Yasaksız, Sansürsüz! 90'ları Yaşayanların Cinsellik ve Ahlak Eğitimi Konusunda Başka Kafalarda Olmasını Sağlayan Süreç

1bPAYLAŞIM

Biz bunların hepsine tanık olan çocuklar olduk ama büyüyünce de ahlaksız olmadık!

Aklımızın henüz her şeye ermediği ama yaşayabilecek kadar da kafamızın çalıştığı zamanları düşünün. Okuldan eve gelip kendini sokağa atmak, bir yandan da olanı biteni anlamaya çalışmak nerden bakarsanız bakın sancılı bir geçiş süreci. İnsanın yaşadığı belki de ilk kabuk değişimlerinden biridir çocukluktan ergenliğe geçiş...

Üstelik 70'lerin sonunda, 80'lerin başında doğanlar kabuk değiştirenlerin sadece kendisinin değil, kocaman bir memleketin olduğuna da şahit oldu. Üstümüzde ne olduğunu anlamadığımız ama anne ve babamızın çok iyi bildiği bir buhranla büyümeye çalışırken, "neden?" diye sormak bile bazen "şşş sakın ha!" diye karşılık buluyordu.

Televizyon denilen teknoloji harikası, haberleri yayınlamadığı süre içerisinde Yurttan Sesler korosu gibi yerli ve milli etkinliklerle vatandaşlarını eğlendiriyordu. Senin çocuk olman çok da önemli değildi çünkü sana göre olanları seyretmek istiyorsan belirli günleri beklemek zorundaydın. Ülkedeki herkes birbirine "istirham" ederken, daralmaktan başka şansın yoktu ekran karşısında...

Senede bir yüzümüzün güldüğü dansöz gösterisi içinse yılbaşını beklemek zorunda kalıyorduk. 7'den 70'e herkes, yılın sonunda çıkacak güzel bir kadının estetik dansını görebilmek için adeta hayatının geri kalanını donduruyordu. Bir çocuk olarak merak etmenin o gıdıklayıcı etkisi ise yavaş yavaş bünyemizde kendini göstermeye başlamıştı bile...

Bizden önceki nesil (ki anne babamız, dayımız gibi insanlar olur kendileri) 70'lerin erotik filmlerine bir şekilde denk gelmiş, cinselliğin aynı zamanda bir eğlence konusu olarak kullanılmasına da tanık olmuşlardı. Ancak sektör, her eve giren televizyon karşısında buna da dayanamadı.

Biz ise televizyondaki romantik, kaotik ve bir o kadar ihtiraslı dizilerin sadece belirli kısımlarıyla ilgileniyorduk. Güzeller güzeli Sam, Kyle ile ne zaman öpüşecekti ya da David Addison, Maddie Hayes ile sevgili olabilecek miydi? Bir ömür dizilerdeki flörtün içine kendimizi dahil ederek geçirdik.

Bilginin yazılı olarak alındığı zamanlarda, her evin mütemmim cüzü gibi bulunan ansiklopediler ise kafadaki soru işaretlerini gidermek için sınırlı da olsa tatmin sağlıyordu. Genel Kültür, Görsel Türkiye gibi kaynakların yanı sıra, Eşim ve Ben gibi cinselliği öğreten ansiklopediler, ebeveynlerin çocuklarıyla muhatap olmadan "kenara bıraktığı" eğitim araçlarıydı. Çoğumuz, çocuğun dünyaya geliş şeklini belki de hayretler içinde bu kaynaklardan öğrendik.

Özel kanalların açılması ise bizim dünyaya tavşanlı makaslarımızla açtığımız yeni bir pencereydi adeta. Radyoda duyduğumuz şarkıların kliplerini seyrediyor, DJ'lerin kendilerini görüyorduk. Polis Akademisi diye bir seri çıkmıştı ve hepimiz müptelası olmuştuk. Bizim sadece bu kadar sandığımız dünyanın aslında bu kadar olmadığını anlamamız ise çok da uzun sürmedi.

O zamanlarki Show TV'nin "Gece Keyfi" kuşağı, kırmızı nokta ile başladığını haber veriyordu. Zorla odamıza gönderiliyor ve "terbiyesiz şeyler" seyretmekten ailemiz tarafından men ediliyorduk. İşte bu geri püskürtme, bizi daha da meraklandırıyor ve ilk müsait zamanda herkesten gizlice kırmızı noktaya doğru gidiyorduk. Gitmediniz mi? Hepimiz gittik işte, biliyorsunuz...

Gördüğümüz şey ise tam olarak şu aşağıdaki topluluktu. Bir sürü güzel kadın çeşitli meyveleri temsil ediyor, onlardan daha çirkin olan yarışmacılar ise hem soyunuyor hem de seçtiği meyveyi soyuyordu. Gördüğümüz şey, annemizle gittiğimiz hamamdakilerle benzerdi ama kesinlikle daha estetikti. "Çin Çin" şarkısı eşliğinde saniyelik meme bakıyor, evde çıt sesi duyunca kanalı hemen değiştiriyorduk.

Televizyon kutusu, seyirciye yıllardır vurulan zinciri kırmak konusunda epey kararlı görünüyordu. İşler bir adım daha öteye gitmiş, parayla izlenebilen şifreli kanallar ortaya çıkmıştı. Cine 5 adıyla bildiğimiz bu kanalda, erotik ve yarı erotik filmler gösteriliyordu. Parası olmayanın gözlerini kör etmek uğruna çizgilerden şekil çıkartmaya çalıştığı bu dönem, insanımızın mücadelesini gözler önüne seren inanılmaz bir süreçtir.

Sylvia Kristel'in efsane filmi Emmanuelle'nin televizyon ekranlarında gösterilmesi işte tam da bu zamanlara tekabül eder. O zaman diliminde çoğumuz için sadece "açıkta meme görmek" merakını gideren bu filmin aslında kendi klasmanında klasikler arasında olduğunu da bizi ilgilendirmiyordu.

Müzik kanallarının da açılmasıyla artık erotizm ögeleri, kliplere de işler olmuştu. Fakat biz tedrisatımızı yukardaki aşamalardan geçerek tamamladığımız için bu detaylar hiçbirimizde ağzımız açık bir şaşkınlık yaratmadı. Evet cesurdu, evet farklıydı ama o kadardı. Bu detaylar artık ekran seyirci için hayatının bir parçasıydı ve neredeyse sıradandı...

Televizyonun cazibesini kaybettiği zamanlarda ise interneti herkes "anında giden mektup" gibi düşünmüyordu. Artık televizyonda denetim vardı; değil meme, öpüşme görmek bile ahlak bozan unsur halinde değerlendiriliyordu. İnsanlar internetin ne kadar özgür olduğunu bir kere daha fark ettiler ve aradıklarını tam da burada bulmaya başladılar. Fakat özgürlük o kadar da kolay değildi. Yasaklar geldi, engellemeler devreye girdi. Çözüm hep bulundu ama önemli olan "yasak"tı, "ayıp"tı...

Olayları sadece bu etkenlere bağlamak büyük cahillik olacaktır ancak yasakların getirdiği ahlaki çöküşü de her gün, her an daha fazla görür olduk. İnsanların cinsellik konusundaki eğitimsizliğini ve verdikleri zararları gördükçe bizim aslında nasıl da sağlıklı büyüdüğümüzü fark edebiliyor musunuz? Her şeyden haberi olan ama kimseye zarar vermeyen, ahlakı sadece cinsellik üzerine kurgulamamış bir nesiliz biz.

Sansürün ve yasakların gittikçe yaygınlaştığı şu günlerde televizyondaki şiddet içerikli diziler "ahlak" kapsamında değerlendirilmiyor. İnanın, Tutti Frutti'de gördüğümüz yarı çıplak bedenler, içinde bulunduğumuz zihniyetten çok daha ahlaklı ve masum. Kim daha kötü şimdi?

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
dead-nettle.

Valla sene tam kaç hatırlamıyorum ama inter star ve teleon açılmış ve bim ilçede belediye verici kurmuştu bu kanallar için herkez izlemek için anten taktırmıştı. Ve Belediye bir kıyak daha yapıp bu vericilere RTL, SAT1 ve Eurosport larıda eklemişti. Cumartesi akşamları saat 23 dedimi bütün kahveler ve sokaklar bom boş kalırdı. RTL de tuttu furitti programı izlemek için millet eve oruç bozmaya gidenler gibi koşardı :D :D Bende 12 yaşınadaydım ve ilk çıplak insanları ozaman görmüştüm :D :D 2 hafta sonra vericiler dindar kesim tarafında darp edilmişti ve neredeyse halk linç yapıcaktı bu kesimden insanları :D :D

nihat-erdogan

Henüz ergenliğe geçen oğlum mutfakta televizyon izliyordu. Uyandım su içmem lazım,yani mutfağa bir şekilde gireceğim,lakin mutfaktan gelen sesler hiç hayra alamet değil.Öksürdüm,oğlan toparlansın,kanalı değiştirsin diye. Mutfaktaki mini televizyonun bir özelliği vardı, kapandıktan sonra ekran kararırken son izlenen kanalın logosu ve son karesi flu biçimde bir süre kalıyordu. Mutfağa girdim,benim oğlan ''horluyor '' ama ekranda SHOW tv.nin logosu ile sağ alt köşedeki kırmızı nokta hala revizyonda...

kendineassassin

Zehirli Sarmaşık'ı unutmuşsun.. (: TV'de "denetim" kisvesi altında aşırı sansür uygulanmayan dönemlerde belki de tek sorun "mahâlle baskısı" idi, şimdi o mahâlle baskısı ülkede her alana yayıldı ve gereksiz otokontrol bizi biz olmaktan çıkarıyor..

arsenic

Şimdiyi güzellemek için eskiyi gömmüşsün ama, eski de öyle çok matah değildi. Rtük o zaman yoktu ve ben çocukken TRT de bir filmin öyle bir sahnesine denk gelmiştim ki (hala aklımdadır) hem de akşam çok geç olmayan bir saatte. Bildiğiniz pornografi denebilecek bir görüntüydü. Böyle bir filmi bu kadar kontrolsüzce yayınlamakla, bugün güya RTÜK var ama yapılan şiddet, tecavüz ve magandalık propagandasının kontrollü yayınlamak arasında hiçbir farkı yok bence. Yani iki o zaman da rezildik şimdi de.. Son derece açık görüşlü biri olarak bazı konularda (cinsellik ve şiddet) tv de Sansür o kadar kötü bişey değildir.

kendineassassin

Denetim ile sansür arasındaki farkı bildiğinden emin misin??

orhan-atasalan

90'ları dolu dolu yaşadığım için şükrediyorum.

Görüş Bildir