Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Soru Sormayı Sevenlere! Merak Edilen Konular Hakkında Verilmiş 12 Aydınlatıcı Cevap

-
7 dakikada okuyabilirsiniz

Neden veya nasıl gibi soruları zaman zaman bir şey ile karşılaştığımızda sorarız ama detaylarını araştırma konusuna gelince genelde bu durumu pas geçeriz. İşte bu tarz sorulara cevaplar veren çeşitli kaynaklardan derlediğimiz bilgiler sizlerle...

1. Uzayda Bir Silahla Ateş Etsek Ne Olur?

Öncelikle, uzay gibi oksijen bulunmayan bir ortamda ateşleme etkisi oluşmaz. Ama buna rağmen bir silahla ateş edebilirsiniz. Çünkü modern silahlar kendi oksitleyicilerine sahipler. 

Tetiği uzayda çekmek, merminin yaratacağı duman izinin şeklini değiştirir. Bu, namludan dışarıya doğru genişleyen bir küreye benzeyecektir. Tabii uzayda olduğunuz için Newton’ın 3. yasası uyarınca, o an uyguladığınız güce eşit oranda bir güçle geriye doğru gitmeye başlarsınız. Bu durum merminin hareket hızına göre değişim gösterir. Ancak kabaca bir tahminle; saniyede birkaç santimetre kadar bir hızla geriye gitmeye başlayacağınız söylenebilir.

Bir kez ateş edildiğinde, mermi sonsuza dek yoluna devam edecektir. Asla durmaz çünkü evren mermiden çok daha büyük bir hızla genişliyor. Bu yüzden onu durduracak hiçbir güç yok. Ama evren genişlemiyor olsaydı, o zaman her bir santimetre küpte bir iki atom olduğundan, bu atomlar onu yavaşlatır ve yaklaşık 10 milyon ışık yılı yol aldıktan sonra dururdu.

Kaynak

2. Kol Saatlerindeki Quartz Ne Anlama Gelir?

Quartz saatler pilli saatlerdir. Pil ile çalışan saatlere genellikle quartz saat denir. Bir saati quartz yapan ana özellik saatin içerisinde quartz kristal yapısının var olup olmamasıdır. Kimyasal ismi Silikon Diyoksit (SiO2) olan quartz dünyada birçok kaya ve kum çeşidinde bolca bulunan bir bileşiktir. Ama yüksek derecede saf ve yoğun quartz kaynağı bulunmadığı için saatlerde kullanılan sentetik quartzdır. Quartz kristali elektrik enerjisine maruz kaldığında açığa çıkan titreşim kinetik enerjiye ardından da elektrik enerjisine dönüştürülür. Bu enerji sayesinde önceden sayma süresi hesaplanmış çip elektrik enerjisini düzenleyip adım motoruna gönderir ve dönme hareketi sağlanır. 

Kaynak

3. Neden Yürürken Kollarımızı Sallarız?

Yürürken kolları sallamanın enerji kaybından başka bir anlamı olmadığını düşünebilirsiniz. Çünkü kolları sallamanın yürürken herhangi bir işlevi yokmuş gibi görünür. Ancak yapılan araştırmalar kolların sabit tutulması durumunda yürürken daha fazla enerji harcandığını gösteriyor.

2009 yılında yapılan bir araştırmada yürürken kolların sabit tutulması durumunda, normal bir şekilde sallandığı duruma göre %12 daha fazla enerji harcandığı anlaşıldı.

Yürüyüş esnasında kolların sallanmasının sebebinin, bacakların hareketi nedeniyle vücudun üst bölümünde ortaya çıkan dönme etkisinin dengelenmesi olduğu düşünülüyor. Ancak bu etki sadece sağ ayağın sol kolla, sol ayağın da sağ kolla uyumlu şekilde hareket ettiği durumda ortaya çıkıyor. Araştırmalar sağ ayak ile sağ kol, sol ayak ile sol kol birlikte hareket ettiğinde normal yürüyüşten %26 daha fazla enerji harcandığını gösteriyor.

Kaynak

4. Elektrik Ne Kadar Hızlı Akıyor?

Elektrik akımı, elektriksel yük taşıyan parçacıkların hareketiyle oluşuyor. Belli bir kesit üzerinden birim zamanda geçen yük miktarı elektrik akımına karşılık gelmekte. Fizikte sürüklenme hızı olarak adlandırılan durum da elektron gibi yüklü parçacıkların, bir elektrik alanına maruz kaldıklarında ulaştığı ortalama hızı temsil etmekte.

Elektronlar ışık hızına yakın hareket etmekte ve buna sebep olan şeyse elektromanyetik dalgalar. Dolayısıyla elektriğin akış hızı, elektrik üretimi ve dağıtımında kullanılan kabloların boyutları ve diğer bazı teknik detaylara göre ufak tefek farklılıklar gösterse de genellikle ışık hızının yüzde 90’ına ulaşmış oluyor. Bu da saniyede 270.000 kilometre civarına karşılık geliyor.

Kaynak

5. Buz Küplerinin Bir Tarafı Neden Genelde Beyaz, Geri Kalanı Şeffaftır?

Buzun belli kısımlarına beyaz rengi veren, buz içerisine hapsolmuş aşırı küçük hava baloncuklarıdır. Atmosferimizin %21 civarı oksijen olduğu için, içtiğimiz suların ve musluk sularının bir kısmı kaçınılmaz olarak "oksijenlenmiş" olacaktır (eğer ki fabrika üretimi değilse). Çünkü oksijen gazı, suyla temas ettiği noktada suyun içine difüzyon yoluyla geçerek onu oksijenlendirir. Balıkların su içerisinde nefes alabilmesinin tek yolu budur! Hatta bu oksijenlenme miktarı, bilim insanları tarafından bir doğal yaşam alanının sağlıklılık oranını belirlemek için kıstas olarak kullanılabilmektedir.

Eğer isterseniz, bu beyazlıktan tamamen kurtulmanız mümkündür. Bunun yolu, suyu deoksijenize etmektir (oksijenden arındırma). Suyun gaz çözünürlüğü sıcaklık arttıkça azalır. Dolayısıyla suyu kaynatacak olursanız, içerisindeki oksijenin dikkate değer bir bölümünden kurtulmanız mümkündür. Sonrasında soğumaya bıraktığınız suyu hızla donduracak olursanız, elde edeceğiniz buz tamamen şeffaf olacaktır.

Kaynak

6. Bitkiler Ay Işığıyla Fotosentez Yapamıyor mu?

Ay ışığı ne kadar güçlü olursa olsun, Güneş'in sağladığı enerjinin 6 binde biri kadar enerjiye karşılık gelmekte. Buna rağmen fotosentez süreci ay ışığında da devam ediyor. Tabii aşırı yavaş ve çok daha düşük bir etkiyle. Çok yavaş olduğundan bitki için kullanışlı değil. Çünkü bu esnada harcadığı enerji, ay ışığında gerçekleştirdiği fotosentez sonucu elde edeceği karbondioksitten daha fazla. Ama sabah olup da güneş tekrar yükseldiğinde gece kaybettikleri enerjiyi fazlasıyla karşılayabilir duruma geliyorlar.

Günün ilk ışıkları, zararlarını telafi ettikleri enerjiyi onlara sağlamış oluyor. Bunu bir de akşam saatlerinde güneşin etkisi azalmaya başladığında yapıyorlar. Aslında bitkilerin çoğu fotosentez yapmak için sadece günün bu iki vaktini tercih ederler. Diğer zamanlarda ve geceleri yapraklarını kapatarak süreci sonlandırmaları onlar için daha faydalı oluyor. 

Kaynak

7. Yılan Gerçekten Hipnotize Olur mu?

Yılan oynatıcısının yılanını sepetinden çıkartıp oynatmasının, onu bir tür hipnotize etmesinin, flütünden çıkardığı seslerle bir alakası yoktur. Çünkü kobra yılanı bir taş gibi sağırdır. İşitme organı ve buna bağlı sinirleri yoktur. Sesleri duyması mümkün değildir. O sadece yerden, yani topraktan gelen titreşimleri hissedebilir. 

Yılanlar titreşimlere karşı çok hassastırlar. Aslında yılanın sepetinden çıkıp, dikelip aldığı pozisyon saldırı pozisyonudur. Kobra gövdesinin ön bölümünü havaya diker ve boynunu yassıltarak genişletir. Bu hareketi boyun kaburgalarını birbirlerinden ayırarak sağlar. Yılan oynatıcısı elindeki flütü sağa sola sallayarak yılanın baktığı hedefin yerini sürekli değiştirir. Yılan flüte doğru kafasını oynattıkça bu, seyircilere sanki yılan dans ediyormuş izlenimim verir. Aslında yılanın sallanması fiziksel bir olaydır. Onu vücudunun üst kısmını yerden yükseltebilmek için yapar. Sallanmayı kestiği an yere düşer.

Kaynak

8. Bir Kaza Anında Neden Ağır Çekimde Hareket Ediyormuş Gibi Hissederiz?

Konuyu araştırmak için yapılan bir deneyde, gönüllüler 50 metre yükseklikten aşağıdaki güvenli ağa atladılar. Bu düşüş her bir katılımcı için sadece 3 saniye sürdü. Atladıktan sonra kendilerine sorulduğundaysa, tüm deneyimi ağır çekimde yaşadıklarını söylediler ve toplam düşme sürelerini 6-7 saniye olarak tahmin ettiler.

Bilim insanları bu yanılsamanın beyindeki amigdala bölgesinden kaynaklı olduğunu düşünüyorlar. Korku ve tehlikeyle yüzleşme anında amigdala devreye girince tüm duyularımız keskinleşiyor, hafızamız o anda mükemmel çalışmaya başlıyor. Sonuçta yaşadığımız anın tüm detaylarını hızlıca gözden geçirdiğimiz ve her birini mükemmel şekilde işlediğimiz için zamanın yavaşladığını düşünüyoruz.

Kaynak

9. Bazı Hayvanlar Neden Kendi Dışkılarını Yer?

Kendi dışkılarını yiyen hayvanlar genelde bitkilerle besleniyor. Bitkileri sindirmek bazı türler için pek de kolay bir iş değildir. Tam olarak sindiremediklerinden, dışkı olarak çıktığında bile hala besin değerine sahip oluyor. Bu nedenle bazı kemirgenler ve tavşanlar kendi dışkılarını atık olarak görmez. Kimi zaman köpekler bile bunu yapabilir. Onların da dışkıları kendileri için bir vitamin kaynağı. Bulundukları ortamda besin kolayca ve yeterince elde edilmiyorsa, en azından vitamin ihtiyaçlarını karşılamak için bu yola başvurabilirler.

Kaynak

10. Uzayda Oksijen Olmamasına Rağmen Güneş Nasıl Alev Saçıyor?

Öncelikle Güneş’te gerçekleşen reaksiyon kimyasal değil, dolayısıyla yanma değil. Güneş, içinde %73,46 oranında bulunan hidrojen (H) elementinin radyoaktif tepkimesi sonucunda ısı ve ışık yayar.

Ayrıntıya gelecek olursak hidrojen (H) elementi çekirdekleri birleşirse çekirdek tepkimeye girdiği için bu olaya radyoaktif tepkime denir. Bu sırada ortaya helyum (He) atomu ve enerji çıkar.

Bu bir birleşme/kaynaşma yani füzyon reaksiyonudur. Güneş üzerinde bu olay milyonlarca yıldır doğal olarak gerçekleşmektedir. Güneş “yanar” ifadesi büyük bir kavram yanılgısıdır. Güneş yanmaz fakat büyük bir radyoaktif reaksiyon içindedir.

Kaynak

11. Neden Haftanın Beş Günü Çalışıyoruz? Bu Durum Nasıl Uluslararası Bir Standart Haline Geldi?

Haftada beş gün, toplam 40 saatlik çalışma kuralını ilk uygulamaya koyan şirketlerden biri Ford oldu. Sadece hafta içi çalışan işçiler hafta sonlarında vakitlerini diledikleri gibi geçirdiklerinde şikayetleri azalıyor, çalışmaktan memnun oluyorlardı. Ford'un bu uygulamasının verimliliği yükselttiğini gören diğer şirketler de kısa zaman içinde aynı sistemi alıp kendi bünyelerinde uygulamaya başladı.

Kaynak

12. Hareket Halindeki Bir Arabadayken Bir Şeyler Okuduğumuzda Niçin Midemiz Bulanır?

Hareket halindeki bir arabanın arka koltuğunda oturmuş kitap okuduğunuzu düşünün. Yerinizde sabit oturuyorsunuz, gözleriniz kitaba dikilmiş, görüş alanınız arabanın içi ile sınırlı. Ancak, araba tümseklerin üzerinden geçip, virajlara girip hızını arttırdıkça ya da azalttıkça kulaklarınız gözlerinizle anlaşmazlık içine düşer. Böyle bir durumda mide bulantısı oluşmasının nedeni de budur. Eğer mideniz bulanırsa, okumayı bırakıp, camdan dışarı bakın. Bu durumda, midesi bulanacak en son kişi arabanın şoförüdür. O, sadece işitme, görme ve dokunma duyularının sağladığı doğru bilgiye sahip olmakla kalmaz, ayrıca arabayı kullanan kendisi olduğu için, dönüşleri, hız artış ya da azalışlarını önceden bilebilir. Şoför, konumu itibariyle hareket tahminlerini arabanın gerçek hareketine göre ayarlayabilir.

Kaynak

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
birinci-tekil-birey

8 numaraya "göt korkusu" tanımı uygun mu? :)

oyku-senalp

Değil.

birinci-tekil-birey

Peki.

ozzggee

Issız acun kaldı mı???

ferit-cicek

Yolu görüp aracın nerede yavaşlayacağını hızlanacağını bilebileceği için mi araba tutması olan kişiler ön koltuğa oturur

berkcan-uzhan

Ön koltukta görüş açısı artacağı için olabilir.

palmolivreklamindakisessibo

10. soruda uzayda oksijen olmamasından mütevellit yanma reaksiyonunun gerçekleşmeyeceğini bilen süper bilgili yazarımız, birinci soruda barut nasıl patlıyor diye düşünememiş.

goquan

gerekli açıklamayı ilk maddeye ekledim.

Başlıklar

BilimKitapTercihUzayolay
Görüş Bildir