Görüş Bildir
Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio'da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Selda Terek Yazio: Dere Otu Sormaya Komşuya Gitmek

Anasayfa > Yazio

Size üç benzemezden bahsedeceğim. Bu benzemez olaylar beni bir tek çıkarıma sürüklüyor: 

Birincisi; Birkaç yıl önce arkadaşlarla Roma gezimiz sırasında Vatikan’a da uğramıştık. Vatikan dediğin, Hristiyanlık dininin Katolik mezhebinin yönetim merkezi olan, hepi topu 1000 kişilik bağımsız bir şehir devleti. Oldukça turistik. Çevresi yüksek duvarlarla kaplı ve gün boyunca kameralarla izlenmekte. Papa’nın sözleri kanun niteliğinde. Orada enteresan bir şeye tanık olmuştuk:

Aşağıdaki fotoğrafta görünen Aziz Petrus Bazilikası’nın o üçgeninin hemen soluna (izleyene göre sağ) bir adam çıkmış, ayaklarını da aşağı sallandırmıştı.

Aşağıdaki fotoğrafta görünen Aziz Petrus Bazilikası’nın o üçgeninin hemen soluna (izleyene göre sağ) bir adam çıkmış, ayaklarını da aşağı sallandırmıştı.

Elinde kalın bir halat vardı. İntihar edeceğini düşündük. Ya kendini aşağı atacaktı (atsa ölmez sakat kalırdı) ya da asacaktı. Korktuk. Böyle bir manzaranın turistik gezimizin son gününde aklımızda kalan son imaj olmasını arzu etmiyorduk doğrusu.

Epeyce turistin olduğu o yerde bütün başlar yukarı dönmüştü. Adamı izlemekten Bazilika’ya girmedik, o derece enteresan bir durumdu yani. İntihar etmeye kalkışan kişilere olan merakımızdan değil, biraz da ne yapabiliriz çabamızdan dolayı orada adama gözümüzü dikmiş bakıyor, bir yandan da ne olacağını merak ediyorduk. Enteresan olan şuydu; hepimiz başlarımızı kaldırmış adamın ne yapacağını izlerken ve hatta bazılarımız bunu görüntüleme çabasıyla video/fotoğraf çekme işine soyunmuşken, güvenlik görevlileri başlarını yukarı bile kaldırmadan, Bazilika’ya arkalarını dönmüş, hiçbir şey yokmuş gibi gayet sakin bir şekilde turistleri izliyorlardı.

Elbette güvenliğin yanına gidip o adamın orada ne yaptığını sorduk.

“Çatı tamiri” demez mi gözümüzün içine baka baka. Yemedik tabii.

Sonra bir turist ayıldı bayıldı, diğeri Roma itfaiyesini aradı. İtfaiye geldi (Bu arada konumuzla alakalı değil ama itfaiyeciler nasıl yakışıklı çocuklar anlatamam, şaka gibi). Bir Hollywood filmindeydik adeta.

Neyse lafı uzatmayayım, Roma itfaiyesi Vatikan izin vermediği için giremedi içeri, adam tepede oturdu ama atlamadı, biz de bir süre sonra sıkıldık ve canlı bir intihar performansı izlemek yerine oradan ayrıldık. Ertesi günkü gazetelerde veya internette bu olaydan bahsedilmiyordu.

Vatikan güvenliği ya bu tip rating getirmesi muhtemel çabalara fazlasıyla alışıktı, adamın intihar peşinde olmadığını anlamışlardı ya da bu konuyu Vatikan’ın adının karışmaması için yok sayıyorlardı. Olası bir olayda ise örtbas etme yoluna gideceklerdi. Bu bir strateji tabii.

Şimdi hemen geçiyorum ikinci benzemez olaya, iki gün önceki Danimarka-Hollanda maçında kalp krizi geçiren Danimarkalı futbolcu Christian Eriksen’e.

Şimdi hemen geçiyorum ikinci benzemez olaya, iki gün önceki Danimarka-Hollanda maçında kalp krizi geçiren Danimarkalı futbolcu Christian Eriksen’e.

Genç oyuncu sahada yığılıp kaldı. Çok üzücü bir görüntüydü. Derhal müdahale edildi, uzunca bir süre kalp masajı yapılarak hayata döndürüldü. Bütün bu süreç boyunca takım arkadaşları Christian’ın etrafına etten bir duvar ördüler ki bu konu haddinden başka yerlere gitmesin, ajitasyon olmasın, bu konu rating malzemesi yapılmasın.

Ve şimdi sahneye üçüncü benzemezi çıkarıyorum: Bu sabah Sedat Peker bir tweet göndermiş, diyor ki;

Ve şimdi sahneye üçüncü benzemezi çıkarıyorum: Bu sabah Sedat Peker bir tweet göndermiş, diyor ki;

“Ulan iki dakika komşuya dere otu sormaya gittim, ülkeyi ayağa kaldırmışsınız...”

Fazla söze hacet yok. Bu üç benzemez olayın bana anlattığı pek çok şey var, şöyle ki;

·Sıradan hayatlarımıza giren her türlü sıra dışılık elbette dikkatimizi çekecek. Onlara bakacak, ilgilenecek ve hatta monotonluğun bozulmasından tuhaf da bir haz alacağız.

·Kurumsal yapılar, yapmaları gerekeni yapacaklar. Vatikan’daki gibi kuru gürültüye pabuç bırakmayacak, kendi üzerlerinden nemalanmaya çalışanlara yardımcı olmayacaklar. Danimarkalı futbolcuların yaptığı gibi takım arkadaşlarının özelini gizleyecek, arkadaşlarının zor anlarını afişe etmeyecekler... Kol kırılacak yen içinde kalacak.

· Biz Türkler her zaman herkesten farklı olacağız ve bir haberin magazinsel kısmını esas değerinden üstte tutacak, saçma sapan insanlara saçma sapan değer atfetmekten geri durmayacak, buna da zaman ayıracağız.

Aylardır gündemin başköşesine oturmuş bu kişinin (Sedat Peker’in) bugün hak dağıtma ve ifşa yöntemine gülsek de unutulmaması gerekir ki HAK, ADALET nanesi yiyen devletçilik anlayışında (sözüm ona),  bu tip ilişkiler en baştan hatanın ta kendisidir. Bu trajikomik bir durumdur ve bizler güldükçe konu daha da saçma yerlere ulaşacaktır. Atatürk Türkiye’si bu olmamalıydı. Hicap duyuyorum.

Öte yandan Sedat Peker’in hikayesinin senaryosunu yazsam iyi film olur diye de düşünmüyor değilim. Bu bir açık çağrıdır/tekliftir; Bana hikayeni anlat Sedat! İbret-i alem için kitabını yazalım, sonra da filmini çekelim. Bu arada senin iyi bir örnek olduğunu söylemiyorum ha, sakın yanlış anlama. Ama kitabın iş yapar, yazmak isterim. Tabii nesnel bir anlatımla...

Ve burada kendimi de dahil ederek bir eleştiri/özeleştiri: Rating uğruna yaptığımız hiçbir şey şu gerçeği değiştirmeyecek:

“Bugün yediğin hurmalar, yarın g..ünü tırmalar...”

Sağlıcakla...

Instagram

Facebook

Twitter

Wordpress

Samsung Data Code
BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
12
3
2
1
1
0
0
ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?