siyaset dilinin nezaket içinde ve karşısındakini anlamak şeklinde olmasının Türkiye'nin hayrına olacağına inanıyorum. Siyasetçiler olarak birbirimizin düşmanı değil, rakibiyiz. Asla tasvip edilemez, siyaset müzakere etme yöntemlerinin arandığı bir yerdir. Siyasetçi, yazar ve gazetecilere tehdit, küfür ve hakaretle bir şekilde hat bildirilmeye çalışılması asla kabul edilecek bir şey değildir. Demokrasiyi zedeleyen bir tavırdır. MHP genel Başkanı Sayın Bahçeli saldırılarla ilgili partisinin tavrını çok net bir şekilde ortaya koydu. 'Bu saldırlar bizim partimizi bağlamaz' dedi. Bu saldırıları sonuna kadar kınıyoruz, kime yapılırsa yapılsın demokrasiyi kirleten, zehirleyen davranışlardır. '(Sürecek)
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Tügik Heyetini Kabulünde Konuştu: (2)
İSTANBUL (AA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ekonominin uzun dönemli sürdürülebilir ve kaliteli bir büyüme yapısına kavuşmasını amaçladıklarını belirterek, 'Büyümenin kendisi kadar istikrarını ve istihdam oluşturmasını da önemsiyoruz. Bu doğrultuda yeni hamlelerle Türkiye'yi değişen küresel değer zincirinin önemli bir oyuncusu haline getireceğiz.' dedi. Erdoğan, Vahdettin Köşkü'nde, Türkiye Genç İş Adamları Konfederasyonu (TÜGİK) Genel Başkanı Erkan Güral ve beraberindeki heyeti kabulünde yaptığı konuşmada, ekonominin güçlü yönlerini sağlamlaştırırken tedbir gerektiren hususların üzerine de kararlılıkla gideceklerini söyledi.Özellikle de serbest piyasa ekonomisi çerçevesinde attıkları adımların etkisinin finansal piyasa göstergelerine müspet bir şekilde yansımaya başladığını dile getiren Erdoğan, tüketici güven endeksinin ocakta yüzde 4 artarak 83,3'e yükseldiğini, kur cephesinin nispeten istikrar kazandığını ifade etti.Kasım ayından bu yana merkezi yönetim borç stokunun yaklaşık 150 milyar azaldığını vurgulayan Erdoğan, 'Ülke risk primimiz de düşüyor. Türkiye CDS'leri 300 bas puana doğru iniyor. Türkiye'nin borçlanma maliyetlerini atacağımız kararlı adımlar ve güçlü politika çerçevemizle inşallah düşürmeye devam edeceğiz. Yurt dışındaki yatırımcıların Türk varlıklarına olan talebinin de artmaya başladığını görüyoruz. Son aylarda ülkemize yurt dışından 15 milyar doların üzerinde pörfoy girişi gerçekleşti. Türkiye'ye güvenen yatırımcılar bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da kazanmaya devam edecektir.' diye konuştu. Erdoğan, ekonominin uzun dönemli sürdürülebilir ve kaliteli bir büyüme yapısına kavuşmasını amaçladıklarını belirterek, şöyle devam etti:'Büyümenin kendisi kadar istikrarını ve istihdam oluşturmasını da önemsiyoruz. Bu doğrultuda yeni hamlelerle Türkiye'yi değişen küresel değer zincirinin önemli bir oyuncusu haline getireceğiz. Yüksek teknoloji sektörleri öncelikli olmak üzere çekeceğimiz uluslararası yatırımlarla ülkemizi bir yatırım, üretim ve teknoloji üssü yapacağız. Bu noktada tabii sizlerin gayretini çok önemsiyorum. Yani sizler iş insanları olarak eğer yurt dışından ülkemize yatırımcı çekecek olursanız bu Türkiye'yi yeniden o 23,5 milyar dolarlara yükseldiğimiz döneme getirir. Bu 30'a getirir, buralara bizim yeniden çıkmamamız için hiçbir sebep yok. Bunu da başarırız.''Yabancı yatırımcı ve şirketleri ülkemize davet edip onlarla görüşebiliriz'Cumhurbaşkanı Erdoğan, yatırım ortamının daha da iyileştirileceği, öngörülebilirliğin daha da artırılacağı, yatırımcıların beklentilerinin daha yüksek düzeyde karşılanacağı bir iklimin tesisi için gereken tüm adımları atacaklarını vurguladı.Bununla ilgili planını da paylaşan Erdoğan, 'Uluslararası gerek yatırımcı gerek şirketleri biz senede bir, hatta iki kez ülkemize davet edip, onlarla ülkemizde timetablelar yapabiliriz, onlarla özellikle bazı görüşmelerimizi yaparız. Hatta onlara ülkemizdeki yatırım imkanlarının neler olduğunu, ne gibi yatırımlar yapabileceklerini anlatmak suretiyle onlara bu yatırımların ama finans sektöründe ama sanayide olduğunu anlatmamızda fayda var. Bunları geçmişte başbakanlığım döneminde falan çok yaptık ve çok da faydasını gördük.' şeklinde konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:'Ekonomi ve hukuk alanındaki reform gündemimizle ilgili yoğun bir hazırlık dönemini geride bıraktık. Yakında kapsamlı reform paketimizi kamuoyuyla paylaşacağız. Ekonomide bu sene temel hedeflerimizden birisi fiyat istikrarını sağlamak olacaktır. Kur istikrarı enflasyonla mücadelede oldukça önemli bir yer tutuyor. Cari açıkla mücadelede yapısal önlemlere hız veriyoruz. Az önce Sayın Başkanın ifade ettiği gibi, özellikle bunu kendilerinden burada dinlediğim gibi, daha sonra da bunun işlenmesinin gereğine inanıyorum. O da şudur. Değerli arkadaşlar, yüksek faize kesinlikle karşıyım ve bu konuda sizlerin mesajları önem arz ediyor. Niye önem arz ediyor? Çünkü siz şu anda yatırımcı konumundasınız. Eğer siz bu yatırımları, düşük faizli kredi imkanına sahip olursanız yapabileceksiniz. Siz bu yatırımı yaptığınız zaman bu bize istihdamı sağlayacak. Üretimi sağlayacak. İhracatı sağlayacak. Bütün bunlar aynı zamanda uluslararası piyasada rekabet imkanını sağlayacak. Bunları başaracağız ki ne yapalım, devlerle yarış edebilir hale gelelim.''Yüksek faizle ülkemin kalkınacağına inanmıyorum'Cumhurbaşkanı Erdoğan, dünyada şu anda eksi faizle kredi veren finans kuruluşları olduğunu belirterek, bunlara Japonya ve İsrail'i örnek gösterdi.İsrail'in kendi içinde eksi faiz ama başkasına karşı daha fazla faiz verdiğini dile getire Erdoğan, 'Avrupa'ya gelen 1, o civarda. Amerika hakeza öyle. Peki bize ne oluyor da 20'lerin üzerine çıkıyoruz. Bizim arkadaşlar da bana kızıyorlar biliyorum. Ama kusura bakmasınlar eğer ben bu ülkenin Başkanıysam, Cumhurbaşkanıysam ben bunu anlatmaya devam edeceğim. Çünkü ben yüksek faizle ülkemin kalkınacağına inanmıyorum. Çünkü biz eğer yatırımı güçlendirirsek işsizlik diyoruz, istihdamı güçlendirirsek, üretimi artırırsak, ihracatımızı artırırsak, buna ihtiyacımız var. Biz ihracatımızı artıracağız ki dışarıdan imkanlar gelsin, cari açığı da azaltmış olalım, hatta bitirmiş olalım. Buna ihtiyacımız var.' ifadelerini kullandı.Savunma sanayisinde başarıyı getiren yönetişim modelini imalat sanayinin diğer alt sektörlerinde de uygulayacaklarını belirten Erdoğan, ekonomide temin edilecek güven ve istikrar sayesinde büyük faiz yükünden de önemli ölçüde kurtulacaklarına inandığını kaydetti.Bankaların kar etmekle övündüğünü ifade eden Erdoğan, 'Öbürü neyle övünüyor. Ben de senden fazla kar ettim. Sizin karınız önemli değil. Bu noktada reel sektördekilerin karı bizim için önemli. Bunu başarmamız lazım. Eğer reel sektör başarıyı elde edemiyorsa demek ki iyi yolda değiliz. Buna bizim dikkat etmemiz gerekiyor.' diye konuştu.'Bütçe harcamaları geçen yıl program hedefinin altında gerçekleşti'Erdoğan, kamu maliyesinin nispeten düşük borçluluk oranlarının Türkiye'yi pek çok ülkeden olumlu yönde ayrıştırdığını belirterek, şöyle konuştu:'Bütçe harcamaları geçtiğimiz yıl 1 trilyon 202 milyar liraya ulaşarak program hedefimizin altında, bütçe gelirleri ise 1 trilyon 29 milyar ile beklentilerin üstünde gerçekleşti. Böylece yılı yüzde 3,6 ile yüzde 4,9'luk bütçe açığı hedefinin altında kapatmış olacağız. Gelişmekte olan ülkelerde yüzde 10,7'lik bütçe açığı verildiği bir dönemde sağladığımız bu başarı takdire şayandır. Sağlık harcamalarındaki ilave artışlar sebebiyle bütçeye gelen bu ilave yüklere rağmen mali disiplinden taviz vermemekte kararlıyız. Bu amaçla 2021 yılı için bütçe açığını milli gelirin yüzde 3,5 seviyesinde tutmayı yeni hedef olarak belirledik. Bütçede oluşturacağımız mali alanı, gerekmesi halinde salgın kaynaklı ilave harcama ihtiyaçlarını karşılamak üzere kullanacağız.'Erdoğan, hizmetleri arttırırken kamu olarak vatandaşın emanet ettiği vergileri en doğru şekilde ekonomik ve verimli kullanacaklarını dile getirerek, şunları kaydetti:'Yatırımlarda kısa sürede sonuç alacağımız üretken alanlara öncelik vereceğiz. Kamuda tasarrufları artırmanın etkili bir yolu da dijital dönüşüme hız vermekten geçiyor. Kamu harcama programlarını düzenli olarak gözden geçirerek verimsiz olanları da kesinlikle tasfiye edeceğiz. Yani verimsiz olanlarla uğraşmanın bir anlamı yok. Vergi politikalarımızı adil, öngörülebilir, sade, yatırımı, üretimi, istihdamı, ihracatı teşvik edecek bir temele oturtacağız.'Erdoğan, kayıt dışılık ile etkin mücadeleyi devam ettireceklerini anlatarak, 'İktisat tarihi kitaplarına geçecek böylesine zorlu bir küresel konjonktürü 18 yılın birikimi ve tecrübemiz sayesinde başarıyla atlatacağımıza inanıyorum.' ifadesini kullandı.(Bitti)
Reklam
Rıfat Kamaşak Yazio: Komplo Teorilerine İnanmalı mıyız?
etiket
Covid-19 pandemisi ile tüm dünyada geleceğin nasıl şekillenebileceğine dair bir tahmin furyası başladı. Virüsün laboratuvar ortamında kasıtlı olarak üretilmesinden, aşının artan dünya nüfusunu azaltmak amacı ile insanlarda kalıcı genetik hasar bırakarak öldürmesine ya da üreme yeteneğini etkilemesine, insanların yerini robotların alması ve hatta tamamen dünyayı robotların yönetmesinden, mevcut para sisteminin dünyayı kontrol edebilmek amacı ile dijitalleştirilmesine kadar bir sürü söylem…
Reklam
Tunus Maliye Bakanı Ali El-Ka'li, Oecd İstanbul Merkezinin Açılışında Konuştu:
ANKARA (AA) - Tunus Ekonomi, Maliye ve Yatırım Destek Bakanı Ali el-Ka'li, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatının (OECD) İstanbul Merkezinin ortak programlarına çok büyük katma değer sağlayacağını belirtti.Türkiye ile OECD iş birliğiyle kurulan 'OECD İstanbul Merkezi'nin video konferans yöntemiyle düzenlenen açılışına, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, Tunus Ekonomi, Maliye ve Yatırım Destek Bakanı Ali el-Ka'li, Kuzey Makedonya Başbakan Yardımcısı Fatmir Bütüçi, OECD Genel Sekreteri Angel Gurria ve Avusturya'nın OECD nezdindeki Daimi Temsilcisi ve OECD Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Thomas Schnöll katıldı.Burada konuşan Ka'li, törene katılmaktan büyük onur ve memnuniyet duyduğunu belirterek davetleri dolayısıyla Türkiye'ye teşekkür etti. Ka'li, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a da özel teşekkürlerini iletirken, bu girişiminden dolayı OECD'yi de tebrik etti.OECD'nin son 60 yıldaki 'daha iyi yaşamlar için daha iyi politikalar' yaklaşımını takdirle karşıladıklarını kaydeden Ka'li, 'İktisadi ve aynı zamanda küresel iktisadi yönetişim açısından önem arz eden bu politikalar sayesinde, OECD gelişmekte olan ülkelere de katkı sağlamış ve en iyi uygulamaları paylaşmıştır.' değerlendirmesinde bulundu. Ka'li, Tunus'un özellikle 2016'dan 2020'ye kadar rekabetçilik ve yönetişim programları alanındaki girişimlerini paylaşma fırsatı bulduğu için şükranlarını sundu. Bunların, Tunus'un yeni görev süresi boyunca OECD ile 2021-2025 yılları arasında ortaklaşa yürüteceği süreçte de geçerli olacağını ve tüm ortakların da katkısıyla sahipleneceğini belirten Ka'li, 'İstanbul'daki bu yeni merkez, ortak programımıza çok büyük bir katma değer sağlayacaktır.' diye konuştu. Ka'li, İstanbul OECD Merkezinin hayırlı olmasını diledi. 'Bu yeni OECD merkezinin tüm bölgeye katkı sağlayacağına eminim'Kuzey Makedonya Başbakan Yardımcısı Fatmir Bütüçi de yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının dünyada farkındalığı artırıp insanların birbirine ne kadar ihtiyaç duyduğunu anlamalarını sağladığını belirtti.OECD İstanbul Merkezinin Batı Balkanlar, Avrasya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'yla bağları güçlendireceğini ifade eden Bütüçi, bu merkezin hükümetler arası politikalar konusunda bütün aktörleri bir araya getirerek herkesin paylaşımda bulunabileceği bir merkez haline gelmesini beklediklerini kaydetti.Bütüçi, OECD İstanbul Merkezinin daha iyi değerlerin yaratılıp paylaşılması, daha iyi iktisadi performansın sağlanması, toplumların daha refah içinde yaşaması için hizmet edeceğinin altını çizerek şu ifadeleri kullandı:'OECD merkezlerinin hedeflerinden bir tanesi de gelişmekte olan ülkeler için sürdürülebilir kalkınma, yoksulluğun azaltılması ve istihdamın artırılmasına yönelik programlar ortaya koymaktadır. Bu yeni OECD merkezinin bu açıdan tüm bölgeye katkı sağlayacağına eminim. Daha iyi yaşamlar için daha iyi politikalar oluşturulması hiç olmadığı kadar önem arz etmektedir. Yeni yollar, yeni yöntemlerle, yeni olanaklarla daha iyi gelecek için çalışmalara devam etmemiz gerekmektedir.'OECD İstanbul Merkeziİstanbul-Odakule binasında faaliyete başlayacak OECD İstanbul Merkezi, Türkiye'nin ve yakın coğrafyanın sürdürülebilir ve kapsayıcı büyüme hedeflerinin gerçekleşmesine katkıda bulunacak. OECD İstanbul Merkezi, 'rekabetçilik, girişimcilik, ticaret, kamu yönetişimi, yenilikçilik, beşeri sermayenin harekete geçirilmesi, bağlantılılık ve altyapının geliştirilmesi, iktisadi direncin artırılması ve yeşil büyüme ile Kovid-19 salgını sonrası dünya ekonomisinin geleceği ve yeniden inşası' alanlarına odaklanarak bu konularda politikalar geliştirecek.Söz konusu merkez, yüksek seviyeli ve teknik düzeyde toplantılara ev sahipliği yaparak paydaşlar arasında diyalog ortamı da sağlayacak.OECD çalışmalarından Türkiye'nin yanı sıra başta Balkanlar, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Avrasya olmak üzere, yakın coğrafyadaki ülkelerin de faydalanmasına imkan vermesi amaçlanan İstanbul OECD Merkezinde, Türkiye'den ve diğer ülkelerden uzmanlar birlikte çalışacak.
Güncelleme - Tencere Satma Bahanesiyle Kandırdıkları Kadının Küpe Ve Parasını Çaldıkları İddiası
ADANA (AA) - Adana'da tencere satma bahanesiyle kandırdıkları kadının altın küpesi ve 350 lirasını çaldığı iddiasıyla gözaltına alınan 2 şüpheli, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.Merkez Yüreğir ilçesi Dadaloğlu Mahallesi'nde ikamet eden İlknur Süren, polisi arayarak, 2 kişinin tencere ve tabak satma bahanesiyle kendisini kandırdığını, altın küpesi ile 350 lirasını alıp kaçtığını bildirdi.İhbar üzerine polis ekipleri, zanlıları yakalamak için bölgede araştırma başlattı.Süren, olay yerinde gazetecilere, sokakta araçlarıyla tencere satan 2 kişiyle alışveriş yapmak için görüştüğünü söyledi.Çok sayıda tencere gösterdiklerini belirten Süren, 'Cebimde sadece 350 liram vardı. Param yeterli olmayınca 'Değerli bir şeyiniz yok mu?' diye sordular. Ben de kulağımdaki altın küpelerimi çıkarıp gösterdim. 2 şüpheliden biri paramı ve küpelerimi alıp benden bir bardak su istedi. Su getirmek için evime yöneldim. Döndüğümde araçlarıyla uzaklaştıklarını görünce arkalarından gittim ama yetişemedim.' diye konuştu.İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi Yankesicilik ve Dolandırıcılık Büro Amirliği ekipleri, plakasını tespit ettikleri otomobille kaçan şüphelilerin İ.Y. (28) ve H.Y. (33) olduğunu belirledi.Evlerinde gözaltına alınan zanlılar, emniyetteki işlemlerinin ardından çıkarıldıkları nöbetçi sulh ceza hakimliğince adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Reklam
Dolar Ne Kadar Oldu? İşte 22 Ocak Dolar ve Euro Fiyatları...
Haftanın son işlem gününde dolar fiyatları merak ediliyor. Döviz kurlarında dün yaşanan sakinlik bugün de devam ediyor. Güne hafif bir yükselişle başlayan dolar 16.00 itibariyle 7,41 seviyelerinden işlem görüyor. İşte 22 Ocak 2021 dolar ve euro fiyatları...
Rus Uzmanlar, Güney Kafkasya'da Kurulacak Koridorların Bölgeyi Geliştireceğinde Hemfikir
MOSKOVA (AA) - DMITRI CHIRCIU - Rusya'da uzmanlar, 2. Dağlık Karabağ savaşından sonra planlanan ulaşım koridorlarının, bölgenin kalkınmasına katkı sağlayacağı görüşünde birleşiyor.Azerbaycan ordusunun işgal altındaki topraklarını 44 günlük savaşla kurtarmasından sonra bölgede silah sesleri sona erdi ve Rusya'nın inisiyatifiyle Azerbaycan ve Ermenistan arasında imzalanan ekonomi içerikli bildiriyle gelecek planları konuşulmaya başlandı.Türkiye, Rusya ve Azerbaycan, tüm bölgeyi kapsayacak projelerle Ermenistan'ın sorun çıkarmak yerine iş birliklerine dahil olmasını planlıyor. Bölgedeki iş birliklerinin temelini ulaşım koridorları oluşturacak.Rusya, Azerbaycan ve Ermenistan liderlerinin 11 Ocak'ta aldığı karar gereği ilk etapta hem Sovyetler döneminde yapılan fakat bölgedeki çatışmalar nedeniyle tahrip olan demir yolu hatları yenilenecek hem de yeni hatlar inşa edilecek.Demir yolu projeleri hayata geçince Azerbaycan Nahçıvan ve Türkiye'ye, Rusya, Ermenistan ve Türkiye'ye, Ermenistan da Rusya ve İran'a daha karlı, hızlı ve kolay ulaşım olanağı elde edecek.Rus gazeteci ve analist Maksim Şevçenko, bölgede sınır aşan ulaşım hatlarının ülkeler arasındaki iş birliklerini geliştireceğine dikkati çekti. AA muhabirine konuşan Şevçenko, Moskova'da imzalanan bildiriyi 'Bölgenin ekonomisini kökten değiştirecek.' sözleriyle değerlendirdi.Ulaşım hatlarının hayata geçirilmesiyle Rusya ve Türkiye arasında ticaret ve ekonomi alanındaki ilişkilerin daha da gelişeceğine işaret eden Şevçenko, 'İki ülke, karadan bir birine daha yakınlaşacak. Burada, sadece bölge ülkeleri için değil, Avrupa Birliği, Orta Doğu ülkeleri, Çin ve Kazakistan için büyük öneme sahip ulaşım koridoru oluşturulacak.' dedi.'Ortak bildiri, altılı platformun oluşturulmasına yönelik ilk adım olabilir'Rusya'daki Çağdaş Türkiye Araştırmaları Merkezi Müdürü Amur Gadjiyev de Rusya, Azerbaycan ve Ermenistan'ın imzaladığı bildirinin bölgenin kalkınmasını ve güvenliği sağlayacağı umudunu paylaşarak, 'Bu açıdan, bu anlaşma çok olumlu ve bölge ülkeleri için artıdır. Yapılan anlaşmaların uygulanmasını engelleyecek kışkırtıcı eylemlere izin verilmemesi oldukça önemlidir.' değerlendirmesinde bulundu.Gadjiyev, 'Bu anlaşma, bölgenin ulaşım bağlantılarının açılmasını ve altyapıyla ilgili projelerinin hayata geçirilmesini sağlayacak ve bölgenin yatırım açısından çekiciliğini arttıracak.' şeklinde konuştu.Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Güney Kafkasya'da Türkiye, Rusya, Azerbaycan, Ermenistan, İran ve Gürcistan'dan oluşacak 'Altılı Platform'u oluşturma teklifini değerlendiren Gadjiyev, şöyle devam etti:'Bu güzel bir teklif. 11 Ocak'ta yapılan anlaşma, altılı platformun oluşturulmasına yönelik ilk adım olabilir. Ancak bölgedeki tüm ülkelerin bu platforma katılması gerekiyor. Bu da ancak güçlü bir siyasi iradeyle olabilir.'
Reklam
Çin, 310 Milyar Dolar Cari Fazlasıyla Almanya'yı Solladı
BERLİN (AA) – Almanya'nın önde gelen ekonomik düşünce kuruluşlarından Ekonomi Araştırma Enstitüsü (Ifo), Çin’in geçen yıl 310 milyar dolarla dünyada en yüksek cari hesap fazlası veren ülke olarak Almanya’yı solladığını bildirdi.Merkezi Münih'te bulunan Ifo tarafından yapılan açıklamaya göre, Çin’in mal, hizmet ve yatırım akışını ölçen cari hesap fazlası geçen yıl 170 milyar dolar artarak 310 milyar dolara yükseldi. Çin’in cari hesap fazlası ülkenin Gayri Safi Yurtiçi Hasılası’nın (GSYH) yüzde 2,1’ine denk geldi.Buna karşılık, geçen yıl Almanya'nın cari hesap fazlası, ülkenin önemli ihracat pazarlarının çoğunda otomobil, makine ve teçhizata olan talebin düşmesiyle 13 milyar dolar azalarak 261 milyar dolara geriledi. Böylece cari fazla ülkenin GSYH’nın yüzde 7,1’den yüzde 6,9’a geriledi.Almanya, cari fazlası art arda beşinci kez düşüş göstermesine rağmen, Çin'den sonra dünyada ikinci en yüksek cari fazla veren ülke oldu. Almanya’yı 158 milyar dolarla Japonya izledi. Ülkenin cari fazlası GSYH’nın yüzde 3,2’sine denk geldi. Yaklaşık son 9 yıldır, Almanya'nın cari işlemler dengesinin GSYH’sine oranı Avrupa Komisyonu'nun belirlediği yüzde 6 olan gösterge eşiğinin üzerinde seyrediyor. Söz konusu fazlalığın GSYH oranı 2015’te yüzde 8,6’ya ulaşarak rekor kırmıştı.Bu arada, düşüş yaşanmasına rağmen Almanya, 2019’da 276 milyar dolar ile art arda dördüncü kez dünyada en yüksek cari fazla veren ülke olmuştu.ABD'nin cari hesap açığı 155 milyar dolar arttıIfo’ya göre, dünyanın en büyük ekonomisine sahip ABD, eski Başkan Donald Trump’ın “Önce Amerika” doktrini kapsamında Çin’e karşı yüksek ticaret açığını düşürmek için tarife savaşları başlatmasına rağmen, geçen yıl 635 milyar dolar ile dünyada cari açığı en yüksek ülke oldu. Cari açık 2020'de 155 milyar dolar arttı. Söz konusu açık ülkenin GSYH’sinin 3,1’ine denk gelerek, 2008’den beri en yüksek seviyeye ulaştı.Cari hesap açığında ABD’yi 91 milyar dolarla İngiltere ve 64 milyar dolarla Fransa izlediÇinli ihracatçılar salgına ilişkin mallara olan talepten yararlandıIfo’nun ekonomistlerinden Christian Grimme, konuya ilişkin değerlendirmesinde, seyahat ve turizme ilişkin Kovid-19 salgını kısıtlamalarının Almanya’nın geleneksel olarak yüksek hizmet açığını rekor düşük bir seviyeye taşıdığını belirtti.Almanya’nın cari hesap fazlasının 2020’de 13 milyar dolar gerilediğini belirten Grimme, ' Almanya’nın mal ticaretinde cari fazlası 34 milyar dolar azalırken, özellikle Avrupa ülkelerinde, ABD ve Asya’da Alman mallarına olan talep azaldı. Aynı zamanda, Almanlar yurt dışına daha az seyahat ettiler, bu da Alman hizmet açığının 22 milyar dolar azalmasına sebep oldu.” değerlendirmesinde bulundu.Çinli ihracatçıların maske gibi salgına ilişkin mallara olan talepten yararlandıklarını belirten Grimme, “Daha fazla insanın evden çalışması sonucu olarak, bilgisayar gibi daha fazla elektronik ürünler sattılar. Ayrıca Çin'in maske ihracatı büyük ölçüde arttı.” ifadesini kullandı.
Başkentte Evlerden Hırsızlık Yapan 4 Şüpheli Tutuklandı
ANKARA (AA) - Ankara'nın Etimesgut ilçesinde 3 evden hırsızlık yaptıkları belirlenen 4 zanlı tutuklandı. Ankara İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, Bağlıca Mahallesi'nde yaşanan hırsızlıkların aydınlatılması için çalışma başlattı.Ekipler, 3 evden hırsızlık yaptıkları belirlenen şüphelileri operasyonla suçüstü yakaladı. Elebaşı U.K. ile E.K, H.D. ve A.A. gözaltına alındı. U.K'nin 42, H.D'nin ise 14 farklı suçtan kaydı olduğu belirlendi.Zanlıların çaldığı 50 dolar, cep telefonu ile altın 2 kolye, zincir, bir çift küpe, bileklik ve yüzük ele geçirildi.Jandarmadaki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen zanlılar tutuklandı.
Reklam
Analiz - Rusya'da Muhalif Blog Yazarları Putin'in Başını Ağrıtacak
MOSKOVA (AA) - ALİ CURA - Bilim ve teknolojide dünyanın önde gelen ülkelerinden Rusya’da, her geçen gün güçlenen muhalif blog yazarları yüzünden iktidarı zor bir dönem bekliyor.İnternet teknolojisinin ilerlemesiyle insanların yaşamında bugün sosyal medya önemli yer kaplıyor. Sosyal medya uygulamaları sadece insan hayatını değil, devletlerin yönetim sistemlerini de etkiler hale geldi.Akıllı telefonlar vasıtasıyla özel hayatımıza kadar giren sosyal medya şirketlerinin oluşturdukları uygulamalar, toplumsal olayları tetikleyecek güç haline geldi.Devletler arasındaki mücadelelerin de aracı haline gelen sosyal medya uygulamaları gerektiğinde seçimlerin kaderini belirlemede, darbeler, protestolar ve karışıklıklar yaratılmasında ülkelerin kaderini etkileyecek önemli unsura dönüştürüldü.Rus bilgisayar korsanları dünyaca ünlüBu mücadelelerin en büyük ve ilk önemli örneğini, günlerce tartışılan “Rusya’nın, 2016’da ABD’deki seçimler öncesinde ve sonrasında Amerikan kamuoyuna Facebook üzerinden müdahalesi iddiası” oluşturdu.Siber dünyada Rus bilgisayar korsanlarının (hacker) yetenekleri dünya çapında bilinen bir gerçek. ABD’de, geçen yılın sonunda bazı bakanlıklar da dahil birçok federal kurumun hedef alındığı siber saldırılar yapıldığına dair iddialar tekrar gündeme gelmişti.Hatta Amerikan teknoloji şirketi Microsoft’un bir raporunda, Rus bilgisayar korsanlarının, dünyadaki seçimler, Kovid-19 aşı çalışmaları, üniversiteler ve olimpiyatlara kadar pek çok alanda gerçekleşen siber saldırılardan sorumlu olduğunu iddia etmişti.Rus blog yazarları ülkede muhalefetin bayraktarı olduSiber dünyada kitle iletişim aracı olarak büyüyen tehditler, bugün Rusya’da iktidarın karşısındaki yerini aldı.Geçen yıllarda, sosyal medya platformlarında görsel unsurların daha kullanılır hale gelmesiyle “blogger” ismi verilen blog yazarlarının sahip olduğu sosyal medya hesapları, Rusya içinde sadece kitlelerin bilgilendiği bir mecra değil, muhalefetin de bayraktarı oldu.İnternet teknolojisinin günlük yaşamda yerini almasından itibaren önce web sayfalarında yazarlık yaparak ortaya çıkan bloggerlar daha sonra sosyal medya sitelerinin zengin içeriklere imkan sağlamasıyla daha geniş alanda etkin olmaya başladılar.Günümüzde siyaset, yaşam tarzı, sağlık, seyahat, moda ve teknoloji gibi konularda öncülük edecek yaratıcı fikirlere sahip olan bu kişiler, ilgili konularda internet üzerinden dikkat çekici ve özgün içerikler üretip yayımlıyorlar.Rus blog yazarları milyon dolarlar kazanabiliyorYüksek sayıda takipçi sayısına ulaşan bloggerlar, takip ve izlenme oranlarına bağlı olarak gerek sosyal medya şirketinden gerek saniyesi binlerce dolarlık reklam tarifeleriyle elde ettikleri kazançlarla kısa sürede büyük servet sahibi oldu ve olmaya devam ediyorlar.Forbes dergisinin verilerine göre, Rusya’da 7,5 milyon takipçisi olan bir ünlü, yılda 3 milyon dolara yakın para kazanabiliyor.Bu örneklerden dolayı, izlenme oranlarının artması ve ticari kaygı, sosyal medyada üretilen içeriklerin, doğru ya da yanlış kriterleriyle değil, ilgi çekici, aykırı, farklı olma ve reyting kaygısıyla yapılır hale gelmesine neden oldu. Sovyetler Birliği geleneğine uygun olarak yönetimle ilgili sorunların kamuoyuna çok yansıtılmadığı Rusya’da siyaset ve ekonomi gibi konular artık internet gibi daha özgür ortamlarda tartışılıyor ve takip ediliyor.Ülkede haber takibi televizyondan internete kayıyorSon zamanlarda, dünyada olduğu gibi Rusya’da da haber izleme ve takip etme konusunda halkın televizyon kanallarına olan ilgisi eskiye göre azaldı ve internet kaynaklarına yöneldi.Özellikle yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının başlamasıyla sosyal izolasyonların sonucunda doğrudan iletişimden mahrum kalan insanların internette daha fazla zaman geçirmesi, bu eğilimi daha da hızlandırdı.Rus Kamu Görüşü Vakfının (FOM) geçen yıl yaptığı araştırmaya göre, Rus halkının yüzde 69’u, ki bu kesimin dörtte üçünü gençler oluşturuyor, önemli sosyal problemler ve bazı konuların gündeme getirilmediğine inanıyor.Araştırmaya göre, 2015’te haber ve bilgi kaynağı olarak “televizyon” kullanımının oranı yüzde 88 iken, 2020’nin başında yüzde 65’e, Ağustos 2020’de yani ülkede salgın nedeniyle sosyal izolasyonun uygulanmasından sonraki süreçte yüzde 62’ye düştü.Ayrıca 2015’te “internet” üzerinden haber takip oranı yüzde 35 iken, Ocak 2020’de yüzde 42, Ağustos 2020’de ise yüzde 51’e yükseldi.Putin karşıtı blog yazarlarının sayısı artıyorBu süre içerisinde Putin yönetimine karşı olan muhalif kesimler blog yazarlığı sıfatıyla eleştirilerini de artırdı. Kendilerini blogger olarak adlandıran ve takipçi sayısı milyonları bulan kişiler, bir süre sonra siyasi eğilimlerini açığa vurarak muhaliflere olan desteklerini ortaya koydular.Bugün, 9 milyona yakın takipçi sayısına sahip, önemli isimlerden röportaj alan Yuriy Dud, 2 milyona yakın takipçisiyle eski Devlet Başkanı adaylarından Ksenia Sobçak, medyatik isimlerle röportajlar yapan ve 1,5 milyon takipçisi olan İrina Şihman gibi onlarca blogger Putin yönetimini eleştiriyor.Rusya’da Putin’e iki dönem daha devlet başkanı olabilme imkanı sağlayan anayasa değişikliğinin ardından pek çok kişi blog yazarlığına soyundu ve yönetim aleyhinde harekete geçti.Muhalif blog yazarı Navalnıy’ın “Putin’in sarayı” iddiası 2 günde 45 milyondan fazla izleyici topladıRusya’nın önde gelen muhalif isimlerinden 44 yaşındaki Aleksey Navalnıy da blogger yazarlığı özelliği ile tanınıyor. Yıllardır Putin ve etrafındakileri “yolsuzluk” yaptıkları iddialarıyla hedef alan Navalnıy, hazırladığı ve Youtube’da yayımladığı videolarla Kremlin’i rahatsız ediyor. Navalnıy, daha önce eski Rusya Başbakanı Dmitriy Medvedev’e yönelik yolsuzluk iddialarını içeren videosu ile dikkat çekmişti.Yasaları ihlal ettiği gerekçesiyle pek çok defa hapse girip çıkan Navalnıy, ülkede özellikle genç kesimlerden ilgi görüyor. Navalnıy, bu yüzden de ağırlıklı olarak siyasi hareketini sosyal medya üzerinden sürdürüyor.Navalnıy, 20 Ağustos 2020’de Tomsk şehrinden Moskova’ya dönüşünde zehirlendiği iddiasıyla özel bir uçakla Berlin'deki Charite Hastanesi'ne nakledilmiş ve burada tedavi görerek iyileşmişti. “Putin’in talimatıyla Rus istihbaratı tarafından zehirlendiği” iddiasını öne süren Navalnıy, geçen hafta sonu Moskova’ya dönüşünde havalimanında pasaport kontrolünde iken gözaltına alındı ve çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.Hapse girdikten sonra Youtube kanalından Navalnıy ve ekibi tarafından daha önce hazırlanmış ve bekletilen bir video yayımlandı ve izlenme rekoru kırdı. Putin ile yakın çevresini hedef alan ve 10 yıl önce de gündeme gelen “Putin için saray: En büyük rüşvetin tarihi” isimli video 2 günde 45 milyonu geçen izlenme rakamlarına ulaştı.Navalnıy’ın protesto çağrısına blog yazarlarından destekNavalnıy, videonun başlangıcında, kendisinin Putin’in talimatıyla zehirlendiğini belirterek herkesi 23 Ocak’ta sokaklara protesto gösterilerine çağırdı.Kremlin ise bu iddiaların yeni olmadığını ve asılsız olduğunu ifade etti.Buna rağmen bazı sanatçılar ve önde gelen blog yazarları, sosyal medya hesaplarını kullanarak 23 Ocak’ta yapılacak izinsiz gösterilere katılma ve Navalnıy’a destek çağrısı yaptı.Sosyal medyadan oy verme yaşına gelmeyen gençlere de protestoya katılma çağrısıNavalnıy’ın videosuna ilaveten özellikle de oy verme yaşına ulaşmamış Rus gençlerin takip ettiği sosyal medya uygulamaları Tik Tok ve Vkontakte üzerinden hafta sonu ülkede yapılacak protesto gösterilerine çağrı ve destek içeren yüzlerce içerik üretildi. Sosyal medya üzerinden yayılan mesajlarda, izinsiz gösterilere katılmanın gençlerin sicilini olumsuz etkilemeyeceği ve polisten korkulmasına gerek olmadığına dair propagandalar yapıldı. Rusya Federal Bilgi Teknolojileri ve Kitle İletişim Denetleme Kurumu (Roskomnadzor), TikTok ve Vkontakte sosyal medya sitelerine uyarı yazısı göndererek gençleri izinsiz protestolara katılmaya teşvik eden yayınların durdurulmasını talep etti.Ardından da Rusya Başsavcılığı protestolara katılma çağrıları içeren internet sitelerine erişimin kısıtlanmasını talep etti ve konuya ilişkin gerekli adımların atıldığını duyurdu.Rusya’nın son yıllarda internet teknolojisi üzerinden hakimiyet sağlama çalışması gizli değil. Özellikle sosyal medya hesapları üzerinden kişisel bilgilerin yurt dışına çıkmaması için yasal düzenlemeler yapılan ülkede, 2019’da siber tehlikeler karşısında oluşabilecek riskleri bertaraf etmek için kendi bağımsız internet ağını (Runet) oluşturmasını öngören karar da yasalaştı. Yasayla siber tehlikelere karşı koymak için internet operatör ağlarında trafik filtreleme sistemlerinin kurulmasının önü açıldı. Bu önlemlere rağmen sosyal medyadaki gelişmeler, Rusya’nın ABD kaynaklı sosyal medyalardan gelen tehditlere karşı koyma kabiliyetinin henüz çok başarılı olamadığını gösteriyor. Belarus’taki muhalefetin sosyal medya yöntemi Rusya’nın provası olduGeçen yıl Belarus’ta cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde ve sonrasında iktidara karşı binlerce kişiyi sokaklara döken, Batı ülkelerinden yönetilen sosyal medya hesaplarıyla uygulamaya konulan muhalefet yöntemi, komşu Rusya için adeta prova oldu.Rusya’da sosyal medya üzerinden yapılan sokağa çıkma çağrıları, sloganlar ve metotların Belarus’ta yapılanlarla aynı içerikte olması dikkat çekiyor. Popülerliklerini her geçen gün artırmaya devam eden sosyal medyanın 'kahramanları', gelecek günlerde Rusya’da sokakların hareketlenmesi için fitili çoktan ateşledi.Sanal dünyada birlik, beraberlik ve dayanışma içerisinde hareket eden siyasetin bu yeni aktörleri Rusya’da gelecekte Putin’in başını ağrıtacak gibi görünüyor.
Analiz - AB Stratejik Körlüğünü Aşabilecek Mi?
İSTANBUL (AA) -ENES BAYRAKLI- Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne (AB) üyelik serüveni 1959 yılında Birliğin öncülü Avrupa Ekonomik Topluluğu’na (AET) ortaklık başvurusuyla başladı. Bu serüvenin aradan geçen 61 yıla rağmen hâlâ üyelikle sonuçlanmamış olması her fırsatta dile getirilen bir husus. Bu süre içerisinde aralarında eski Varşova Paktı üyesi ülkeler olmak üzere onlarca ülke üyelik müzakerelerine başlayıp üye olmasına rağmen Türkiye halen AB’nin kapısında bekliyor. Türkiye-AB ilişkilerinin inişli çıkışlı tarihine bakıldığında ilk göze çarpan, Türkiye’nin başka hiçbir üye ya da aday ülkeye benzemeyen bir muameleye tabi tutulduğu gerçeğidir.Avrupa’daki muhafazakâr ve aşırı sağcı çevreler Türkiye’nin farklı bir kültüre sahip olmasını gerekçe göstererek Türkiye’ye imtiyazlı ortaklık önerisinde bulunmaktalar. Buradan açıkça anlıyoruz ki Türkiye seküler bir devlet olmasına rağmen bu çevreler tarafından nüfusunun çoğunun Müslüman olması ve İslami kültürü nedeniyle açıkça Avrupa’nın ötekisi olarak konumlandırılıyor. Dolayısıyla 83 milyonluk nüfusu ile Türkiye’nin AB’ye üye olması sadece birlik içerisindeki güç dengelerini ciddi olarak değiştirecek olması bakımından değil aynı zamanda AB’nin kimliğini yeniden tanımlamasını gerektirecek kadar büyük bir meydan okuma olarak görülüyor. AB’yi Hristiyan-Yahudi kültürü temelinde yükselen bir birlik olarak gören bu çevrelerin İslam’ın ve Müslümanların Avrupa tarihinin ve Müslüman göçmenler üzerinden de bugünün bir parçası oldukları gerçeğini görmezden geldikleri açık. Dolayısıyla Türkiye’nin üye olduğu bir AB ister istemez daha kapsayıcı bir AB haline gelecektir. Aşırı sağın her geçen gün yükseldiği AB’nin bilhassa bugün böyle bir dönüşüme açık olmadığı ortada. Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecinin önündeki en temel sorun da bu.Türkiye-AB ilişkileriyle ilgili üretilen literatüre Avrupa merkezci ve kolaycı bir yaklaşım hâkim durumda. İlişkiler genelde Türkiye’nin iç siyasetinde yaşanan gelişmeler üzerinden analiz edilerek Türkiye’nin neyi doğru ya da yanlış yaptığı gündeme getirilmek suretiyle Türkiye’nin önüne ev ödevleri konulmakta. Halbuki tüm ikili ilişkilerde olduğu gibi Türkiye-AB ilişkilerini etkileyen faktörler üç düzlemde incelenmeli: Türkiye’de yaşanan iç siyasi gelişmeler, AB’de yaşanan iç siyasi gelişmeler ve uluslararası sistemde yaşanan değişimler. Aday bir ülke olmasından dolayı Türkiye ile AB arasında asimetrik bir ilişki bulunuyor. Bu asimetriden dolayı da AB’de yaşanan iç gelişmelerin Türkiye’nin AB’ye adaylık sürecine etkisi genelde göz ardı ediliyor. Bu hikâyenin Türkiye’yle ilgili tarafı çokça yazıldı çizildi. Üzerinde yeterince durulmayan konu ise uluslararası sistem ve AB’de yaşanan değişimlerin ilişkiler üzerindeki etkileri. Uluslararası sistemde yaşanan değişimlerİkili ilişkileri etkileyen en temel unsurun uluslararası sistemin yapısı ve bu sistemde yaşanan değişimler olduğu açıktır. Uluslararası sistem açısından bakılacak olursa; son 30 yılda Soğuk Savaşın sona ermesi, terörle savaş doktrininin ortaya çıkması, Çin’in yükselişi ve son olarak yeni tip koronavirüs (Kovid-19) pandemisi gibi ciddi kırılmalar ve güç kaymalarının yaşandığı görülüyor. Bugün Soğuk Savaşın sonra ermesinden bu yana 30, Türkiye’nin üyelik müzakerelerine başlamasından bu yana ise 15 yıl geçmiş durumda. Bu süre içerisinde yepyeni bir Türkiye ve AB ortaya çıktı. Ne Türkiye eski Türkiye ne de AB eski AB’dir. Zira her iki aktör ve uluslararası sistem statik değil epeyce dinamik bir süreçten geçiyor.Soğuk Savaş sonrası dönemde tarihin sonunun ilan edildiği ve ABD’nin hâkim olduğu bir dünya düzeninden bugün çok kutuplu bir dünya düzenine gidildiğine dair ciddi emareler var. Dolayısıyla yeni bir dünya kurulduğu açık; Kovid-19 pandemisinin ise bu dönüşümü daha da hızlandırması bekleniyor. Etrafı krizler ve iç savaşlarla çevrili olan ve bu krizlerin ürettiği göç, mülteciler ve terör tarafından istikrarı tehdit edilen AB, belirsizliklerle dolu bu uluslararası sistemde kendisine nasıl bir rol biçiyor? AB’nin ABD’nin düzenleyici rolüne ilanihaye güvenemeyeceği Trump döneminde açıkça ortaya çıkmış oldu. Bu açılardan bakıldığında çevresindeki krizleri şekillendirmek ya da en azından dondurmak için AB, Türkiye gibi bir aktörle işbirliği yapmak zorunda. Bütün bunlara rağmen AB’nin Türkiye ile ilişkilerine stratejik bir körlüğün hâkim olduğu görülüyor. AB, Türkiye ile ilişkilerini hâlâ sadece üyelik perspektifi çerçevesindeki asimetrik ilişki üzerinden sürdürmek istemekte, bundan dolayı da çevresinde ortaya çıkan krizlere hızlı cevap üretememekte ve yeni şartlara adapte olamamakta. Dış politika ve güvenlik açısından birlik adeta kısmi bir felç içerisinde.İlişkilerin ana taşıyıcısı Türkiye'nin üyelik hedefiSoğuk Savaş sonrasında bütün bunlar olup biterken Avrupa siyasetinde de çok hızlı bir dönüşüm yaşandı. Çok kültürlülüğün bittiği ilan edildi, aşırı sağcı partiler normalleşti ve AB’nin genişlemesiyle ilgili bir yorgunluk hali ortaya çıktı. Neticesinde 1990’ların ve 2000’lerin sürekli genişleyen ve entegrasyonunu derinleştiren AB, 2009 ekonomik krizi sonrasında gün geçtikçe içine kapanmaya ve etrafına duvarlar örmeye başladı. Böyle bir AB’nin, kendisinden istenen tüm şartları yerine getirse dahi Türkiye’yi üye olarak kabul etmesi içinde bulunduğu karmaşadan dolayı bir hayli zor görünüyor.Bütün bunlara rağmen bugün gelinen noktada Türkiye ve AB ekonomi, güvenlik, göç ve mülteciler gibi birçok açıdan karşılıklı bağımlılık ilişkisi içinde. Bundan dolayı da her iki aktör birbirlerine sırtlarını dönme lüksüne sahip değiller. Bu mecburiyet ve Türkiye’nin uzun vadeli olarak AB’ye üyeliği stratejik bir hedef olarak tanımlamış olması müzakereler dondurulmuş olmasına rağmen bugün ilişkilerin ana taşıyıcısı haline gelmiş durumda. Bu mecburiyetin tam manasıyla bir stratejik iş birliğine evrildiğini söylemek pek mümkün değil. Stratejik bir işbirliğine evrilmese dahi Türkiye ve AB’nin ideolojik önyargıları ya da irrasyonel korkuları bir kenara bırakarak maksimum düzeyde işbirliği yapmaları her iki aktörün de çıkarları açısından en rasyonel yol. Gümrük Birliği ve vize liberalizasyonu bu noktada ön plana çıkıyor. Gümrük Birliği’nin modernizasyonu, pandemi sonrası dönemde her iki tarafa ciddi ekonomik faydalar sağlayacaktır. Vize liberalizasyonu ise insani düzlemde ilişkileri yoğunlaştırarak AB’nin son dönemde zarar gören imajını onarmasına ve Türkiye’nin üyelik hedefini sürdürmesine çok olumlu bir katkı sağlayacaktır.[Türk Alman Üniversitesi (TAÜ) Öğretim Üyesi olan Doç. Dr. Enes Bayraklı aynı zamanda SETA Avrupa Araştırmaları Direktörüdür]
Uzmanlara Göre Biden İçeride Güvenliğe, Dışarıda Diyaloğa Dayalı Politika Yürütecek
İSTANBUL (AA) - GÜLSÜM İNCEKAYA - Uzmanlar, yeni ABD Başkanı Joe Biden'ın önünde ülke içindeki kutuplaşma, Kovid-19 salgınının ekonomi üzerindeki etkileri ve eski ABD Başkanı Donald Trump döneminde bozulan uluslararası ilişkilerin düzeltilmesi gibi önemli sorunlar bulunduğunu belirterek yeni yönetimin ülkede birliği sağlamak için güvenlik ağırlıklı tedbirler alacağını ve dış politikada ise diyaloga dayalı bir ilişki sürdüreceğini söyledi. 20 Ocak'ta yemin eden Joe Biden, ABD'nin 46. Başkanı olarak göreve başladı. Kamala Harris ise ülkenin ilk kadın ve siyahi Başkan Yardımcısı olarak tarihe geçti. Yemin sonrası yaptığı konuşmasında, 'Bütün Amerikalıların başkanı olacağım' sözleriyle birlik mesajı veren Biden, müttefiklerle ilişkilerin önemine işaret etti.Biden başkanlık mesaisinin ilk gününde, Donald Trump'ın politikalarını geri çevirmeye yönelik, aralarında Paris İklim Anlaşması, Dünya Sağlık Örgütüne (DSÖ) yeniden katılmak, federal binalarda maske takılması zorunluluğu, Meksika sınırına örülen duvara sağlanan fonların kesilmesi ve bazı Müslüman ülkelere uygulanan seyahat kısıtlamalarının kaldırılmasının da bulunduğu 17 kararnameyi imzaladı.Uzmanlar, Biden'ın yemin töreninde yaptığı konuşmada Trump'ın 'dağıttıklarını toparlamaya' ve ülkeyi yeniden birleştirmeye yönelik 'birlik' çağrısını ve dış politika mesajlarını AA muhabirine değerlendirdi. İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlter Turan, Biden'ın, ülkede iyice belirginleşen kutuplaşmayı sonlandırma üzerine politikalar geliştireceğini söyledi.Biden'ın, eski başkan Trump dönemiyle serbestleşen birtakım tehlikeli akımlarla ve beyaz ırkçılıkla mücadele ile Meksika sınırındaki duvarı kaldırma sözü verdiğini hatırlatan Turan, 'Yeni Başkan, hem içeriye hem de dışarıya yönelik mesajlarında demokrasi vurgusu yaptı. Demokratik uygulamaları aksatan ülkeleri eleştiren bir yaklaşım sergiledi.' dedi.Turan, Biden'ın içerideki önceliğinin Kovid-19 salgınının yol açtığı olumsuzlukları telafi etmek olduğuna dikkat çekerek 'Biden'ın içeriye yönelik 'birlik' mesajı vermesinde ülkedeki kutuplaşmanın boyutlarının etkili olduğu muhakkak. Salgının bitmesi, iktisadi ortamın iyileşmesi toplumsal gerilimi gidermeye yardımcı olacaktır. Ama silahlı mücadeleye özenen sokak gücünü denetlemek için muhtelif güvenlik tedbirleri almasını da bekleyebiliriz.' diye konuştu.Dış politika mesajlarında ise zedelenen uluslararası ilişkileri yeniden canlandırarak Trump'ın yaptığı tahribatı onarma söylemlerinin ön plana çıktığını belirten Turan, 'Özellikle Rusya ve Çin ile ilgili mesajlardan bu ülkelere yönelik ABD politikasında ciddi bir değişiklik olmayacağını anlıyoruz' değerlendirmesinde bulundu.Turan, Çin ile ABD arasındaki ilişkinin rekabetçi olduğunu ancak Biden'ın bunu daha alışılagelmiş çerçevede bir rekabete dönüştüreceğini aktardı.Trump döneminde ABD'nin uluslararası iktisadi sistemdeki liderliğini terk etmeye başladığını vurgulayan Turan, 'Biden'ın özellikle dış siyasette kullandığı üslup çok farklı olacaktır. Çin ve Rusya ile yapılacak mücadeleyi müttefikleriyle ortak şekilde yürütecektir. Nükleer silahların denetlenmesi ile ilgili anlaşmaları yeniden işler hale getirmeye çalışacaktır. Bu ilişkiler rekabetçidir. Biden, ABD değerlerinin korunması için sistemli ama kavgacı olmayan bir mücadele yürütecektir.' dedi.'ABD şu anda yaralı bir devlettir'Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Uluslararası İlişkiler Konseyi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Aydın da Biden'ın yemin konuşmasında ülkedeki parçalanmışlığı ve kutuplaşmayı sona erdirmeye vurgu yaptığını, mesajını daha çok birlik üzerinden verdiğini söyledi.Biden'ın birlik vurgusunun daha çok Trump döneminin kutuplaşmış siyasetine tepki niteliğinde olduğunu belirten Aydın, 'Biden kutuplaşmanın yanı sıra aşırıcılıkla mücadele edeceğini de söyledi. İç tehditlere karşı demokrasiyi yenilemek, güçlendirmekten bahsetti. Sistematik ırkçılıkla mücadele edeceğini söyledi. Bu mücadele ülkeyi uzun bir süre meşgul edeceğe benziyor. Çünkü Amerika şu anda yaralı bir devlet durumunda. Kongre binasının basılması gibi son birkaç haftadır yaşananlar ABD yakın tarihinde görülememiş olaylardır.' diye konuştu. Aydın, ABD'deki kutuplaşmanın Trump ile başlamadığını, Trump'ı da iktidara taşıyan zeminin zaten var olduğunu belirterek Biden ve ekibinin bu problemleri yatıştırmaya çalışacağını vurguladı. Göçmenler ve vatandaşlık hakları ile ilgili düzenlemelerin yanı sıra salgından etkilenenlere mali desteği artırmaya yönelik mesajlara da değinen Aydın, 'Muhtemelen Biden bu konuda Kongrenin desteğini rahatlıkla alacaktır.' dedi.Biden'ın dünyadaki sorunları askeri güçle değil diyalogla çözme yoluna gideceği mesajı vermesinin dikkat çekici olduğunu söyleyen Aydın, şunları kaydetti:'Dış politika için çok somut söylemleri yok. Trump döneminde hasara uğrayan müttefiklerle ilişkilerin onarılmasından bahsetti. Burada sadece NATO müttefiklerini kastetmiyor. Uzak Asya ve Pasifik'teki bazı ülkeler ile Kanada ve Meksika gibi yakın ülkelerle bozulan ilişkilerin düzeltilmesi gündemde olacaktır. Biden'ın Çin'e karşı yeni ittifak sistemleri kurmaya, eskilerini de onarmaya çalışacağını düşünüyorum.' Aydın, ABD'nin Suriye'de terör örgütü YPG/PKK ile olan yakınlığının Türkiye ile ilişkilerde sorun olmaya devam edeceğine dikkati çekerek 'ABD'nin YPG ilişkilerinde çok fazla geri adım atacağını düşünmüyorum. S-400'lerle ilgili de Türkiye'yi NATO çerçevesine sokmaya çalışacaktır. Ancak doğrudan zorlayıcı tedbirler uygulama yoluna gideceğini sanmıyorum.' ifadelerini kullandı.'Amerika, çok kutuplu dünya düzeniyle adeta bir mücadeleye tutuşacak'Maltepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Ünal da Biden'ın salgından dolayı işsiz kalanlara 1400 dolar yardım yaparak birkaç yıl öncesine kadar ortalama bir beyaz Amerikalının sahip olduğu, dünya standartlarının üzerindeki 'Amerikan rüyası' denilen yaşam tarzını geri getiremeyeceğini söyledi. Biden'ın önünde ABD tarihi boyunca kronikleşmiş ırkçılığın yanı sıra ekonomik kriz gibi sorunların da olduğunu belirten Ünal, 'Her ne kadar Biden ülkedeki kutuplaşmanın önüne geçeceğine dair mesajlar vermiş olsa da Trump, bu işin peşini bırakmayacağını açıkladı. Dolayısıyla belli ki ABD'de 'Trumpizm' devam edecek. Bu, ABD'de iki partili sistemin bozulmasına kadar varacak bir süreci başlatabilir.' şeklinde konuştu.Ünal, ABD'deki ırkçılık, yabancı karşıtlığı ve ekonomik sistemden kaynaklanan rahatsızlığın başta Avrupa olmak üzere dünyanın birçok gelişmiş bölgesinde görüldüğüne dikkat çekerek 'Dolayısıyla dünya düzeninde üstünlük algısını kaybeden ABD ve Batı'da bir anda hiç beklemediğimiz olaylar patlak verebilir.' dedi.İçeride kutuplaşmış bir Amerika'nın, çok kutupluluğa evrilmiş bir dünyaya çeki düzen vermeye çalışma ihtimalinin zayıf olduğuna işaret eden Ünal ancak Biden ile gelen kadroların ABD'nin üstünlüğü esasına dayanan dönemin isimlerden oluştuğuna dikkat çekti.Ünal, ABD'nin, çok kutuplu dünya düzeniyle adeta bir mücadeleye tutuşacağını söyleyerek 'Bunu kazanması ve yeniden hegemon bir Amerikan dünya düzeni oluşturması çok zayıf ama dünyayı karıştırması, zora sokması ihtimali yüksek. Yani bütün dünya ve özellikle de Türkiye olarak dört yıllık zor bir dönem geçireceğimizi düşünüyorum. Çünkü dışişleri bakanı olacak Antony Blinken'in Türkiye hakkındaki tezleri ve söylemleri hiç de kabul edilebilir gibi görünmüyor.' ifadelerini kullandı.
Reklam