onedio
Panenka Penaltısı Nasıl Doğdu?
Adını unutulmaz penaltılara kazıyan adam… Bugünlere kadar uzanacak bir hikayenin yaratıcısı, bizzat o vuruşun nasıl ortaya çıktığını anlatıyor…Kaynak: FourFourTwo
Daum'un Sözleri Şaşırttı
Bursaspor Teknik Direktörü Christoph Daum, 4 hafta içerisinde 10 zorlu maça çıkacaklarını ifade ederek, bu süreçte 2 yada 3 futbolcu daha transfer etmek istediklerini söyledi.Bursaspor Teknik Direktörü Christoph Daum, Antalya kampını değerlendirdi. Kamp yaptıkları otele teşekkür eden Daum, her şeyin çok iyi organize edildiğini söyledi. Kamp ile ilgili bilgiler veren tecrübeli teknik adam, 'Sıkı idmanlarımız oldu. İdmanlardan hariç bir hazırlık maçı yaptık. Dün Hollanda temsilcisi RKC Waalwijk karşısında 2-1 galip geldik. Takım içerisinde futbolcular çok iyi çalışıyor. Gittikçe takım birbirini buluyor. Ben eminim bu ikinci devreye yansıyacaktır' dedi.Transferlere de değinen Alman teknik adam Daum, şöyle devam etti: 'Örneğin Yeşil Bursa'dan 3 tane arkadaşımız geldi. Kendi durumlarını gördü. Bence bu iyi bir şey. Onlarla konuştuğumuzda kendilerinin nerede gördüklerinin cevabını alıyoruz. Ethem arkadaşımız da yeni geldi. Genç ve yetenekli bir futbolcu. Önümüzde Bursaspor için iyi bir kazanç olacağını düşünüyoruz. Oğuzhan arkadaşımızda fiziksel olarak iyi ve süratli birisi. Belirli bir dönemden sonra kendisini takımda bulabilir ve yetenekli bir futbolcu. Fernandao, kesinlikle bize katkı sağlayacağını gösterdi. Brezilya'da 4 hafta önce ligler bitti. 4 haftayı idmansız geçirdi. Çok çalışıp bize katkı verecek. Kaliteli bir futbolcu olduğunu gösterecek.'Takıma 2-3 transferin daha yapılması gerektiğini ifade eden Daum, 'Bu transferlerin Bursaspor'a katkı verme adına olmasını istiyoruz. İkinci transfer periyodun da pek çok futbolcu önerildi. Bizde bize katkı verecek futbolcuyu transfer etmek istiyoruz. Önümüze baktığınız zaman 2-3 transferin hemen bize katılması önem taşıyor. Önümüzdeki 4 hafta içerisinde 10 müsabaka oynayacağız. Bu çok zorlu bir periyot. O yüzden o arkadaşlarımızın bize katılması önemlidir. Transfer istememin yanı sına takımımızı belli seviyeye getirmek adına önemli çalışmalar yapıyoruz. Buda çok önemli. Futbolcu arkadaşlarımız arzu ve istek içerisinde çok iyi çalıştılar. Onlara teşekkür ediyorum. Bunu da Bursaspor'a yakışır şekilde yapıyorlar' diye konuştu.'Transfer olmazsa mevcut kadro hedefe gidebilecek mi?' sorusuna ise Christoph Daum şu yanıtı verdi:'Motivasyonum yüksek derecede bu konuda çalışacağım. Futbolcularımla bunu yaşayarak hedeflerimiz adına her şeyi ortaya koymak durumundayız. Bu konuda kendim de göstermek durumundayım. Dua etmemiz gerekiyor. Kırmızı kart olmasın, sakatlık olmasın diye dua edeceğiz. Daha fazla namazlara gitmem gerekiyor.'Hedeflerinin Avrupa Kupalarına katılmak olduğunu belirten tecrübeli çalıştırıcı, 'Bunu iki şekilde yapabiliriz. Birincisi Türkiye Kupa'sında. İkincisi ise ligde ilk 5 içerisinde bitirerek yapabiliriz. Bunu da istiyoruz ve arzuluyoruz. Gerçekten yüksek bir motivasyonla bu çalışmaları yapıyoruz. Hedef adına ve Bursaspor için elimizden geleni yapacağız' açıklamasını yaptı.Transferler ve 4 hafta içerisinde oynanacak zorlu 10 müsabaka ile ilgili yönetimle görüştüğünü vurgulayan Daum, şöyle konuştu: 'Bu dönemde sakatlık ve cezalı futbolcu olabilir. Bunlar olduğu zaman bu müsabakalarda istenilen kaliteyi sahaya sunamıyorsunuz. Bu durumlarda kendi hazırladığımız futbolcuları oynatıyoruz. Bu arzu ve istek zaman zaman yetmiyor. Belir bir hedefleri koyduğumuz zaman kaliteye de ihtiyacımız var.'Alman teknik adam ikinci transfer dönemlerinin her zaman zor olduğunu belirterek, 'Almak istediğiniz futbolcuların mukavelesi devam ediyor. Onun için büyük paralar ödemek zorundasınız. Ya da diğer takımlar futbolcuları bırakıyor. Bu bıraktıkları futbolcular problemli olabiliyor. Gerçekten kolay bir periyot değil. Avrupa'da belirli ligler devam ediyor. Oradan futbolcuyu çıkarabilmek kolay değil. Kuzey Amerika bölgesine de bakıyorsunuz orada çalışmalarınızı yaptınız ve futbolcu buldunuz. Bizden rakip olarak Ruslar, Araplar ve diğer takımlar var. Oradan iyi futbolcu seçtiğinizde onlar rakip olarak karşınıza çıktığınız zaman zorlu bir dönem yaşayabiliyorsunuz' dedi.
Bu Sporcuları Ayakta Alkışlayacaksınız!
Sporun sadece bir oyun olduğunu bize hatırlatan, kaybederken bile kazanan, gerçek kazanan ve 'insan'ın sadece bir kelimeden ibaret olmadığını bize anlatan sporcuların bir derlemesi. İşte ayakta alkışlayacağınız 'insan'ların videosu:
Ersin Düzen'den Sosyal Medya İsyanı
Ersin Düzen, canlı yayında sosyal medyadan atılan mesajları sert bir dille eleştirdi. Futbol Yorumcusu Ersin Düzen, 'Birlikte Çözelim' adlı programa konuk olurken sosyal medyanın kötü kullanımı ve yapılan küfürlü paylaşımları çok sert bir dille eleştirdi.
Skandallar Kralı Dennis Rodman!
NBA yıldızı Dennis Rodman, aykırı kişiliğinin yanı sıra sivri diliyle de gündemin tepelerinde yer almaya devam ediyor.Kaynak: AMKSpor
Ünlü Sunucu Haberleri Ağlayarak Sundu
Ntvspor spikeri Tuğba Dural 17:00 haberlerini sunarken bir anda göz yaşlarına boğuldu. Dural, Di Maria'nın Real Madrid'li taraftarlara yaptığı hareketle ilgili haberi sunarken ''Marca gazetesi''ni doğru telaffuz edememesi sonucu yönetmeninden azar işittiği iddia edildi.Ünlü spiker duyduğu sözlerin ardından gözyaşlarına hakim olamadı.
Reklam
Eşcinsel Olduğunu Açıkladı
Almanya Milli Takımı'nın eski oyuncularından Thomas Hitzlsperger, eşcinsel olduğunu açıkladı. Aston Villa, Everton, West Ham gibi kulüplerde forma giyen Hitzlsperger, Die Zeit gazetesine verdiği röportajda eşcinsel olduğunu açıklarken eşcinsel olan profesyonel sporcuların bir araya gelmesi gerektiğini söyledi. Hitzlsperger 52 kez Almanya Milli Takımı'nın formasını giyerken bir Dünya Kupası, bir de Avrupa Şampiyonası'nda forma giydi. Stuttgart ile Bundesliga zaferi yaşayan Hitzlsperger, geçtiğimiz Eylül ayında yaşadığı sakatlıklar sonrasında futbola veda etmişti.Kendisi için zorlu bir süreç olduğunu söyleyen Hitzlsperger 'Bir adamla yaşama fikri sadece birkaç yılda aklıma geldi. İngiltere'de, Almanya ya da İtalya'da eşcinsellik ciddi bir sorun değil. Ben utanılacak bir şey yaptığımı düşünmüyorum' ifadelerini kullandı. Eşcinselliğinin altında aranması gereken başka sebepler olmasın diye konuşmadığını açıklayan Hitzlsperger, futbol sahasında hoşlandığı isimler de olduğunu itiraf etti.Habertürk
Reklam
Messi'nin Değeri 400 Milyon Euro
Tam 4 Avrupa devinin talip olduğu Arjantinli, Cristiano Ronaldo’yu 3’e katladı Yaşadığı sakatlığın ardından çıktığı idmanı 13 bin 200 Barça taraftarının izlediği Lionel Messi, dünyanın 1 numarası oldu. PSG, Manchester City, Chelsea ve Bayern Münih, bonservisini umursamadan tangocu için sıraya girdi. UZUN süredir ismi başta PSG ve Manchester City olmak üzere pek çok kulüple anılan, serbest kalma bedeli 250 milyon Euro olarak açıklanan Barcelonalı Messi’nin piyasa değeri beklenenin aksine çok daha fazla çıktı. Cadena Sar Radyosu’na konuşan International Sports Marketing direktörü Gerardo Molina, Messi için kendilerine Avrupa’dan 4 kulübün değer araştırması yaptırdığını söyledi. Lionel Messi’nin şu an için 401 milyon 274 bin Euro değere sahip olduğunu açıklayan Molina, şu an bir kulübün devlet destekli sponsorlukla Arjantinli yıldızı transfer etmek için hazırlandığını açıkladı. PSG BİR TÜRLÜ PEŞİNİ BIRAKMIYOR MOLINA’nın yaptığı açıklamada 400 milyon Euro’yu vermeye hazırlanan kulübün devlet desteğini arkasında bulunduran Paris Saint-Germain olduğu belirtildi. PSG dışında herhangi bir bilgi verilmezken Chelsea, Manchester City ve Bayern Münih gibi kulüplerin 250 milyon Euro ödemeye hazır olmaları, diğer 3 kulübün üzerindeki soru işaretlerini de kaldırmış oldu. Molina, Real Madrid’in yıldızı Cristiano Ronaldo için de değer araştırması yaptıklarını açıklarken, verdiği rakamla herkesi şaşırttı. Molina, 400 milyon Euro’luk Messi’nin yanında Ronaldo’nun sadece 150-160 milyon Euro gibi bir değere sahip olduğunu dile getirdi. MEDYANIN GÖZÜ HEP ÜZERİNDE... BİR oyuncunun değeri hesaplanırken, medyadaki popülaritesi de önemli bir rol oynuyor. Messi’nin yüksek ücretinin en çarpıcı sebeplerinden biri, medyada sıkça yer almasıydı. Lionel Messi’yle ilgili haberlere, 145 ülkenin basınında yüzde 77 oranında yer verildi. Arjantinli’nin en büyük rakibi Cristiano Ronaldo, yüzde 32 ile ikinci, Wayne Rooney ise yüzde 17 ile üçüncü oldu. Medyadaki bu oran, Messi’nin şampiyonlar ligi’nde forma giymiş 900 futbolcunun neredeyse 82 katı haber değeri taşıdığını ortaya koyarken, aynı kategoride Barcelona da 98.1 puanla dünyada haberlerine en fazla yer ayrılan kulüp olma başarısı gösterdi. DEĞER NASIL HESAPLANIYOR? BİR oyuncunun piyasa değeri nitel ve nicel ölçümleri içinde barındıran 20 adımda gerçekleştiriliyor. Bu 20 adım oyuncu, medya ve marka itibarının birlikte yer aldığı 3 aşamada sonuca ulaştırılıyor. 13 bin 200 kişi izledi SAKATLIĞININ ardından cuma günü Barcelona ile ilk antrenmanına çıkan Messi üç gol atarken tribünleri dolduran 13 bin 200 taraftar yıldız futbolcuya “Hoş geldin” dedi. 3 AŞAMADA MESSI’NIN DEĞERİ 1- OYNADIĞI pozisyon, doğduğu ülke, uluslararası performansı, yaş ve sınırlandırması göz önüne alındı. Bu ölçüme, bugün spor sektöründe yer alan ve rasyonel bir değer olan ‘Sporcu takımın sadece aktif ve üretken bir üyesi değil aynı zamanda bir marka değeri yaratıcısı’ kavramı da eklendi. 2- Medyada yarattığı itibar ve etki planın ikinci aşamasını oluşturdu. Dünya medyasındaki konumu ve sürekli haber olma potansiyelinin yanı sıra, sosyal ağlar ve web siteleri içindeki ölçümleri de değerin hesaplamasında önemli bir katkı sağladı. Koray DURKALHürriyet
İşte Eusebio'nun Kariyeri
Kalp yetmezliği nedeniyle 71 yaşında hayata veda eden Eusebio, ardında başarılarla dolu bir kariyer bıraktı.Bir futbol yıldızı haline geldiği Benfica’nın Luz Stadyumu önünde heykeli bulunan Eusebio da Silva Ferreira, dünya futbolunda iz bırakan isimlerden biri olarak hayata gözlerini yumdu. Mozambik asıllı Portekizli futbolcu, 15 yıl giydiği Benfica formasıyla birçok başarıya imza atarken, İngiltere’deki 1966 Dünya Kupası’nda sergilediği performansla unutulmazlar arasına girdi. MOZAMBİK’TE BAŞLAYAN BİR FUTBOL YAŞAMI Eusebio, Mozambik’in Maptuto şehrinde Laurindo Antonio da Silva Ferreira isimli Angolalı demiryolları işçisi bir baba ve Elisa Anissabeni isimli Mozambikli bir annenin oğlu olarak 25 Ocak 1942 tarihinde dünyaya geldi. Ailesinin dördüncü çocuğu olan Eusebio, 8 yaşındayken babasını tetanozdan kaybetti. Babasını kaybettikten sonra annesi tarafından yetiştirilen minik Eusebio, futbola ilk adımını Benfica’nın Mozambik’teki pilot takımı Grupo Desportivo de Lourenco de Marques’de atmak istedi. Ancak burada kendisini ispatlama şansı dahi verilmeyen Eusebio takıma kabul edilmedi. Mozambik’te aynı zamanda taraftarı olduğu takıma kabul edilmeyen Eusebio, futbolculuk kariyerine Sporting Clube de Lourenco Marques’de başladı. 15 yaşındayken Juventus yetkilileri tarafından potansiyeli görülen Eusebio’nun, annesi izin vermeyince İtalyan takımına transferi gerçekleşmiyordu. İtalya’ya anne vizesi alamadığı için gidemeyen ve Mozambik’te kalan Eusebio, 2 yıl boyunca kulübünün genç takımında forma giydikten sonra yükseldiği A Takım’da şampiyonluk yaşamayı başardı. BAŞARILARLA DOLU BENFICA YILLARI 1960 yılında bu kez eski bir Brezilyalı futbolcu Jose Carlos Bauer’in dikkatini çeken Eusebio, Bauer tarafından önce eski takımı Sao Paulo’ya öneriliyor ancak buraya kabul edilmeyince 136 bin avro karşılığında efsane haline geleceği Benfica’ya transfer oluyordu. Transfer süresinde Benfica’nın en büyük rakiplerinden Sporting’in kendisini kaçırmasından korkan Eusebio, bir dönem Portekiz’den ayrılmayı düşünse de annesi tarafından kalmaya ikna ediliyor ve “Kartallar” ile 19 yaşında resmi sözleşmeyi imzalıyordu. Benfica formasıyla Atletico Clube de Portugal ile bir hazırlık maçında ilk karşılaşmasına çıkan Eusebio’nun, 4-2 galip gelinen maçta sergilediği performans ve yaptığı hat-trick kazanılacak büyük başarıların bir habercisi gibiydi. Ertesi yıl 20 yaşındayken dünya futbolunda adını duyurmaya başlayan Eusebio, 1961-1962 sezonunda takımının 3. tamamladığı lig mücadelesini 12 golle tamamladı. Ancak Vitoria Setubal’e karşı kazanılan Portekiz Kupası finalinde 2 gol kaydederek başarıda önemli rol oynadı. Portekizli futbolcu aynı sezon 1962 yılında Alfredo di Stefano’nun önderlik ettiği Real Madrid’e karşı oynanan Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası finalinde 2 gol atarak, takımının 5-3′lük galibiyetle kupayı müzesine götürmesinde etkili oldu. “Kara Panter” aynı zamanda Paris’te düzenlenen özel bir turnuvada o yıllarda fırtına gibi esmeye devam eden Pele ile karşı karşıya geldi. Eusebio, Pele’nin takımı Santos’a karşı sonradan oyuna dahil olduğu turnuva finalinde 3 gol atmasına rağmen takımının 6-3′lük mağlubiyetine engel olamıyordu. Eusebio 1963, 1965 ve 1968 yıllarında Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası finalinde kaybeden Benfica takımının da bir parçasıydı. Kariyerinde ulaşılmadık başarı bırakmadığı Benfica formasıyla 15 yıl geçiren Eusebio, takımıyla son maçına 18 Haziran 1975′te çıktıktan sonra 33 yaşında futbol yaşamını Amerika kıtasında sürdürmeye başladı. BENFICA SONRASI YILLAR Eusebio, Benfica’dan ayrıldıktan sonra futbol kariyerine Amerika kıtasında devam etti. Amerikan Ulusal Futbol Ligi’nde Boston Minutemen’de geçirdiği kısa bir dönemin ardından aynı sezon Meksika Ligi takımlarından Monterrey’e transfer olan Eusebio, ilk Amerika kıtası macerasına lig şampiyonluğu yaşadığı Toronto Metros-Croatia’da son verdi. Bir yıl süren Amerika kariyerinin ardından ülkesine dönen “Kara Panter”, Beira-Mar’da forma giydikten sonra sakatlıkların peşini bırakmayacağı Las Vegas Quicksilvers ile bir kez daha Amerika serüvenine yelken açtı. Portekizli yıldız Las Vegas’ta sakatlıklarla boğuştuğu bir sezonun ardından Portekiz İkinci Futbol Ligi ekiplerinden Uniao de Tomar’da top koşturdu. Dizindeki sakatlığa rağmen futbol oynamaya devam eden Eusebio, kariyerini 1979 yılında 37 yaşındayken Amerika İkinci Futbol Ligi’nde New Jersey Americans’da sonlandırdı. MİLLİ TAKIM KARİYERİ Eusebio, 1961 yılının ekim ayında, ilk milli maçına 1962 Dünya Kupası Elemeleri’nde Lüksemburg karşısında çıktı. Portekiz, Eusebio’nun bir gol kaydettiği maçta Lüksemburg’a 4-2 kaybetmekten kurtulamadı. “Kara Panter” İngiltere’deki 1966 Dünya Kupası ile dünya futbolu sahnesinde adından söz ettirmeye başladı. Eusebio, Portekiz formasıyla elemelerde 7 gol kaydederek ülkesinin İngiltere biletini cebine koymasında önemli rol oynadı. Portekizli yıldız futbolcu elemelerde attığı 7 golün 4′ünü Türkiye karşısında kaydetti. Lizbon’da oynanan ve Portekiz’in 5-1 kazandığı mücadelede 3 gol kaydeden Eusebio, Ankara’da oynanan diğer karşılaşmada ise takımına 1-0′lık galibiyeti getiren golü atmayı başarmıştı. 1966 DÜNYA KUPASI’NDA EUSEBIO İngiltere’nin ev sahipliğinde düzenlenen 1966 Dünya Kupası, Eusebio’nun ismini tüm dünyaya ezberlettiği turnuva oldu. Eusebio’lu Portekiz, grupta ilk maçta Macaristan’ı 3-1 mağlup ederken, “Kara Panter” Bulgaristan’a karşı kazanılan 3-0′lık maçta takımının 2. golüne imza atıyordu. Portekiz, Eusebio’nun 2 gol kaydettiği ve Brezilya’yı 3-1 mağlup ettikleri gruptaki üçüncü maçta, son şampiyonun kupaya erken veda etmesine yol açtı. Çeyrek finalde Kuzey Kore karşısında 3-0 geriye düşen Portekiz’de geri dönüşün mimarı Eusebio, attığı 4 golle ülkesini 5-3′lük galibiyetle yarı finale taşıdı. Eusebio, 1966′da zafere ulaşan ev sahibi İngiltere’ye yarı finalde 2-1 kaybeden Portekiz’de tek gole penaltı vuruşundan imzasını attı. Yıldız futbolcu, Sovyetler Birliği’ne karşı 2-1 kazanılan üçüncülük maçında ise attığı tek golle Dünya Kupası’ndaki 9. golünü kaydediyordu. İngiltere’deki Dünya Kupası’nda 9 golle gol krallığına ulaşan Eusebio, “1966 Dünya Kupası kariyerimdeki en yüksek noktaydı. Yarı finalde kaybetmiş olabiliriz ama Portekiz futbolu kazandı” diyerek turnuvayla ilgili duygularını dile getiriyordu. Eusebio, 1970 ve 1974 yıllarında Portekiz ile elemelerde mücadele etmesine rağmen bir daha Dünya Kupası’nda sahne alamadı. Portekiz ile son maçına 19 Ekim 1973 tarihinde Bulgaristan karşısında 2-2 sona eren karşılaşmada çıkan “Kara Panter”, ülkesinin formasıyla mücadele ettiği 64 maçta kaydettiği 41 golle milli takımlar sahnesinden çekiliyordu. KİŞİSEL BAŞARILARI Eusebio 1965 yılında Avrupa’da yılın futbolcusu ödülüne layık görüldü. 1962 ve 1966 yıllarında ise oylamada ikinci sırayı aldı. “Kara Panter” 1968 ve 1973 senelerinde Altın Ayakkabı ödülünün sahibi olurken, Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nda 1965, 1966 ve 1968 yıllarında gol krallığı yaşadı. 15 sene içinde Benfica’nın 11 lig şampiyonluğu, 5 Portekiz Kupası kazanmasında büyük rol oynayan Eusebio, bu yıllar içerisinde 9 kez gol krallığı yaşadı. Eusebio kariyeri boyunca çıktığı 745 maçta, 733 gol kaydetme başarısı gösterdi.
Uğur Yücel: "Zevklerime Karşı Oburlaştım"
Ayşe Arman, yılın ilk röportajını ünlü sanatçı Uğur Yücel'le yaptı. Ayşe Arman / Hürriyet Ortalık toz duman... Riyakarlık, iki yüzlülülük, yalancılık diz boyu. Kaygan zeminler... Neye, kime inanacağını şaşırıyor insan... İşte böyle zamanlarda, güveneceği seslere kulak vermek istiyor. Uğur Yücel onlardan biri. Yılın ilk cumartesi röportajını Uğur Yücel'le yaptım. Dehaya yakın bir yetenek, çocuksu bir saflık, harbilik ve samimiyet... Huzurlarınızda solo Uğur Yücel! ESAS KIVANÇ BENİM GİBİ OLURSA HABER Pek çok insanın aksine 2013 sizin için iyi bir yıldı... -Öyle oldu valla. Kitap çıktı. Ardından, 'Soğuk' filmini çektim. Sonra, 'Benim Dünyam'a geldi sıra. Derken, 'Aramızda Kalsın'a başladım. 2013 kendime şaşacak kadar tempolu geçti. Planladığım her şey, istediğim gibi sonuç verdi. Darısı yeni yılın da başına... 'Benim Dünyam' için söylenmeyen, yazılmayan kalmadı. 'Film çalıntı' diyen de oldu, 'Duygu sömürüsü' diyen de... Siz neler söylemek istersiniz? -Hem bu ülkede hem dünyada, binlerce kez 'remake' yapıldı. Dahası, bizde yüzlerce film doğrudan çalıntı. Kimsenin sesini duymazsın. Ne hikmetse, artık benimle mi ilgili, TMC'yle mi bilmiyorum, neyi uyarlamaya kalksak, homurtular geliyor. 'Neee Sopranosmu?', 'Neee Black mi?' Kıyamet kopuyor! Sanki, insanların dinine hakaret etmişiz gibi. Oysa bu film yönetmeninden, yapımcısına izinli ve telifi ödenmiş bir film. Yok çalıntı! Yok arak! Daha neler! Bire bir çektik işte! Yeniden yapım. Amerika'da özellikle çok yapılır. Beğendikleri bir hikâyeyi kendi dillerinde, bire bir kopya ederek çekiyorlar. Çünkü insanlar, orijinaline gitmiyor, Japonca izlemiyor işte. 'Black' burada sinemaya girse 3000 kişi giderdi. Biz aldık aynısını biraz farklı yorumla çektik, toplam 1 buçuk milyon kişi izledi. 'Kötü olmuş işte!' derse biri tamam, bu bir eleştiri. Ama 'Nasıl yaparsınız?' ne demek? 'Çaldınız!' ne demek... Bence deli bir emek vardı. Bütün oyuncular müthişti. Görüntüler şiir gibiydi. Benim kalbimin içine işledi. 'Remake' olması da zerre kadar umurumda değil. Zaten baştan söylüyorsunuz. Nedir bu? Düşmanlık mı? Kıskançlık mı? -Bilemiyorum! Düşündüğünü özgürce söyleyebilme çağındayız. Anladık, çok güzel! Ama herkes fikir sahibi! Lafı ederken bir tartayım yok! Yine de ben, yergilere boyun eğerim, cevap vermem ve saygılıyımdır. Övgülere de teşekkürü borç bilirim. İnsanın, oğluyla çalışması nasıl bir şey? -Oğlumla değil, Can'la çalışmak çok güzel. O, dokuz yaşından beri benim kafa arkadaşım. Çok kendine özgü bir kişilik. Bir bütünlük. Gençliğimi, cesaretimi, özgüvenimi görüyorum onda. Benden zeki. Benden daha parlak görüyor hayatı. Aksi, hüsran olurdu. Gelişmeye karşı eksiklik olurdu. Can, benim nazarımda, hayatın sürekli gelişeceğine delalet. Hata yaptığı zaman gönül rahatlığıyla azarlıyor musunuz? Yoksa insan, oğluna torpil mi yapıyor? -Mesleki olarak hiç azarlamadım. Sitemlerim olmuştur belki. Ama o beni çok uyardı mesela... Zamanı ileride tutanlara saygı duymak lazım. Ben oğluma saygı duyuyorum. Belki de babamın bana duyduğu saygının devamı. Babam bana hayranlık duyar ve bunu hissettirirdi. Ben de babama çekmişim. 28 yaşındaki oğlumu bir bebek gibi seviyor, babam gibi saygı duyuyorum! Bir filmi, 'Oğlumla birlikte çektik!' diyebilmek insanı ne kadar gururlandırıyor? -Filmi sırtlayan o! İlk günden son güne filmin başında durdu. Bende anksiyete var. Oyunculuk beni korkutuyor... Nasıl yani? -'Performans anksiyetesi' adı. Bu bir hastalık ve ben hastayım. Bir filmden sonra başladı ve yıllarca oynayamadım. Bence hâlâ oynayamıyorum. Ama oğlum, bana hiçbir yönetmenin söylemeye cesaret edemeyeceği şeyleri söyledi. Çünkü yönetmen böyle olmalı. Oyuncu hep kamera arkasında bir 'göz' arar. O 'Canım'dı benim için. Gözümün nuru. Bence o çekti. Montajın, miksajın, müziğin de içindeydi. Sette de oğlunuz mu, yoksa herhangi bir çalışan mı? -O bir yönetmen. Fikir danıştığım, zamanı paylaştığım parçam. Ama sarıldığımda, biriciğim... O benim yakın dostum. Masa arkadaşım. Dert ortağım. Meslektaşım. Gülüp eğlendiğim biri. Birkaç gün görmediğimde feci özlüyorum. Hem oğlum hem arkadaşım olarak özlüyorum... KENDİM KADAR KİMSEYİ HIRPALAMADIM Bazı yönetmenlerin, mükemmeliyetçiliğinden ve bu yolda insanı delirtmesinden söz ederler. Siz nasıl bir yönetmensiniz? -'Direktör' ve 'yönetmen' laflarını sevmiyorum. Bu alanda en güzel unvanı Fransızlar kullanıyor: 'Gerçekleştiren.' Ben bunu tercih ederim. Sete gelmeden bütün herşeyi bitiririm. Sette aramam. Eğlenirim. İlk kez 'İkinci Bahar'da yönetmenlik yaptım. İlk gün sete doğru yürürken, Yeşilçam'ın kıdemli reji asistanlarından biri yüksek sesle bağırdı: 'Dikkat yönetmenimiz geliyor!' Kaçacak yer aradım! Sonra rica ettim: 'Abi böyle şeyler yapma, gelmem sete!' Ben yönetmenden ziyade, müzisyen karakterliyim. Neşeli bir orkestra şefi gibi. Disiplin kendiliğinden gelir. Oyuncuların ve bütün setin, mutlu olduğu bir sinemanın peşindeyim... Oyunculuk mu, yönetmenlik daha baştan çıkarıcı? -Yönetmenlik! Hayal kurup yazıyorsun sonra onu gerçekleştiriyorsun, bir de perdede izliyorsun. Muhteşem bir hayat. Film biter bitmez de yenisine başlamak istiyorsun... Peki sizce siz, hangisinde daha iyisiniz? -İkisini de, tam istediğim yere taşıyamıyorum! Biliyorum çünkü nasıl olması gerektiğini. Kubrick kadar biliyorum. Brando kadar biliyorum. Ama beceremiyorum işte! Ne çekebiliyor ne de oynayabiliyorum. Yetenek, bu eksikliği görebilmektir! Kendinle böbürlenmez yetenekliler. Ama şunu söyleyebilirim, oyuncuya yaklaşma ve oyun alma konusunda istediğime yakınım. Yönetmenliği çok seviyorsunuz ama bence siz oyunculuğunuzun doruğundasınız! -Ben hiçbir şeyin doruğunda değilim. Pardon, sadece hazlarım konusunda! Biliyor musun, ben tiyatroyu sabahları geç kalkmak için seçtim. Hiç hırsım yoktur. Kendimle gayet iyiyim. Unvanlarla, şan şöhretle hiç ilgilenmedim. Evde bir tane bile ödül yok. Bütün ödülleri arkadaşlarıma verdim. Başarı peşinde koşanları da anlayamıyorum. Gel gör ki sinemacı oldum. Gün ışığını kaçırmamak için, tavuklarla birlikte uyanıyoruyoruz şimdi. Yalan oldu hayaller! İyi de 'Hiçbir şeyin doruğunda değilim' demek, Uğur Yücel gibi olağanüstü bir oyuncuya ayıp etmek değil mi? -Başkasına ayıp etmiyelim de! Kendime hep ediyorum zaten. Monitörden kendi oyunlarıma bir yönetmen olarak bakıp, 'Beceriksiz herif!' diye bağırıyorum. Bu en hafifi. Kendim kadar kimseyi hırpalamadım şu hayatta... ZEVKLERİME KARŞI OBURLAŞTIM 56'sınız. 50'den sonra neler oluyor? -Lezzetler artıyor. Ruhsal olarak çok coşkulu bir hale geldim. Gözüm bir orda, bir burda. İtiraf ediyorum, 30'lu, 40'lı yıllardan daha renkli bir hayata geçtim. Kendimle olmanın tadını çıkarıyorum. Gecelere doyamıyorum. Müzik, resim, öyküler, kitaplar... Zevklerime karşı çok oburlaştım. Hayata daha güleryüzlü bakıyorum. Sakındığım herşeyi unuttum. Daha ortalıkta, daha çıplağım... Siz genel olarak iyimser misiniz? -Evet. Ama bak, hava bozacaksa erken sezerim! Var yani böyle bir yeteneğim... BİR TEKNE VE İKİ ODALI EV YETER Para sizin için ne ifade ediyor? -Bana bir tekne, iki odalı bir ev yeter. Tekne de iki üç kişi barındıracak kadar oldu mu tamam. İyi bir sistemden müzik dinleyecek, film seyredecek, kitap okuyacak ve şarap içecek kadar sağlıklıysam, başka ne isterim? Peki yaratıcılık ne ifade ediyor? -Yaratıcılık, insanın kendisiyle şakalaşması gibi. Kurcaladıkça kapılar açılıyor. İnsan, kendi de şaşıyor gördüklerine. Rüya görmek gibi. 'Yaratamıyorum' diye bir tasaya hiç düşmedim. Ama 'Yaratmam lazım' çok dedim. Tutkulu değilim. Fazla şeye eğimliyi, bu yüzden büyük bir yaratıcı olamadım. O halde dert yok! İktidar ne ifade ediyor? -Hem gündelik hayatta hem evrensel anlamda: 'Erkek savaşları.' Aile reisi olmak, topluma sahip olmak, toprak sahibi olmak, toprak genişletmek... Kendini, erkini, ırkını sürdürme azgınlığı... Bütün acılar, bu ebleh, faşişt ruhlu toramanlar yüzünden yaşanmadı mı! Mussolini, Franco, Hitler, Bush... Tiplere bak! Geride bıraktıkları acılara bak! Milyonlarca masum ceset ve ağlayan kadınlar, analar... İSTEYEN GELİR! Güvendiğiniz insana canınızı verirmişsiniz... -Evet, ben safımdır. Çabuk inanırım. Her şeyimi ortada bırakırım. O yüzden çok zaman dımdızlak tek başıma kaldım... Aşk peki?-Ben kolay yönetilecek biri değilim. Kendi arazim çok geniş, verimli ve renkli. Özgürce koştururum ve oradan çıkmak istemem... İsteyen gelir! GÖBEK BERBAT BİR ŞEY Kilolu halinizi beğenenler ve oynadığınız rollere uygun olduğunu düşününler var... Siz beğeniyor musunuz? -En beğenmediğim yanım o! Yanlış anlama, şişmanlık görünüm olarak hiç derdim değil. Bir resmimi çekmişler mayolu, 'Uğur Yücel ne hale geldiii, az sonraaaaa!' Ulan, ben Kıvanç mıyım? O, benim gibi olursa haber! Ben, halden hale geçerim... Kime ne! Ama şişman davranış biçimini kaldıramıyorum. Eğilip kalkamamak... Yataktan doğrulamamak... Yelken açarken, nefes nefese kalmak... Abul abul yürümek... Bunlar berbat! Göbek de öyle... Ama Allah'a şükür sağlığım iyi. Fakat böyle giderse, kötü olacak... Yani kilo vermeyi düşünüyorsunuz? -En çok onu düşünüyorum! Bön bön düşünüyorum duvara bakıp... Nasıl zayıflarım diye... Bu yüzden yaratıcılığa vakit kalmıyor! Çünkü makarna ve şarap götürürken, 'Zayıflamam lazım yaaa!' demekle olmuyor... Şaka bir yana, ben doymak için yemem... Tadmak için yerim. İçkiyi de öyle içerim... Yeni yıl hedefleriniz arasında 20 kilo vermek var mı? -İçkiyi azaltmak istiyorum. Hatta, toptan bırakmayı düşünüyorum. Bu düşünceyle ölebilirim. Çünkü yıllardır düşünüyorum. Düşünceli insan olunca da, daha çok içiyor insan! İçince de daha çok düşünüyor! Düşünmeyi de çok seviyorum! Güzel laftır: 'In Vino Veritas' (Hakikat, şarapta gizlidir)! Hayatım aptallıklarla dolu Hastalık seviyesinde tevazu sahibisiniz... -Benim derdim kimseye örnek olmak değil, hissettiğim gibi konuşuyorum. Evet, kendini önemseyen insanlar topluluğuyuz. Evet, sıradanlıktan çok uzağız. Hele bizim dünya... Yetersizlik abidesi bir sürü muhteris, konuştuğunda kendini dünya çapında zannediyor! Bir de bize bak, paralanıyoruz. Buna tepki olarak, tevazu gösteriyorum belki de... Ama yok! Gerçekten böyle hissediyorum. Bir taraftan da, kendini böyle bir 'hiç'miş gibi göstermek megolamanyak bir ruhun göstergesi. Bazen ben de öyle miyim diye süpheleniyorum. Ama yok, değilim, içtenlikle söylüyorum. Siz bir bakışınızda insanın röntgenini çeker misiniz? -Evet! Ama bu, ona kanmıyacağım anlamına gelmiyor maalesef. Göz göre göre bataklığa girerim! Ben sizi çok zeki buluyorum, siz kendinizi nasıl buluyorsunuz? -Zeka muhtelif. Çok çeşitler içeriyor. Bütünüyle zeki olunur mu bilmem. Kendimi zeki bulmam ben. İç güdülerim kuvvetli. Kendime doğru yolculuk yapmayı becerdim. Tulumumu çıkardım. Çıplaklığı buldum. Bu yanımı seviyorum. Bunun için zekâ gerekli diyebiliriz. Ama hayatım, hatalarla, aptallıklarla dolu. Mesela yıllarca herkesin bildiği bir sürü şeyi ben görememişim. Hem de önümdeyken. Paranoyak olmama rağmen. Bunu ancak bir aptal göremez. İşte ben oyum! ARTIK BARSELONA'YI TUTUYORUM Beşiktaşlı olduğunuz için ne kadar gururlusunuz? -Beşiktaş' ın bende sukunetli ve ayrıcalıklı bir yeri var. Hep daha sportmen geldi. Daha namuslu. Kalantorların değil, halkın takımı. Ama Lucescu giderken, 'Burası Çavuşesku dönemi gibi!' dedi. Ardından ne çingeneliği kaldı ne bilmem nesi! Nasıl döküldü dokunulunca bütün bina, gördük geçtiğimiz yıllarda. Beşiktaş sadece bir semt benim için. Ben, Türk futbolundan soğudum. Artık Barselona'yı tutuyorum! GÜZEL MAKARNALAR, BALIKLAR, SALATALAR YAPARIM Çok dostunuz var mı? -Ne mutlu bana ki var. Ben aranan bir adamımdır! Bu da hoşuma gider. Güzel makarnalar, balıklar, salatalar yaparım. İyi müzikler çalarım. Özen gösteririm dostlarıma. Dertlerini kendime katarım. İnsan ağırlarım. Cebimde ne varsa ortadadır. Kendimi hunharca yaralarken, iyi taraflarımı da görmem gerek. İyi dostumdur. SOLO BİRİYİM Bu ülkeden çekip gitmek istediğiniz oluyor mu? -Çok oldu. En çok da, bir tekneye binip, tamamen yok olmak istedim. Ben solo biriyim. Tek başıma olmaktan çok zevk alırım. Tek başıma tekneyle okyanus geçme hayalim var hâlâ. Ünlü bir Fransız yelkenci, dünya turunu birincilikle bitirip finish'e doğru yaklaşırken, kendisini karşılayan büyük kalabalığı ve şehir gürültüsünü görünce geri dönüp, tekrar aynı tura başlamış. Ben oyum işte. Solo! Oğlum olmasaydı kesinlikle giderdim. Zaten onun varlığı, beni bir sürü çılgınlık yapmaktan alıkoydu. Kaybolur giderdim belki bir vakitler olmadık yerlerde. İyi ki varmış. Böyle mutluyum. Artık sizi hiçbir şey şaşırtmıyor mu? -Hayata karşı serin bir tepedeyim. Biraz daha fazla kendime değer vermeye başladım. Olan bitenle ilgimi kestim. Türkiye'de son dönemde yaşananlar için ne düşünüyorsunuz? -Son dönem yaşananlardan çok, son yüzyılda neler yaşanmış diye düşünmenin zamanı. Esas içi açılmayan, toplu cinayetler, kitlelerin imhası, toplu kıyımlar, ağır devlet faşizmi! Oraların içi açılmadıkça, bugünü anlamak zor. Tarihine bakacaksın, yüzleşecek, utanacaksın ve olan biten her şeyi bütün gerçekliğiyle çocuklarına doğru anlatacaksın. Minik faşistler yaratırsan sürekli, bu ülke bataklıktan çıkamaz! Minik, özgür, dünya insanları yaratalım.. 20'LERİNDE BİR SEVGİLİM OLABİLİR Mİ? 50'lerde aşk sizin için ne ifade ediyor? -Uzun yıllardır aşka karşı temkinliydim. Şimdi gardım düştü. Çünkü çabuk unutmak da bir olgunlukmuş. Unutulamaz sanıyordum. Unutuluyor ve hemen yenisine kapılıveriyor insan. Artık aşk acısı çeken genç arkadaşlarıma gülümsüyorum ve parmak şıklatıyorum: 'Haydi, yenisi bekliyor! Zıpla...' 50'sinden sonra Zorba gibi yaşayacaksın. Çünkü yokuş aşağı gidiyoruz... Sizin 20'lerinde bir sevgiliniz olabilir mi? -Yok, olmaz herhalde! 'Korkma kızım, bak Uğur Amca! Cici! Noel Baba gibi! Bi şey yapmaz!'... Oğluma, 'abi' mi diyecek? 'Can abi, bu baban çok tatlişko bir şey...!' Gerçi eskiden, 'Bu yaştan sonra olur mu? Bak kaç yaşına geldik filan' denir ve yaş dönemleri belirlenirdi. Hayat değişti. Yok artık duraklama, gerileme, tık yok olma devri. Varsa da, ben hiç farkında değilim. Bu nedenle, hâlâ herkesi evine ben bırakıyorum. Ya da en geç ben uyuyorum. Başımıza gelmedik kalmayacak bu gidişle! Pardon, ilk yirmiler, son yirmiler miydi soru...
Reklam
Yedi Yaşındaki Çocuktan Mektup
Futbolu neden seviyorsunuz? Güzel çalımlar, muhteşem şutlar, yıldızlar ve golleri? Yedi yaşındaki Rory aslında futbolun güzelliğinin sadece bunlar olmadığını gösterdi. Liverpool bu sezon eski günlerini hatırlatır bir performans sergiliyor. Premier Lig'in ilk yarısını domine eden kırmızılıların belki de moralini bu tür mektuplar yerine getiriyor, motive ediyor. Yedi yaşındaki Rory McGowan bir Liverpool taraftarı. Hem de koyu bir Liverpool taraftarı... Muhtemelen okuma yazmayı yeni öğrendiği bu dönemde, ilk mektubunu kız arkadaşına değil, hayatının aşkı Liverpool'a yazmış.İşte minik Rory'nin Liverpool Teknik Direktörü Brendon Rodgers'a gönderdiği mektup... 'Sayın Bay Rodgers, Ara transfer döneminde gerçekten iyi oyuncular satın alabilir misiniz? Juan Mata'yı almayı çok isterim çünkü kendisi çok deneyimli ve pozisyon yaratabilen bir oyuncu. Belki Michu ve Cabaye'ı da deneyebiliriz. Bununla birlikte bence Reina'yı geri almalıyız. Liverpool'u çok seviyorum. Liverpool-Swansea maçını izlemeye geleceğim. Bu benim annem ve babamın yeni yıl hediyesi. Zaman geçmek bilmiyor. Belki geldiğimde orada görüşürüz. Rory McGowan (Yaş: 7)
Schumacher’in Kaza Geçirdiği O Nokta!
İngiliz Daily Mail gazetesi yedi kez dünya şampiyonu olan Alman Formula 1 pilotu Michael Schumacher'in kaza geçirdiği noktanın fotoğraflarını yayınladı. Kayak yaparken kaza geçiren Formula 1 efsanesi Michael Schumacher'in durumu biraz iyileşme göstermesine karşın ciddiyetini koruyor. İngiliz Daily Mail gazetesi Schumacher'in kaza geçirdiği noktanın fotoğraflarını yayınladı.
Reklam
Ajax'dan 8 Yaşındaki Taraftara Büyük Jest
Galatasaray'ın eski yıldızlarından Frank de Boer, 8 yaşında kronik bir rahatsızlığa sahip olan Ajax taraftarı Jay Jay Williem adlı çocuğun hayallerini gerçekleştirdi.Kaynak: AMKSpor
Real Madrid, Barcelona ve Manchester City Ve...
Real Madrid, Barcelona ve Manchester City gibi Avrupa’nın önde gelen kulüplerinin üst sıralarda bulunduğu listede, 3 golün üzerine çıkmayı başaran Olympiakos ve Moldova temsilcisi Sheriff ilk iki sırada yer aldı. Yunanistan Birinci Futbol Ligi’nin en fazla şampiyon olan takımı Olympiakos, Avrupa’da devre aralarına kadar geçen periyotta sezonun en yüksek gol ortalamasını yakalamayı başardı. Ligde 17 haftalık ilk devre sonunda rakip filelere 53 gol gönderen Olympiakos takımı, bu karşılaşmalarda kalesinde 6 gol görürken maç başına 0,35 ortalamayla en az gol yiyen takım unvanına da sahip. İlk devreyi 16 galibiyet ve 1 beraberlikle namağlup tamamlayarak 49 puan toplayan Olympiakos, en yakın rakibi PAOK’un 10 puan önünde ligin zirvesinde yer alıyor. UEFA Şampiyonlar Ligi’nde ise 6 maçta 10 gol atan Yunan temsilcisi, 10 puan topladı ve grubunu ikinci bitirerek bir üst tura çıkmayı başardı. Fenerbahçe listenin 10. sırasında Spor Toto Süper Lig’de yoluna doludizgin devam eden Fenerbahçe, ilk devre sonunda maç başına 2,52′lik ortalamayla Avrupa’nın en golcü takımları listesinde 10. sırada bulunuyor. Sarı-lacivertliler 7. haftada sahasında oynadığı Trabzonspor karşılaşması dışında ligde bu sezon hiçbir maçı boş geçmezken, rakip filelere 43 gol göndermeyi başardı. Süper Lig’de 17. haftanın sonunda 13 galibiyet ve 2 beraberlikle 41 puana ulaşan Fenerbahçe, Galatasaray’ın 8 puan önünde zirvede yer alıyor. Sheriff liginde söz sahibi Moldova Birinci Futbol Ligi’nde son 13 yılda 12 şampiyonluk yaşayan Sheriff, bu sezon da iddiasını sürdürüyor. Ligde 19 hafta geride kalırken, rakip filelere 58 gol gönderen Sheriff, maç başına 3,05 gol ortalamasıyla en golcüler listesinde ikinci sırada bulunuyor. Sheriff 16 galibiyet elde ettiği ligde 50 puan toplarken, en yakın rakibi Tiraspol’ün 11 puan önünde zirvedeki yerini koruyor. UEFA Avrupa Ligi’nde ise 6 maçta 5 gol atabilen Sheriff, 6 puanda kalarak grubunu üçüncü tamamladı ve elenmekten kurtulamadı. Salzburg fırtına gibi esiyor Avusturya Birinci Futbol Ligi’nde başarılı bir grafik çizen Salzburg, 20 hafta sonunda maç başına tutturduğu 2,9′luk gol ortalamasıyla Avrupa liglerinin en golcü takımlarından biri oldu. Salzburg, ligde aldığı 14 galibiyet ve topladığı 46 puanla, Grödig’in 11 puan önünde şampiyonluğun en büyük adayı durumunda. UEFA Avrupa Ligi’nde de başarılı performansını sürdüren ve grupta birinci olarak tur atlayan Salzburg, 6′da 6 yaparak 18 puan toplarken, bu maçlarda rakip fileleri 15 kez havalandırdı. Devler gol bulmakta zorlanmıyor Avrupa’nın üst düzey liglerinden en golcüler listesine ilk sıralardan giriş yapan takımlar İspanyol devleri Real Madrid ve Barcelona oldu. İspanya Birinci Futbol Ligi’nde (La Liga) bu sezon 49′ar gol kaydeden lig lideri Barcelona ve üçüncüsü Real Madrid, 17 hafta geride kalırken maç başına 2,88′lik gol ortalaması yakaladı. İspanyol devlerinin ardından İngiltere Premier Lig’de başarılı bir performans sergileyen ve ilk devreyi ikinci sırada bitiren Manchester City, rakip filelere gönderdiği 54 gol ve 2,84′lük ortalamasıyla listenin üst sıralarında kendisine yer buldu. Sezonun üst düzey performans gösteren bir başka takımı Atletico Madrid, Barcelona ve Real Madrid gibi iddialı rakiplerine ayak uydurmayı başardı. Milli futbolcu Arda Turan’ın forma giydiği Atletico Madrid, averajla ikinci sırada yer aldığı İspanya Ligi’nin en az gol yiyen takımı olmasının yanında, kaydettiği 46 golle maç başına 2,70′lik ortalama tutturdu. Bundesliga lideri Bayern Münih ise ligde çıktığı 16 maçta kaydettiği 42 gol ve yakaladığı 2,62′lik ortalamayla rakiplerini takip etti. Şampiyonlar Ligi’nde de gol yollarında zorlanmıyorlar Liglerinde yüksek gol ortalamasıyla oynayan Barcelona, Real Madrid, Atletico Madrid, Manchester City ve Bayern Münih, UEFA Şampiyonlar Ligi’nde de gol bulmakta zorlanmıyor. Real Madrid’in 20 golle rakip filelere en fazla gol gönderen takım olduğu Şampiyonlar Ligi’nde, grup maçları sonunda Manchester City 18, Bayern Münih 17, Barcelona 16, Atletico Madrid ise 15 gol kaydetti. Avrupa liglerinde en yüksek gol ortalamalarına sahip takımlar şu şekilde: Takım Lig Ortalama 1- Olympiakos Yunanistan 3,11 2- Sheriff Moldova 3,05 3- Salzburg Avusturya 2,9 4- Barcelona İspanya 2,88 Real Madrid İspanya 2,88 5- Manchester City İngiltere 2,84 6- The New Saints Galler 2,77 7- Atletico Madrid İspanya 2,70 8- Bayern Münih Almanya 2,62 9- Sparta Prag Çek Cumhuriyeti 2,56 10- Fenerbahçe Türkiye 2,52 11- Shakhtar Ukrayna 2,5 12- Trencin Slovakya 2,47 13- Debreceni Macaristan 2,41 14- Astra Romanya 2,36 15- Sporting Lizbon Portekiz 2,35 16- Litex Lovech Bulgaristan 2,34 17- Heerenveen Hollanda 2,33 Vitesse Hollanda 2,33 Dinamo Tiflis Gürcistan 2,33 18- Liverpool İngiltere 2,31 Paris Saint-Germain Fransa 2,31 Turnovo Makedonya 2,31 19- Juventus İtalya 2,29 20- Ajax Hollanda 2,27 Twente Hollanda 2,27 Portadown Kuzey İrlanda 2,27
Reklam
Forvet Hattında Yerli Krizi
HABERLER Spor Herhangi bir ligdeki yabancı oyuncu sayısının o ülkenin futbolunu nasıl etkilediği konusunda farklı fikirler ortaya atılır. Kimisi kaliteli yabancı oyuncuların o ligdeki oyun kalitesini de yukarı taşıdığından dem vurur, kimisi lejyonerlerin sayısı arttıkça yerli oyuncuların fiyatlarının dengelendiğini savunur. İşe kulüpler açısından bakanlar, 'Ne kadar çok yabancı oyuncu, Avrupa kupalarında o kadar çok başarı' fikrine sahiptir. Bu fikirlerin hepsi tartışılabilir... Doğrulukları ya da yanlışlıkları üzerine farklı örnekler verilebilir. Evet, bazı yabancı oyuncuların gerçekten de sudan ucuzdur ama bu ülkede bir sezon boyu mahzun gözlerle yedek kulübesinden maç izleyen adı büyük golcülere milyonlarca euro sayıldığı da çok görülmüştür. Avrupa kupalarındaki başarı ise sadece yabancı oyuncuların çokluğu ya da kalitesiyle doğru orantılı olamaz. O zaman Galatasaray'ın dört yabancı oyuncuyla kazandığı UEFA Kupası zaferi nasıl izah edilebilir? Üstelik kupaya uzanan süreçte atılan 15 golün 11'ini yerliler, 4'ünü yabancılar atmışken. Futbol Federasyonu Basın Departmanı tarafından hazırlanan TamSaha Dergisi'nden Mazluç Uluç'un hazırladığı Türk futbolundaki yerli forvet krizi dosyasının detayları şöyle: Tüm bu tartışmaların arasındaki tartışılmaz tek gerçek, kulüplerde oynayan yabancı oyuncu sayısındaki artışın, forma giyebilen yerli oyuncu sayısını aşağıya çektiği ve Millî Takım'a seçilebilecek oyuncu alternatifini azalttığıdır. Zaten bu sorunu yakından hisseden Türkiye de son yıllarda Avrupa'da yetişen Türk asıllı oyuncuları Genç Millî Takımlardan itibaren kazanmaya çalışarak problemi çözmeye çalışıyor. Geçmiş sezonlarda ligimizde giderek artan sayılarda yabancı oyuncu gördük. Yakın dönemde sahada 6, yedek kulübesinde 2 yabancı yer alırken, kulüpler ayrıca istedikleri kadar lejyonerle sözleşme imzalıyordu. Bu sayı daha sonra sahada 6, yedek kulübesinde 2, toplamda 10 olarak sınırlandırıldı. Yeni sezonda ise kulüpler yine 10 yabancı oyuncuyla sözleşme imzalayabilse de 18 kişilik kadrolarında sadece 6 oyuncu bulundurabiliyor. Bu sınırlamanın yerli oyunculara daha fazla forma bulma şansı verdiği de gözle görülür bir gerçek. Nitekim Süper Lig'deki 18 takımın ideal on birlerine baktığımızda, forvet dışındaki tüm mevkilerde yeri oyuncu seçeneklerinin büyük ölçüde arttığını görebiliyoruz. Kalecilerde 10-8'lik yerli üstünlüğü var. Yerlilerin sağ bekte 13-5, sol bekte 14-4, orta sahada 21-15, kanatlarda da 22-14 üstünlüğü bulunuyor. Yabancılar stoperde 19-17 ile ele geçirdikleri üstünlüğü forvet ikilisinde 30'a 6 gibi ezici bir çoğunluğa yükseltiyor. Mevkilere göre dağılım: Kaleci: 10 yerli, 8 yabancı Sağ Bek: 13 yerli, 5 yabancı Stoper: 17 yerli, 19 yabancı Sol Bek: 14 yerli, 4 yabancı Orta saha: 21 yerli, 15 yabancı Kanatlar: 22 yerli, 14 yabancı Forvet: 6 yerli, 30 yabancı YABANCI KRALLAR Bu girizgâhtan sonra sanırız konunun ağırlığı belli oldu; Türkiye'deki yabancı forvet sayısının çokluğu! O zaman şöyle bir geçmişe uzanalım ve yabancı golcülerin ligimizdeki durumuna bir göz atalım. 56'ncı sezonu oynanan ligimizde geçmişte yabancı oyuncuların parmakla gösterildiğini ve bir ara da yabancı oyuncu transferinin yasaklandığını göz önünde tutarsak, 1983-84 sezonuna kadar Süper Lig'de bir yabancı gol kralının çıkmamasını normal karşılayabiliriz. 1970'lerin ikinci yarısından itibaren iki yabancı oyuncu transferine izin verilmesinin ardından ise ilk yabancı gol kralıyla 1983-84 sezonunda karşılaşıyoruz. Yugoslavya'dan gelerek 1981'de Galatasaray formasını giyen Boşnak Tarık Hodzic,bir sezon sonra aynı takımda top koşturmaya başladığı Mirsad Sejdic'in de asist desteğiyle 1983-84 sezonunda 16 gol atarak ligimizin ilk yabancı gol kralı oldu. Ancak yabancı oyuncu sayısının 3'ü geçmediği o yıllarda lejyonerler tam 11 yıl gol krallığı göremedi. Ta ki 1995-96'da Trabzonspor formasıyla 25 gol atarak bu tacı giyen Gürcü Shota Arveladze'ye kadar. Yabancı oyuncuların üçüncü gol krallığı için beklemesi de 10 yıl daha sürdü. Bu defa 2006-07 sezonunda Fenerbahçe'nin Brezilyalı yıldızı Alex De Souza 19 golle ligin gol krallığını elde etti. Ancak bu yıllarda yabancı oyuncu sayılarında önemli artışlar olmuş, takımlar özellikle gol bölgelerini büyük ölçüde lejyonerlere teslim etmeye başlamıştı. Nitekim Alex'in ardından ertesi sezon takım arkadaşı Semih Şentürk tacı taksa da sonraki üç sezonda sırasıyla Galatasaray'ın Çek santrforu Milan Baros, Kayserispor'un Portekizli santrforu Aziza Makakula ve bir kez daha Fenerbahçeli Alex De Souza gol kralı oldu. Son iki sezonda bu yabancı hegemonyası Burak Yılmaz sayesinde bozulmuş görünüyor. Burak son iki sezonda önce Trabzonspor formasıyla 33, sonra da Galatasaray formasıyla 24 gol atarak ligin kral tahtına oturdu. Ancak meseleye sadece bu açıdan bakarsak önemli bir gerçeği ıskalamış oluruz. O gerçek ne mi? Bakalım... Burak'ın 33 golle açık ara gol kralı olduğu sezonda 10 gol ve üzerinde gol kaydeden 18 oyuncu daha var ligimizde. Bu oyuncuların Burak'tan sonraki 6 sırasında yabancılar var. Kamara, Tum, Eneramo, Webo, Alex ve Doka'dan oluşan bu altılının ardından gelen 12 oyuncunun arasında ise sadece Necati Ateş, Selçuk İnan ve Muhammet Demir yer alabiliyor. Geçtiğimiz sezon Burak Yılmaz'ın 24 gollü krallığının arkasından ise Kalu Uche, Bobo, Pierre Webo, Moussa Sow, Pablo Batalla, Lamine Diarra, Mert Nobre listesi uzanıyor. Sonrasındaki 13 isim arasında ise yerli oyunculardan Necati Ateş, Umut Bulut, İlhan Parlak, Olcay Şahan ve Cenk Tosun yer alabiliyor. BU SEZON TABLO DAHA VAHİM Biz şimdi bu sezon ligin krallık yarışına bir göz atalım ve zirvede kimler var bir görelim. Sezonun ilk yarısı sona erdi ve zirvede Sivasspor'un 10 gollü Fransız oyuncusu Aatif Chahechouhe, Beşiktaş'ın Portekizli santrforu Hugo Almeida ile aynı sayıda gol atan son iki sezonun gol kralı Galatasaraylı Burak Yılmaz yer alıyor. Bu üçlünün arkasında Kasımpaşa'nın Arjantinli forveti Oscar Scarione ile Fenerbahçe'nin Senegalli golcüsü Moussa Sow 9'ar golle sıralanıyor. 8 gollü oyuncular ise Akhisar Belediye Gençlik ve Sporlu Oumar Nissa ile Fenerbahçeli Emmanuel Emenike. Yani zirvede ve hemen altındaki 7 oyuncu arasında sadece tek yerli isim bulunuyor. 7 gollü oyuncularda ise Fenerbahçeli Dirk Kuyt, Pierre Webo, Medical Park Antalyasporlu Lamine Diarra, Gençlerbirliği'nden Bogdan Stancu, Galatasara'dan Didier Drogba'nın arasına sadece Gaziantepspor'dan Cenk Tosun girebiliyor. 6 gollü oyuncularda da Akhisar Belediye Gençlik ve Spor 'dan Bruno Rosa, Sivasspor'dan Manuel Da Costa ve Trabzonspor'dan Paulo Henrique ile birlikte Sivassporlu Burhan Eşer, Beşiktaş'tan Olcay Şahan ve Kardemir Karabüksporlu İlhan Parlak listede kendilerine yer bulabiliyor. Kısaca özetlemek gerekirse ilk 20 sıradaki golcülerin arasında sadece 5 yerli oyuncu bulunuyor. GOL TİMLERİ LEJYONER Şimdi bu tablonun sebeplerine yakından bakalım. Neden gol krallığı listelerinde Türk oyuncuların isimleri yabancıların arasında kayboluyor. Bu soruya ilk etapta, 'Yabancı golcüler bizimkilerden daha becerikli ve daha yetenekli' cevabını verebilirsiniz. Ama haklı olmanız için yerli ve yabancı golcülerin eşit şartlarda bir yarışa girmesi ve yabancıların böyle bir yarışta üstünlük sağlaması gerekiyor. Çünkü Süper Lig'deki 18 takımın gole en yakın noktadaki ayaklarının büyük bölümünü yabancı oyuncular oluşturuyor. 'Gole en yakın nokta'dan kastımız santrforlar ve arkasında yer alan hücuma dönük orta saha oyuncuları. Takımların ideal on birlerinde bu bölgedeki 36 oyuncudan 30'u yabancı, sadece 6'sı Türk. 18 takım arasında bu bölgede direkt santrfor oynayan yerli oyuncular sadece Elazığspor'da Deniz Yılmaz, Gaziantepspor'da Muhammet Demir veya zaman zaman Cenk Tosun. Yani 18 takımdan sadece ikisinin santrforu Türk. Bu bölgeye orta sahadan destek veren oyunculara baktığımızda ise Elazığspor'da Köksal Yedek veya Mehmet Nas, Eskişehirspor'da Erman Kılıç, Galatasaray'da Burak Yılmaz, Torku Konyaspor'da Recep Aydın isimlerini görüyoruz. 36 oyuncuda 6 Türk'ün yüzdesi genel toplam içinde 16.6'ya tekabül ediyor ki, bu rakam da golcüler listesinde yerlilerin isimlerine neden bu kadar seyrek rastlandığını açıklamaya yetiyor. Takımlara tek tek yakından baktığımızda, zaman zaman da olsa yüzde yüz yerli hücum timine sahip tek ekip Elazığspor. Sağda Serdar Gürler, solda Serdar Özkan, forvet arkasında Köksal Yedek veya Mehmet Nas, santrforda Deniz Yılmaz dörtlüsüyle sık sık izlediğimiz Elazığspor, ligin son sırasında yer alıyor. Gaziantepspor, üç yerli oyuncunun yanında forvet arkasında oynattığı Traore ile hücum hattını ağırlıklı olarak Türk oyunculardan oluşturuyor. Torku Konyaspor da zaman zaman sağ kanatta Djalma'nın yerine Ömer Ali Şahiner'e yer verip forvette 3-1'lik yerli üstünlüğünü sağlıyor. Hücum hattını dört yabancıyla oluşturan takımlar da var ligimizde. Bu takımların başında lider Fenerbahçe geliyor. Sarı-lacivertli ekip Cristian'lı on birle oynadığı maçlarda hücum hattını Kuyt, Sow, Webo veya Emenike ile oluşturarak tamamen lejyoner bir forvetle gol arıyor. Aynı tablo Medical Park Antalyaspor için de söz konusu. Akdeniz ekibi sağda Isaac, solda 'vatandaş' Tita, forvet arkasında Insa ve santrforda Diarra ya da zaman zaman Baros'la tam bir yabancı hücum takımı görünümünde. Kasımpaşa da Adem Büyük'ün yerine Viudez'i kullandığı maçlarda Babel, Scarione ve Malki ile hücum hattını yabancı oyunculardan oluşturuyor. Kayserispor, Trabzonspor ve Kayseri Erciyesspor ise hücum timlerinde sadece birer yerli oyuncuya yer veriyor. KALEDE SIKINTI YOK Geçmişte çok sayıda yabancı kalecinin yer aldığı ligimizde bu sezon gerçek bir denge hâkim. Millî Takımımız için ligimizde sürekli görev yapan 10 kaleci seçeneği bulunuyor. Şampiyonluk yaşamış beş takımdan üçünün kalesini yerliler koruyor. Fenerbahçe'de Volkan Demirel, Beşiktaş'ta Tolga Zengin, Trabzonspor'da da Onur Kıvrak Millî Takım teknik ekibinin elini rahatlatan isimler. Sivasspor'da Korcan Çelikay, Medical Park Antalyaspor'da Hakan Arıkan, Kayserispor'da Gökhan Değirmenci ve Ertuğrul Taşkıran, Gençlerbirliği'nde Ramazan Köse, Çaykur Rizespor'da Serkan Kırıntılı ligde banko oynayan yerli kalecilerin sayısını 9'a yükseltiyor. Bu isimlere Elazığspor'da Vanja Ivesa'yı çoğu zaman yedek bırakan Zülfük Özer'i de eklemek ve sayıyı 10'a çıkarmak da mümkün. SAĞ VE SOL BEK PATLAMASI Geçmişte Millî Takım'ın oyuncu bulmakta sıkıntı çektiği sağ ve sol bekte Süper Lig takımları bu sezon yerli oyuncuları tercih etti. 18 takımdan 13'ü sağ bekte, 14'ü ise sol bekte tercihlerini yerli oyunculardan yana kullandı. Fenerbahçe'de Gökhan Gönül, Medical Park Antalyaspor'da Koray Arslan ve Serkan Balcı, Kayserispor'da Salih Dursun, Akhisar Belediyespor'da Emrah Eren, Gençlerbirliği'nde Serkan Kurtuluş ve Serkan Yanık, Beşiktaş'ta Serdar Kurtuluş, Kayseri Erciyesspor'da Cem Can, Eskişehirspor'da Veysel Sarı, Kardemir Karabükspor'da Uğur Uçar ve Erdem Özgenç, Kasımpaşa'da Elyasa Süme ve Orhan Şam, Çaykur Rizespor'da Koray Altınay, Torku Konyaspor'da Ali Turan, Elazığspor'da Adem Alkaşi ile Deniz Aslan forma giyiyor. Sağ bekte yabancıya yer veren takımlar ise Bursaspor (Basser), Sivasspor (Cicinho), Gaziantepspor (Binya), Trabzonspor (Bosingwa) ve Galatasaray (Eboue). Uzun yıllardır Gökhan Gönül ile Sabri Sarıoğlu dışında alternatif bulmakta zorlanan Millî Takım için bu sezon Salih Dursun, Serkan Kurtuluş, Koray Altınay gibi isimler de seçenek oldu. Yine bir dönem sıkıntı yaşanan ve sağ ayaklı Ümit Özat'la çözüm bulunmaya çalışılan sol bekte de 14 takım yerli oyuncuya yer veriyor. Fenerbahçe'de Caner Erkin, Hasan Ali Kaldırım, Galatasaray'da Hakan Balta, Trabzonspor'da Kadir Keleş, Elazığspor'da Özgür Özkaya, Sivasspor'da Ziya Erdal, Kayserispor'da Ömer Bayram ve Alper Uludağ, Akhisar Belediyespor'da Çağdaş Atan, Gençlerbirliği'nde Uğur Çiftçi, Gaziantepspor'da Şenol Can, Kayseri Erciyesspor'da Emre Öztürk ve Ekrem Ekşioğlu, Eskişehirspor'da Tarık Çamdal, Kardemir Karabükspor'da İshak Doğan, Kasımpaşa'da Sancak Kaplan ve İlhan Eker, Torku Konyaspor'da Mehmet Uslu ve Ergün Teber sezonun ilk yarısında forma giyen sol bekler. Sol beklerini yabancılara emanet eden takımlar ise Bursaspor (Taiwo), Medical Park Antalyaspor (Vederson - TC vatandaşı), Beşiktaş (Motta) ve Çaykur Rizespor (Ali Adnan). Yerli sol beklerden Tarık Çamdal, Uğur Çiftçi ve İshak Doğan son Millî Takım kadrosunda yer alarak ay-yıldızın alternatiflerini çoğalttı. STOPERDE YABANCILAR ÖNDE 18 takımın stoper tercihinde ise forvetler kadar olmasa da yabancıların üstünlüğü bulunuyor. Takımlarının ilk on birlerinde ağırlıklı olarak oynayan 36 stoperin 19'u yabancı, 17'si yerli. Stoperde yüzde yüz yerliyi tercih eden takımlar Emre Güngör-Musa Nizam ikilisiyle Medical Park Antalyaspor, zaman zaman Bamba'ya şans tanısa ada Mustafa Yumlu-Aykut Demir ikilisiyle Trabzonspor, İbrahim Kaş-Görkem Görk ikilisiyle Elazığspor. Torku Konyaspor'da da Kokaloviç'in sakatlığında Selim Ay-Erdinç Yavuz ikilisinin kullanıldığını vurgulamak gerekiyor. Yüzde yüz yabancı stoperlere ise Fonseca Sereno- Khizanishvili ikilisiyle Kayserispor, Kecojeviç-Stankevicius ikilisiyle Gaziantepspor, Akaminko-Diego ikilisiyle Eskişehirspor, Mabiala-Puygrenier ikilisiyle Kardemir Karabükspor, Oboabona-Viera ikilisiyle de Çaykur Rizespor sahip. ORTA SAHADA YERLİLER FAZLA Orta sahanın ortasında yer alan 36 oyuncuda da yerlilerin 21'e 15 üstünlüğü bulunuyor. Bu bölgede yüzde yüz yerli ikililer kullanan takımlar Batalla'nın ayrılmasının ardından Belluschi'nin forvet arkasına kaymasıyla Bursaspor (Şamil Çinaz - Murat Yıldırım veya Musa Çağıran), Sivasspor (Kadir Bekmezci - Adem Koçak), MP Antalyaspor (Serkan Balcı - Uğur İnceman), Akhisar Belediyespor (Merter Yüce - Bilal Kısa), Torku Konyaspor (Ali Çamdalı - Mehmet Güven), zaman zaman da Fenerbahçe (Alper Potuk - Mehmet Topal) ve Beşiktaş (Veli Kavlak - Oğuzhan Özyakup). Bu bölgede yüzde yüz yabancıyı tercih eden takımlar ise Elazığspor (Sane - Vitolo/Sow), Kayserispor (Mijailoviç - Cleyton) ve Trabzonspor (Zokora - Colman). KANATLAR YERLİYLE UÇUYOR Hücum hattının her iki kanadındaki 36 oyuncu tercihinin de 24'ü yerli, 12'si yabancı. Bu bölgede Elazığspor (Serdar Gürler - Serdar Özkan), Bursaspor (Kazım Kazım - Ferhat Kiraz), Sivasspor (Burhan Eşer - Aydın Karabulut), Akhisar Belediyespor (Ahmet Cebe / Kenan Özer - Güray Vural / Sertan Vardar), Gaziantepspor (İbrahim Akın / Taşkın Çalış - Cenk Tosun / Turgut Doğan Şahin), Beşiktaş (Gökhan Töre - Olcay Şahan), Kardemir Karabükspor (İlhan Parlak - Ahmet İlhan Özek / Erkan Kaş), Çaykur Rizespor (Tevfik Köse - Sercan Kaya) yüzde yüz yerli oyuncu tercihleri kullanırken, kanatlarını tamamen yabancı oyunculara emanet eden takımlar ise Medical Park Antalyaspor (Promise Isaac - Tita / TC vatandaşı), Fenerbahçe (Dirk Kuyt - Moussa Sow) ve zaman zaman da Kasımpaşa (Viudez - Babel). Not: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçen lejyoner oyuncular, bu araştırmada 'yabancı' kategorisinde değerlendirilmiştir. Süper Lig'in Gol Kralları 1983-1984 Tarık Hodzic 16 1984-1985 Aykut Yiğit 20 1985-1986 Tanju Çolak 33 1986-1987 Tanju Çolak 25 1987-1988 Tanju Çolak 39 1988-1989 Aykut Kocaman 29 1989-1990 Feyyaz Uçar 28 1990-1991 Tanju Çolak 31 1991-1992 Aykut Kocaman 25 1992-1993 Tanju Çolak 27 1993-1994 Bülent Uygun 22 1994-1995 Aykut Kocaman 27 1995-1996 Shota Arveladze 25 1996-1997 Hakan Şükür 38 1997-1998 Hakan Şükür 33 1998-1999 Hakan Şükür 18 1999-2000 Serkan Aykut 30 2000-2001 Okan Yılmaz 23 2001-2002 Arif Erdem 21, İlhan Mansız 21 2002-2003 Okan Yılmaz 24 2003-2004 Zafer Biryol 25 2004-2005 Fatih Tekke 31 2005-2006 Gökhan Ünal 25 2006-2007 Alex De Souza 19 2007-2008 Semih Şentürk 17 2008-2009 Milan Baros 20 2009-2010 Aziza Makakula 21 2010-2011 Alex De Souza 28 2011-2012 Burak Yılmaz 33 2012-2013 Burak Yılmaz 24 CİHAN
Bruno Alves ve Raul Meireles Benzerlerine Benzedi
Bruno Alves ve Raul Meireles Benzerlerine Benzedi Fenerbahçeli oyuncular Bruno Alves ve Raul Meireles benzerlerine benzemeye çalışınca, ortaya ilginç bir görüntü çıktı. Bir süre önce, Fenerbahçe’nin Portekizli yıldızları Bruno Alves ve Raul Meireles’e benzeyen iki Fenerbahçe taraftarının çektirdiği fotoğraf internette oldukça popüler olmuştu. Alves ve Meireles’in muzipliği tutunca, işler daha da ilginçleşti. Alves takma bıyığı yapıştırdı, Meireles dizlerinin üzerine çöktü, gerçekler benzerlere benzedi. Ortaya çıkan kare, herkese tebessüm ettirdi.Tellal
2014'te Futbolun Zirvesine Kimler Çıkacak?
2014'de futbol dünyasının gözleri Brezilya'daki Dünya Kupası'nda olacak. Turnuvanın en başarılı ekibinin ev sahipliği yapacağı kupayı kimin kazanacağı herkesin aklındaki soru. Şampiyonlar Ligi de bu yıl oldukça çekişmeli olmaya aday. Dünyanın en gözde futbol liglerinden İngiliz Premier Ligi de kuruluşundan bu yana en çekişmeli sezonlardan birini yaşıyor. 2014'te bu turnuvalarda futbolun zirvesine hangi takımlar oturacak? BBC Sport'un futbol yazarı Phil McNulty 'nin değerlendirmesi şöyle: Dünya Kupası'nı kim kazanacak? Brezilya zıt duyguların dalgaları arasında bir inip bir çıkacak. Zarif futbol oynandığında tribünle coşacak, bu eksik olduğunda bunun yerini gürültülü bir hayal kırıklığı alacak. Brezilya Konfederasyon Kupası'nda zafere ulaştı. Ben hocaları Luiz Felipe Scolari liderliğinde Temmuz ayında Dünya Kupası'nı da kaldırmalarını bekliyorum. Sezon öncesinde Ferguson'un emekli olması ve Mourinho'nun Chelsea'ye dönüşü manşetlerdeydi. Bu manşetler yıllardır görülmeyen bir Premier Lig şampiyonluğu yarışı için perdeyi açtı. Manchester City'de de Manuel Pellegrini hocalığı Roberto Mancini'den devraldı. Manchester United'da Wayne Rooney'nin üstün formu devam eder ve menajer Moyes Robin van Persie'nin uzun bir süre sakatlanmamasını sağlayabilirse, United'ın şampiyonluk sayısını 21'e çıkarma şansını yok saymak akılsızlık olacaktır. Chelsea de zaman zaman tökezledi ama onlar da hala yarışın içinde. Dahası Jose Mourinho Premier Ligi kazanmak için ne gerektiğini bilen bir hoca. Liverpool'un, Luis Suarez'in parlaklığından esinlenen, çekici futbolu ve golleri, bazı destekçilerinin 1990 yılından bu yana ilk şampiyonluk hayalleri görmelerine yol açmıştır. Bu menajer Brendan Rodgers'ın çalışmalarına bir övgüdür ama gerçekçi düşünürsek ilk dörde girmeleri mükemmel bir başarı olarak kabul edilmelidir. Ki bu ulaşılabilecek bir hedef Liverpool için. Arsenal teknik direktörü Arsene Wenger şaşmaz inancı ile desteklediği bir kadronun nihayet meyvelerini toplayacak gibi görünüyor. Sadece saf ilkeleri nedeniyle değil ama oyunun pek çok gözlemcisi arasında popüler birisi olduğu için, 2005 Federasyon Kupası'ndan bu yan hiç bir şey kazanamamış olan Wenger liderliğindeki Arsenal'in bu yılı şampiyon bitirmesinden mutluluk duyacağız . Ligi kazanan bu takımlardan biri olacak. Premier Lig dörtlüsü Şampiyonlar Ligi'nde son 16'ya kaldı. Ancak Manchester City, Arsenal, Chelsea ve Manchester United'dan birini kupayı kaldırırken görmek hala zor. City ve Arsenal son 16'da, sırasıyla Barcelona ve Bayern Münih'le karşılaşacak. Pellegrini'nin takımı Katalanlar için gerçek bir tehdit. Ama Arsenal grubu ikinci bitirmenin faturasını ağır ödeyebilir. City'nin Münih'te kazanmış olması onları Şampiyonlar Ligi'nde sürpriz ekip olabileceklerinin işareti. Ama gerçekçiler kupanın Bayern Münih, Real Madrid veya Barcelona'dan birine gitmesini daha muhtemel görecektir. Ve Allianz Arena'da hoca Pep Guardiola olduğu için, ben Bayern'in geçen sezon Wembley'de Dortmund'a karşı kazandıkları kupayı, 2014'te de koruyacağı kanısındayım.