Kendine Kurban Seçtiği 27 Kişiyi Boğazlarını Isırarak Öldüren ve Etlerini Karaborsada Satan Bir Cani: Fritz Haarmann

-

O, baba korkusuyla büyümüş bir çocuk. Cinsel kimliği yüzünden hayatının ilk yıllarında sürekli ikileme düşmüş, insanlardan soyutlanmış ve içinde yatan caniyi fark ettiği andan itibaren aklınıza gelebilecek en vahşi şekillerde insan öldürmeye başlamış bir katil. Kurbanlarının etini yemekten büyük bir haz duyan bir yamyam...

İşte, bugün sizlere 'Hannover Kasabı' olarak nam salan ve aşığıyla birlikte 27 insanın ölümüne sebep olan Fritz Haarmann'dan bahsedeceğiz.

1879 yılında, Almanya’nın Hannover kentinde dünyaya geldi, Fritz Haarmann. İşçi bir ailenin çocuğuydu, çoğunlukla sessiz hatta içine kapanıktı...

Fazla zeki değildi, üstüne bir de bol bol surat astığı için öyle kolay kolay kimseyle anlaşabildiği söylenemezdi. İçten içe diğerlerinden farklı olduğunu bilen ve bu yüzden asosyal biri olarak büyüyen bu çocuğun en büyük zevki, bir kız çocuğu gibi giyinmek ve kız çocuklarının oynadığı oyuncaklarla oynamaktı.

Ama Haarmann’ın ailesi, özellikle de babası onu pek memnun eden bu aktiviteye aynı sıcaklıkta bakmıyordu ne yazık ki. Bu yüzden, 16 yaşındayken bir askeri okula gönderildi Haarmann.

Askeri okuldaki katı disiplin ortamına ayak uyduramadığı ve sağlık sorunları baş gösterdiği içinse bir süre sonra okuldan atıldı. Haarmann’ın çocukluk ve ilk gençlik yılları, baba korkusu ve cinsel kimliğiyle alakalı duyduğu ikilimlerle geçmişti; bu sebeple de hiçbir yere kök salamadı anlayacağınız...

Haarmann, okuldan ayrıldıktan sonra bir puro fabrikasında iş bulup çalışmaya başlamıştı. Her ne kadar dışarıdan bakıldığında sakin bir hayat yaşıyor gibi görünse de işin aslı pek öyle değildi...

18 yaşında, bir çocuğa cinsel tacizde bulunurken yakalandı ve tutuklandıktan sonra, psikolojik rahatsızlıkları olduğu gerekçesiyle bir akıl hastanesine gönderildi. Burada yaklaşık 6 ay kaldıktan sonra, bulduğu ilk fırsatta hastaneden kaçıp İsviçre’ye gitti.

İsviçre’ye geldiği ilk zamanlarda sokakta yaşamak zorunda kalan Haarmann, dehşet verici bir de 'uğraş' bulmuştu kendisine; sokak hayvanlarını öldürmek…

Haarmann’ın içindeki o dizginlenemez cani, yavaş yavaş kendini göstermeye başlamıştı. Haarmann, sokakta gördüğü tüm o zavallı hayvanlara gözünü kırpmadan işkence ediyor, öldürdükten sonra da cansız bedenlerini ya evlerin kapılarına atıyor ya da ağaçlara asıyordu. Bu tüyler ürpertici şeyleri yaparken bir yandan da nasıl becermişse becermiş ve bir işe girmişti; hatta bununla da kalmayıp üstüne bir de nişanlanıvermişti!

Tabii, nişanlandıktan sonra da işler yolunda gitmedi. Haarmann’ın sağlıklı bir ilişki yürütebilmesi zaten mümkün değildi, nitekim bir süre sonra nişanlısı tarafından terk edildi.

Haarmann, nişanlılık döneminde erkeklerle cinsel ilişkiye girmeye başlamıştı. Bunun yanında başkalarını da taciz etmeye devam eden Haarmann, İsviçre’de de polis tarafından aranmaya başlayınca çareyi Hannover’a geri dönmekte buldu. Ancak Hannover’a gelmesi durumları değiştirmemişti, bu kez kaldığı apartman dairesinde genç bir erkekle cinsel ilişkiye girerken yakalandı ve dokuz ay hapis cezasına çarptırıldı.

Haarmann, I. Dünya Savaşı boyunca hapiste kaldı. Hapishaneden çıktıktan sonra eskiden yaşadığı yere geri döndü ve burada Hans Grans adlı bir erkekle tanıştı.

İşte, Haarmann'ın işlemeye başlayacağı cinayetler için dönüm noktası da bu oldu…

"Bu gençlere zarar verme niyetinde değildim; buna rağmen bir şeyler olacağını ve bunun beni ağlatacağını biliyordum. Onların üzerlerine atlayıp Âdem elmalarını ısıracak ve bir yandan sıkıca boğazlarına sarılacaktım..."

Haarmann'ın bu sözleri gerçekleri tüm çıplaklığıyla dile getiriyordu. Grans ile birlikte suç ortaklığına başladıktan sonra kurbanlarını acımasızca katleden Haarmann, genç erkekleri hedef almıştı. 

Kurbanları önce evine davet ediyor, ardından acıkmalarını bekleyip onlara yemek hazırlama bahanesiyle mutfağa geçiyordu. Karınlarını doyurduktan sonra ise Grans'ın da yardımıyla zavallı gençlerin üzerine çıkıp hem boyunlarını ısırarak hem de tüm gücüyle boğarak onları vahşice öldürüyordu.

Vahşetin boyutları bununla da sınırlı değildi üstelik. Haarmann, öldürdüğü gençlerin kafalarını koparana kadar ısırmaya devam ediyor, etlerini yiyip kanlarını içiyordu.

Haarmann, tıpkı Hannibal Lecter gibi insan etini yemekten delice bir haz duyuyordu. Kurbanının bedeniyle işi bittikten sonra ise Grans ile birlikte cesedi parçalara ayırıyor ve etleri karaborsada satıyorlardı. Kurbanlardan kalan giysilerden bazılarını kenara ayırıp kullanıyor, işine yaramayanları da yine karaborsada satıyordu. 

Cesetlerden geriye kalan ve 'işe yaramayan' parçaları, Grans'ın yardımıyla Leine Nehri'ne atıyordu. Bu sayede uzunca bir süre Haarmann'ın  işlediği cinayetler kimse tarafından fark edilmedi. Ta ki, Mayıs 1924'te Haarmann'ın kurbanlarına ait 500 adet kemik, nehrin kıyısına vuruncaya kadar...

Haarmann’ın son kurbanı 17 yaşındaki Erich de Vries olmuştu. Bu cinayetin ardından, polisler katili bulabilmek için adeta bir 'insan avı' başlattılar. Haarmann’ın daha önce işlediği suçlar, şüphelerin ona yönelmesine neden olmuştu.

Haarmann, yeni kurbanı Karl Fromm’u hedef aldığında ise polisler onu genç adamı öldürmeden yakalamayı başardılar. Haarmann’ın evinde yapılan aramalarda kullandığı suç aletleri, kurbanların kıyafetleri ve etleri karaborsada satmak için kullanılan diğer malzemeler gün yüzüne çıktı. Haarmann, bunun üzerine suçlarını itiraf etmek zorunda kaldı; hatta Grans’ın da kendisiyle birlikte idam edilmesi için kendi işlediği cinayetlerden bazılarını onun işlediğini söyledi.

Sonradan ortaya çıkan şok edici bir gerçek ise Haarmann'ın eskiden muhbirlik yaptığı için başlangıçta polisler tarafından araştırılmamış olmasıydı.

Ancak işlenen son cinayetlerden sonra polis Haarmann'dan şüphelenmeye başlamış ve o sayede asıl suçluyu keşfedebilmişlerdi. Haarmann, yaşları 10 ila 22 arasında değişen 27 kişinin ölümüne sebep olmaktan dolayı suçlu bulundu ve 15 Nisan 1925 tarihinde giyotinle idam edildi. Son sözleri ise şuydu: 

"Yaptıklarımdan pişman olsam da ölümden korkmuyorum."

İdam edilmesinin ardından Haarmann'ın kafası, tıp öğrencileri tarafından incelenmek üzere Göttingen Üniversitesi'ne yollandı. 

Kaynaklar: 1, 2, 3, 4

Bu içerikler de ilginizi çekebilir:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
Görüş Bildir