article/comments
article/share
Haberler
Nefis - 1. Bölüm: İnsan Kendini Neden Bu Kadar Kolay Aldatır?

etiket Nefis - 1. Bölüm: İnsan Kendini Neden Bu Kadar Kolay Aldatır?

google-g-white cross-white onedio-o-white
Onedio’yu Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin plus-blue

İnsanın hayatındaki en büyük mücadele çoğu zaman dış dünyayla değil kendi iç dünyasıyladır. Başkalarını tanır, ya da tanığını sanır, onların hatalarını kolayca görür fakat kendisini tanımadan yaşayabilir. Çünkü insanın içinde sürekli kendisini kayırarak çalışan görünmez bir mekanizma vardır. Kadim gelenek bu mekanizmaya nefis adını verir.

Bugün psikoloji aynı gerçeği; benliği koruma mekanizmaları, ego savunmaları ve bilişsel yanlılıklar gibi kavramlarla açıklar. İsimler değişse de işaret edilen hakikat aynıdır: İnsan kendisi söz konusu olduğunda objektif kalmakta zorlanır.

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Nefis, yalnızca kötülüğü isteyen bir yön değildir.

Nefis, yalnızca kötülüğü isteyen bir yön değildir.

Ondan önce, insanın kendisini merkeze koyma eğilimidir. Dünyayı kendi penceresinden yorumlaması, kendisini haklı görmeye yatkın olması, hatalarını gerekçelendirmesi ve kusurlarını perdelemesidir. Bu yüzden insanın en büyük yanılgılarından biri, kendisini olduğu gibi gördüğünü sanmasıdır.

Hayattaki birçok çatışmanın temelinde de bu vardır. Bir tartışmada herkes kendisini haklı hisseder. Kötü bir ilişkide iki taraf da mağdur olduğuna inanır. Bir başarısızlıkta sorumluluk çoğu zaman şartlara yüklenir. Bir başarıda ise payın büyük kısmı kendimize yazılır.

İnsan zihni bunu çoğu zaman bilinçli olarak yapmaz. Çünkü nefis bağırarak değil, fısıldayarak çalışır. Onu tehlikeli kılan da budur. Yanlış yaptırırken bile insana doğru yaptığı hissini verebilir. Bu sebeple insanın kendisi hakkındaki hükmü, başkaları hakkındaki hükmünden daha az güvenilirdir.

İnsan, yaratılışı gereği kendisini sever. Bu sevgi kötü değildir; aksine hayatın devamı için gereklidir. Hiç kimse kendisini tamamen değersiz görerek sağlıklı bir hayat sürdüremez. Fakat bu sevgi ölçüsünü kaybettiğinde, gelişimin önündeki en büyük engellerden birine dönüşür. Çünkü insan, sevdiğinde kusur görmekte zorlanır; savunur, korur, haklı çıkarır, mazur gösterir. İşte nefis tam da burada devreye girer.

İnsan başkasındaki kibri kolayca fark eder, kendi kibrini ise 'özgüven' olarak yorumlar. Başkalarının öfkesini 'agresiflik' diye niteler; kendi öfkesini 'haklı tepki' olarak görür. Başkalarının hırsını eleştirir; kendi hırsını 'hedef odaklı olmak' diye adlandırır. Kelimeler değişir, hakikat değişmez. Nefis gerçeği değiştirmez. Sadece gerçeğin adını değiştirir. İnsan ise çoğu zaman buna inanır.

Modern dünyada birey olmanın önemi sürekli vurgulanıyor.

Modern dünyada birey olmanın önemi sürekli vurgulanıyor.

Kendi sesini dinlemek, kendin olmak ve kendini gerçekleştirmek gibi kavramlar hayatın her alanında karşımıza çıkıyor. Bunların önemli bir kısmı değerlidir. Ancak burada çoğu zaman gözden kaçan ince bir sınır vardır. Kendini tanımak ile kendini her yönüyle kutsamak aynı şey değildir.

Kendini, koruma ve geliştirme odaklı sevmek ile kendine tapmak arasındaki fark…  İnsan kendisini merkeze koymaya başladığında, hayatın merkezinden, hakikatten uzaklaşır. Artık doğru olan değil, hoşuna giden önemlidir. Gerçek olan değil, arzu edilen önemlidir. Vicdan geri çekilir, hayata arzular yön vermeye başlar. İşte iç dünyadaki en büyük kırılma noktası budur.

Hakikatin tersine arzular sınırsızdır. Çünkü arzular, nitelik olarak insan ruhunu gerçekte doyuracak olan şeyler değildir. Doymadıkça da daha fazlasına yönelir: daha çok beğeni, daha çok güç, daha çok görünürlük, daha çok sahip olmak, daha çok kazanmak...

İnsan bunlara ulaştığında tatmin olacağını zanneder.

İnsan bunlara ulaştığında tatmin olacağını zanneder.

Oysa nefis doymaz. Çünkü onu besleyen şey sahip olduğuyla yetinmek değil, istemeye devam etmektir. Bu yüzden insan bazen istediğine kavuştuğu gün değil, istemekten vazgeçemediği gün yorulur.

İçsel olgunlaşma, nefsi yok etmek değildir. İnsan, arzularından bütünüyle arınmış bir varlık olamaz. Asıl mesele bu arzuları kimin yönettiğidir. Arzular mı insanı yönetiyor, yoksa insan mı arzuları? Hayatın kalitesi büyük ölçüde bu sorunun cevabında gizlidir. İradesini arzularının emrine veren kişi, dışarıdan özgür görünse bile içeride bağımlıdır. İradesini değerlerinin emrine veren kişi ise dışarıdan zor bir hayat yaşıyor gibi görünse de içeride özgürdür. Çünkü gerçek özgürlük, her istediğini yapabilmek değil, doğru olduğuna inandığı şeyi yapabilecek iradeye sahip olmaktır.

İnsan kendi içindeki bu mücadeleyi fark ettiği gün gerçek anlamda büyümeye başlar. Çünkü büyük dönüşümler  insanın kendisini tanımaya başlamasıyla mümkün olur.

Instagram

Facebook

YouTube

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
0
0
0
0
0
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam