onedio
Gaziantep Uluslararası Zeugma Film Festivali Başlıyor
Uluslararası Zeugma Film Festivali , bu yıl da yerli ve yabancı filmler Gaziantep’te sanatseverlerle buluşturuyor.Festivalin basın tanıtım toplantısı 3 Kasım Saat 10:30’da Şirehan Oteli’nde usta oyuncu Kadir İnanır ve Ahmet Ümit ’in katılımıyla gerçekleştirilecek.Gaziantepli ünlü yazar Ahmet Ümit’in de destek verdiği festival kapsamında 3 Kasım Pazartesi günü Büyükşehir Belediyesi Onat Kutlar Salonu’ndaki galada usta oyuncu Kadir İnanır’a “Yaşamboyu Onur Ödülü” takdim edilecek.4 Kasım Salı günü ise “Bir Ses Böler Geceyi” filminin gösterimi öncesinde yönetmen Ersan Arsever ve Ahmet Ümit’le “Edebiyat ve Sinema” başlıklı söyleşi gerçekleştirilecek. Aynı gün Gaziantep H Tipi Cezaevinde “Deli Deli Olma ” adlı film, yönetmeni Murat Saraçoğlu , oyuncusu Mesut AKUSTA ve senaristi Serkan Tarhan ’ın katılımıyla gösterilecek.Sinemaseverler bu yıl Filmekimi’nin Gaziantep bölümündeki gösterimleri de Gaziantep Uluslararası Zeugma Film Festivali ’'nde izleyecek.Festival kapsamında Fransız Kültür Merkezi, Norveç Büyükelçiliği ve İKSV’nin desteklediği 16 yabancı uzun metrajlı film Gaziantepli sinemaseverleri bekliyor. Ayrıca 15 yerli yapım uzun metrajlı filmin yanında 19 belgesel ve 30 kısa film de Gazianteplilerle buluşacak.Festivalin konukları arasında Kadir İnanır, Ahmet Ümit, Ersan Arsever, Erol Mintaş , Feyyaz Duman , Aziz Çapkurt , Hüseyin Karabey, Murat Düzgünoğlu , Emel Çelebi , Güliz Sağlam , Aybel Altunç , Bingöl Elmas gibi oyuncu, yönetmen ve sanatçılar bulunuyor.Sanatseverler, festivale dair bilgileri Kırkayak Sanat Merkezi’nden edinebilecek.
Eleştirmenler Çağan Irmak'ın Yeni Filmini Yorumladı
Ünlü yönetmen Çağan Irmak’ın ‘Unutursam Fısılda’ adlı yeni filminin basın gösterimi dün Kanyon’da gerçekleşti. Filmin galası da yine aynı mekanda dün akşam yapıldı. 70’li yıllardan günümüze uzanan müzik, aşk ve umut dolu bir hikayeyi anlatan filmde Farah Zeynep Abdullah, Mehmet Günsür, Kerem Bürsin’in yanı sıra Işıl Yücesoy ve Hümeyra gibi usta sanatçılar da rol aldı. 29 Ekim’de vizyona girecek olan Unutursam Fısılda için sinema eleştirmenleri şu görüşlere yer verdi...Atilla Dorsay : Belli bir yere kadar çok onaylamadım ama son yarım saati hele finali dayanılmaz derecede güzel. Dolayısıyla ortaya şöyle bir şey çıkıyor, herhalde sadece Türk sinemasında değil dünya sinemasında da bir yönetmenin bir oyuncuya yaptığı en büyük armağanlardan biri. Hümeyra’ya öyle bir oyun oynama ve hala sesinin o kadar güzel olduğunu gösterme fırsatı vermiş ki, görkemli bir şey.Serdar Akbıyık : Çağan Irmak, hafıza yaratan bir film çekmiş. Çok değişik bir sinema dili tutturmuş. Aslında tehlikeli buluyorum bu anlamda bir adım sonrası komediye bile kayabilecek şeylere yüklenmiş fakat oyunculuklarda öyle başarılı ki insanın gözünü bile yaşartıyor. Genel itibariyle filmden gerçekten hoşlandım.Kerem Akça : Tipik Çağan Irmak özellikleri taşıyan bir film olduğu söylenebilir. Çağan Irmak klasiği olarak. 70 hikayesinde özellikle doyurucu olduğu ve çok fazla sinemamızda sanat yönetimi ve müzik kullanımı açısından başarılı bir süreç izlediğini söyleyebilirim.Alper Turgut : Filmi ikiye bölebilirim. Bir tarafım çok sevdi, bir tarafım sevmedi. O da üstüne düşünebileceğim bir şey demek benim için... Biraz daha zamana bırakıp neleri sevip sevmediğimi düşüneceğim.Sadi Çilingir : Çağan’ın filmlerine genelde ön yargıyla geliyorum, beğenme açısından. Bu filmi de dönem filmi olarak yine çok başarılı yapmış. Özellikle bizim gençliğimize denk geliyor hikaye. Ben bir kusur bulamadım, her bakımdan güzel. Müzikler de güzel, görüntüler de. Herkese tavsiye edilebilecek bir film.Uğur Vardan : Çağan bence bildiği sulara dönmüş. Kökler, köklerden kaçış tekrar dönüş... Beğendim genel olarak. Hatta son dönemde yaptığı en iyi film diyebilirim. Retro bir hikaye, giyimiyle kuşamıyla, şarkılarıyla, gayet başarılı yansıtmış. Oyunculuklar gayet iyiydi. Geri dönüşler bu kadar sık olmasaydı denilebilir. Son zamanlarda çektiği en iyi yapımlardan biri. Çağan?Irmak, kendine ait çizgisini bir kez daha göstermiş. Belki yine bir başka altını çizilmesi gereken nokta bu kez çok çok ağlatmıyor.Cüneyt Cebenoyan : Film iki bölüm halinde değerlendirmek mümkün diye düşünüyorum. Bir bu zamanda geçen Işıl Yücesoy ve Hümeyra’nın canlandırdıkları bölümleri diğeri de Hatice ve Hanife’nin gençlik dönemlerini anlatan kısımlar. Işıl Yücesoy ve Hümeyra çok iyi oyuncular. Günümüzde geçen bölümü daha başarılı buluyorum, oyunculuklarını da karakterleri de daha gerçekçi buluyorum. Fakat geçmişe 60’lara 70’lere dönen bölüm bence biraz fotoroman gibi olmuş diyebilirim... Yine de Çağan Irmak’ın çok dahiyane bir yönü olduğunu da düşünüyorum.Vatan
Tarihin En Büyük Dinleme Skandalı Beyazperdede
Edward Snowden ve onun ABD, Birleşik Krallık ve başka ülke hükümetlerinin kitlesel gözetleme faaliyetlerini ifşa etmesiyle ilgili Citizenfour adlı belgesel filmin ön gösterimi, Cuma günü Londra’da yapıldı. 114 dakikalık filmin, dünya ön gösterimi ise 10 Ekim’de New York Film Festivali’nde yapılmıştı.Belgeseli, Amerikalı ödüllü belgesel yönetmeni Laura Poitras yönetti. Poitras, Snowden’ın sarsıcı ifşaatları konusunda onunla bağlantıya geçen ve onun Ulusal Güvenlik Teşkilatı (NSA) belgeleri arşivini açtığı ilk kişiydi. Belgesel, Poitras, Kirsten Johnson, Katy Scoggin ve Trevor Paglen tarafından filme alındı. Film yapımcısı Steven Soderbergh ise üç baş yapımcıdan biridir.Belgeselin Birleşik Krallık’taki ön gösterimi, Britanya Film Enstitüsü’nün düzenlediği 58. Londra Film Festivali’nin bir parçasıydı. Londra’daki Curzon Chelsea’de ağzına kadar dolu bir salonda ve 18 Ekim’de yine başkentteki Hackney Sineması’nda gösterilen Citizenfour, “Özel Belgesel” olarak sunuldu. Curzon’daki gösterimi, yaşadığı şehir olan Berlin’den Skype üzerinden bağlantı kurulan Poitras ile yapılan bir soru-cevap oturumu izledi. Citizenfour ve soru-cevap oturumları, Birleşik Krallık’ın başlıca kent ve kasabalarında bulunan 70 sinemada, ülke çapında eş zamanlı olarak gösterildi.HER ŞEYİ GÖREN GÖZPoitras, soru-cevap oturumunda, Citizenfour’un, önceki filmleri “My Country, My Country” [Ülkem, ülkem] ve “The Oath” [Yemin] olan “11 Eylül üçlemesi”nin son filmi olduğunu açıkladı. Poitras 2013 yılı Ocak ayında, 11 Eylül sonrasında ABD’de yaşanan demokratik hak ihlalleri hakkında bir film hazırlama sürecinde, kendini başlangıçta sadece Citizenfour olarak tanıtan Snowden’dan şifreli e-postalar almaya başlamıştı.Film, Snowden’ın Poitras’a yazdığı ilk e-postaların birinde onu nasıl bilgilendirdiğini anlatıyor: “Şimdilik şunu bil, geçtiğin her sınır, her satın aldığın şey, yaptığın her arama, geçtiğin her baz istasyonu, edindiğin her arkadaş, ziyaret ettiğin her site ve yazdığın her satır, ulaşımı sınırsız olan ama koruması sınırsız olmayan bir sistemin ellerinde.”Snowden, “Sonunda kaynak belgeleri yayınlarsan, büyük olasılıkla benim bu olayla ilişkili olduğum hemen görülecek. Senden sadece Amerikan halkına ait olan bu bilgiyi sağlama almanı istiyorum.” diye ekliyor.2013 yılı Mayıs ayı sonunda, Poitras ve sonrasında Guardian’da gazeteci Glenn Greenwald ve diğer bir Guardian muhabiri Ewen MacAskill, Snowden ile görüşmek için Hong Kong’a gitmişti. Poitras, Hong Kong’ta bir otel odasında, Snowden’ın kimliğini açıkladığı Guardian’daki söyleşisini kaydetmişti.HAREKETLİ SAHNELERFilm, bu olayı belgeliyor ve Snowden ile otel odasında çekilen etkileyici yeni kamera görüntülerini ve röportajları içeriyor. Snowden, Poitras ve Guardian muhabirleri, onun elindeki malzemeyi ve onu insanlar ile acilen paylaşmak gerektiğini tartışıyor.Citizenfour, bu malzemelerin halka açıklanmasının ardından ilerleyen saatlerde ve günlerde, Snowden’ın yazgısı ABD güvenlik/istihbarat güçleri tarafından ele geçirilmesi ve hapsedilmesi tehdidiyle nazik bir durumdayken yaşanan gerilimleri ve kaygıları çarpıcı biçimde yansıtıyor. Hareketli sahneler, Snowden’ın, kadın arkadaşının Amerikan yönetimi tarafından sorguya çekildiğini öğrendiğinde, onun eylemlerinin ABD’deki ailesi ve kadın arkadaşı üzerindeki etkisine ilişkin büyük kaygısını gösteriyor.EN BÜYÜK BASKI SİLAHISnowden, bir yerde, “İnsanlık tarihindeki en büyük baskı silahını inşa ediyoruz” diyor.Bizzat Poitras’ın ve diğer gazetecilerin yazgısı, temel haklara yönelik saldırının, Snowden’ın belgelerinin yayımlanmasından sonraki 18 ay içinde ne ölçüde artmış olduğunu gözler önüne sermektedir.Belgeselin yapımcısı, Londra’daki gösterime neden katılamadığına ilişkin bir soruyu yanıtlarken, orada bulunmayışının nedenini, “Çünkü Britanya yasaları, Birleşik Krallık Terörizm Yasası ve Devlet Sırları Yasası bu tür bir yapıtı yayımlamayı gazeteciler için son derece tehlikeli kılıyor. Filmde görmüş olduğunuz gibi, Gleen’in arkadaşı David Miranda saatlerce gözaltında tutuldu ve avukatım bana ‘Birleşik Krallık’a gitme’ tavsiyesinde bulundu. Bu yüzden orada değilim.” sözleriyle açıkladı.ASSANGE’A ALKIŞRejisör, filmin yapımına katkıda bulunan ve avukatların önerisiyle gösterime katılamayan diğerlerine de kişisel olarak teşekkür etti: “Öncelikle, orada bulunamayan Sarah Harrison’a [WikiLeaks’in yasal savunma temsilcisi] ve Julian Assange’a [WikiLeaks’in kurucusu] teşekkür etmek istiyorum. Bildiğiniz gibi, Edward Snowden’a siyasi sığınma sağlayan şey onların çabasıydı ve onlar bu yüzden büyük bir övgüyü hak ediyorlar.”Londra’daki izleyiciler, Harrison ile Assange’ın yanı sıra WikiLeaks’in salondaki temsilcileri için tezahürat yaptılar ve onları alkışladılar.Poitras, gösterime katılan ve kimi soruları yanıtlayan Trevor Paglen’a da teşekkür etti. O, Paglen’ın, “[Britanya hükümetinin] Bude ve Menwith Hill istasyonunda gördüğünüz gözetleme tesislerinin görüntülerini çeken olağanüstü fotoğrafçı” olduğunu söyledi.Citizenfour belgeselinin nasıl yapıldığını açıklayan Poitras, şunları belirtti: “2004 yılında, bir film dizisi olacağını bilmeden, Irak Savaşı hakkında bir film yaptım. ABD’nin farklı bir yol izleyebileceğini düşünüyordum. Bugün bulunduğumuz yola sürüklendiğimizi düşünmemiştim. O filmin ardından hala yazıyordum ve Guantanamo’nun [Körfez Hapishanesi] hala açık olduğuna çok şaşırdım; bu 2005 yazındaydı. Guantanamo hakkında bir film yapmam gerektiğini düşündüm; çünkü onun hala açık olması gerçekten ulusal bir utançtı. Böylece The Oath filmini yaptım.”“O film üzerinde çalışırken, bunun bir film dizisi olacağını biliyordum ve son bölümünde hikayeyi ülkeye götürmek istedim; 11 Eylül’den sonra Bush’un [Başkan George W. Bush] yaptığı ilk şeylerden biri iç gözetlemeydi. Onlar, Askeri Güç Kullanım İzni’ni çıkardılar ve ardından ABD’de iç casusluk yapmak için sunucuları devreye soktular. … 11 Eylül’ün hemen ardından hedefe yerleştirilen insanlar ABD’deki Müslüman Amerikalılar idi ama bu sonradan genişlemeye başladı. ”Poitras, konuşmasını, “kişisel olarak, 2006 yılında izlenme listesine konuldum ve ABD’ye her seyahatimde durdurulmaya ve sorgulanmaya başladım. Böylece, onun, herkes ama aynı zamanda bir gazeteci olarak benim durumumdaki biri için oluşturduğu tehlikelerin ve tehditlerin farkına vardım.” diyerek sürdürdü.Citizenfour, Birleşik Krallık’ta Artifical Eye ve BRITDOC Vakfı tarafından dağıtıma sokuluyor ve 31 Ekim’den sonra Film4 ortak yapımı olarak Britanya sinemalarında gösterilecek. Karasal yayın yapan televizyon kanalı Channel 4, filmi 2015 yılı başlarında gösterecek.Robert Stevens – Toplumsal EşitlikToplumsol.org
Reklam
Hülya Avşar ve Rüzgar Erkoçlar Aynı Filmde
Kuzu’ filmiyle 51. Antalya Altın Portakal’da en iyi film dahil 6 ödül kazanan yönetmen Kutluğ Ataman’ın “Hiç bitmeyen bir aşk hikayesi, erotik bir masal” olarak tanımladığı yeni filmi ‘Oryantalya’nın başrolünde Hülya Avşar ve Rüzgar Erkoçlar oynayacak.Radikal’in haberine göre; Usta yönetmen Kutluğ Ataman, 51. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde en iyi film dahil altı ödül kazanan ‘Kuzu’nun yanı sıra yeni projesi ‘Oryantalya’yla gündemdeydi. Festival kapsamında bu yıl ilk kez düzenlenen Antalya Film Forum’a seçilen projelerden biri de yönetmen Kutluğ Ataman’ın yeni film projesi ‘Oryantalya’ydı. Ataman, Antalya Film Forum’un Sunum/ Pitching bölümünde yer alan ‘Oryantalya’yı uluslararası yapımcı ve dağıtımcılara sunarken filmin başrolünde Hülya Avşar ve cinsiyet değiştirme ameliyatıyla gündeme gelen oyuncu Rüzgar Erkoçlar’ın oynayacağını açıkladı.Antalya Film Forum’un katalogunda ‘Oryantalya’nın konusu şöyle özetlendi: 19 yaşındaki yakışıklı Mazlum fakir olduğu için sevdiği Vicdan’la evlenmesine izin verilmez. Vicdan’ın ailesinden öç almak için en yakın arkadaşı, Vicdan’ın ikiz erkek kardeşi Civan’ı öldürdüğünde yanlışlıkla Vicdan’ı öldürdüğünü anlar. Mazlum, bu büyük ihanetinin verdiği suçluluk duygusundan kaçmaya çalışırken kendini tekrardan bu aşkın başladığı 70’li yılların savaş sonrası şehrinde bulacak, aynı hayatı sonsuza dek yaşayacaktır.Yönetmen görüşü bölümünde Ataman, ‘Oryantalya’yla ilgili şu bilgileri verdi: “Oryantalya aşk ve tutkunun neden olduğu bir cinayetin hikayesini anlatır. Tutku, hikayenin kahramanı Mazlum’un işlediği cinayetin bir cezası olarak onun yakasını asla bırakmaz ve onu ölümsüzlüğe mahkum eder.Mazlum sonsuza kadar sevmeye, sevdiğini yeniden öldürmeye ve onu tekrar bulup sevmeye mahkumdur. ‘Oryantalya’ aynı anda geleceğe ve geçmişe doğru ilerleyen bir hikaye anlatır. Kişilikler ve hikayeleri sarmal bir şeklinde gelişen zaman içerisinde her iki yöne doğru ilerler, sarmal çatıdan dolayı seyahatleri boyunca tekrardan buluşur, tekrardan sever ve birbirlerini tekrardan katlederler. Bütün bu çıldırmışlığa rağmen hikaye, neden ve sonuç ilişkisi mantığını korur ve kendi içerisinde bütün bir erotik masal anlatır.”Katalogdaki yapımcı görüşü bölümünde ise “Bu hikayenin ana aktörü cinselliktir. Eşcinsel ve hetoroseksüel erotizm, arzu ve seks binaların duvarlarından akacak ve sıcak asfalttan yüzeye çıkacak” ifadeleri yer alıyor.2016 yılında çekilmesi planlanan ‘Oryantalya’nın çekim mekanı olarak ise Kuzey Kıbrıs’taki Maraş bölgesi seçilmiş. Katalogdan aktaralım:“Hikaye, 70’li yıllarda savaştan sonra terk edilmiş gerçek bir Akdeniz şehrinde gerçekleşir. Türk ordusu tarafından kapatılmış ve mühürlenmiş şehre o tarihten bu yana geçiş izni verilmemiştir. Şehir 70’li yıllarda kalmıştır. Hala el sürülmemiştir ve erotik bir hikaye için mükemmel bir mekandır. Bu şehirde çekim yapmak için özel bir iznimiz bulunmaktadır.”HT
Reklam
Karşınızda Cadı Streep
Aralıkta vizyona girecek olan Walt Disney yapımı ‘Into the Woods’ (Sihirli Orman) tam bir yıldızlar geçidi. Meryl Streeep’in bir cadıyı canlandırdığı filmde Johnny Depp ve Emily Blunt da varOscar’lı oyuncu Meryl Streep bu defa bir cadıya hayat verecek. Walt Disney Pictures tarafından beyazperdeye aktarılan Into The Woods/ Sihirli Orman filminin fragmanında, usta oyuncu Streep cadıyı, Cinderella’yı canlandıran Anne Kendrick ile ormanda şarkı söylüyor. Müzikal türündeki filmde ayrıca, Amerikalı aktör Johnny Depp ve Emily Blunt gibi yıldızlar yer alıyor. Yönetmenliğini müzikal film konusunda usta olan yönetmenlerden Rob Marshall’ın yaptığı Into The Woods/ Sihirli Orman için ödüllü yönetmen, “Bu filmi sadece müzikal olarak algılamak doğru olmaz, içinde dram ve komedi unsurları da barından, karışık bir tarzı var” dedi. VARIETY
Hızlı ve Öfkeli 7'nin Resmi Adı ve Afişi Belli Oldu
Hızlı ve Öfkeli serisinin yedinci filmi olacak Hızlı ve Öfkeli 7’nin resmi adı belli oldu. Öfkeli 7 (Furious 7) olarak adlandırılacak filmin posteri de yayınlandı. Geçtiğimiz yıl Paul Walker’ın trafik kazası sebebiyle hayatını kaybetmesi Hızlı ve Öfkeli 7’nin ertelenmesine neden olmuştu. Walker’ın vefatından önce 11 Temmuz 2014’te vizyona gireceği söylenen film ünlü oyuncunun beklenmedik ölümü sebebiyle 10 Nisan 2015 tarihine ertelenmiş; Hızlı ve Öfkeli’nin resmi Twitter hesabından paylaşılan bir tweet’le bu tarihin de değiştiği açıklanmıştı. Hem aksiyon tutkunları hem de serinin fanatikleri tarafından sabırsızlıkla beklenen film, 3 Nisan 2015′te vizyona girecek. Produksiyon ekibi Walker’ın ölümünden önce aksiyon ve drama sahnelerini tamamlandığını, geri kalan sahnelerde Walker’ın kardeşlerinin yer alacağını açıklamıştı. Vin Diesel, Dwayne Johnson, Michelle Rodriguez, Kurt Russell ve daha birçok ünlü oyuncunun yer alacağı Öfkeli 7′yi ilk Testere filmini yöneten James Wan yönetecek.LOG
Reklam
Wim Wenders, Sebastião Salgado'nun Peşinde
‘Paris Texas’, ‘Wings Of Desire’ ve ‘Buena Vista Social Club’un yönetmeni, dünyaca ünlü belgeselci Wim Wenders, gördüklerini fotoğraflarla belgeleyen diğer bir önemli sanatçı Sebastião Salgado’nun peşine takılarak “The Salt of the Earth” adlı nefes kesen bir belgesele imza attı. Wenders ayrıca, Rachel McAdams, James Franco ve Charlotte Gainsbourg’un rol aldığı ve bir aile dramını konu alan “Everything Will Be Fine”la da birkaç yıllık aranın ardından uzun metraja geri dönüş yapıyor.Paris Match’a konuşan Wenders, Salgado ile yaşadığı deneyimi ve belgeselle kurgu arasındaki tercihini anlatıyor.Aslında ikimiz de büyük gezginiz. Sebastião’nun kim olduğunu öğrenmeden önce, sırf fotoğraflarına bakarak, o gezgin ruhunu, yolcuyu görebilmiştim. Öbür türlü bu göz kamaştırıcı fotoğrafları çekemezdi. Bu insanlarla yaşamak, madenlerin derinliklerindeki cehenneme inmek, kuzey kutbunda Eskimo’larla yaşamak anlamına geliyor… Fotoğrafları beni derinden etkiledi. Bundan neredeyse çeyrek asır önce iki tane fotoğrafını satın almıştım, oysa o zamanlar kim olduğunu bilmiyordum.Evet. Son otuz yılda gezegenimize bakışımızı, “İnsan Eli” ve “Exodus” gibi serilerle şekillendiren birinin, son on yılda yaşadığı hayatı görmek gerçekten çok enteresan. Doğa onun için yeniden bir doğuş gibi oldu. Balkanlar’da ya da Ruanda’da o kadar çok ölü görmüş ki, insanlığa olan inancı yok olmuş. Amazon ormanlarına milyonlarca ağaç dikmek ve kendi çiftliğini tekrardan ayağa kaldırmak ona hayat vermiş, yeniden yaratmış. Eşi Lelia ile kendilerine “Peki neden süreci tersine çevirip kesilen her ağaç için bir fidan dikmiyoruz ki?” diyen ilk kişi olmuşlar. Onlardan önce, Tanrı dışında, tropikal bir orman yaratmak kimsenin aklına gelmemiş.Benden çok farklı bir dünyadan geliyor. Önce ressam olmak istiyordu. Ekonomi eğitimi aldı ve Dünya Bankası’nda çalıştı. Ve 30 yaşında herşeyi bırakıp hayatına yeniden başladı. Bu bilgi zenginliği sayesinde ve dünyanın karmaşıklığını bildiği için bu kadar güzel fotoğraflar çekebildi.Bana da bu tartışma biraz patavatsız geliyor. Bazı savaş muhabirleri, uçağa biniyor, olay yerinde birkaç gün, bazen birkaç saat kalıyor ve çok tehlikeli olduğu için geri dönüyor. Salgado ise insanlarla aylarını geçiriyor. Çok farklı bir yakınlık boyutu. Aynı bir belgeselde olduğu gibi insanlar onu tanıyor, ona güveniyor. Cehennemi yaşayanlara yakınlaşarak, onlarla bir ilişki kurarak, kaybolmuş ve çalınmış haysiyetlerini geri veriyor. Bu cebinizdeki telefonla, çabucak fotoğraflar çekerek yapılacak bir şey değil. Bu bir estetik konusu da değil. Fotoğraf gerçekleri yansıttığı zaman güzel olur.Evet, montajdan çıkıyorum. 2013 ve geçtiğimiz kış ayları boyunca, bir yazarı canlandıran James Franco ve Charlotte Gainsbourg’la beraber Kanada’da “Every Thing Will Be Fine” adlı bir film çektim. On dört yıla yayılan bir aile dramı…Çok belgesel seyrediyorum. Eğer sinemada on salon kurgu film veriyorsa ve sadece bir tanesinde belgesel varsa ben belgeseli görmeye giderim! Dijital görüntüler çıktığından beri belgelsel tarzı çok gelişti, hatta baştan yaratıldı diyebiliriz. Aynı şeyi kurgu için söylemek zor. Bir filmde, yapım aşamasında, çekimlerde, beklenmedik şeylerin yaşanması hoşuma gidiyor. Bir belgeselci olarak çok sık kendimizi şaşırtıcı durumlarda buluruz. Bir kurgu yaptığınız zaman ise, çevrenizde onlarca insan olur ve herşey büyk bir makine gibi işlemektedir. Belgesel daha çok özgürlük tanır, daha fazla olasılık… Bana göre belgesel, bugün en çok yaratıcı olunabilecek sinema dalıdır. Zete
Reklam
Avrupalı ve ABD'li Jedi'ların Sayısı Artıyor mu?
2001 yılında şakayla karışık başlayan 'Jedi dini' hareketi, giderek daha ciddi bir oluşuma dönüşüyor.Yıldız Savaşları (Star Wars) filmlerinde şeytani imparatorluk güçlerine karşı savaşan erdemli Jedi şövalyelerinin felsefesi gerçek hayatta birçok kişinin inancı haline geldi.Bundan 13 yıl önce İngiltere'de yapılan nüfus sayımında sorulan 'Hangi dine inanıyorsunuz?' sorusunda 390 bin kişi 'Diğer' kutusuna 'Jedizm yazmıştı.Jedi hareketi bugünlerde ise Cambridge Üniversitesi'nin post-modern dini hareketler konferansında tartışılacak kadar ciddiye alınan bir konu haline gelmiş durumda.Cambirdge Üniversitesi'nden Beth Singler, sadece İngiltere'de Jedizmi semavi dinler kadar ciddiye alarak inanan en az 2 bin kişi olduğunu tahmin ediyor.Bu sayı İngiltere'de Scientology tarikatına inananlar kadar fazla.Jedi felsefesini bir bilimkurgu filminin eğlenceli bir parçasından çok bir yaşam biçimi olarak benimseyenler filmlerdeki repliklerden de hayata dair anlamlar çıkarıyor.'Güç seninle olsun'1977 yapımı Star Wars: A New Hope filminde Alec Guinnes'in canlandırdığı Jedi Şövalyesi Obi-Wan Kenobi 'Gücü hisset' diyordu.Kenobi gücü ise şöyle tanımlıyordu: 'Güç tüm canlı varlıklar tarafından evrenin her yerinde oluşturulan bir enerji. Hepimizi sarmalıyor. İçimize işliyor. Bizi galaksiye bağlıyor.'Bu ve benzeri repliklerden mistik anlamlar çıkaranlar da artık bir popüler kültür öğesine değil, bir inanç sistemine bakmaya başlıyor.'Jedi inancı birçok farklı inancın harmanlanmasından oluşuyor' diyen Singler, 'İçinde biraz Taoizm, biraz Budizm, biraz da Samuray felsefesi var' diyor.İnancın odağında ise iyi ve kötünün -ya da Yıldız Savaşları terimleriyle aydınlık ve karanlığın- çarpışması yer alıyor.Bir dini hareket başlatmanın filmlerin yaratıcısı George Lucas'ın aklının ucundan dahi geçmediğini söyleyen Singler, 'Zaten Jedi felsefesine inananlar Lucas'ı bir guru olarak da görmüyor' diyor.Bir dini hareket başlatmanın filmlerin yaratıcısı George Lucas'ın aklının ucundan dahi geçmediğini söyleyen Singler, 'Zaten Jedi felsefesine inananlar Lucas'ı bir guru olarak da görmüyor' diyor.Jedi hareketleri de felsefeleri ve Yıldız Savaşları filmleri arasına mesafe koymaya çalışıyor. ABD'deki 'Jedi Tapınağı' inanç sisteminin üç sac ayağı üzerinde şekillendiğini söylüyor: Odaklanma, bilgi ve akıl.'Tapınağın' sözcülerinden Michael 'Akkarin' Kitchen, 'İnancımızın temelleri filmlere değil, filmlerin verdiği ilhama dayanıyor' diyor.
Meraklısına Özel, Zamanda Yolculuk Konusunu İşlemiş 45 Film
07 Kasım 2014 günü vizyona girecek olan Christopher Nolan filmi Interstellar'ı bekleye dururken zaman yolculuğu temasını tam anlamıyla irdeleyen bir film listesi yapalım dedik. IMDb puanları baz alınarak sıralanmış ve film bilgileri turkcealtyazi.org dan derlenmiştir.
Reklam
Yabancı Dizilerin En İyi 18 Kötü Karakteri
Hepimizin yakından takip ettiği yabancı dizilerde kimi zaman kötü adamlar , ana karakterlerin de önüne geçerek hatırı sayılır bir hayran kitlesi yaratır. Oluşan bu kitle ile hemen hemen aynı oranda seyircilerin nefret ve kin beslediği bu karakterler dizi dünyasının vazgeçilmez ikonlarıdır. İşte sizin için derlediğimiz 10 En iyi , kötü karakter...2 Sezon süren ve bir yeniden yapım serisi olan The Visitors ( V ) dizisinin dünya dışı ırkının lideri. Kim diyebilir ki bu sevimli görünüşlü cici bayanın içinde korkunç bir uzaylı var diye. Anna dizideki keskin duruşu , acımasızlığı ve seksapeli ile bir fenomene dönüşmüştür.
Bu Hafta 9 Film Vizyonda
Türkiye sinemalarında bu hafta 5'i yerli 9 film vizyona girecek. 'Birleşen Gönüller'Hasan Kıraç'ın yönettiği ve Hande Soral, Serkan Şenalp, Atılgan Gümüş, Sema Çeyrekbaşı, Yağmur Kaşifoğlu ile Fikret Hakan'ın oynadığı 'Birleşen Gönüller' seyirci ile buluşacak.Çekimleri Türkiye ve Bulgaristan'da yapılan, İkinci Dünya Savaşı döneminde geçen filmde, yolları trajik bir şekilde ayrılan iki aşığın hikayesi ele alınıyor.Gerçek bir hikayeden uyarlanan filmin savaş sahneleri, Hollywood ABD dışındaki platolarından biri olan 'Cehennem Melekleri', 'Herkül', '300 Spartalı', 'Conan' gibi filmlerin çekimlerinin yapıldığı NUBOYANA stüdyolarında gerçekleştirildi.'Nergis Hanım'Zerrin Sümer, Settar Tanrıöğen, Faruk Barman ile Begüm Akkaya'nın oynadığı 'Nergis Hanım' filminin yönetmenliğini Görkem Şarkan yaptı.Dram türündeki film, alzheimer hastası annesine bakmak zorunda kalan ve annesinin bakımı için tüm hayallerini bir kenara bırakıp eve kapanan orta yaşlı bir adamın içinde bulunduğu zorlu durumu konu ediniyor.33. İstanbul Film Festivali'nde 'Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü'nün sahibi olan 'Nergis Hanım', 21. Adana Altın Koza Film Festivali'nde de Begüm Akkaya'ya 'Türkan Şoray Umut Veren Genç Kadın Oyuncu Ödülü'nü ve Settar Tanrıöğen'e 'Jüri Özel Ödülü'nü kazandırdı.'Kağıttan Kayıklar'Murat Yaykın'ın yönetmenliğini yaptığı 'Kağıttan Kayıklar' filminin oyuncu kadrosunda Medya Örmek, Kemal Ulusoy, Berfin Emektar, Hezil Alabık, Kazım Örmek, Durre Örmek, Mazlum Örmek, Azad Örmek gibi isimler yer aldı.Dram türündeki filmde 'Bu ülkeye barış gelene kadar Türkçe konuşmayacağım' diyen 14 yaşındaki Medya Örnek'in hayatı ele alınıyor.'Sabit Kanca 2'Alper Mestçi'nin yönettiği 'Sabit Kanca'nın devam filminde İsmail Baki, Turabi Çamkıran, İrfan Aslanhan ile Damla Ersubaşı oynadı.Komedi meraklılarının ilgisini çekmeye aday filmde, Sabit Kanca'nın ev sahibi Rıfat Amca'nın yaşadıkları anlatılıyor.'Delisin! Delisin!'Yönetmenliğini Tolga Baş'ın üstlendiği komedi türündeki 'Delisin! Delisin!' adlı film, akıl hastanesinde tanışan üç yakın arkadaşın komik maceralarını beyaz perdeye yansıtıyor.Filmin oyuncu kadrosunda Çetin Altay, Turgut Tunçalp, Ender Gülçiçek, Ferzan Hekimoğlu, Arzu Yanardağ, Pascal Nouma ve Ufuk Karaali gibi isimler bulunuyor.'Fury'David Ayer'ın yönettiği ve Brad Pitt, Shia LaBeouf, Logan Lerman ile Michael Pena'ın oynadığı 'Fury', dram ve aksiyon sahneleriyle dikkati çeken haftanın yabancı yapımlarından.'İttifak Devletleri Avrupa cephesinde son bir gayret gösterirken, Wardaddy adında bir çavuş, düşman hattı arkasında bir Sherman tanka ve beş kişilik ekibine komuta etmektedir. Sayıca ve silahça az olan, bir de çaylak askeri olan müfrezenin komutanı Wardaddy ve adamları, Nazi Almanyası'nda mücadele etmektedir.''Aşkın Halleri'James McAvoy ve Jessica Chastain'ın oynadığı 'Aşkın Halleri', yazar ve yönetmen Ned Benson'ın, aşkı empati ve gerçekle birleştirdiği son filmi.Filmde; mutlu bir evlilikleri olan Conor (James McAvoy) ve Eleanor'un (Jessica Chastain) hayatı ve aşkı yeniden keşfetmelerindeki süreci anlatıyor.Filmde, Oscar ödüllü William Hurt, 2 kez Oscar adaylığı bulunan Viola Davis ile Isabelle Huppert, Ciaran Hinds ve Bill Hader de yer alıyor.'Ya Aşksa?'İzleyicisiyle buluştuğu Toronto Film Festivali'nde olumlu eleştiriler alan Harry Potter'ın efsanevi yıldızı Daniel Radcliffe'in ilk romantik komedi filmi 'Ya Aşksa?' sinemaseverlerle buluşacak.Michael Dowse'nın yönetmenliğini üstlendiği filmin başrollerini, Daniel Radcliffe ile senarist ve oyuncu Zoe Kazan paylaştı.Romantik komedi türündeki filmde, Radcliffe ve Kazan, birbirleri için kim olduklarını ve kim olabileceklerini anlamaya çalışan 20'li yaşlardaki iki genci canlandırıyor.'Annabelle'John R. Leonetti'nin yönettiği ve Annabelle Wallis, Ward Horton, Alfre Woodard ile Eric Ladin'in oynadığı 'Annabelle', haftanın korku türündeki filmi.İlk olarak 'Korku Seansı' filminde izleyicileri korkutan oyuncak bebek Annabelle'in asıl hikayesi bu filmde işlenecek.Muhabir: Melik Fırat Yücel | AA
Reklam