onedio
Türünün Son Örneği 10 İlkel Kabile
Hepimizin, zamanla yarıştığı, daha fazla şey elde etmek için didinip durduğu, sürekli cep telefonlarına yapışık şekilde yaşadığı bu dünyada, çok az da olsa tıpkı yüzyıllar önce olduğu gibi doğayla iç içe yaşayan birileri var. İklim değişikliği ve modern sömürü düzeni onların nüfusunun azalmasına neden olsa da, bu 10 kabile hala hayatta.
Psikoloji Öğrencilerine Söylenen 8 Klişe Söz
Tebrikler, psikoloji bölümüne yerleşmişsinizdir, hadi hayırlı olsundur. İnsanlığınızın sınırlarını zorladığınız berbat ve stresli dönem bitmiştir. Artık test çözmeden geçirdiğiniz tek bir saniye bile içinizde değişik bir sıkıntıya sebep olan ‘vicdan sızlamaları’ geride kalmıştır. Hem lise ödevlerinize ve sınavlarınıza hem de dershane denemelerine ve testlerine yetişmeye çalışmaktan yirmi dört saatin size yetmediğini düşündüğünüz, bir günün daha fazla saat olmasını dilediğiniz zamanlar geçmiştir. Vakit gün ışığı görme vaktidir, dışarı çıkıp arkadaşlarla buluşma, bol bol gezip tozma, aileyle doyasıya vakit geçirme ve tüm bunları kafada ‘Denemede kaçıncı oldum acaba ya?’ kaygısı olmadan yapma vaktidir! Üstelik psikolog olacaksınızdır, farklısınızdır, ‘vay be!’sinizdir. Peki ya üniversite? O nasıl bir yerdir? Yeni arkadaşlarınız nasıldır? Kaç tanesini hakikaten sevecek ve dost edineceksinizdir? Kaç tanesiyle lisedeki gibi espriler, geyikler çevirebileceksinizdir? Yine ‘inek’ler olacak mıdır? Ya da bir dakika, yoksa siz de mi ‘inek’ olacaksınızdır? Bla bla bla… Bölüme yerleştiğinizi gördüğünüz veya haberini aldığınız an, tüm bu düşünceler ve daha fazlası film şeridi gibi aklınızdan geçer. Bu, ilk adımdır. İşin ikinci adımı, bu mutlu haberi akrabalara, arkadaşlara, eşe dosta yaymaktır. Zaten fazla çabaya gerek yoktur, herkes arayıp sorar, sormayana da hafiften bir kıl kaparsınız (şimdi doğruya doğru). Peki, psikoloji okuyacağınızı duyan eş dost, söz birliği etmiş gibi neden hep aynı cümleleri söyler? Valla nedenini bilemeyeceğim, bilsem de yazamayacağım. Çünkü bu klişe sözleri bir an önce yazmak için sabırsızlanıyorum. Hadi bakalım, sizin de aklınıza gelmeye başlamıştır bile bu sözler, hazırsanız başlayalım:
Reklam
İzmir’de Görülmesi Gereken 8 Değişik Yer
İzmir doğal güzellikleri yönünden görülmeye değer yerlere sahiptir.  İzmir şehrinde doğal güzellikleri ile ön plana çıkan çok bilinmeyen yerleri görülmeye değer güzelliktedir. Kentin tarihi dokusu ve doğal güzellikleriyle Türkiye’de ön plana çıkan başlıca turizm şehirlerinden olmaktadır. İzmir’e gidilip görülmesi gereken yerleri sırasıyla ele alalım.
Reklam
Yatılı Misafirlerden Nefret Etmemizi Sağlayan 19 Şey
Aslında misafirlik kavramı bize yabancı bir kavram değildir.  Toplumumuzda eski bir gelenektir ve toplumsal değerlerimizin önde gelen bir parçasıdır. Dolayısıyla ister konukseverlik, ister misafirperverlik kelimeleriyle ifade edelim, bu erdem bizim en baskın karakteristik özelliklerimizden biridir. Tarih sahnesine baktığımızda, bugün bizi bir arada tutan önemli ögelerden birisinin de  binlerce yıldır sürdürdüğümüz; dil, din, ırk farkı gözetmeksizin herkese evini, mutfağını ve gönlünü açma alışkanlığımız ve sevadamız olduğunu söyleyebiliriz. Ancak 'Misafir misafiri sevmez, ev sahibi hiç birini sevmez.' sözü de boşuna söylenmemiştir. Çünkü bazı insanlar sergiledikleri davranışlarla 'misafirlik' kavramından nefret etmemize sebep olurlar. İşte o davranışlardan bazıları:
12 Madde ile Osmanlı'dan Bugüne İstanbul'un Elektriğe Karşı İmtihanı
Günümüze kadar ulaşmış 'Gece gözü : kör gözü' söyleminden uzandığımız Osmanlı Devleti dönemindeki aydınlatma bilindiği üzere daha ilkel düzeylerdeydi. Hava gazı Osmanlı'ya gelene kadar en çok kullanılan  aydınlatma şekilleri hepimizin aşina olduğu üzere meşale, çerağ, kandil, mum ve yağ lambasıydı. Halk, evlerinde ve dışarı çıktıklarında aydınlatma ihtiyaçlarını bu araçlarla gideriyorlardı.
Reklam
En Yar(at)ıcı 14 Zaytung Dergi Kapağı
Hayatımıza ''ZAYTUNG haberi gibi '' kavramını sokan ZAYTUNG ' un dergi kapakları hep ilgi çekici olmuştur.  Sizin için üşenmedim ilk günden günümüze teeek tek tüm dergi kapaklarını inceledim ve bunları buldum çıkardım.  İşte hem yaratıcı hem de yarıcı 14 ZAYTUNG dergi ;
Yeni Mezunların Karşılaştığı 9 Dramatik Durum
Özellikle iktisat, işletme, ekonometri, çalışma ekonomisi gibi bölümler okuduysanız bu soruyla daha çok karşılaşırsınız. SANANE! diyerek tepki vermek isteseniz de aklınıza gelen bir kaç meslek dalı zırvalarsınız.-Bankacılık, muhasebe, satış, insan kaynakları....Ama bir süre sonra ne iş olsa yaparım ağbeye bağlarsınız.
Reklam
Bir Kadının Mesajına Cevap Yazmazsanız Sizin Hakkınızda Düşüneceği 45 Saçma Şey
etiket
Çağımız teknoloji dünyasına dönüştükçe artık kaygı bozukluklarının nedeni de bu durumla ilişkili hale geldi. Her an herkesin elinin altında bulunan akıllı telefonlar (ve bu gerçeğin herkes tarafından bilinmesi) birbirimizle olan ilişkilerimizi zaman zaman çıkmaza sokabiliyor. Bu içeriğimizde, biraz da işin esprisine kaçarak, cevap yazmadığınız bir kadının düşüneceği şeyleri bir araya getirdik. Gerçekten de cevapsız bırakılmaktan oldukça etkilenerek depresyona giren insanlar yok değil. Bu nedenle siz siz olun sevdiklerinize hemen cevap verin :) İşte mesajlarına cevap vermediğiniz bir kadının düşüneceği şeyler;
Reklam
Sınavları, Finalleri, Raporları Salla! İşte Sınavların Ölçemeyeceği 7 Zeka Tipi
Final haftalarından oldum olası nefret etmişimdir. Yani, nasıl bir insanın değerini ölçmek için bir saatlik bir sınavla nasıl bir deneme yaratabilirsiniz ki? Zekanızın ve başarınızın ölçüsünü nasıl bir yanıtla,  ya da yarısı doldurulmuş boşluklarla kanıtlayabilirsiniz ki?Büyürken girdiğimiz tüm sınavlarda olduğu gibi –YDS, ÖSS vb- ait olduğumuz yeri belirleyen her zaman sadece bir deneme, bir not vardı. Zekamızın sadece bir ölçümü vardı ve bunu orada kanıtlayamıyorsanız, e işte, aptalın biriydiniz.Şimdi final haftası geldi çattı ve değerinizi kanıtlayacak tek seferlik sınavla yüz yüzesiniz. Peki neden böyle olsun ki? Neden başarılı olup olmamanızı bu bir sınav belirlesin? Neden bir not başarılılar listesine girip giremeyeceğinize karar versin?Ne yazık ki birçok okul, öğrencilerinin kabiliyetlerini tek bir tip zekaya göre ölçmeyi tercih ediyor. Yeteneklerimizin ve niteliklerimizin büyüklüğü ve farklılığını basmakalıp bir yaklaşıma çeviriyor.Öğrencilere söylememekte ısrar ettikleri şey ise yeteneğin altı farklı ölçümü daha olduğu ve onların sınıfında olmasa da bir dahi olabileceğiniz.1983’te, bir gelişimsel psikolog ve Harvard’da profesör olan Howard Gardner çoklu zeka teorisini ortaya attı. “Aklın Çerçeveleri: Çoklu Zeka Teorisi” kitabında, insanların sahip olabileceği yedi farklı zeka türünü belirtir.Yanıtlamaya çalıştığı asıl soru şuydu: Zeka tekil bir şey midir yoksa --birbirinden bağımsız çeşitli entelektüel duyular mıdır?Gardner, yüksek bir IQ’nun zekayı ölçmede doğru bir yöntem olduğuna inanmadı. Zeka tanımı şuydu;Zeka, kültürel bir ortamda sorunları çözmek ya da kültürel bir değeri olan ürünler yaratmak amacıyla etkinleştirilebilecek bilgiyi işleme sokan biyopsikolojik bir potansiyeldir.Yüksek bir IQ’ya sahip olmak insanın toplumda üretken olacağı anlamına gelmez. Sırf bir takım bilgileri aklında tutmak insanın o bilgiyi gerçek hayatta uygulamaya sokabileceği anlamına gelmez.Zeka genel bir kabiliyet değil, toplumun birçok farklı alanında ifade edilen türlü yaklaşımlardır.Gardner’ın teorisi gelişimsel psikolojide bir gelişme değil, insanoğlu için bir özgürlüktü. Sonuç olarak, düşük sınav notlarından dolayı kapana kısılan, puanlar yüzünden baskı gören ve kendi dahiliklerini inkar eden insanlara karşı olan bakış açısı değişti.Kalkülüs sınavlarında yeterli notları alamamaları ya da makalelerinden tam not alamamaları yetenekli olmadıkları anlamına gelmiyordu. Sadece zekalarının bu alanlarda olmadığı anlamına geliyordu. Zekaları başka bir yerden, başkalarının kıskanabileceği bir yerden geliyordu.Yani finalleriniz bitiyorsa, başlamak üzereyse ya da hali hazırda başarısız geçtiyse çok ciddiye almayın. Çünkü sizin zekanız bu optik kağıtlardan çok ötede bir yerde olabilir.Aşağıdakiler Gardner’ın yedi çeşit zeka teorileri. Kendinizinkini bulun ve başarıya giden yolunuzu izleyin.
10 Maddede Türk Sporunun Dibe Vuruşu
Türk sporu hiçbir zaman dünya çapında olmadı, ama hiçbir zaman da bu kadar dibe vurmadı. Spor, özellikle de futbol, zor koşullarda, boğaz tokluğuna çalışan halkın büyük çoğunluğunun tek eğlencesiydi. Milli maçlar her görüşten, her sınıftan insanı tek yürek haline getirir, sporcularımız Milli maçları en önemli maçlar olarak görür ve sahada varını yoğunu ortaya koyardı. Bugün ise öyle bir noktaya gelindi ki, İstanbul'da oynanan Milli maçlarda tribünlerin yarısı boş kalır oldu. Gidişattan hoşnutsuz olan bir kesim ise, yönetenler değişir umuduyla Milli takımın kaybetmesini ister hâle geldi. Sporcular da Milli maçları sadece prim kapısı olarak görmeye başladılar. 'Eski Türkiye' zamanında, 2000-2002 arası elde edilen başarılarla FIFA sıralamasında 5. sıraya kadar yükselen Türk futbolu, bugün aynı sıralamada 48. sırada yer alıyor... Bu çalışmada Türk sporunun içinde bulunduğu vahim tablonun göstergelerini ve nedenlerini irdeleyeceğiz.
Reklam