onedio
Yıllar İçinde Ünü Ülke Sınırlarını Aştı ve Yeteneğiyle Dünyanın En İyi DJ’lerinden Biri Oldu: Mahmut Orhan
Türkiye ve DJ'lik deyince akla ilk gelen, ülkemizi Turizm Bakanlığı kadar iyi tanıtan, medar-ı iftiharımız Mahmut Orhan. 1993 doğumlu, genç yaşında birçok başarıya imza atan DJ'imiz, 2017 yılında GQ Man of The Year'da, 2018'de ise Altın Kelebek'te 'Yılın DJ'i seçildi. Yabancı şarkıları kendine has dokunuşlarla bambaşka bir boyuta taşıyan, hepimizin göğsünü gere gere dinlediği ve anlattığı büyük yetenek Mahmut Orhan yolcuğuna, buyurunuz.
Gençlik Ve Spor Bakanı Kasapoğlu, Kastamonu'da Konuştu:
KASTAMONU (AA) - Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu, 'Biz hem bugünleri hem de yarınları önemsiyor ve bunun için çalışıyoruz. Sadece bu ülke, bu coğrafya değil, nerede ihtiyaç varsa Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde zulüm olan bölgeler başta olmak üzere el uzatan, dost olan bir ülke konumundayız.' dedi. Bakan Kasapoğlu, Kastamonu'da Hasan Doğan Spor Kompleksi'nde düzenlenen yatırım protokolü imza töreninde yaptığı konuşmada, spor adına önemli yatırımlar yapıldığını söyledi. Türkiye'nin zirve iddiası olduğuna işaret eden Kasapoğlu, 'Bu iddiayı sözle değil, icraatla, aksiyonla ortaya koyan bir hükümet var. Hamdolsun, geldiğimiz noktada ülkemizin neresine gidersek gidelim, her türlü imkanın çok farklı noktalara gitmiş olmasının mutluluğunu yaşıyoruz.' diye konuştu. Kastamonu'ya önemli spor tesislerinin yapıldığını belirten Kasapoğlu, 'Hasan Doğan Spor Tesisi'ndeyiz. Kastamonu'muzun pek çok branşta sporcusuna, halkına hizmet eden ve geleceğe yönelik umutlarımızı diri tutan bir tesis. Buna benzer pek çok tesis Kastamonu'muzun merkezi ve ilçelerinde yükselmiş. Bu anlamda sporda iddialarımızı yukarılara taşıdık.' ifadelerini kullandı. Spor anlamında son dönemde önemli başarılara imza atıldığını dile getiren Kasapoğlu, şöyle devam etti: 'Sporcu sayısında farklı branşlarda gerek ulusal, gerekse uluslararası başarı var. Bu başarıda emeği olan herkesi tebrik ediyorum. Bizim iddiamız sadece bu günler değil. Biz hem bugünleri hem de yarınları önemsiyor ve bunun için çalışıyoruz. Sadece bu ülke, bu coğrafya değil, nerede ihtiyaç varsa Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde zulüm olan bölgeler başta olmak üzere el uzatan, dost olan bir ülke konumundayız. Bizim geleneğimizde devraldığımız emanette var olan bir husus. İnşallah sizlerle birlikte devraldığımız bu kutsal emaneti daha yukarılara taşıyarak daha sonra da gençlerimize emanet edeceğiz. Gençlik bu ülkenin en büyük imkanı, en büyük umudu. 20 milyon gençle Türkiye, dünyanın en genç nüfuslarından, Avrupa'nın ise en genç nüfusuna sahip ülke.''İçeriden ve dışarıdan engeller çıksa da durmayacağız' Gençlere değer verdiklerinin altını çizen Kasapoğlu, 'Türkiye'nin gençlere verdiği değer, yapmış olduğu çalışmalarla, bursu, kredisi, yurtları ve harçların kaldırılmasıyla ortada. Kampüslerin pek çok manada dolu dolu gençlerin hizmetine sunulması, bu manada gençlere verilen değerin en somut göstergesi.' dedi. Engellemelere rağmen çalışmaya devam edeceklerini vurgulayan Kasapoğlu, 'İçeriden ve dışarıdan engeller çıksa da durmayacağız. Hiçbir şeye boyun eğmediğimiz, bu anlamda hiçbir vesayet ve operasyonu tanımadığımız gibi Sayın Cumhurbaşkanımızın engin vizyonu ile durmadan, yılmadan, usanmadan, inançla, aşkla, gayretle bir ve beraber devam edip yukarılara taşıyacağız. Çünkü bu emanet kutsal emanet.' diye konuştu. Bakan Kasapoğlu, Kastamonu'da spor tesisleri açısından dönüşüm yaşandığına dikkati çekerek, '2002 yılında Kastamonu'da 1 yurt varken, şimdi 7 yurt var. Hiç gençlik merkezi yokken 4 gençlik merkezi var. İnşallah bugün imzasını gerçekleştireceğimiz yatırımlarla Bakanlık olarak sadece Kastamonu'ya 350 milyon liralık yatırım gerçekleştirmiş olacağız. Bu çıtayı, hizmet bayrağını daha yukarılara taşımanın gayretinde olacağız. Spor birleştiren, rehabilite eden bir olgu. Sporu hayatımızın akışında her birimizin bir yaşam tarzı olarak sahiplenmesi ve kültür olarak benimsemesi gerekiyor.' şeklinde görüş belirtti. Sporun tabana yayılması gerektiğini dile getiren Kasapoğlu, şunları kaydetti: 'Sporu tabana yaydığımız, spordaki kültürü güçlendirdiğimiz müddetçe sadece birkaç branşta değil, pek çok branşta ülkemizin zirveye olan iddiasının çok daha güçlü şekilde olacağından şüphemiz yok. Yarınların yıldızlarını, şampiyonlarını hem ulusal hem de uluslararası anlamda çok daha fazla yetiştirmiş olacağız. Bu anlamda Bakanlığımızın önemsediği pek çok projesi var. Bunlardan biri de Yüzme Bilmeyen Kalmasın Projesi. Su anlamında imkanların yoğun olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Son 18 yılda çok sayıda havuz inşa ettik. Havuz olmayan yerlere portatif havuzlar inşa ediyoruz. Bu tesislerin daha yoğun şekilde kullanılmasını arzuluyoruz. Çünkü tesisler insanlarımızla çok daha güzel ve anlamlı. Bizlerin, sizlerden isteği bu tesisleri gece gündüz demeden istifade edin, kullanın.' Bakanlığın projelerinden birinin 10 bin pota projesi olduğunu aktaran Kasapoğlu, Kastamonu'da bu anlamda yatırımlar yapılacağını söyledi. İmzalanan protokol ile farklı branşlarda yatırım yapılacağını anlatan Kasapoğlu, 'Bugün aktini gerçekleştireceğimiz bu protokollerle tenis kortundan havuza, spor salonundan gençlik merkezine ve futbol sahalarına kadar pek çok branş icra edilecek. Amacımız her şeyin en güzeline layık olan insanlarımızı bu anlamda yatırımlara erişilir kılmak. Bir ve beraber, Türkiye olarak sadece bu coğrafyanın değil, insanlığın umudu olmaya devam edeceğiz. Sizlerle güzel vesilelerle hayırlı vesilelerle bir arada olacağız.' şeklinde konuştu. Öte yandan Bakan Kasapoğlu, tören öncesinde Vali Avni Çakır, Belediye Başkanı Rahmi Galip Vidinlioğlu ve AK Parti İl Başkanı Doğan Ünlü'yü ziyaret etti.
"Mucize Bitki" Safran Çiçek Açtı
KARABÜK (AA) - UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan tarihi evleriyle ünlü Karabük'ün Safranbolu ilçesinde yetiştirilen, boya, kozmetik, ilaç ve gıda gibi birçok alanda kullanıldığı için 'mucize bitki' olarak da adlandırılan safran bitkisi çiçek açtı. Her yıl ağustos ayında soğanı dikilen, 30 santimetreye kadar uzayabilen, mor renkli, güzel kokulu çiçekler açan safran, ekim-kasım aylarında toplanıyor. İlçede 49 çiftçi tarafından 55 dekarlık alanda yetiştirilen ve her yıl yaklaşık 5 milyon çiçekten 35 kilogram ürün alınan bitkinin kilogramı 40 bin liradan alıcı buluyor.'15 kilogram hasat bekliyorum'Safran üreticisi İsmail Yılmaz, AA muhabirine, bu yıl çiçeklerin 10 yıl gecikmeli açtığını, boyu 15-30 santimetre uzunluğa geldiğinde hasadına başlayacaklarını söyledi. Safranın gecikmeli de olsa çiçek açmasından dolayı mutlu olduklarını anlatan Yılmaz, '10 gün gecikmeli de olsa safran çiçek açtı, mutluyuz. İnşallah kasım ayı sonuna kadar çiçeklenme devam eder. 25 dönümlük alanda ekiyorum ve 15 kilogram hasat bekliyorum.' dedi. Çiçekleri görmeye gelenlerin çok olduğunu aktaran Yılmaz, 'Bu yıl genellikle Arap ülkelerinden geliyorlar. Onlar safranı çok seviyor ve tüketiyor. Kilosu 40 bin liradan satıyoruz. Ağustos ayında soğanlarını diktik. Ekim ve kasım aylarında çiçeklerini hasat ediyoruz. Soğanlar 3 yıl boyunca toprakta kalıyor ve her yıl çiçeklerini topluyoruz. Bir soğan 8-10 yavru veriyor.' diye konuştu.
Reklam
Reklam
Reklam
Hattat Hasan Çelebi'nin Eseri Trabzon'da Grafitiyle Yorumlandı
TRABZON (AA) - Hat sanatının yaşayan önemli temsilcilerinden 83 yaşındaki Hasan Çelebi'nin eseri, Muhammed Emin Türkmen tarafından Trabzon'daki bir duvarda grafiti olarak yeniden yorumlandı.Çelebi ile grafiti sanatçısı Türkmen'i bir araya getiren proje, Trabzon Büyükşehir Belediyesinin himayesinde gerçekleştirildi.Belediyenin davetiyle kente gelen Türkmen, dünyada 'Hattatların Reisi' kabul edilen Çelebi'nin, Neml suresi 40'ıncı ayetinin 'Bu Rabb'imin lütuf ve ihsanıdır' anlamındaki kısmını yazdığı hattını, İskender Paşa Camisi'nin karşısında bulunan 130 metrekarelik duvara grafiti olarak resmetti.Hazırlık aşamasının ardından dört kişilik ekiple 2,5 gün boyunca çalışan Türkmen, 6 farklı renkte yaklaşık 20 kilogram sprey ve plastik boya kullanarak çalışmasını tamamladı. 'Yaptığım çalışmalar arasında en onur duyduğum çalışma bu oldu'Türkmen, gazetecilere yaptığı açıklamada, 22 yıldır grafiti sanatıyla uğraştığını, ilk kez böyle bir çalışma gerçekleştirdiğini söyledi.Çalışmayı yaparken çok keyif aldığını ifade eden Türkmen, 'Yaptığım çalışmalar arasında en onur duyduğum çalışma bu oldu. Hem dünyaca tanınmış bir hattatımız Hasan Çelebi'nin eserini duvara işlemiş olduk hem de grafiti kültürüyle harmanlamış olduk. Benim için her açıdan güzeldi.' dedi.Hat sanatında harflerin ve oranlarının çok önemli olduğunu dile getiren Türkmen, 'Hasan hocanın harflerine bağlı kalmak çok zordu. Çünkü hepsi milimetrik hesaplarla yapılıyor. Biz de birebirini yakalamaya çalıştık ama asla onun gibi düzgün bir şekilde yapamayız. Elimizden geldiği kadar birleştirmeye çalıştık. En çok zorlandığım konu harfleri duvara tam oturtturmak oldu.' değerlendirmesinde bulundu.Türkmen, böyle bir çalışmayı Trabzon'da gerçekleştirdiği için de mutlu olduğunu anlatarak, şunları kaydetti:'Yaptığımız iş orda kalıyor ve sürekli insanlarla beraber oluyor. Trabzon halkına güzel bir eseri kazandırmış olduk. Hasan Çelebi'yi de topluma yeniden hatırlatmış olduk. Gençlerimiz bu konudan uzak. Onlara da bir hatırlatma yapmış olduk. Tepkiler çok güzel. Onlara burada ne yazdığını, bunun bir ayet olduğunu ve dünyaca ünlü hattat Hasan Çelebi'nin bir eseri olduğunu anlatmaya çalıştık. İnsanlar çok memnundu. Çalışma devasa olduğu için sprey boya biraz lekeli görüntü bırakıyordu. Biz de plastik boyayı daha çok kullandık.'
Reklam
Analiz - Agit Minsk Grubu Nasıl Oluştu, Ne İşe Yaradı?
İSTANBUL (AA) -ARAZ ASLANLI- 27 Eylül sabahı Ermenistan’ın provokasyonu sonrasında Azerbaycan ile Ermenistan arasında yeniden başlayan savaş hemen akıllara Karabağ sorununun çözümü için yürütülen arabuluculuk çalışmalarını, özellikle de Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubunu ve eşbaşkanlarını getirdi. Azerbaycan ve Türkiye özellikle son yıllarda eşbaşkanlara yönelik eleştirilerini artırarak sürdürüyordu. 14 Ekim itibarıyla eşbaşkanları eleştirenler arasına Ermenistan da (biraz daha kontrollü olsa da) katıldı. Peki Minsk Grubu ve eşbaşkanlık nasıl oluştu, sorunun çözümü açısından ne işe yaradı?Aslında Ermenistan’ın Azerbaycan’a yönelik toprak iddiaları sonrasında başlattığı işgalci saldırıların sona erdirilmesine ilişkin ilk arabuluculuk çalışmaları 1991 sonbaharında başlamış ve kısa sürede başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Eylül 1991’de dönemin Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin ve Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’in bölgeyi ziyareti sonrasında, 23 Eylül 1991’de Rusya’nın güneyindeki Jeleznovodsk kentinde barış görüşmeleri başlamış, 24 Eylül 1991’de Azerbaycan ve Ermenistan, Yeltsin ve Nazarbayev’in garantörlüğünde anlaşmaya varmıştı. Jeleznovodsk Anlaşması Karabağ sorunundaki ilk ateşkes anlaşmasıydı. Fakat buna dayanılarak ek adımların da atılması gerekiyordu. Ermenistan bu adımları atmayınca Azerbaycan tarafı, ateşkese uyulmadığını göstermek üzere bölgeye Rusya ve Kazakistan’dan gözlemciler davet etti. 20 Kasım 1991’de Azerbaycan hükümetinin üyelerini (Devlet Sekreteri Tofig İsmayılov, Başbakan Yardımcısı Zülfü Hacıyev, İçişleri Bakanı Mehemmed Esedov, Başsavcı İsmet Qayıbov), adalet ve güvenlik yetkililerini, iki Rus generali, Kazak ve Rus gözlemcileri (Kazakistan İçişleri Bakan Yardımcısı Sanlal Dasumoviç Serikov ve diğerlerini), ayrıca ünlü gazetecileri taşıyan helikopter Ermenilerin kontrolündeki bölgeden açılan ateş ile düşürüldü. Helikopterde bulunan herkes hayatını kaybetti, böylece ilk ateşkes başarısızlıkla ve Azerbaycan’ın ciddi kayba uğramasıyla sonuçlandı.Minsk süreci ve Ermenistan'ın provokasyonları1992 başında her iki ülkenin (1994 yılındaki Budapeşte Zirvesi’nde alınan kararla ismi AGİT olarak değiştirilen) Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konseyi’ne (AGİK) üye olmasının ardından, 24 Mart 1992’de Helsinki’de toplanan AGİK Dışişleri Bakanları Konseyi, Karabağ’daki durumu değerlendirdi. Sonuç bildirisinin 3.-11. maddelerinde sorunun çözümü için Belarus’un başkenti Minsk’te Karabağ sorununun çözümünü sağlamak üzere bir konferans düzenlenmesi hususu ifade edildi. Bildirinin 9. maddesinde konferansın katılımcıları olarak Azerbaycan, ABD, Almanya, Ermenistan, Belarus, İsveç, İtalya, Fransa, Türkiye, Çek ve Slovak Federal Cumhuriyeti’nden oluşan 11 ülkenin ismi belirtildi. Minsk Konferansı için koordinatörlük görevi İtalya’ya verildi ve konferansa başkanlık etmek üzere İtalyan temsilci Mario Raffaelli atandı. Konferansın Temmuz 1992’de Minsk’te gerçekleştirilmesi öngörülüyordu. AGİK’in bu girişimi BM’den de destek gördü. BM Güvenlik Konseyi’nin 26 Mart 1992 tarihli toplantısında, soruna doğrudan müdahale etmeme ve AGİK’in girişimlerini destekleme kararı alındı. 1 Nisan 1992’de Roma’da Minsk Konferansı’nda yer alacak ülkelerin temsilcilerinin katılımı ile Raffaelli başkanlığında toplantı yapıldı.Minsk sürecinin başlamasının hemen ardından Ermenistan 8 Mayıs 1992’de Şuşa’yı, 17 Mayıs 1992'deyse Laçın’ı işgal etti. 21 Mayıs 1992 tarihinde Helsinki’de gerçekleşen AGİK Kıdemli Memurlar Komitesi toplantısında ABD temsilcisinin önerdiği, Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü vurgulayan ve bölgedeki tüm yabancı askeri güçlerin çekilmesini öngören tasarı için, Ermenistan dışındaki 51 ülkenin temsilcileri lehte oy kullandılar. Uzlaşma sağlanmadığı için tasarı karara dönüştü. Aslında bu ilk sınav AGİK çerçevesindeki sürecin geleceğine de ışık tutmaktaydı.1992 yazında çatışmaların şiddetlenerek devam etmesi uluslararası gözlemcileri yeniden arabuluculuk yapmaya itti. 26 Ağustos 1992’de Kazakistan Devlet Başkanı Nazarbayev ateşkes ilan edilmesi için girişimde bulundu. 27 Ağustos’ta ise Minsk Grubu Başkanı Mario Raffaelli sırasıyla Azerbaycan’ı ve Ermenistan’ı ziyaret ederek ateşkes yapılması ve Minsk Konferansı için görüşmelere başlanması çağrısında bulundu. İlk sonuçlar Azerbaycan, Ermenistan ve Kazakistan Dışişleri Bakanları arasında 27 Ağustos 1992’de Alma-Ata Beyannamesi’nin imzalanmasıyla elde edildi. Bu beyannamede öngörüldüğü üzere, 1 Eylül 1992’den itibaren ateşkes sağlandı. 3 Eylül 1992’de taraflar Minsk Grubu’nun da çağrılarına uyarak bu belgeyi uygulamak için Ermenistan’ın sınırdaki İcevan rayonunda protokol imzaladılar. 14-15 Eylül 1992 tarihlerinde üç taraflı çalışma grubu faaliyete geçti. Fakat bu defa da Ermenistan Alma-Ata Beyannamesi’ni reddetti ve Kazakistan’ın ikna çabaları da sonuçsuz kaldı.20 Şubat 1993’te Roma’da Azerbaycan, ABD, Ermenistan, Rusya, Ermenistan temsilcileri ve Minsk Konferansı Başkanı Raffaelli’nin katıldığı Roma görüşmeleri başladı. Görüşmeler sonucunda taraflar arasında ateşkesin tam olarak sağlanması ve Minsk Konferansı’nın resmen başlaması için anlaşma sağlanamasa da en azından ateşkesin sağlanması için bölgeye gözlemcilerin gelmesi konusunda uzlaşmaya varıldı. Fakat 27 Mart 1993’de Ermenistan tarafından, Ermenistan’la Azerbaycan’ın eski Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi’ni (DKÖB) bağlayan koridorlardan birisi olan Kelbecer rayonuna yönelik saldırı başlatıldı ve 3 Nisan 1993 itibariyle Kelbecer Ermenistan tarafından işgal edildi. 30 Nisan 1993’te BM Güvenlik Konseyi Kelbecer’in işgalini kınayan, işgalin hemen ve kayıtsız şartsız sona erdirilmesini öngören 822 sayılı kararı 15 üyenin oybirliği ile kabul etti. 3 Mayıs 1993’te Rusya Devlet Başkanı Yeltsin’in öncülüğünde Rusya, Türkiye ve ABD, AGİK süreci çerçevesinde bir barış girişimi başlattıklarını açıkladılar. Tarafların, 14 Mayıs 1993’e kadar Ermeni güçlerinin Kelbecer’i boşaltmasını, 17 Mayıs 1993’ten itibaren de AGİK çerçevesinde barış görüşmelerinin devam ettirilmesini öngören tekliflerini Azerbaycan kabul etse de Ermenistan buna yine yanaşmadı.BMGK kararlarını ihlal eden Ermenistan yaptırıma maruz kalmadı3-4 Haziran 1993 tarihlerinde AGİK üyesi 9 ülkenin (ABD, Rusya, Fransa, Türkiye, İtalya, Almanya, Çek Cumhuriyeti, İsveç ve Belarus) temsilcilerinin Roma’da gerçekleştirilen görüşmesinde Ermenistan-Azerbaycan çatışmasının çözülmesine yönelik yeni bir belge hazırlandı. BM Güvenlik Konseyi’nin 822 sayılı kararının uygulanması ve AGİT çerçevesinde görüşmelere devam edilmesine yönelik “Acil Eylem Planı” kabul edilerek taraflara sunuldu. “Acil Eylem Planı”na göre 15 Haziran 1993’ten itibaren Ermeni tarafı Kelbecer’i tamamen boşaltmaya başlamalı, 20 Haziran 1993’te boşaltılma işlemi tamamlanmalı ve 1 Temmuz 1993’ten itibaren AGİK’in 50 gözlemcisi bölgeye yerleştirilmeliydi. Ardından, 7 Ağustos 1993 tarihinden geç olmamak kaydıyla, Minsk Konferansı çerçevesinde görüşmelerin yeniden başlaması gerekmekteydi. Azerbaycan “dokuzlar”ın bu barış planını kabul etti ve imzaladı. Ermenistan bu planı sözde kabul etmekle birlikte Azerbaycan topraklarını işgale devam etti. 1993 yılı sonuna kadar Ermenistan Azerbaycan topraklarını işgale, BM Güvenlik Konseyi yeni kararlar almaya, AGİK yeni “acil eylem planları” sunmaya devam etti. Ermenistan BM Güvenlik Konseyinin kararlarını ve AGİK’in acil eylem planlarını uygulamadığı halde herhangi bir yaptırıma maruz kalmamıştır.Çözüm süreci üç eşbaşkanın tekelinde1994 Mayıs’ında Azerbaycan ile Ermenistan arasında ateşkesin sağlanması sürecinde ana rol Rusya’da olsa da AGİK de sürecin bir parçası oldu. Aralık 1994’te gerçekleştirilen AGİT Budapeşte Zirve Toplantısı’nda Minsk Grubu’nun o zamana kadar sürdürülen yapısında değişiklik yapılarak tek başkanlı sistem yerine eşbaşkanlık sistemi oluşturuldu. Bu toplantıda Rusya’ya Minsk Grubu içinde daimî eşbaşkanlık statüsü verilirken, NATO ve Rusya’nın ortak barış gücü oluşturması hususu da karara bağlandı. AGİT bu kararıyla, Rusya’ya Minsk Grubu’nda daimî eşbaşkanlık görevi vererek onun tepkilerini azalttı ve buna paralel olarak, sorunun çözümünün AGİT çerçevesinden çıkmasını ve Rusya’nın tekeline geçmesini önlemeye çalıştı.1995-1996 yıllarında Minsk sürecinde hem Minsk Konferansı için hem de Minsk Grubu için ayrı ayrı eşbaşkanlar atandı (örneğin, Şubat 1996 sonlarında Minsk Konferansı Eşbaşkanları V. Lozinski ve H. Talvitye, Minsk Grubu Eşbaşkanları V. Kazimirov ve R. Niberg bölgeyi ziyaret ettiler). Bu dönemde Minsk Grubu çerçevesindeki toplantılarda grubun üyelerinin çoğu yer almış, sorun henüz eşbaşkanların tekeline geçmemişti.1996 yılındaki Lizbon Zirvesi sonrasında AGİT Minsk Grubu’nda eşbaşkanlık açısından bazı değişiklikler yapıldı. Önce Ocak 1997 başlarında Minsk Grubu’na Fransa’yı temsil eden bir eşbaşkan atandı. Ardından Rus ve Fransız eşbaşkanların yanına, bir de ABD’li eşbaşkan atandı. Danimarka Dışişleri Bakanı ve AGİT Dönem Başkanı Niels Helveg Petersen 14 Şubat 1997’de, AGİT’in Minsk Grubu’nun yeni eşbaşkanlarını onayladılar. Böylece AGİT Minsk Grubu için üçlü eşbaşkanlık sistemi başlayarak çözüm süreci neredeyse bu üç eşbaşkanın tekeline geçti ve Eylül 2020’ye kadar bu durum böylece devam etti.Eşbaşkanlar tarafından şimdiye kadar çok sayıda öneri gündeme getirildi, bunlardan bazıları plan, bazıları ilkeler şeklinde oldu. Bu öneriler arasında en büyük yankı uyandıranı taraflara 1997 ve 1998 yıllarında sunulan, sorunun çözümüne ilişkin en kapsamlı planları içeren üç çözüm önerisi (barış anlaşması taslağı) olmuştur. İlk iki plan Azerbaycan tarafından kabul edilmesine rağmen Ermenistan tarafından reddedildiği için, AGİT Minsk Grubu eşbaşkanları üçüncü tasarıyı ortaya koyma gereği duydular. Rus eşbaşkan tarafından hazırlanan ve Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün ortadan kaldırılmasını hedefleyen üçüncü öneri ise Azerbaycan tarafından kabul edilmedi. Daha sonra açıklandığına göre Rusya tarafından üçüncü önerinin bu şekilde hazırlanma nedeni, çözüme sadece Ermenistan’ın yanaşmadığı şeklindeki görüntünün ortadan kaldırılmasını sağlamaktı.Eşbaşkanlar 1999, 2001, 2004, 2007 yıllarında yeni girişimler ortaya koydular, yeni süreçler başlatmaya çalıştılar. 29 Kasım 2007’de Azerbaycan ve Ermenistan Dışişleri Bakanları Elmar Memmedyarov ve Vardan Oskanyan İspanya’nın başkenti Madrid’de AGİT Minsk Grubu eşbaşkanları ile görüştüler. Bu görüşmede Minsk Grubu Eşbaşkanları, Memmedyarov ile Oskanyan’a Karabağ sorununun çözümünün temel ilkelerine ilişkin yeni öneriyi (sonradan 'Madrid ilkeleri' olarak adlandırıldı) sundular. Fakat Ermenistan bu ilkeleri önce kabul etse de sonradan uygulama konusunda farklı davrandığı için süreç yine tıkandı. 2009 yılında taraflara sunulan yenilenmiş Madrid İlkeleri de benzer bir kader yaşadı.Nisan 2016’da Ermenistan’ın provokasyonu sonrasında iki ülke arasında çatışmaların yoğunlaşması eşbaşkanları “harekete geçirdi”, çözüme yönelik çabalar sözde yoğunlaştı ve masaya “Lavrov Planı” olarak tanımlanan yeni öneriler konuldu. Ermenistan bu plana itiraz etmese de fiiliyatta hiçbir adım atmadı ve Azerbaycan toprakları üzerindeki işgalini sürdürdü.Eşbaşkanlar çözümsüzlüğün ömrünü uzatıyor Özellikle 2008 yılından itibaren Azerbaycan, eşbaşkanları sorunun çözümü, uluslararası hukukun temel kurallarına uyulması, BM Güvenlik Konseyi başta olmak üzere uluslararası kuruluşları konuya ilişkin kararlarının uygulanması konusunda daha ciddi çabalar sarf etmeye davet etti. 2010’lu yıllardaysa hem Azerbaycan hem de Türkiye (zaman zaman da İran) eşbaşkanları sonuç alacak şekilde çalışmamakla, işgalin sürmesine katkı sağlamakla suçladılar. Gerçekten de eşbaşkanlar sanki asıl görevleri sorunu çözmek değil, çözümsüzlüğün ömrünü uzatmakmış gibi çalışmaya başladılar. Eşbaşkanlar sorunun çözümüne katkı yapmamakla, çözümsüzlüğün uzamasını sağlamakla farklı çözüm arayışlarını da sürekli sabote ettiler, sorunun çözümü konusunda sadece kendilerinin yetkili oldukları konusunda ısrarlı açıklamalar yaptılar.Temmuz 2020’de Ermenistan’ın Azerbaycan ile sınır hattında kapsamlı bir askeri harekât başlatmasının, Azerbaycan askerlerinin ve sivillerin yaşamlarını kaybetmesine neden olmasının ardından Azerbaycan yetkilileri ısrarla eşbaşkanların ve uluslararası kuruluşların etkili adımlar atması, Ermenistan’ın yeni provokasyonlarının mutlaka önlenmesi hususunda çağrılarda bulundular. Fakat bu adımlar da atılmayınca 27 Eylül itibariyle Ermenistan Azerbaycan’a yönelik yeni bir provokasyon girişiminde bulundu. Azerbaycan’ın buna karşı başlattığı askeri harekatla birlikte Azerbaycan, topraklarını Ermenistan işgalinden kurtarmaya başladı. Dolayısıyla Azerbaycan Minsk Grubunun ve eşbaşkanların yaklaşık 26 yıl boyunca barışçıl yollarla yapmaları gerekeni askeri yolla yapmak zorunda kalmıştır.Bu süreç Minsk Grubunun ve eşbaşkanların kaderini de etkileyecektir. Azerbaycan bu harekâtı başarıyla sonuçlandırırsa, BM Güvenlik Konseyi’nin kararlarının uygulanmasını sağlayabilirse Minsk Grubuna ya da eşbaşkanlara ihtiyaç kalmayacak. Azerbaycan Ermenistan işgali altındaki topraklarının tamamını askeri yolla kurtarmaz ve barış görüşmelerine (askeri+diplomatik yöntem) devam ederse bu kez de Minsk Grubunun ve eşbaşkanlık kurumunun daha farklı şekilde oluşması gerekecektir. Özellikle de yıllardır kendisine haksızlık yapılan Türkiye’nin pozisyonunun güçlenmesi şeklinde.[Azerbaycan Devlet Gümrük Akademisi Daire Başkanı olan Araz Aslanlı aynı zamanda Kafkasya Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Araştırmalar Merkezi (QAFSAM) Başkanıdır]
Reklam
Reklam