Görüş Bildir
Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio'da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Ünlü Şairlerimizin Kaleminden Güzide Şehrimiz İstanbul İçin Yazılmış En Güzel 19 Şiir

Anasayfa
 > Sanat

Kimileri hayatlarını İstanbul'da geçirmiş, kimileri bu şehri hiç görmeden aşık olur gibi sevmiş İstanbul'u. Kimileri yazma ilhamını İstanbul'dan alırken, kimileri onu özleyerek yazmış dizelerini. Birçok şairimizin şiirlerine konu olmuş İstanbul. Hanlarıyla, boğazıyla, vapurlarıyla, köprüleriyle ve birçok nadide semtiyle şairlerimizin şiirlerine konu olan İstanbul hakkında yazılan en güzel şiirleri, İstanbul şiiirlerini, İstanbul sözlerini bir daha hatırlayalım.

1. Yahya Kemal Beyatlı / Başka Bir Tepeden

1. Yahya Kemal Beyatlı / Başka Bir Tepeden

''Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!

Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.

Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!

Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.

Nice revnaklı şehirler görülür dünyada,

Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan.

Yaşamıştır derim, en hoş ve uzun rü'yada

Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan.''

2. Orhan Veli Kanık / İstanbul'u Dinliyorum

2. Orhan Veli Kanık / İstanbul'u Dinliyorum

''İstanbul'u Dinliyorum 

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; 

Önce hafiften bir rüzgar esiyor;

Yavaş yavaş sallanıyor 

Yapraklar ağaçlarda;

Uzaklarda, çok uzaklarda 

Sucuların hiç durmayan çıngırakları; 

İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı. 

İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı; 

Kuşlar geçiyor derken 

Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık;

Ağlar çekiliyor dalyanlarda; 

Bir kadının suya değiyor ayakları; 

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. 

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Serin serin Kapalıçarşı, 

Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa 

Güvercin dolu avlular, 

Çekiç sesleri geliyor doklardan

Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları; 

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı 

Başında eski alemlerin sarhoşluğu, 

Loş kayıkhaneleriyle bir yalı

Dinmiş lodosların uğultusu içinde. 

İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı. 

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; 

Bir yosma geçiyor kaldırımdan. 

Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.

Bir şey düşüyor elinden yere; 

Bir gül olmalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. 

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Bir kuş çırpınıyor eteklerinde. 

Alnın sıcak mı, değil mi bilmiyorum; 

Dudakların ıslak mı değil mi, bilmiyorum 

Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından

Kalbinin vuruşundan anlıyorum;

İstanbul'u dinliyorum.''

3. Nurullah Genç / İstanbul ve Sen

3. Nurullah Genç / İstanbul ve Sen

''İstanbul bana hep seni hatırlatıyor. 

Çünkü onun gözleri de en az senin ki karar yeşil. 

Hala, gülümseyen bir lale gibi 

bana sürgününü gönderiyorsun 

dört yanı çevrili bir kale gibi 

ne sır umut, ne de sır veriyorsun 

gemiler gidiyor, sen gidiyorsun 

sulara yansıyor yeşil gözlerin 

hüzün dalga dalga, ıssız ve derin 

beni İstanbul’a terkediyorsun 

sensiz ne şehrayin, ne deniz kalır 

gidersin, harabe olur İstanbul 

martılar göç eder; sular alçalır 

kendini çöllerde bulur İstanbul''

güneşi rengarenk şavkınla gökte 

saçlarını tarar iken bulurum 

beyazı, gecenin çizgilerinde 

ellerini arar iken bulurum 

sensiz çözülür mi gül ve mu/amma 

yüreğimden hala habersiz misin 

adını göklere yazarım amma 

mehtabı kaybolur düşlerimin''

4. Necip Fazıl Kısakürek / Canım İstanbul

4. Necip Fazıl Kısakürek / Canım İstanbul

''Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; 

Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar. 

İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim; 

O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim. 

Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur; 

Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur. 

Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale, 

Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale. 

İstanbul benim canım; 

Vatanım da vatanım... 

İstanbul, 

İstanbul... 

Tarihin gözleri var, surlarda delik delik; 

Servi, endamlı servi, ahirete perdelik... 

Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at; 

Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat... 

Şahadet parmağıdır göğe doğru minare; 

Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare? .. 

Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet; 

Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet... 

O manayı bul da bul! 

İlle İstanbul'da bul! 

İstanbul, 

İstanbul... 

Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği; 

Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği. 

Oynak sular yalının alt katına misafir; 

Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir. 

Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar, 

Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar... 

Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi? 

Cumbalı odalarda inletir ' Katibim'i... 

Kadını keskin bıçak, 

Taze kan gibi sıcak. 

İstanbul, 

İstanbul... 

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler! 

Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler... 

Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu, 

Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu. 

Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından 

Hala çığlıklar gelir Topkapı Sarayından. 

Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar; 

Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar... 

Gecesi sünbül kokan 

Türkçesi bülbül kokan, 

İstanbul, 

İstanbul...''

5. Bedri Rahmi Eyüboğlu / İstanbul Destanı

5. Bedri Rahmi Eyüboğlu / İstanbul Destanı

''İstanbul deyince aklıma martı gelir

Yarısı gümüş, yarısı köpük

Yarısı balık yarısı kuş

İstanbul deyince aklıma bir masal gelir

Bir varmış, bir yokmuş

İstanbul deyince aklıma Gülcemal gelir

Anadolu’da toprak damlı bir evde

Gülcemal üstüne türküler söylenir

Süt akar cümle musluklarından

Direklerinde güller tomurcuklanır

Anadolu’da toprak damlı bir evde çocukluğum

Gülcemalle gider İstanbul’a

Gülcemalle gelir

İstanbul deyince aklıma

Bir sepet kınalı yapıncak gelir.''

6. Cahit Sıtkı Tarancı / Bahar Sarhoşluğu

6. Cahit Sıtkı Tarancı / Bahar Sarhoşluğu

''Yuvası saçakta kalan kırlangıç,

Yavrusu dallara emanet serçe,

Derken camiler üstünde güvercin

Minareler katından geçiyorum

Gökyüzü mahallesi İstanbul’un

Süt beyaz bir martıyım açıklarda

Gemilere ben yol gösteriyorum,

Buğday ve ilaç yüklü gemilere

Bir kanat vuruşta bulutlardayım;

Bir süzülüşte vatanım dalgalar!''

7. İlhan Berk / İstanbul'dan

7. İlhan Berk / İstanbul'dan

''İşte kurşun kubbeler şehri İstanbul’dasın

Havada kaçan bulutların hışırtısı

Karaköy çarşısından geçen tramvayların camlarına yağmur yağıyor

Yenicami, Süleymaniye arkalarını kirli bir göğe vermişler

Hiç kımıldamıyorlar

Ayasofya elleriyle yüzünü kapamış bütün iştahıyla ağlıyor

İnsanlar sokak sokak, çarşı çarşı, ev ev

İnsanlar sırt sırta, omuz omuza verip durmuşlar

Boyunları bükük

Yorgun, asabi, kederli, kindar

Yığın yığın olmuşlar hepsi köprünün açılmasını bekliyor

Bir anda şehrin dört bucağına akacaklar

Bir anda iki ayrı kıtadaki insanlar gibi

Fatihliyle Beşiktaşlı sarmaş dolaş olacaklar''

8. Turgut Uyar / Bir Gün Sabah Sabah

8. Turgut Uyar / Bir Gün Sabah Sabah

''Ver elini Haydarpaşa demişiz,

Vapur rıhtımdadır pırıl pırıl,

Hava hafiften soğuk,

Deniz katran ve balık kokulu

Köprüden kayıkla geçmişim karşıya,

Bir nefeste çıkmışım bizim yokuşu…

Bir gün sabah sabah kapıyı vursam,

-Kim o? dersin uykulu sesinle içerden.

Saçların dağınıktır, mahmursundur.

Kim bilir ne güzel görünürsün sevgilim,

Bir gün sabah vakti kapıyı çalsam,

Uykudan uyandırsam seni,

Ki daha sisler kalkmamıştır Haliç’ten.

Fabrika düdükleri ötmededir.''

9. Ümit Yaşar Oğuzcan / Üstüme Varma İstanbul

9. Ümit Yaşar Oğuzcan / Üstüme Varma İstanbul

''Sana geldim, içim ümitlerle dolu

Beni sarhoş etme İstanbul, ne olur

Bir gün ben de eririm caddelerinde

Çürür kemiklerim adım unutulur

Yine sen kalırsın dipdiri, sımsıcak

Göğü, bulutların, denizlerin kalır

Oynama İstanbul, benimle oynama

Bir gün öldürür beni bu dert, bu kahır

Ezilmiş ellerimin arasında başım

Bu yeryüzünde başka çarem kalmamış

İşte gelip kapılarına dayanmışım

Karşında yıkılmış bir duvar gibiyim

Beni sarhoş etme, başım dönüyor

Üstüme varma İstanbul, kederliyim.''

10. Yahya Kemal Beyatlı / Siste Söyleniş

10. Yahya Kemal Beyatlı / Siste Söyleniş

''Birden kapandı birbiri ardınca perdeler…

Kandilli, Göksu, Kanlıca, İstinye nerdeler?

Som zümrüt ortasında, muzaffer, akıp giden

Firûze nehri nerde? Bugün saklıdır, neden?

Benzetmek olmasın sana dünyada bir yeri;

Eylül sonunda böyledir İsviçre gölleri.

Bir devri lanetiyle boğan şâirin “Sis”i.

Vicdan ve ruh elemlerinin en zehirlisi.

Hülyâma bir ezâ gibi aksetti bir daha;

-Örtün! müebbeden uyu! ey şehr! -O bedduâ…

Hayır bu hal uzun süremez, sen yakındasın;

Hâlâ dağılmayan bu sisin arkasındasın.''

11. Ziya Osman Saba / İstanbul

11. Ziya Osman Saba / İstanbul

''Seni görüyorum yine İstanbul

Gözlerimle kucaklar gibi uzaktan

Minare minare, ev ev,

Yol, meydan.

Geliyor Boğaziçi’nden doğru

Bir iskeleden kalkan vapurun sesi,

Mavi sular üstünde yine

Bembeyaz Kızkulesi.

Bir yanda, serin sabahlarla beraber,

Doğduğum kıyılar: Beşiktaşım.

Baktıkça hep, semt semt, yer yer,

Beş yaşım, on beş yaşım, ah yirmi yaşım!

Durmuş bir tepende okuduğum mektep,

Askerlik ettiğim kışladır ötesi.

Bir gün bir kızını benim eden

Evlendirme dairesi.

Benim de sayılmaz mı oralar?

Elimi tutar gibi iki yanımdan,

Babamın yattığı Küçüksu,

Anamın toprağı Eyüpsultan.

Önümde, açık kollarıyla Boğaz,

Çengelköy’den aktarma Rumelihisarı.

İstanbul, İstanbul’um benim.''

12. Orhan Veli Kanık / Bir Garip Orhan Veli

12. Orhan Veli Kanık / Bir Garip Orhan Veli

''İstanbul’da Boğaziçi’nde 

Bir garip Orhan Veli’yim 

Veli’nin oğluyum 

Tarifsiz kederler içindeyim

Rumeli Hisarı’na oturmuşum 

Oturmuş da bir türkü tutturmuşum

İstanbul’un mermer taşları 

Başıma da konuyor martı kuşları 

Gözlerimden boşanır hicran yaşları 

Edalım… 

Senin yüzünden bu halim.

İstanbul’un orta yeri sinema 

Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama 

El konuşurmuş, görüşürmüş bana ne

Sevdalım… 

Boynuna vebalim

İstanbul’da, Boğaziçi’ndeyim 

Bir garip Orhan Veli’yim.''

13. Atilla İlhan / İstanbul Ağrısı

13. Atilla İlhan / İstanbul Ağrısı

''Kanatları parça parça bu ağustos geceleri

yıldızlar kaynarken

şangır şungur ayaklarımın dibine dökülen

sen

eğer yine İstanbul'san

yine kan köpüklü cehennem sarmaşıkları büyüteceğim

pancak pancak şiirler tüküreceğim

demek yine ben

limandaki direkler ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor

kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler

yahudi sokaklarını aydınlatan telaviv şarkıları

mavi asfaltlara çökmüş

diz bağlıyor

eğer sen yine İstanbul'san

kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan

sirkeci garı'nda tren çığlıklarıyla bıçaklanıp

intihar dumanlari içindeki haydarpaşa'dan

anadolu üstlerine bakıp bakıp

ağlayan

sen eğer yine İstanbul'san

aldanmıyorsam

yakaları karanfilli ibneler eğer beni aldatmıyorsa

kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar

yine senin emrindeyim

utanmasam

gozlerimi damla damla kadehime damlatarak

kendimi yani şu bildigim attila ilhan'i

zehirleyebilirim

sonbahar karanlıkları tuttu tutacak

tarlabaşı pansiyonlarında bekarlar buğulanıyor

imtihan çığlıkları yükseliyor üniversite'den

tophane iskelesi'nde diesel kamyonları sarhoş

direksiyonlarının koynuna girmiş bıçkın şoförler

uykusuz dalgalanıyor

ulan İstanbul sen misin

senin ellerin mi bu eller

ulan bu gemiler senin gemilerin mi

minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında

liman liman götüren

ulan bu mazot tüküren bu dövmeli gemiler senin mi

akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar

neden durmaksızın imdat kıvılcımları fışkırıyor

antenlerinden

neden

peki İstanbul ya ben

ya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi boy boy

gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu abbas

ya benim kahrım

ya senin ağrın

ağır kabaralarınla uykularımı ezerek deliksiz yaşattığın

çaresiz zehirle kusan çılgın bir yılan gibi

burgu burgu içime boşalttığın

o senin ağrın

o senin

eğer sen yine İstanbul'san

yanılmıyorsam

koltuğumun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim

sicilyalı balıkçılara marsilyalı dok işçilerine

satır satır okumak istediğim

sen

eğer yine İstanbul'san

eğer senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim

ulan yine sen kazandın İstanbul

sen kazandın ben yenildim

kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar

yine emrindeyim

ölsem yalnız kalsam cüzdanım kaybolsa

parasız kalsam tenhalarda kalsam çarpılsam

hiç bir gün hiçbir postacı kapımı çalmasa

yanılmıyorsam

sen eğer yine İstanbul'san

senin ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar

gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan

bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir

ulan bunu sen de bilirsin İstanbul

kaç kere yazdım kimbilir

kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken

1949 eylül'ünde birader mırc ve ben

sokaklarında mohikanlar gibi ateş yaktık

sana taptık ulan

unuttun mu

sana taptık.''

14. Oktay Rıfat Horozcu / İstanbul Şiirinden

14. Oktay Rıfat Horozcu / İstanbul Şiirinden

''İstanbul'un üstüne güneş doğdu, 

Çıktı silkinerek gecenin içinden, 

Kız gibi minareleriyle Süleymaniye, 

Sultanahmet, Sultan selim, Fatih camileri. 

Türbeler, çeşmeler, sebiller 

Aldılar aydınlıkta yerlerini. 

Şakımaya başladı bülbül gibi 

Bağdat köşkünün çinileri; 

Hepsi de alın teri, 

Hepsi de el emeği. 

Bir yaprak düştü döne döne şadırvana; 

Bir kumru su içti şadırvandan. 

Üsküdar'ın fakir evleri göründü uzaktan 

En arkada Çamlıca tepeleri.''

15. Sunay Akın / At Kokusu

15. Sunay Akın / At Kokusu

''Son evi gösterin bana İstanbul'da 

vapur sesinin duyulduğu 

ki kapısını çalıp 

söyleyeyim içindekilere 

daha çok kedi yavrusu ezilsin diye 

eski iskeleleri 

sahil yoluyla ayırdıklarını 

denizden 

Karşılığında ben de size 

kanaryası ölüp 

kuaför salonuna dönüşmeyen 

kaç mahalle berberinin 

kaldığını söylerim 

ya da kaç fötr şapkanın 

tutsak olduğunu 

köhne bir konağın 

askısında 

Kaç faytoncunun 

artık taksicilik yaptığını da bilirim 

ama söylemem 

onu da siz bulun 

dikiz aynasına takılı boncuklardaki 

at kokusundan.''

16. Behçet Necatigil / Barbaros Meydanı

16. Behçet Necatigil / Barbaros Meydanı

''Biliyorum, ayıp ve manasız

Ama peşlerinden gidiyorum

Gezmeye çıktıkları vakit

Ana kız.

Utanır da belki

Anasının sırtındaki

Yeldirmeden,

Kız bir adım önde gider

Sezdirmeden.

Beşiktaş'ta Barbaros Meydanı

Sağı anıt, solu türbe

Ortası kare şeklinde,

Parkıdır yoksulların

Bilhassa yaz ayları.

Fidanların, mezarların önünde

Yontulu taşlar çepçevre,

Yer yer banklar konulmuş,

Meydana dolmuş millet,

Sıra sıra oturmuş.

Ah genç kız kalbi,

Sıralara bakar elbet.

Meydanın ilersi deniz kıyısı

Karaya çekilmiş kayıklar,

İskele gazinosu yanda

Sulara dökülmüş ışıklar,

Üsküdar şu karşısı.

O nemli topraklara

Ana çöker yorgun argın,

Kalmış gözü arkada

Kendi ayakta kızın.

En gürültülü şarkılar

Çalarken plakta,

Onlar orda oturur

Denize bakarlar.

Avunmaya muhtaç bu gençlik

Ey kız anası ihtiyarlar,

Ey denizlerden esen serinlik.''

17. Özdemir Asaf / Boğaz Gezintisi

17. Özdemir Asaf / Boğaz Gezintisi

''Ne günlermiş, ne günlermiş 

Yıldızlar, mehtap, çamlar altında. 

Yıldızlar, mehtap, çamlar altında 

Ne günlermiş, ne günlermiş 

Gelip geçmiş! 

Vapurlar değil, Boğaz'dan geçen: 

Boğaz'dan yalılar geçiyor. 

Toplamış sulardan eteklerini, 

Odasına çekilen bir saraylı gibi 

Yalılar gelmeyen âlemlerine gidiyor 

Bırakıp bu sessiz gecelerini. 

Çekip almış kuşların kanadlarından rüzgârını 

Asırlık rüyalarında yalılar. 

Uykuların mahmurluğu saçaklarını sarmış. 

Saz sesleri gelmeyor kıyılarından. 

Ne geçen yazlardan haber var, 

Ne gelecek baharlardan. 

Kimbilir kaç deniz geçmiş uykularından... 

Başbaşa kalmış iki Hisar 

Beklemekte sönük sahilleri. 

Artık eski harpleri anlatır taş duvarlar 

Kıyılarından geçen balıklara. 

O balıklar ki, dedeleri 

Şarkılarla beslenmişti geceleri. 

Şimdi sulara düşen çürümüş tahtalar 

Dalgalarda son oltanın yemleri.. 

Bir zamanlar şen yaşamış yalılar 

Işıklı bir ziyafet sofrasında. 

Renklerini deniz almış götürmüş, 

Küllerini alev alıp savurmuş. 

Deniz kenarında denizsiz kalmışlar. 

Ortaklığı ayrılmış kıt'aların. 

Anadolu günden güne Rumeliye küsmüş 

Bugün biz değiliz bakan yalılara; 

Yalılar boynu eğik bize bakıyor. 

Biz değiliz sarkan hatıralara 

Göğüs gererek dalgalara. 

Yalılar bir hayâl için denize sarkıyor 

Yalılar bize bakıyor, denize bakıyor. 

Ne günlermiş, ne günlermiş 

Yıldızlar, mehtab, çamlar altında. 

Yıldızlar, mehtab, çamlar altında 

Ne günlermiş, ne günlermiş 

Geçip gitmiş.''

18. Sezai Karakoç / Denizin Kentini Yaktım

18. Sezai Karakoç / Denizin Kentini Yaktım

''Denizin kentini yaktım 

Vızıldayıp duran kafamın ortasında 

Denizin kentini yaktım 

Hurma şırıltılarıyla 

Denizin kentini yaktım 

Beni çocukluğumdan koparan 

Denizin kentini yaktım 

Bir kent kadın kabuklarından 

Denizin kentini yaktım 

Miras kalmış bir alevle 

Denizin kentini yaktım 

Veli ağaçlarla kalbi atan mermerle 

Tanrıyı anarak kalbi atan 

Cami sütunları boğdu 

Sararmış gözyaşlarıyla 

Kararmış denizin kentini 

İstanbul ey sevgili şehir 

Dön dön karadan gelen sesime 

Son veren zaman yatırında 

Denizden getirilen biçimine.''

19. Aşık Veysel Satıroğlu / Sevgisi İçimde

19. Aşık Veysel Satıroğlu / Sevgisi İçimde

''Sevgisi içimde yaşayıp duran 

Nazlı güzellerin şirin İstanbul 

Hayali kafamda hükümler süren 

Görmez gözlerime görün İstanbul 

Ortasında deniz kenarlar kara 

Bu dünyada cennet olmuş kullara 

Mehtapta sandallar ne hoş manzara 

Sahildir yayladır yerin İstanbul 

Gemilerin gelir peşi peşine 

Şöhretin yayılmış hudut dışına 

Ayrı bir güzellik başlı başına 

Sevgi muhabbetin derin İstanbul 

Fatih Mehmet Sultan temeli kurdu 

Ondan sonra oldu Türklerin yurdu 

Edirne'den gelen o büyük ordu 

Ayyıldız bayraktır nurun İstanbul 

Denizler kilidi boğazların var 

Dünyaya haykıran avazların var 

Yılmaz Türk Ordusu şahbazların var 

Ferah tut gönlünü serin İstanbul 

Dünya güzelliği sendedir mevcut 

Hususi özenmiş yaratmış Mabut 

Herkesin gönlünde vardır bir maksut 

Halis Türk maksadın varın İstanbul 

Edipler şairler yetişmiş sende 

Ehli aşklar yanmış tutuşmuş sende 

Bir aciz kimseyim Veysel'im ben de 

Seversen olayım yarin İstanbul.''

BONUS

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
638
403
204
185
178
129
118
ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?