The Odyssey Dünyayı Gezdi, Ama Troya'ya Uğramadı
Christopher Nolan'ın yeni filmi bize yalnızca Homeros'u değil, kültürel mirasın geleceğini de düşündürüyor.
Christopher Nolan'ın merakla beklenen The Odyssey filmi yalnızca sinema dünyasının değil, turizm sektörünün de en çok konuşulan yapımlarından biri olmaya aday.
Çünkü bu film, yalnızca Homeros'un destanını anlatmıyor.
Aynı zamanda milyonlarca izleyiciyi Akdeniz'in, Ege'nin ve antik dünyanın izini sürmeye davet ediyor.
Ancak bu yolculukta insanın aklına tek bir soru geliyor:
Hikâyenin başladığı Troya neden bu yolculuğun bir parçası olmadı?
Yolculuk Yunanistan'da Başlıyor
Filmin önemli bölümleri Yunanistan'ın Mora Yarımadası'nda çekildi.
Nestor Mağarası, Pylos çevresi, Messinia'nın zeytinlikleri, Methoni Kalesi ve Akrokorinth gibi tarihî mekânlar Odysseus'un dünyasını canlandırmak için kullanıldı. Yapım ekibi burada yaklaşık bir ay çalıştı ve özellikle doğal rüzgârın yarattığı atmosferi filmin önemli bir parçası olarak değerlendirdi.
Ardından İtalya...
Odysseus'un evi İthaka ise aslında Sicilya açıklarındaki Favignana Adası'nda hayat buldu.
1.Yüzyıldan kalma Santa Caterina Kalesi, Penelope'nin sarayı olarak seçildi. Ekip, yoğun turizm sezonunu beklemeden adada çekim yaptı; dekorların bir bölümü helikopterlerle zirveye taşındı.
Yeraltı Dünyası: İzlanda
Nolan'ın en ilginç tercihlerinden biri ise Hades sahneleri oldu.
Siyah volkanik kumsallar, lav alanları ve neredeyse başka bir gezegeni andıran İzlanda manzaraları, antik mitolojinin yeraltı dünyasını temsil etti. Yapım tasarımcısı Ruth De Jong, bu kararın Nolan'ın en baştan belirlediği yaratıcı tercihlerden biri olduğunu anlatıyor.
Circe İskoçya'da Yaşıyor
Cadı Circe'nin gizemli adası ise İskoçya'nın Highlands bölgesindeki dramatik kayalık kıyılarda çekildi.
Çünkü yönetmene göre önemli olan coğrafyanın adı değil, izleyicide bıraktığı duyguydu.
Ve Sonra...
En şaşırtıcı durak.
Troya.
Ama Türkiye değil.
Fas.
Atlas Dağları'nın eteklerindeki UNESCO Dünya Mirası Aït Ben Haddou köyü, filmin Troya'sına dönüştürüldü.
Yapım ekibi burada yaklaşık iki buçuk dönümlük dev bir Troya seti inşa etti.
Filmin finalindeki yangın sahneleri için bu dekorlar gerçekten yakıldı.
Odysseus'un Troya'dan ayrıldığı sahneler ise Fas'ın Atlantik kıyısındaki Essaouira sahillerinde çekildi.
Ve İşte Tam Burada Durup Düşünmek Gerekiyor
Odysseus'un yolculuğu...
Troya'da başladı.
Bugünkü Çanakkale'de.
UNESCO Dünya Mirası olan gerçek Troya'da.
Buna rağmen dünyanın en büyük bütçeli Odysseia filmi, Troya'yı temsil etmek için başka bir ülkeyi tercih etti.
Bu elbette Christopher Nolan'ın sanatsal tercihidir ve saygı duyulmalıdır.
Ancak bizim kendimize sormamız gereken soru farklıdır.
Türkiye, böylesine büyük uluslararası yapımların doğal tercihi olabilecek koşulları oluşturabildi mi?
Sinema Artık Yeni Turizm Diplomasisi
Bugün filmler yalnızca gişe başarısı değildir.
Bir destinasyon markasıdır.
Bir ülkenin dünyaya açılan vitrini.
The Lord of the Rings Yeni Zelanda'yı,
Game of Thrones Dubrovnik'i,
Harry Potter İskoçya'yı,
Mamma Mia! Yunan adalarını,
The White Lotus ise Sicilya ve Tayland'ı milyonlarca insanın seyahat hayaline dönüştürdü.
Şimdi aynı etkiyi The Odyssey yaratacak.
Ancak bu ilginin önemli bir kısmı, hikâyenin gerçek doğduğu topraklara değil, çekildiği ülkelere yönelecek.
Oysa Türkiye Çok Daha Büyük Bir Hikâye Sunabilir
Troya yalnızca bir arkeolojik alan değildir.
Homeros'un dünyasının başlangıç noktasıdır.
Hititlerden Akhalara, Troya'dan İyon kentlerine kadar uzanan bu coğrafya, insanlık tarihinin en güçlü anlatılarından birine ev sahipliği yapmaktadır.
Eğer bu mirası sinema, dijital deneyimler, müzeler, kültür rotaları ve uluslararası yapımlarla yeniden anlatabilirsek, Troya yalnızca geçmişin değil, geleceğin de en önemli kültür destinasyonlarından biri olabilir.
Belki de bir gün Christopher Nolan gerçekten Troya'da film çeker.
Ama bundan daha önemlisi, dünyanın en büyük yapımcıları Troya'yı düşündüklerinde ilk akıllarına gelen ülkenin Türkiye olmasıdır.
Çünkü bazı hikâyeler...
Yalnızca doğdukları yerde gerçek anlamını bulur.
Yazar Hakkında:
Dr. Cem Kinay, uluslararası alanda tanınan bir turizm girişimcisi ve vizyonerdir.
Magic Life Hotels ile “Her Şey Dahil” konseptinin yaratıcısı olarak global turizm endüstrisinde çığır açmış, milyonlarca misafirin seyahat deneyimini yeniden tanımlamıştır.
1997 yılında Avusturya’da “Yılın Adamı” seçilmiş, 2006 yılından bu yana Avusturya Devleti tarafından verilen Devlet Nişanı ile onurlandırılmıştır.
CK Legacy Hotels’in kurucusu olarak bugün; deneyim ekonomisi, kültürel miras, gastronomi ve longevity odaklı yeni nesil otel konseptleri geliştirmekte ve turizmin geleceğine yön vermektedir.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

