onedio
Beyaz Perdenin En Çekici 10 Kötü Adamı
Heath Ledger'dan Tom Hiddleston'a,en yakışıklı kötü adamlar.Bayanlara hep soruyorlar 'Anlamıyorum,neden filmdeki kötü karakteri sevdin ki?' Alın size cevabımız,siz o kadar yakışıklı adamı filme kötü diye koyarsanız,bizde kötü adamı daha çok severiz.Açık ve net ^-^
En İyi 100 Türk Filmi Seçiliyor
Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik , geride bıraktığı yüzyılda birçok başarılı ve gurur verici yapımı armağan eden Türk sinemasının en iyi 100 filminin halkın oyları ile belirleneceğini bildirdi. Çelik, yaptığı yazılı açıklamada, Türk sinemasının 100. yılının kutlandığını ve bakanlık olarak halkın sinemaya olan ilgisini arttırmayı hedeflediklerini belirtti. Türk sinemasının Fuat Uzkınay tarafından 1914'te çekilen 'Ayestefanos'taki Rus Abidesi'nin Yıkılışı' adlı belgesel ile tarihi yolculuğa başladığını kaydeden Bakan Çelik, 'Geride bıraktığı yüzyılda birçok başarılı ve gurur verici yapımı bizlere armağan eden Türk sinemasının en iyi 100 filmini halkımızın oyu ile belirleyeceğiz' ifadesini kullandı. Son yıllarda Türk sinemasının uluslararası alanda elde ettiği prestijli ödüllerin, katıldığı uluslararası festivallerin geleceğe yönelik umut ve beklentileri daha da yükselttiğini bildiren Çelik, açıklamasında şunları belirtti: 'Akademisyenler, meslek birlikleri ve sivil toplum kuruluşları tarafından belirlenen 500 film arasından seçilen 300 film halkımızın oyuna sunulacak. 1 Eylül'e kadar sürecek oylamanın sonuçlarını düzenleyeceğimiz özel bir gece ile kamuoyuna duyuracağız. Düzenlenecek gecede seçilen 'En İyi 100 Türk Filmi'ne ait afiş ve görüntüler de bir sergi ile sinemaseverlerle buluşturulacak. Ayrıca her filmden bir kostüm tekrar dikilerek kamuoyunun beğenisine sunulacak ve ardından bu kıyafetler, açılacak 'Ulusal Film Arşivi ve Sinema Müzesi'nde sergilenecek. En iyi 100 filmi belirlemek için 'http://100yil100film.gov.tr/' veya 'http://www.yuzyilyuzfilm.gov.tr/' adresleri ziyaret edilebilecek.'T24
Türkiye'de Süryanice Çekilen Uzun Metrajlı İlk Film
Türkiye'de Süryanice çekilen uzun metrajlı ilk film gösterime girdi. ‘Gittiler; sair ve meçhul’ isimli film, Süryani bir ailenin 90'lı yıllardaki göç etmek ile kalmak arasındaki dramını konu ediyor. Hayatlarında daha önce hiç sinemaya gitmemiş Midyat'ın Gülgöze köyünde yaşayan Süryani bir aile de filmin başrol oyuncuları oldu. 90'lı yıllarda Türkiye’nin güneydoğusunda yaşanan çatışmalar nedeniyle göç etmek zorunda kalan Süryanilerin hayatını kadrajına alan yönetmen Kenan Korkmaz’ın filmine plato olarak seçtiği yer Mardin’in Midyat ilçesine bağlı Gülgöze (Aynvert) köyü oldu. Oyuncuları da Aynvert köyünde yaşayan ve ilk kez kamera karşısına geçen Süryani Akay ailesinin fertleri. Uluslararası Mardin Film Festivali’nde gösterimi yapılan film ‘gitmek ve kalmak’ arasındaki paradoksu dramatize ediyor. Filmdeki bir replik ise, kalan Süryanilerin yalnızlığını vurguluyor: “Biz ölürsek artık toprağın altına koyacak kimsemiz yok.” Sair ve Meçhul1960’lı yıllarda yapılan nüfus sayımlarında vatandaşlara anadillerinin de sorulması ve resmi kayıtlarda Süryanice'nin ‘sair ve meçhul’ başlığı altında yer almasından esinlenen Altın Portakal’lı genç yönetmen Kenan Korkmaz’ın ‘Gittiler Sair ve Meçhul’ isimli filmi, birbirinden bağımsız iki bölümden oluşuyor. 'Sair' bölümünde göç etmeyerek kalan, 'meçhul' bölümünde ise göç eden iki Süryani kardeşin hikâyesi anlatılıyor. Yönetmen Korkmaz’ın bir belgesel çalışması sırasında tanıştığı Akay ailesinin üyelerinin tamamı filminde rol almış. Yönetmen Korkmaz filmin hikayesini şöyle anlatıyor: “Akay ailesiyle tanışmam Süryanilerin ve onların hikâyeleriyle tanış olmama da yol açtı. Hazreti İsa’nın dili Aramice ile aynı olan Süryaniceyi konuşan bu kadim halk hakkında biraz literatür taradığımda bir anlamda film kendini dayattı. Filmin ilk bölümünün oyuncuları da bizzat ‘gitmek ve kalmak’ arasında bocalamış Süryani bir aile oldu.” Korkmaz’ın filmi için kullandığı Midyat’ın Aynvert köyünde bir kaç Süryani aile yaşıyor. Filmde rol alan Akay ailesi de onlardan biri. Daha önce sinemaya bile gitmemişler Filmde göç etmeyerek kalmayı tercih eden kardeşi canlandıran Yuhannun Akay, eşiyle birlikte kamera karşısına geçtiklerinde önce utandıklarını sonra yönetmenin telkinleriyle bu durumu aştıklarını anlatıyor: “Önce oynamak istemedik. Ancak oynamamızı istediği şey saten bizim hayatımızdı ve yaptığımız işlerdi. Biraz yabancılık çektik ancak sonuçta yaptık.” Yuhannun’un filmdeki gibi gerçek hayatta da eşi olan Sonya ise gösterdiği performansla eleştirmenleri bile şaşırtmış. Karakteristik bir yüze sahip olan Sonya olumlu eleştireler nedeniyle utanmış. Filmde oynadığı rol gerçek hayatta yaptıklarıyla aynı: “7 inek, 15 koyun ve 22 keçimiz var. Kaynanam Hanıme ile birlikte bakıyoruz. Ben her sabah beşte uyanıyorum. Hayvanları sağıp ahırı temizledikten sonra çobana veriyorum. Sonra çocukların kahvaltılarını hazırlayıp okula gönderiyorum. Ev temizliği ve yemek yapıncaya kadar akşam oluyor. Hayvanlar gelmiş oluyor o zamana kadar, sağıp ahıra yerleştiriyorum. Bana yine bunları yapacaksın dediklerinde ben de yaptım. Hem işlerimi gördüm hem de filme çektiler.” Filmin Midyat Süryani Dernekleri Federasyonu (SÜDEF) salonundaki gösterimine katılan Akay ailesi daha önce hiç sinemaya gitmemiş. Ekranda kendilerini gördüklerinde şaşıran ve beğenen Yuhannun Akay, bu kadarını beklemediklerini söylüyor: “Hepimiz iyi oynamışız. Daha önce hiç sinemaya gitmemiştik. Hem kendimiz oynadık hem de Süryanice olması çok güzel. Bizim yani Süryanilerin var olduklarını göstermesi anlamında önemli. Bizi olduğumuz gibi anlatmış. Giden Süryanilerin geri dönmelerini çok isterim. Ben ilkokula giderken numaram 137 idi. Oğlumunki 20. İsterim ki torunlarımın numaraları 200-300 olsun.”Abdülkadir Konuksever| Kaynak: Al Jazeera Türk
Bruce Lee Yeniden Hayat Buluyor
'Kader Ajanları' filmiyle yönetmenliğe iddialı bir geçiş yapan ve adı belli başlı projelerde anılmasına rağmen son olarak senaryosuna Mark Heyman'ın imza attığı XOXO filmiyle yeniden yönetmen koltuğuna oturmayı planlayan George Nolfi, Bruce Lee'nin hayatını perdeye aktarmaya hazırlanıyor! Lee'nin gençlik dönemine ağırlıkAğrılıklı olarak Bruce Lee'nin gençlik dönemlerine yönelecek olan film; Lee'nin 1965 yılında Çin'in en büyük dövüş sanatları ustası olan Wong Jack Man'le yaptığı efsane dövüşün ardından yaşadığı yükselişin sonrasında odaklanacak! Daha önce Jason Scott Lee tarafından ete kemiğe büründürülen Bruce Lee'nin hayat hikâyesi 'Dragon: The Bruce Lee' filmine de konu olmuştu. Yeni filmde efsane dövüş sanatları ustasını kimin canlandıracağı ise şimdiden merak konusu oldu.Haber Türk
Reklam
Korku Filmlerindeki En Korkunçlu Kadınlar
Bildiğiniz gibi korku filmlerinin neredeyse hepsinde bölüm sonu canavarı ( boss ) olarak karşımıza bir karakter çıkar. Kahramanlarımız onu yok etmek ve kötülüğe son vermek zorundadır. Tahmin edeceğiniz gibi de bu karakterler özenle hazırlanmış, oldukça korkutucu görünen tiplerdir. Şimdi gelin listemizde bu boss adını verdiğimiz karakterlerin hem kadın hem de korkunç olanlarınına göz atalım.
Korku Severlerin Mutlaka Takip Etmesi Gereken 7 Dizi
Masters of Horror, korku dizileri arasında içeriğini geniş ve özgün bir kitleye yaymış, kendine has stili ile en iyi dizi listelerinde yer almayı başarmıştır. Her bölümünü farklı yönetmenlerin yönettiği, her bölümde farklı oyuncuların oynadığı eşsiz bir dizi diyebiliriz. Amerikan korku filmleri seyrinde, çeşnisi bol olan bölümler izleyiciye her korkuyu tattırarak tatminkarlık sağlıyor. Zamanın tabu konuları arasına giren ölülerle seksten tutun insan etiyle beslenmeye kadar tüm pislikleri görebileceğinizden dolayı sizleri, otobüslerde kapı üstlerinde “basamakta durmayın, otomatik kapı çarpar” yazan küçük stickerın yansıttığı önemli bilgi seviyesinde uyarmak isteriz. Ayrıca her yemek yapana “usta” denmeyeceği gibi, diziyi çeken her yönetmene de “master” dememiz imkansız tabii. Malesef dondurmalı patates kızartması kadar hoş ve boş bölümleri de yok değil.
Reklam
Söyleşi: Kötü Ruhlu Malefiz Olarak Angelina Jolie
Geçirdiği ameliyatlar nedeniyle kariyerine ara veren ve bu süre zarfında kendini meme kanseriyle mücadeleye adayan Angelina Jolie, Disney’in kötü kalpli cadısı Malefiz rolüyle geri dönüyor. İlk defa bir Disney filminde boy gösterecek olan Angelina Jolie, rolünün gereksinimlerini, çocuklarının Malefiz’e bakışını ve sağlık durumunu kamuoyuyla paylaşma kararını CinéLive dergisine anlattı. Kötü kapli Malefiz’i oynayacağınız açıklandığında, bir çok insan “Angelina Jolie bu rolde harika olur” dedi. Bunu iltifat olarak mı yoksa hakaret olarak mı alıyorsunuz? İnsanlar, bazı aktör ya da aktrisleri kaba ya da kötü adam rollerine yakıştırdıklarında gülümsüyorum. Malefiz beni küçüklüğümden beri etkilemiştir. Bir yandan beni çok korkuturdu, diğer yandan da ondan çok etkilenirdim. Onu her zaman çok sevdim. Teklifi kabul etmeden önce çok düşündüm ama bir gün kardeşim “Bunu gerçekten yapmalısın” gibi bir mesaj bıraktı ve kabul ettim. Ama Malefiz gerçekten kötü kalpli… Çok karanlık bir karakter. Bu noktadan sonra, Malefiz’i nasıl gizemli ve ilginç kılabiliriz, onu düşünmemiz gerekiyordu. Tehlikeli bir rol olduğu doğru. Linda Woolverton’un yazdığı senaryo oldukça tutarlıydı. Ana fikir sadece kötü kalpli birini oynamaktan zevk almak değil, bu tarz karakterlerin neden bu kadar cani ve agresif olduğunu da anlamak. Onu bu kadar gaddar olmaya iten nedir? Dışlanmışlığın kurbanı mı?Çocuklarınız Malefiz hakkında ne düşündü? Onu çok korkutucu buluyorlardı ama kendilerine Malefiz’in gerçek hikayesini anlatacağımı söyledim. Başkalarına anlatmayacaklarına söz verdiler. Onlara senaryoyu anlattım, benim için de küçük bir sınavdı. Bir gün sonra oğullarımdan biri arkadaşına Malefiz’i savunarak “Sen onu anlamıyorsun!” diyordu. Demek ki başarmışım. Bunu yapmak için bir çok nedenim vardı. Çocuklar adaletsizliği sevmezler. İyi ya da kötü olsun, çocuklar karakterlerin savaşçı olmasını isterler ve karakter, Malefiz gibi hata yaptığında, sınırı aştığında sinirlenirler, anlam veremezler. Böylece, tanımadıkları şeylerin varlığını keşfederler.Malefiz kılığına girdiğinizde neler hissettiniz? Aslında çok zarif ve kontrollü biri. Oynaması zor bir rol oldu. Benim için yepyeni bir meydan okumaydı. Malefiz’i sesim sayesinde kontrol edebildim. Bunun için çok çalıştım. Malefiz normalde benden çok daha büyük, kendine her zaman güvenen, gururlu biri. Kendime daha teatral, daha ‘British’ bir ses seçtim. Sesimi çocuklarım üzerinde denedim, pek bir değişiklik fark etmediler. Ben de bu karanlık sese daha melodik bir hava katmaya karar verdim ve işe yaradı! Gülmeye başladılar. Çözümü bulmuştum ve bu yönde çalıştım.Aurora’yı oynayan Elle Fanning’le benzediğinizi söylüyorlar. Fanning ekranda ışık saçarken, siz daha karanlık ve korkutucu görünüyorsunuz… Bunu bir iltifat olarak alıyorum. Elle Fanning gerçekten çok şaşırtıcı biri. Ekranı aydınlatıyor. Ben ise kendimi, sakin ve iyi biri olarak görmek isterim. Özel hayatımda da yapmaya çalıştığım bu. Geri kalan şeyler içinse hayat gerçek bir mücadele olarak geçiyor. İşimizde mücadele ediyoruz, politik olarak mücadele ediyoruz ve özel hayatımızla bile mücadele edebiliyoruz. Ben böyle yaşıyorum. Onun için de insanların düşündüğünden daha ciddi olmaya çalışıyorum. Elle Fanning ise çok şeker ve sempatik olmanın avantajına sahip. Onunla ilk karşılaşmamızı hatırlıyorum. Beni gördüğünde koridorun ucundan koşarak geldi ve bana sarıldı!Kızınız, filmde Aurora’nın gençliğini oynuyor… Her ne kadar Brad’le benim özel bir beklentim olmasa da, çocuklarımızı bir film setinde, küçük bir rolde görmek keyif verici bir şeydi… Hatta oyuncu olmamalarını tercih ederiz! Çekimler sırasında Vivienne 3 ya da 4 yaşındaydı. Film setinde, bütün çocuklar benden korkuyordu. Büyük olanlarla sorun yoktu ama en küçükler yanıma yaklaşamıyordu. Herhalde boynuzların ve tırnakların etkisi! Ama Vivienne, annesiyle oynadığı için sorun olmadı.Gençken karanlık biri olduğunuzu söylemiştiniz. Sizi değiştiren ne oldu? Evet öyleydim. Daha doğrusu öyle olmuştum… Çok seyahat ettim ve dünyada benim sorunlarımdan daha zor mücadelelerin, daha büyük acıların olduğunu anladım. Yardım kuruluşlarıyla çalışmamım sebebi de bu. Ve tabii ki çocuklarım var. Anne olmak, kendin için değil, başkaları için yaşaman anlamına geliyor. Bu sizi hayatınızın geri kalanı için değiştiriyor. Hala tepkimi çeken şeyler olsa da, her sabah uyanıp çocuklarımla oynuyor ve onlarla beraber kendi çocukluğuma geri dönüyorum. Bana bunu getirdiler.Peki sonuç olarak, kötü kalpli olmak Malefiz’in biraz olsun hoşuna gitmiyor mu? Sanırım öyle bir an gelir ki, herkes “Tamam, beni daha fazla zorlama, beni rahat bırak” der. Sanırım herkes hayatında en az bir kere saldırıya, ihanete uğramış, yargılanmıştır. Ve her zaman öyle bir an gelir ki “Tamam! Ben kötü müyüm? O zaman ne kadar kötü olabildiğimi sana göstereceğim” deriz.Böyle bir topluma sahibiz öyle değil mi? Evet ama yaşlandığımızda ve birbirimize benzediğimizi, biraz egoist olduğumuzu anladığımızda, oturup düşünmemiz gerekir. Şiddet ve kötülük her yerde. Dünyanın bazı yerlerinde yaşananlar, hayatımızda gündelik sorunlara ve atışmalara yer olmadığını anlamamızı sağlamalı. Canilik ve dehşet bizi bir araya getirmeli.Siz de son zamanlarda, özel hayatınızda zor dönemlerden geçtiniz, sağlık sorunları yaşadınız. Bugün nasılsınız? Çok iyiyim ve bu kararı aldığım için gurur duyuyorum. İyi doktorlara sahip olmak ve yönettiğim ‘Unbroken’ üzerinde çalışmak büyük bir şanstı. İşim konsantre olabildim.Yaşadıklarınızı, New York Times aracılığıyla insanlarla paylaştınız, kadınları meme kanserine karşı test yaptırmaya çağırdınız. Bu beni insanlara yaklaştırdı. Kadınlarla hastalıkları hakkında konuştum, erkeklerle eşlerinin ya da kızlarının sağlık durumu hakkında görüşlerimi paylaştım. Benimle aynı şeyleri yaşayan, yakınlarını kaybeden ya da ameliyatı düşünen insanlarla tanıştım. Bunu açık bir şekilde kamuoyuyla paylaşmak, onlar kadar bana da yardımcı oldu. Bana gelen destek gerçekten çok çarpıcıydı.  ZETECinéLive’dan çeviren Cem Gelgün
Hong Kong Filmleri İstanbul Modern Sinema'da
İstanbul Modern Sinema’da son dönemde yeniden yükselen sinemadan on filmlik seçki.İstanbul Modern sinema, Sinema Sponsoru D-Smart’ın katkılarıyla, Hong Kong Ekonomi ve Ticaret Dairesi işbirliğiyle  5-15 Haziran tarihleri arasında “Hong Kong Panorama” başlıklı programla Hong Kong’un köklü ve son dönemlerde yeniden yükselen sinemasından  on filmlik bir seçki sunuyor.  Programdaki filmler arasında “Elveda Cariyem”in (Farewell My Concubine) yazarı Lilian Lee’nin korku öyküleri derlemesinden uyarlanan, Hong Kong sinemasının ünlü oyuncuları Jeannie Chan, Dada Chan ve Kelly Chen’in rol aldığı korku filmi serisi “Karanlığın Öyküleri”nin ilk filmi (Tales From the Dark 1) yer alıyor. Ayrıca, 2014 yılındaBerlin Film Festivali’nde Altın Ayı’ya layık görülen “İnce Buz, Kara Kömür”  (Black Coal, Thin Ice), Wong Kar Wai'ın geçen yıl Berlin Film Festivali’nin açılış filmi olarak gösterilen ve Kung Fu tarihine dair güzel bir inceleme olan “Büyük Usta” (The Grandmaster) ve eşcinsel bir erkek ile eşcinsel bir kadın arasında gelişen sıradışı aşkı konu alan “Seviyor, Sevmiyor” (Love Me Not) da seçkideki filmler arasında.2014 Berlin Uluslararası Film Festivali’nden Altın Ayı ve En İyi Oyuncu dalında Gümüş Ayı ödülleriyle dönen “İnce Buz, Kara Kömür”, parodi ve ciddiyet arasında gidip gelen sağlam bir kara film. 2013 Outfest Los Angeles LGBT Film Festivali dahil birçok festivalin resmi seçkisine giren “Seviyor, Sevmiyor”, izleyici şiddetli aşkın zorlukları ve sınırları muğlak bir cinsellikle dolu dokunaklı bir yolculuğa çıkarıyor.İki Oscar’a aday olan ve 2014 Asya Film Ödülleri’nden En İyi Film ve En İyi Yönetmen dahil yedi ödülle dönen Bruce Lee’yi de eğitmiş olan efsanevi Wing Chun ustası Ip Man’ın yaşamının ve döneminin öyküsünü aktaran “Büyük Usta”, Çin’in kaos, bölünme ve savaş dolu yıllarını gözler önüne seriyor.  Önemli oyuncuları ve güçlü yönetimiyle, 2013 Hong Kong Film Ödülleri’nde En İyi Film ve En İyi Yönetmen dahil olmak üzere sekiz dalda ödül kazanan “Soğuk Savaş” yolsuzluk, güç mücadelesi ve politik oyunlar üzerine bir gerilim. Prömiyerini 2013 Hong Kong Film Festivali’nde yapan “Bizim Dansımız” da dans, stil ve gençlik enerjisiyle dolu, romantik bir drama. Dünya prömiyerini New York’taki Asya Filmleri Festivali’nde (2013) yapan “Karanlığın Öyküleri Bölüm 1,” Çinli yazar Lilian Lee’nin yazılarından uyarlama ve üç farklı yönetmen tarafından yönetilmiş üç eğitici hayalet öyküsünden oluşuyor“İncir”,  ilk IFVA* ödülünün kazananı yönetmen Vincent Chui’den, dünya prömiyerini 2013 Hong Kong Bağımsız Film Festivalinde yapan, eşsiz ve ahenkli bir drama.  2013 Hong Kong Uluslararası Film Festivali’nin resmi seçkisi içinde yer alan “Son Kodaman”, 1930’larŞanghay’ında yaşamış bir suç örgütü liderinin öyküsünü anlatıyor. Başrollerinde Hong Kong’un ünlü yıldızlarının oynadığı “Arsız Kocam”, eğlenceli bir romantik komedi. “Diva” ise menajeri Kin-sun tarafından bir diva olmaya yönlendirilen J’nin öyküsünü aktarıyor.İstanbul Modern Sinema girişi 9 TL.’dir. Film gösterimleri müze ziyaretçilerine ve üyelere ücretsizdir. KARANLIĞIN ÖYKÜLERİ  Bölüm 1 (Tales From The Dark, Part 1), 2013Hong Kong | DCP, Renkli, 114’ | KantoncaYönetmenler:  Simon Yam, Chi-Ngai Lee, Fruit ChanOyuncular: Simon Yam, Jeannie Chan, Dada Chan, Kelly Chen, Tony LeungDünya prömiyerini New York’taki Asya Filmleri Festivali’nde (2013) yapan “Karanlığın Öyküleri Bölüm 1,” Çinli yazar Lilian Lee’nin yazılarından uyarlama ve üç farklı yönetmen tarafından yönetilmiş üç eğitici hayalet öyküsünden oluşuyor. İlk öykü “Çalıntı Mallar” Simon Yam tarafından yönetilmiş, başrolünde de kendisi oynuyor. Kwan, oyuncaklarla dolu, yıkık dökük bir odada yaşamaktadır. Kendisine hayaletler musallat olmaktadır ve işinden kovulmasının ardından, para kazanmak için ölülerin küllerinin saklandığı kapları çalmaya ve onları kendisinden satın almaları için ailelere şantaj yapmaya karar verir. “Avuç İçinde Bir Sözcük” başlıklı ikinci öykü, Lee Chi-Ngai tarafından yönetilmiş. Bay Ho bir kahindir ve hayaletleri görebilme becerisine sahiptir. Eski yüzme öğretmenine musallat olan ergenlik çağındaki hayaleti araştırmaya başlar. Fruit Chan tarafından yönetilen son öykünün başlığı, “Jing Zhe.” Bir kadın, bir kahinden onu aldatan insanları lanetleyecek bir ayin gerçekleştirmesini ister. 'Bu kısmen düzensiz fakat sürükleyici mini-üçleme, Uzakdoğu korku sineması hayranlarını, korkudan altlarına ettirmeden memnun edecektir '. – Variety MagazineİNCİR (The Fig), 2013Hong Kong | Blu-ray, Renkli, 97’ | KantoncaYönetmen: Vincent ChuiOyuncular: Jenny Li, Eliz Lao, Lo Chun Yip, Stiffany Lo, Carson Chungİlk IFVA* ödülünün kazananı yönetmen Vincent Chui’den, dünya prömiyerini 2013 Hong Kong Bağımsız Film Festivalinde yapmış, eşsiz ve ahenkli bir drama. Bir trajedinin ardından Ka, kocasını terk eder. Annesinin ölümünden babasını sorumlu tutan Man adlı adamla tanıştığında, Ka kendisini aile bağlarının nasıl çözülüp yeniden bağlanabildiğini ve insanların birbirleriyle ilişki kurmaya ne kadar ihtiyaç duyduklarını anlamasını sağlayacak beklenmedik bir arkadaşlık içinde bulur. *Hong Kong Arts Centre tarafından organize edilen Asya Film ve Görsel Medya Geliştiricisi  (The Incubator for Film and Visual Media in Asia)SON KODAMAN, (Da Shang Hai ) 2012Hong Kong | Blu-ray, Renkli, 118’ | KantoncaYönetmen: Wong JingOyuncular: Chow Yun-fat, Huang Xiaoming, Sammo Hung2013 Hong Kong Uluslararası Film Festivali’nin resmi seçkisi içinde yer alan film, 1930’lar Şanghay’ında yaşamış bir suç örgütü liderinin öyküsünü anlatıyor. “Son Kodaman,” nostaljik Hong Kong aksiyon filmleriyle Hollywood usulü dram ve romantizmi bir araya getiriyor. İşadamı Cheng, polisin tuzağına düşer ve yeni bir hayata başlamak üzere her şeyi ardında bırakır. Şanghay’ın suç dünyasına adım attığında, hayatının aşkı, Japon ordusu ve yerel gizli servis arasında sıkışıp kalır. “Wong Jing’in yavan ciddiyetiyle yönlendirilen bu pahalı yapım, salon draması sahnelerini arka arkaya ortaya seriyor, aralaraysa etkili fakat dudak uçuklatmayan aksiyon sahneleri giriyor.” – Variety MagazineARSIZ KOCAM (My Sassy Husband), 2012Hong Kong | DCP, Renkli, 107’ | KantoncaYönetmen: James YuenOyuncular: Ekin Cheng, Charlene Choi, Zhang Xinyi, Izz Tsui, Joyce ChengBaşrollerinde Hong Kong’un ünlü yıldızlarının oynadığı eğlenceli bir romantik komedi. Sam ve Yo Yo aralarındaki büyük yaş farkına rağmen, ailelerinin verdiği sözü yerine getirmek için evlenirler. Ancak on yıl içinde birbirlerine aşık olurlar. Sam orta yaş bunalımı geçirirken Yo Yo istekli davranmaya devam edince, birbirlerine daha fazla direnemez hale gelirler. Evliliklerinin ardındaki sırrı öğrenerek, yeni bir hayata başlarlar. DİVA (DIVA Hua Li Zi Jun), 2012Hong Kong | Blu-ray, Renkli, 102’ | KantoncaYönetmen: Heiward MakOyuncular: Joey Yung, Chapman To, Hu Ge, Meg Lam, Carlos ChanJ, menajeri Kin-sun tarafından bir diva olmaya sevk edilir. Bir konser sırasında sesini kaybedince, ortadan yok olur ve görme engelli bir masörle beklenmedik bir ilişki içine girer. Bu sırada Kin-sun, kariyeriyle aşkı arasında seçim yapması gereken Red adlı bir başka şarkıcıyla ilgilenmeye başlar. J geri dönüp Red’e yardım ederken, kendi kariyerini sürdürmesi için baskı altına girer.  SEVİYOR, SEVMİYOR, (Love Me Not) 2012Hong Kong | Blu-ray, Renkli, 92’ | KantoncaYönetmen: Gilitte LeungOyuncular: Afa Lee, Kenneth Cheng, Rebecca Yip, Siu Wu2013 Outfest Los Angeles LGBT Film Festivali dahil birçok festivalin resmi seçkisine giren “Seviyor, Sevmiyor”, izleyici şiddetli aşkın zorlukları ve sınırları muğlak bir cinsellikle dolu dokunaklı bir yolculuğa çıkarıyor. Dennis resim atölyesinde çalışmaktadır, Aggie ise fotoğrafçıdır. Çocukluktan bu yana arkadaştırlar ve her ikisi de eşcinseldir. Dennis görücü usulü bir evlilik yapmaya niyetlendiğinde, Aggie kıskançlık hisseder ve Dennis’le ilişkisini gözden geçirmeye karar verir. SOĞUK SAVAŞ (Hon Zin), 2012Hong Kong | Blu-ray, Renkli, 102’ | KantoncaYönetmen: Lok Man Leung, Sunny LukOyuncular: Aaron Kwok, Tony Leung,  Charlie Young,  Andy LauYolsuzluk, güç mücadelesi ve politik oyunlar üzerine bir gerilim. Beş memuru taşıyan hayli donanımlı bir polis minibüsünün ortadan kaybolduğuna dair aldıkları isimsiz telefonun ardından, Hong Kong polisi bir kurtarma operasyonu başlatır. Saat işlemeye başlar, rehinelerin hayatlarının ve polisin itibarının kurtarılması, iki rakip komiserin ellerindedir. Önemli oyuncuları ve güçlü yönetimiyle, “Soğuk Savaş” 2013 Hong Kong Film Ödülleri’nde En İyi Film ve En İyi Yönetmen dahil olmak üzere sekiz dalda ödül kazandı. “Yoğun olay örgüsüyle başlangıçta kafa karışıklığına yol açan Hong Kong polisiyesi ‘Soğuk Savaş’ daha sonra gözle görülür biçimde canlanıyor, ancak filmin yanlış başlangıcı birçok izleyicinin dramanın karmaşık manevralarıyla tam anlamıyla bağ kurmasına engel olabilir.” – Variety Magazine BİZİM DANSIMIZ (The Way We Dance), 2013Hong Kong | Blu-ray, Renkli, 110’ | Kantonca Yönetmen: Adam WongOyuncular: Cherry Ngan, Babyjohn Choi, Janice Fan, Tommy “Guns” LyPrömiyerini 2013 Hong Kong Film Festivali’nde yapan bu film dans, stil ve gençlik enerjisiyle dolu, romantik bir drama. Fleur üniversiteye yeni başlamıştır ve tutkusu bir dansçı olmaktır. Katıldığı Bomba adlı dans topluluğunun tek amacı bir yarışmada rakip topluluk Rooftoppers’ı yenmektir. Dans stiliyle alay edilmesinin ardından Fleur topluluktan ayrılır ve bir Tai Chi kulübüne üye olur. Beklenmedik bir kaza sonucu Fleur dibe vurur ancak o anda, Rooftoppers’ın lideri ortaya çıkar ve ona başarılarının sırrını açıklar. “Hong Kong’un en iyi sokak dansçılarına yer veren, muhteşem bir seyirlik.” – Hollywood Reporter BÜYÜK USTA (Yi Dai Zong Shi), 2013Hong Kong | DCP, Color, 110’ |Kantonca Yönetmen: Wong Kar WaiOyuncular: Tony Leung, Zhang Ziyi, Chang Chen, Zhang Jin, Wang QingxiangBruce Lee’yi de eğitmiş olan efsanevi wing chun ustası Ip Man’ın yaşamının ve döneminin öyküsü. İki Oscar’a aday olan ve 2014 Asya Film Ödülleri’nden En İyi Film ve En İyi Yönetmen dahil yedi ödülle dönen “Büyük Usta” Çin’in kaos, bölünme ve savaş dolu yıllarını gözler önüne seriyor. “Wong Kar-wai'nin 2013 Berlinale’nin de açılışını yapan bu dövüş sanatları destanı, varoluşsal bir melankoliyle yerçekimine karşı koyan aksiyon sahnelerini bir arada sunuyor.”– The Hollywood ReporterİNCE BUZ, KARA KÖMÜR (Bai Ri Yan Huo) ,  2014Hong Kong | DCP, Renkli, 106’ | KantoncaYönetmen: Diao YinanOyuncular: Liao Fan, Gwei Lun Mei, Wang Xuebing, Wang Jingchun, Yu AileiDetektif Zhang, bir seri cinayet vakasını beceriksiz biçimde ele alır ve görevden uzaklaştırılır. Benzer cinayetler yeniden işlenmeye başladığında, Zhang cinayetleri kendi başına araştırmaya başlar. Kanıtlar genç bir kadına işaret ediyordur; Zhang bu kadını izlerken ona aşık olur ve birdenbire hayatı tehlikeye sürüklenir. Parodi ve ciddiyet arasında gidip gelen bu sağlam kara film, 2014 Berlin Uluslararası Film Festivali’nden Altın Ayı ve En İyi Oyuncu dalında Gümüş Ayı ödülleriyle döndü. “Çinli yönetmen Diao Yinan, taşrada yaşayan sıradan insanlar arasında geçen, tarz sahibi bir kara film yapmış.” – The Hollywood ReporterMilliyet
Reklam
Sinemada Zihinlere Kazınan 20 Açılış Sahnesi
Bir filmin iyi bir film olduğuna nasıl karar verirsiniz? Yönetmenine, oyuncularına, senaristine yada yapımcısına göre karar verenler çoğunluktadır. Ama bence iyi bir film açılış sahnesinden belli eder kendini. Her genelleme gibi yine istisnaları hariç tutarak denilebilir ki her iyi filmin iyi bir açılış sahnesi olacaktır. Koltuğa oturduğunuzda, perde aydınlandığında yada DVD'nin play tuşuna bastığınızda çoğu zaman ne çıkacağını bilmezsiniz. Ama işte iyi bir film sizi o ilk iki üç dakikada kendisine bağlayabilendir. İyi bir yönetmen izleyicinin ilk iki üç dakikada kendi dünyasına kabul ettirebilendir. Elbette ki bu bir subjektif değerlendirme. Ama bugüne kadar iyi başlayan kötü bir filme rastlamadım. Böyle olunca film seçimimde de açılış sahnelerine önem vermem yadırganmamalı. İşte açılış sahneleriyle unutamadığım filmleri sıralamak ve iyi bir filme giden yolun iyi bir açılış sahnesinden geçtiğini kanıtlamak istediğim liste de böyle oluştu. İyi seyirler dilerim.
Gelmiş Geçmiş En İyi 10 Macera Filmi
Gerçek mi yoksa rüya mı? Belkide geriye kalan hayatınızı bu soruyu sorgulayarak geçireceksiniz. Yönetmen Christopher Nolan’ın ustalık yapıtı olan Inception, Leonardo Di Caprio’nun tüm zamanların en iyi performanslarından biriyle taçlandırılıyor.
'Kendimi Sözlerle Daha İyi İfade Edebilseydim Sinemaya Bulaşmazdım'
“Kış Uykusu” filmiyle 67. Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’yi kazanan yönetmen Nuri Bilge Ceylan , “Kendimi ifade etmek konusunda görüntüler yerine sözlerde daha becerikli olduğumu düşünseydim hiç sinemaya bulaşmazdım. Çünkü yalnızlığı seven bir insanım. Bir romancının yalnızlığını, bir tiyatro yazarının yalnızlığını hep kıskanmışımdır. Ama bu konuda çok yetenekli, becerikli değilim, sözleri kullanmak konusunda” dedi. Star gazetesinden Alin Taşçıyan ’a konuşan Nuri Bilge Ceylan’ın sözleri şöyle: “Kasaba filminde çok uzun diyaloglu bir bölüm vardır, çok iyi beceremediğimiz bir bölüm. O sahneyi yaşatamamış olmak beni çok korkuttu o zaman. O yüzden bir süre diyalogdan kaçmış olabilirim, ben beceremiyorum bu işi, diye. Ama o sahneyi çekememiş olmak bana sinemada çok şey öğretti. Bunun nedenleri üzerine çok düşünmek ve araştırmak zorunda kaldım. Hayattaki gerçek diyalogları gizli gizli kaydettim. Onların yapısını inceledim diyaloğu oluşturan şey nedir diye… Diyaloğun doğallığına çok takmıştım o zamanlar. Birçok yönetmen için de bir meseleydi o zamanlar… Tam da geldiğim bu noktada diyalogda doğallık o kadar da önemli görünmemeye başladı bana… Nedense… ‘Bir Zamanlar Anadolu’da’ da çok uğraştım o işle, biraz daha fazla diyalog vardı ve onların birbirinden çok farklı kasabalı karakterlerin ağzına oturtturulması gerekiyordu. Onda da Çehov’dan yararlandık, en az bu filmdeki (Kış Uykusu) kadar. ‘Bir Zamanlar Anadolu’da’dan sonra bu filmde, o filme ait daha farklı bir dünya yaratma özgürlüğünü zannediyorum olsun istedim biraz. Tıpkı bir romancının daha özgür hissetmesi gibi diyalog konusunda. Sinemada da sırıtmayacak bir hale getirilebilir mi diye… Çünkü bana diyaloglar da çok keyif verir zaman zaman bir Çehov oyununda olsun ya da bir Dostoyevski romanında, Shakespeare oyununda falan… Bazen bir şeylerden sıkılıyorsunuz, bir şeyler deniyorsunuz.Girmediğiniz bölgeler, hala anlatmak istediğiniz, sizin için çok önemli, başat olan şeyler barındırıyor. Girmek istiyorsunuz, sırasını bekliyor bir şekilde”.   Amatörlerden profesyonel oyunculara… Amatör oyuncuyla da, profesyonel oyuncuyla da çalıştım. İkisinin de özelliklerini biliyorum. Amatör oyuncuyla çalışıyorsanız çok doğal, çok sahici şeyler almanız mümkün. Ama yazdığınız diyalogları kesinlikle değiştirmeniz lazım, her an! Onun yapabileceği, onun ağzına oturabilecek, sürekli yeni şeyler keşfetmek zorundasınız. Ama bu filmde (Kış Uykusu) biz yazdığımız diyalogları aynen istiyorduk. Çok dikkatli yazdık, tek bir kelimenin bile değişmesi, vurgusu bizim için çok önemliydi. O yüzden amatör oyuncu düşünülemezdi. Bir de amatör oyuncu zannedildiği kadar kolay değildir. En beklemediğiniz konularda sorun çıkarır. Çok naz yaparlar, mesela! Bu filmde iki üç tane amatör vardı. Bir hizmetçi karakteri var, otelde. Yani üçüncü çekimi yapmaya kalktığınızda neden, bitmedi mi, niye olmadı, ne gerek var diye soran birisi! Ama bir profesyonelle ellinciyi çekseniz de hala elli birinciyi çekmek için bir iştah görüyorum. O da insanın hoşuna gidiyor doğrusu.   Senaryodan kurguya… Senaryo nehir gibi… Bir nehrin doğuşu gibi oradan buradan bir sürü damla toplanıyor. Bir bakıyorsunuz bir gün yorgun bir ırmak akıyor. Nasıl ortaya çıktığı konusunda fazla bir fikrim yok. Her senaryoda da değişiyor bu, bazısında bir görüntü başlatabilirken bazısında bir konuşma… Eninde sonunda her şey! Daha doğrusu bir sanat yapıtının ortaya çıkması gibi bir kolaj, bir sürü şeyin harmonik, uyumlu biçimde bir araya gelmesi. Ama senaryo yazımı benim için didaktik bir süreç. Senaryo yazımı sırasında insan daha akademik düşünüyor sanki. O yüzden senaryo yazımını sette de kurguda da devam ettirmek gerektiğini düşünüyorum ya da bunu yapabilceğim bir esneklik yaratmaya çalışıyorum. Senaryodan hiçbir zaman emin olmuyorum. Çekimde daha iyi bir şey arıyorum. Kurguda çalışmayabileceği korkusu beni çekimde başka alternatiflere yöneltiyor. Çünkü insan psikolojisi o kadar tahmin edilmez ve bilinmez bir şey ki kurguda neyin çalışacağına emin olmak gerçekten çok zor. Muhakkak hepimiz birer maskeyle yaşıyoruz; toplumsal hayatta bu maskenin nasıl kendi duygusunu gizlemek, başkalarını kandırmak ve bir sürü şey için ne şekiller alacağını bilmek, bütün o detaylar insanın senaryo aşamasında tümüyle hakim olabileceği bir konu değil. Hiç aklınıza gelmeyecek bir yüz ifadesini başka bir şeyle çarpıştırdığınızda duygusal olarak, etkisel olarak, ‘İşte bu insan doğasına daha uygun,’ diyorsunuz mesela. Hiç düşünmediğiniz bir şey! Bu yüzden kurguya biraz fazla malzemeyle girmek gerektiğini düşünüyorum. O yüzden son filmde bayağı bir malzeme çektik, 200 saatlik çekim var.   Görüntülerden stile… Kendimi ifade etmek konusunda görüntüler yerine sözlerde daha becerikli olduğumu düşünseydim hiç sinemaya bulaşmazdım. Çünkü yalnızlığı seven bir insanım. Bir romancının yalnızlığını, bir tiyatro yazarının yalnızlığını hep kıskanmışımdır. Ama bu konuda çok yetenekli, becerikli değilim, sözleri kullanmak konusunda. Görüntülerde de reflekslerim daha gelişmiş. Daha doğrusu film yaparken görüntü konusundaki kararları çok daha net veriyorum. Uzun düşünceler harcamama gerek olmuyor. O yüzden fotoğraf, sinema gibi sanatlara zorunlu oldum. Hatta doğama çok daha aykırı bir üretim süreci var sinemanın. Pek çok insanla cebelleşmek zorundasınız, bittikten sonra bile! Fakat onları nasıl yaptığımı da bilmiyorum ayrıca, görüntü konusunda gerçekten hiçbir stratejim yok. Ben senaryoda da şuradan çekerim, buradan çekerim diye çok düşünmem. Hele bunca filmden sonra! Çok rahat sete giderim nereden çekeceğimi bilmeden. O teknik elemanlar, odanın şekli falan hemen nasıl çekeceğim konusunda kafamda şekillenir. Çok çeşitleme yapmam, kamerayı oraya koy, buraya koy gibi bir çeşitleme değil de oyuncuların oyunlarında, söyledikleri sözlerde bir çeşitleme yaparım. Tekrarla oluşan şeyler, anlatabileceğim, analitik biçimde ele alabileceğim konular değil. Ama stil konusu benim için çok önemli. Bir filmin anlatım şekli, neredeye içerikten daha önemlidir. Çünkü hayatımızda bile bir insan size bir şey söyler, dinlemezsiniz, ikna olmazsınız ya da çok şey ilgilenmezsiniz. Ama başka biri başka bir şekilde söyler başka bir ilgi uyandırır. Söyleyiş şekli çok önemlidir, her şeyde! Dolayısıyla bir insanı belli bir dünyaya sokmak için bir yol bulmak zorundasınızdır. Bu yolu sürekli araştırırız, insanlar üzerinde daha etkili olmak isteriz, söylediklerimiz dinlensin isteriz. Bunu hayatta nasıl arıyorsak, sinemacı da söyleyeceği yolu bulma, stil konusunda kafa yormak zorundadır. Bu konu en çok dikkat ettiğim şeydir, ama içsel bir süreç. Dikkat ederim ama kendiliğinden olan bir şey. İzah etmem biraz zor ama böyle bir şey. En önemli şey benim için, özellikle kurguda çok dikkat ederim. Bir yönetmenin eninde sonunda bir filmde hesabını veremeyeceği bir tek karenin olmaması gerektiğini düşünüyorum. En küçük ayrıntının da hesabını verebilirim. Kurguya zaman çok ayırırım. Beni utandırmamalı sonradan çünkü ufacık bir şeye dikkat etmezseniz o yirmi yıl sonra bile gözünüze batmaya devam eder.  Denemelerden ustalığa… Kendi en sevdiğim yönetmenlere baktığımda çok da denemeci tipler olduğunu düşünmüyorum. Mesela Ozu denemeci bir insan değildir. Hep aynı filmi çekerdi, ama sadece git gide daha sofistike bir hale getirdi. Sanki bir Çinli ressam elemanları git gide daha azaltır gibi. Son filmleri iyice rafinedir. Keza Bresson öyledir, nitelikleri son filmlerinde ortaya çıkmaya başladı. Cesaret tek başına saygı duyulacak bir şey değil bana göre. Nereye gittiğine bakmak lazım. Sonuçta aptal cesareti diye de bir şey var. Sofistikeleşmeye başladığı zaman bir sinema içten gelen bir yere doğru gitmeye başladığını görüyorsunuz.  Korkulardan cesarete İçten baktığım zaman kendimi çok cesur görmüyorum, tam tersine çok korkak görüyorum. Onu da söylemem lazım. Sinema bir anlamda da korkuyla yapılan bir şey. Attığım her adım korkularla ve endişelerle de yaratılıyor. Daha sonra birisi cesaret diye de nitelendirmiş olabilir ama aslında süreç öyle işlemiyor. Sinema cesaretle yapılan bir şey değil bence, tam tersine sorular, korkular, kaygılar, zayıflık, yalnızlıkla yapılır. Bir sanatçının yalnızlık hissettiği için üretim yaptığını düşünüyorum. Benim için de en büyük meselelerden biri o. O korkunç yalnızlıktan kurtulmak için biraz… Bazen… Bunlar derin konular… Nefretten sevgiye… Ben gıcık olma potansiyeli yüksek karakterlerle uğraşmayı tabii ki seviyorum. Anlamaya çalıştığım karakterler de onlar. Gıcık olma kapasitemizin ardında kendimizi koruma güdüsü bazen yatar. Mesela alaycı birine gıcık oluruz ama ondan korkarız da. Gıcık olduğumuz karakterlere gıcık olmakla hayran olmak arasında ince bir çizgi var. Bir lafla, bir tek şeyle öbürüne bir anda dönüşebilir. Sinema yazarlığının anlamı da belki burada, bir şey hep göründüğü gibi değildir. Anlamı birden değişebilir. Sanat eserleriyle ilişkide ben katalizörlerin çok önemli olduğunu düşünüyorum. İyi bir sinema yazarının da böyle bir katalizör olabileceğini düşünüyorum. Ben kendi tarihimden biliyorum. Hem insanlarla hem sinemayla ilişkimde. Bugün en hayran olduğum insanlar önce en gıcık olduklarım aslında! İlk görüşte sevdiğin bir insanı uzun süre sevemezsin. Kısa vadeli olur. Filmde de öyle olur. İlk gördüğümde yarıda çıktıklarım sonradan hayatımın en önemli filmleri haline gelmiştir. Ya da yıllarca sinir olduğum bir insan ilişkinin bir anda yön değiştirmesiyle en yakın dostlarımdan biri olmuştur. Öyledir hayat, sürekli kendimizi koruyarak, kollayarak sağ kalmaya çalışıyoruz aynı geminin içinde. Tehlikeli bulduğumuz insanları, belli bir formülasyonla hayatımızdan uzak tutmaya çalışıyoruz, kafamızın içinde. Ben ilginç bulduğum karakterleri filme koymaya çalışıyorum, sevgi duymuyorum onlara, sevgi duymam gerekmiyor daha doğrusu.” T24
Reklam
Kış Uykusu'nun Vizyon Tarihi Belli Oldu
Yönetmen Nuri Bilge Ceylan’ın Altın Palmiye ödüllü filmi ‘Kış Uykusu’nun vizyon tarihi belli oldu. ‘Kış Uykusu’, 13 Haziran’da Türkiye’de gösterime girecek.Ünlü yönetmen Nuri Bilge Ceylan'ın 67. Cannes Film Festivali'nden Altın Palmiye'yle dönen yeni filmi 'Kış Uykusu'nun merakla beklenen vizyon tarihi belli oldu.Filmin yapımcılığını üstlenen Zeyno Film'in kurucusu yapımcı Zeynep Özbatur Atakan, Twitter ve Instagram hesabından açıklama yaparak filmin, 13 Haziran'da Türkiye sinemalarında gösterime gireceğini duyurdu.Aydın ve ailesinin hikâyesi3 saat 16 dakikalık süresiyle dikkat çeken ve başrollerini Haluk Bilginer, Melisa Sözen ve Demet Akbağ'ın paylaştığı Kış Uykusu; aktörlüğü bıraktıktan sonra Orta Anadolu 'da kendi halinde küçük bir otel işletmeye başlayan Aydın'ın ve ailesinin hikayesini anlatıyor. 'Yol' filmiyle Altın Palmiye'yi kazanan Yılmaz Güney'den sonra 32 yılın ardından Nuri Bilge Ceylan büyük ödülü Türkiye'ye getiren ikinci isim oldu.Hiç ödülsüz dönmediNuri Bilge Ceylan, 'Kış Uykusu', filmiyle altıncı kez Cannes'a katıldı. İlki kısa filmi 'Koza' ile olmak üzere 'Uzak'tan itibaren her filmi Cannes'a ana yarışmaya seçilen yönetmen hiçbir filmiyle Cannes'dan ödülsüz dönmedi. 'Uzak' ve 'Bir Zamanlar Anadolu'da'da Cannes'dan iki kez Jüri Büyük Ödülü, 'Üç Maymun'la ise En İyi Yönetmen Ödülü kazanan Ceylan, 'İklimler'le ise FIPRESCI Ödülü kazandı.Sabah
Reklam
Breaking Bad Film mi Oluyor?
Yokluğu hala boğazımızda bir düğüm olan Breaking Bad’in en yetkilisi ağabeysi Bryan Cranston, dizinin film olma olasılığı üzerine konuştu. Walter White a.k.a. Heisenberg a.k.a. Bryan Cranston, CNN’e verdiği röportajda “Hiçbir zaman büyük konuşmamak gerek. Büyük lokma ye ama büyük söz konuşma.” dedi. “Ama Walter White öldü? O zaman nasıl Breaking Bad film olacak?” diye sorulması üzerine Bryan Cranston, “Sonuçta kimse Walter White’ın cenazesini görmedi. O yüzden kesin konuşulmasını istemem, zaman gösterecek.” dedi. Breaking Bad’de adaletin temsilcisi olarak gönlümüzü kazanan Saul Goodman’ın hayatından uyarlanacak dizi Better Call Saul’a konuk oyuncu olarak katılmayı çok istediğini söyleyen Cranston, böylece bir Emmy ödülünü daha garantilemiş oldu.Play Tuşu
30 Mayıs: Bu Hafta Vizyona Giren Filmler!
Vizyon Tarihi:30 Mayıs 2014 Yapımı:2014 - ABD Tür:Aksiyon ,  Dram ,  Macera Süre:97 Dak. Yönetmen:Robert Stromberg Oyuncular:Angelina Jolie ,  Elle Fanning ,  Juno Temple ,  Sharlto Copley ,  Imelda Staunton Senaryo:Paul Dini ,  Linda Woolverton Yapımcı:Walt Disney Pictures Diğer Adı:Maléfique
Reklam