Mutluluğun Anahtarının Kitap Sayfaları Arasında Olduğunu Gösteren, Antik Yunan'dan Bu Yana Benimsenen Teknik: Bibliyoterapi

-

Çok okuyan mı yoksa çok gezen mi mutludur? 

Okumayı seviyoruz, özellikle de yeni bir dünyanın anahtarını bizlere sunduğu için.

Sadece içsel bir mutluluğun anahtarı olarak da görebiliyoruz bazen bu okuma eylemini. Peki keşif hazzının bir adım ötesinde, okumanın insan mutluluğu üzerinde ölçülebilir bir etkisi olduğunu söylesek, ne derdiniz?

Kitaplardan oluşturduğumuz o dünyanın, karakterlerin bize sirayet edişinin yarattığı etkiden bahsetmiyoruz.

Daha açık biçimde, bibliyoterapi diyelim bu okumanın mutlulukla ilişkisine. Kökenine dair kesin bir tarih çentiği atmak kolay değil fakat bundan 100 yıl öncesinde akademik olarak, kurallarıyla bibliyoterapinin tanımlandığını söyleyebiliriz.

Antik Thebes'te bir kütüphanenin girişinde yazılı olan "İnsan Ruhunun İyileştiği Yer" ibaresi boşuna değil.

İyileşmeden kasıt metodik ve tıbbi bir yöntem ışığında iyileşme değil aslında, yani bir tıbbi 'tedavi' yöntemi olarak görmemek gerek.

Fakat 1. Dünya Savaşı'nda neredeyse tıbbi seviyede tedavi için bibliyoterapi ve kitaplardan yararlanıldı.

Savaş alanında travma geçiren askerler evlerine yollanır ve kitap okumaları salık verilirdi. Hatta birçok ülkede Jane Austen romanlarının askerlerin tedavilerine etkisini araştırmak için araştırmalar bile yürütüldü.

Farklı araştırmalar roman okuyanların empati yeteneklerinin kuvvetli olduğunu ortaya koydu.

Belki de empati yetenekleri kuvvetli bireyler kitap okumaya da yatkındı, aradaki yöne dair kesin bir şey söylemek zor. Benzer birçok çalışma okumanın, özellikle de kurgu eserleri okumanın kişiyi bu yönde hayli geliştirdiğine dair veriler ortaya koydu.

Ne dersiniz, bibliyoterapi denenebilir mi? Evetse, buyrun, birkaç ipucu verelim.

Bibliyoterapinin birinci aşaması: Okuduğumuz kitabı tanımak

Bu aşamada kitapla tanışıp içerisinde yolculuğa başlarken karakterlerle ortak bir bağ kurulur. Psikolojik bir danışmanın yönlendirmesiyle de gerçekleşebilecek bu süreçte okuyucu karakterlerde kendi sorunlarının, iç sıkıntılarının yansımalarını görür.

İkinci aşama: Katarsis

Okur tam anlamıyla hazırsa, birey ortaya çıkan duygulardan arınma ve rahatlama aşamasına geçer.Bu aşama aslında bibliyoterapinin normal bir okumadan temel farkıdır. Birey farklı bir hayatta, farklı bir evrende daha önce ellerinden kaçıp giden bazı hisleri yakalamayı öğrenmeye başlamıştır.

Üçüncü aşama: Bütünlüğe ulaşma

Bu son aşamada artık bir içgörü kazanılmış, okunanlar süzülerek bütünüyle hazmedilmiştir. Öykünün yahut romanın etkisiyle yaratıcı düşüncesi tetiklenen okur yepyeni renkleri keşfetmeye de açık hale gelir. Bu da farklı sorunlarla baş edebilecek yeni çözümler arayabilme yolunu açar.

Mutluluğun formülü de aslında sorunlarla yılmadan baş edebilmekten, onları birer yardımcı olarak görebilmekten geçmiyor mu?

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
ayyuzluu

'Çünkü okumak,kuşlar gibi uzak diyarlara gitmektir.' ❤

gzm-ynklr

Harika

emekli_albay_himmet

Erdemcim düşünebiliyo musun şimdi, bunu okuyan Kezoş selfisini çekip ig'ye attıktan sonra eline bir Albert Camus kitabı alıyor.. Yada nargilesini tüttürürken okuyan biri "evet lan" diyip Charles Bukowski'ye merak salıyor.. Yada kitap okuyan biri bile gidip "G.tümün 50 tonunu" okuyup kendi klasiklerimizi bile şezlong'da, pencere önünde kahveyle çekilen İg malzemesi yaptılar.. Sabahaattin Ali'nin ruhu zaten gece kitabevlerini dolanıp kitaplarına büyü yapıyor, eline alan ölsün diye.. Herifi Cennet'ten indirdik yemin ederim.. Öyle MALIZ..

Başlıklar

KitapSavaşYunanistan
Görüş Bildir