Yapı Kredi'den Çok Konuşulacak Karar: Dizide Şiddet Varsa Yapı Kredi Reklam Vermeyecek
Yapı Kredi Kurumsal İletişim Direktörü Arda Öztaşkın, şiddeti teşvik eden içeriklere yönelik reklam politikasında değişikliğe gittiklerini açıkladı. Bu tür yapımlara destek vermeyeceklerini belirten Öztaşkın, sektörün de benzer bir duruş sergilemesi gerektiğini vurguladı.
'Bu bir tercih değil. Etik bir sınır, kamusal bir sorumluluk ve vicdani bir yükümlülük' ifadelerini kullanan Öztaşkın, tüm meslektaşlarını bu konuda sorumluluk almaya davet etti.
Öztaşkın, dizilere yaklaşımlarındaki ayrımı anlattı.
Açıklamasında, şiddeti eleştirel biçimde ele alan içeriklerle onu stilize ederek cazip gösteren yapımların aynı olmadığını vurgulayan Öztaşkın, şu ifadeleri kullandı:
'Eleştirel temsil ile özendirici temsil arasında fark gözetmek, bana göre bir iletişimcinin asgari muhakeme sorumluluğu. Çünkü, iletişimci yalnızca görünürlük yöneten biri değil. Anlam, meşruiyet ve güven de üretmek zorunda. Bu yüzden insana, özellikle kadına, çocuğa ve hayvanlara yönelik şiddeti normalleştiren; şiddeti güç, prestij, karizma ya da başarı göstergesi gibi sunan hiçbir dili ve anlatıyı kabul etmiyorum.'
Meslektaşlarını da sorumluluk almaya davet etti.
Bu yaklaşımı benimseyen dizi ve içeriklere reklam vermeyeceklerini belirten Öztaşkın, 'Bu bir tercih değil. Etik bir sınır, kamusal bir sorumluluk ve vicdani bir yükümlülük. Tüm meslektaşlarımı da bu konuda sorumluluk almaya davet ediyorum' dedi.
Açıklamanın tamamı şu şekilde:
'Yaşadığımız trajedi karşısında sadece üzülmek yetmez. Herkes kendi payına düşeni görmek ve yapmak zorunda. Ben de.
Biz iletişimciler bazen kendimizi sadece “işimizi yapıyoruz” diyerek rahatlatıyoruz. Oysa, yaptığımız iş, aynı zamanda hangi anlatıların normal, hangi değerlerin meşru, hangi karakterlerin hayranlık uyandırıcı bulunduğuna dair oluşan toplumsal iklime etki ediyor.
Suçu bir yükselme hikâyesine dönüştüren, korku üretmeyi etkiyle, tahakkümü itibarla karıştıran içeriklerin sadece basit bir kurgu meselesi olmadığını düşünüyorum.
Çünkü tekrar eden her anlatı, zamanla toplumsal algının sınırlarını değiştirir. Önce duyarsızlaştırır, sonra alıştırır, en sonunda da normalleştirir.
Şiddeti sorun olarak anlatan içerikle, şiddeti stilize edip statüye dönüştüren içerik aynı şey değil. Eleştirel temsil ile özendirici temsil arasında fark gözetmek, bana göre bir iletişimcinin asgari muhakeme sorumluluğu.
Çünkü, iletişimci yalnızca görünürlük yöneten biri değil. Anlam, meşruiyet ve güven de üretmek zorunda.
Bu yüzden insana, özellikle kadına, çocuğa ve hayvanlara yönelik şiddeti normalleştiren; şiddeti güç, prestij, karizma ya da başarı göstergesi gibi sunan hiçbir dili ve anlatıyı kabul etmiyorum.
Bir iletişimci olarak, ekibimle birlikte, bu dili ve anlatıyı temel alan dizi ve içeriklere reklam plasmanı yapmayacağız.
Bu bir tercih değil. Etik bir sınır, kamusal bir sorumluluk ve vicdani bir yükümlülük.
Tüm meslektaşlarımı da bu konuda sorumluluk almaya davet ediyorum.'
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!





Yorum Yazın