Sanat Tarihine Damga Vurmuş Eserlerdeki Figürlerin Ellerine Vibratör Almış Halleri
Sanat tarihinde çıplaklar her zaman önemli bir role sahip olmuştur. İzleyici için şaşırtıcı, heyecan verici ve kışkırtıcı olsalar da aslında amaçları insan vücudunun naif ve doğal yanını keşfetmeyi sağlamaktı. Bu olgu, tarih boyunca değişmesine rağmen toplumsal meseleler ve sansür mekanizması, sanatçıların işleri ve yaklaşımları ile ilgili tartışadursun, insan vücudu sanatçıların kendilerini ifade etmeleri ve bazen de toplumun çıplaklık, cinsiyet ve seks ile ilgili garip bakışını dışa vurması için hassas ve önemli bir nesne olmaya devam etmiştir. Büyük ihtimalle muhafazakar sesleri kışkırtmak ve geri kalanımıza heyecan ve eğlence empoze etmek için MagicWandArtHistory ve arkasındaki parlak kişiler vibratörleri sanat tarihinin en ünlü resimleri içine yerleştirdiler. Onlara göre American Gothic’in ünlü kadını sadece tatmin olamayan bir eşti, Botticelli’nin Venüs’ünün ise aşıklarının onu yeterince eğlendiremediği anlarda küçük bir yardıma ihtiyacı vardı.
Uzayın Bir Köşesinde Soluk Mavi Bir Noktada Debelenişimizi Yüzümüze Vuran Bu Yazıyı Mutlaka Okumalısınız
14 Şubat 1990'da Voyager 1 adlı uzay aracı komşu gezegen alanlarını aşıp güneş sistemimizin kenarlarına ulaştığında, mühendisler kendi evi olan gezegene son bir bakış atabilmesi için aracı kendi etrafında çevirdiler. Voyager 1 Dünyamızın bu portresini çektiğinde, evinden yaklaşık 6,4 milyar kilometre uzaktaydı. Resmi Güneş'e çok yakın çekmenin bir sonucu olarak, saçılmış güneş ışınlarının ortasında yer alan Dünya, yalnızca küçük bir ışık noktası olarak görülüyor. Bu inanılmaz görüntü ünlü gökbilimci Carl Sagan'a hepimize ders olacak bu konuşmayı yaptıracaktı:
Elektronik Hurdaları Kullanma Şekliyle İnsana "Bu Neyin Kafasıdır" Dedirten Sanatçıdan 14 Fantastik Portre
İnsanların geri dönüşüm kavramına bakışı, günbegün değişiyor. Kısacası çevre sorunlarına karşı farkındalığımız giderek artıyor, diyebiliriz. Tabii bu olgu, ülkelerin gelişmişlik düzeyleriyle de doğru orantılı olarak kendini gösteriyor. Bu ayırımı gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler olarak sınıflamak yerinde olur. Gelişmiş ülkelerde baş gösteren çevresel sorunların, gelişmekte olanlara göre minumum seviyede olduğunu söyleyebiliriz. Eğitim sistemleri sayesinde insanların gelişmiş bir çevre bilincine sahip oldukları gerçeği de yadsınamaz. Benzer şeyleri gelişmekte olan ülkeler için söylememiz ise güç. Ne var ki bu durum bazen, yaratıcılığı tetikleyen bir unsura dönüşebiliyor. Böylece çevre sorunlarına dikkat çekmenin daha etkili yolları ortaya çıkabiliyor. Tıpkı galerimizde göreceğiniz eserleriyle , Brezilyalı sanatçı Christian Pierini'nin yaptığı gibi. Elektronik hurdaları yeniden kullanarak oluşturduğu enstalasyonlara, tabiri caizse biz bayıldık. Konu çevre sorunları mı? İnsanların dikkatini çekmek mi istiyorsunuz? Sanata sarılın! Çünkü ancak sanatın gücü, milyon dolarlar harcayarak bile oluşturamayacağınız bir etki yaratabilir...
Yaşam Tarzlarımızın Yüzyıl İçinde Uğradığı Değişimi Günlük Eşyalardan Yola Çıkarak Özetleyen 12 Eşsiz Poster
Bu harikulade posterlerin, Federico Babina'nın elinden çıktığını baştan söyleyelim. Barselona'da yaşayan bir illüstratör ve mimar olan Babina, dikkatli okurlarımızın zaten adına aşina oldukları bir isim. Zira daha önce de Babina'ya ait çalışmalara yer vermiştik. Hafızasını kısaca tazelemek isteyenler bu linkten faydalanabilirler. Galerimize geri dönecek olursak, hazırladığı bu fantastik poster serisiyle, sanatçının yine bizi kendine hayran bıraktığını söyleyebiliriz. Zira günlük kullandığımız eşyalardan yola çıkarak, yüzyıl içinde değişen yaşam tarzlarımızı gözler önüne sermek, en hafif tabirle; oldukça sıradışı ve yaratıcı bir fikir. Ne var ki bir o kadar da zorlu... Ancak posterlere baktığımız zaman, Babina'nın böylesine komplike bir temanın içinden, oldukça zarif, sade ve etkileyici bir biçimde çıktığını, rahatlıkla ifade edebiliyoruz. Üzerine kitaplar yazılabilecek bir tema; ki binlercesi yazıldı, 'ancak bu kadar sade anlatılabilirdi' dememek elde değil.
Bir Kütüphaneden Çok Daha Fazlası: 20 Görselle Avusturya Ulusal Kütüphanesi
1920 yılına kadar Kraliyet Kütüphanesi olarak bilinen Avusturya'nın en büyük kütüphanesi, Avusturya Ulusal Kütüphanesi, Hoffburg Sarayı'nın içerisinde yer alır. Çeşitli koleksiyonlara ait toplam 7.4 milyon eserin bulunduğu kütüphane kompleksinde aynı zamanda müze ve çeşitli arşiv ve koleksiyonlar da yer almaktadır.
Çocuk Yaşta Keşfedilip Sinemaya Armağan Edilmiş 35 Kadın Hollywood Yıldızı
Sinemada oyuncular daha çok gençlik yıllarında kariyerlerine başlar, yıldızları parlar. Bir de çocukluğundan beri bu işin işinde olanlar var ki onlara hakkını vermek lazım şimdi. Filmlerde çok fazla çocuk oyuncu görüyoruz ancak sadece bazıları yıllarca sinemaya tutunabiliyorlar. Yetenekleriyle çocukluğundan bu yana kariyerlerinde tutunmayı başarabilmiş o kadın oyuncular kimmiş birlikte bakalım...Bu çocukları kimler keşfettiyse bu işten anladıkları ortada.
İçinde Kendinizi Kaybedeceğiniz Dünyanın En Havalı 9 Labirenti
Jack Nicholson'ın klasikler arasına girmiş muhteşem filmi Cinnet'i izlediyseniz, oradaki labirenti mutlaka hatırlarsınız. Bu labirente ilham veren Colorado'daki Stanley Oteli'nin sahipleri, halkın beklentilerini karşılamaya karar verdi ve engelli bir labirent oluşturdu. Filmdeki gibi yükselen, yeşil duvarlar görmeyi uman ziyaretçiler hayal kırıklığına uğrasa da çocukların güvenliği için labirent duvarları kısa tutuldu. Yüzyıllar boyunca heybetini koruyan labirentlere günümüzde mısır, saman ve diğer bitki türlerinden oluşan yenileri eklendi. İşte karşınızda dünyanın dört bir yanından en ilginç ve göz alıcı labirentler:
İlk Defa Gün Yüzüne Çıkmış Resimlerle Doğa Tarafından Ele Geçirilen Fukushima
Polonyalı fotoğrafçı Arkadiusz Podniesinski, Fukushima nükleer felaket alanını yakından incelemek için geçtiğimiz ay bölgeye gitti. Yaklaşık 20 kilometre çapındaki karantina bölgesine giriş izni alabilmeyi başarabildiğinde karşısına çıkan görüntü adeta bir post-apokaliptik film karesinden fırlamış gibiydi. Podniesinski daha önce de 1968 yılında nükleer felaketi yaşayan çernobil bölgesini fotoğraflamıştı.Podniesinski websitesine 'Fukushima Daiichi nükleer istasyonundaki felaketin sorumlusu deprem veya tsunami değil, insanlardır.' yazdı. Bu projeyi üstlenmesinin ana nedenlerinin ise 'medya, hükümet propagandası veya olayı zararsız göstermeye çalışan nükleer lobicilerin etkisi altında kalmadan kendi görüşlerini çizebilmek ve edindiği bilgileri hızlı bir şekilde kamuoyuyla paylaşmak' olduğunu belirtti.