Müzik Tarihini Değiştiren İkonik Enstrümanlar
Hiç düşündün mü, bugün kulaklığını takıp dinlediğin o şarkı aslında 300 yıl önce birinin inadı ya da 50 yıl önce birinin yaptığı bir 'hata' sayesinde bu kadar güzel tınlıyor olabilir mi?Müzik dediğimiz şey sadece yetenekli insanların notaları dizmesi değil; aslında o notalara can veren aletlerin de hikayesi.
Şimdi düşün, 1700'lerdeyiz.
Elinde klavsen diye bir alet var ama tuşa ne kadar abanırsan aban hep aynı ses çıkıyor. İnanılmaz sinir bozucu! Sonra Cristofori diye bir adam çıkıp 'Piyanoyu' icat ediyor. Bugün dinlediğin o damar parçalardan devasa senfonilere kadar her şeyin arkasında bu sesi duyuyoruz.
1950'lere kadar gitarlar genelde ağır abi takılan, içi boş kutulardı.
Sonra Leo Fender geldi ve 'Stratocaster'ı çıkardı. Gövdesi kavisli (vücuda tam otursun diye), üç tane manyetiği var, kolu çekince ses dalgalanıyor... Jimi Hendrix bu gitarı sahnede yaktı, Eric Clapton onunla ağladı, Pink Floyd onunla evreni keşfetti. Tasarımı o kadar kusursuzdu ki, aradan 70 yıl geçti, hala dünyanın en çok satılan ve taklit edilen gitarı. Bir nevi enstrüman dünyasının iPhone'u diyebiliriz!
Robert Moog 1964’te bu devasa kablo yığınını tanıttığında insanlar "Bu ne, telefon santrali mi?" diye dalga geçmişti.
Bu alet, doğada olmayan sesleri 'sıfırdan' üretebiliyordu. İlk başta sadece bilim kurgu filmlerindeki garip sesler için kullanıldı ama sonra Beatles ve Pink Floyd gibi gruplar olaya el attı. Eğer bugün Spotify’da dinlediğin pop şarkılarında o derin basları, arkadan gelen dijital tınıları duyuyorsan, hepsi Moog’un açtığı o kapıdan geçti.
80’lerin sonunda bir kutu çıktı: Akai MPC.
Hip-hop dünyasını stüdyolardan çıkarıp sokaktaki dahiye veren alet! 80’lerin sonunda çıkan MPC serisi sayesinde, eski plaklardan kesilen 'sample'lar birer ritim canavarına dönüştü. Dr. Dre’den Kanye West’e kadar herkesin eli bir kez bu pad'lere değmiştir.
Şimdi biraz lüks takılalım.
İtalya'da 1700'lerde yaşayan Antonio Stradivari diye bir usta vardı. Adam öyle kemanlar yaptı ki, bugün en gelişmiş bilgisayarlarla bile o sesi taklit edemiyoruz. 'İnsan sesine en yakın enstrüman' denir ya, işte o lafın hakkını tam veren alet budur. Bugün bir orkestrada başkemancının elinde bir Stradivarius varsa, o keman muhtemelen birkaç milyon dolar değerinde.
Bu makine aslında bir "fiyasko" olarak piyasaya çıktı.

Hedefi gerçek bir davulcu gibi tınlamaktı ama hiç alakası yoktu; sesleri çok yapaydı. Tam çöpe gidecekken hip-hop ve techno prodüktörleri 'Aman Allah'ım, o bas davul sesi ne kadar güçlü!' diyerek bu alete sarıldılar. Bugün trap müziğin o yerleri titreten 'bum bum' sesleri var ya? İşte o tamamen 808’in mirası.
Kiliselerden rock sahnelerine...
Aslında kiliseler ucuza org çalabilsin diye icat edildi ama Deep Purple ve Pink Floyd gibi grupların elinde bir 'canavara' dönüştü. O kirli, hırıltılı ve dolgun sesi duyunca insanın içinden hemen bir 70'ler rock konserine ışınlanmak geliyor.
Tamam, tek başına bir enstrüman değil ama gitarın kaderini öyle bir değiştirdi ki listeye almazsak ayıp olur.
60’larda gitaristlerin ayağının altına giren bu pedal, gitara 'vua-vua' diye ağlama/konuşma efekti vererek saykedelik rock ve funk türlerini yarattı.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!


Yorum Yazın