Zihnin Kurguladığı Tutsaklık: Psikolojik ve Felsefi Boyut
Charlie Chaplin seyircilerine bir şaka yapar ve herkes gülmeye başlar. Charlie aynı şakayı tekrar yapar ve bu sefer birkaç kişi güler. Bunun üzerine aynı şakayı bir kez daha yapar ve kimse gülmez. Sonra Charlie seyircilere şunu söyler “Aynı şakaya defalarca gülemiyorsunuz. Peki, neden aynı şey için tekrar tekrar ağlıyorsunuz ve üzülüyorsunuz…”
Charlie’nin bu basit anlatısı bize aslında insan zihninin neşe ile keder karşısındaki asimetrik tutumunu gözler önüne seren güçlü bir felsefi ve psikolojik metafor taşımaktadır.
Hadi bunun nedenine bakalım?
İlk olarak bu durumun psikolojik açıdan temelini ele aldığımızda insan beyninin, evrimsel yapısı gereğince tehlikelere ve olumsuz deneyimlere odaklanmaya (negatiflik önyargısı) programlı olduğunu görürüz. Beyin neşeyi tükenen ve tazelenmesi gereken bir duygu gibi algılarken, acıyı çoğu zaman zihinsel bir döngüye (ruminasyon) dönüştürür ve tekrar tekrar yaşar. Bunun nöropsikolojik nedenini iki başlıkta ele alabiliriz. Bunlar;
Geçmişin Yankısı: İnsan beyni yaşanılan bir ayrılığı, kaçırılan bir kariyer fırsatını veya uğranılan bir haksızlığı; gerçekte tek bir olay olmasına rağmen bunları zihnimizde binlerce kez yeniden sahneler ve yaşarız. Buna geçmişin yankısı denir.
Sahte Kontrol Arayışı: Zihnimiz, geçmişte yaşadığımız bir travmayı tekrar tekrar düşünerek onu kontrol edebileceği ya da onu değiştirebileceği yanılgısına düşer. Oysa yaşanılan her tekrar, travmayı besler, biyolojik ve duygusal olarak yaşanılan acıyı ilk anki tazeliğinde korur ve onu yeniden üretir.
Bu her iki durum bize göstermektedir ki zihnimiz olumlu duygulardan çok olumsuz duygulara daha fazla odaklanmakta ve sarmal bir döngüye girmektedir.
İkinci olarak bu durumun felsefi temeline baktığımızda, her şey zihnimizde olaylara nasıl anlam verdiğimiz ile ilgili olduğunu görürüz. Bu bağlamda iyi ya da kötü olarak kabul ettiğimiz her şey aslında bizim geliştirdiğimiz inançların bir sonucudur. Olayların kendisi tarafsız olup, olaylara yüklediğimiz anlam ve yargılarla onlara bir taraf oluştururuz. Stoa felsefesi denilince akla gelen isim olan Epiktetos, 'İnsanları üzen şeyler olayların kendisi değil, o olaylara dair geliştirdikleri fikirlerdir' der. Chaplin’in şakası, zamanın akışkanlığını ve tekerrürün getirdiği anlamsızlığı gösterir. Geçmiş, kontrol alanımızın dışında kalan bir sahnedir; geçmişe tekrar tekrar üzülmek demek, daha önce izlediğiniz bir tiyatro oyununa tekrar tekrar gidip her defasında aynı sonda ağlamak gibidir.
Epiktetos felsefesine göre, kontrol ikiliği (Dichotomy of Control) doğru anlamalı ve farkındalık dolu olmalıyız. Peki nedir bu kontrol ikiliği?
Hayatta karşılaştığımız her şeyi ya kontrolümüzde olan ya da kontrolümüzde olmayan diye tanımlamalıyız. Kontrolümüzde olanlar; Düşüncelerimiz, arzularımız, kaçındığımız şeyler, kararlarımız ve olaylara verdiğimiz tepkilerdir. Bunu aynı zamanda içsel dünya olarak da ifade edebiliriz. Kontrolümüzde olmayanlar ise; Bedenimiz, mülkümüz, itibarımız, başkalarının eylemleri, geçmiş ve ölümdür. Bunu da dışsal dünya olarak ifade edebiliriz.
Stoa felsefesine göre insanın mutsuzluğunun tek nedeni, kontrol edemediği şeyleri kontrol etmeye çalışması ya da onlara bağımlı hale gelmesidir. Chaplin’in de aslında tam olarak demek istediği şey budur.
Bu durumdan kurtulmak için ne yapmalıyız?
Elbette olaylara yaklaşım şeklimizi ve düşünme biçimimizi doğru şekilde değiştirebilirsek, o zaman zihinsel prangaları kırarak, zihnimizin kurguladığı tutsaklıktan kurtulabiliriz. Bundan kurtulabilmek adına yapabileceklerimiz;
Amor Fati (Kaderini Sev): Yaşanan olumsuzlukları bir ceza değil, varoluşun ham maddesi olarak görebilmelisin.
Geçicilik Bilinci: Gülüşün tükenişi gibi acının da tükenmesi gereken doğal bir süreci olduğunu kabul etmelisin ve acılarını saklamak yerine onlarla yüzleşebilmelisin.
Şu ana kadar zihnin kurguladığı tutsaklığın psikolojik ve felsefi nedenlerini ele aldık.
Zihnin bu yıkıcı döngüsünden çıkmak ve Chaplin’in sorusunu bir uyanışa dönüştürmek için elbette bazı somut adımlar atılabiliriz. Bunlardan birkaçı;
Zihinsel Sahneyi Kapatmak: Zihiniz size geçmişteki bir hatayı ya da hayal kırıklığını yeniden hatırlattığında, zihninizde bunu bir tehlike olarak değil, yalnızca 'tekrar eden eski bir senaryo' olarak görün ve etiketleyin. Sonra dikkatinizi mevcut eyleme yönlendirin.
Tepkiyi Ayrıştırmak: Olayın kendisi ile olaya yüklenen dramatik anlatıyı birbirinden ayırın. Örneğin yaşadığınız durumu 'Bu durum bana zarar verdi' olarak ifade etmek olayın kendisidir, 'Bu durum hayatımın sonu' gibi bir yaklaşımla ifade etmek ise zihinsel bir kurgulama ve dramatik bir yaklaşımdır.
Duygusal Enerjiyi Yönlendirmek: Geçmişte kalan bir acıyı tekrar tekrar yaşayarak harcayacağınız bilişsel enerjiyi, yeni deneyimler inşa etmeye ve anı dönüştürmeye yönlendirebilirsiniz.
Geçmişte yaşadığımız bir kayıp ya da kırgınlığın, zihnimizde yüzlerce kez tekrarlanmasına ve enerjimizi tüketmesine hiç gerek yoktur. Nasıl ki neşenin tazelenmeye ihtiyacı olduğu gibi, kederin de vadesini doldurup yerini sükûnete bırakmasına izin vermek hem zihinsel özgürlüğün hem de bilgece yaşamanın ilk adımı olduğunu sakın unutmayın.
Artık görmedim 🙈, duymadım 🙉 ve bilmiyorum 🙊 deme…
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

